• Sonuç bulunamadı

ÖRGÜTSEL STRESİN ÇALIŞANLARIN İŞ DOYUM DÜZEYLERİNE ETKİSİ: MERZİFON KAYMAKAMLIĞI ÖRNEĞİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "ÖRGÜTSEL STRESİN ÇALIŞANLARIN İŞ DOYUM DÜZEYLERİNE ETKİSİ: MERZİFON KAYMAKAMLIĞI ÖRNEĞİ"

Copied!
126
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı

Yönetim Bilimleri Bilim Dal

ı

ÖRGÜTSEL STRESİN ÇALIŞANLARIN İŞ DOYUM DÜZEYLERİNE ETKİSİ:

MERZİFON KAYMAKAMLIĞI ÖRNEĞİ

Barış ÇÖKÜK

Danışman: Prof. Dr. Selma KARATEPE

Yüksek Lisans Tezi

Malatya, 2013

(2)

ÖRGÜTSEL STRESİN ÇALIŞANLARIN

İŞ DOYUM DÜZEYLERİNE ETKİSİ:

MERZİFON KAYMAKAMLIĞI ÖRNEĞİ

Barış ÇÖKÜK

İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı

Yönetim Bilimleri Bilim Dalı

Danışman: Prof. Dr. Selma KARATEPE

Yüksek Lisans Tezi

Malatya, 2013

(3)

(4)

i ONUR SÖZÜ

Yüksek lisans tezi olarak hazırladığım “Örgütsel Stresin Çalışanların İş Doyum Düzeylerine Etkisi: Merzifon Kaymakamlığı Örneği” başlıklı bu çalışmanın, bilimsel ahlak ve geleneklere aykırı düşecek bir yardıma başvurmaksızın tarafımdan yazıldığını ve yararlandığım bütün yapıtların hem metin içinde hem de kaynakçada yöntemine uygun biçimde gösterilenlerden oluştuğunu belirtir, bunu onurumla doğrularım.”

……./……/ 2013

Barış ÇÖKÜK

(5)

ii ÖNSÖZ

Stres günümüzde üzerinde en çok konuşulan ve tartışılan konulardan birisidir.

Stres kavramı, insanlık tarihi kadar eski olmasına rağmen; günümüzde strese neden olan faktörler ve stresin etkileri daha yoğun olduğu için bazı çevreler tarafından modern çağın hastalığı olarak nitelendirilmektedir. Stres, bireyleri yaşamlarının her anında ve her yerinde yakalamakta; bireylerin hayattan aldıkları zevki, iş doyumlarını, verimliliklerini etkilemektedir. Elbette stres her zaman olumsuz ve kötü bir olgu değildir. Nitekim belirli düzeyde bir stres olmadığında çalışanların motive yeterince olmaması söz konusudur. Stres, ancak, optimum bir düzeyde tutulduğunda performans üzerine olumlu bir etki yapmaktadır. Bu stresin olumlu tarafıdır.

Çalışanların başarılı olmaları, rahat ve huzurlu bir iş yaşantısına sahip olabilmeleri için yaşadıkları olumsuz stresi azaltmaya yönelik yollar bulmaya olan ihtiyaçları, stresi olumlu bir şekle çevirmek için önemlidir.

Bu kapsamda, örgütsel stresin çalışanların iş doyumunu nasıl ve ne şekilde etkilediğini belirlemek ve bu etkilere karşı bir takım çözüm önerileri ortaya koyabilmek amacıyla bir araştırma yapmak için çıktığım bu zorlu süreçte bana destek olan bazı değerli insanlara teşekkür etmek isterim.

Oldukça yoğun programına rağmen bitmeyen enerjisi, anlayışı ve çalışkanlığı ile derslerim esnasında ve bu çalışmanın hazırlanması sürecindeki emeklerinden dolayı değerli hocam ve danışmanım Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Selma KARATEPE’ye teşekkür ederim.

Ayrıca yüksek lisans eğitimim esnasında pek çok konuda yardımlarını esirgemeyen ve destek olan değerli bölüm hocalarım Doç. Dr. Yusuf KARAKILÇIK’a, Doç. Dr. S. Mustafa ÖNEN’e, Yrd. Doç. Dr. Aydın USTA’ya, Arş. Gör. Nazlı NALCI ARIBAŞ’a ve tüm hocalarıma teşekkür ederim.

Akademik eğitim sürecine girmemde beni daima motive eden, araştırmanın her aşamasında yardımlarını esirgemeyen değerli meslektaşım ve arkadaşım Yrd. Doç.

Dr. Erkan KIRAL’a, analizlerimde yardımcı olan, pek çok konuda danıştığım diğer değerli bir arkadaşım Dr. Engin KANBUR’a teşekkür ederim. Çalışmayı destekleyen ve katkıda bulunan Merzifon Kaymakamı Sayın Mehmet Fatih GEYİM’e ayrıca teşekkür ederim.

(6)

iii

Son olarak bugünlere gelmemi sağlayan, en çok övgüyü hakeden sevgili annem Gülşen, babam Mehmet, kardeşlerim Özcan ve Osman’a, emeği geçen herkese, birlikte geçireceğimiz zamanları kendilerinden aldığım ve zaman zaman yeterince ilgilenemediğim sevgili eşim, hayat arkadaşım, aşkım Derya’ya ve biricik canım oğlum Mehmet Berkay’a çok teşekkürler, sizi seviyorum.

Barış ÇÖKÜK

(7)

iv

ÖRGÜTSEL STRESİN ÇALIŞANLARIN İŞ DOYUM DÜZEYLERİNE ETKİSİ:

MERZİFON KAYMAKAMLIĞI ÖRNEĞİ

Barış ÇÖKÜK

Yüksek Lisans Tezi

Danışman: Prof. Dr. Selma KARATEPE İnönü Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı

Malatya, 2013

ÖZET VE ANAHTAR KAVRAMLAR

En önemli sermayesi insan olan örgütlerin, çalışanlarının işten elde edeceği doyumu ve bu doyumu olumsuz etkileyebilecek örgütsel stres kaynaklarını iyi tahlil etmesi ve bunlara karşı çözümler üretmesi son derece önemlidir. Çalışanlarının gereksinimlerini olabildiğince yerine getiren ve onları memnun edebilen örgütler, yönetim sanatını daha güzel icra edebilmektedir. Böylece bireysel ve örgütsel hedeflere ulaşmak o derece kolay olabilecektir.

Bu çalışma, örgütsel stres kaynakları ile çalışanlarının iş doyumu arasında bir ilişki olup olmadığını tespit etmek, ilişkinin yönünü ve derecesini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma verileri anket yöntemi ile elde edilmiştir.

Araştırmanın çalışma grubu, Merzifon kaymakamlığının farklı birimlerinde çalışan teknik, idari ve sözleşmeli 145 personelden oluşmaktadır. Araştırma verilerini elde etmek için Kişisel Bilgi Formu, Örgütsel Stres Kaynakları Ölçeği, Minnesota İş Doyum Ölçeği kullanılmıştır. Bu ölçeklere bağlı olarak oluşturulan anket sonucunda araştırma konusu ile ilgili veriler toplanmıştır. Araştırma verileri, SPSS 18.0 (Statistical Package for Social Sciences for Windows 18. 0) programı ile analiz

(8)

v

edilmiştir. Toplanan verilerin çözümlenmesinde öncelikle çalışanlara ait demografik değişkenlerin tanımlayıcı frekans analizleri, standart sapmaları, ortalama değerleri ve yüzde dağılımları çıkarılmıştır. Daha sonra örgütsel stres kaynakları ölçeği ve iş doyumu ölçeği boyutlarından aldıkları puanların; demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek ve değişkenlerin birbirleri ile olan ilişkilerin anlamlı olup olmadığını belirlemek üzere regresyon analizi ve bu ilişkinin yönünü ve derecesini belirlemek üzere korelasyon analizi yapılmıştır.

Analiz sonuçlarında, çalışanların demografik özelliklerinin hem örgütsel stres ve hemde iş doyum düzeylerini anlamlı biçimde etkilemediği ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan örgütsel stres ile iş doyumu arasındaki ilişkiye bakıldığında, örgütsel stresin çalışanların iş doyum düzeylerini anlamlı ve negatif yönde etkilediği söylenebilir.

Örgütsel stres arttıkça iş doyumunun azalacağı ya da iş doyumu arttığında stres düzeyinin azalacağını söylemek mümkündür.

Anahtar Kavramlar: Stres, Örgütsel Stres, İş Doyumu.

(9)

vi

THE EFFECTS OF ORGANIZATIONAL STRESS ON EMPLOYEES’ JOB SATISFACTION LEVELS:

MERZIFON DISTRICT GOVERNORSHIP SAMPLE

Master’s Degree Thesis

Writer: Barış ÇÖKÜK

Advisor: Professor Selma KARATEPE Inonu University, Social Sciences Institute, Discipline of Political Sciences and Public Management

Malatya, 2013

ABSTRACT AND KEY WORDS

Since an organization’s most valuable capital is human force, it is vital for the organization to investigate the hurdles to the satisfaction that its employees would obtain from what they strive for. Organization should also produce solutions to possible negative outcomes of organizational stressors. When an organization meets its employees’ needs and satisfies them, it can execute the management sciences’

principles. By this way, both individual and organizational goals could well be achieved.

This study has been conducted to identify if there is a relationship between organizational stressors and employees’ job satisfaction, and to define the direction and the level of this relationship. The data of this research has been obtained by survey method. Questionnaires were completed by 145 technical, managerial and contractual personnel working in different units at Merzifon district governorship.

Personal information forms have been used for obtaining demographic information, organizational stress scales used for measuring organizational stress factors, and short form of Minnesota job satisfaction scale used for measuring job satisfaction levels. Data has been collected by means of the questionnaires based on these scales.

