• Sonuç bulunamadı

T.C. DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ YAYlNLARI 0907 BY ilahiyat FAKÜLTESi ... DERGISI III

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "T.C. DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ YAYlNLARI 0907 BY ilahiyat FAKÜLTESi ... DERGISI III"

Copied!
17
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C. DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ YAYlNLARI 0907 ·BY· 86 · 008 · 013

iLAHIYAT FAKÜLTESi

.. .

DERGISI

III

(2)

iSLAM CEZA HUKUKUNDA MERHAMET VE ADALET<1J

Yazan: Muhammed Ebu ZE:HRA . ı·

• • ı

Tercüme eden: Yard. Doç. Dr. HASAN GULEÇ

1 -Allah taa1a şö,yle buyurmuştur: «Eıy Muhammed; biz seni ancak alemiere rahmet olarak gönıderdik.»(2l Allah'ın pe.J~gamberi Hz. Muham- med (S) '-e gönderdiği ilMıi vahy, alemler 1çin bir rahmetten ibarettir. Bu, özel değil genel bir rahmettir. Bir türü bir cins değil bütün insanları kuşatır. Bu rahmetıten dolayı yeryüzüne ilahi vahyler gelmiş her peyıgam·

ber, bu ilahi merhamet sebebiyle gönderilmiştir. Bundan dıolayı mer·

harnet (rahmet) düsturu, bütün semavi dinlerde ilahi mesajları içine alan genel bir kanun olmuştur. Nuh, İibrahim, Musa, lsa, Muhammed ve

bunla:vdıan başka peygamberler, alemiere rahmet olarak gelmişlerdir. · Rahmet kelimesi; şefkat ve yumuşak huylu olmakla eş manalı de-

ğildir. Bfuzren müsamahada, yumuşak kuyluluk ve şefk!at içinde, sertlik türlerinin en kötüsünü gizleyen unsurlar bulunabilir. İnsanlara kötülük yapmak niy-etiyle saLdıranların, kanlan büyükibir i§tiha ile içmek için ken- diLerini ormanlardaki aflslanların yerine koyanların; penıçe, diş, kılınç, oıt

ve kur§un.la vahşileşenlerin fiilierine karşı yumuşak davranmaıda aslında

merhametsizlik vaudır. Çünkü suçlulara karşı uyısal ve yumuşak başlı ol- mak, aslında bı.i suçların kurlbanlarına karşı kartı kalbii olmak demektir.

Bunun için Hz. Muhammed (S), merhamet prensibini inSanlara acımaya·

na, suçu önleyici kanunun da acımıyacağı şeklinde ortaya koymuş ve şöyle buyurmuştur: «Meııhamet etmeyen, merhamet gör:mez.»ıaı

Cemjyet, bu sağlam ve istikrarlı zemin üzerine kurulur. Çünkü top·

·lumlarda düzen dı:şına kayan kimseler, bina duvarlarmdaki çıkıntı gibi·

(1) Yazarın «el-C'erime ve'l.-UkU!be fi'l-F':ılklhi'l-İslami» is:tmli eserinin, 1976 yılı Ka- hire !baskısından (sh. 7-23) Ttürı~'ye tercüme edilmiş, dipı)ptlar tarafımızdan eklenmiştir (,çeviren).

(2) Enbiya 21/107.

(3) Buhari, edeb 18, 27 İstanibul 1315; Mü:slim, fedail 65 Mısır 1374-75/1955-56; Elbu Davüd, edeh 145 Suriye 1388-95/1968-74; Tirmizi, !birr 12 Kaıhire 1357 /1938;

M-

med b. Hanıbel, Müsned Il, 228, 241, 269, 514 Beyruıt 1389/1969.

-2415-

(3)

Tercüme eden: Yard. Doç. Dr. HASAN GÜLEÇ

dirler. Binanın hoşa gitmesi, güzel ve sağlam olması, ayakta durması için bu çıkıntının aletle düzelıtilmesi zorunludur. Meyve a~aç1arının ancak

dalları buıdandığı ve asalaklaııdan temizlenıdiği zıaman meyva vermeleri de yine böyledir.

2 -Bunun için ilk başta. gelen peygamberlik merhameti, adalettir.

Adaletin bizatihi kendisi, şümullü bir rahmettir. Bundan dolayı Kur'an-ı

Kerim, ilahi mesajların, hakkaniyete riayet etmek ve insanlar arasında

adalet terazisini elden bırakmamak iÇin gönderilıdiğini açıkça bildirmiştir.

Adaletle merhamet arasmda bir\ fark yıoktur. Akisine adaletin hedefi, bi- zatihi merhametin kenc.hsidir. Allah taala bu manada şö·yle buyurmuştur:

<<Anidiolsun ki peygamberleriımizi belgelerle gönderrnk; insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye peygamberlere kitap ve ölçü indirdik. Pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indiııdik.»(4J

Bu nass, insanlar arasında adaletin, peygamberlik ri:Sıaletinin esası oLduğunu göstermektedir. Yine merhamet de esastır. Bu ikisi biribirinden

ayrılmaz. Biri, diğeri ~çin gereklidir. Merhıamet, adaletin gereklerinden- dir, meyvalarmdan bir meyvadır. Zu1ümle merihametin gerçekleşıne:st imkansızdır. Herkese karşı acıma göz 'önünde bulundurulduğu sürece

· merhaıinete aykırı adaletin olması da yine böıyledir.

Allah taala ayet-i kerimede adıaletin yamsıra gerçek hakkaniyete

işaret etmek iıçin <~demiri» de zikr,etmiştir. Kuıvvetli gücüyle koruyan 'de- . mir olmadığı müdideriıçe koLklü, devamlı, istikrarlı bir adalet olamaz. Ge- rek ferıdler ve gerekıse, devletler arasındaki ,adalette bu k!onuıda bir fark . yoktur. Bunun için Allah taa1a şöyle buyurmUı§tur: <~llah'ın insanları

. bir]biriyle uzaklaştırması olmasayldı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah alemiere lütufkardır.»(5l <<Allah insanların bir kısmını diğer kıs- mıyla sarvmasaydı ınanastırlar, kiHseler, havralar ve içinde Allah'ın adı

çoik anılan camiler yıkılıp giderdi. Andolsun ki Allalı'a: yarıdıım edenler~

o da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.»(6J

3 - Çoğu .zaman insanların dillerinde §U söz dıolaşır: <<Merhamet, adaletin, adalet de kanunun üstündedir». Ş,imdiki beşeri kanunlara göre ben ikinci hükme tamamen katılıyıorum. Çoğu zaman kanun aldaleti ger- , çekleştirmede güçsüz kalır. Fakat büyük yazarı takdir etmekle bera;ber

· (4) Hadid 57/25 . . (5) Bakara 2/251.

(6) Hacc 22/40.

