• Sonuç bulunamadı

Tarihi, Dini, Siyasi, Kültürel, Sosyo-Psikolojik Boyutlarıyla. Editör Faruk Sancar

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Tarihi, Dini, Siyasi, Kültürel, Sosyo-Psikolojik Boyutlarıyla. Editör Faruk Sancar"

Copied!
17
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

DİN VE ŞİDDET

Tarihi, Dini, Siyasi, Kültürel, Sosyo-Psikolojik

Boyutlarıyla

Editör Faruk Sancar

Editör Yardımcılan

Süleyman Turan-Bayramali N azıroğlu

Emine Battal

(2)

Recep Tayyip Erdoğan Oniversıtesi Yayınları: ll

DiN VE ŞİDDET

Tarihi, Dini, Siyasi, Kültürel, Sosyo-Psikolojik Boyutlanyla

Editör

Faruk SANCAR

Editör Yrd.

Süleyman TURAN Bayramali NAZIROÖLU Emine BATTAL

Kapak

Gökçe ARIFOÖLU

Dizgi-Tasarım

Öznur YILDIRIM

Baskı-Cilt

Kalkan Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.

Büyük San. ı. CacL No:99/ A lskitler 1 Ankara Tel: 0.312 341 92 34-www. kalkanofset.com Matbaa Sertlfıka No: 16029

ANKARA 2016

ISBN: 978-605-9072-03-8

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Döner Sermaye Işletme Müdürlüğü

o (464) 223 61 26 -1669 [email protected]

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Yönetim Kurulu'nun 20.04.2016 Tarih ve 343 Nolu kararı ile basılmıştır.

Bu kitabın basım, yayın ve satış hakları Recep Tayyip Erdoğan

Üniversitesi'ne aıttir. Bütün hakları saklıdır. Kaynak gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir.

(3)

DİN VE ŞİDDET SEMPOZYUMU RİZE/2015

Düzenleme Kurulu Başkanı

Prof. Dr. Latif TOKAT

OnurKurulu

İsmail KAHRAMAN, TBMM Başkanı Prof. Dr. Hüseyin KARAMAN Prof. Dr. S. Kemal SANDIKÇI Prof. Dr. Raşit KÜÇÜK

Prof. Dr. Ömer Faruk HARMAN

Düzenleme Kurulu

Prof. Dr. Salih Sabri YAVUZ Prof. Dr. Latif TOKAT

Doç. Dr. Ahmet İshak DEMİR Yrd. Doç. Dr. Ali KUMAŞ

Yrd. Doç. Dr. Bayramali NAZIROGLU Yrd. Doç. Dr. Faruk SANCAR

Yrd. Doç. Dr. Muhammed KIZILGEÇİT Yrd. Doç. Dr. Süleyman TURAN

Yrd. Doç. Dr. Ümit ERKAN Yrd. Doç. Dr. Adem GÜNEŞ

Arş. Gör. Emine BATTAL Arş. Gör. Enes BÜYÜK Arş. Gör. Muzaffer ÜZÜMCÜ

(4)

KUR'AN'IN LAFIZCI (LİTERALİST) YORUMU VE

DİN REFE~SLI ŞİDDET OLGUSU Prof. Dr. Mustafa Öztürk

Çukurova Üniversitesi, ilahiyat Fakültesi

Giriş

Geçmişte ve günümüzde teolojik referanslarla üretilen şiddet ol- gusunun genellikle Kur'an ve hadis metinleripin lafızcı (literalist) yoru- mundan kaynaklandığı veya SÖZ konusu şiddetin en azından bu tarz bir yorum yöntemiyle irtibatlı olduğu zannedilir. Oysa şiddet meselesinde dini kaynak ve yorumdan ziyade sosyal, siyas~, ekonomik, psikolojik temelli motivasyonlar, angajmanlar ve aynı zamanda çok boyutlu kaos/

kargaşa vasatlarırida baş gösteren sapal4ıklar (ahomaliler) ve sakatlıklar

daha belirleyici role sahiptir. İşlam dünyasının umumi kriz halinde oldu-

ğu dönemlerde, tıpkı son iki yüzyılda olduğu gibi, topyekün müslüman-

ların başta özgüven kaybı olmak üzere birçok travma yaşadıkları, olup bitenlere kimi zaman çok yoğun duygusal reflekslerle tavır koydukları ve retrospektif bir yaklaşımla tarihin derinliklerinden bilhassa Yahudiler ve