Research data has been analysed with SPSS 18.0 (Statistical Package for Social

(10)

vii

Sciences for Windows 18. 0). In analysing the collected data, first the descriptive analysis, frequency of responds, percentage of values, standart deviation and mean values were calculated. Distribution of demographic variables relating to district governorship personnel has been specified. Regression analysis has been conducted to decide if the scores that personnel got from the sub-tests of organizational stress scale and job satisfaction scale vary depending on demographic variables. Also, in order to determine direction and effect of the correlation of the variables, bivariate Pearson correlation coefficients have been analyzed. Consequently, at the end of this research, it has been found out that demographic features do not significantly predict both the organizational stress and the job satisfaction of the employees. On the other hand, organizational stress factors significantly and negatively predict job satisfaction levels of the employees which means as the organizational stress level increases, job satisfaction level decreases.

Key Words: Stress, Organizational Stress, Job Satisfaction.

(11)

viii

ÖRGÜTSEL STRESİN ÇALIŞANLARIN İŞ DOYUM DÜZEYLERİNE ETKİSİ:

MERZİFON KAYMAKAMLIĞI ÖRNEĞİ

Barış ÇÖKÜK

İÇİNDEKİLER

Sayfa Nu.

Onur Sözü ...i

Önsöz ...ii

Özet ve Anahtar Kavramlar ...iv

Abstract and Key Words ...vi

İçindekiler ...viii

Çizelgeler Dizelgesi ...xii

Şekiller Dizelgesi ...xiii

Kısaltmalar Dizelgesi ...xiv

GİRİŞ ………..1

BİRİNCİ BÖLÜM KAVRAMSAL ÇERÇEVE

1. STRES VE İŞ DOYUMU KAVRAMLARI ... 3

1.1. Stres Kavramının Tanımı ... 3

1.1.1. Stresin Tarihçesi ... 6

1.1.2. Örgütsel Stres Kavramı ... 10

1.1.3. Stres Çeşitleri ve Aşamaları ... 12

1.1.4. Stresin Belirtileri ... 16

1.1.4.1. Stresin Fiziksel Belirtileri ... 18

1.1.4.2. Stresin Zihinsel Belirtileri ... 20

1.1.4.3. Stresin Duygusal Belirtileri ... 21

(12)

ix

1.1.5. Stres Kaynakları ... 21

1.1.5.1. Bireysel Stres Kaynakları ... 23

1.1.5.1.1. Bireyin Kendisinden Kaynaklanan Stres Kaynakları ... 25

1.1.5.1.2. Bireyin Özel Yaşamından Kaynaklanan Stres Kaynakları ... 25

1.1.5.1.3. Sosyo-Demografik Özellikler ... 26

1.1.6. Örgütsel Stres Kaynakları ... 27

1.1.6.1. İş Yapısına İlişkin Stres Kaynakları ... 32

1.1.6.2. Örgütsel Yapı ve Yönetim Yapısına İlişkin Stres Kaynakları ... 34

1.1.6.3. Örgüt İçi Fiziksel Koşullara İlişkin Stres Kaynakları ... 35

1.1.7. Genel Çevresel Faktörlere Yönelik Stres Kaynakları ... 35

1.1.8. Stresin Bireysel ve Örgütsel Sonuçları ... 37

1.1.8.1. Stresin Bireysel Sonuçları ... 37

1.1.8.1.1. Stresin Fiziksel Sonuçları ... 38

1.1.8.1.2. Stresin Psikolojik Sonuçları ... 39

1.1.8.1.3. Stresin Davranışsal Sonuçları ... 40

1.1.8.2. Stresin Örgütsel Sonuçları ... 41

1.1.8.2.1. İş Kazaları ... 42

1.1.8.2.2. İşe Devamsızlık ... 42

1.1.8.2.3. İşgücü Devri ... 43

1.1.8.2.4. Verimin Azalması ... 43

1.1.8.2.5. Performans Düşüklüğü ve Doyumsuzluk ... 44

1.2. İş Doyumunun Tanımı ... 45

1.2.1. İş Doyumunun Tarihçesi ... 45

1.2.2. İş Doyumunun Önemi ... 46

1.2.3. İş Doyumunu Belirleyen Faktörler ... 47

1.2.4. İş Doyumu ile İlgili Kuramlar ... 49

1.2.4.1. İş Doyumu ile İlgili Kapsam Kuramları ... 50

1.2.4.1.1. Abraham H. Maslow’un Gereksinimler Hiyerarşisi Kuramı ... 50

1.2.4.1.2. Frederick Herzberg’in Çift Etmen Kuramı ... 51

1.2.4.1.3. David McClelland’ın Başarma Güdüsü Kuramı ... 53

(13)

x

1.2.4.1.4. Clayton Alderfer’in VİG (ERG) Kuramı ... 54

1.2.4.2. İş Doyumu ile İlgili Beklenti Kuramları ... 54

1.2.4.2.1. Victor Vroom’un Beklenti Kuramı ... 55

1.2.4.2.2. J. Stacy Adams’ın Eşitlik Kuramı ... 57

1.2.4.2.3. Edward Lawler ve Lyman Porter’in Sonuçsal Şartlandırma Kuramı ... 58

1.2.4.2.4. Edwin A. Locke’un Amaç Kuramı ... 60

1.2.5. İş Doyumu ile İş Gücü Sağlığı Arasındaki İlişki ... 60

1.2.6. İş Doyumunu Etkileyen Değişkenler ... 61

1.2.6.1. İş Doyumunu Etkileyen Kişisel Değişkenler ... 62

1.2.6.2. İş Doyumunu Etkileyen Örgütsel Değişkenler ... 63

1.2.6.3. İş Doyumunu Etkileyen Çevresel Değişkenler ... 64

1.2.7. İş Doyumsuzluğunun Sonuçları ... 65

1.2.7.1. İş Doyumsuzluğunun Bireysel Sonuçları ... 66

1.2.7.2. İş Doyumsuzluğunun Örgütsel Sonuçları ... 66

İKİNCİ BÖLÜM ARAŞTIRMA

2. ÖRGÜTSEL STRESİN ÇALIŞANLARIN İŞ DOYUM DÜZEYLERİNE ETKİSİ: MERZİFON KAYMAKAMLIĞI ÖRNEĞİ ... 69

2.1. Araştırma Hakkında Açıklamalar ... 69

2.1.1. Araştırmanın Konusu, Amacı ve Önemi ... 69

2.1.2. Araştırmanın Yöntemi ve Bilgi Derleme-İşleme Araçları ... 71

2.1.3. Araştırmanın Sınırlılıkları ... 73

2.1.4. Araştırmanın Anahtar Kavramları ... 74

2.1.5. Araştırmanın Sunuş Sırası ... 74

2.2. Bulgular, Öneriler ve Genel Sonuç ... 74

2.2.1. Bulgular ... 74

2.2.1.1. Güvenilirlik Analizi Sonuçları ... 75

2.2.1.2. Örgütsel Stres Kaynakları Ölçeğine İlişkin Geçerlilik ve Güvenilirlik Çalışması ...75

(14)

xi

2.2.1.3. Minnesota İş Doyumu Ölçeğine İlişkin Geçerlilik

ve Güvenilirlik Çalışması ... 76

2.2.2. Örneklem Grubunun Demografik Özelliklerine İlişkin Bulgular ... 76

2.2.3. Çalışanların Stres Düzeylerine İlişkin Bulgular ve Yorumlar ... 78

2.2.4. Çalışanların İş Doyum Düzeylerine İlişkin Bulgular ve Yorumlar .... 84

2.2.5. Örgütsel Stres Faktörleri İle Çalışanların İş Doyum Düzeyleri Arasındaki İlişkiye Yönelik Bulgular ve Yorumlar ... 88

2.3. Öneriler ... 91

2.4. Genel Sonuç ... 93

EKLER ... 96

KAYNAKÇA ... 100

(15)

xii

ÇİZELGELER DİZELGESİ

Çizelge 1: Örgütsel Stres Kaynakları Ölçeği Güvenilirlik Analizi Sonucu

Tablosu...76 Çizelge 2: Minnesota İş Doyum Ölçeği Güvenilirlik Analizi Sonucu Tablosu...76 Çizelge 3: Demografik Özelliklerin Frekans Analiz Tablosu...77 Çizelge 4: Örgütsel Stres Faktörleri ile Çalışanların Demografik Özellikleri

Arasındaki İlişkiye Yönelik Regresyon Analizi Bulguları...79 Çizelge 5: Örgütsel Stres Faktörleri Tanımlayıcı İstatistikleri...81 Çizelge 6: Çalışanların İş Doyumu Düzeyleri ile Demografik Özellikleri

Arasındaki İlişkiye Yönelik Regresyon Analizi Bulguları...85 Çizelge 7: İş Doyumu Değişkenleri Tanımlayıcı İstatistikleri...86 Çizelge 8: Örgütsel Stres Faktörleri ile Çalışanların İş Doyum Düzeyleri

Arasındaki İlişkiye Yönelik Regresyon Analizi Bulguları...89 Çizelge 9: Örgütsel Stres Faktörleri ile Çalışanların İş Doyum Düzeyleri

Arasındaki Korelasyonel İlişki...90

(16)

xiii

ŞEKİLLER DİZELGESİ

Şekil 1: Savaş ya da Kaç Tepkisi...8

Şekil 2: Olumlu Stres (Eustress) – Olumsuz Stres (Distress), Yerkes ve Dodson Yasası...14

