İ H M A L S U R E T İ L E İ C R A S U Ç L A R I
Doçent Sulhİ DüDmezor
1) M e f h u m :
Suçlar maddiyetleri İtibarile i k i y e ayrılır: îcrai suçlar ve ihmali suçlar, îcraî suçlar k a n u n u n işlenmesini yasak ettiği bir takım fiil
lerin icrası suretile teşekkül eder; buna mukabil ihmali suçlar k a nunun icrasın: emrettiği m u a y y e n fiilleri İşlememekten ibarettir (1).
F a k a t suçların maddiyetleri b a k ı m ı n d a n yapılan bu klâsik tas- if heyeti umumtyeyi kaplamamakta, m u a y y e n bir zümre suçlar dışarıda k a l m a k t a d ı r . B u c ü m l e ile Doktrinde (ihmal suretile icra suçlan) yahut (harekete geçmemek suretile icra (2) ) adı verilen fiiller kategorisine işaret etmek istiyoruz.
Meselenin daha açık bir surette ifade edilebilmesini temin et
mek için bİı iki misâl v e r e l i m : B i r demiryolu muhafaza m e m u r u yol üzerine d ü ş m ü ş ve m ü n a k a l e y i işkâl eden bir maniayı, geçen İrenin devrilmesi v e bu suretle seyahatte bulunan hasmının ölmesi için k a l d ı r m ı y o r ve bu kötü netice husule geliyor; bir otelci, oteline gelen hasta bir y o l c u y u bilerek ve istiyerek kendi haline bırakıyor ve lıafrta açlıîk ve bakımsızlıktan ölüyor; bir sütnine i h t i m a m ı n a tev
di olunan bir k ü ç ü ğ e süt vermemek suretile onu açlıktan ö l ü m e ter¬
i; ediyor; bir künse denizde b o ğ u l m a k üzere olan hasmına, ö l ü m ü n ü arzu ettiği için, elini uzatmak suretile onu kurtarması m ü m k ü n iken harekete geçmiyor,., ilh..
B ü t ü n bu misallerde nehyedici, menedici Ceza K a n u n u h ü k ü m - 'k-rinin bir İ h m a l hareket geçmeme, ile ihlâl edilmiş o l d u ğ u n u gö
rüyoruz, î h m a l suretile icra suçları da, aynen icraî suçlarda olduğu gibi, k a n u n î bir içtinap vazifesinin (başkalarının hayat, cisim, m ü l kiyet ilh. larına m ü d a h a l e l e r d e bulunmamak gibi) ihlâli suretile
i l ) Tahir Taner: Ceza hukuku ve Türk Ceza Kanunu şerhi, s. 84
<2) Poltlers: 20 Nov. 1901: S. 1902. 2. 305 Note Josiph Hemard.
teşekkül etmektedir. Yalnız kanunun talep ettiği içtinap mükellefi
yetinin bu kasdî ihlâli de bizatihi bir içtinap, yabancı sebepk.ri ber
taraf ve k ö t ü neticelerin husul bulmasını menetmek hususundaki kasdî bir i h m a l k â r l ı k ile v ü c u d a getirilmektedir (3). Mesela çocu
ğ u n u n ö l d ü ğ ü n ü görmek isteyen bir anne, cürmî kasdına hariçten dikkati çekecek müsbet bir takım fiiller ile harekete geçecek yerde-, ona hiç bir r.evİ dikkat ve ihtimam göstermemek ve böylece menfî bir vaziyet muhafaza etmek suretile, kendisi için l ü z u m l u olaa ö l ü m ü n ü temin etmektedir. F a k a t acaba, i h m a l suretüe icra suçlan arlı verilen bu grupa Ceza K a n u n u n u n , basit icraî h a r e k e t l e n tecziye eden a h k â m ı tatbik olunabilir n ü ? Olunabilirse hangi f o r m ü l e na
zaran ve hangi ölçüde olarak? D a h a u m u m i olarak, husule gelmekte olan bir zarara şahit olan bir kimse, bu zararlı neticenin hasıl olma
sını istediği için ona mani olmazsa, zararın h u s u l ü n e bizzat kendi se
bep o l m u ş gibi cezalandırılmalı m ı d ı r ?
G ü ç l ü k b ü y ü k bir kısmı itibarile, bir zararın h u l u l e gelmekte o l d u ğ u n a şahit olan kimsenin muhafaza eylediği içtinap vazıyetinin a y n ı zamanda, hem bir «harekete geçmek vazifesinin- ihlâli ve hem de k a n u n u n meneylediği neticenin husule gelmesinde bir â m i l olarak gözükmesinden ileri geliyor. F i l h a k i k a v e r d i ğ i m i z misallerden de anlaşılacağı üzere içtinap, hem bir icra k u s u r u hem de bir İhmal k u s u r u olarak kendini göstermektedir.
Zararlı olan netice, ona şahit olan kimsenin müsbet bir fiil v e hareketi olmadan husul b u l m a k t a d ı r ; bununla beraber cürmî kasdı bu kimseyi suçu Önlemekten menettiği, a l a k o y d u ğ u için yine a y n ı netice bu kimsenin sayesinde husule gelmektedir. Binaenaleyh z a r a n n mesuliyeti m ü d a h a l e noksanına bağlı olarak gözükmektedir.
G ö r ü l ü y o r ki burada icraî v e İhmali suçlar arasında, mutavassıt bîr suç gurupu ile karşıkarşıya b u l u n m a k t a y ı z . F i l h a k i k a objektif esasa müstenit Ceza K a n u n l a r ı n ı n , cezaî mesuliyetin esaslarından biri olmak üzere husule gelmiş netice İle failin fiili arasında maddî b i r sebebiyet a l â k a l ı n ı n mevcudiyetini y a n i neticenin failin fiilin
den husule gelmiş b u l u n m a s ı n ı ; başka söyleyişle, eğer failin fiili ol
masa idi neticenin husul* gelmiyecek olmasını bir şart olarak vazet
miş b u l u n d u k l a r ı n ı bir makalemizde ( ' ) İ2aha çalışmıştık. B u böyle (31 Vidal et Maenol: Cours de Droit criminel et de science péniten
tiaire 1935 s. 124.
{*) Sulhİ Dönmezer: Maddi sebebiyet alâkası. iHuk, Fak. Mec. sene 1943. sayı 1-2)
İHMAL b U R E T I L E İCRA SUÇLARI 475 unca mevzuubahs eylediğimiz suç kategorisinde failin müsbet bir hareketi, faaliyeti mevcut o l m a d ı ğ ı n a göre, ihmal suretile icra suç
ları adı verilen bu gurupun icrai suçlara müteallik ahkam ile tecziye olunamıyacağı neticesine v a r ı l m a k icap eder.
Demek oluyor ki ihmal suretile icra hallerinin tecziye edilebil
meleri için yapılacak ş*y( ya b u n l a r ı kanunun nazarı itibara aımış b u l u n d u ğ u ihmali veya icrai suçlar kategorilerinden birine ilhak et
mek, yahut da bu hususta yeni bir nazariye kurarak — eğer varsa — Ceza K a n u n u n d a m e z k û r nazariyenin islinad ettirilebileceği bîr ta
kım esasatı bulmak ve ortaya koymaktır. F i l h a k i k a Doktrinde de beyan ettiğimiz şekilde i k i İstikamete tesadüf ediyoruz: Bunlar
dan birincisi ihmal suretile icrayı, ihmali suplara m ü t e a l l i k ,
\W
OMgrilBdttaiajB mfiakfia
e,lduğ»mı iridin . f t l m E k t r ve bu ideliller şeyketmektedir. İkinci t e m a y ü l ise bilâkis bunların İcraî suçlarla aynı o l d u ğ u n u ileri sürmektedir.
B i z bu son istikameti ü ç kısma ayırarak tetkik edeceğiz: 3) HİÇ bir delil ileri sürmeden sadece, ihmal suretile icranın, icraî Suçla
rın aynı o l d u ğ u n u iddia eden telâkki; 2) İkinci zümreyi ise -objek
tif bir icraî suç esasından hareket eden telâkki* diye tavsif edeceğiz F i l h a k i k a bu zümreye mensup naza rlyeci ler, ihmal suretile İcranın, icrai Euçlarla ayniyetini İddia edebilmek için ilkönce ihmalin sebebi karakterini teshil etmek lâzımgeldiği noktai nazarından hareketle, evvelâ bu hususu halle çalışmaktadırlar; 3) S u ç u n manevi unsuru
nu daha doğrusu icrai suçları tecziye ederken kanunun 1 uttuğu ga yeyi n a z a n itibara alarak hu esasa müsteniden nazariyelerini kur- lağa çalışan ü ç ü n c ü bir zümreyi de «sübjektif bir icraî suç talâk- kişine m ü s t e n i t nazariye* diye tavsif ve bu nam altında tetkik ede
ceğiz. B u talâkkileri arzetmeden evvel bir (2) inci fasılda meselenin Doktrin ve mevzuat b a k ı m ı n d a n tarihçesine kısa bir nazar atma Lüzumlu görüyoruz.
2 ) Tarihçe:
a) D o k t r i n
E s k i devrin h u k u k ç u l a r ı ihmal suretile icra meselesini umumi bir larzı halle b a ğ l a m a k suretile k ü l l i bir prensipe ircaa çalışım? de
ğ i l d i r l e r Sadece muayyen faraziyeler içinde, m ü n f e r i t , m ü ş a h h a s meseleler için ha) tarzları verilmeğe çalışılmıştır (4)
{*> B u devrin hukukçuları bilhassa suçların İşlenmesin? mâni olun ması, ika' edilen suçların ihbarı hakkındaki İhmallerle meşgul olmuşlar-
476 S U L H I DONMEZER
İlk defa Platon kanunlar adlt eserinin I X uncu kitabında ihmalin de, icraî miisbet kötü e f a l kadar takbihe şayan b u l u n d u ğ u n u , beyan etmektedir. - Bir katil hâdisesini bildiği halde ihbar etmeyen kimse bizzat bunu ika eden kadar şiddetle tecziye olunacaktır.*.