-246---,

(4)

MERHAMET VEI ADALET ', (

birinci bükümde ben ona katılamıyorum. Gerçek adalet, g,erçek mer- hametten ibarettir. Eibu Bekir (R) şöyle dediği zaman: en merhametli ve en adil bir insandı: <-Naızarımda sizin kuvvetliniz, kendisinden hakkı alın­

caya kadar zayıftır. Zayıfmız da hakkını alıverinceye kadar kuvvetli- dir.»(7l işte gerçek mel'hamet budur.

Gerçek merhamet, adaleti ikrar eder, gerçek müsamaha hakkı al- çaltmaz, batılı yücel'l!ımetz,. Aıslmda, batıl, tam manasıyla bir merhametsiz- liktir. Şüpheısiz Aibdullah oğlu Muhammed'in yaratılrşmda merhamet, milsamaha ve adalet açıkça: görülmüştür. O merhametli, müsamahakar ve adildir. Bunlar biribirleriyle uzlaşan, biri öbürüne zıt olmayan özellik- lerdir. Onun ahlakmı, eşi mü'minlerin annesi Hz. Aişe (R anha) şöyle

tasvir etmiştir: «Allah'ın Rasü1ü (S) hi!zmetçisini, kad.inı ve hayvam d!övme1di; bunlavdan başlka hiçbir şeyi de. Ancak Allah yıolunda savaş müs- tesna. Eline geçenden şahsı için intikam almadı. Allah'ın haram kıldığı şeylerin çiğnenmesi müıstesna. Allah'ın haram kıldığı şeyler çiğnendiği

zaman şahsi öfkesi iıçin değil ancak Allah için intikam alırdı.»(sı

Gerçek ve samimi merıhametlilerin ahlakı budur. Onlar batıla yar-

dımcı olmayarak, başkaLarının hukukunu zedelemiyerek şalısi hakların­

da müsamahakar davranırılar. Belki de bu davranı§, Hz. Peygamber'in

(S) şu s:özünrü açıklar: <<Ben merhamet peygamheriyim; ben lravh pey- gamberiyim.»(9l

.. ___

,G -.-~.!'f."---.,., _ _:;___.-- J•- l'J!ir f ~- ---·=-.- ---:---~-- ~

Haub ve merhamet, peygamiherlerıde birarada bulunur. Her adil.

idareciele de durum aynıdır. Onlar insanları ilidil ölçülere, göre otoriteyle idare ederler. Otorite, batılı yıakalayıp layık o1duğu yere koymak, batıl

ehlini de tamamen doğru yola getirmek ,i:çin enselemeik demektir. Bu, merhamet düsturuıdur.

4 - Merhametli · idareciden umumi bir rahmet ya:yılır. Fakat yol- dan çıkmı§ları bu rahmet kuşatımaz. ömer b. el-Hattaıb'ın hayat hikaye- sini okuyacak olur!sak onun valilerini g,ert tabiatlılardan değil merhamet·

lilerdoo seçtiğini görüriilz. Çünkü merhametlilerin gönüllerinden umu-

(7) :bbn Hişfun, es"Siratü'n-Nebevty~e IV, 311, Mısır 1355/1936.

(8) Buhari, menakiıb 23, edeb 80, hudüd 10; Müslim, fedail 77; Eibu Daıvud, edeb 4;

Malik ib. Enes, Muvatta', hüsnü'l-huluk 2, Ka!l:ıire 1370/1951; A. b. Hanbel, Müsned VI, 32, 114, 116, 130, 182, 223, 229, 232, 262, 281; Dfıdmi, nikah 34, Bey- rut, trsz. İbn Ma,ce, nikan 51, Mısır 1372/1952.

(9) A. b. Hanıbel, Müsned IV, 395, 404, 407, V, 405.

--247-

(5)

Tercüme 'eden: Yard. Doç. Dr. HASAN GÜLEÇ

mi bir rahmet fışkırır. Şahısi ve özel bir merhametten umüm1, adil bir rahmet doğar. Bir idareci, insanlar içinde onların duygularını hissetme- dikçe, algılaımadıkça, kalbi onlarla beraber çarpmadrkçıa Mil olamaz.

Genel ve özel işlerinde onlara karşı yumuşak davranmalı, onları zor:ı koşmamalı, sırtıarına kaldıramıyacakları yükü yüklememelidir. Hz. Pey- ganllber'in (S) davet ettiği :iJdaredlikte istenen yumuşaklık işte budur:

<Na Rabbi; kim ümmetimin bir işini üzerine alır da onlara zorluk çıkar­

tıma sen de ona z:orluk çıkart. Kim de ümmetimin bir işini üzerine alıp

onlara lütüfkar ve müşfik davranırsa sen de ona Hituf ve şefkatle mua- mele et.»(ıo ı

5 - İşleri yürütmedeki yumuşaklık işte budur. Cezaların uygulan-

ması sırasınıdaki acıma, böyle bir yumuşaklık ,ve merihamet değildir. Bu durumdaki bir acıımayıa Kur'an-ı Kerim «re'fei>> demiştir. Buna «rah'ınet

v·e

rifk» dememiştir. Erkek ve kadın zinakarların cezalandırılmaları hak-

kında Allah taala şöyle buyurmuştur: <<Zina eden kadın_ ve erkeğin her- birine yüzer· değnek vurun. Allah'a. ve aihiren gününe inanıyorısanız, .Al- lah'm dini konusunda o ikisine acımayın. Onların ceza görmesine, ina- nanlardan bir topluluk da şahit oLsun.»(ııı Genab-ı Allah, rahmet ve re'fe- ti biribirinden ayırmıştır. Ekseriya rahmet, umumi bir iyiliğe ve adalete

sevkeıd:er. Re'fet 1se kederli vaziyetteki kimseye karşı. duyulan acı­

ma hissidir. Bu kederm adil olup olmaması arasında bir fark yok- tur. Bundan dolayı re'fet ve bunun belir:Uleri, bir kötülüğü önlemek, günaha engel olmak sıöz konusu olunca yasıaklanmıştır.

Semavi Diııllerde Ve İslam'dla Ceza

6 - Semavi dinler insanlara gerçekten merhamet etmek demek ol-

duğu ve adalet1e merhamet bir'birinrden ayrılma:dığı için İslam hukukun- da da günah i§leyecekleri engelleyecek cezalar konulmuştur. İslam'da ceza-

ların esası, işlenen suç i1e önleyici ceza arasmda denklik demek olan

kısastan ibarettir. Bundan dolayı Kur'an-ı Kerim, cezalar için «meısülM»

tabirini kullanınJJ§tır. Allah ta~l.l&, kendi emirlerini tutmayan, kendilerinden sonra geleeeldere iyi örnek olmayan millet1ere verdiği ceza hakkında şöy­

le buyurmuştur: «Puta tapanlar senden, iyiHkten önce kötülük isterler.

Oyısa onlardan önce nice iibret a'lmaeak ce~alar (mesülat) verilmiştir.»(1\'1

Ayetteki <<mesülat,» önceki milletiere verilmiş, suça denk cezalar demek-

(10) A.g.e., VI, 62, 93, 257, 258, 260; Müslim, imaret 19.

(ll) Nur 24/2.

