ÞEFKATÝN DÖRT YÜZÜ SADELÝK
BUNALIM ÇAÐI
Aylýk Kültürel ve Siyasi Dergi
Cilt: 53 Sayý: 627 Mart 2021 Onur Baþkaný:
Dr. Refet Kayserilioðlu Sahibi ve Genel Yayýn Müdürü:
Ayþegül Kayserilioðlu Yazý Ýþleri Müdürü:
Güngör Özyiðit Yayýn Kurulu:
Güngör Özyiðit Nelda Bayraktar
Hale Ürkmezgil Haberleþme ve Okur/Abone Ýliþkileri:
0535 4554223 - 0549 7220248 Yönetim Yeri:
Hayri Eðmezoðlu Sk. Ýkizler Ap.
No: 8 D: 32 Erenköy/Ýst.
Dergimizin internet sitesini
www.sevgidunyasidergisi.com, www.dostluk.org adreslerinden ziyaret edebilirsiniz
ÝÇÝNDEKÝLER
Ýyiler, Uyanýk Olun ... 2
Dr. Refet Kayserilioðlu
Bunalým Çaðý ... 9
Ahmet Kayserilioðlu
Sevginin Sesi, Ýyiliðin Eli
Hacý Bektaþ Veli ...15
Güngör Özyiðit
Sadelik ... 21
Seyhun Güleçyüz
Kuantum ve
Çift Yarýk Deneyi... 26
Der: Ýsmail Hakký Acar
Çocuklarýmýza Yakýn Olmak ... 35
Çev: Nelda Ýnan
Geçiþ ... 40
(Canlý Kryon Celsesi)
Ýlham ve Ýfþaat Yýlý ... 43
(Canlý Kryon Celsesi)
Þefkatin Dört Yüzü ... 46
(Canlý Kryon Celsesi)
Kapak Resmi Andrew Ferez
Sevgili Dostlar
Keþke erkekler kadýnlarý üzmeseler... Hani þevkle ve iyi niyetlerle
giriþtikleri iþlerin, heyecan ve sevgiyle kurmaya çalýþtýklarý yeni iliþkilerin eþiðindeyken bir þey onlarýn içini ezer, aldýrmamaya çalýþsalar bile bir el kalplerine bastýrýr gibi hissederler ya... muhtemel ki, ardlarýnda kýrýk bir diþi gönül býrakýp hiçbir þey olmamýþ gibi devam edebileceklerini
zannetmiþlerdir. Hani Yaradan’ýn huzurunda her türlü dilekleri için boynu bükük durduklarýnda bir düþünce bu dileklerin gerçekleþmesine lâyýk olup olmadýklarýný sorgulatýr ya içten içe... belki de kendilerini çok haklý görerek bir kadýnýn hakkýný yemiþlerdir. Kendini yakýn ve dar
çevresinden baþlayarak bölgesinin, ülkesinin, üzerinde yaþayanlarýyla birlikte dünyanýn hâkimi ve sahibi gibi görüyorsa erkekler, akýllarýna ve gönüllerine uymayan þeyi kabul etmeyip her fýrsatta birbirleriyle çekiþecekleri yerde, Yaradan’ýn eli gibi âdil olmayý denemelilerdir öncelikle. Çünkü haklýlarýn hakký büyüktür ve ondan korkulmalýdýr.
Keþke erkekler de kadýnlar da birbirlerine karþýlýklý olarak muhtaç olduklarýný ve sýrf bu yüzden bile birbirleriyle þaþmaz bir þekilde eþit olduklarýný bilseler... Elbette buna haklarýnda alýþýlagelmiþ, uygulanýp duran her türlü düþünce ve kanaate raðmen öncelikle kadýnlar kendileri inanmalýdýr. Bu inançla anneler kadýn zekâsýna, kadýn anlayýþýna ve kadýn sezgilerine daha çok önem veren erkek evlâtlar yetiþtirmelidir... Belki o zaman daha çok huzur olur dünyada; dövüþmeden konuþup anlaþmaya, savaþmadan geçinmeye, kendini güçlü hissetmenin yolunun iktidar sahibi olmaktan geçmediðini daha çok idrak etmeye baþlar insanlar; anneler, babalar, kadýnlar ve çocuklar daha az aðlarlar o zaman.
Keþke kadýnlar erkeklerin sözünden çýkmamayý, onlarýn fikirlerini kendi fikirleri gibi kabullenmeyi býrakabilseler... Gönüllü hizmetçilik, gönüllü kölelik olmadan da bir birlik yürüyebilir. Öyle birlik sahte sevgilerden uzak, gerçek sevginin yaþandýðý hayýrlý ve gerçek bir ortam yaratýr. Yok olmaya doðru giden zavallý Dünyamýzýn, çaresizlik içinde þaþkýn dolaþan insan kardeþlerimizin salâha ermeleri için bir þey baþlayacaksa, önce kadýnlarýn akýllarýnda ve gönüllerinde filizlecektir bu hareket. Ýþte müjde bizlere:
“Birgün bir yerde bütün hayýrlar olacaðýndan, kadýn ayrýlmayacak erkekten, erkek bir olacak kadýnla.”
En Derin Sevgilerimizle SEVGÝ DÜNYASI
Ýyiler
Uyanýk Olun
Dr. Refet Kayserilioðlu
"Kötüler görünüþlerini tavýrlarým deðiþtirebilirler.
Yalnýz gönüllerindeki kötülüðü atýp da arýnamazlar.
Eðer iyiler azimli iseler onlara öyle keskin göz verilir de onlar bütün gönülleri görebilirler."
Bizim Celselerimiz Ýyiler çabuk inanan, çabuk kanan olmamak zorundadýrlar.
Her an, dost görünen düþmanlarýn kendilerini aldatabileceðini hesap etmek zorundadýrlar.
Dikkat, tedbir ve uyanýk olmak,
tecrübeli ve bilgili insanlarýn
hiç vazgeçmedikleri tutum ve
Ýyilerin, Yaradan'a inananlarýn
ve bir gün bütün insanlarýn
düzeleceðini bilenlerin görevi,
kötüleri, yanlýþ yolda gidenleri
kurtarmaya çalýþmaktýr.
YILAN, AVCI, TÝLKÝ HÝKÂYESÝ Bir avcý, ormanda dolaþýrken, aðaca baðlan- mýþ bir yýlan gördü.
Hayretle yýlanýn yanýna yaklaþtý: "Seni bu aðaca böyle kim baðladý?" diye sordu. Yýlan: "Sormayýn baþýma geleni" dedi.
"Kuzularýndan birini sokup öldürdüðüm çoban, baþýma sopayla vurup sersemletti, sonra sen burada yavaþ yavaþ, iþkence çekerek geber!..' diyerek beni aðaca sým- sýký baðladý. Üç gündür aç ve susuzum, soðuktan dondum, her tarafým da uyuþtu. Ne olur beni kur- tarýn." Avcý iyi insandý, yýlanýn haline acýdý, iple- rini çözdü. Fakat yýlanýn kýpýrdayacak hali yoktu.
Onu heybesine koydu, evine getirdi. Soba yakýp ýsýttý, süt verip karnýný bir güzel doyurdu. Sonra yýlan sobanýn arkasýnda derin bir uykuya daldý.
Dört saat sonra kendine gelmiþ, kuvvetlenmiþ olarak uyandý. Ve avcýnýn karþýsýna geçip çöreklen- di: "Þimdi ben seni soka- caðým” dedi. Avcý þaþý- rarak: "Sen þaþýrdýn mý?"
dedi. "Ben seni ölümden kurtardým, aðaçtan çöz- düðüm yetmezmiþ gibi evime getirdim karnýný doyurdum, sobayý yakýp ýsýttým, iyice dinlenip kendini bulmaný saðladým. Bunlar sana iyilik deðil mi? Ýyilik yapmak suç mu? Ýyiliðin karþýlýðý kötülük mü, nankörlük mü olacak?.."
Yýlan cevap verdi:
"Sen insansýn, hem de iyi ve gerçek bir insansýn.
Sen insanlýðýný yaptýn.
Bense yýlaným, benim mizacým da yýlanlýk yap- maktýr. Onun için seni sokacaðým." Yýlanla avcý uzun bir tartýþmaya girdiler; sokmasý doðru mu deðil mi diye, fakat bir sonuca varamadýlar.
O sýrada evin önünden bir tilki geçiyordu. Avcý dedi ki: "Þu tilki bize hakem olsun, hangimiz haklý o karar versin."
Yýlan bu öneriyi kabul etti. Tilkiyi içeri çaðýrdýlar, davayý ona anlattýlar. Tilki iki tarafý da dikkatle dinledikten sonra: "Vallahi ben bu iþi hiç anlayamadým" dedi.
"Bir kere yýlan nasýl aðaca baðlanýrmýþ? Ve
bir avcý onu nasýl ve neden çözermiþ? Bunlar olacak iþler deðil." Yýlan söze karýþtý: "Evet doðru söylüyoruz. Ben aðaca baðlýydým, çoban beni oraya baðlamýþtý." Avcý söz aldý: "Evet üç gündür aðaçta baðlýymýþ, onu ben çözdüm. Sonra bitkin olduðunu gördüm.
O halde býrakýrsam soðuktan ve açlýktan öle- ceðini düþünerek onu eve getirdim. Yedirdim, içirdim, ýsýttým, din- lendirdim. Sonra can- lanýnca, ben yýlanlýðýmý yapacaðým, seni soka- caðým diye karþýma dikil- di. Yýlan da: "Herkes kendi mizacýna, karak- terine uygun davranýþý yapar. O insanlýðýný yaptý, ben de yýlanlýðýmý yapacaðým" diye diretti.
Tilki baþýný kaþýdý:
"Benim kafam iyice karýþtý. Ben bu iþe hiç akýl erdiremedim. Haydi gidelim ormana, yýlanýn baðlý olduðu aðacý bana gösterin!.. Üçü birlikte ormana gittiler, aðacýn yanýna geldiler. Avcý:
"Ýþte bu aðaca baðlýydý, iþte baðlayan ip de aðacýn dibinde duruyor."
Yýlan da ‘doðru’ diye tasdik etti. Tilki: "Ben yine bu iþi anlayamadým.
"Yýlan nasýl dolanmýþtý aðaca, bana bir göster- sin" dedi. Yýlan da ‘olur’
deyip aðaca dolandý. "Pe- ki" dedi tilki, "Aðaca iple nasýl baðlanmýþtý? Avcý bir baðlasýn da þunu iyice göreyim!." Orada olayýn tatbikatýnýn yapýldýðýný düþünen avcý ile yýlan bu öneriyi de kabul ettiler.
