İ k t i b a s l a r :
A N I T - K A B İ R İ N Ş A A T I MUNASEBETILE
Yazan : Falih Rıfkı Atay
Bilmem hikâyeden haberiniz var mıdır? Atatürkün gömüleceği yer üzerinde vaktile uzun tartışmalar geçti.
Biz birkaç kişi, kendi vasiyetini kulağımızla duyduğu- muz için, kabrinin Çankayada yapılmasını istiyorduk.
Hattâ aklımızca Cumhur Başkanlığı köşkünün solunda- ki tepeyi seçmiştik. O sırada partide bir komisyon kur- dular. Ben de azalar arasındaydım. Arkadaşlardan bazı- ları:
— Cumhur Başkanları türbedarlık mı edecekler?
diye itiraz etiler. Eski ve yeni köşkün Atatürk müzesi olabileceği fikrini ileri sürdük. Nasıl olsa bir inkılâb müzesi lâzımdı ve bunun için Atatürk'ün ihtilâl ve in- kılâb yıllarında oturduğu iki evden ne daha iyisini bul- mak, ne de daha ucuzunu yaptırmak imkânı yoktu. Bir takımı:
— Oraları şimdi fırkanın malıdır. Başkasının mah üzerine mezar yapılamaz, demeğe kadar vardılar.
— Parti sizsiniz. Atatürk bu millete bir vatan ver- miştir. Siz ondan bu vatanın bir avuç toprağını mı esir- giyeceksiniz? dedik ve hayli çekiştik. Arkadan vasiyet senedi üzerinde yeni rivayetler çıktı. Bunları, yıllarca sonra, Bayan Afet'in bir yazısında ben de okudum. Ne olduysa, komisyon başka bir yer seçmeğe karar verdi.
Raporda üç kişinin karara muhalif kaldığı yazılıdır. Bi- ri benim. Biri rahmetli Salâh Cimcoz, üçüncüsü de es- ki Adana Milletvekili Ferid Celâl Güven!
Sonra gezdik, dolaştık. Azanın çokluğu Rasadtepe- yi uygun buldular. Milletlerarası bir müsabaka açılıp yerli yabancı birçok proie geldi. Birinci smıf büyük garb mimarları jüri heyetinde çalıştılar. Emin Onat'm proje- si birinci geldi ise de jüri heyetinin tekliflerine göre birçok tadillere uğrayarak, son şekline girdi.
Bu profesörlerden biri bana demişti ki:
— Artık bir türbe yapmıyorsunuz. Atatürk devri- ni binlerce yıla götürecek emsalsiz bir anıt kuruyorsu- nuz. Bu anıt, yalnız Türkiyede olanlar arasında değil, dünyadakiler arasmda sayılacaktır.
Böyle bir anıt için Anadolunun en iyi taşı seçil- miştir. Temelin üstünde yükselip yayılan bugünkü par- çalar bile yalnız taş kalitesinin değil, Türk taşçılık de- hasının da eşsiz hususiyetlerini gösterir. Büyük Millet
(Cumhuriyetten) Meclisi gibi, bu anıt da on kâğıda bir altın aldığımız zaman ihale edilmiştir. Para değerden düştükçe müte- ahhitle anlaşmazlıklar çıktı. İş bazan, uzun müddet dur- du. Taahhüt fiyatı bu değersizlenme nisbetine göre art- tı. Fakat masrafın en büyük kısmı, böyle azametli bir anıtı arasıra yer sarsımı geçiren bir toprakta her türlü âfetlerden korumak için, yerin altına gömülerek ve asıl kubbeli kısımdan başka hemen hemen hepsi yapılmış olarak, iş Demokrat hükümetinin eline geçti.
Gazetelerde okuduğumuz doğru ise, çünkü sağlı sollu rivayetlerden hangisine inanacağımızı bilmiyoruz, bu sol kısım ki bugüne kadar bütün masraflar asıl kıs- mı taşımak ve göstermek için harcanmıştır, asıl anıt budur, ne mimarma, ne sanat ve kültür adamlarına so- rulmaksızın, tasarruf bahanesile anıtlıktan çıkarılmak- tadır. Bu, kaidesi, atı, hattâ vücudü pahalı taşlar üze- rinde oyulan, işlenen bir heykelin başından vazgeçme- ğe yahut mermerler ve oymalar üzerine çimentodan bir baş oturtmağa benzer. Kaç gündenberi İstanbulda rast- ladığım bütün sanat ve kültür adamları bu yüzden ade- ta ağlamalı olmuşlardır.