(12) Ra'd 13/6

- 2 4 8 -

(6)

IVIERE!AMET VEı ADALET

tir. Buna rağmen onlar öğüt dinlememişler, ibret almamışlardır. Bu davra-

nış, tam manasıyla bir sapıklıktır.

İslam'da cezaların genel eıs.a:sı, suçla ceza ara:smdaki denkliktir. Bun- dan dolayı yukarıda da sıöylediğimrz giıJ·.)i cezala:ra «kısaıs» denmiştir. Kısa­

suı ayguJarı.ması neticesinde insanlara merhamet etme; hayatın huzur, siJ·

kun ve mutluluk dolu olması, bU: sü.künetin bir işkence ile bozul-

marc.cı~.t, gürıahhrın eğl·ence halir.c ~clr-!,lemesi düşi.j.nülmüştür. Bundarı dıolası Cenab·ı r.ı:ak şöyle buyurmuştur: <"E;y akıl sahipleri; kısasta sizin için hayat vaıldır_,,(ıaı Yani huzur, refah, sükün dolu; bozgunculuğun, is-

yanın ve düşmanlığın bulunmadığı bir hayat.

7 - Daha önce Tevrat'ta mevcut o1duğu giibi islam da toplumun hu- kukunu çiğ·neyenleri-ki buhaklar, Allah'ın haram kı1dığı şeylerdir- gerçek adalete yöneltmek için suç i§lemeyi önleyen ca:y"dıncı cezalar lmyma yolu- nu tutmuştur. İnsanlar ibunları, gü~lerinin yettiği n]s:bette uyguladıkları

. takdirde iyi sonuçlar elde ederler.

Burada il§!hi cezaların yüceliğini ve nıut1ak fazilete doğru yönehşini.

görmekteyiz. İHl.hi cezalar, iı;sanların koyduğu, ittifakla kabul ettiklerı,

toplumu yönettikleri ceza kanunlarıııclan farklıdır. Çünkü çeşitli hükü- metlerin ıkoyduklan ceza kanunları, insanların durumlarına ve bildikle- ri, alıştıkları şeylere bakılarak yapılır. E,ski kralların yaptıkları gibi bu kanunlar çoğu ızaman bizzat hükümetleri korumak için çıl<ıarılır. Kralların

iradeleri, kanundan ibarettir. Krallar öncelikle kendilerini korumak, ikin- ci derecede de milletlerine yararlı olacak veya onları haııbe hazırlayacaK

kanunlar yapıyorlardı: Halk krallara tapıyorken bu kanunlara alışıyordu.

Bu alışkanlık, halkın krallan ilah mertebesinelerı ·kudsiyet derecesine in-

dirdiği; devletlerinin mtıkacMes o1du,ğunu sandığı, krallarm çamurunun

kenıdi çamurlarmdan (vücutlarından) olmadığına inandığı devirlerde de devam ettıi. Bundan dolayı hatta çağıda§ 'lmmmlarıda bile kralın dokunul-

mazlığı ifadelerini bulmaktayız. Bu diokunulmazl:ıık, kanun adamlarını, ha- kimleri de sorumluluk dışı bırakan bir saygı ha1esiyle kuşatm1ış ve onları

bütün insanlarm üstüne çıkarmıştır.

İstibdat mutlakiyetinin kalktığı, bu idare .şeklinin cumhuriyet veya me§mti krallığa döndüğü ülkelerde de kral maliktir. Fakat hükmetmeız.

Kralları takdis etme veya bunlardan başka komuıtan ve lideriere saJ"gı göıs­

terme yeripe geçen örfün, karmn koym:adaki tesirlerini görmekteyiz .. Hat-

ta

o, derecedie ki bazı milletierin luallığı ismen kalkmış, ikinci dünya har-

(13) Ba~mra 2/179.

- 2 4 9 -

(7)

Tercüme eden: Yard. Doç. Dr. HASAN GÜLEÇ

binden az önce göııc1üğümüz, daha sonra da göreceğimiz gibi mahiyeti baki kalmıştır.

8 - İnsanların koyduğu önleyici-caydırıcı cezalar işte böyledir.

Allah'ın kıoyduğu cezalar ise insanların örflerine, hayır veya şer üzerinde

görüş birli,ğine vardıkları şeylere yönelik de·ğildir. Ama mutlak hakikati hedef alır. Koruyacağı, müdafaa edeceği fazile.tlere; önleyeceği ve kökü·

kazıyacağı kötülüklere yönelir.

İlahi konunda zulüm yaptığı zaman kralı koruyacak, günah ~lediği

zaman yine onu kurtaracak bir durumı Göz kJOnusu değildir. Allah ve adil hüküm önünde herkeıs -eşittir. Kjö:tülük yapınca üstün ve faziletli bir kim-

senin varlığı söz k!orıuısu olamaz. üstünlük ve fazilet, güzel ahlaka sahip olma ve bunu uygulamadadır.

·· islam hukukunda ceza hükümlerinin başta gelen özelliği, bunların

hem idare edene hem de idare edilene şümülü olmaısıdır. Bunlar hem idareciyi hem de idare edilen halkı kay11t altına alır. Güçlüler bu hükümte-

rin dışmda kalmazlar. Bu kanun ve hükümler sadece güçsüzlere uygulan- maz. Bu gerçeği, Abdullah'ın oğlu Muhammed, Kureyış kabilesi müslüman

olduğu ve hırısızlık yapan hatırlı bir kadının kerıdiiSiirıden affedilmeısi ü;-

terıdiği zaman şöyle· söyleyePek açıkça ilan etmiştir: <<S1zıden önceki mil- letierin mahvoluş sebebi sadece şudur: Onlar hatırlı b~r kimse çaldığı

zaman onu seı:beıst bırakırlar, zayıf bir kimse de çaldığı zaman ona had

cezası uygularla:rıdı. Allah'a arıdlolisun ki Muhammed'in kızı Fa·tıma bile

hırsızlık yapsa, ter·eıdıdüt etmeden onun da elini keserim.»c14ı İslam Hukukmum Ahlak Ve V~cdianlaı Münasebeti

9 - İslam hukukunun özellikleri sadece yukarıda söylenenlerden iba- ret değildir. Onun hükümleri ahlak kanunlarıyla da tamamen paralellik ar- zeder. Ahlak kanuniarına aykırı fiiUeri cezalandırır. Bu kanunlara uygun

davranışları mükruatlandırır. .Ah]aki yörıde kötü olan her fiile İslam hu·

kuku ceza veııir. Bu arada ceza uhrevt ve dünyevi olmak üzere iki çeşit­

tir: a) Müsbet suçlar: Bu suçların özelliği, toplumLarı bıozmalandır. Bu suçlar için önleyici, engelleyici dürıye,vi cezalar klonmuşıtur. Hııısızlık, evli

(14) Buhari, fedailü achaıbi'n-nebi 18, enbiya 54, hudud 12: Müslim, hudud 8, 9;

Ebu D<fuvud, hudud 4; Tirmizi, hudüd 6; Nesai, sariq 5, 6, Mısır 1383/1964; İibn

Mike, hudüd 6; Darimi, hudud 5, Beyrut trhsz. A. b. Hanbel, Müsned III, 386, 395, V, 409, VI, 329.