Ve yýlan aðaca tekrar bir güzel baðlandý. O zaman tilki sordu: "Tam böyle mi baðlýydý?" Her ikisi de ‘böyleydi’ dediler.
Tilki o zaman yýlana döndü: "Haydi þimdi oradan çýk da avcýyý sok!.. Yýlanlýðýný yap!.."
dedi. Yýlan kýzgýnlýkla:
"Ben buradan nasýl çýka- bilirim ve avcýyý nasýl sokabilirim?!" diye baðýrdý. Tilki yýlana gayet sakin cevap verdi:
"Ýþte ben de mizacýma göre hareket edip tilkili- ðimi yaptým. Sen burada kalacaksýn." Avcýya da döndü: "Sen de iyiliðini, insanlýðýný, onun deðerini anlayacak kiþiye yapa- caksýn!" dedi.
Ýnsanlarýn içinde de gerçek insanlar olduðu
gibi, yýlanlar, tilkiler, kurlar, çakallar, sýrtlanlar, saf kuzucuklar da vardýr.
Aklý baþýnda, tecrübeli ve bilgili insana düþen görev, karþýsýndaki insan görünümlü kiþinin, hangi mizaçta olduðunu anla- yabilmektir. Yoksa um- madýðý anda, yýlan mi- zaçlýnýn sokmasýna, tilki karakterlinin tuzak kur- masýna, kurt ve çakal mizaçlýnýn parçalamasý- na, sýrtlan mizaçlýnýn arkadan vurmasýna, maruz kalabilir. Ýnsana düþen görev, daima aklý- ný kullanmasý, aldatýcý söz ve vaatlere kanarak kötülerden gelecek zarar- lara uðramamasýdýr. Yani sürekli uyanýk olmak gerekiyor. Tecrübeler, geçirilen acý deneyler, akýllý kiþileri daha dik- katli ve uyanýk olmaya sevk ediyor. Tecrübesi kýt olanlarýn da iyi niyetli, bilgili, tecrübeli kiþilerin öðütlerine kulak verme- leri gerekiyor.
Ebeveynler evlâtlarýný zararlardan, kazalardan, belâlardan korumak için sürekli uyarýr. Çünkü onlar, dünyaya gelmesine aracý olduklarý ve bin bir zahmet ve emek vererek
yetiþtirdikleri evlâtlarýnýn tuzaklara düþmesini, yan- lýþ yollara sapmalarýný ve zarara uðramalarýný iste- mezler. Evlâtlara düþen görev ise sevgilerinden, bilgi ve tecrübelerinden emin olduklarý ana - babalarýnýn öðütlerine kulak vermeleri, onlarýn uyarýlarýna uymalarýdýr.
O zaman hem kendileri acý çekmezler, hem de etraflarýný üzmezler.
ÝYÝLÝK
YAPILACAKTIR ELBETTE
Ýnsanlar arasýnda kötüler çoksa ve onlar- dan bize zarar gelebile- cekse onlarý sevmeyecek miyiz? Kötülere iyilik etmeyecek miyiz?
Þüphesiz hayra çekmenin tek yolu da budur aslýn- da. Ýþte bu sebepten Rehber Varlýk: "Ýyi olmak, iyiliði býrakmak, kötü ile dost olmak, ona iyiliði öðretmek, hayýr- larýn en iyisidir." diyor.
Kötüyle dost olurken, onu düþman gibi görüp dýþlamamak, ama ondan her an bir zarar gelebile- ceðini de hatýrdan çýkar- mamak gerekir. Yani her an uyanýk, her an tetikte
olmak icap eder. Bunu saðlamak elbette kolay deðil. Burada önce bir kötü ile niçin dost olduðunuzu unutmaya- caksýnýz. Maksadýnýz ona iyi örnek olmaktýr. Ýyili- ðin, sevginin, insanlara hizmetin sizi nasýl mutlu ettiðini, nasýl yücelttiðini, nasýl herkesin sevgisini kazandýðýnýzý göstererek onu özendirmektir. Yoksa siz onun etkisinde kalýp kötülüðe özenecekseniz, henüz kendinize güvene- miyorsanýz, vazgeçin böyle bir hizmetten, uzak durun kötülerden.
Kötülerden size baþka maddi ve manevi zarar- larýn da gelebileceðini hesap ederek çok dikkatli olmanýz gerekir.
Sonuç olarak kötü olduðunu bildiðiniz kim- selerle mümkün mertebe çok yakýn iliþkilere girmeden uzaktan, iyilik ve sevginizi göstermek gerekir. Hele tanýma- dýðýnýz kiþilerle iliþki kurarken onlarýn parasý- na, þöhretine, tatlý diline, dost görünüþüne aldan- madan, önce tarafsýz bir gözle, onlarýn gerçek yüzlerini iyice tanýmaya çaba harcamalýdýr.
Tanýmadýðýnýz kiþilere iyiliði, hizmeti uzaktan yapmak, onlarý yakýný- nýza sokmamak icap eder.
Çok iyi kalpli, iyilik- sever, herkesi iyi gözle gören ve herkese hizmeti çekinmeden yapan hayýr- lý bir arkadaþým vardý.
Bir gün akþamüzeri evine giderken yolda periþan kýlýklý, zavallý bir adama rastlýyor. Adam: "Aðabey üç gündür açým, bana bir yardým yapar mýsýn?"
diyor. Arkadaþým cebinden büyükçe bir para çýkarýp adama veri- yor. Bir iki adým uzak- laþýnca içi rahat etmiyor.
"Ben evimde her çeþit yemeði yiyorum, bu Allah'ýn kulu, sokaklarda sürünüyor" diye
düþünüyor. Geri dönüyor, adýný sanýný, kim
olduðunu bilmediði adama: "Gel arkadaþ, diyor, akþam yemeðini bizim evde yiyelim.
"Birlikte eve gidiyorlar, akþam yemeðini üç çocuðu ve karýsýyla ayný sofrada yiyorlar. Sonra oturup biraz konuþuyor- lar. Adam bin bir yalanla kendine acýndýrýyor, güzel bir merhamet
sömürücülüðü yapýyor.
Arkadaþým: "Madem senin yatacak yerin yok, bu gece burada yat"
diyor. Kendi pijamalarýn- dan birisini veriyor.
Evinde yatýrýyor. Sabah oluyor birlikte kahvaltý ediyorlar. Okul saati geliyor, çocuklar okula gidiyorlar. Ýþ saati geli- yor, arkadaþým da iþine gidiyor. Ayýp olur düþüncesiyle "Haydi arkadaþ sen de giyin de git veya beraber
çýkalým!.." diyemiyor.
Evde adamla yalnýz kalan karýsý korkuyor, pazara gitmek bahane- siyle o da evden çýkýyor.
Adam evde yalnýz kalýn- ca hanýmýn bir iki pahalý takýsýný, arkadaþýmýn da üç takým yeni elbisesini alýp kayýplara karýþýyor.
Arkadaþým sonra karakolda macerasýný anlatýyor. Polisler: "Sen de amma safmýþsýn be amca!.." diyorlar. Bir ay sonra tarif üzere adamý yakalýyorlar. Çaldýk- larýnýn hepsini satmýþ, paralarý yemiþ.
Karakolda adamý iyice dövmüþler. Meðer sabýkalý bir hýrsýzmýþ.
Ama gidenler de gitmiþ.
Merhametin ve iyiliðin fazlasý iþte böyle zarar- lýdýr. Merhametten zarar doðar diye, böyle hesap- sýz, ölçüsüz merhametler için derler. Ýyilik de, merhamet de büyük hayýrdýr ve gerçek insan- larýn yapacaðý iþlerdir.
Ancak bunlarýn dozunu ve yerini iyi hesaplamak, kiþiyi de iyi seçmek gerekir, "Siz iyiliði Güneþ gibi yakýcý bilip, onu hayýrla kullanýnýz, yakmadan " diyor Bizim Celselerimiz’de. Onu yerinde ve dozunda ver- mek gerekir. O zaman yararlý olur. Güneþ ýþýðý da hem insaný ýsýtýr, hem de etrafýmýzý aydýnlatýr.
Ama fazlasý yakar, hem de iyilik yaptýðýnýzdan zarar gelebileceðini her zaman hatýrda tutarak, iyice tanýmadýðýnýz kim- seleri fazla yakýnýnýza sokmamak, hele evinize hiç sokmamak lâzýmdýr.
Kötüler iyileri kandýr- mak için kendilerini çok iyi, çok hayýrlý, çok seve- cen göstermeye özen gösterirler, insanlar en büyük zararý dost görü- nen düþmanlardan çek- miþlerdir. Samson'un da karþý konulmaz bir gücü
vardý. O iyileri, zulme uðrayanlarý korur, kötü- lerin ileri gitmesini ön- lerdi. Yoksullar, fakirler, ezilmiþler onun sayesin- de rahat nefes alabiliyor- lardý. Dalila isimli satýl- mýþ, zenginlerin uþaðý bir kadýn, güzelliðiyle, iþve- siyle, seviyor görünme- siyle Samson’un kalbine girmiþti ve kendisini ona melek gibi göstermiþti.
Oysa vesvese verenin uþaðýydý, yalancýydý, dü- zenbazdý. Kendini iyice sevdirdikten sonra Sam- son’un karþý konulmaz gücünün sýrrýný ondan öðrenmeye çalýþtý. Uzun nazlardan, niyazlardan
"Bana güvenmiyor mu- sun?" sitemlerinden sonra ve daha bin türlü hileli hünerlerden sonra Samson’un gücünün hiç kesilmemiþ uzun saçla- rýndan kaynaklandýðý sýr- rýný öðrenmiþti. Hemen ertesi sabah Samson’un düþmanlarý olan, güç sahiplerine, bu sýrrý sat- mýþtý. Onlar Samson uyurken saçlarýný kestire- rek onu o güçten mah- rum býrakmýþlar sonra da gözlerini oydurmuþlardý.
Kötüler, yalancýlar, ikiyüzlü zalimler yalnýz
kadýn kýlýðýnda gelmez- ler. Kadýnlara da seve- cen, bonkör, iyiliksever, güçlü ve yakýþýklý bir erkek kýlýðýnda yaklaþýr- lar. O kadýný veya kýzý kandýrýncaya, isteklerine âlet edinceye kadar, dünyanýn en iyi, en üstün insaný gibi görünürler. En âþýkane sözleri söylerler.
Gerçekten candan sevi- yormuþ gibi numaradan gözyaþlarý bile dökerler.
Kadýn tecrübesizse, safsa, onun yalanlarýna kolayca kanabilir. Ona gönlünü de, kendini de verebilir. O kötü adam kadýna sahip olduktan sonra, gerçek yüzünü göstermeye baþlar.
Þantajlar ve tehditlerle onu çýkar aracý olarak kullanýr. O zaman kadýn uyanýr ama geç kalmýþtýr.