Orta z a m a n ı n Hıristiyan müellifleri de aynı telâkkileri kabul etmiş b u l u n u y o r l a r d ı : Saint Augustin: *Eğer ö l ü m l e karşıkarşıya k a l m ı ş bir bedbahta tesadüf eder de ona y a r d ı m etmezsen katilsin*
diyor. F a k a t bu fikir teolojiyenler arasında dahi fazla iltifata maz~
har olmuş d e ğ i l d i r
Saint Thomas ihmalin, bir fazilet fiilinin sadece nehyini ifade ettiğini halbuki bir tecavüzün — y â n i icraî bir fiilin — fazilete mu
gayir o l d u ğ u n u müşahede ederek bu sonuncunun daha şiddetli bir surette tecziyesi lâzımgeldiğine işaret ediyor.
B u suretle Glossatörlere kadar eski Doktrinin esas t e m a y ü l ü n ü , i h m a i î ve İcraî suçların tam bir surette birbirine muadil oluşu su
retinde ifade edebiliriz. H a l b u k i Glossatürlerden F a r i n a c i u s ' e ka
d a r İtalyan h u k u k ç u l a r ı ve bunlarla beraber Carpzov, B e y e r ve diğerleri, u m u m î bir şekilde, ihma| için icraya nazaran daha hafif bir cezp verilmesi esasını kabul ediyorlardı (5).
Farınacius bilhassa suçları ihbar etmeme hallerini İhtiva eden birçok faraziyeleri tetkik etmiştir. B u m ü e l l i f e göre meselâ bir sui- kasd' bilenler, kocasının katlolunacağını bilen karı, tasrmm olunan suçu haber vermezler yahut buna mani olmazlarsa oirer şerik te
lâkki olunacaklardır, Farinacius. huzurunda akrabasına yahut dos
tuna tecavüz o l u n d u ğ u n u g ö r ü p te, kendisi için h i ç bir tehlike mev- zııubabs o l m a d ı ğ ı halde bu kimseleri m ü d a f a a etmeyen şahsın da tecziyesine tarafdar oluyor.
Nihayet M u y a r t de V o u g l a n s a göre (6) suça, suçun neticesine razı oluş beş şekil altında kendini gösterir; bu şekiller içinde sarih ve z ı m n i olanları vardır. İşte in ömittendo İşlenen suçlar yani me- nedilebilecek olanı menetmemek suretıle işlenmiş bulunan suçlar z ı m n i razı oluş halleri arasına dahil b u l u n m a k t a d ı r .
F a k a t Muyart de Vouglans bu kaidenin F r a n s a d a ancak H ü k ü m dara sııikasd yahut suçu menetmeyen kimselerin hal ve vaziyetleri dır. Bu nokta yaşanan devrin karışıklığı ve Polis teşkilât ve tedmrlerinhı noksanı İle kabili İzahtır zannediyoruz.
(5 Von Liszt; Traité de Droit pénal allemand, cilt I, s. 106 Iflr Muyart ve Vouglans, Institutes, partie I. Ch. I I .
İHMAL SURETİ L E İCRA SUÇLARİ 477 İcabı bunu meneylemekle mükellef b u l u n m a l a r ı gibi vahşiyan- ve çok ağır suçlar için tatbik olunmakta b u l u n d u ğ u n a işaret ediyor.
b) Mevzuat
İlk defa Roma H u k u k u n d a F a u l ü s ü n ( L o i s 109, û . de Reg. J u r ) bir metni bu hususa müteallik bir işareti muhtevi bulunmaktadır.
• N u l l u m erimen patitur is qui non prohibet, cum prohibere non po
test*. B u kaidenin m e f h u m u muhalifinden bir c ü r m ü n önüne geç
m e ğ e muktedir ulan kimse bunu yapmazsa mes'ul olarak talâkkı edileceği istintaç olunabilir. F a k a t mevzuubahs metin, içinde baba v e sahibin (maitre) mesuliyetlerinin tetkik o l u n d u ğ u bir kısma da
h i l b u l u n d u ğ u İçin ancak çocuk ve esir tarafından takınılacak ih
mal s u r e ü l e icra vaziyetleri h a k k ı n d a kabili tatbik olduğunu söy
lemek l â z ı m d ı r .
Bundan başka şu hallerde de ihmal Roma Hukukunda cezalan
d ı r ı l m a k t a idi: Tecavüz olunan efendisini m ü d a f a a etmeyen esir (7), d ü ş m a n ile temas halinde iken zabitinin yardımına koşmıyan asker, karısının f u h ş u n a katlanan koca (8), biraderinin babalarına karşı tuzak k u r d u ğ u n u bildiği halde ihbar etmeyen oğul. Roma Hukuku, ö l ü m ü n ü temin etmek için yeni d o ğ m u ş bir çocuğu yüzüstü bırakan
kimseyi de katil olarak talâkki etmektedir (9). ( L o i 4 Dig. De agnose et alend liberis. Hv X X V . tit. 3 ) .
K a n o n i k H u k u k da, bir kimseyi ö l ü m d e n kurtarabilecek vazi
yette olduğu halde bunu yapmayan kimseyi suçlu olarak telâkki et- m t k t e d i t ,
Wolf'un felsefî ekolü ile mutabakat halinde bulunan 15 ve 16 ncı asırların muhtelif mevzuatı da ihmali, icrai hareket meyanına id- halde tereddüt etmiyorlar; fakat buna her hususi hal İç1» kısmen tahfif o l u n m u ş cezaî müeyyideler tertip ediyorlar 410).
Bu mevzuda F r a n s a d a k i 1670 ve 1679 Beyannamelerini de zik
retmek lâzımdır. Düellolara m ü t e a l l i k bulunan bu beyannameler, bir cüWlo esnasında orada hazır bulunup ta mani o l m a m ı ş kimseleri cezalandırmaktadır.
*7t Honlg.; İhmal ve teseyyüp suçlarının Roma Hukukundan aski
Alman müşterek hukukuna kadar tekâmül seyri. Capitullum. No. t, sayı L Y U 2. s. 62.
(8) Honlg: Sözü geçen makale s. 45 ve M.
ı9> Roux: Précis de Droit criminel, cilt I, s. 95
tlC» Von Liszt: Traité de Droit pénal allemand Cilt t 1 19t>.
1768 tarihli L a Theresiana n ı n 87 inci maddesi «basit bir ihmal ile çocuğunun ö l ü m ü n e sebep olan anneyi» cezalandırmaktadır. Y i n e 1852 tarihli A v u s t u r y a C e z a K a n u n u n u n § 169 i h m a l suretile çocu
ğ u n ö l ü m ü halinde müsbet bir hareketle ö l d ü r m e ğ e nazaran daha hafif bir ceza tesbit etmiş b u l u n m a k t a d ı r .
Asıl 19 uncu asırdan itibarendir k i i h m a l i n sebebi karakteri, UİI- yeti üzerinde şüpheler u y a n ı y o r ve m ü n a k a ş a l a r başlıyor. Y a z ı m ı z ı n bundan sonraki kısımlarında bu telâkkilere temas fırsatını bulaca
ğız.
II) N a z a r i y e l e r :
A . İ h m a l suretile icrayı ihmali suçlar (taksir ile işlenen c ü r ü m ler) gurupuna idhal eden telâkki:
B u telâkki taksir ile işlenen suçların, ihmali suçlardan olduğu esasına d a y a n m a k t a d ı r .
İ h m a l i suçların kanunun icrasını emrettiği bir takım ef'alin ade
mi icrasından ibaret o l d u ğ u n a y u k a r ı d a işaret etmiştik. B u kısa tarif» ihmali suçlarda failin passif bir vaziyette kalmasını tazammun ettiğinden, bu nevi suçların ikaı neticesinde b i r zararın husule gel- miyeceği şüphesini uyandırabilir. H a l b u k i işaret edelim ki ihmali bir suç neticesinde de bir zarar husule gelebilir.