~250-

(8)

MERHAMET VE ADALET

kadınlara zina iftirası (kazf), y:ol kesme, mala ve cana yapılan diğer teca- vüzler ... bütün ilm suçların hepsi ;için !ısHl!m'da. belirli ceızalar vardır. Bun-

ları hakimler ve idareciler uygularlar. b) Menfi suçlar: Bunlar gıybet, ko-

ğu cu luk, nifak, hws,eıd vıs. gibi hakimler huzurunda isibat edilemeyen suç-

lardır. Bunların şüphesiz uhrevi ceızaları varıdır.

10- Bu ve diğer yönlerden İSılam hukukunun, dindar insan vicda-

nıyla münaseıbeti vardır. Dindar müslüman, yüce ve her §eyden münez- zeh ola.n Allah'ın kontrolü altında bulunduğunu, yaptıklarından ona he- sap vereceğini, yapmak ~stediği şeylere, dair niyetini de Allah'ın bildiğine inanır. Bu manada Hz. Peygamber (S) de şöyle buyurur: <<Ameller niyetle- re bağhdır. Her kişi için sadece niyet ettiği şey val'dır. Kimin niyeti Allah ve onun peygamberi ise onun maksadı Allah ve peygamberi oılur. Her ki- min de niyeti elde edeceği dünya veya nikaklacağı kadın olurlsa onun da

maksrudı niyet ettiği şeıy olur.»<15 l

Dini vicdanın uyandırıtn1:aısındaki büyük yarar, üç hususta kendini or- taya koıyar:

a) Suça dü§meyi öııleyen bir kalkan vazifesi giörür. Dini vicdan uyan-

dığı zaman !SUÇU dıoğuran kin ortadan kalkar. Çünkü suçluların suç i§leme sebebi, topluma kar§ı duydukları kindir. Bunlaııda kendilerini tlopluma

bağlayan bir meııhamet doygusu bulunmaz. İnsanlara eziyet etmek için oK gibi fırlarlar. Biııçok suçlar, toplumla bunun içinde ya§amakta olan bir grubun arasındaki bağların koıptuğunu gösteren açık delillerden ibaret- tir. Eisk.iden Araplar ibu gruptaki insanlara <<ipsi~Zler» adını vermi§lerdir.

Bu tabirde ızihin hakımından ve duygu yönünden insanlardan lwpma söz konusudur.

Dini vicdan terbiye edilince sevgi kuvvetlenir, insanlara bağlılık ar- tar. Kişi, Allah'ın fazlmdan, ihsan ettiği şeylerden dolayı insanları çeke- memezlik hissine kapılmaz olur. Çünıkü bilir ki Allah bol rızrk verendir;

güç, kuvvet sahiibidir. Saibra kar§ılık sevab, kine, karşılık da günah vardır.

Bir ahiret günü daha vardır ki ıo günde sahreldenlere mükafatları hesapiSlZ bir şekilde verilecektir. Bu psikolojik teselli, gönüldeki !bütün tecavüz mik-

roplarını ve saldırı isteğini kökünden söker, atar. Böylece Hz. Peygamber

(15) Buhari, bedü'l'vahy 1, iman 41, ntkil!h 5, talak ll; eıyman 23, hiyel 1, itk 6;

Müslim, imaret 155; Eıbfı. Davfı.d, talak ll; Tirmizi, fedailü'l-ci!had 16; Nesai, taharet 59, talak 24, eyman 19, İbn Mace, zühd 26; Ahmed b. Haııbel, Müs- ned I, 25, 43.

-251-

(9)

Tercüme eden: Yard. Doç. Dr. HASAN GÜLEÇ

(S) 'in şu sozune sarılarak gO!plumla iyi geçimli ve uzla!§mış hale gelir:

<<Mü'min, geçimlidir, münistir.»(161 Geçinmeyen, uzlaşılm~yan bir kimse- de hayır yoktur. Böyle bir şahıs, toplunıla irtrbat kurunca a:rtık bu toplu-

luğu rahatsız etmez.

b) Vicdanın uyanıdırılması, ısuçların isihatını "ffiolaylaştırır. Çünkü suç- lar genel olarak aleni değil gizli işledir. Olayı görenler, bunu bildirmenin dini bir va1zife o1du,ğuna inandı'kları zaman Rab'lerinin hükmünü uygu}a- mak için heber verirler. Bu inanç1arı şu ayetten dolayıdır: «gY .inananlar;

kendiniz, ana-babanız ve yakınlarmız aleyhine de olsa şahit olarak adaleti gözetin; iSıter zengin olsun ister fakir olsun, Allah onlara daha yakmdır.

Adaletinizde hevesiere uymayın. E,ğer eğriltil'seniz veya y:üz çevirirsenız

bilin ki Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdaııdır.»(17!

Vicdan kuvveti o dereceye ulaşmıştı ki bir adam, kendi oğlunu alıp

Hz. Peygamber CS) 'e getir.iyor; gerekiyorsa ona had ceızaısı uyguluyordu.

Buhari ve Müslim'in rivayet ettiklerine göre iki adam bir meselenin halli için Hz. Peygamlber'e (S) müraıcaart ettiler. Bunlaı:ıdan birisi dedi ki:

my Allah'ın Resulü, ikimize dair Allah'ın ikitaıbmdak,i hükmü, ver. Diğerı

de evet, ey Allah'ın ResuLü, Allah'ın kitabına g'öre hüküm ver, fakat ha- na müsaade et, konuşayJJm dedi. Hz. Peygamber (S), ISiöyle deyince adam.

dedi ki: Benim oğlum bu adamın ailesinin yanında üc'retle çalışıyordu. Ka-

rısıyla zina etmiş. Kendi:sine yüz koyun ile bir hizmetçiyi fidye olarak ver-

diım. Dini !bilen kimseler 'bana, oğluma yüz :sıopa vurulacağını ve bir yıl da

süııgüne günderileceğini •S!Öylediler ... Bunun üzerine Hz. Pe:yıgarn!ber (S)

~öyle buyurdu: «Allah'a andolsun ki ikiniz hakannda Allah'ın ~itabma göre hüküm vereceğim: Yüz, :koyunu ve hiızmetçiyi geri alacaksın. Oğluna yüz sropa vurulacak verbir yıl da sürgüne göııderilecektir.»i18!

Vicdan hakimiyeti İşte böyle •oiur. Bu lda Kur'an-ı Keırim'in hükmüne boyun eğmektir. Adam, had cezası uygulanısm, ,swtı kırbaç. yarasından yan- sm, uzun müddet sürgünde yaşasın diye oğlunu içinden gelerek, elinden tutar, getirir. Sosyal şartlara göre yapılmış beşeri kanunlara -ister bunlar adil oJısun i1ster olmasın- insanlar bu derecede itaat ederler mi?

(16) A. b. Han/bel, Müsned V, 335.

(17) Nisa 4/135.