Tiksinmesi, lânet etmesi, üzülmesi kaybettiklerini ona geri getirmez.
Satýlan genç kadýn ve kýzlarýn çoðunun mace- rasý böyledir iþte.
ÝYÝLÝK YAPARKEN KÖTÜLÜK
BULANLAR Bir adam, arabasýyla yalnýz giderken yolda, vasýta bulamayan kendi-
SEVGÝ DÜNYASI
6
lerini arabasýna
almasý için rica eden iki adamý acýyarak arabasýna alýyor. Fakat arabaya binenler biraz sonra tabancalarýný çekerek adamý tehdit etmeye baþlýyorlar. "Bizi falan yere götüreceksin" diyor- lar. Tenha bir yere
gelince de adamýn bütün parasýný, saatini, kýymetli eþyalarýný alýyorlar.
Arabayý da alarak adamý sokak ortasýnda beþ parasýz ve periþan býrakýyorlar. Bu olayý gazeteden okuyan bir dostum: 'Yoldan arabama adam alýyordum. Þimdi tanýmadýðým kimseleri arabama kesin almýyo- rum" dedi.
Ýyilik yaparken kötülük bulmak þüphesiz çok acýdýr.
Ýnsan bir yandan kötülüðün acýsýna yanarken, bir yandan da enayi yerine konmuþ olmanýn sýkýntýsýný çeker. Böyle bir aldan- madan sonra iyilik yap- maya tövbe edenler, insanlara lânet edenler çoktur. Bu dünya iyilerin deðil, kötülerin dünyasý diye lânet edenler çoktur.
Aslýnda dünyada kötüler
de çoktur, iyiler de. Ama günümüzde kendi
çýkarýný düþünmek, kendi çýkarý için baþkalarýnýn gözyaþýna aldýrýþ etmemek meziyet gibi, akýllýlýk gibi, göründüðü için kötüler daha güçlü görünüyorlar.
Merhametsizliðin, sevgi- sizliðin ve haksýzlýðýn en büyük ayýp ve günah sayýldýðý dönemlerde ise, iyiler daha güçlü ve daha önde idi.
Dünyada iyilikle kötü- lük, doðru ile yanlýþ, yükselten þeylerle alçal- tan þeyler hep yan yana, hep karþý karþýyadýr.
Kötülüðe, tembelliðe, haksýzlýða kaymak da daha kolaydýr. Bunlar fazla bir çaba gerek- tirmeyen ve insanýn ilkel yönüne hitap eden davranýþlardýr. Ýyilik, çalýþma, hakka saygýlý olma ve baþkalarýný sevmek bir çaba, fedakârlýk, sabýr
gerektiren üstün iþlerdir, yükselmiþ insanlarýn yapacaðý iþlerdir.
Dünyada insanýn yükselmesi ve olgun- laþmasý, basit ilkel ve kötü davranýþlardan kur- tulmasý, iyi ve üstün
gerçek insanca davranýþlara geçmesi demektir, iyiliði ve üstünlüðü elde eden artýk kötülük yapamaz, geriye, karanlýklara ve ilkellik- lere dönemez. Yani iyiler kendilerine kötülük yapanlara ayný kötülüðü yaparak cevap veremez.
Bizim Celselerimiz’de bu çok çarpýcý bir örnekle dile getirmiþtir.
"Siz sizi ýsýran köpeði ýsýracak mýsýnýz? Ýþte bu karanlýða düþenlerden olmayýnýz!"
Ýyiler, iyiliðe ve sevgiye ulaþanlar yine iyilik yapmakta devam edeceklerdir. Bu enayilik deðil üstünlüktür. Ancak kötülerden gelebilecek zararlara karþý tedbirli, uyanýk ve dikkatli ola- caklardýr.
Yalancýlýðý,
üçkâðýtçýlýðý, ikiyüz- lülüðü görülmüþ, anla- þýlmýþ kimseden uzak durmak lâzýmdýr. Birisi size üçkâðýtçýlýk yaptý, ikiyüzlülük etti diye, siz de ona ayný þeyi mi yapacaksýnýz? O zaman onun seviyesine inmiþ olmaz mýsýnýz?
ÝYÝLERÝN ESAS GÖREVÝ Ýyiler, çabuk inanan, herkesi kendisi gibi iyi sanan, çabuk aldanan olmamak zorundadýrlar.
Her an aldatýlabilecek- lerini, dost görünen düþmanlarýn kendilerine her zaman tuzak kura- bileceklerini hesap etmek zorundadýrlar. Ýyilerin, hayýrlý insanlarýn aldan- mamaya çok dikkat etmeleri, hem kendi hayatlarý için gereklidir, hem de hayra çekecek- leri, düzeltecekleri kötüler için gereklidir.
Uyanýk olmak demek hilekâr olmak demek deðildir. Ýnsanlarýn bazýlarýnýn ikiyüzlü, yalancý ve riyakâr ola- bileceklerini bilmek, ona göre dikkatli ve tedbirli olmak demektir. Dikkat, tedbir ve uyanýk olmak tecrübeli ve bilgili insan- larýn hiç vazgeçmedikleri tutum ve davranýþlarýdýr.
Kapýnýzý açýk býrakarak yatar mýsýnýz? Sizin canýnýza, malýnýza veya þerefinize kastedecek düþmana karþý sizin bir savunmanýz, bir korun- manýz olmayacak mýdýr?
Kendinizi korumanýz en doðal hakkýnýz ve görevinizdir. Bunun iyilikle, kötülükle ilgisi yoktur. Ancak korun- mayý, kötülerden saký- nacak sýnýrda tutmak gerekir. Ýþi abartarak kötülerin kökünü kazý- yacaðým diyerek zulme kaçmamak icap eder, insanlar kolayca bu yanlýþa sapýyorlar çünkü.
Korunacaðým derken baþkasýna zulmediyor ve zarar veriyorlar. Ama iyilerin, Yaradan'a inananlarýn ve bir gün bütün insanlarýn düzele- ceðine inananlarýn görevi kötüleri, yanlýþ yolda gidenleri kurtarmaya çalýþmaktýr. Bunu, iyiliklerini, sevgilerini, sabýrlarýný ve hoþgörü- lerini daima göstererek yapacaklardýr. Tedbirli, dikkatli ve uyanýk olmak bunlarý göstermeye asla engel deðildir. Zaten deðerli olan enayilerin, saflarýn, deðersiz kiþi- lerin, iyiliði deðildir.
O tarz iyilikler örnek alýnamaz ve aldanma, kanma olarak görülür.
Akýllý, bilgili, tedbirli olan gerçek iyiler, iyiliði sevgiyi ve baðýþlamayý
gerek gördükleri için, doðru bulduklarý için yaparlar. Onlarýn hareketinde aldanma ve kanmanýn zerresi yoktur. Aksine bilinçli bir fedakârlýk, üstün bir bilgi seviyesinin gereði olan üstün bir davranýþ vardýr. Üstün insanlar, diðer insanlarý doðruya, iyiye, güzele, bilgiye ve sevgiye çekebilmek için bilinçli olarak iyiliði ve hizmeti baþ tacý ederler.
Ýstedikleri ve gerekli gördükleri için sevgi, hoþgörü ve sabýr gösterirler. Doðru olduðuna inandýklarý için de insanlarýn önünde küçülmesini bilirler.
Onlar, kötülüðün, bilgisizlikten ve tecrübesizlikten kay- naklandýðýný bildikleri için, onlara bilgilerini ve tecrübelerini aktar- maya çalýþýrlar. Aslýnda bir kötüyü iyiliðe çekmek, onu iyi insan haline getirmek, en büyük hayýr ve en büyük ibadet deðil midir?
Yaradan'ýn yükselen insandan beklediði, geride olan kardeþlerini düþünmesi, onlarýn elin- den tutup yükseltmesidir.
ÝNSAN SIKINTIDADIR
Ve biliniz ki, insan sýkýntýdadýr. Ve biliniz ki, þimdi gönüllerde yer eden O’nun dilediðinden baþkadýr da ondandýr hep sýkýntý ve ondandýr hep böyle ayrý ayrý, bölük bölük toplanmak.
Ve iþte ondan yalan ortada. Ve iþte ondan kavga her zaman var. Ve iþte
ondan düzen böyle bozuk.Böyle gide- cekse, böyle duracaksa her þey yerinde size ve kardeþlerinize ne yazýk!..
Geçmiþ yýllarda Tarabya Oteli’nin Roof ve gece kulübünde birkaç defa misafirlerle birlikte yaptýðýmýz celse- lerde Rehber Varlýk’ýn mesajlarýný din- lemiþtik. Onlardan birinde çaðýmýzýn
Rehberlik Bilgilerinin Düþündürdükleri: 15
Bunalým Çaðý
Ahmet Kayserilioðlu, Psikolog
bunalýmýnýn esas nedenini çarpýcý bir biçimde böyle ortaya koymuþtu.
Ünlü Fransýz edebiyatçýsý Albert Camus (1913-1960) çaðýmýzýn sorun- larýný ve sancýsýný en derinden duyan bir yazardý. Sanatý ve konuþmalarý ile hep insanca olanýn, insanlýðýn yanýnda yer almýþtý. 30'una varmadan “Yabancý”
romanýný kaleme almýþ, birkaç yýl sonra
“Veba”yý yayýmlamýþ, 40 yaþýna merdi- ven dayamýþken "Baþ Kaldýran Adam" ý yazmýþtý. "Yabancý" romanýyla 1957'de aldýðý Nobel ödülü konuþmasýnda çaðýmýzýn büyük vebasý yalandan, yalan davranýþlardan ve uydum akýllý "gelene aðam, gidene paþam" diyen kölelik ru- hundan acý acý yakýnýr. Gerçek yazarýn, gerçek sanatçýnýn asýl ödevinin her türlü zorbalýða direnmek, en azýndan kýsýlan seslerin sözcüsü olmaktan geçtiðini vurgular ve sözlerini þöyle tamamlar:
"....Dünyanýn öbür ucunda hapse gir- miþ ve hor görülmüþ, bilmediðimiz bir insanýn çýkmayan sesi; yazarý, yalnýz- lýðýndan kurtarmaya yeter, hiç deðilse özgürlüðün saðladýðý imkânlar içinde, o çýkmayan sesi unutmamayý ve onu sanat yoluyla duyurmayý baþardýkça... Ýster bütün ömrünce ünsüz ya da bir zaman için ünlü olsun; ister zorbalarýn zin- cirine vurulsun, ister bir süre dilediðini serbestçe söylesin; yazar kendini haklý ve canlý bir topluluk içinde duyabilir.