Şekil 3: Selye’nin Genel Uyum Sendromu (GUS) ve Stresin Üç Aşaması...16

Şekil 4: Stres Sonrası Hormonal Sistem...17

Şekil 5: Stres Kaynakları Modeli...22

Şekil 6: Örgütsel Stres Kaynakları Modeli...28

Şekil 7: Geleneksel ve Yeni Tip Örgüt Modeli Karşılaştırılması...33

Şekil 8: Stresin Birey Üzerindeki Etkileri...38

Şekil 9: Stresin Duygusal, Zihinsel ve Fiziksel Sonuçları...39

Şekil 10: İş Doyumunu Belirleyen Faktörler...48

Şekil 11: Maslow’un Gereksinimler (İhtiyaçlar) Hiyerarşisi...50

Şekil 12: Çift Etmen Kuramı Çalışan Doyumunun Performansa Etkisi Modeli...52

Şekil 13: Hedeflere Yönelik Faaliyetler...55

Şekil 14: Başarı Olasılığının Motivasyon Üzerindeki Etkisi...56

Şekil 15: Adams’ın Eşitlik Modeli...57

Şekil 16: Lawler ve Porter’ın İş Doyumu Modeli...59

Şekil 17: İş Doyumunu ve Doyumsuzluğunu Belirleyen Faktörler...61

(17)

xiv KISALTMALAR

WHO : World Health Organization (Dünya Sağlık Örgütü) NSE : National Safety Executive (Ulusal İş Güvenliği İdaresi)

NIOSH : National Institute of Safety and Health (Ulusal İş Güvenliği ve Sağlık Enstitüsü)

HSE : Health and Safety Executive (Sağlık ve İş Güvenliği İdaresi) GAS : General Adaptation Syndrome (Genel Uyum Sendromu) GUS : Genel Uyum Sendromu

ILO : International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü) SHRM : Society for Human Resource Management (İnsan Kaynakları

Yönetimi Topluluğu)

ERG : Existence, Relatedness, Growth (Var olma, İlişkili olma, Gelişme) VİG : Var olma, İlişkili olma, Gelişme

SPSS : Statistical Package for Social Sciences (Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı)

(18)

1 GİRİŞ

Çalışmak istediği bir konuyu belirleyen araştırmacı, ortaya bir soru koymakve bu sorudan hareketle, yanıt ve çözüm üretmek durumundadır. Bu durum, bir süreç gerektirmektedir. Bu sürece, bilimsel araştırma süreci denmektedir. Bu amaçla, araştırmacı tarafından belirlenen problem sorusunu ve varsa alt problem sorularını doğru yanıtlamak için doğru verilere ulaşmak ve uygun bir araştırma yöntemi belirlemek önemlidir. Bu açıklamalar ışığında, araştırmacı tarafından örgütsel stresin bireylerin iş doyum düzeyleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Hızla gelişen ve değişen dünyada hizmet üreten ve kar amacı ile çalışan tüm örgütler çalışanlarının sağlıklı ve verimli bir şekilde iş görmelerini sağlamak durumundadırlar. Bu kapsamda örgütlerin ve istihdam ettikleri bireylerin sağlıklı bir şekilde ayakta kalabilmeleri, gelişebilmeleri için stres ve stresin olumsuz sonuçları ile baş edebilmeleri gerekmektedir. Stresi yönetmek olarak ta ifade edilen stresle baş edebilmek, çalışanları fiziksel, zihinsel ve duygusal yönlerden olumlu etkileyecek ve bu şekilde örgütün hedeflerine ulaşmasında yardımcı olacaktır. Sonuç olarak, stresle baş edebilen örgütlerde çalışanların da iş doyumu ve dolaylı olarak da genel yaşam doyumu artacaktır. Bireysel ve örgütsel olarak stres kaynaklarının iyi bir şekilde belirlenerek etkin çözümlerin sağlanması ve hızla değişen ve gelişen dünyada bireylerin daha etkin, verimli ve sağlıklı çalışabilmelerini sağlamak ve iş doyum düzeylerini yükseltmeye çalışmak oldukça önemlidir.

Araştırmada, çalışanların iş doyum düzeyleri üzerinde örgütsel stres kaynaklarının etkisi var mıdır? temel sorusuna yanıt aranmıştır. Muhtemel örgütsel stres faktörlerinin çalışanların iş doyumu üzerindeki etkilerini tespit etmek ve elde edilecek sonuçlara bağlı olarak örgütsel stres ile başa çıkma konusunun etkinliğini sağlayarak çalışanların iş doyum düzeylerini artırabilecek önerileri ortaya koymak araştırmanın amacıdır. Bu kapsamda, Amasya ili Merzifon ilçesinde kaymakamlık bağlısı kurumlarda çalışanlarının örgütsel faktörlerden kaynaklanan stres düzeylerini saptamaya ve iş doyum düzeyi ile olan ilişkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Pek çok açıdan büyük etkileri olan örgütsel stres ile çalışanların başa çıkamamaları sonucu iş doyum düzeylerinde azalma meydana gelebilecektir. Bu genel amaç doğrultusunda şu sorulara yanıt aranmıştır:

(19)

2

1- Çalışanların örgütsel faktörlerden kaynaklanan stres düzeyleri nedir?

2- Çalışanların stres düzeyleri; cinsiyete, yaşa, eğitim durumuna ve çalışma süresine göre değişmekte midir?

3- Çalışanların iş doyum düzeyleri nedir?

4- Çalışanların iş doyum düzeyleri; cinsiyete, yaşa, eğitim durumuna ve çalışma süresine göre değişmekte midir?

5- Çalışanların stres düzeyleri onların iş doyum düzeylerini anlamlı şekilde etkilemekte midir?

Çalışanları çeşitli seviyelerde etkileyebilecek bireysel ve örgütsel stres kaynakları ile bu kaynakların çalışanların iş doyum düzeyleri üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlayan bu çalışma, iki bölümden oluşmaktadır;

Birinci bölümde, stres kavramının tanımı yapılarak, tarihçesinden bahsedilmiş, stresin çeşitleri, bireysel ve örgütsel stres kaynakları tanımlanmaya çalışılmıştır.

Ayrıca, iş doyumu kavramı, tarihçesi, iş doyumu ile ilgili kuramlar ve bireysel iş doyumunu oluşturan unsurlar tanımlanmaya çalışılmıştır.

İkinci bölümde araştırma hakkında tanıtıcı genel bilgilere yer verilerek uygulanan anket, araştırmada elde edilen bulgular ve bunların yorumlarına yer verilmiştir. Genel bir sonuca ulaşmak amacıyla, düşük bireysel iş doyumunun temel nedenleri saptanmaya çalışılmış ve stresten kaynaklanan sorunların neler olduğu belirlenip, örgütsel bazı stres kaynakları dolayısıyla iş doyum düzeylerinin etkilendiği düşünülen bir kamu kurumda çalışan personel ele alınmış ve kurumun örgütsel stres faktörleri ve çalışanların iş doyum düzeyleri ölçülmeye çalışılmıştır.

Bu doğrultuda uygulanan anket çalışması ile çalışanların örgütsel kaynaklardan dolayı yaşadıkları stres düzeyleri ile iş tatmin düzeyleri arasında ilişki olup olmadığı incelenerek sonuçları analiz edilmiş ve araştırmanın bulguları, öneriler ve sonuç ortaya konulmuştur.

(20)

3

ÖRGÜTSEL STRESİN ÇALIŞANLARIN İŞ DOYUM DÜZEYLERİNE ETKİSİ:

MERZİFON KAYMAKAMLIĞI ÖRNEĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Araştırmanın bu bölümünde araştırmada yer alan kavramlar hakkında genel bilgiler yer almaktadır.

1. STRES VE İŞ DOYUMU KAVRAMLARI

Bu bölümde, araştırmada geniş olarak bahsedilecek stres, örgütsel stres ve iş doyumu kavramları ile kuramlar açıklanmaya çalışılmıştır.

1.1. Stres Kavramının Tanımı

Tüm dünyada oldukça popüler bir konu olan stres için net bir bilimsel tanım yapılamamıştır. İncelenen güncel bilimsel çalışmalar neticesinde üzerinde uzlaşılan herkesin kabul ettiği tek bir tanımlamanın olmadığı görülmektedir. Nitekim bu konuda çalışan bilim insanları pek çok farklı tanımlama yapmışlardır. Ancak genel manada ortak kanaate varılmış bazı tanımlardan bahsedilebilir. Stresin tanımının her birey ve hatta her canlı için değişebileceği bir gerçektir. Örneğin; savaş sırasında bir asker, asker oğlu için endişelenen ailesi, yarışlara hazırlanan bir sporcu, açlık yokluk çeken insanlar, iflasın eşiğindeki bir tüccar, sınavlara hazırlanan öğrenciler gibi çeşitli ve sayıca milyonları bulan insanlara stres nedir diye sorulsa, hepsi durumuyla ilgili yaşadığı baskıyı ifade eden net fakat farklı da olabilecek bazı cevaplar vereceklerdir. Çünkü her bir birey kendine göre belli bir miktar baskı diğer bir deyişle stres altındadır.

Yaygın olarak kullanılan bir tanıma göre stres; yüksek beklentiler, tehditler ve algılanan baskı ile düşük baş etme çabası arasındaki dengesizliğin sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Beklentiler ve baskı ile başa çıkmadaki yetersizlikler ve talepler stresi ortaya çıkarmada önemli faktörlerdendir (Gnilka vd., 2012: 5). Stres kavramını tanımlarken sadece bir tanımdan bahsetmek mümkün değildir. Genellikle gerginlik

(21)

4

ve memnuniyetsizlik ile ilişkilendirilen stres için yaygın tanımlama; organizma, çoğunlukla dış ortamlardan kaynaklanan bazı etkenlere fiziksel birtakım tepkiler verebilir bunlara stres denebilir (Vasconcelos vd., 2008: 37-38). Stres birey ile çevresi arasındaki dinamik ilişkiye odaklanan çok boyutlu bir fenomendir. Elbette bu ilişki bazen iyi bazen de kötü sonuçlar doğurabilir. Kanıtlar göstermiştir ki insan başarısı genellikle stresli ortamlarda meydana gelmektedir, ancak aşırı miktarda stres ise fiziksel ve zihinsel rahatsızlıklar, uyku bozuklukları, yorgunluk hissi, unutkanlık, aşırı hassasiyet, sık sık hastalanma, baş ağrıları, konsantrasyon kaybı, hafıza zorlukları, azalan problem çözme becerisi gibi bir takım sıkıntılara yol açabilir (Yazdani vd., 2010: 208; Patterson vd., 2012: 8).