(18) Buhari, sulh 5, ahkam 39, ahi'ı.d 1, şurut 9, eyman 3, hudud 30, 34, 38; Mü,- lim hudud 25, kudat 22; Eibu Davud, hudud 25; Tirmizi, hudud 8; İbn Mtke, hudud 7; Malik b. Enes, Muvatta', hudud 6; A. b. Halllbel, Mrü:sned IV, 115, 116.

-252-

(10)

MERHAMET VEI ADALET

c) Üçünoü husus, dini vicdanın uyanık tutulmaısı ve suçlunun çek-

tiği cezanın kul tarafından değil herşecyden müneızzeh Allah tarafından

farz kılmdığma inanmasıyla ilgilidir. Bu durumda . suçlu pi§manlık du- yar; kısa süre sonra tevıbe edebilir. Yakalanıp ceza görmüş veya kurtulup

kaçmış olması vaziyetini değiş:tirmez. O. Allah'ın kendisini kontrol etti-

ğine ve kendisinden bugün olmasa da yarın hesap soracağına inanır.

Bir ahiret günü vardır ki orada herkes kazandığının kan;ıılığmı görecek- tir. «Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Ki'm de zerre kadar kö- yülük kapmışısa onu görür.»(19l Tam manasıyla hesap sorucu olan Allah'ın

hükmünden kendini asla kurtaramLyacaktır.

Beşeri kanunların uygulanmasında hatıra gelen bir husus da şudur:

Suçlu kendini cezadan kurtarırsa cesareti artar. Uzun veya kıısa bir müddet

hap~s cezasıyla cezalaııdırılırısa hapishaneden bir gün çıkar ve kudurgun-

luğu fazlala§ır. İnsanların mal ve ırzlarma kı0layca tecavüz, edecek hale gelir. Çünkü hapishanede insanlığı yok olmuş, i:nsanlığıyla beraber vic-

danı da kalmamıştır. Arıtık kendiısini önleyecek bir din, engelleyecek bir ahlak, dbs:tluk kurulacak bir yön, terbiye kabul edecek bir iman yoktur.

Bunun için kanunlar dinden ne kadar uzaklaşırsa, ka1bler imandan ne ö1çüde ayrılırsa suçlar o nisibette çoğalır. imar faaliyetleri her yeri kap-

ladı, medeniyet genişledi. Fakat bunlarla birlikte suç çeşitleri de çoğal­

dı; suç vasıtaları arttı. Medenryet,in genişlemesi, ilimierin yayılması nis- betinde suç nevileri de işlenir oldu. < Ş urası bir gerçektir ki yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan ka~bler de körleşir.»<20l

l l - Dinin tam olarak yaşandığı cemiyetteki ictimai tecrübe, bize ilahi hukukla heş·eri hukuk arasıııdaki fark konusunda canlı bir fikir verir. Dindar bir topluluk ve böy1e bir topluluğun ülkesindeki güven He

kalabalık Avrupa şehirlerinden bir şehirde yaşayan birbirlerinden kop-

muş, başkalarınını anla§arak yaptıkları. beşeri kanunlara inanmayanların

durumuna bir göz atacak olursak bu durumun kalblere ne kadar tesir

ettiği:ai anlarız. Bu bakış, suç i§lemenin medeniyetle birlikte ilerlemekte

oLduğunu gösterir. Ümran genişled.il0çe, dini yaşayan toplulukların aksine suç çeşitleri de çoğaldı. Şurası bir gerçektir ki imanla birlikte umran

genişledikçe gönüllerin terbiyesi daha da düzelir; suçlar azalır, Hz. Pey-

"gamber (S) ve sahabiler devrinde İ!slam medeniyeti ile suçlar ters oran-

tılıydı; medeniyet ilerledikçe suçlar azalıyoı:ıdu.

(19) ZilzfU 99/7, 8.

(20) Hacc 22(46.

-253-

(11)

Tercüme eden: Yard. Doç. Dr. HASAN GÜLEÇ

Kanun, insaı;ıların anlaşarak yaptıkları bir şey o]duğu için kanun mümesrsilinin durumu zayıfladı. Hatta biLginlerden ~halktan da- kanuna

karşı gelenleri görüyoruz. Kanun, kuvvetlilenin zayıflar aleyhine ittifakın­

dan yahut bazı sınıfların diğerlerine tahakkümüniden ibaret sayılıyor.

Uygulanmakta olan sıö2ıde demokrasiden kurtarılarak gönüller hür bıra­

kılsa, kanunlarla uyıgulanan isrtibıdat kalıntılarını ımutlaka görürsünüz.

Kanunların konulma5mda olmasa dahi bu isıtibdat, uygulanmasında mev- cuttur.

Kanunlara karşı bu hücumu ve yıpratmayı, roman yazarlarında ve serbest yazarlaııda gördük. Bunlar günahkarları cesaretlendiren, suç- lulara cür'et veren, tevibe etmeyi ZjOrlaştıran şeylerdir. Suçlu ile insanlar

arasında bir sevgi yoktur. Yüce ve kadir olan Allah'ın gücü olmadan hiç- bir de,ğişme söz konusu olamaz,

12- Şüphesiz müslümanlar daima Hz. Preygamıber'in (S) öğütlerine

göre har-eket ediyor ve Kur'an-ı Kerim'in gösterdiği doğru yolda yürü-

yıorlardl. Suçlu haketrtiği ceza.yı gördükten sonra Peygamber (S), suçluyu

tevıbe ederek yatLştırmayı çok isterıdi. Bunu, kend~sini bir daJha suçtan

alıkoysun ve başkaları o:nldan ibret a1sın, Allah i,çin tertemiz bir niyete sahip olsun diye yapardı. Hz. Pey;gamber şöyle buyurmuşlardır: «Hırsız

tevbe edince kesilen eli ke:nıd:inden önce Cennet' e gider.· Etmezse li ken- dinden önce Cehennem'e girer.»(zıı

Hz. Peygamber (S) suçundan dolayı suçlunun ayıplanmamasını ısrar­

la isterdi. Bununla ıstıra:bın gönlünde devam etmemesini, bu 1sıtırabın suçun hududu içinde kalıp başka sahalara sirayet etmemesini _hedef alırdı. Bu konuda şu anlatılır: Bir adam şarap iç'mişti. Hz. Peyıgaımıber (S) 'e getiril- di. O da buna şarap içıme cezası ury~gulaıdı. Hz. Peyıgamıber bir ara dışarıya çıkmıştı. Orada bulunanlardan birrr suçluya, Allah seni perişan etsin, de- di. Bu söze Hz. Peygamber (S) kızdı ve şöyle buyurıdu: «Bunun aleyhine olarak şeytana yardım etmeyiniıZ.»(22l Bu, ümmi ve emin olan Hz. Pey·

gamber'in gözönüne aldığı hikmet rdJolu bir manadır. Çünkü günahkar;

insanların kendirsinden nefret eıttiklerin~, onu hor gördüklerini, ittiklerini hisserdince onla~dan çok uzaklaşır, kopar. Her kim topluluktan ayrılırsa

onu şeytan teslim alır. Sürüden ayrılan k!oyunu kurt kaı?ar. Cezalandırıl­

mış günahkarları itelemek, suç i§leıneye imkan tanımak ve şeytana yar-

(21) Kaynaklarda bulamadık (çeviren).