Hıristiyanlarla ilgili husumet kayıtlarını çıkarıp dipdiri bir düşman algısı yarattıkları bilinmektedir. Keza günümüzde Selefilik diye anılan öze dö-

nüş söylemirrin de genellikle Moğol istilası, Haçlı seferleri ve Birinci Dün- ya savaşı gibi büyük felaketierin refakat ettiği derin kriz dönemlerinde peyda olduğu iyi bilinmektedir. Diğer taraftan bugün Ortadoğu coğrafya­

sında sarıki bir "veled-i zina" gibi peydahlanıp tam bir baş belası olarak ortaya çıkan lşid örgütü tekbir, cihad, iman, küfür gibi islami kavramlar ve sloganlar kullansa da· bu retoriğin söz konusu örgüte dini ve İslfuııi bir hüviyet kazandırmadığı izahtan varestedir.

(5)

3861 Din ve Şiddet

"Şiddet'' in Alan ve Sının

Bu siyakta "şiddet" kelimesinin anlam ve kullanımında ciddi bir belirsizlik ve şekilsizlik (amorfluk) bulunduğu meselesine de değinmek

gerekir. Şiddet denilince sanki herkes Kur'an'da geçen "maruf" gibi bu kelime ve kavramın da herhangi bir açıklamaya ihtiyaç hissettirmeyecek düzeyde açık bir anlam içermesine sahip olduğunu düşünmektedir. Hal- buki olgusal gerçek hiç de öyle değildir.

Kanımca olgusal düzlemde sayısız şiddet algısı ve tanımlaması­

nın mevcudiyetinden söz edilebilir. Hatta kimi müslümanlar nazarında Kur'an'ın cihad ve kıtalle ilgili beyanları, Allah'ın gazabı ve uhrevialemde mücrimleri cehennem ateşiyle yakacak olması dahi düpedüz şiddet ola- rak algılanabilmektedir. Bu sebeple, şiddetten ne anlamak gerektiği husu- sunda en azından kendi fikrim.i belirtınem lüzum arz etmektedir.

Kanaatlınce şiddet kelimesindeki anlam içeriği · izafi ve itiba- ridir. Daha açıkçası, mutlak manada "kati" (öldürme) fiili şiddetle özdeşleştirilebilir; ama bu fiil bazı takyitlerle şiddet kapsamından da

çıkabilir. Sözgelimi, durduk yere bir cana kıymak tam manasıyla şiddettir;

ama saldırıya uğramanın gerekli kıldığı savunma veya meşru müdafaa durumunda gerçekleşen katlin şiddet olduğunu söylemek pek mümkün olmasa gerektir. Bu açıdan bakıldığında, küçük bir çocuğa fiske vurmak veya bir hayvana eziyette bulunmak pekalaşiddete karşılık gelirken, söz- gelimi Çanakkale savaşında yüzbinlerce can alıp can vermiş olmak ne

şiddete hamledilebilir ve ne de şiddet olarak tanımlanabilir.