Bu da, yazarýn elinden geldiði kadar, sanatýnýn büyüklüðünü yapan þu iki görevi yüklenmesi ile olur: Gerçekçiliði ve özgürlüðü. Sanatçýnýn iþi en büyük sayýda insaný toplamak olduðu için,
yalanla ve kölelikle uzlaþamaz. Çünkü yalan da kölelik de, bulunduklarý yerde yalnýzlýklarý çoðaltýrlar. Tek fert olarak sakatlýklarýmýz ne olursa olsun, soylu yazarlýk sanatý, korunmasý güç olan þu iki ödeve baðlý kalacaktýr: Bile bile yalan söylememek ve insanýn insaný ezmesine karþý koymak."
Albert Camus "Korku Çaðý" baþlýklý denemesinde; gelecekten ümit kesmiþ, güvenden mahrum kalmýþ, kötü gidiþi deðiþtirmeye asla güç yetiremeyeceðine inanmýþ köpekçe bir yaþama toptan sürüklendiðimizden þöyle yakýnýr:
"17. yüzyýl matematik çaðý, 18. yüzyýl fizik çaðý, 20. yüzyýlýmýz korku çaðýdýr...
Yaþadýðýmýz dünyada en göze çarpan þey, çoðu insanlarýn her çeþit inanç sahipleri dýþýnda, gelecekten yoksun olmalarýdýr. Geleceðe el atmayan, geliþme, iyileþme umudu olmayan bir hayatýn ne deðeri olabilir? Aþýlmaz bir duvarýn önünde yaþamak, köpekçe yaþamaktýr. Doðrusunu isterseniz, benim kuþaðýmdakiler ve bugün atöl- yelere ve fakültelere gidenler köpekçe yaþamýþ ve yaþamaktadýrlar. Ýnsanlarýn geleceðe kapalý yaþamalarý ilk defa bugün olmuyor elbet. Ama insanlar eskiden konuþarak, baðrýþarak bu duvarý aþarlardý. Kendilerine umut veren baþka deðerleri yardýma çaðýrýr- lardý. Bugün kimse konuþmuyor.
Konuþanlar da eski söylediklerini tekrarlýyor. Çünkü dünyayý yöneten kör ve saðýr güçler; öðütleri, haber ver- meleri yalvarýp yakarmalarý dinleye- ceðe benzemiyor. Þu son yýllarda
gördüklerimiz bizde bir þeyi kýrdý. Bu þey insanýn güvenidir; o güven ki insan- lýðýn dilini konuþtuk mu bir baþkasýndan insanca karþýlýk göreceðimize inandýrýrdý bizi. Gözlerimizin önünde yalan söylediler, insaný küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, iþkencelere soktu- lar. Ve hiçbir sefer bunlarý yapanlarý, yaptýklarýnýn kötü olduðuna inandýrmak mümkün olmadý. Çünkü kendilerinden emindiler. Çünkü soyut bir kafa yani bir ideolojinin adamý baþka bir þeye inandýrýlamaz. Ýnsanlar arasýnda sürüp giden uzun diyalog bitti. Ýnandýrýla- mayan bir adamdan elbette korkulur. Bu korku ile hesaplaþmak için onun ne demek istediðini, neden kaçtýðýný bilmek gerekir. Onun demek istediði de, kaçtýðý da ayný þeydir: Öldürmenin haklý görüldüðü, insan hayatýnýn hiçe sayýldýðý bir dünya. Ýþte günümüzün baþ politik sorunu budur. Öteki sorunlara geçmezden önce, bunun karþýsýnda tutu- mumuzu açýklamalýyýz.
Her þeyden önce þu iki soru üzerinde durmalýyýz: Doðrudan doðruya ya da dolayýsýyla öldürülmek veya iþkence görmek ister misiniz, istemez misiniz?
Doðrudan doðruya ya da dolayýsýyla baþkasýný öldürmek veya iþkenceye sok- mak ister misiniz, istemez misiniz? Bu sorulara "Hayýr" diyenlerin hepsi, ister istemez davranýþlarýný deðiþtirme gereðini duyacaðý pek çok sonuca sürükleneceklerdir. ”
Albert Camus'nun vardýðý bu sonuca tüm yüreðimizle katýlsak ve davranýþlarýmýzý deðiþtirme gereðinde
onunla tam fikir birliðinde olsak bile þu dehþetli soru baþýmýzýn üstünde asýlý kalmayý sürdürecektir: Nasýl olacak bu, hangi yöntemleri kullanarak davra- nýþlarýmýzý deðiþtirebiliriz ki?!..
Hayat görüþümüzü, davranýþlarýmýza yön veren yüreðimizdeki yanlýþ inançlarý deðiþtirmeden, sadece yüksek sesle: "Deðiþmem gerek" deyivermekle kolayýndan olabilecek iþ mi bu?..
DÝLDE KALAN
GÖSTERMELÝK ÝNANÇ
Doðruluktan ayrýlmayan, iyilikten þaþmayan, çalýþkan, bilgili, sevgi dolu kiþilere diliyle söyledikleri ne olursa olsun, hattâ kendilerini inkârda bile gösterseler, söyleyecek ne sözümüz ola- bilir ki, takdir ve tebrikten baþka!
Onlara "Aman deðiþmeyin, diliniz ne derse desin baþýmýzýn üzerinde yeriniz var" diyebiliriz ancak. Çünkü iyi ve doðru davranýþlar içinde yaþayan ama diliyle inkârda olan kiþileri, reenkar- nasyon kurallarý ýþýðýnda ince- lediðimizde çeliþki ortadan kalkar.
Geçmiþ yaþamlarýnda akýl ve mantýk- larýný sonuna kadar çalýþtýrýp Yaradan inancýný gönüllerine tam sindirmiþ ve inançlarý doðrultusunda yararlý hizmetlerde bulunmuþ kiþiler; dünyaya sonraki geliþlerinde içinde yaþadýklarý ortamýn ve aldýklarý eðitimin sonucunda akýllarýný tam bir inanca yöneltememiþ olsalar bile; önceden eriþtikleri olgun- luk düzeylerinin doðal bir sonucu olarak yararlý hizmetlerini sürdürmek-
ten bir an bile geri durmazlar. Ruh - Tecrübe - Akýl- Ruh dairesel zincirini incelediðimizde, dünya tecrübelerini yapan, davranýþlarýmýzý yöneltmede karar veren özümüzün, akýl deðil ruh cevherimiz olduðunu, tecrübeye karar vermede onun etken olduðunu görmek- teyiz. Aklýmýz ne derse desin, hangi yorumda bulunursa bulunsun ve etraftan aldýðýmýz telkinler ne olursa olsun; gön- lümüzden, içimizden yani ruhumuzdan gelen sesin doðrultusunda yaþamak- tayýz. Behçet Kemal Çaðlar iki ses þiirinde bunu ne güzel dile getirir:
Dýþardan herkes:
"Görmemiþ ol, savuþ."
Ýçimden bir ses:
"Konuþ! Konuþ! Konuþ!
Dýþardan herkes: "Böyle uslu, yavaþ"
Ýçimden bir ses:
"Savaþ! Savaþ! Savaþ"
Dýþardan herkes: "Týkýrýnda iþin"
Ýçimden bir ses:
"Düþün! Düþün! Düþün!"
Dýþardan herkes: "Bugüne uy, barýn"
Ýçimden bir ses: "Yarýn, yarýn, yarýn"
Ya gece gündüz “inançlýyým”sözünü tekrarlamaktan býkmayan; ama yalan- dan, dedikodudan, yýkýcýlýktan, ifti- radan, vurmadan, kýrmadan, çalýp çýrp- madan bir an geri durmayanlara ne diyeceðiz? Onlara söyleyecek bir çift sözümüz bile olmayacak mý?..
Ne geçmiþ hayatlarýnda ne de þimdikinde kendi aklýyla Yaradan inancýna tam ulaþmamýþ ve bunu gön- lüne tam benimsetmemiþ kiþilerden
kararlý bir doðru davranýþ beklemek boþuna olur. Dünyamýzýn 300 yýldan beri yaþamakta olduðu materyalist hayat görüþüne, akýlcý, bilimsel yöntemlerle ve örnek davranýþlarla "Dur"
denebildiði takdirde, insanlarýn taklide dayanan temelsiz ve her an yýkýlmaya yakýn inanç hayatlarý, ispata, tahkike ve doðrulamaya dayanan mantýklý bir inan- ca dönüþebilir. Ancak böyle saðlam temeller atýlýp, çatlaklar onarýldýðý zaman kiþisel, toplumsal sorunlarýmýzýn pek çoðu þu anda çözümsüzlükler içinde bunaldýklarýmýz dâhil kolayca çözüm- lere kavuþabilir.
Gerçek inancýn dilde ve sahte gösteri- lerde olmayýp namazýn her rekâtýnda yinelenen Fatiha’daki "sýratý müs- takimde" yani doðru davranýþlarda olduðunu, dilimizde tüy de bitse haykýrýrcasýna tekrarlamaktan geri dur- mayý, geleceðimize ihanetle bir tut- malýyýz.
Dünya insanýnýn ve kendi toplumu- muzun gözlerini hýrs bürümüþ, gözlerini kin bürümüþ, gerçeði görmekten uzak- laþmýþ büyük yüzdesinin, yeni bir inanç tazelemesine bugün þiddetle ihtiyaç var.
Âlemleri, tüm varlýklarý, tüm canlýlarý ve insanlarý sevgisinden varetmiþ bir Tanrý inancýna aklýyla ve gönlüyle tam tamýna ulaþmadan, gözleri bürümüþ bu kinlerden, bu hýrslardan arýnmak ne mümkün!..
Öyle bir Yaradan inancý ki;
davranýþlarýmýzla biz onu iyilik diye,
doðruluk diye, çalýþma, bilgi, sevgi diye tanýmadýkça kendimizi doðruda iyide zannederek, kaygusuzca her türlü zûlmü yapmaktan bir an geri durmayacaðýmýz her gün yaþadýðýmýz bir realite!..
Öyleyse anamýzýn, babamýzýn, hocamýzýn, þeyhimizin telkinleri ya da çýkarlarýmýzýn zoruyla, kalbimize girmeden sadece dilimizde yinelenen, davranýþlarýmýzda izine rastlanmayan, dýþarýdan monte edilmiþ inanç dünyamýzý gerçeklerin ýþýðýnda, her þey- den önce, bilimsel bulgularýn rehber- liðinde yeniden, derinliðine düþünerek ruhumuza benimsetme çabasý, hepimiz için vazgeçilmez bir uðraþ olmalý!..