(22) Buhari, hudüd 4.

-254-

(12)

.MERHAMET VE ADALET

dım etmek demektir. Rivayet edi1diğine göre Hz. Peyıgamher <S) şöyle buyurmuştur: <<Şeytan tek kii.şiyle beraıberdir; iki kişiden çok uzaktır.>>('2'ıı

İslam'da iyilik yapacağından ümit kesilen itelenmiş bir kişi yoktur.

Aksine böyle kimseyle ünsiyet etme ve ona yaklaşma, tevihe kapısını

açar. Tevbe kapısının açık olmasında büyük hayır, umumi fayda. işe ya- rar güçlerıi harekete geçirme, yapılan. şeylerin meyvelerini sunma var-

dır.

13 - tslam dini bir suç işleyeni terbiye etmede, sadece onu tevbe etmeye teşvik etmekle yetinmemiştir. Ahlakı lmruyacak, fazilete götüre- cek her şeyle onu kuşatmıştır. Bu üç şeyle olur:

a) Terbiye edilmiş genel bir kamuoyu meydana getirmek. Kötülük

artık böyle bir ortamda meydana çıkmaz; sadece iyilik çıkar. 1islam dini,

iyiliği emretmeye, kötülüğü de. yasa.klamaya davet etmiştir. Suçlunun

yanlış davranı,şını sözle düzelterek onu doğru yola getirmediği için ve en güzel tarzda iyihğe çağırmadığmdan, suçısuzu sorumlu tutmuştur. Allah taala şöyle buyurur: «EY Muhammed; Rabbirün yoluna, hikmetle, güzel

öğütle çağır; anlarla en güzel şekilde tal'tış.»<24ı «Shıden, iyiliğe çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. !şte başarı­

ya erişenler yalnız onlar:dır.»<zı>ı Kur'an-ı Kerim, İSlam'ın en özel mana-

sını, iyiliği emretmek, k!öıtülüğü de menetmek saymıştır. Allah taala

şöyle buyurmuştur: «Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, iyi'liği emreden,

fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmeıtsini:z.»<26l

iyiliği emretme, kötülüğü yasaklama, hayıl'idan ibarettir. Kötülüğü

defetme, suçları önlemede i:şb!irliği yapmak demektir. Böylece topluluğa

küsen, onunla kaynaşamayanların gönülleri edilecektir. Bu da topluluk- la aynı şeyleri hiss-etmelerini ve ona yaklaşınalarını sağlayacaktır.

b) İslam dini, insanları ha ya faziLetine ve gönülleri ar duyıgusuna göre terbiye etmeye çağırır. «Çünkü hayanın tamamı hayıvdır.»<27l Hz. Pey- gamber (S) şöyle buyurmuştur: <<Her dinin bir ahlakı vaı:thr. İslam'ın

( 23) Kayna:klarda bulamadrk (çeviren).

(24) Nahl 16/125.

(24) Alü İmran 3/104.

(26) Alü tınran 3/110.

(27) Müslim, iman 61; A. b. Hanbel, Müsned IV, 326, 327, 436, 440, 442, 445. 446.

-255-

(13)

ahlfrkı da hayadır.»(:<sı <<Haya, sadece hayır getirir.»c2ııı Süphesiz biz suç

işleme hastalığına yakalanmış bir kimsenin gönlünü, içinde hayayı uyan-

dı:rmak ve suçunu meydana çıkarmak tarzmda tedavi eıdeıısek o kimse Hz. Peygamber'in yoluna girer; içinde yaşadığı cemiyetle ülfet edecek

tarız;da hareket eder.

c) İşleme suçu ve teşhir etme suçu olmak üzere İslam, açıklanan suçları iki suç sayar. Bundan dolayı bazı suçlara açıklandıkları için ceza uygular. Hz. Peygamber (S) şöyle buyurmuştur: «Eıy insanlar; kim şu

kötü şeylerıden birini gizli yapar ve gizli tutarsa Allah da onu gizler. Kim de teşhir ederse ona Allah'ın kitabındaki cezayı tatbik ederiz.»caoı «Şüp­

hesiz kiyamet gününde Allah'tan, en uzak yerde duran insanlar, günah-

Larını teşhir erdenlerldir!.ı Ey Allah'ın ReısiH!ü bunlar kimlerdir dendi.

. Buyuvdu kıi: <<Böyle,si geceleyin bir iş yapm~ş, Allah onu yüzüne vurma- . mıştır. Sabaha erince şöyle şöyle yaptım der ve Allah ta~llanın örttüğü­

nü açar.>>(81J

Suçları gizlemek, insanların yaşadığı atmosferi; temiz, nezih ve afif hale getirir. Günahkar bir köşe~y"e çekilir, meyıdana çıkmaz. Bazen bu tav-

rı ıslahına ve vicdanının temizlerimesine vasıta olaıbiHr. Allah taala suç-

larını açığ:ı vuranlan, insanlara. yalan söyleyenleri, onları sahte şeylerle

itharn edenleri, inananlar arasmda kötülüğün yayılmasını isteyen kimse- ler olarak tasvir eder. Bundan solayı §'Öyle buyurur: <<Mü'minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can

yakıcı azah varchr.»(szı

Bu üç unsur sayesinide ahlaklı, müHiyim, fazilete davet eden, şer­

leri kötü gören, suçların koyu karanlığa gömüldüğü, efkar-ı unmmiyeye

çıkmadığı bir kamuoyu meydana geEr.

Biz: inanıJoruz ki suç haberlerini yayan, sırları açığa döken neşrl­

yatta, gençleri suç iş1emeye iyice iten a§ırılık ve mubalağa vardır. İslam,

bu faız:ileıtli, ter!biyeh kamuoyunu meydana getirmekle bunlarla mücadele

etmiştir. Asrımızda bu hikmet dolu prensibi benimsemeye ne kadar do

muhtacız.

----ı· --. :-~--:---. ~ ~rrs~J

(28) 'ihn Mace, zü>hd 17; Malik b. Enes, Muvatta', büsnü'l-huluk 9.

(29) Buhai-L .edc\' 77; Müslim, iman 60.

(30) Malik b. Enes, ıvı:uvatta', hudüd 12.

(31) Buhari, edeb 60; Müslim zühd 52.

(32) Nür 24/19. '

-256-

(14)

MERUAMET VE! ADALET

İslam, Mağdurun Gönlünü Tedavi Eder.

14-Yeni kanunlar, işleilliiliş suçları sadece mağdura karşı değil aynı zamanda şerefini çiğned'iği ve ictimai emniyete tecavüzde bulundu-

ğu için topluma karşı işlenmiş saymaya yöneldi. Şahıs bu ictimai enmiyet

içer~sinde emin ve huzurlu bir şekilde yaşamaktadır. Yine bu yeni kanun- lar kamu hakkını, şahsın hakkından üstün tutmuş; bunu şahsın medeni hak talebine hasretmemiştir.