Stres kelimesi köken olarak, Latince’de “estrica”, eski Fransızca’da “estrece”

sözcüklerinden gelmektedir. Kavram 17. yüzyılda felaket, bela, musibet, dert, keder, elem anlamlarında kullanılmıştır. 18 ve 19. yüzyıllarda ise kavramın anlamı değişmiş ve güç, baskı, zor gibi anlamlarda nesnelere, kişiye, organa ya da ruhsal yapıya yönelik olarak kullanılmıştır. Buna bağlı olarak da stres nesne ve kişinin bu tür güçlerin etkisi ile biçiminin bozulmasına, çarpıtılmasına karşı bir direnç anlamında kullanılmaya başlanmıştır (Baltaş ve Baltaş, 2004: 304; Erdoğan vd., 2009: 1-2;

Weinberg vd., 2010: 53-55).

Stres kavramının sağlık araştırmaları içinde uzun ve çok ele alınan bir geçmişi vardır. Stresin tanımı oldukça fazla yapılmıştır ancak çoğu kez, her bir tanım zayıf psikoloji ve fizyoloji ile ilişkilendirilmiştir. Temel olarak stres; organizmayı etkileyen dış olaylar veya şartlar olarak tanımlanabilir (Segerstrom ve O’Connor, 2012: 128). Stres kelime olarak gerilim, gerginlik, bunalım, şiddet, zorlama gibi anlamları içermektedir. Kavramsal olarak stres ise, algılanan çevresel tehditlere bireyin fiziksel ve ruhsal bir tepki verme eylemidir. Daha genel bir ifadeyle stres bir etki tepki olayıdır. Stres organizmanın durumudur, yani insanın içinde bulunduğu şartlar ve etkenler karşısında denge mekanizmalarının bozulduğu zamanki durumdur.

Stres, bireylerin psikolojik ve fizyolojik yapıları üzerinde etki yapan, onların davranışlarını, iş verimliliğini ve başka insanlarla ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen psikolojik bir durumdur (Can vd., 2011: 1-2).

Stres kavramı insandaki fizyolojik ve psikolojik değişimleri ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Geneli kapsayan bir tanımlama yapmak güçtür, çünkü pek çok biçimde, farklı bireylerde, farklı belirtilerle ortaya çıkmaktadır. Kişinin

(22)

5

stresten etkilenme seviyesi onun stresi algılama biçimine bağlıdır. Stres bazen zararlı bazen de yararlı sonuçlar meydana getirir. Diğer bir deyişle her tür stres zararlı değildir (Selye, 1978: 221; Braham, 2002: 47; Rosenthal, 2002: Xİİİ; Karakılçık vd., 2004: 158-161; Losyk, 2005: 9; Aytürk, 2010: 333; Yazdani vd., 2010: 208-209;

Mannarini ve Talo, 2011: 2; Segerstrom ve O’Connor, 2012: 3-4).

Günümüz dünyasında artan yeni iş imkânları, küreselleşme, liberalleşme ve özelleştirme gibi kavramlar neticesinde çalışanların çok çeşitli işleri kısa zamanlarda yapması beklenmektedir. Bu şartlarda, çalışanlar rol farklılıkları, belirsizlikler ve yeni uyaranlar sonucunda büyük baskı yaşayabilmektedirler. Bu gerginlik, anksiyete ve baskının başka ve yaygın bilinen ismi strestir (Malhotra ve Chadha, 2012: 1–2).

Her meslek grubunun kendine has bazı stresli zamanları vardır. Sıkıcı toplantılar, yetkisiz sorumluluklar, güç mücadeleleri, çok fazla iş yükü ya da çok az iş, dedikodu ve iş yerinde çatışmalar stres oluşturacak yeterli alt yapıyı hazırlayacak etmenlerdir (Iqbal ve Waseem, 2012: 54).

Tarihsel gelişimi bakımından incelendiğinde stresin tanımı genelde iki ana tema üzerine kurulmuştur. İlki, yüzyıllar boyu çeşitli fiziksel olmayan fenomen ve hastalıklara neden olan faktörler olarak ifade edilmektedir. Böylelikle tarih içinde histeri krizleri, tutkular, sinir durumları, endişe, kaygı, zihinsel bozukluklar ve gerginlik gibi olgular hastalıklara yol açan önemli etkenler olarak açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci tema; hayatın bizzat kendisinin insanlar üzerine bir takım zor talepler ve gereklilikler getirdiğini ve bu insanların da ister istemez psikolojik ve/veya fizyolojik hasta olmalarına yol açan etkenlere maruz kalması olarak gelişmiştir (Cooper ve Dewe, 2004: 2–3). Genel manada, stresi oluşturan olayları

“stres vericiler” (stressor), bu olaylara insanın fizyolojik ve psikolojik olarak verdiği tepkiler de “stres” (stress) terimi ile ifade edilmektedir. Stresörler çoğunlukla organizmada bir tepki yanıtı oluşturan ve onu etkileyen dış olaylar ya da koşullardır.

Stres, kişiyi etkileyerek aklını en fazla meşgul eden ve toplumun tüm bireylerinin yaşadığı ve etkilerini her gün üzerinde hissederek en çok şikâyet ettiği fizyolojik ve psikolojik iyi olmama durumudur. Bireyler stres vericilerle (stressors) bazen baş edebilmekte; bazen ise stres verici durumlar karşısında yıpranarak bitkinlik, yenilmişlik, yılgınlık, yalnızlık, tükenmişlik gibi duyguları yaşamaktadırlar (Rosenthal, 2002: X; Ice ve James, 2007: 13).

(23)

6

İnsanların, stres faktörlerini başarılı veya başarısız bir biçimde ele alması ve bu konudaki hareket kabiliyeti, strese uyum sağlama veya stres yönetiminin kendi hareketliliği olarak ifade edilebilir. İnsanların stresi nasıl yenecekleri konusundaki yükselen ilgisi 1980’lerde çok fazla artmıştır. Stres yönetimi, kişi tarafından algılanan strese karşılık, öznel ya da nesnel bütün kullanılan vasıtalardan bahseder.

Stres yönetimi denince genel manada yönetim kavramı ile bağdaştırıp bu şekilde yorumlamak eksikbir tanımlama olacaktır. İngilizce karşılığı olarak “Stress Management” olarak çevrildiğinde sadece “Stres Yönetimi” anlamı çıksa da esasen burada “Stres ile Başa Çıkma” tanımını yapmak daha doğru olacaktır. Anti-stres yani stres karşıtı stratejiler, yüksek maliyetler oluşturmalarına karşın, çalışanların moralindeki artış ile paralel finansal açıdan ölçülen büyük faydalar sağlamaktadır.

Bu nedenle bazı örgütler çalışanlarının iş ile ilgili fiziksel ve psikolojik stresini önlemek maksadıyla kapsamlı ve maliyetli programlar oluşturmakta ve işletmektedirler (Stoica ve Buicu, 2010: 7).

1.1.1. Stresin Tarihçesi

Bundan yirmi dört yüzyıl önce tıbbın babası sayılan Hipokrat Yunanistan’da öğrencilerine, hastalığın sadece acı çekmek “pathos” olmadığını, aynı zamanda bir iyileşme çabası “ponos” olduğunu yani vücudun kendini yenilemek ya da iyileştirmek için bir gayrette olduğunu anlatmıştır. Tabiatın kendi kendini onarma ve iyileştirme gücü vardır, buna Latince “ vis medicatrix naturae” denir. Hipokrat’tan yüz yıllar sonra benzer şekilde, yaklaşık 180 yıl kadar önce John Hunter, hastalıkla ilgili olmayan bir durumun var olduğunu, rahatsızlığın ya da yaralanmanın kendi kendine bir iyileşme aracı bulmaya çalıştığını belirtmiştir (Selye, 1978: 11–12).

Kelime olarak stresin geçmişi 14. yüzyıla kadar uzanır ve İngilizce’nin lisan olarak Norman Fransızcası ve Anglo Saxon karışımı olarak ortaya çıktığı döneme denk gelir. Latince “strictus” kelimesinden gelen, orta çağ Fransızcası “destresse”

halini almış ve zorluk, sıkıntı ve zıtlığı anlatan bir kelime olarak gelişmiştir (Stora, 1992: 11; Lehrer vd., 2007: 23-25). Bilimsel olarak stres kelimesi ilk kez 17.

yüzyılda elastiki nesne ve ona uygulanan dış baskı arasındaki ilişkiyi açıklamak amacıyla fizikçi Robert Hooke tarafından kullanılmıştır. “Hooke’un elastikiyet kanunu” diye de bilinen bu tanımlamada, bir dış baskının nesne üzerinde oluşturduğu durum açıklanmaya çalışılmıştır (Lazarus ve Folkman, 1984: 2). 19. yüzyılın ikinci

(24)

7

yarısında stres kavramının içeriğini bugünkü anlamı ile ele alan kişi ünlü Fransız fizyoloğu Claude Bernard olmuştur. Bernard dış çevre değişikliklerine rağmen canlı organizmanın iç çevresindeki (Le millieu interieur) oldukça devamlı bütünlüğü kastederek “iç yapının dengeliliği” prensibini getirmiştir (Selye, 1978: 12; Cooper ve Dewe, 2004: 17–19). İngilizce anlam olarak bakıldığında, stres kelimesi bir dizi anlama yönlendirmektedir. Bunlar; baskı, ağırlık, gayret, talepler, tazyik, gerginlik ve sinirsel gerginliktir. İlk olarak 1842’de İngiliz hekim Thomas Curling ciddi bir yanık vakasında, 1867’de cerrah Albert Billreth enfeksiyon sebebi ile yapılan operasyonu takiben ortaya çıkan, çok özel uyarıcılara rağmen diğer hastaların yaşadığı benzer rahatsızlık belirtilerinin varlığına işaret ederek, stres konusuna dikkat çekmişlerdir (Baltaş ve Baltaş, 2004: 305).