F i l h a k i k a bazı kere k a n u n dikkatsizliği, tedbirsizliği, basit bazı tedbirlerden İçtinap edişi, bir icrai suçtan tahassül edebilecek olan zararlara sebebiyet vermeleri halinde, cezalandırmaktadır. B i r nra- bacınin h a y v a n l a r ı n ı mutedil y ü r ü y ü ş l e , dikkatli b i r surette sevket- memesi belki sadece bir kabahat olur; fakat bu vaziyet, eğer bir bayanın ö l ü m ü n e sebebiyet verecek olursa daha şedid bir cezanın tatbikini intaç etmektedir. B u suretle taksir ile işlenen saçlar dedi- ğ i n v z suç gurupuna intikal e t m i ş bulunuyoruz. K a n u n u n taksir ile
işlenen suçları, ancak kötü bir neticenin husule gelmiş* b u l u n m a s ı halinde tecziye etmekte olması, bu nevi suçları icraî suçlar g u r u p u na dahil farzetmek için bir sebep teşkil etmez. F i l h a k i k a , meselâ bir yangına, b i r a d a m ı n ö l ü m ü n e dikkatsizlikle sebep olma hallerinde k a n u n bu yangını v e adam ö l d ü r m e y i cezalandırmakta değildir. B u rada fail, tarzı hareketinin tehlikesini nazara a l m a d ı ğ ı , ihmalinin kendisini k a n u n u n menetmiş b u l u n d u ğ u bir fiili işlemeğe sürükle
d i ğ i n i hesapliyamadığı içindir ki cezalandırılmaktadır. T a k s i r He işlenen bir fiilin faili eğer cezalandırılıyorsa, bu onun, herkesin m â lik olmağa mecbur o l d u ğ u aklıselim ve m a k u l i y c ü e n m a h r u m olarak
İHMAL S U R E FİLE İCRA SUÇLARI
hareket etmiş b u l u n m a s ı n d a n dolayıdır. F i i l d e n husule gelen netice bizatihi değil, fakat kanunun tecziye eylediği dikkatsizlik, tedbir
sizlik, basiretsizliğin bir delili olduğu içindir k i nazarı itibara alın
m a k t a d ı r . Binaenaleyh taksir ile işlenen suçlar tam ihmali suçlar
dandı»". Y a l n ı z bu suçlar mahsus, muayyen bir nevi makuiiyeii değil fakat u m u m i bir m a k u l surette hareket ediş mükellefiyetini lazam- m u n eylemeleri itibari le, diğer ihmali suçlardan, a v n l m a k l a d ı r - lar f i l ) .
B u noktayı böylece tesbit ettikten sonra, ihmal suretile icra su
ç u n u n da bir hareket edişten içtinabı tazammun eylediğini hatırlar
sak, buradan itibaren taksir ile işlenen suçlarla ihmal suretile icra suçlan arasında bir yaklaştırmanın i m k â n altına girdiğini, ihmal suretile icra suçlarını k a n u n u n taksir ile işlenen suçlara alt ahkâ-
mile tecziye etmenin m ü m k ü n olabileceğini kabul edebiliriz (12),
^ F a k a t taksir ile işlenen suçlarda mevcut olması lâzımgelen k u surun taksir derecesinde kalması şart olduğu halde, ihmal surenle
icra suçlarında k u s u r u n en şedit derecesi olan kasd vardır.
A B u n d a j U ı a ş k a - ^ İçin kanunun. leshit ettiği haf!f cezaların ihmal surelüe icra suçu faillerine tatbiki — bu suç
( I l ı Lerebours - Plgeonniere: Du delit de commisalon pat nmission iRcvıiü penitenlaire. Iflûl, s. 716)
(12) Fransız Ceza Kanununun <312ı inci maddesini inmamlivyfm, İD nisan 1898 tarihli kanun, 15 yaşından ufak küçüklere karşı, gıda ver
memek yahut icabeden ihtimamlarda bulunmamak fiillerini kasdi mües
sir fiil oîarak ve fail çocuğun ölümünü temin eylemek üzere bu Hususla içtinapta bulunduğu takdirde katil ve katle teşebbüse ait cezılarhı teczl- ye eylemektedir. ı3l2ı inci maddeye yapılan bu ilâve sadece 15 y o m d a n
ufak küçüklere ait olduğu için bu yaştan büyük, fakat kendini korumaktan âciz meselâ akıl hastalığına müptelâ olanlara karşı tevcihi lâzımgelen ihtimamların gösterilmemesi ve icabeden gıdanın verUmemesl hallerinde mezkûr madde tatbik olunmamakta idi. Meselâ "Polltiers20Nev. 1Ö01.S.13D2.
2. 305; kararüe Fransız Mahkemesi 15 yaşından büyük btr deityi pime*
görmeyen, fena bir odada, sıhhatini ihlâl edecek surette hapseden anne
sini, mezkûr esbabı muclbeye müsteniden beraat ettirmişti. Fakat bu hu
susta jürisprüdansta bir tahavvüi husule gelmiş ve hakikati *ıalrîe kasden gıda vermemek ve ihtimam göstermemekten İbaret olan fiilleri Cez^ K a nununun taksir İle müessir fiti ve adam öldürmeğe müteallik mfldrlelerile cezalandırılmağa giden btr temayül belirmiştir. Bakınız: T r . cor. Part.be- nay. 1 er. Malt 1922. Gaz pal 1922. 2. 15G; R. Gerraud P r a i s de Droil erimine! 1934. s. 80. Note 4,
fail'crinde mevcut ahlâki redaatin fazlalığı dol ay isiyle — â m m e v i c danini tatmin edemez.
Esasen biz taksir ile işlenen b ü t ü n suçların ihmali suçlar kate
gorisine dahil olduklarını da kabul etmiyoruz (13).
Buradan itibaren ierai suçlar mefhumuna yaklaşılmış olur.
&. İ h m a l suretile icrayı, icraî suçlar gurupuna idhal eden telâk
kiler :
İhmal suretile icrayı, ierai suçlar kategorisine idhal ve bu nevi suçlara tekabül eden cezalarla tecziye etmek İsteyen t e m a y ü l e bil- h a s j a A l m a n h u k u k ç u l a r ı arasında tesadüf edilmektedir (14).
a) A l m a n Doktrininin ilk safhasında Stübel, F e u e r b a c h , Spa- genber^. M a r t i n gibi müellifler, ihmal suretile icranın sadece gayrı h u k u k i karakterine işaret etmiş ve cezaî müeyyidesinin mütalâasllc iktifa etmişlerdi. M e z k û r müellifler bu nevi ef'ali tecziye için ilkönce sebebiyet alâkası meselesinin halli lâzımgeldiğinin farkına v a r m a m ı ş
lar, daha doğrusu böyle bir meselenin hattâ m ü n a k a ş a l ı olabileceği
ni dahi tasavvur edememişlerdi. Meselâ Fransız müelliflerinden Jousse, hiç bir nazarî esasa müstenit olmaksızın « Q u i peut et n'empêche" meşhur esasını vazetmiş bulunuyor, Router de Ölüm tehliKesindeki bir şahsın i m d a d ı n a koşmaktan ihtiyarî içtinabı bir katil olarak telâkki etmekle iktifa ediyordu-
F a k a t 19 uncu asrın bidayetinden itibaren bu nevi fiiller hak
kında nir takım şüpheler belirdi. İçtinabın, hareketsizliğin b i ı hiç olduğu, hiçten ise bir neticenin doğabilmesi m ü m k ü n o l m a d ı ğ ı ileri sürüldü ve bu noktadan itibaren ihmalin sebebiyeti meselesi orta
y a çıktı.
bj Objektrf bir icraî suç esasına müstneıt telâkkiler; F i l h a k i k a ihmal suretile icra suçlarını, icraî suçlar kategorisine idhal ederek bunlara mahsus cezalarla tecziye etmek isteyen bir telâkkinin her şeyden evvel sebebiyet meselesini hal ve bunun ihmal 3uretile icra suçlarında mevcudiyetini isbat etmesi lâzımgelir. V e işte izah et
mekte b u l u n d u ğ u m u z zümreye mensup nazariyecllerin müşterek t e m a y ü l ü n ü de bu teşkil ediyor.
İ h m a l i n sebebî olduğunu izaha çalışan telâkkileri ikiye ayırmak m ü m k ü n d ü r : aa) T a r i h e n en eski olan bu telâkki sebebiyeti ihmale
113) Tahir Taner: Sözü gecen eser, s. 251.
tl4> Bu nazariyeler İçin bakınız: Von Lİszt: BOTÜ geçen eser, s, 10?;
bilhassa Maurice Oand: Du délit de commission par omission, 1900, 16-51.
I H M A L S U R E T I L E I C R A S U Ç L A R ı •itti t e k a d d ü m eden yahut onunla beraber mevcut olan bir fiilde aramak
tadır, bb) İkinci telâkki ise bizatihi ihmalin sebebiyeti esasını ka
bul v e bunu izaha çalışmaktadır.
aa) İlk defa L u d e n meseleye doktrina] karakterini vermiş ve sebebiyet meselesine temas eylemiştir; bu hususta çuk merak çekici bir tarzı h a l vermektedir. B u m ü e l l i f e göre insanı hiç bir zaman ata
let halinde, hareket etmez olarak tasavvur etmek m ü m k ü n değildir.
Tabiî kuvvetleri cereyanına b ı r a k a n bir kimse, ilkönce, bir ihmal, atâlet halinde g ö z ü k ü r . F a k a t bu İ h m a l i n yanında muhakkak müs- bet bir fiil, faaliyet mevcuttur. F i l h a k i k a kurtarıcı bir faaliyette bulunmaktan (meselâ denize düşeni kurtarmak üzere elini uzat
m a k t a n ) içtinap eden kimse m u h a k k a k bir şey yapmış bulunmak
tadır. B u fiil meselâ hâdiseye bakmak, yahut oradan uzaklaşmaktır.
İşle bu müsbet fiil, neticeye nazaran, sebebidir. G ö r ü l ü y o r ki Luden İhmalin sebebiyetini, ihmal ile m ü l e r a f ı k bir fiile bağlamaktadır.
B u çok garip nazariye sonradan L u d e n tarafından t e r k j i u n m u ş ve m ü e l l i f eserinin 1874 tarihli ( a b ı n d a umumi bir nazariye kur
maktan vazgeçerek bazı m ü ş a h h a s hallerde sebebiyeti tayin için hu
susi hir t a k ı m kaideler vazetmekle iktifa eylemiştir.
Bilâkis, K r u g , Glaser, Von B a r , Market ise İhmale tekaddüm eden icrai fiilde sebebi unsur olmak vasfını görüyorlar.