“PROZAC TOPLUMU”
1967 New York doðumlu bir Amerikalý Musevi ailenin biricik kýzlarýnýn 20'li yaþlarýnda kaleme aldýðý bir kitabýn adý bu. Harvard mezunu, gazetecilikte ödüller sahibi, dergilerde müzik eleþtirileri yapan Elizabeth isimli bu genç kýzýn, þanslý bir ülkede, þanslý bir þehirde, eðitimli anne babanýn þanslý bir çocuðu olarak keyifli bir yaþantýsý olacaðýný sanýrýz deðil mi?!.. Ama hiç de öyle deðil. Daha 11- 12 yaþlarýnda haya- tý sorgulamaya baþlayan; kiþilerde ve toplumlardaki ikiyüzlülüðün, bozuk düzenin ve ölümle her þeyin ama her þeyin bitivereceðinin farkýna varan körpe aklý ve gönlü girdaplardan gir- daplara girmekte gecikmiyor... Ýntihar teþebbüsleri, içki ve uyuþturucular, sürekli denenen yeni psikiyatrik ilaçlar, çeþitli doktorlar ve hastaneler... Hiçbiri
kâr etmiyor. Atipik bir depresyonun pençesinde kývranan, bunalýmdan bunalýma sürüklenen genç kýzýn yýllarca süren dramatik yaþantýsýný satýr satýr okurken içiniz parça parça oluyor. Genç kýzýmýz böyle kör kuyularda çaresiz debelenirken, bir taraftan da sürekli hangi sebeplerden bu duruma düþtüðünü sorgulayýp duruyor sayfalar boyunca... Daha 2 yaþýnda iken evi terkedip boþanan ve çocuðu ile ilgisini son derece azaltan babasý; kuru öðüt- lerin ve maddi desteklerin ötesinde duygu ve düþünce dünyasýna hiçbir katkýda bulunamayan annesi...
Çepeçevre etrafýný saran içtenlikten
uzak, çýkar merkezli insan iliþkileri ve benzeri binbir þey buluyor periþan duru- munun sebebi olarak. Ama bulduðu bir tanesi var ki, bugün gençlerin dünya çapýnda yaþadýðý bunalýmýn gerçek nedenini onikiden vuruyor. Birkaç yýl önce Ýletiþim Yayýnlarýnca çevirisi yapýlan kitabýn 37. Sayfasýnda anne babasýndan bahsederken aynen þunlarý dile getiriyor: “Ýkisinden birinin bana aþýlayacak saðlam inançlarý veya deðer yargýlarý olsaydý, eminim benim hayat görüþüm, ölüme deðil, yaþama dönük olabilirdi. Bana verebilecekleri tek þey korkularýydý: Annem dýþ dünyadan, babam ise benden ve annemden korku- yordu. Herkesin kendi düþmanlarýný tanýmladýðý ve kýsa bir süre sonra herkesin zan altýnda kaldýðý paranoyak bir aile idik!”
YOLUMUZU ÇÝZMEK BÝZE KALMIÞ
Ekonominin temeli iþ bölümüne dayanýr. Bu nedenle herkesin ayrý bir mesleði seçmesi, ayrý alanlarda bilgi sahibi olup ustalaþmasý gayet doðal.
Bunun gibi her birimizin ayrý zevkleri, hobileri, ayrý yaþam stilleri olmasý da bireylerin biricikliðinin doðal bir sonu- cu. Dünyaya gelmemizin en önemli nedeni olan "yaþam sanatýnda ustalaþ- mak" da sadece ve sadece bizim kendi özgün kararlarýmýzla gerçekleþtirebile- ceðimiz bir þey.
Yaþamýmýza anlam vermek, doðru yaþamanýn temel kurallarýný öðrenip;
bedenimizin, aklýmýzýn ve ruhumu-
zun en uygun koþullar içinde geliþme- sini saðlamak, tam tamýna her biri- mizin kendi özgür iradelerimizle ve inançlarýmýzla gerçekleþtirilebilir ancak.
Nasýl ki dünyaya yalnýz gelip, ötelere yalnýz gidiyorsak yaþam ustalýðý edin- mede de böylesine yalnýzýz. Elbette baþkalarýnýn deneyimlerinden, bilgi- lerinden, düþüncelerinden yarar- lanacaðýz ama son kararý kendimiz ver- mek zorundayýz. Ýþte burada iþ bölümü, eylemi ve sorumluluðu baþkasýna yükle- mek asla söz konusu deðil. Yaþama anlam vermek, doðru ve yanlýþ davranýþlarýmýzýn farkýna varmak bütünüyle inanç dünyamýza baðlý.
Kuyruklu yýldýz gibi, semâda bir görü- nen bir kaybolan sadece bedenden ibaret geçici bir yaþam içinde miyiz, yoksa çok yüce bir kudretin yaratýp ana kurallarýný koyduðu ve kararlarýmýzda bizi özgür býraktýðý sonsuz bir ruh yaþamýnýn bir kesitinde miyiz? Ýþte yaþam sanatýnda ustalaþmamýz için sadece kendimizin vereceði en önemli, en hayatî karar bu!.. Bütün davranýþlarýmýzýn ana rengini, ana doðrultusunu bu hayati kararýmýz belirleyecektir.
Gelecek ayki yazýmda yaþamakta olduðumuz bu materyalist çaða nasýl geldiðimizi ana baþlýklarýyla özetleye- ceðim. Sonra da gönülerlerinin üstlen- meleri gereken görevleri rehberlik bilgi- leri ýþýðýnda yorumlamaya baþlaya- caðým.
imdiyi doðru deðer- lendirmek ve geleceði net görebilmek ancak geçmiþi iyi bilmekle mümkün olur.
Bunu böylece belirttikten sonra, Türklerin Anadolu'yu ikinci yurt edindikleri 13. yüzyýla dönüp, bu güzel geçmiþi yeniden yaþayalým. Ve erenler yurdu Anadolu'yu bir kere daha hayýrla
analým. Bu tarihlerde yeni kurulan Türk devletlerinin manevi mayasýný karmak üzere Orta Asya'nýn, Türkistan'ýn gerçek erleri yola çýk- mýþlardý bir bir Anadolu'ya doðru. Ýþte bunlardan biri, Horasan'ýn gönüleri Hacý Bektaþý Velî. Bir beyaz güvercin gibi gelerek güzelce, müjdeler getir- miþti gönüllere. Onun Horasan
Sevginin Sesi, Ýyiliðin Eli,
Hacý Bektaþ-ý Veli
Güngör Özyiðit, Psikolog
Þ
erlerinden bir Türk olduðu kesindir.
Dini Türk kafasý ile derinliðine yorum- lamýþ, ruhuna inmiþ, onun gerçek yüzünü ortaya çýkarmýþtý. Geniþ görüþü ve engin gönlü ile dar düþünüþe karþý savaþ açmýþ, Türk görüþünü yamuk, çarpýk düþüncelerden temizlemeye çalýþmýþtý. Ayrýca Türk dilinin Arap ve Fars etkisinden sýyrýlýp, öz Türkçe olarak benimsenmesinde birinci dere- cede rol oynamýþtý. Hattâ Karamanoðlu Mehmet Bey'e Türkçenin resmi dil olarak ilan fermanýný bile onun dikte ettirdiði söylenir. Ve biliyoruz, Yeniçeri Ocaðýnýn kurulmasýnda da onun hayýr dolu yardýmlarý unutulamaz.
Ýþte Hacý Bektaþý Velî böylesine Türklüðü kavramýþ, onun tarih içindeki görevini sezmiþ, geleceði görmüþ ve Türk'e Türk'ü tanýtmak için bütün gücüyle çalýþmýþ bir Tanrý eri idi. O, akýlla gönlü bir etmiþ, zýt güçleri þah- sýnda birleþtirmiþ ve sevgi kucaðýnda aslanla ceylaný barýþ içinde yaþatma hünerine ermiþti.
ANADOLU ÇAÐIRIYORDU ONU Hacý Bektaþ Horasan'da küçük yaþta Ahmet Yesevi'nin halefi Lokman Perende'nin derviþi olmuþ. Ama daha küçükken söylediði sözler ve gösterdiði kerametlerle hocasýný hayretten hayrete düþürmüþ. Nihayet yaþý ilerleyip, ken- dini daha iyi tanýmaya, gönlünü dinle- meye baþlayýnca, Anadolu'nun onu çaðýrdýðýný duymuþ ve görevini yerine getirmek üzere düþmüþ bu sesin peþine.
Yol boyu, günlerce, gecelerce hep
Anadolu insanýný düþünmüþ, onlarý sevmiþ ve onlara yararlý olmanýn yollarýný araþtýrmýþ durmuþ. Kurucu, birleþtirici dehasý ile, bütün düþündük- lerini bir bir gerçekleþtirmiþ. Sevgi ve iyilik dolu gönlünü onlarýn hizmetine sunmuþ.
TÜRK ÝNSANI
Ama hiçbir iyiliði unutmayan, karþýlýksýz býrakmayan Anadolu insaný da onu kalbiyle kucaklamýþ, öylesine baðrýna basmýþ ve sevgisiyle yaþatýp bugüne getirmiþtir. Tok gözlü Türk insaný iyiliðe en büyük deðeri tanýrken, sevgiyle yürekten verirken belki de Hacý Bektaþ'ýn içine sinmiþ þu sözlerine uyuyordu:
"Benim üç dostum vardýr. Ben ölünce evde kalýr biri. Diðeri yoldan döner.
Biri benimle bile gelir. Evde kalan malýmdýr. Yoldan dönen dostlarýmdýr.
Benimle gelen ise iyiliklerimdir."
ALMAK DEÐÝL, VERMEK
Sevginin en büyük belirtisi vermektir.
Seven sevdiðine ille bir þeyler vermek ister. Vermeden edemez. Vermek baþlý baþýna bir sevinç ve mutluluktur zira.
Ve daha da ileri, vermek Tanrý'ca bir iþtir. Tanrý'nýn vermesine vasýta olmak- týr. Yaradan böylesine seven kullarýnýn veren eli, konuþan dili olur. Yine böylelerinin gözleri içinden dünyaya gülümser. Gerçek sofrasýnda ancak verenler, vermesini bilenler doyar. Hacý Bektaþ'a sormuþlar bir gün, gerçeðin
sadece sözünü edenlerle, onu yaþayan- lar arasýnda ne fark vardýr diye. Bakýn göstereyim demiþ. Önce gerçeði dilden gönüle indirememiþ olanlarý çaðýrarak onlara bir sofra hazýrlamýþ. Hepsi otur- muþlar yerlerine. Tabaklar içinde sýcak çorbalar gelmiþ. Ve arkasýndan da
"derviþ kaþýðý" denilen sapý bir metre boyunda kaþýklar. Bu kaþýklarýn ucun- dan tutup, öyle kullanacaksýnýz diye de þart koþulmuþ kendilerine. Peki
demiþler ve besmeleyle baþlamýþlar içmeye. Fakat o ne? Kaþýðýn sapý uzun olduðundan bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar aðýzlarýna. En sonunda bakmýþlar ki beceremiyorlar, öylece yarý aç kalkmýþlar sofradan. Bunun üzerine, þimdi demiþ Hacý Bektaþ, gerçeði gerçekten bilenler gelsin.