Yaklaşık yüz yıl önce, bazı psikolojik etkenlerin fizyolojik değişimlere yol açabileceğini ve bunlar arasında bağlantılar bulunabileceğini araştıran ilk bilim insanları William James (1890) ve Walter B. Cannon (1914) olmuştur. Her ne kadar vücut ile hisler arasındaki ilişkinin nedensel açıklamalarında farklı düşünseler de, onlara göre stres ile duygular ve nöroendokrin sistem arasında bir ilişki vardır.

(Aldwin, 2007: 18–19). Cannon’a göre, tüm organizmaların kendi kendine iyileşmeye çabası ve gücü vardır. Yunanca buna “homeostatis” denir. “Homoios”, benzer, aynı anlamlarına gelirken, “statis” ise pozisyon, durum anlamlarına gelmektedir. Bu iki kelime birleştiğinde “aynı kalma gücü” denmektedir. Bu işlemi gerçekleştirirken vücut bir takım tepkiler gösterir, bu tepkilere verilen genel isim, Cannon’ a göre, ünlü “savaş ya da kaç tepkisidir (fight or flight reaction)” (Selye, 1978: 13; Ice ve James, 2007: 4–5).

Savaş ya da kaç tepkisi, kısa dönemli bir strese maruz kalındığında organizmaya yardımcı olan basit, kendiliğinden ortaya çıkan, istem dışı ve ilkel bir tepkidir. Şekil 1’de görülen, Walter B. Cannon’ın “Savaş ya da Kaç Tepkisi”nde bir çeşit zincirleme döngü meydana gelmektedir. Bu süreçte, Selye’nin “Genel Uyum Sendromu”nun ilk aşaması olan alarm aşamasına benzer bir tepki ortaya çıkar.

Nitekim tehdit ve tehlikeler karşısında organizma, kendi kendini korumaya yönelik bir dizi tepki zinciri harekete geçirme yeteneğine sahiptir. Bu beceri sayesinde beden, tehlike ile karşılaşınca savaş ya da kaç sürecini başlatır. Bu süreç içinde stresli bu durum ile baş edebileceğine inanan organizma bununla savaşmakta ve uyum göstermektedir. Ancak bu stresli durum ile baş edemeyeceğine kanaat getirirse o

(25)

8

ortamdan veya durumdan uzaklaşmaya çalışması beklenen muhtemel sonuçtur (Baltaş ve Baltaş, 2004: 23; Cranwell-Ward ve Abbey, 2005: 34).

Şekil 1: Savaş ya da Kaç Tepkisi Kaynak: (Hargreaves, 1998: 17)

1860’lı yıllarda Rudolph Virchow (1902), bazı dış faktörlerden dolayı bireylerin hastalandığını ve herhangi bir hastalığın da bu faktörlerin bilinmesi ile tedavi edilebileceğini ifade etmiştir. Bir insan dış bir faktör tarafından (mikrop, virüs, toksik maddeler vb.) hastalandığında, örneğin; grip olduğunda, kalp krizi geçirdiğinde ya da kansere yakalandığında, bütün belirtilerden sorumlu yapısal ve fizyolojik bazı değişimler meydana gelir. Şayet hastalığa neden olan bu ajan tespit edilip etkisizleştirilebilirse, organizma iyileşir. Ancak bu hastalık modeli oldukça basit ölçeklidir. Bir grip virüsüne ya da tüberküloz mikrobuna maruz kalan herkes hastalanmayabilir. Daha ziyade bireyin sağlık durumu, dış etkenler ve fizyolojik kuvvetlilik arasındaki sıkı bağı yansıtır. İşte bu fizyolojik durum ve çevresel faktörlerin kısmen psikolojik durum ile ilgili olduğu kanıtlanmıştır. Son yirmi yıldır

(26)

9

bu yönde yapılan çalışmalarla, kişilik, stres, stresle baş etme ve sosyal destek gibi öğeleri kapsayan psiko-sosyal etkenlerin sağlığı olumsuz etkilediği ispatlanmıştır (Aldwin, 2007: 17–18). 1956 yılından itibaren, tıbbi olarak stres kavramının üzerinde duran ilk bilim insanı Kanadalı Hans Selye olmuştur. Ona göre stres, herhangi bir talebe karşı vücudun gösterdiği özellikli olmayan tepkidir. Selye’nin tanımladığı biçimde çevrenin taleplerine karşı verilen bu tepki, yine kendisi tarafından “Genel Uyum Sendromu (GUS)” (General Adaptation Syndrome-GAS) olarak ifade edilmiştir. Daha sonra bu hastalık tablosu “Selye Sendromu” olarak anılmaya başlanmıştır. Bu tanımlar uluslararası çevrelerde içerik olarak kendini kanıtlamış ve günlük dile hızla girmiştir. Sonuç olarak, stres insan vücudunun dengesinin bozulduğu, fiziksel ve/veya zihinsel bütünlüğün iç ve dış etkenler tarafından tehdit edildiği anlarda ve kişinin bu tehditleri ortadan kaldırmak için veya minimize etmek

için elinde standart bazı çözümler olmadığında meydana gelmektedir (Selye, 1978: 2–4; Stora, 1992: 10; Mararcine, 2010: 180).

Günümüzde stres, kişinin çevresi ile olan ilişkilerini de içeren pek çok konuyu da kapsamaktadır. Kişi ve çevresi ile ilgili tüm faktörleri kapsamaktadır. Tek başına bireysel ya da örgütsel bir olgu olarak düşünülmemektedir. Stres ve stresle başa çıkma konusunda, yaklaşık iki yüzyıldır çok sayıda bilim insanı çalışmalar yapmaktadır ancak, pek çok araştırma yaparak şu an ki haliyle daha fazla anlaşlmasına yardımcı olan bilim insanı Richard Lazarus’tur (1991, 1993, 1999).

Ona göre stres kişi ile çevre arasındaki, psikolojik zararlar verebilecek, tehditler oluşturan, baş edilebileceği düşünülen taleplerden oluşan istenmeyen bir durumdur.

Genel olarak, eğer birey bir şeyden ötürü stresli ise amaç ya bu stresi meydana getiren olayları algılama biçimini değiştirmek ya da bunları daha konforlu hale getirmeye çalışmak olmalıdır. Bu çabanın adı; stresle başa çıkma ya da stresi yenme çabasıdır. Bu çaba problem odaklı ya da duygu odaklı olabilir. Şayet birey stres oluşturan olayları ve faktörleri ve stres kaynaklarını algılama biçimini değiştiremezse, sadece psikolojik olarak değil aynı zamanda fizyolojik ve duygusal sıkıntılar da yaşaması mümkün hale gelebilir (Lazarus ve Folkman, 1984: 1–4;

Strongman, 2006: 29–30).

(27)

10 1.1.2. Örgütsel Stres Kavramı

İş dünyasında ve insanların günlük yaşantısında önemli yer tutan stres kavramı, amacı hizmet sunmak ya da kar elde etmek için üretim yapmak olan tüm örgütlerin profesyonel bir biçimde ele almak durumunda oldukları önemli bir kavram haline gelmiştir. Stresin, çalışanların iş doyumunu, genel doyumu ve motivasyonlarını direkt ya da dolaylı etkilediği düşünüldüğünde ne kadar önem arz ettiği görülmektedir. Nitekim stresle baş etmek için çeşitli önlemler ve tedbirler almak, örgütlerin maliyetlerinde dolaylı azalmalara neden olmakta ve çalışanlarının mutlu olmaları nedeniyle de çalışılabilir ortamlar sağlayabilmektedir. Bu kapsamda gerek özel gerekse kamu örgütleri için stres ve stresle baş etme kavramlarının önemi her geçen gün artarak devam etmektedir.

Örgütsel stres ya da temelde iş stresi kavramına girmeden önce iş nedir ve neden işe gereksinim vardır sorusuna cevap bulmaya çalışmak gerekir. Freud ve Adler gibi bazı düşünürler işin insan varlığının ayrılmaz bir içsel parçası olduğunu savunmuşlar, Erickson (1950) ise iyi bilinen gelişim teorisinde, kişinin kendilik duygusu için işin önemine dikkat çekmiştir. Maslow (1968) gibi motivasyonel teorisyenler ise işin sadece güvenlik, yiyecek ve yahut barınma gibi temel ihtiyaçları karşılamadığını aynı zamanda rekabet, sosyal birliktelik ve anlamlılık gibi daha yüksek seviyeli gereklilikleri de yerine getirdiği görüşünü savunmuşlardır. Son yapılan bazı araştırmalar ortaya koymuştur ki, iş kişilik gelişim süreci ve kendine saygı kavramları ile organik bir şekilde ilişkilidir. Yani iş bireyin toplum içinde kendini saygın bir kişi olarak görmesini ve tanıtmasını sağlayan bir araç vazifesi görmektedir ve dolayısıyla sosyal, kültürel, ekonomik ve bireysel faktörlerden etkilenebilmektedir (Kendall vd., 2000: 4).

Toplumsal gerekliliklerin bir kısmını karşılamak üzere teşkil edilmiş örgütler, çeşitli mal ve hizmetleri üretmek amacını taşırlar. Örgütlerin bu gayeyi gerçekleştirmeleri, uygun niteliklerde işgörenleri çalıştırmaları ile mümkündür. Bir örgütte diğer bütün kaynakları bir araya getiren ve işleyen insan gücü yani emektir (Pehlivan Aydın, 2002: 17). Ancak bu insan gücü zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilir. Nitekim her işin ve mesleğin kendine özgü zor tarafları vardır. Bu zorluklar iş yaşamında çalışanları olumsuz etkileyebilmektedir. Stresin de insanları belli bir seviyeden sonra olumsuz etkilediği düşünülürse bu durumun örgütler açısından oldukça maliyetli olacağı çok açıktır. Öyle meslek grupları vardır ki bu

(28)

11

stres yıpranmasından dolayı “yıpranma” payı adı altında ek ödenekler almaktadır.