K r u g a göre ihmal ile netice arasında bir sebebiyet münasebeti- yun nv*vcudiyeti. ancak ihmalin müsbet bir takım e f a l e bağlanması hallr.de m ü m k ü n olur. B u müsbet e f a l ihmal edenin bir â m m e hiz
metini üzerine alması yahut zimnî v e y a sarih hususi bir taahhüdle muiiyyen faaliyetlerde bulunmak mükellefiyetlerini t a h a m m ü l i t medi şeklinde olabilir. Meselâ bir kimse, diğer birisini bir h a l a y a y a r d ı m d a bulunmaktan menettikten sonra kendisi hastaya karşı yar
d ı m ve ihtimamda bulunmazsa neticeden dolayı mes'ul ulur,
H ü n k ü bu taktirde onun tarafından a l ı n m ı ş zımnî :aahhüdden ibaret müsbet bir fiil vardır.
G l a s e r daha â l i m a n e bir nazariye kuruyor. B u m ü e l l i f de K r u f l gibi ihmal suretile İcra suçu bünyesinin, fâil tarafından, neti
cenin sebebi olan müsbet bir hareketi ieabetlirdiğini beyan etmek
tedir. F a k a t Glaser'in orijinalitesi bilhassa iki seri ihmal suretile icra halini tefrik etmesinden doğmaktadır: B i r i n c i kısım, bir kimsenin z a r a r l : bir netice husule getirecek olan kuvveti tahrik eylemesi ve sonradan {tahrikten sonra) neticenin ö n ü n ü almak üzere harekete geçmemesidir.
482 SULHI DONMEZER
Meselâ herhangi bir arabacının, arabasına m u t a d ı n haricinde bîr sürat verdikten sonra h a y v a n l a r ı d u r d u r m a ğ a çalışmaya r a s a r a
ba Önünde bulunan bir d ü ş m a n ı öldürtmesi gibi. B u gurupta diyor G l a s e r , ihmal bir vesile ve mukaddem fiil (kuvveti tahrik eden fiil) ise sebeptir. Glaser'in nazariyesi Merkel'den farklıdır; filhakika bu m ü e l l i f icra ve ihmali Merkel'den farklı olarak, birbirine bagh, â d e ta lehimlenmiş olarak k a b u l etmektedir.
İkinci kategoriye gelince bu kategori i h m a l gösterenin, h*ç bir müdahalesi olmadan, harekete geçmiş ve fena b i r netice husule jje- t î r m r k t e olan kuvvetlere, m ü d a h a l e etmemesi, âtıl kalması suretile teessüs eylemektedir. K e z a bu halde de, ihmale — zarar iras eden fiil!, sarih v e y a z ı m n î bir şekilde, meneylemek mükellefiyetinin ta
h a m m ü l edilmesi suretile — müsbet (yâni illi, sebebi) bir fiil te- kaddum eylediği takdirdedir k i , cezalandırma mevzuubalıs olabile
c e k t i F i l h a k i k a meselâ bir çocuğa bakmakta olan dadı, bu hususta ihmal gösterirse, başkalarını m ü d a h a l e etmek düşüncesinden vazge- Çİrmİş olacağı içindir k i müsbet bir şekilde neticeyi husule getirmiş b u l u n m a k t a d ı r .
İ h m a l i n sebebi karakterini icra edilmiş m u k a d d e m bir fiile b a ğ layan nazariyeciler gurupu içinde psikolojik esas v e m u t a l a r a rsti- nad etmekte olanları da vardır; meselâ G e y e r ve Aldoss'-r'i a l a l ı m : B u n l a r a nazaran, sebebiyeti canlı m a h l û k l a r üzerinde husule geli
n i m i ? olan psişik neticede aramak lâzımdır. B u kimseler (mutazar
rır Nnnlar) ihmal gösteren kimse tarafından neticenin sebebi olan bir hale sokulmuşlardır. Meselâ bir y ü z m e hocasının talebesine y ü z me öğretmek üzere denize soktuktan sonra kendi haline bırakması vaziyetinde İlli olan, bilâhara i h m a l gösteren kimse taralında ı t a k ı n ı l m ı ş emniyet verici vaziyetin, suç k u r b a n ı üzerinde husule ge
tirmiş olduğu tesirdir (15).
(19) Roux da metinde bahsettiğimiz bu «on telâkkiye yaknı nazari bir izahta bulunuyor; bu müellife nazaran bir tefrik yapmak lîzımdır. Y a suç kurbanı içinde bulunduğu ve eğer yardım gelmezse mahvolacağı elim vazlyett, bizzat kendi kendisini sokmuştur, yahut icrasına itimat ıdebite- cefcl, daha doğru bir tâbirle yapılmasını haklı olarak, bir hak olarak isti- yebileceğl yardımın yapılmaması dolayıslyle dürmüş bulunmaktadır. İqt«
bu son haldedir ki ihmal suretile İcra fâlü tarafından takımlım İçtinap va
ziyeti sebebidir, ve bu hal için bir cezai mesuliyet kabul etmek lâzımdır.
Çünîcü netice husule gelmiş bulunuyorsa bu suç kurbanının fili ve vtzlyeti
İHMfiL S U R E T I L E I C R A S U Ç L A R ı 483 O r t m a n n , B ı n d l n g , ve Halschener ise ihmal suretile icra failinin İradesine müteallik psikolojik bir sebebiyet telâkkisine larafdar olu
yorlar. B u n l a r a nazaran ş u u r u n ilham ettiği harekete geçmek sev- k i u b i i s i n d e k i zaaf neticeyi önliyecek bir m ü d a h a l e n i n husulüne ma
ni olmakta ve binnetice bu neticenin meydana gelişine sebebiyet vermektedir.
Eınding'in y u k a r ı d a k i esasa müstenit olan telâkkisi ise çok daha şayanı dikkattir. B u m ü e l l i f ihmal suretile icra hallerini iki gurupu ayırıyor: 1) Bazı tehlikeleri önlemeğe» bazı hususlara dikkat ve Dt"
zaıet etmeğe mesleki bir vazifenin kendilerini icbar ettiği kimsele
rin ihmalleri, 2) Bizatihi zararsız ve k ö t ü mahiyeti olmamakla bera
ber sonradan fâilin bertaraf etmeği İhmal ettiği bir tehhKonin do
ğ u m u n a mahal veren faaliyeti icra eden kimsenin ihmaii (arabacı
n ı n , arabasını fazla süratle sürdükten sonra bir d ü ş m a n ı n ı arabasının ö n ü n d e görerek d u r d u r m a m a s ı gibi.).
Ş i m d i birinci gurupu a l a h m : Binding'e nazaran burada muay
yen bir mükellefiyet altına girmiş olan şahıs, t a a h h ü t ettiği vazife
lerle mevcut şeraiti muvazene halinde t u t m a k t a d ı r ; bu kimsenin göstereceği ihmal mevcut şeraiti yeniden aktif bir vaziyete sokacak muvazeneyi bozacaktır. Daha açık söylemek lâzımgelirse, Binding'e göre neticeye münasebetle bir şartlar heyeti u m u m i y e t vardır; bu şartların bazıları müsbet yani neticenin husule gelmesini tahrik edici, diğerleri ise menfidir, y a n i neticenin husule gelişine mani olur. İşte bu iki şart gurupu muvazenelte kaldığı müddetçe mesele yoktur; netice husule gelmez. F a k a t mükellefin vazifesini icrada gös
tereceği ihmal şartlar muvazenesini bozar ve neticenin husule gel
mesine sebep olur. B i r misâl verelim: B i r demiryolu muhafızı rı- zasile (mukavele ile) yol bekçiliği vazifesini t a h a m m ü l eder ( m ü s bet ş a r t ) . B u suretle başkalarının m e z k û r işe alâka ve m ü d a h a l e l e rini bertaraf etmiş olur (menfi şart). Ş i m d i bekçinin vazifesini ih
mal ettiğini farzedelim; bu takdirde şahıs müsbet şeraiti bertnrar etmiş y a n i muvazeneyi b o z m u ş , neticeyi tahrik etmiş olacaktır.
dolayısıyle olduğu kadar, bu kimseye karşı İhtimam göstermek» ve onu müdafaa ve vikaye vazifelenip mükellef olan kimsenin İçtinabı do'ııyrsfy- ledır.
Roux, derhal, bu İzahın nazari mahiyette olduğunu ve MttttM hukuk bakımından suç tarifinin lcral olduğu kadar ihmali de kanluyablleceai beldedir ki bir mesully-Un mevzuubahs olabileceğini İlâve edlynr, *Roux:
Sozügeçen eser s, 98 dakl not.).
İkinci gurupa gelince; bu vaziyetlerde harekete getirilmiş olan yahut idare edilen şartların artık d u r d u r u l a m ı y a c a ğ ı yahut durdu- r u l m a m a ğ a k a r a r verildiği andan itibaren sebep o l u n m u ş addolunur.
bb) B u r l ' n i n noktai nazarına gelince: B u müellif, i h m a l i - g ö r ü n ü ş ü n e bakılırsa bir hareketsizlik altında gizlenmiş müsbet bir fiil, harekat olarak k a b u l etmektedir. Meselâ yol bekçisi misalini alalım:
B u kimseye iki nevi kuvvet h ü k m e t m e k t e d i r . B i r i n c i s i vazifesinin icabatına h ü r m e t , riayet hissidir eğer başka hiç bir endişe mevcut olmasaydı bu his bekçiye vazifesini icra ettirecekti. F a k a t c ü r m i kasd, irade bu hissi ortadan k a l d ı r m a k t a yol açık b ı r a k ı l m a k t a v e k a z a husule gelmektedir, İşte, diyor B u r i( b u faaliyetle bizatihi i n san İradesi illi bir mahiyet a l m ı ş b u l u n m a k t a d ı r .