İslam bu hususu dikkat nazarına almış, ö:1dürme suçunu, bütün in- sanlara karşı işlenmiş gibi saymıştır. Çünkü bir kimse~n yaşama haK-

kına tecavüzıde bulunan kimsıe, bu şahsın hayat hakkına tecavüz etmi:i demektir. Bu hak bütün insanlar için ortaktır. Bundan dolayı Allah taalii

şöyle buyurmuştur: «Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde boz-

gunculuğa ka11§ılık olmadan ö1düriirse, bütün insanları ö,ldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları dirilt-

miş gibi olur.»<33l Canın ölüınden kurtarılması, ktsas sayesinde olur.

Fakat islam, bu: icıtimai genel mana ile birlikte işin mağduru alab- dar eden Şahsi tarafı ile de ilgilenmiştir. Bundan dlolayı Allah taala şöyle buyurur: <<Hal~ız yere öldürülenin veıl:iısine bir yetki tanımışı:ZJdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendi,si, ne de olsa yardım gör-

müştür.»<34l

Bu düşüneeye göre, mağdurun ve akrabasının gönüllerinin tedavisı

söz konusu olunca İslam nazarmda suçların esas cezası kıısastır. Çünkü gözü çıkarılmış bir kimsenin gönlünü, mlikdan ne oılursa olsun tazminat tedavi edemez. Fakat suçluyu., gözü çıkmıış vaziyette görUnce yUreğine su

serpıilir. Topluluk i,çinde tokatıanan bir şahısı da mik!darı ne olursa olsun

alacağı tazminat ve ne kadar uzun olurısa olsun şamarlayanın hapsıedilme­

si tatmin etmez. Fakat kalabalığın huzurunda tıpkı kendine vurulduğu gibi suçlunun yüzüne bir tokat ·aşketmesi, gönlündeki ateşi sıöndürur. tşte ·

eşitlik prensibi suç ile cezanın denk olmaısını gerekli kılar. Mağdur ile suçlunun duyacakları acının da denk olması yine eşitlik ilkesinin gereği­

dir. KötUlüğe sebebolan daha zalimdıir. Fakat kısasta aJSla zulUm yoktur.

Suçlunun kısasa tabi tutulmadan salıverilmesi, katmerli zulümdür.

15-Şüphesiz mağdura itina gösıterip gönlünUn tedavi etmenin

(33) Mfıide 5/32.

(34) İsra 17/33.

-257-

(15)

Tercüme eden: Yard. Doç. Dr. HASAN GÜLEÇ

müsbet tesiri v<n1dır. Çünkü o, artık intikam almayı düi§ünmez. Yukarı­

daiDi ayette de gördüğümüz gibi tecavüz etme ve öMürmede aşırı gitmez.

intikam almak için veya ihanete uğrama yüzünden öcalmak mak- sadiyle işlenen su~larda bize ibaretler vardır. Hal::ihaızırıdaki Mısır ka-

nunlarının mağdurun gönlünü tedavi etme eksiklikleri, suçların kan ıda­

vaısı şeklinde sürüp gitmesine sebeb olmaktadır. öldürme suçunu intikam

maksadıyla diğer bir ö1dürnıe sonra da bir üçüncüsü takip etmektedir.

O derecede lı;Ji kan davasını torunlar ve• nesiller miras olarak devralmak-

tadırlar. Bütün bunların tek sebebi, kanunların, mağdurun gönlünü teda- vi etmemesidir.

İslam ceza hukukunda herhangi ibir s:ebeble kısas hükmü uygulana- mazsa, mağdurun ve yakınlannın gönüllerini tedavi edecek tazmi;nat (di- yet) esası vardır.

Yaralıların tedavi edilmeleri, islam hukukunun asli hüküml:erinden- d\ir. Böylece İslam'da akan kan boi§a gitmez; ölıdürme suçu cezasız kalmaz.

Yahut daha doğrusu canı, bsaısa t§ıbi tutulmadan ve~ta mağdura tazminat ödemeden salıverilmez. Taammüden olmakla beraber kısasın şartlarının

tümü bulunmadığı veya canı biJinınediği için katile kısas uy;gulanamıya­

caksa, her maMulün mirasçılarına diyet ödenmesi kesinleşir. Katil, diye- te malik değil ve bunu ödeyemiyecek durum'da olurısa akılesinin (yakın

akraba, aşiret, meslekdaşlar') ödeme,si gerekir. Akılesi, asaibeıs[dir (baba

tarafından akraiba olanlar). İleride inşallah açıklayacağımız şekilde bun- lar onun narnma diyeti öderler. E:n s1on onlar da ödiyemiyeeek durumda olurlarsa diyetin Beytü'l-mal'den (.devlet hazinesi) ödenmesi gerekir. Bu, akan kanın hoşa gitmemesi, daha dloğrusu İslam'ın, mağ:durun gön1iinü tedavi etmesi için bir tedbirdir. !Bunda mers'uliyet ve mükellefiyetierde

yardımlaşma da vardır. Kim bir müslümanı karzara öldürüı~se öldürdüğü şahsın ailesine tazminat ödemesi gerekir. Çünkü hata etmiştir. Dar ma-

rcıdaki ailesi bu tazminatı yüklenir. Dar manadaki aile ferdieri öd:eyemez- lerse en sonunda kişinin geni§ manalı ailesi öder. Bu farz vazifeyi yerine getirmede cemiyet şahsın velisi ol!duğu için onu temsil eder. Bu, büyük bir yardımlaşmadır. Bunda bir ba,ska mfma da vardır:: Devlet, vatandaş­

ların suçlarmdan S•orumludur. İncelememiz sırasında bu kionuyu uzun uza-

dıya açıklayacağız inşallah.

16-İslam hukukunda ffüli medıul olduğu için hiçibdr cinayet suçu- nun dosyası kapanmaz. Akan kan yerrde kalmaz. Hisbe (muhtersib1ik) ko- nusunda yetkililer susmazlar. Hayat hakkı yok olan bir insan hemen he- men yok gibidir. Cemiyette onun krori.mma hakkı, cemiyetin de onu k:o-

-258-

(16)

MERHAMET VE ADALET

ruyup görıetme vazifesi vard·ır. Bunların İslam'da düşünülmemiş olması

mümkün değildir. Kadı ve bugünkü niyaihet vazifesini gören İslam muh- tesiblerinin buluncaya kadar araştırmaları, incelemeleri, gö·z gezdirmele- ri gerekir. Mutlaka caniyi bulacaklardır.

Eğ·er bulamazlarsa kasame sıöız 'kionusu olur. Bu şöyledir: Cinayetin iş­

lendiği köyün civarında veya içinde oturan 50 erkek, kaat_i~i bilmediklerine dair yemin eder. Bunlarıdan her biri onu ö1dürmediğini, kaatilini de bil-

me·diğini sıö,yler.