Yüzleri aydýnlýk, gözleri sevgi ile gülümseyen ýþýklý insanlar gelmiþ otur- muþ sofraya bu defa. Buyurun deyince, her biri uzun saplý kaþýðýný çorbaya daldýrýp, sonra yanýndaki kardeþine uzatarak içirmiþ. Böylece her biri diðerini doyurmuþ. Ve þükrederek kalk- mýþlar sofradan. Ýþte demiþ Hacý
Bektaþ, kim ki gerçek sofrasýnda yalnýz kendini görür ve doymayý düþünürse aç kalacaktýr. Ve kim, kardeþini düþünür de doyurursa, o da kardeþi tarafýndan doyurulacaktýr. Ve þunu bilin, gerçek pazarýnda alan deðil, veren kazançtadýr daima.
GERÇEÐÝN YERÝ
Böylece o, kardeþlerine hep doðruyu söylemiþ, güzeli göstermiþ, gerçeðin dilde deðil gönülde, dýþta deðil, içte
olduðunu bildirmiþtir. Zira hakikat ne hýrkada, ne taçta, ne Mekke'de, ne de Hac'tadýr. Ve fakat insanýn kendi özünde, gönlündedir gerçek. Bulmak için, onu orada aramak gerek. O zaman insan gerçek derviþ olur iþte:
Derviþlik hýrkada taçta deðildir Hararet nardadýr, sacda deðildir Her ne arar isen kendinde ara Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da deðildir.
GÖNÜL YIKMAYIN SAKIN Hacý Bektaþ, gönle bu derece deðer verir. Bilir ki gönül, Yaradan'ýn sevgisinden varettiði gerçek yeridir.
Yaradan, kendine yer olarak gönlü seçmiþ ve "Ben yere göðe sýðmam.
Ancak inanan kulumun kalbine sýðarým" demiþtir. Gönül, gerçek Kâbe'dir þüphesiz. Onun için, onu kýr- maktan çok sakýnmalýdýr insan. Bir gönül yýkan, Tanrý'nýn evini yýkmýþ demektir aynen. Gerçek erenler bunu böylece bilip, bildirirler. Böylece dur- madan gönüller kazanarak ölmezler sýnýfýna girer, sevenlerin katarýna katýlýr da, tüm korku ve tehlikelerden kurtu- lur. Hiçbir kurt onu ýsýramaz, hiçbir kötü tesir ona bulaþamaz artýk. O, þunun bunun dýþýnda, sevginin uzayýp gittiði emin ovada güvenle yürür, her nefeste þükürle dolarak ve her adýmda sevgiyle vermenin sevinciyle coþarak:
Sakýn bir kimsenin gönlünü yýkma Gerçek erenlerin sözünden çýkma Eðer insan isen ölmezsin korkma Aþýðý kurt yemez uçta deðildir
GÖNÜL ve AÞK
Hacý Bektaþ'a göre, gönül varsa aþk vardýr. Aþk varsa her þey güzel, her þey yolunda, her þey ayarýndadýr. Gönül varsa Allah, yani mutlak iyi ve güzel hayatýnýza katýlmýþ demektir. O'nun katýldýðý hayat ise güzel ve iyi ile dop- doludur.
Ýnsan vücudunu saran egoizm, kötülük ve yokluk gömleðini yýrtacak tek kuvvet aþktýr. Nefis
gömleði ilâhi aþkla yýrtýlanlardýr ki, her türlü benlik ve ihtiras ayýp- larýndan temizlenir.
Gönül, âlemlerin padiþahýnýn nazar- gâhýdýr, baktýðý, nazar ettiði yerdir.
Çalap ile cümle nesne arasýnda perde vardýr, lâkin gönül ile Çalap arasýnda perde yoktur.
Kâbe'ye gidenlere kýlavuz olarak Kur'an yoldaþtýr Gerçek Kâbe olan gönle gidenlere ise Çalap Tanrý yoldaþtýr.
Kâinattaki cennetin insandaki
karþýlýðý gönüldür. Aþk yanýnda aklý ve ilmi de kutsayan Hacý Bektaþ,"Ýlimle yürünmeyen yolun sonu karanlýktýr"
diyerek, insana akýlla gönlü kucak- laþtýrmasýný öðütler.
Ýnsanýn seçkinliðini ve en þerefli var- lýk oluþunu ise þöyle dile getirir:
"Çalap Tanrý her ne yarattýysa insan- lara verdi ve hem kendisini de insan-
lara verdi."
DOST
BÝRÝKTÝRMEK Hacý Bektaþ, Orta Asya'dan
Orta Anadolu'ya gelerek, oradaki erlere bir beyaz
güvercin gibi görün- müþtü. Erler önce
bunu gereðince deðerlendire-
mediler de, onu doðan olup yakala-
maya kalk- týlar. Ne zaman ki, gönüleri gerçeðini gösterdi onlara, o zaman
utandýlar, baþ eðip el
verdiler ona. Ve bunun üzerine Hacý Bektaþ þu sevgi sözleriyle sitem etti:
"Dostlar, er ere böyle mi yapar ya? Ben size mazlum bir güvercin gibi
göründüm Siz beni zalim bir doðan olup yakalamaya kalktýnýz. Oysa yakalanmak bir yana, ben kendi ayaðýmla geldim. Gönlünüze girmek, sizin olmak için. Ve iþte çok þükür sizinim artýk."
Gerçekten öyle oldu, güzel bir bahçe kuruldu, çiçekleri hiç solmayacak.
Neþeye acýkýp, huzura susayanlar onun bahçesine koþtular. Ve Hacý Bektaþ, orada sevinç bulmaya gelenlere gönül açarak, bilgi ve sevgi çiçekleri sundu.
Yýllar yýllarý kovaladý. Dostlar halka- sý gittikçe geniþledi. Bahçe çiçeklerle bezendi. Hacý Bektaþ'ýn gönlü dostlarla doldu. Gönüller birbiri içinde eridi, bir tek gönül oldu sanki. Her seven gönül, sevincinden yeþerdi, çiçek açtý bu bahçede.
HAS BAHÇE
Ýþte Hacý Bektaþ yine has bahçede, dostlarla birlikte bir gönül günü yaþa- mak için toplanmýþlar. Can meclisi kurulmuþ, herkes yerini almýþ, onun iþaretini bekliyorlar. Ve o her zamanki gibi sohbeti baþlatýyor:
"Dostlar, sorularýnýz cevaba acýkan ihtiyaçlarýnýzdýr. Ve tamamlanmayý dileyen bilgilerinizdir. Þimdi onlarý bir bir dile getiriniz."
Dostlardan biri söz alarak: "Bize tasavvuftan bahset" dedi. Hacý Bektaþ buyurdu:
"Tasavvuf Allah'tan gayrýsýndan býkýp usanmaktýr. Ve O'ndan baþka- sýndan boþanmaktýr. Böylece noksan sýfatlardan soyunmak, Allah'a benze- meye çalýþmak, O'nun isimleriyle süslenmektir."
Bir yol eri sordu: "Her þeyin baþý iman. Peki, iman nedir?" Hacý Bektaþ yanýtladý:
"Ýmdi, Tanrý'ya inanmak imandýr. Ve buyruðunu tutmak dahi imandýr.
Buyruklarýna uymamak ise inanma- maktýr."
Sohbet kývamýna gelmiþ, gönül kuþlarý kanatlanmaya baþlamýþtý ki bir derviþ sordu: "Ya bu yolda derviþin hali nicedir?" Velî gözlerini ondan yana çevirerek buyurdu:
"O haldir ki, her ne kafanda varsa býrakýrsýn ve her ne elinde varsa verirsin. Ve kuyuya düþen ne yaparsa onu yaparsýn. Kafayý ve kalbi baþka düþüncelerden boþaltmak gerek önce. Öyle ki, Allah özlemi ruhuna iyice sinsin. Bunun için seni beden kuyusunda tutan baðlardan çözülmeli, küçüklüklerden kurtulmalý ve dünyaya aþýrý düþkün olmaktan kaçýnmalýsýn. O zaman iþte gönlünde O'nun sevgisi yer eder de nen varsa verirsin sevgiyle.."
FARZ,
ALLAH'I SEVMEKTÝR
Bu sýrada biri, þimþek gibi yýldýrýmlar çekecek bir soru attý ortaya:
"Farz nedir?"
Cevap: "Farz, yani kesin buyruk Allah'ý sevmektir. Ýnsandan asýl istenen Allah adýnda, O'nun sevgisinde bir- leþmektir. Dinlerin kendisine deðil, amacýna dört elle sarýlmaktýr ki, o amaç O'nu sevmek ve O'nun sevgisinde birleþip bir olmaktýr. Din insan içindir.
Ýnsan din için deðildir.
Soru:"Yolda olmak ne demektir?"
Cevap: "Tanrý'nýn yap dediklerini yapmak, yapma dediklerinden sakýn- mak."
Soru:"Ýyiliklere perde olan kötülük- ler nelerdir?"
Cevap:"Ýmdi baþ akýl yeridir. Ama öfke kurdu ve çekememezlik yýlaný oraya girmeye yol bulmuþsa, akýl artýk
orada barýnamaz. Ve göz, ilmin yeridir aslýnda. Ama açgözlülük bir gözü bürürse, orada ilim görülmez olur.
Hâyâ da yüzde yer tutmuþtur kendine.
Ama utanmazlýk, yüzsüzlük o yüzü sar- mýþsa, hâyâ hemen kaybolur. Bunun gibi týpký kalp de iman yeridir. Þüphe ve tereddüt gelince, o gider."
Son soru:"Ýnsanlarla iliþkilerimizde bize rehber olacak, günümüzü ve gele- ceðimizi aydýnlatacak birkaç öðüt vere- bilir misiniz?"
Cevap:"Elinize, dilinize ve belinize egemen olun. Öfkenizi dizginleyin.
Ýncinseniz de incitmeyin. Kadýnlarýnýzý okutun. Ve kadýnlarýnýza eþiniz ve eþi- tiniz gibi davranýn. Davranýþlarýnýza bilgiyi ve sevgiyi kýlavuz edinin."
Sekiz yüz yýl önce söylenmiþ bu sözler, akýlla gönle benimsetilse ve uygulansa ne olur? Þu olur: 150.000 nüfuslu Hacý Bektaþ kasabasýnda 1950'den beri karakol ve hapishane yok. Yani hiç suç iþlenmiyor. Ýnsanlar
birbirinden emin, barýþ içinde, birbir- lerini sevip sayarak, ellerindekini pay- laþarak güzelce geçinip gidiyorlar Daha ne olsun?