Sigwart ve L a n d s b e r g ise filozofik bir noktai nazardan hareket ediyorlar. Sigwart tamamile mekanik bir sebebiyet telâkkisile içine insan iradesinin m ü d a h a l e ettiği sebebiyeti tefrik etmektedir. B u m ü e l l i f e göre insan faaliyetleri, hareketleri d a i m a m u a y y e n bir ta
k ı m gayelere müteveccihtir; o, tabii k u v v e t l e r i istimal eder, onlara itimat eder ve bu suretle icraî hareketlerile olduğu kadar bir ihmal ile de akamete uğratılabilecek olan h u k u k u n gayeleri vardır. İhmal
gösteren bu gayelerin t a h a k k u k u hususunda m ü d a h a l e etmek İm
k â n ı n a malik ve vazifesile m ü k e l l e f bulunuyorsa i h m a l hukuken illi olacaktır,
L a n d s b e r g aşağıdaki basit teklifi y a p m a k l a iktifa ediyor: -İhmal bizatihi neticenin sebebidir, sadece, ç ü n k ü m e z k û r netice ihmal ol
masaydı husule gelemezdi*. M ü e l l i f d e r h a l böyle bir teklifin her ne
vi ihmal suretile icra fiillerinin tecziyesine götüreceğini derhatır ederek D e v l e t i n -başka bir takım sebeplerle bu kadar geniş ve vasi
bir cezalandırmayı reddedebileceğini v e hâdiselerin husule gelişinin bir ihmal yahut icradan d o ğ d u ğ u n a göre ayrı ayrı k ı y m e t ölçüleri vaziıdebiicceğini'» kabul ediyor.
G a n d da bizatihi ihmalin sebebi o l d u ğ u n u isbat sadedinde işe ilkönce icrai s u ç l a n tahlil ile başlıyor; b u m ü e l l i f e nazaran bir icrai suç üç unsurdan t e r e k k ü p eylemektedir: 1) Sebebiyet alâkası; 2) k a s d ; 3) H u k u k a muhalif fiil. O n a nazaran sebep, bir netice husule getiren aslî kuvvettir. Fizikî â l e m d e tam m â n a s i l e bîr sebep yok fa
kat ' b i r b i r i n i doğurarak, birbirine b a ğ l a n a r a k , İn'ikâslar yaparak n a m ü t e n a h i y e doğru giden ve mebdeini ilmin, h a l i h a z ı r vaziyetin
de, m a k u l bir surette tâyin edemediği v e ancak i m a n ı n , inanan k i m seye işaret edebileceği- bir t a k ı m illi seriler vardır. B u iHî serileri
I H M A L sim E T I L E I C R A S U Ç L A K I 485 insan bazan ref'eder ve bazan da bilâkis kendi hallerine bırakır i r a desinin yardımcısı v e icra edicisi olarak alır. B u n l a r a nlsbetle illi olan :s,ie bu iradedir. G e r e k içlerin mutat seyri değiştirilmiş, gerek bir c ü r m î kasd içinde teyid edilmiş bulunsun sebebiyet t i r icra y a hut ihmal ile husule gelebilir. Basit bir icrai suç mevzuubahs >ldu~
u zaman illi olan şey nedir? Meselâ vuran kol mu? Hayır! B u e m den, kumanda eden, iradedir. B u noktayı böylece tesbit etlikten sonra, G a n d , şimdi iradî bir ihmal halinde ne oluyor, diyor? insan İlli seriyi harekette görüyor, bunun husule getireceği neticenin far
kına varıyor ve bu neticeleri kabul ediyor; diğer taraftan bu illi se
rinin seyrini değiştirmenin de kendi kudret ve ihtiyarı dahilinde ol
d u ğ u n u biliyoı ve İçinde harekete geçmek ve geçmemek hususunda bir mücadele başlıyor. İradesi ona «harekete geçme!* diye emir v e riyor ve işte sebep bu menfî emirdir. Y o k s a iradenin müsbet bir te
zahürle açığa çıkışı v e y a menfi bir vaziyet muhafaza edişinin ehem
miyeti yoktur. Böylece meselâ bir m ü h e n d i s i n bir kana! açmakta o l d u ğ u n u farzedelim. Açılacak kanalın esas m e v z u u n u teşkil eden hendeğin bu m ü h e n d i s i n eseri o l d u ğ u n d a şüphe yoktur. F a k a t aklı
selim ve m a n t ı k bu m ü h e n d i s i n , plânlarda temas ve ıslâh edilmiş k ı sımların olduğu kadar, tashihini ihmal ettiği kısımların da fcuebi ol
d u ğ u n u bize bildirmektedir.
Demek oluyor k i A l m a n ÎDoklrininin çok defa yaptığı gibi insan hareketlerine taallûk eden sebebiyet ile, cansız tabiattaki sebebiyeti karıştırmamak l â z ı m d ı r , İcra ve içtinap daima UN ve a k l ı ! olan bir iradenin m ü m a s i l tezahür ve tecellilerinden ibarettir.
Böyle bir telâkkinin b ü t ü n ihmal suretile icra hallerinin tecziye- i neticesine sevkedeceğini tahmin eden G a n d , derhal üçüncü unsuru ele alıyor: -Cürmî kasda bağlı olsa da maddî sebebiyet -jlâkası işle
nen fiil bizatihi k a n u n tarafından m e n o l u n m a m ı ş ise, buna cürmî bir mahiyet veremez. Binaenaleyh i h m a l suretile icra bir vazifı-nin ih
lâlini teşkil ettiği takdirdedir ki cezalandırılabilir. Vazifeler ise ka
nun v e y a mukaveleden m ü n b a ı s olur (16),».
İki gurupa ayırarak tetkik ettiğimiz ve »objektif bir icrai suç esasına müstenit telâkkileri" serlevhası allınçia topladığımız bu na
zariyeler h a k k ı n d a kısa b i r k a ç tenkidi m ü l â h a z a beyan edeceği*:
B i r kere sebebiyeti ihmale t e k a d d ü m eden müsbet bir fiilde ara
cısı Bu nazariyenin tenkidi İçin bakınız l^rebours-Plseonniere:
Sözü gecen makale.
y a n telâkkiler kabul olunamaz. F i l h a k i k a kusur fikrinin en esaslı prensiplerinden biri de mesuliyet için kusurun, iradenin izharı â n ı n da mevcut b u l u n m a s ı d ı r (17). H a l b u k i eğer mukaddem fiilin icrası sırasında (arabacı misalinde olduğu gibi) failde adam ö l d ü r m e kasdı mevcut bulunuyorsa bu takdirde bir ihmal suretile İcra değil fakat kanaatımızca tam bîr icraî suç karşısında bulunuyoruz (18). B u n d a n başka böyle bir telâkki sebebiyet alâkasını h u k ı ı k a n müsHade edil
miş hattâ h u k u k u n icrasını tavsiye ettiği mukaddem bir fiile bağ
l a n m ı ş olması b a k ı m ı n d a n da kabul olunamaz.
İkinci kısma yani bizatihi İ h m a l i n illî o l d u ğ u n u m ü d a f a a eden telâkkilere gelince: h a t ı r l a n ı r ki biz geçen nüshada intişar eden ma
kalemizde de İhmalî suçlarda da bir sebebiyet alâkasının mevcut bu
l u n d u ğ u n u kabul etmiştik. A y n ı telâkkinin ihmal suretile İcra s u ç l a n için de v a r i d olacağı iddia edilemez. F i l h a k i k a bu y a z ı m ı z ı n başında ihma.'i suçlar ile ihmal suretile icra suçları arasındaki f a r k l a r a işa
ret etmiş bulunuyoruz. B ü t ü n İhmal suretile icra s u ç l a n n d a k i ihma
lin illi bir karakteri haiz olduğu telâkkisi kabul olunamaz. Zira bu taktirde her faraziyede ihmal suretile icranın illi o l d u ğ u n u v e bîn- netice mesuliyet ve cezalandırmayı, kabul etmek mecburiyetinde kalacaktık. Böylece denizde b o ğ u l m a k t a olan h a s m ı n ı , kendisi için hiç bfi fedakârlığı icap ettirmediği halde, ona karşı olan kini dola- yısile k u r t a r m a y a n kimsenin içtinabını İlli telâkki etmek v e netice
den dolayı bu kimseyi cezalandırmak lâzımgeleecktL B u noktaya tahditler getirmek için vazolunan kriterlerin ne kadar sun'İ olduğu y u k a r ı d a k i i z a h a t ı m ı z d a n anlaşılıyor.
G ö r ü l ü y o r ki m e z k û r telâkki mesuliyet hududunu pek ziyade ttv- sie g ö t ü r m e k t e d i r (19). B i n a e n a l e y h bu nevi suçlar gurupu için me
suliyeti l ü z u m l u olduğu hale tahsis etmeğe i m k â n verecek bir n a zariyeye ihtiyaç vardır.
Bundan başka, bizatihi ihmalin illiyetini m ü d a f a a eden b u te
l â k k i l e r i n hemen hepsi iradeye müsteniden izahlarını yapmaktndır- ilTl Von Llszt: sözü gecen eser, s. 197.