Bu ağır yemin mera:sımme kartılanlar içinde kaatili mutlaka bilen

vardır. Çünkü bir köyde cinayet işlensin de onu kö·y ahalisinin çoğu bil- · mesin, bu mümkün değildir. Fakart onlar ya neticede intikam almak içi n veya cani .ile adamlarmdan ~orku yüzünden şahitlik etmekten çek'inebi-

liı:'ler. İşte bö·yle bir mecbüri yemin, eğer biliyorlar da konuşmak istemi- yorlarsa onları kıonuşmaya sevke:der.

Elli kişi yemin ederse mağdurun öfkesini ber.taraf etmek için diyet gerekli olur.

Bu sa:dece, müslüman olsun o~1masrn bir fark gözetilmekstzin insan

hayatının mUJhterem olduğunu gösterir. Bu ltonuda müslüman ve zimmi

eşittir. Müslüman hakimler arasında zulmen dökülmüş kana önem ver- meyen, başka şeye değil yalnız mahkemeye ibraz edilmiş deliller-e bakan, deliller kesinse hükmü veren, değilse dökülen kanı ye1.1de koyup insanları biııbir'lerini yer varziyette bırakan bir hakim yoktur. Böyle davranış, gü- nümüzdeki ceza kanunlarının mant~ğıdır. lsM.m'ın mantığı· değildir. Çün- kü islam, hak ve adaletin müsaade ettiği ölçüde, hareMi aşıp ileriye git- meden, önce mağdurun öfkesini dindirir. Günahsızı mahkum etmez. Fakat dokülen kanı da yerde bırakmaz.

İncelememiz sırasında, yerinde bu konuyu açıklayacağız inşaallah.

İslam'da Cezatar, Umumi Maslahiaıtı <Yarrıan) Korumak İ~i!ndir:

17 -İslam' da cezalar, dinin bir cüzüdür. Bunlara baktığımız zaman dinin umumi gayelerine bakm:ı§ oluruz. Bu gayeler umumi ma.s1a:hatı (ya-

rı) kiorumak ve beş ~aruri şeyi muhafaza etmekten ibarettir. Çünkü tsl:am

şu beş muteber maslahatı .korumayı hedef alır: ,Bunlar canı, dini, aklı, nes·

li ve malı karumadır.

Şüphesiz suç işlemede bunlardan birine tecavüz vardır. Zina nes1e, -259-

(17)

Tercüme eden: Yard. Doç. ~r. HASAN GÜLEÇ .

hı:nsızlık mala1 şarap içmek akla, dinden dönme ve Hz. Peygamber (S) '•~

sövme vıb. dirie tecavil21dür.

Suçlar, İslam dininin korumayı hedef aldığı bu şeylere tecavüz et- mek demek olunca bunları önleyecek cezaların, suçluyu suç işlemeye ve

sapıkirk yapmaya devam etmekten: alıimyacak tedbivlerin bulunması zaru- ri hale gelir.

Siz, ağır olsun hafif olsun islam'daki her cezanın, sadece eemiy.eti bozulmaktan korumak olduğunu ıgörürısünüz:. Oem~yeltin lbloızu~ması, · kö- tülerin ve boz.guncuların me~dana çıkması, temiz ve namuslu kimselerin de kabuğa çekilmeleriyle olur. Temiz ve namuslular ortaya çıkıp faali- yette bulunsalar bunların hepsi sııçlu sayılırlar. Böylece genel yararlarla özel menfaatıer çatışır.

18-:i:slam hukuku, cemiyetin bu yararlarını korumak için var ol-

duğuna; özel ve genel durumlaııda higbir beşeri hukuk bu yararları ko-

rumamazlık edemiyeceğine göre, beşeri hukuk tedavi metodlarmda fark-

lılık arzetse bile gayede islam hukukuyla birle§ir. Yahut daha iyi ifade- siyle problemierin hallinde ondan geride kalır.

İslam dinini yaşamaya çağırsak ve bunun kesin ilaç olduğunu söy- le11sek mubahl.ğa etmiş olınayız. E,ski me§"hur taibip Hipakrot'ın dediği gibi

<<her hasta, kendi ülkesinin nebatmaan yapılmış· ilaçlarla tedavi edilir.,, Fakat biz iste,ğimizi öızetliyor ve diyıoruz ki öğrencilerimiz İslam ceza hu- · kukunu öğrenmelidirler. Onlar bunda mutlaka ictimai hastalıklarımızı te·

davi etmede iışe yarayacak ilaç bulacakla11dır. Hepsi alınmasa da bazısı alınmalıdır. Hind veya dünyanın diğer hukuklarmdan istifade etmek yerine

İslam hukukundan yararlanmamtz bizim için mutlaka hayırhchr: Şurası

bir gerçektir ki kendi değerlerim:izi küçük görmek, başkalarının değer­

siz şeylerini beğenmek doğru değildir. Şafii'nin, <<ödağacı, yerinde değer­

siz bir odunduı;.> sözü, durumumuzu tas~ir etmemelidir. Ümit ediyorum ki bu ktonuda ileri gelen hukukçular ü1ke,lerinin membalarındaki yararlı şey­

leri öğreneeek ve buna göre hareket edeceklerıdir. Bu, onlar için önemli- dir. Kendi yanlarında bö,yle bir zengin servet varken el a,çıp başka insan- lardan bir şey dinlenmemelidirler. Allah, başarının kefilidir.

-260-

Referanslar

Benzer Belgeler

Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmen adaylarının eleştirel düşünme düzeyi (X=4.12) oldukça yüksektir. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmen adaylarının

Madde 17) “KISALTMALAR” kelimesi, büyük harflerle sayfanın üst kısmına ve ortaya yazılır. Burada, metin ve dipnotta atıf yapılan kitap, süreli yayın,

Görüldüğü gibi günümüzde kabul gören sosyal bilim tasnifinde, edebi- yat ve felsefenin büyük bölümümün yanı sıra teoloji de sosyal bilim olarak görülmemektedir. Bunun

ةفيلفلا ىلإ غسرأ ملسم نب ةبيتق نأ كلذ غثمو ،هيوقت ةيعرش ةفص يأ نم هل عقوملا ةيرعت ىلإ َعلاو&#34; ناميلةس عقوف علفلاب هددهتي كلملا دبع نب ناميلةس ِقا. َب ُة ِل ْل ُم

Buna bağlı olarak zina yoluyla kurulan ilişkinin âyetteki yasaklamanın kapsamına dâhil olmayacağı ve neticede sıhriyyet bağı doğurmayacağı sonucuna

Kur’ân-ı Kerim’de harfî tercüme türü ile çevrilmesi hiç mümkün ol(a)mayan bazı çokanlamlı ayetler 13 de bulunmaktadır. Bundan dolayı diyebiliriz ki, Allah’ın

Ali Akpınar (Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi), Prof.. Emin Aşıkkutlu (Karadeniz Teknik

(Iğdır University Journal of Divinity Faculty is a refereed peer-reviewed journal of which is published annually, in April and October. The official languages of the journal