İşte stres, örgütler ve hatta toplumlar için böylesine önemli ve maliyetli bir olgu haline gelmiştir (Aytürk, 2010: 333). Farklı meslek gruplarının farklı stres düzeylerine ve kaynaklarına sahip olması da çok farklı ve kendine özgü çözüm şekilleri anlamına gelmektedir. Konunun hassas olması ve bazen uzun süreli çözüm süreçleri gerektirmesi nedeniyle, bu konuda yetkili ve donanımlı kişiler ya da kurumlar tarafından ele alınmalıdır.

Stresi genel olarak bireyin değişen ve zorlayan iç ya da dış etmenlere gösterdiği biyolojik ve psikolojik uyum çabası demekle sadece tekil olarak insanlara kısıtlamak yeterli olmamaktadır. Bireylerin oluşturduğu örgütler ve toplumlar da stresten aynı şekilde ve hatta daha fazla oranda etkilenmektedir. Dolayısıyla stres bireyi etkilemekle, o bireyin içinde bulunduğu örgütü ve hatta toplumu etkilemektedir.

Yani, bireyleri toplumdan bağımsız düşünmek mümkün değildir. Durkheim (1933) bir toplulukta oluşabilecek duygusal yükselmelerin topluluğun his yoğunluğunu artırdığını ve birlikteliği güçlendirebildiğini ifade etmiştir. Örneğin; televizyonda büyük felaket haberleri izleyen insanlar harekete geçmekte, yardıma koşmakta direkt ya da dolaylı yardım edebilme yolları aramaktadırlar. Bu da gösteriyor ki, bireysel ve toplumsal duyguları yükseltmek ve stres oluşturmak yarar sağlayabilmektedir (Aldwin, 2007: 14).

20. yüzyılın başından itibaren ortaya çıkan ve her geçen gün inanılmaz bir hızla değişen teknolojik, ekonomik, çevresel ve küresel faktörlerin neticesinde insanlar gibi toplumlar ve örgütler de bu değişeme ayak uydurmak zorunda kalmışlardır.

Artan küresel etkiler, insan gereksinimleri ve hayat standartlarının yükselmesi nedeniyle örgütlerin de iklimi değişmiş ve stres ve strese bağlı sonuçları mutlaka dikkate almak durumunda kalmışlardır (Kendall vd., 2000: 3; Örücü vd., 2011: 2-3).

Amerikan Ulusal İş Güvenliği ve Sağlığı Enstitüsüne göre (NIOSH, 1999) örgütsel stres, çalışanların, kurumun ihtiyaçlarına karşılık verememesi ve yeteneklerini aşması durumunda fiziksel ve psikolojik olarak yanıt verememesi olarak açıklanmaktadır (akt. Dollard vd., 2003: 1-5). Bugünün modern dünyasında her bir çalışan, işlerini yaparken bir yerde bir şekilde mutlaka stres ile karşılaşmak durumundadır. Bu da stres fenomenini tüm çalışanların karşılaştığı, kaçınılamaz evrensel bir olgu haline getirir. Bütün örgütlerdeki çalışanlar, iş doyumlarını

(29)

12

etkileyen bir çeşit stres etkeni ile karşılaşmaktadırlar (Mararcine, 2010: 179-180;

Iqbal ve Waseem, 2012: 109).

Donald Norfolk (1989) modern çağ için stres kavramını ve sorunları değerlendirirken ortaya çıkan durumu aşağıdaki şekilde ifade etmektedir (akt.

Ertekin, 1993: 3):

“Her çağın kendine göre stres etmenleri ve gerginlikleri vardır. Biz henüz kendi çağımızın sorunları ile başa çıkmayı öğrenemedik. Bunun nedeni de hayatın bizim uyum sağlayamayacağımız kadar çabuk değişiyor olmasıdır. Hatta birçok yönden bugünkü hayatta eski zamana göre daha az stres vardır. Bir başka deyişle şu iki yanlış varsayıma çok dikkat etmek gerekir; 1. Modern hayat daha fazla stres getirmiştir, 2. Stresten hiçbir şekilde etkilenmeyen bir süpermen ırkının bireyleriyiz”

Norfolk’un da belirttiği gibi hızla değişen yaşam ve iş şartları insanlar için uyum sağlanamayacak kadar çabuk değişmekte ve uyum sağlayamayan insanlar da elbette bu stresli ortam ile baş edememektedirler.

1.1.3. Stres Çeşitleri ve Aşamaları

Stres kavramını bir sınıflandırma içerisine sokarak ve tanımlarından yola çıkarak ne tür stres çeşitleri olduğundan genel olarak bahsetmek mümkündür. Bu şekilde, kişiden kişiye ve durumdan duruma göre değişebilen bir soyut kavram için net bir tanımlama yapılamadığı gibi çeşitleri de net bir biçimde ortaya konamamaktadır. Stres, kaynakları bakımından ele alındığında genel olarak üç grupta incelenmektedir. Bunlar; bireyin kendisinden kaynaklanan stres, dış bir etkenden kaynaklanan stres ve üçüncüsü kişi ile çevresi arasındaki bir durumdan dolayı meydana gelen stres. Diğer bir deyişle üç çeşit stres türünden bahsedilmektedir.

Stres çeşitleri her nekadar net bir sınıflandırmaya tabi tutulamamışsa da, bugün stres türleri ile ilgili kesin ve net ayrımlardan daha farklı ve bakış açılarına göre değişen stres türlerine rastlanmaktadır. Diğer bir deyişle çoğu bilim insanın tanımlarına göre yapıcı, yıkıcı, olumlu, olumsuz, ölçülebilir, ölçülemeyen, işlevsel, işlevsel olmayan, iş ahlakı kaynaklı, görev kaynaklı, östres, distres, A tipi stres ve B tipi stres gibi bazı stres türlerinden bahsedilmektedir (Özer, 2012: 58–60). Ancak stres kavramının babası sayılan Selye’nin tanımına göre (1978: 74) stres temelde ve

(30)

13

özünde iki çeşittir; Yunanca “eu” iyi, güzel anlamına gelen ön ek ile oluşan

“eustress” yani “olumlu stres” ve Latince “dis” kötü, uyumsuz anlamına gelen ön ekinden oluşan “distress”, “olumsuz stres”tir. Bunların organizma üzerindeki etkisi biyolojik olarak hemen hemen aynıdır (Cranwell-Ward ve Abbey, 2005: 124; Ali vd., 2011: 3). Olumlu stres için Selye bazı hastalıkları tedavi etmek için şok tedavileri uygulamıştır. Bu şok tedavileri ve diğer tedavi yöntemlerinin bazı hastalıkların tedavisinde etkili olduğu ispatlanmıştır. Ancak yine de belli bir seviyeden sonraki stresin bu tip hastalıkların kötüleşmesini sağlayıp sağlamadığı konusunda yeterli kanıt mevcut değildir. Bu bir çeşit paradokstur (Selye, 1978: 221).

Stres denilince akla genellikle olumsuz anlamlar gelmesine rağmen olumlu düzeyde stresin bazı rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldığı ifade edilmektedir.

Ancak yine de genel olarak stresin kötü bir olayın neticesinde ortaya çıktığı düşünülür. Bu “distress” yani olumsuz strestir. Ama elbette yukarıda da bahsedildiği gibi stresin iyi tarafı da vardır. Olumlu stres pozitif strestir. Beklentiler yükseldikçe ve devamlı başarı oldukça olumlu stres oluşur. Bu şekilde, tehditlerle karşılaşıldığında hayatta kalmak için gerekli olan uyanıklık ve hazır bulunuşluk hisleri gelişmiş olur. Aslında bir miktar stres diğer bir deyişle olumlu düzeyde stres istenen bir şeydir. Önemli olan bu olumlu stres düzeyinin faydalı kısmın ötesine geçmemesidir.

Ancak Şekil 2’de görüldüğü gibi olumlu stres belli bir noktadan sonra bireyi rahatsız eden bir hale gelir. Olumsuz stres ise adından da anlaşılacağı üzere negatif strestir. Hayal kırıklıkları, başarısızlıklar, tehditler, utançlar ve diğer olumsuz tecrübeler olumsuz strese neden olur. En basit anlamıyla, fazlasıyla canlanma, uyanma demektir. Olumsuz ya da fazla stres etkinliği, yeterliliği artırmak bir yana kişisel sağlığı ve esenliği tehdit eden iş görme gücüne ve verimliliğine zarar veren sonuçlara yol açar. Sıkıntı ve kaygı duymak kesinlikle çalışma gücünü ve yeteneğini etkiler (Klarreich, 2008: 7; Luthans, 2011: 278; Dhanapal vd., 2011: 1).

Bunların dışında Latince düşük anlamına gelen “hipostres (hypostress)” düşük stres ve aşırı yüksek anlamına gelen “hiperstres (hyperstress)” ten de bahsetmek gerekmektedir. Olumlu stres çalışanların daha fazla motive olmalarını ve karşılarına çıkan zorluklara karşı daha güçlü durabilmelerini sağlarken, olumsuz stres ise çalışanı istenmeyen biçimde etkilemekte ve örgüt içerisinde performans ve iş doyumu düşüşüne yol açabilmektedir. Olumlu (eustress-östres) stresin bireyin

(31)

14

performansı üzerinde yaptığı bu pozitif etki Şekil-2’de gösterilmiş ve Yerkes-Dodson Yasası şeklinde açıklanmıştır (Lazarus ve Folkman,1984: 7; Özmutaf, 2007: 41-43;

Weinberg vd., 2010: 71; Kurumahmut, 2010: 21).