M181 «ihmal suretile icranın mevcudiyeti İçin katil İle İtham olunan kimsenin hiç bir miisbet fUl ve harekette bulunmamış olması lâzımdır *
(Rnux Sözü gecen eser, s. 95),
<J9) Prof. Mustafa Raşit Belgesay; Bir kimsenin nefsini veya malını zarara bırakmamak şartlle tehlikede olan birine yardım etmeni ablak İcaplarından olduğu bir halde fail, zarar vermek kasdlle müdahalede bu
lunmamış ise tazminat ile mes'ul olacağı telâkkisini müdafaa ediyor (yukarıda sözü geçen eser, s. 59).
I H M A L S U R E T I L E I C R A S U Ç L A R ı 4H7 lar. H a l b u k i bir iç halet olan iradenin, kasd, niyet ve kararların ıc- rai bir hareketle zahire çıkmadıkça tecziye olunamıyacagı Ceza H u k u k u n u n en esaslı prensiplerindendir.
c) S ü b j e k t i f bir İcrai suç esasına müstenit telâkki; fcrai *uçla teşk'l eden esasi unsur, menolunan bir fiilin İkaıdir. Fakat burada bir tefrik yapmak l â z ı m d ı r ; icrai suçların bir nev'i olan k&sdsız icrai suçlarda esas, sadece, menolunan bir fiilini ikaıdir. Burada kanun, h ü k m ü n ü ihlâl eden ferdi kasdı İle meşgul olmadan cezalandırır. F a kat kasdi icrai suçlar mevzuubahs olduğu zaman kanunun en başta o l a r a * nazarı dikkate aldığı nokta failin kasdıdır. Sosyetede en de
rin karışıklığı mucip olan, antisosyal bir fiilin işlenmesi değil fakat cürmî bir iradenin, kasdın meydana çıkışıdır, C ü r m İ irade gayrı m u a y y e n , gayrı mahdut suçların m e n b a ı olmasından dolayıdır k i k a n u n u n , esas olarak, işlenen fiili değil fakat n fiile teveccüh etmiş olan iradeyi, fâilin ahlakî redaatlni, aldığı ileri sürülebilir. B u nokta k a b u l olununca kanunun, icrai suçlarla ihlâlinin esasta m ü s b c ı bir fiilin ika o l u n m a s ı n d a n dolayı değil fakat kanunu nakzeımetfc razı olmuş bir c ü r m i iradenin mevcudiyetinden tahassül ettiği iddia otu
rabilecektir. « K a n u n fiilden ziyade kasdın nazarı itibara alınmasını ister* (20).
İcrai suçlarda da esasın izah fdegeldiğîmiz cürmî irade, kasd. a h lâkî redaat o l d u ğ u n u kabul edecek olursak i h m â l suretile icranın ic
rai a ç l a r a ait b ü t ü n unsurları câmT o l d u ğ u n u kabul etmek zarure
tinde kalacağız. F i l h a k i k a isbat edÜmesi güç olmakla beraber ihmal suretile icra suçlarında fâilin kötü iradesi esaslı bir surette tezahür eylemektedir.
L e r e b o u r s - Pigeonniere y u k a r ı d a (not 11) de zikrevlediÇİmiz makalesinde izah olunan bu telâkkiyi esas alarak ihmal suretile i c r a n ı n , icraî suçlarla ayniyetini ve icrai suçlara müteallik h ü k ü m l e r l e teczivc olunacağını şöylece izah ediyor: K a n u n bir suçu cezalan
dırırken bizatihi fiilden çok fazla mevcut farzetlifii failin iradosile meşgul olur. M ü s b e t fiil içtimaî nizamı ancak geçici, muvakkat bir surette ihlâl eder, bilâkis c ü r m i İrade istikbale teveccüh eder: umu
m i vicdan ve s ü k û n u daha uzun bir zaman İçin bozar, karıştırır Eğer b ö y l e ise, yani kanun icrai suçlarda esas olarak cürmi iradeyi alıyorsa, ihmal surctUc icra suçu, müşahid husule gelen zarar karşı-
1201 Muyart de Vouçlans; İnstltutee au Drolt rrimlnel.
H u k u l ı F - l f U l t » ! M f n n u . i l ! t
da bir cürmî tatmin hissi d u y d u ğ u m ü d d e t ç e icraî suça tekabül edecek onun aynı olacaktır,..-. Müellif bu sübjektif icraî suç telâk
k i s i İle Fransız müsbet h u k u k u n u n esaslarındaki aykırılığı m ü ş a h e de etmekle beraber vazıı k a n u n u n nazarî objektif talâkkisim metne sokmak İslemediğini beyan ederek kanunî tarzı halleri yeni bir te
l â k k i y e bağlı ya bilmen in m ü m k ü n o l d u ğ u n a İşaret ediyor. H a l b u k i -.sübjektif noktai nazardan ise i h m â l suretîle icra suçu, icrai suç mef
humuna dahildir.-. «Bir zararın husule geldiğine şahit olup ta, bu
nu m^n hususunda harekete geçmeyen kimseyi cezalandırmak nok
tai nazarına karşı, Ceza K a n u n u n u n cürmî düşünce ve kararları tec
ziye etmediği tarzında bir İtirazda bulunulabilir.». -Doğru olan bu itirazın muhtevasını m ü b a l â ğ a etmemek için, sebeplerini anlamak lâzımdır. C ü r m î k a r a r v e düşünce cezalandırılmaz. Ç ü n k ü karar vermek ile harekete geçmek arasında uzun bir mesafe, bir u ç u r u m vardır C ü r m î irade ise ancak s u ç l u n u n gayesinin tahakkukuna k a dar cürmî kasdında İsrar eylediği takdirdedir ki tehlikeli olur ve içtimai n i z a m ı i h l â l eder.». F a k a t ihmal suretîle icra faraziyesinde olduğu gibi bir kimse cürmî kasdında israr eder, neticenin h u s u l ü ne kadar içtinabını muhafaza ederse, a r l ı k k a r a r safhasını geçmiş İradesi aktif bir hale gelmiş olur. B u hallerde raevzuubahs kimsele
rin cürmî niyet v e kasdlarını her t ü r l ü müsbet fiil, haricî hareket
ten m ü s t a k i l olarak cezalandırmak lâzımdır. Ç ü n k ü c ü r m î kasd ve niyetin cezalandırılmamasının sebebi, kabili r ü c u v e gayrı müessir oluşudur. H a l b u k i burada vaziyet berakistir. C ü r m î kasd müessirdir v e artık ondar; rücu1 kabil değildir. B u noktadan itibaren i h m a l su-
retile İcra vaziyetinde ne zaman kasdın müessir ve gayrı kabili ııicu o l d u ğ u n u tayin etmek lâzımgelir. Müellif bu vaziyeti, suçun fena, k ö t ü neticelerini mentemek fâit için k a n u n î yahut akdi bir vaziie ol
d u ğ u ve satın alınmış içtinap suretîle iştirak hali ve neticeyi mene- dici üçüncü bir şahsın itma edilmesi suretile b u hareketinden vaz- geçirilmesi hallerine tahdid ediyor.
Netice b a k ı m ı n d a n bizi pek de ilerletmiş o l m ı y a n bu sübjektif icraî suç telâkkisi, tatmin eder g ö z ü k m ü y o r . F i l h a k i k a bu telâkkide âdeta, cezaî mesuliyetin esası olarak manevi sebebiyet alâkası ile m a d d î sebebiyet alâkası karıştırılmıştır. C e z a H u k u k u mesailinde eşin bir sübjektifliğe gidişi ferdlerin esasi h a k l a r ı b a k ı m ı n d a n pek terviç edemiyeceğiz. C e z a H u k u k u aynı zamanda ferdlere memnu e f a l i işaret etmek suretile diğer sahalarda h ü r ve serbest oldukları-
I H M A L S Ü R E T I L E I C R A S U Ç L A R ı 439 m beyan etmek gayesini (21) tahakkuk ettirebilmek için objektif esaslardan a y r ı l m a m a k lâzımgelir. B u son c ü m l e ile g ü n ü m ü z d e muhtelif memleketler Ceza H u k u k u mevzuatında tebarüz etmeku?
olan sübjektif t e m a y ü l ü reddeyledigimiz z a n n o l u n m a m a l ı d n , Sadece ş u n u demek istiyoruz ki sübjektif oluşta fazla ileri gidilmemeli hiç olmazsa sübjektif noktaların tayini hususunda harici, objektif vazı
yetler esas t u t u l m a l ı d ı r (22).
4) Netice
Vicdan noktai nazarından m ü l â h a z a edilirse, bir adamı müsbet bir fiil ve hareket ile öldüren kimse ile kendisi İçin hiç bir tehlike m e v i u u b a h s olmadığı halde sırf bu kimsenin ö l ü m ü n d e n elde edece
ği bir istifade doîayısiyle meselâ boğulmasını seyreden kimsenin ba
n k e t l e r i arasında ahlâki k ö t ü l ü k b a k ı m ı n d a n bir fark yoktur. Fakat ilâve edelim ki ahlâk sahasında câri olan bu m ü l â h a z a y ı hukuk sa
hasına nakletmek hiç te doğru bir hareket teşkil etmez. F i l h a k i k a böyle bir hareket tarzı, ferdin, hem cinslerinin işlerine karşı olan m ü d a h a l e sahasını ölçüsüz bir surette genişletmiş olur, ahlâki y a r d ı m v e m ü z a h a r e t vazifesini h u k u k a n m ü e y y i d e altına sokulmu?
daimi bir mükellefiyet haline sokardı. Halbuki böyle bir telâkki, halihazır sosyal vaziyetle kabili teüf değildir (23). B u h ü k m ü verir-
I 2 İ P Tahlı Taner: Sözü gecen eser, s. 112.