Yine 800 yýl sonra, dünya da bu deðerin farkýna vararak 2021 yýlýný "Hacý Bektaþ Yýlý" ilan ederek onu onurlandýrýyor.
üce Yunus’un (1238 – 1328) yaþadýðý devirde Anadolu’da her yeri altüst eden savaþlar, yað- malar, istilalar vardý ve bunlara karþý Yunus, barýþ içinde yaþamaya çaðýrý- yordu insanlarý. Onlara inancý, gönlün arýnmasýný, özündeki sevginin varlýðýný yani, Rab’lerinin gönüllerde olduðunu anlatýyor ve arýnarak, sadeleþerek çevrelerine sevgilerini, hizmet olarak sunarak, tekrar barýþ ve huzur içinde yaþayabileceklerini söylüyordu.
Dünyanýn hümanizmi anlatan en büyük þairi olarak kabul edilen ve söz- leri hâlâ Dünya’da dillerde olan Anadolu ereni Yunus Emre, Tanrý aþkýný, gücünü, örnek olan ahlâki deðerlerini “Benden içerdeki ben”
dediði arýnmýþ gönlündeki gerçek Tanrý inancýndan alýyordu. Bu gerçek inancýn gücü Yunus’u saflaþtýrmýþ, sükûnete erdirip sadeleþtirmiþtir. Çünkü sükûnet ve uyum, sevginin kardeþi olup, sükûnet Tanrý’ya giden en kestirme yoldur. Çünkü o sükûnetin içinde, aklýn Seyhun Güleçyüz
Sadelik
Y
"Elif okuduk ötürü Pazar eyledik götürü Yaratýlmýþý severiz Yaradan’dan ötürü"
Yunus Emre
telaþtan uzak çalýþmasýyla çok doðru kararlar alýnýr ve O’ndan da yardým gelir. Ýnsan bu yardýmlara ilham der ki, bu haller yaratýcýlýðýn kapýlarýný açar akla…
Görüyoruz ki sadelik, bilgelik oluyor ve insaný Yunus Emre gibi arýnmýþ bir misyon insaný olduðunun bilincine ulaþtýrabiliyor. Biliyoruz ki hepimiz bir bütünün parçasýyýz ve bu baðlamda Yunus’un misyonu her insanýn da misyonu olan insanlýk için sevgiyle hizmettir. Týpký Yunus Emre’nin dediði gibi;
Ben gelmedim dava için Benim iþim sevi için Dost'un evi gönüllerdir, Gönüller yapmaya geldim.
Tüm bunlarý okuyunca sadelik nasýl olur diye düþündüm, araþtýrdým. Sokrates, Budha, Leonardo da Vinci, Wendell Berry gibi düþünürler, 2000 yýldýr bu erdemi anlatýyor, gerekliliðini vurguluyorlar. Epiktetos M.S.
100 yýllarýnda yaþamýþ olmasýna raðmen hâlâ okunan bir filozof- tur. “Erdemli bir ruh sonsuz bir kaynak gibidir” demiþ ve devam etmiþ, “Ona ulaþmak için sadeleþmek bunu hayata uygula- mak ve kendinin efendisi
olduðunu göstermek gerekir”
Anlýyoruz ki sadeleþmek, yani arýnmak için, insanýn egosundan, tutkularýndan arýnýp, özgürleþme-
si gerekli. Leonardo da Vinci “Sadelik dünyadaki en yüksek geliþmiþlik hâlidir” diyerek, son noktayý koymuþ- tur. Bence sadeleþmek, içimizdeki hazi- nenin ortaya çýkmasýdýr. Bunun için insan önce içindeki içe, en derinlere doðru uzun bir yolculuða, sükûnet ve sabýr bastonunun desteði ile çýkmalýdýr.
Yunus’un dediði gibi, içerdeki hazineyi bulmaya, akýl ve gönül birliði içinde, gerçek sevgi ýþýðýnda türlü hüner göstererek baþlamalý ki, insan sadeleþe- bilsin. Burada insana çok iþ düþüyor;
emek, hoþgörü, öncelikle kendini,
eksikleri, baðýmlýlýklarý ile koþulsuz sevmek gerekir. Ýnsan kendini olduðu gibi kabullenerek severse, korkmasýna, yalan söylemesine, yargýlayýcý ve tutu- cu olmasýna gerek kalmaz, temiz saf düþünceye ulaþýr. Böyle doðru düþünce kiþiyi adil, insanlarý olduðu gibi kabul edip, seven hâle getirir. Kendini kolay- ca sevdirir karþýsýndakine, bu insanlar artýk kendi için düþündüðünü yanýndaki için düþünerek, bir eli sükûnette bir eli süratte olarak, insanýn insana farksýz- lýðýnýn idraki ile sever, sevilir, örnek alýnýr. Böyle insana bu kutsal yol- cuðunda saðduyu dediðimiz iç sesi yardýmcý olur ve arýndýkça o sesi daha net duymaya baþlar. Arýnmasý hýzlanan insan, her þeyi olduðu gibi doðru ve tarafsýz görür ve düþüncelerini kontrol etmeye baþladýðý için zihni vesveseden uzak, yalýn kalýr. Düþünceleri sadeleþen insanda akýl ruha yol olur ve onun da terbiye olmasýný saðlar. Biliyoruz ki artýk, iliþkilerde güvenilir olmak için sadelik ve doðallýk gerekir. Böyle insanlar öncelikle kendilerine, sonra baþkalarýna saygýlýdýrlar. Kiþinin dinginliði ve sükûneti, karþýsýndakileri olduðu gibi kabul ettiðini, sevgisiyle birleþerek gösterir.
Sevgisi ve davranýþlarý düz bir çizgidedir. Orada iniþ ve çýkýþ
görülmez, týpký gerçek sevginin yaydýðý enerji gibi yayar enerjisini. Ýþte güve- nilir olmak da budur.
Sadeliðe giderken dikkat edilmesi gereken bir nokta da korkulardýr.
Bunlar, sevilmemek, sahip olamamak,
baþarýsýzlýk, ölümün bilinmezliði, çare- siz, yalnýz ve güçsüz kalmak gibi bir- birine baðlý, sevgisizlik alt yapýsý olan duygular zinciridir. Hâlbuki içe yapýlan yolculuk, korkularýn sebeplerini bul- dukça kiþi kendisini olduðu gibi görüp severek, korkularýndan kurtulur.
Varoluþ amacýnýn sadeleþmek olduðunu idrak eden insan ona verilen imkânlarýn ve yaþadýklarýnýn kýymetini anlayýp mutmain olur.
Sadelik çok emek isteyen bir erdemdir, tüm insanlarý geliþtiren, tekâmül ettiren ulaþýlacak bir süreçtir.
Sadelik bazen tevazu ile iliþkilendirilir.
Gösteriþten uzak, küçük þeylerle mutlu olan insanlar deðerbilir ve sade olarak gösterilirler. Bu davranýþlar sadeliðin giriþindeki insani hâllerdir.
Felsefede Aristotales ruhun arýnmasý- na Katharsis demiþtir ve þöyle açýk- lamýþtýr; “Ruhun temizlenmesi arýn- masý katharsistir” M.Ö. 350 yýllarýnda.
Bu kelime giderek ilaçlarla ve törenler- le ruhun ve bedenin rahatlamasý olarak yorumlanmýþtýr. Yani “baský altýna alýn- mýþ düþünceleri, bilince çýkarmak yoluyla çözümleme” olayý diye taným- lanmýþtýr. Hâlbuki sadeleþmek için uzun bir zamana ihtiyaç vardýr ki, insaný gerçek insan olma özgürlüðüne kavuþtursun. Bunun için gerçek, yalan- sýz, toplumun istediði kiþi olmayý býrakýp, gerçek kendini iyi ve kötü taraflarýyla ortaya çýkarmak gerekiyor.
Böylece kiþi kendini nihayet hakikat gözüyle görür ve iþe onu sevmekle
baþlar. Eðer o, ruhunun kutsallýðýnýn farkýna varýrsa diðer tüm canlýlarýn da deðerini anlar ve her þeyi, en baþta kendini sevmeye, saygý duymaya baþlar. Diðer insanlarýn yaptýklarýna takýlmaz, kýrýlmaz, sevinçlerini paylaþýr çünkü arkadaki gerçek insaný görür ve öyle sever onu. Bu hâle ulaþmýþ insan kendini savunmaz, tepki vermez, böylece iliþkilerinde uyumlu ve dengeli olur, farkýndalýðý geliþir, hayata ve olaylara çok geniþ açýdan bakar, edindiði tecrübe ve bilgilerle sükûnet içindedir. Sevgisi ve saygýsý öyle kiþi- lerin itici gücüdür. Saygý önce ken- disiyle baþlar sonra çevresindeki her þeye ve herkese uzanýr.
Kendine saygý duymazsa, baþkalarýna da saygý duymayacaðýný, bunu becere- meyeceðinin idrakine varýr. Saygý aslýnda özde her þeyi tam olduðu gibi
kabul etmektir ve bunu yaþama geçirmektir. Kendini olduðu gibi taraf tutmadan kabul ettiðinde artýk kendini ve hiç kimseyi yargýlamaz. Böylece huzura ermesi kolaylaþýr. Huzur içinde Rabbi ile sevgi alýþveriþine uyumlan- masý kolaylaþýr. Çünkü kendini yargýla- mayarak, özgürleþtirmiþtir. Yaptýðý hatalara, kaybettiðini zannettiði zaman- lara artýk üzülmez. Onlarý kendini büyük farkýndalýða ulaþtýran dersler olarak görür ve kendindeki tecrübeler- den sentezlediði bilgilerle baþkalarýna artan sevgi ve anlayýþla yardým etmeye baþlar. Hayatýndan daha çok zevk alýr, þikâyet etmez hiçbir þeyden, içinden gerekli dersi almak için, yani olaylarýn dilini çözmek için derin derin düþünür.
Özgürleþen aklýyla ve sevgiyle taþan gönlüyle, baðýþlayýcýlýða gönül
kapýlarýný açmýþtýr. Onu üzenlere daha çok el uzatýr, anlayýþla onlarý sarar,
sever. Böylece eski yaþanmýþ dram- larýný, romantik, duygusal melodrama dönüþtürüp birer ders konusu yapmýþtýr.