Şekil 2’de görülen bu yasada, belli bir noktaya kadar olan olumlu stres performansı artırmakta iken aşırı miktarda olumsuz stresin performansı düşürdüğü ve rahatsızlıklara sebep olabileceği gösterilmektedir. Bu noktadan sonra düşey bir hareketle inişe geçen stres, olumsuz hale dönmekte ve çalışanın bireysel ve örgütsel performansını olumsuz yönde etkilemektedir (Kousar vd., 2006: 93-94; Özmutaf, 2009: 42-44). Fareler ve sıçanlar üzerinde yapılan uzun deneyler sonucu, olumlu stres ile olumsuz stres arasındaki farkı fareler üzerinde yaptığı deneylerle tespit etmeye çalışan Selye, önemli bulgular elde etmiş ve bundan sonraki çalışmalarında bahsettiği ünlü “Genel Uyum Sendromu (General Adaptation Syndrome)”nun temeli bu çalışmalar olarak kabul edilmiştir (Cooper ve Dewe, 2004: 28).

Şekil 2: Olumlu Stres–Olumsuz Stres, Yerkes ve Dodson Yasası Kaynak: (Dhanapal vd., 2011: 1)

(32)

15

Hans Selye (1956) bedenin, stres altındayken bir uyum sürecinden geçtiğinden ve üç aşamalı tepkisinden bahsetmiştir. Genel Uyum Sendromu olarak da bilinen kuram için Selye neden genel diye adlandırdığını şu şekilde açıklamaktadır:

“Bu sendromu genel diye adlandırdım, çünkü vücudun geniş bir alanında bazı etmenlerin de etkisiyle genel bir etki ile oluşur. Uyumluluk ile ilişkilendirdim, çünkü bir savunma mekanizması harekete geçer ve toparlanma ve iyileşme için bir uyum süreci başlar. Sendrom dedim, çünkü her bir etken ve etkilenen olgular birbiri ile koordineli ve kısmen bağlantılıdır.”

Selye’nin (1978: 36–38) ifade ettiğine göre organizmanın yaşadığı bu aşamalar Şekil 3’ te gösterilmiştir ve tanımları şöyledir:

 Alarm tepkisi; organizmanın dış etkene karşı teyakkuza geçtiği ve silahlarını hazırladığı ilk aşamadır. Bu aşamada vücut tüm savunma kuvvetlerini hazırlamaya başlar. Ancak alarm tepkisi bütün tepki değildir. Selye’nin fareler üzerinde yaptığı araştırmalarına göre şayet kötü niyetli bu etken derhal yok edilmezse, alarm aşamasını aşabilir ve önce direnme daha sonra da tükenme aşamalarını takip eder.

 Direnme aşaması; bu aşamadaki tepkiler ilk aşamadan oldukça farklıdır hatta pek çok bakımdan tam tersi reaksiyonlar oluşur. Örneğin; alarm aşamasında adrenal corteks kan içerisine mikroskobik olarak görülebilen hormonlar salgılar.

Sonuç olarak, adrenal bezinin kaynakları tüketilir. Buna karşın direnme aşamasında, bu mikroskobik parçacıklarda bol miktarda üretilir ve bezede depolanır. Alarm aşamasında kan yoğunlaştırılmış bir hal alır ve kilo kaybı söz konusudur. Buna karşın direnme aşamasında, kan sulanır ve hızlanır buna ilaveten kilo normale döner.

Stres, Şekil 2’de görüldüğü gibi istenen orta noktada tutulabildiği takdirde olumlu kabul edilebilir ve performansta artışa neden olur. Ancak Selye, bu kötü dış etkenlerin ve ajanların etkisinin uzun süreli ve kesintisiz olması durumunda organizmanın üçüncü ve son aşamaya diğer bir ifadeyle tükenme aşamasına geçmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtmiştir. Artık bu noktadan sonra vücudun savaşı kaybetme aşamasında olduğunu söylemek mümkündür.

 Tükenme aşaması; artık organizmanın stres etkenlerine karşı verdiği mücadeleyi kaybetmeye başladığı ve alarm aşamasında gösterdiği tepkilere benzeyen tepkiler verdiği aşamadır. Uzun süreli ve devamlı stres altındaki yaşam formunun

(33)

16

son aşamaya gelmesidir. İngilizce “burn-out” olarak ifade edilen bu aşamada organizma büyük bir yıkımın eşiğindedir. Fazla miktarda strese maruz kalan organizma yıpranmaktadır. Erken yaşlanma denilebilecek bu dönemde aşırı bir yıpranma söz konusudur. Vücut hemen hemen tüm silahlarını kullanmıştır ve bu bakımdan tükenmeyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu noktada bazı dış desteklere ve yardıma ihtiyaç olacaktır. Şayet dışarıdan herhangi bir yardım alınamazsa, organizma tam bir çöküş döngüsüne girecektir. Nitekim, bireysel ve örgütsel bakımdan bu aşama en kritik aşamadır. Baş edilemeyen stres bireyi yenmeye, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak yıpratmaya başlamıştır. Gerek birey gerekse örgüt, stresle baş etmeye çalışmakta ve alacağı dış desteklerle (sosyal destek, kurumsal çözümler, maddi ve manevi faaliyetler, spor, masaj, ibadet vb.) ayakta kalmaya çalışmalıdır.

Şekil 3: Selye’nin Genel Uyum Sendromu (GUS) ve Stresin Üç Aşaması Kaynak: (Selye, 1978: 111)

1.1.4. Stresin Belirtileri

Stres algısının kişiden kişiye değişebilmesi, yaşanılan olayların kişiler tarafından çok farklı biçimlerde yorumlanabilmesinden dolayı, stres belirtileri de kişiden kişiye oldukça farklı işaretlerle ortaya çıkabilmektedir. Stres yaşayan birey

(34)

17

bu belirtileri kendisi farkedebileceği gibi ailesi, iş arkadaşları ve yöneticileri de fark edebilmektedir.

Stresin sağlık üzerindeki etkileri konusu son elli yıldır çok miktarda bilimsel çalışmaya konu olmuştur. Stresin bireylerin sağlığını, otonom ve endokrin sistemleri direkt olarak etkilediği hususunda çok sayıda kanıt mevcuttur. Yıllardır araştırmacılar ölüme dahi neden olabilen önemli bazı hastalıkların stres ile ilişkisini başarıyla ortaya çıkarmışlardır (Sapolsky, 2004: 14-15; Segerstrom ve O’Connor, 2012: 128).

Selye’nin yaptığı çalışmalardan detaylı bir biçimde açıklamak gerekirse, hormonlar vücuttaki bezeler ve yumrular tarafından üretilen ve çözülebilen ve bu şekilde kana karışan kimyasallardır. Bu kimyasal yapılar, damarlar vasıtasıyla tüm vücuda dağılabilen ve bir takım kodlar içeren maddelerdir. Bu özel kodlar sadece ilgili organ tarafından okunabilir ve anlaşılabilir. Dolayısıyla kan içerisinde yer alan bu mesaj taşıyan kodlar sadece o ilgili organları etkileyebilir. İşte stres, bu özel öneme sahip kodlarla dolu kimyasalları oluşturan ve tüm organizmayı etkileyebilen hormonal sistemi bazen olumlu bazen de olumsuz yönde etkilemektedir.

Şekil 4: Stres Sonrası Hormonal Sistem Kaynak: (Selye, 1978: 101)

(35)

18

Yukarıda Şekil 4’te stres yapıcıların beynin hormon üreten en önemli bölümlerinden birisi olan hipotalamusu etkileyerek hipofiz bezesini nasıl harekete geçirdiği görülebilmektedir. Bu bezeden salgılanan hormon direk olarak sindirim sistemini, mide ve bağırsakları, thymus bezesini ve kan içerisindeki beyaz kan hücrelerini etkilemektedir. Tüm bu kimyasal değişiklikler, organizmada yavaş yavaş meydana gelmekte ve belli bazı işaretler verene kadar hissedilmemektedir.

1.1.4.1. Stresin Fiziksel Belirtileri

Stres için yapılan tanımların hemen hepsinde bir uyum sürecinden ve çabasından bahsedilemektedir. Bu uyum çabası sonrasında başarılı olamayan birey ya da canlı bir takım rahatsızlık verici belirtiler yaşamaya başlamaktadır.

Başedilemeyen fazla miktarda stres birey üzerinde fiziksel, zihinsel ve duygusal işaretler vermeye başlamaktadır. Uzun süreli stres yaşayan her birey bu işaretleri belli bir zaman sonra fark etmeye ve zorlanmaya başlamaktadır.

Bireyin hissetmeye başladığı bu belirtilerden; hiper tansiyon, bağışıklık sistemi zafiyeti, gastrik ülser, kalp problemleri ve sırt ağrıları gibi bir takım fizyolojik tepkiler ortaya çıkabilir (Sapolsky, 2004: 13-16; Mararcine, 2010: 182). Ayrıca kolit, döküntü, aşırı terleme, iştah kaybı, kabızlık, çene kasılmaları, diş gıcırdatma ve kazaya meyillilik gibi olumsuzluklar da stres belirtileri olarak ortaya çıkabilir (Güçlü, 2001: 95). Yine ağız kuruluğu, üşüme, titreme, sebepsiz karıncalanma hissi, idrar sıklığı, sese ve gürültüye hassasiyet ve çarpıntı gibi sebebi açıklanamayan bazı fiziksel belirtiler meydana gelebilir (Tarhan, 2002: 19).

Selye’ye göre (1978: 172-173) stresli bireyin, kendi kendine fark edebileceği bazı işaretler ortaya çıkar. Günlük yaşam içinde sıradan bir birey rahatlıkla bu işaretleri görebilir ya da hissedebilir. Örneğin; televizyon izlerken bir şeyler yiyen bir adamı düşünün. Tam yemek yerken TV’de bir uçak kazası haberi görür. Yemeğe biraz ara verir. Sonra kazada ölenlerin isimleri alt yazı geçmeye başlar. Kurbanlardan bir tanesinin ismi listede J. Browne olarak geçmektedir. Adamın babasının ismi John Browne’dır. Birkaç saat boyunca babasının öldüğünü düşündükten sonra bu ismin yazım hatası olduğu ve doğru ismin Joseph Brown olduğu alt yazı olarak geçer. Her iki durumda da kişinin bu uyaranlara verdiği tepki hemen hemen aynıdır. Haberi

(36)

19

duyduğu andan itibaren yemek yemeyi bırakıp, ayağa kalkmış ve büyük bir üzüntüyle odada gezinmeye başlamıştır. O ölen kişinin babası olduğunu düşünmüş, ne yapacağını bilememiş, büyük bir şaşkınlık ve şok yaşamıştır. İştah kaybı, artan kalp atış hızı, tansiyonun artması ve aniden terleme gibi bazı belirtiler ortaya çıkmıştır. Tüm bunlar hem olumlu stresin, hem de olumsuz stresin ortak belirtileridir.