• 22ı Donnedieu de Vabres: L a crise moderne du Droit pénal, ta po
litique criminelle des Etats autoritaires. 1938. s. B4,
cBBMbl otoriter Hükümetlerde müşterek olan temayül sucun manevî unsuruna en önde gelen bir mevki vermektir.* ı. 4 e bakımı.
ı23i Aksi fikir için bakınız: Paul appeleton: Labstantion f:uüve en matière déllctuelle, civile el pénale iRevue trimestrielle de Droit civil; n éme. année lBI2h s. 593 >. Müellif, bu makalesinde Ceza Hukukunun mev
cut vaziyetinde en ctirmi ve kötü bir içtinabın dahi cezai taklbal;ı mahal vermeyeceğini lesbit ettikten sonra bu vaziyetin tatmin edici olup alma
dığını tetkike girişerek müdahale eden için hiç bir tehlike mevcut olma
dığı ve fedakârlığı İcap ettirmiyecefil her halde içtinap eden vAmse için cezai bil mesuliyeti teshil eden şu şekilde bir kanun hükmünün vaz'ına tarafdar oluyor: ' B i r şahsın ağır ve vukuu muhakkak bir tehlike karşı
sında bulunduğuna sahid olan bir kimse kendisi için hiç bir tehlike ve ciddi bir fedakârlığı mucip olmadığı halde, meşru bir mazereti olmaksızın yardım etmekten içtinap eder ve tehlikede bulunan şahıs bu yardımın ya
pılmaması dolayısile ölürse Ceza Kanununun f31Ö> uncu maddesindeki cezaların «taksir İle adam öldürme» eğer yalnızca yaralanmış İse 13101 uncu maddedeki cezalarla Uakslr İle mües3İr fiil* ve diğer hallerde Ceza
SULHI
ken tam ferdiyetçi bir l a l â k k i d e n hareketle kanunen m ü e y y i d e a l tına a l ı n m ı ş aktif vazifelerin adedini azaltmak gayesini takip etmek istediğimiz z a n n o l u n m a m a h d ı r . E s a s e n ferdlerin hemcinslerine i y i likte b u l u n m a l a r ı n ı temin için, mutlak surette, Ceza H u k u k u n a , ce
zai müeyyidelere m u h t a ç olduğu bir devirde de b u l u n d u ğ u m u z u zannetmiyoruz.
B u n a mukabil tam aksi bir prensipten hareket etmek suretile Ceza K a n u n u n u n ancak, ferdin hemcinsine yapacağı fenalıklara karşı müdahalelerde bulunabileceğini fakat onların lehine olan ef'ali icraya icbar edemiyeceği prensipini de b ü t ü n şiddetile ve t a m a m ı l e tatbik etmek doğru değildir.
Aklıselim ve adalet hissi cezalandırılması lâzımgelen bazı ihmal suretile. icraların mevcut o l d u ğ u n u ve b u n l a r ı n kanun tarafından tecziyesi İcabettiğini bize bildirmektedir. Demek oluyor k i hakikat beyan ettiğimiz şu iki prensipln ortasındadır ve cezalandırılması İcabeden bir takım ihmal suretile icra suçları vardır; bu z ü m r e y i ta
y i n etmek İçin ihmal suretile İcra hallerini üçe taksim edeceği*:
1) İçtinap eden kimse tarafından y a p ı l m a y a n m ü d a h a l e n i n ic
rası :çin, bazı fedakârlıklara katlanmak lâzımdır. B ü t ü n bu haller
de yapnacak fedakârlık çok az dahi olsa (meselâ çok zengin bîr ads- mmp açlıktan ö l m e k üzere olan bir fakire ekmek vermemesi gibi) bir cezalandırma mevzuubahs olamaz (24). F i l h a k i k a Ceza K a n u n u şefkat ve merhamete, k a h r a m a n l ı ğ a kimseyi" icbar edemez.
2) îçtİnap eden kimsenin müdahalesi, kendisi tarafından k ı t l a * nılaciik hiç bir fedakârlığı icap ettirmez. Meselâ bir kimse yanmakta olan bir evden İstimdad eden k o m ş u s u n u kurtarmak üzere sadece bir merdiveni dayaması kâfi geldiği halde, komşusuna olan husuım li dolayısiyle bu hareketi y a p m a m a k t a d ı r . K e z a bu halde de hiç kimse hememsine karşı u m u m î bir m ü z a h a r e t h u k u k i vazifesîle mükellef olmadığı için, bir cezalandırma mevzuubahs olmamak lâzımgelir.
3) Nihayet m ü d a h a l e d e n İçtinap eden kimse, m ü d a h a l e etmek ususunda kanun veya mukaveleden mütevellit bîr mükellefiyet al- Kanununun ı475ı inci maddesindeki cezalarla tecziye olunur.
B J İhmal kusurundan mütevellit hukuki mesuliyet hususunda İcra kusurundan husule gelen zararlar hakkındaki ahkâm tatbik olunur Mü
ellif, makalesini söyle bitiriyor; €Cesaret bir mükellefiyet oiaruk bnanltra nasıl tahmil olunmazsa, hasmane bir düşünce yahut alâkasızhkUn mü
tevellit alçaklık ta bir hak olamaz,*.
(24) Aksi fikir için bakımz; Garçon: Code pénal annoté, avt, 2f5.
No. 22.
I H M A L SURETİLE I C R A S U Ç L A R ı 491 nda bulunuyorsa cezalandırılması lâzımgeldiği hususunda hemen b ü t ü n cezacılar m ü t t e f i k t i r l e r (25). B i z de şahsan aynj telâkkiyi k a bul ediyoruz. D a h a açık bir tâbir ile, ihmal suretile icra suçlan a n cak hu son faraziye içindedir ki cezalandırılmalıdır. F i l h a k i k a ka
nun ahvalin mutad y ü r ü y ü ş ü n e itimat ederek tedabir i t t i h a z etmiş olan kimseleri himaye etmek lâzımgelir. Binaenaleyh, f a r a z i y e m i z d e o l d u ğ u gibi, yapılması i h m a l edilen fiilin icrası, sosyete ve suç k u r banı tarafından meşru bir surette, İhmal eden k i m s e d e n b e k l e n e b i leceği hallerde ihmal suretile icranın tecziyesi icabeder. Sosyete v e ferdin ise icrssını İstiyebileceği ef'al ancak 1) kanun, n i z a m n a m e ve talimatnamelerin; 2) Â m m e veya hususiye h u k u k u m u k a v e l e l e r i n i n k o y d u ğ u mükellefiyetlerden ibaret olabüir.
B u s u r e t l e , yazımızın başındanberi izah edegeldiğimiz m u h t e l i f nazariyelerle aynı neticeye vasıl olmuş b u l u n u y o r u z . Demek o l u y o r k i sırf maksada uygunluk b a k ı m ı n d a n izah ettiğimiz faraziye h u d u t ları içinde bîr cezalandırma hususunda i t t i f a k m e v c u t t u r B u n d a n başka Fransız h u k u k ç u l a r ı müstesna, müelliflerin b ü y ü k b i r e k s e r i y e t i kanun metinlerinin de izah olunan faraziye içinde bir cezalan
dırmaya i m k â n verdiğini k a b u l e t m e k t e d i r l e r .
F a k a t muasır Fransız D o k t r i n i b u telâkkiye m u h a l e f e t e t m e k ledir- B u hususta Fransız D o k t r i n ve M a h k e m e ıçtihatlnnnın esas temayülünü Garçon'un i f a d e l e r i n d e n istiane e t m e k surelilc- İzaha çalışacağız. M e z k û r temayüle göre (26) d e m i n bahsettiğimiz tefri
k i n akıl v e vicdanca t a t m i n k â r ve teşriî n o k t a i nazardan rasyonel olduğu ve istikbalin reformcuları İçin k a n u n a i t h a l u l u n a c a k b i r hü-
<25* Garçon suç kurbanının bizzat kendikendinj idareye muktedir uïmadièi hallerdeki müdahale noksanı için bir mesuliyet kabülu taraftan oluyor. — 8. 1902, 2 . 305 Note Hémard Hémard mezkûr fikre su İtirazları japıyor: Bu telâkki hiç bir metin müeyyidesini vaz'etmemiç bulunduğu halde bir «harekete geçme vazifesinin* ihîàlin icrai suç olarak tecziyeye sevkeder. Bu suretle ihmal suretle icra bir ^harekete geçmek vazifesi» ütü ihlâli olarak tasvir edildikten sonra yani bir ihmali suç karakter! veril
dikten sonra İcraİ suçlara taallûk eden ahkam İle cezalandınlmaktadır.