Yunus'un dediði gibi:
Dövene elsiz gerek, Sövene dilsiz gerek Derviþ gönülsüz gerek Sen derviþ olamazsýn
diyerek, gönül koymamanýn önemini fark etmiþtir. Görüyoruz ki, Rabbe giden tek yol sadeleþmek, çünkü insan arýndýkça açýlan idraki ve özgürleþen aklýyla, gönlüyle ve ölçüsüyle Rabbini, Yüceler Yücesi Vareden’ini bilebiliyor.
Böylece algýlarý geliþen, sadeleþme yolunda olan insan, etrafýndaki her þeyin O’nun sevgisinden olduðunu seziyor, bedenine hattâ elindeki tek parmaða bakýnca, onu oynatmak için en az 30 iþlemin oluþmasý gerektiðini ve bu esnada geçen sürenin çok kýsa ve otomatik olduðunu, beynin böyle programlandýðýný öðrendiðinde baþý secdede oluyor. Böyle bir sistemle dünyada yaþayan insanýn farkýndalýðý arttýkça, Vareden’ine sevgi ve þükran- larý artýyor.
Ýnsan kendi yaþamýna dönüp bak- týðýnda hayatýn iki amacý olduðunu görüyor, iç ve dýþ amaç. Ýkinci amaç dünyasal yani iliþkiler, baþarýlar, bir þeyler yapmakla ilgili ve buna dýþ amaç denir. Ýç amaç ise birinci amaçtýr ve ona uyanmak da diyebilir insan. Çünkü düþüncelerin arkasýndakini algýlamak, fark etmektir. Yani tekâmül edebilmek
için Yaradan’ýn insandan ne istediðini, neden varettiðini bilebilmek. Bu da sadeleþmekten geçiyor.
Sadeleþmek, yani arýnmakla farkýn- dalýk doðru orantýlýdýr. Ýnsan arýndýkça titreþimi Tanrýsal bilinçle yani
Vareden’in sevgisinin titreþimiyle baþlar, ayný rezonansa ulaþabilir, O’nun sevgi dolaþýmýnda bilinci ile yerini ala- bilir. Artýk O’nun buyruklarýna uygun yaþayan, O’nun sevgi titreþimiyle ayný titreþime ulaþan insan, týpký bir tohum gibi, büyük ulu bir aðaç gibi yani tüm yaratýlmýþlar gibi evrenle bütünleþmeye baþlar. Artýk istekleri bütünün istek- leriyle birdir. Varoluþ amacý olan sadeleþme çizgisinde yaþar, beklentisiz yani hep þimdide ve egosuz paylaþmayý öncelikli amacý yaparak, O’nunla ayný rezonansa geçer, doða ile birlikte bütün evrenle uyumlanmýþtýr.
Carl Jung’un dediði gibi bütünle uyumu, nedensel olmayan baðlayýcý bir prensip olarak iþler. Artýk o insan Dünya planýnýn ötesine geçmiþtir.
Yunus Emre’nin dediði gibi;
Sensin kerim, sensin rahim Allah sana sundum elim Senden artýk yoktur em’im (*) Allah sana sundum elim
Böylece insan sadeliðin zirvesinde, O’nun sevgisiyle nurlanýp, O’na teslim olup yücelir.
(*) Em: ilaç, merhem
Bilgilerimizde Kuantum: 1
Kuantum ve
Çift Yarýk Deneyi
Derleyen: Ýsmail Hakký ACAR
Bu yazý dizisinde, Sayýn Prof. Dr.Ahmet DÝNÇÇAÐ’ýn 2021 yýlý Ocak ayýnda yayýmlanan ‘MÝKRODAN MAKROYA, MAKRODAN ÖTEYE’ adlý kitabýnýn ‘KUANTUM FÝZÝÐÝ NEDÝR?’Bölümünden alýntýlar yapýlacak ve aktarýlan bilimsel bilgi ve bulgular ile Bilgilerimiz arasýnda köprüler kurulmaya çalýþýlacaktýr.
Kitabýndan alýntýlar konusunda verdiði izin nedeniyle kendisine
teþekkür ederiz.
BAÞLARKEN
Sn. DÝNÇÇAÐ kitabýnýn
‘BAÞLARKEN’ Bölümünde þöyle demektedir:
“Ýnsan, fiziksel bedeniyle herhan- gi bir canlý gibi görünse de aklýyla, ruhuyla tabiattaki diðer canlýlardan farklýdýr; hiç kimse, kardeþ bile olsa, diðerine benzememektedir. Bu farklýlýðýn kaynaðý nedir? Araþtýr- maya baþladým. Günümüzde içinde bulunduðum, geliþmeleri yakinen takip ettiðim Týp Bilimi buna cevap veremiyordu; aklî bilgiye dayalý çalýþma yöntemi olan "Bilim” yet- miyordu. Araþtýrmalarýma devam ederken ‘Kuantum Fiziði’ ile tanýþtým. Edindiðim yeni bilgiler ufkumun açýlmasýný saðladý. Ýçime yönelip, kendimi incelemeye devam ettim. Hem aklî hem de naklî bil- ginin eþ zamanlý olarak kiþinin iç dünyasýnda tartýþýlmasý ve kurgu- lanmasý ile oluþan bireysel geliþimi yansýtan ‘ilim’den yararlandým.”
Ve Sayýn DÝNÇÇAÐ þöyle devam ediyor:
“Kaynaklarýn tümü, insanýn yüce bir ruh taþýdýðýný, yaratýlýþýnýn asýl amacýnýn kendisine verilen ruhu yükseltmek, olgunlaþtýrmak ve ken- disi, çevresi ve Yaradan’ý ile uyum içinde yaþamak ve ebedi mutluluða eriþmek olduðuna iþaret ediyordu.
Aslýnda insanlýk tarihinin baþlangý- cýndan beri Âdemoðlu, öðrenme
savaþý vermiþ, öðrendiði nispette doðaya, maddeye hâkim olmuþ ve tekâmül etmiþtir. Ýnsan, sonunda öleceðini bilerek yaþayan tek can- lýdýr. Yaþam nasýl baþlamýþtýr? Ya- þamdaki amacýmýz nedir? Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Öte âlem var mý? Gibi sorulara cevap arar- ken yararlandýðým pek çok bilgiyi okurlarýmla paylaþmak istedim.”
Bu derlemede, Sayýn DÝNÇÇAÐ’ýn kitabýndaki basit, herkesçe anlaþýlabilir kuantum anlatýmlarýndan fazlaca alýntý yapmýþ olabilirim. Kendisinin
hoþgörüsüne sýðýnýrým.
KUANTUM FÝZÝÐÝ NEDÝR?
Sayýn DÝNÇÇAÐ’ýn kitabýndan alýn- týlar ile baþlayalým:
“Aslýnda kuantum fiziðinde þekil- lenme, Einstein’ýn e=mc2 formülü ile her þeyin enerjiden oluþtuðunu bildirmesiyle baþlamýþtýr.
“Kuantum Fiziði, atomaltý parçacýklarýnýn fiziksel yapýlarýný (konum, momentum vs.) matematik- sel bazý denklemlerle açýklama sis- tematiðidir, bir bilimdir. ‘
fizikte “psi” demektir.
“Psi” fizikte kuþkusuz en þaþýrtýcý bilimsel keþiflerden biri olan dalga fonksiyonunun simgesidir, ayný zamanda ‘ruh’ anlamýna da gelir.
“Dalga fonksiyonu, en temel ölçekte, yani atomaltý ölçekte
‘ Bu þekil,
maddenin bir özelliðini betimler ve bir fotonun, elektronun, atomun, hattâ bir molekülün ayný anda birçok yerde olmasýný saðlar. Aslýn- da her þey zihnimizde yaratýlmak- tadýr. Nesneler, sadece biri onlarý gözlediði, gördüðü için vardýr.
“Iþýkla ilgili ilk araþtýrmalarda
“ýþýk hýzý” dikkati çekti; ama uzun yýllar çeþitli deneylere raðmen ýþýðýn gerçek doðasý bilinemedi.
Elektromanyetik ýþýma tam olarak neydi? Neden oluþuyordu? Isaac Newton “Iþýk, foton adý verilen parçacýklardan ibarettir” dedi, ama 17. yüzyýlýn önemli fizikçilerinden Christian Huygens ýþýðýn bir baký- ma ayný denizdekine benzer dal- galardan oluþtuðunu düþünüyordu.
Bu tartýþma Ýngiliz fizikçi Thomas Young’un 1801’de çift-yarýk deneyi- ni tasarlayýp cevap bulmasýyla sona erdi.”
Bilgilerimizde
Bilgilerimiz içinde ‘kuantum’ terimi, ilk kez 1996 yýlýnda bir ‘Özel Celse’de kullanýlmýþ ve ‘düþünce’ ile iliþkilendi- rilmiþtir:
"Ve sizin beyinleriniz düþünmektedir þüphesiz…O düþünceler, ayný uzak yerlerdeki yýldýzlarýn yaptýðý atomlarý yaparlar, elbet ki tabanýnda kuantum- lar olan... Ve þimdi siz düþününüz ki, atmosferle yeryüzü arasýnda bir de ayrýca, sizin yarattýðýnýz düþünceler- den oluþan,'düþünce yuvarlaðý', atom
yuvarlaðý vardýr.Ve bunlar, bir yerde O'nun Sevgisi, O'nun Varettiði enerji ve sizin düþüncelerinizle kristalleþir.
Ýþte o kristalin ötesinde O vardýr."
(Aralýk 1996)
Bilgilerimiz içinde ‘kuantum’ terimi baþkaca bir yerde kullanýlmamasýna raðmen, bu yazý dizisi boyunca görüle- ceði gibi, çok adette aktarýmda ‘kuan- tum’ özellikli olgular görülmekte ve vurgular yapýlmaktadýr.
‘ÇÝFT-YARIK’ DENEYÝ
Sayýn DÝNÇÇAÐ’dan alýntýlar ile
‘Çift-Yarýk Deneyi’ ve sonuçlarýný özetleyelim:
“Bu deneyin gerçekleþtirilmesin- de bir projektör, bir perde veya beyaz duvar ve ikisi arasýna ýþýðýn sadece ve sadece iki yarýktan geç- mesini saðlayacak þekilde hazýr- lanmýþ bir karton yeterlidir. Iþýk, Newton’un düþündüðü gibi parça- cýklardan ibaret olsaydý, ekrana dümdüz yansýtýlýrken, kaynakla ekran arasýna iki yarýklý karton konulduðunda, ekranda iki çizgi olarak görülmesi gerekirdi. Oysa çift-yarýklý karton konulduðunda ýþýk kimi aydýnlýk, kimi karanlýk ardýþýk fazlar hâline gelmektedir;
bu da ýþýðýn parçacýklardan deðil, dalgalardan oluþtuðunu gösterir.
“Aynen suya atýlan bir taþýn eþ merkezli dalgalar oluþturmasýna benzer. Ýki taþ ayný anda suya