Bir insanın rahatlıkla hissedebileceği bu işaretler aşağıda gösterilmiştir.

 Genel huzursuzluk, aşırı heyecan ya da depresyon ve kalp çarpıntısı,

 Ağız ve boğaz kuruluğu,

 Ani tepkisel davranışlar, duygusal dengesizlik,

 Bastırılamayan ağlama, koşma ve saklanma hissi,

 Konsantrasyon problemleri, belli belirsiz düşünceler, genel odaklanma sıkıntıları,

 Gerçeklikten uzaklaşma, duygusal zayıflık ya da zihinsel boşluk hissi,

 Aşırı bir bitkinlik duygusu ve yaşam coşkusu düşüşü,

 Anksiyete ve belirsiz korku duygusu,

 Duygusal gerginlik,

 Titreme, sinirsel tikler, seğirmeler,

 Bazı seslerden ve hareketlerden kolayca ürkme, irkilme, korkma,

 Yüksek tonlu ve gürültülü gülme krizleri,

 Diş gıcırdatma,

 Uykusuzluk ve farklı uyku bozuklukları,

 Anlamsız ve amaçsız gezinme, fiziksel olarak rahat edememe, sessiz bir mekânda yalnız başına oturma ya da uzanma,

 Terleme, sık sık idarara çıkma,

 İshal, hazımsızlık, sindirim sistemi problemleri ve zaman zaman kusma,

 Migren ağrıları,

 Kadınlar için, adet düzensizlikleri (kadınlarda aşırı stresin en belirgin işaretlerindendir),

 Boyun ve sırt ağrıları,

 İştah kaybı ya da aşırı iştah,

 Sigara tüketiminde artış, anfetamin ve yatıştırıcı tür ilaçların kullanımında artış,

(37)

20

 Alkol ve ilaç bağımlılığı,

 Kâbuslar,

 Nörotik davranış ve psikoz,

 Kazaya yatkınlık gibi bazı fiziksel belirtiler olumlu ve olumsuz stresin bireyler üzerinde ortaya çıkan bir takım belirtiler, işaretlerdir. Stres kavramının ve özellikle fiziksel sonuçları üzerine yaptığı çalışmalarından dolayı stresin babası olarak nitelendirilen Hans Selye (1978: 173), stressin bir takım belirtilerini yukarıda görülen biçimde sıralamaktadır.

1.1.4.2. Stresin Zihinsel Belirtileri

İnsanın geçici ya da kalıcı yaşadığı önemli bir stres yapıcı olay sonrası zihinsel olarak bazı belirtileri ortaya çıkabilir. Duyulan endişe bir müddet sonra kontrolden çıkabilir ve bu olumsuz düşünceler stres kaynağı haline gelir. Örneğin; önemli bir sınav öncesi gece yaşadığınız gerginlik uykunuzun kaçmasına neden olabilir.

Sonrasında beyin bu strese tepki verir. Bu tip bir stresin sürekli olması durumunda ciddi bazı sıkıntılar ortaya çakabilir. Zihinde stresin yarattığı genel bazı belirtiler şunlardır (Hargreaves, 1998: 18):

 Depresyon,

 Düşüncelerde karışıklık,

 Uykusuzluk,

 Olumsuz düşünceler,

 Ağlama,

 Aşırı tepki,

 Gereksiz endişe ve huzursuzluk.

Güçlü (2001: 95) ise stresin birey üzerindeki fiziksel belirtilerine ek olarak bazı zihinsel belirtilerinin de mevcut olduğunu ifade etmektedir. Bunlardan; konsantre güçlüğü, hafıza problemleri, öğrenme güçlüğü, karar verme zorluğu, ilaç kullanımı, alkol ve sigara kullanımında artış, aşırı derecede hayal kurma, sabit bir düşünceyle uğraşma, mizah anlayışı kaybı, verimlilik kaybı, muhakeme zayıflaması ve saldırgan davranışlar gibi davranışsal ve bilişsel tepkiler oldukça yaygındır.

(38)

21 1.1.4.3. Stresin Duygusal Belirtileri

Stres altındaki kişilerin duygusal bazı sıkıntılar yaşaması da kaçınılmazdır.

Gerek fiziksel, gerek zihinsel ve gerekse duygusal açıdan gergin ve stresli kişilerin aşağıdaki belirtileri göstermesi muhtemeldir (Güçlü, 2001: 95):

 Öfkelilik,

 Çabuk ağlama,

 Aşırı kaygı,

 Düşmanlık,

 Aşırı hassasiyet,

 Yersiz suçluluk hissi,

 Karamsarlık ve

 Kendini küçük görme.

Ayrıca stres hisseden birey, davranış ve duygularını etkileyen bazı durumlar da yaşayabilmektedir. Gerginlik durumlarında birey (Tarhan, 2002: 18; Mararcine, 2010: 182):

 Genel rahatsızlık hissi,

 Anksiyete ve endişe hissi,

 Uyku bozuklukları ve kâbuslar,

 Dost ve arkadaşlardan uzaklaşma,

 Yorgunluk ve bitkinlik,

 Depresyon ve

 Aile içi ciddi problemler gibi insanın günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyebilen ve bazen geri dönülmesi zor sorunlar meydana getirebilen ciddi bireysel ve toplumsal rahatsızlıklar yaşayabilir.

1.1.5. Stres Kaynakları

Gelişen teknoloji, hızlı yaşam koşulları, büyükşehir yaşantısı vb. bir çok strese neden olabilecek faktör mevcuttur. İnsanlar günlük iş ve ev döngüsü içerisinde bu stres etkisini fark edemeyebilirler. Bazen yetiştirilmesi gereken işler, trafik, toplum önünde konuşmak, toplantılar, büyük ve beklenmeyen değişimler, bazen ailevi problemler gibi nedenlerden ötürü stres yaşanabilir. Çevremizdekilere, kendilerini

(39)

22

nelerin strese soktuğunu sorarsak, hepsinden farklı cevaplar alırız, çünkü herkes stresi farklı algılar. İnsanların olaylara bakışları tamamen farklı olabilir (Braham, 2002: 17). Günümüzde olumsuz stres gerek bireyler gerek aileler, gerekse örgütler ve toplumlar için önemli sonuçlara neden olan sağlık sorunu haline gelmiştir. Gelişmiş ülkelerde, Avrupa Birliği ülkelerinde çalışan her dört kişiden birinin stres kaynaklı bir sıkıntı ve her beş kişiden birinin de tükenmişlik sendromu yaşadığı ifade edilmektedir (Kompier ve Cooper, 2003: 1–4).

Yüzyıllardır değişen şartlara bağlı olarak insan üzerinde strese neden olan etkenler de değişmiştir. Stres, tarih öncesi devirlerde yırtıcılar, salgınlar ve savaşlarla ilişkili olarak ortaya çıkarken, bugün teknolojik, ekonomik ve sosyal konulardaki inanılmaz hızlı değişim ve gelişmelerle bağlantılı olarak kendini göstermektedir (Yılmaz ve Ekici, 2003: 1–6). Günlük yaşam içerisinde karşı karşıya kalınan olaylar ve kişiler olası birer stres kaynağı olarak nitelendirilebilir. Nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıkacağı önceden bilinemeyen bu stres kaynakları ile karşılaşmamak mümkün olamamaktadır. Stres yapısı gereği belirsizdir. Bu, stres olgusunun doğal yapısında bulunmakta ve bu değişkenlik ve bilinmezlik aynı zamanda bireyin karşılaşacağı tehditin boyutunu da genişletmektedir. Her insanın yaşadığı ve çalıştığı yerde, yaşam ve çalışma şartlarına bağlı olarak fazlasıyla farklı stres kaynakları olabilmektedir.

Nitekim bazı çalışanlara göre stres faktörü olarak algılanan bir durum bir başkası için aynı etkiye sahip değildir.

Şekil 5: Stres Kaynakları Modeli

Kaynak: (Cranwell-Ward ve Abbey, 2005: 52)

Referanslar

Benzer Belgeler

Paşalar ve Said Beyin, nefyin bir müddet geri bırakılması istir­ hamlarına karşı Padişah, Mabeyin Feriği Said Paşaya (sabahleyin saat iki buçukta Zaptiye

Kusur adı altında işgörenin kötüniyetli olmasını şart kabul eden görüşe göre, kişilik hakkını ihlâl dolayısıyla bir kazanç elde eden kim­ seden söz

雷射除痣 發佈日期: 2009/10/30 下午 03:12:59 更新日期: 2011-04-25 4:54 PM

Bu çalışmada, yaş ile iş doyumu toplam puan ortalaması arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenirken (p>0,05), iş doyumu alt boyutlarından

Co-injection of interleukin 8 with the glycoprotein gene from viral haemorrhagic septicemia virus (VHSV) modulates the cytokine response in rainbow trout (Oncorhynchus

Hem ısıl işlem yapılmamış hem de tuz banyosunda nitrürleme işlemi yapılmış numunelerin sabit kayma hızında, yük artışına paralel olarak ağırlık

Ancak konu cinsiyet perspektifinden ele alındığında, akrabalık bağının önemli olduğunu düşünenlerin kız öğrenciler arasındaki oranının(%46,0), erkek

Antifungal Activity of Some Lactic Acid Bacteria Against Several Soil- borne Fungal Pathogens Isolated from Strawberry Plants.. Elif Canpolat 1 , Müzeyyen Müge Doğaner 1 , Sibel