Bunda.i başka kanundan mütevellit bir vazife tàbïrl de müphemdir Me
selâ bir kadın bir kavgaya iştirak etse ve orada hazır bulunan kocalı ken
disin yardım etmediği İçin yarajansa Code Çivilin maddei mahsusası kan ve kocayı birbirine Itargı miizaharet v&alfc&lle mukell- f luUuguna
?öre kocayı İhmal suretile İcradan dolayı cezalandırmak mı laz.ımgelecek- tir? — aynı fikir İçin Roux; sözü geçen eser, s 95,
ı26» Garçon affaire monnler. Examen critique du Jugement de tri
bunal correctionnel de Poitiers,
k ü m olduğu m u h a k k a k t ı r . B u n u n l a beraber eğer müellifler bu na
z a r i y e y i iyi olduğu için bîr müsbet h u k u k kaidesi y a p m a y ı İddia ederlerse haksızdırlar. Tefsir yollle b i r fiilin k a n u n tarafından tec
ziye o l u n d u ğ u ve tenkil edilmesi lâzımgeldigi ve kanunun bunu suç halin^ soktuğu iddia olunamaz. P r a t i k b a k ı m d a n ve h â k i m için ye
gâne mesele, o l d u k l a r ı gibi, mevcut k a n u n l a r ı n bu tefriki y a p ı p yap
madığıdır. Binaenaleyh deniyor, mevcut müsbet h u k u k ve Ceza K a nunu vaziyetinde i h m a l suretîle icra suçları, bu hususa dair sarih bir kanunî h ü k m ü mevcut o l m a d ı ğ ı m ü d d e t ç e , cezalandırılamaz (27), A k s i iarzda hareket, kıyas yolile suçların hududunu genişletmem ne
ticesine sevkederdi. F a k a t kanuni tarif müsbet icraî hareketleri ol
duğu kadar, menfi ihmali vaziyetleri de ihata edebilecek şekilde ohftffi bu takdirde o h ü k ü m l e r e göre bir cezalandırma mevzuubahs ö t e b i l i r H â k i m , Ceza K a n u n u metninde, m a d d î unsur bakımındım harekî fiille hareketsizlik arasında bir muadeletin esasını bulabildi
ği takdirdedir kî ihmali, icranın a y n ı talâkki edebilecektir.
Muasır Fransız Doktrininin bu telâkkisini kabul edemiyeceğiz.
F i l h a k i k a m e z k û r telâkki sonuna kadar g ö t ü r ü l ü n c e hakikaten iza
hı m ü s ü l neticelere sevketmektedir.
Y u k a r ı d a verdiğimiz misallerden birini alalım: Dedik ki bir de- miryoiu bekçisi, geçen trende bulunan h a s m ı n ı n ö l ü m ü n ü temin için, yol üzerine d ü ş m ü ş bir m a n i a y ı kasden ve bilerek kald-rmıyor, tren geliyor, yoldan çıkıyor ve bekçinin hasmı ölüyor. Y u k i ı n d ı ifa
desini bulan Fransız telâkkisine göre bekçi, h a r e k e l i ne kadar tak
bihe şayan ve gayri ahlâki ve insanî olursa olsun, cezalandnılamıya- caktır Ş i m d i başka bir ihtimali d ü ş ü n e l i m : Diğer bir demiryol-ı bokçUı. demiryolu üzerine d ü ş m ü ş olan bir m a n i a y ı i h m a l v e tesey
y ü p â z a y i s i y l e , tedbirsizlikle k a l d ı r m a m ı ş olsun, tren gelsin ve yol
dan çıksın, neticede yolculardan biri ölsün. A y n ı telakkiye göre bu de/a yol bekçisinin tecziye olunması icap edecektir. Tezad:n pek m ü t e h a ı i z o l d u ğ u n u n derhal farkına varılıyor. C ü r m î kasdı, ahLikİ k ö t ü l ü ğ ü söz götürmez olan birini cezalandıramıyoruz, buna muka
bil belki ahlaken İyi olan diğer birini ihmal ve teseyyübünden do¬
layı kanunun taksir ile adam ö l d ü r m e ğ e müteallik hükümHrTİlıi tee
¡27" Onrraud: Traité théorique, et pratique du Droit pênul fran
çais. I I cme edlt., cilt I, s. 205; Garçon: Sözü geçen eser, art. 295, No. 20.
Ortolan; éléments de Droit pénal cllt I( No. 604, 605; Roux; Sözü gec-?n eser, s. 95; Donnedieu de Vabres: Sözü geçen eser, s. 81; S, 1902. 2, 305 Note Hemard; D. 1902, 2. 81 Note Poittevln.
I H M A L 6 U R E T I L E I C R A S U Ç L A R I 49;J ziye i m k â n ı n ı buluyoruz. B u n a göre ihmal suretiie icra haıekttleri- n i — tabiî izah olunan faraziyelere maksur kalmak şarülo — eli
m i z d e k i C e z a K a n u n i l e tecziyeyi m ü m k ü n kılacak b i r telâkkiye v a sıl o l m a m ı z zaruridir.
Biz 1930 T a r i h l i İtalyan Ceza K a n u n u n u n 40 inci m a d d e s i n i n 2 İnci f ı k ı a t m d a tatbikatını b u î t n h u k u k i tebehiyel alâkası telâkkisini
kabul edeceğiz. B u telâkkiye göre bir kimse h a r e k e t e geçmek, m ü dahale etmek hususunda kanun veya m u k a v e l e n i n h ü k ü m l e r i ica
b ı n d a n olan bir mükellefiyet allında b u l u n d u ğ u halde, icap etliği zaman harekete geçmez ve kötü netice husule gelirse mes'ul e d i l m e k lazımgelir. Ç ü n k ü «burada a r a n a n maddi b i r sebebiyet alâkası değil, h u k u k i sebebiyet alâkasıdır ( 2 8 ) . B u mevcut olduğu t a k d i r d e d i r k i — c ü r m i kasd sabit olmak sarlite — isnad k a b i l i y e t i vardır.
Y u k a r ı d a da söylediğimiz gibi k a n u n u m u z u n hiç b i r yerinde m a d d î sebebiyet alâkasına d a i r bir h ü k m e tesadüf e d e m i y o r u z . B i naenaleyh m u h t e l i f suç k a t e g o r i l e r i n i n h u s u s i y e t l e r i n e göre. C e z a H u k u k u s i s t e m i n i n t s a s l a n n a u y g u n o l m a k şarttle. sebebi yel alâkası m e v z u u n d a ayrı bir takım t e o r i l e r vücuda g e t i r m e k m ü m k ü n d ü r . Binaenaleyh İtalyan Ceza K a n u n u n u n 40 ıncı m a d d e s i n i n 2 inci fık
rasında i f a d e s i n i b u l d u ğ u gibi. husule g e l m e k t e olan k ö ' ü bir neti
cenin ö n ü n ü alması, mukavelevî ve k a n u n i bir m e c b u r i y e t İcabından olduğu h a l d e bunu y a p m a y a n k i m s e n i n f i i l i ile h u s u l e çelen netice arasında m a d d î bir sebebiyet alâkasının m e v c u t b u l u n d u û u n u kabul r t n ı e k aynı zemanda kasdı veya t a k s i r i de tahakkuk ettiği t a k d i r d e bu neticeden dolayı mes'ul t u t m a k ve tecziye e y l e m e k m ü m k ü n d ü r
M a m a f i h ne olursa o l s u n , harekete geçmek vazifesi h u k u k i m ü k e l l e f i y e t icabından olduğu h a l l e r d e , bu v a z i f e n i n kasden ihlâli do- layıs'yV doğacak kötü n e t i c e l e r İçinH cezai m e s u l i y e t i n vazife m ü k e l l e f l e r i n e a l t o l d u ğ u n u , yani h u k u k i sebebiyet alâkası telâkkisini, f o r m ü i e eden bir m e t n i n , İtalyan K a n u n u n d a olduğu gibi, kanunu- muz-f i t h a l i her n e v i şüpheyi izale b a k ı m ı n d a n çok daha ıvî olacağı m u h a k a k t ı r Esasen yabancı m e m l e k e t l e r mevzuatında bu cereyan belirmiştir ( 2 9 ) . Meselâ 1930 T a r i h l i y e n i İtalyan K a n u n u 40 ı n u m a d d e s i n i n 2 i n c i fıkrasında -önlemek hususunda h u k u k i bir mükel
l e f i y e t altında b u l u n a n bir n e t i c e y i imlememek b u n a sebep olmağa
<38> Tahlı Taner: SozLi geçen eser, s. 304.
130H Mezkûr istikameti ilk defa Norveç Kanunu açmıştır Bu hu
susta bu kınız: Projet de code penal Norveejeıı tBulletln de funion de Droil penal 1898 Appendiceı.
m u a d i l d i r » demek suretüe ihmale söylenilen hallere m ü n h a s ı r k a l mak üzere illi bir karakter t a n ı d ı ğ ı m ifade etmiş b u l u n m a k t a d ı r .
Bilâkis Fransız Ceza K a n u n u projesi 251 inci maddesinde İhmal suretile icra hallerinin tecziyesi esasını pek ziyade tevsi etmektedir.
Bu madde «bir kimse kendi veya y a k ı n l a r ı için ne bir zarar ve ne de bir tehlike olmaksızın, diğer bir şahsın cismi tamamiyetinc karşı teveccüh etmiş bir c ü r ü m veya c ü n h a y ı , d o ğ r u d a n d o ğ r u y a ve şahsi bir İVA ile önlemeğe muktedir o l d u ğ u halde isteyerek bundan içti
nap ederse un günden İki seneye kadar hapac v e elli franktan beş- y ü z franga kadar para cezasına yahut bu cezalardan yalnız birine m a h k û m edileceğini» v e «aynı cezanın, y u k a r ı d a k i şartlar içinde, y a r d ı m edilmezse h a y a t ı n ı kaybedecek yahut şiddetli cismi bir z a r a r görecek bir kimseye y a r d ı m etmeği ihmal eden h a k k ı n d a da tat¬
bik» olunacağını beyan etmektedir.
Böyle bir h ü k m e , bir t a k ı m İftiralı ihbar ve şantajlara y o l aça
cağı noktal n a z a r ı n d a n itiraz olunabilir. P r o j e n i n v a z ı l a n , takibatı zarar görenin şikâyetine v e M ü d d e i u m u m i n i n uygun k a n a a t ı n a tâbi tutmak suretile bu m a h z u r u n ö n ü n ü almak istemişlerdir (30).
Ceza H u k u k u Doçenti S u t h i Düıımezcr
<30ı Donnedleu de Vabres: sözü geçen eser, s. 81.