Sayın Bakan beni dinleyiniz! Kimin tarafından icad edildiği bilinmiyen Atatürkü biran önce gömmek ba- hanesine kimsenin kapıldığı yoktur. Bazı gazetelerin de yazdığı üzere Atatürk, geçici olmakla beraber, Fatihin, Yavuzun türbelerinden de büyük, kubbeli bir bina için- de yatmaktadır. Toprağa gömülmüştür. Açıkta değil- dir
Anıta başlanmamış olsaydı, bütçe meselelerini dü- şünmeği ve Atatürk'e en lâyık Anıt-Kabiri yapmak için daha geniş imkânları beklemeği anlardım. Hattâ, daha geniş imkânlar beklenerek, bugünkü anıtı olduğu gibi bırakmağı da anlarım. Anladığım şeyler arasmda üç yıl- da tamamlamak yerine on üç yılda tamamlamak da vardır. Fakat, dünyayı hayli gezen, hayli kafa yoran, hayli şey gören bir sanat meraklısı sıfatiyle size söylü- yorum: Eğer gazetelerin yazdığı doğru ise, yani bu anı- tı anıtlıktan çıkaracağma asla şüphe olmıyan kubbe kal- dırmalar veya malzeme değiştirmeler yapılacaksa, bu harekete Türkiye sanat tarihi bir çeşit vandalizmden başka sıfat bulamaz.
Siz askersiniz. Generalsiniz, Geçen devir için söyle- nen sözler, sizin anlayışınızda bir noktaya kadar gidip durur. Çünkü siz bu vatanın âdeta yoktan var edildi- ğini ve onur. bir kurtarıcısı olduğunu unutamazsınız.
Siz geçen devir için doğru yanlış neler söylense de ve söylenebilse de, Türkiyenin bu devirde bağımsız ve a- sırlardanberi ilk defa, kapitülâsyonsuz, ecnebi müdaha- lesiz, bütün haklarda en büyük devletlerle eşit bir dev- let haline geldiğini bilirsiniz. Y e r e düşen sancağın na- sıl kaldırıldığını görmüşsünüzdür. On milyon, on mil- yon, 250 bin altın demektir. Caddebostanındaki Ragıp Paşa köşkü bu paranın yarısıyle yapılmıştır. Anıt-Kabir dediğimiz şey, Birinci Dünya Harbinin bütün muzaffer devletlerini karşısına alarak kurtuluş savaşı yapan bu milletin kahramanlığını bir asırdan öbür asra götürecek bir destandır. Atatürk dahi bu anıtın şeref misafiridir.
Eski Yunan heykellerinin başlarını kıran taassub, bu sakat mermer gövdelerin teşhir edilmekte olduğu bü- tün müzelerde her gelen ve görenin lanetine uğrar. Y ü z - de yetmiş beşi bundan böyle verilecek yüzde yirmi beşi için toprağa dökülmüş olan Anıt-Kabirüı son parasmı kesmek tasarruf etmek değil, böyle bir sanat eserini sa- katlamak demektir.
Siz de bilirsiniz, veya duymuşsunuzdur, otuz yıl- danberi Türkiyede anıta benzer hiç iyi biı eser yapıl- mamıştır. Heykeller pek orta değerdedirler. Bütün bir kurtuluş devrinin tek, ama tek anıtını bir buçuk mil- yarlık bütçe içinde —bundan öte de üç yılda biteceğine göre— üç milyon liranın bir kısmını tasaruf için feda etmek akla hayale sığar şeylerden değildir.
Geçmişin en küçük kusurları nasıl unutulmadığmı, hattâ sık sık bütün iyilikleri ve büyüklükleri dahi çiğ- nenecek kadar hicvedildiğini, tezyif edildiğini görüyor- sunuz. İktidarmız ne kadar sürse, bir gün biter. Güzel Sanatlar Akademisine giren her Türk genci, ilk ders kitaplarmda bu facianın hikâyesini okur.
Eğer bir şey yapmak mümkün olduğuna inanmaz- sanız, jüri heyetindeki profesörlerin, bizim sanatkârların ve anıt mimarının imzasını almız. Bunlar, ama bunlar, yoksa emir altında işleyen memurlar değil, bu tadil- lerin anıtı tahrip etmediğini yazsmlar ve fikirlerinin altmı imzalasınlar.
Büyük Millet Meclisi binasına da bazı bakanlıklar sıkıştırılmak istendiğini gene gazetelerde okuduk. Bu bina dahi, ben milletvekili iken, yedi buçuk milyon li- raya ihale edilmiştir. Onun da pahalılığı, harpten ve paranın değersizlenmesindendir. Sonra, canım efendim, nihayet millî hâkimiyet devri diyoruz. Yapılan şey pa-
dişah sarayı, vezir sarayı değil, Türk tarihine ilk defa bir millet sarayıdır. Bir avuç Finlandiyanın millet mec- lisini resimlerde görmüşsünüzdür. Macar parlamento- sunu da belki hatırlarsınız. Nihayet bu da birkaç parti ve bir de âyan meclisi hesap edilerek projesi yapılan ve masrafının dörtte üçü harcanan bir millî hâkimiyet bi- nasıdır. Birleşik Milletler Cemiyeti umumî kâtibinin, yapılmış yeni yapıya yerleşmek için 4 milyon dolar is- tediğini gazetelerde okumuşsunuzdur. Yeni binayı yap- tıran bizler, tamamlanmış olsaydı, içinde oturacak mıy- dık? Mebuslar kendilerine saray yaptırmışlar, sözü pro- paganda parolası olarak muhalefetin işine yaramıştır.
Fakat işte ben seçilmedim, nerede sarayım? Nihayet, yıllar, uzun yıllardanberi hiç, ama hiç bir büyük bina yapılmaksızın, sizin devrinize dörtte üç masrafı Cumhu- riyet Halk Partisinin günahları arasmda bulunan bir anıt, bir de millî hâkimiyet sarayı kalmıştır. Şimdi siz, Bayındırlık Bakanı olarak, yanlış doğru, . bu milletin bugüne kadar harcanmış olan milyonlarının ziyan ol- masına veya gecekonducu zihniyetile baştan savulması- na razı olmayınız. Padişahlarm keyfi ve rahatı için, dev- let milyonlarca altın borca sokularak yapılan Dolma- bahçe sarayını bile yıkıyor muyuz? Bilâkis, yaptıran- lara lânet okumakla beraber, artık o millî servetin bir parçasıdır, ne yapsak, ne etsek de korusak diye çırpı- nıyoruz.
Size baştan söyledim. Benim fikrime kalsaydı, sa- dece Atatürkü gömmek için bir anıta bile hacet yoktu.
Millet Meclisi yerine de birkaç mesken mahallesi yapıl- masını tercih ederdim. Kaldı ki ihale masrafları bu- günkü yekûnu gösterseydi, ne anıtın, ne de parlamento binasının yapılacağı vardı. Nitekim gene o sırada Ça- nakkale şehitleri için bir müsabaka açılmış, bir de pek mükemmel bir anıt projesi seçilmişti. Kendimizi Çanak- kalede bizimle dövüşerek ölen yabancı mliletlerin me- zarlıkları karşısında utançtan kurtarmak istiyorduk. Fa- kat iş para değersizlenmesinin yapı fiatlarını hızla art- tığı devre rasgeldi. Anıta başlanmamıştır bile!
Daha uzun yıllara bölünüz. Hattâ, olduğu gibi bıra- kınız. Çünkü Atatürk de büyük bir türbede yatıyor, Millet Meclisi de bir binada çalışıyor. Fakat büyük bir devrin, bu devir ölmüş de olsa, hiç olmazsa mezartaşına dokunmayınız. Süleymaniyelerin, Selimiyelerin şeref ge- leneğini miras alan Türk sanatkârları, kaç asırdır ilk defa, aşkını, heyecanını; dâvasını bir taş anıtta tesbit etmek imkânına kavuştu. Onu da başına çarpmak isti- yenlere, siz Kuvayımilliye askeri, elinizden geldiği ka- dar mâni olunuz!