Bilindiği gibi Kur'an'da insan canının Allah tarafından dokunulmaz (haram) kılındığı, cana kıymanın çok büyük bir cürüm ve insanlık suçu

olduğu belirtilir; hatta haksız yere birisini öldürenin onun günahını da yüklenerek büyük bir vebal üstlendiği ve bir bakıma bütün insanlığıöl­

dürmüş gibi ağır bir suç işlediği ifade edilir.1 Fakat bütün bunların yanı sıra istisnadan da söz edilir. Cana kıyma fiiline dini açıdan farklı bir bo- yut kazandırıp günah olmaktan çıkartan istisna "bi1-hak" lafzıyla ifade edilir.2

Hak kelimesi Arap dilinde "batıl"ın zıddı olup, "gerekli, sabit, doğ­

ru olmak" anlamlarında mastar, "doğru, sabit, sahih" gibi manalarcia

isim-sıfat kabul edilir.3 Rağıb el-İsfeharu (ö. V./XJ.. yüzyılın ilk çeyreği) bu

1 Maide 5/32.

2 En'am 6/151; isrA 17/33.

3 Ebü1-Fazl Muhammed b. Mükerrem ibn Manzılr, Lisnııii'l-Arab, Kahire 2003, II. 525- 528.

(6)

Kur'an'ın Lafızcı (Literalist) Yorumu ve Din Referanslı Şiddet Olgusu 1387

kelimenin Arapçadaki asli manasının mutabakat ve muvafakat (uygun- luk) olduğunu belirtir. Gerektiği zamanda ve gerektiği biçimde meydana gelen şeye hak denildiği gibi aslına uygun olarak bilinen şey ve/veya doğ­

ru düzgün şekilde yapılıp edilen de hak diye nitelendirilir. Fiilierinin hikmetli olması ve abesle iştigal etmemesi hasebiyle Allah da "Hak" diye isimlendirilir .4

Seyyid Şerif el-Cürcaru (ö. 816/1413) hak kelimesinin sözlükte,

"inkarı mümkün olmayan gerçeklik'', Mearu ıstılahında ise "vakıaya mu- tabık hüküm/önerme" diye tanımlandığıru belirtmiş ve kelimenin ıstılahi olarak fikirler, inançlar, dinler, mezhepler için kullanıldığına, buna mu- kabil "yalan"ın zıddı olan "sıdk"ın özellikle görüşler ve fikirlerle ilgili

kullanımının yaygınlık kazandığına dikkat çekmiştir. Bu ayrım çerçeve- sinde "hak" bir şeyin olguya mutabık olması, "sıdk" ise bir şeyin hüküm/

önerme açısından doğru olması anlamına gelir. Hüküm ve önerme bağ­

lamında sıdk vakıaya uygunluğu ifade ederken, hak ve hakikat vakı~

ona uygunluğunu ifade eder.5

Kur'an'daki kullanim şekline bakıldığında "hak" kelimesinin görüş

ve düşüncelerden din ve inanç tarzına kadar geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğu görülür. Dolayısıyla Cürcaru'nin genel izahıözünde isabet-

ı

lidir; ancak hak kelimesinin Mearu ıstilahında "vakıaya mutabık hüküm"

diye tanımlanması, bir değerlendirmeye göre pek isabetli değildir. Çünkü din ve inanç gibi hususlar vakıa, olgu, tarih ve tabiat alanından ziyade, manevi ve ahiili alanla ilgilidir. Dolayısıyla vakıaya mutabıklık mana-

hak kelimesinden ziyade "kizb"in (yalan) karşıtı olan "sıdk"a uygun

düşmektedir. Hak ve hakikat çoğu zaman insanıikna edip inandıran bir

yalınlığa sahiptir. Kısacası, hakkelimesinin Kur'an'daki anlam alanı tabiat veya fizikle değil, inanç ve ahiakla ilgilidir. Çünkü hak Kur'an'da çok kere ilaru ve beşeri fiilleri nitelernek için kullanılan bir kelimedir.6

Sonuç olarak, hak kelimesi, özellikle yaratılışla ilgili ayetlerden an-

laşılacağıüzere bir şeyin amaçsız ve anlamsız değil, bir gayeye, hedefe ve hikmete mebni olmasını, öİdürme fiili söz konusu olduğunda ise bu fiilin

meşru gerekçeye dayanmasını ifade eder. Ma.ide 5/32. ayette, kısas hük- mü ve fesatcılık öldürme fiilinin iki haklı gerekçesi olarak zikredilir. Bir sonraki ayette ise Allah ve elçisine savaş açmak ve fesat çıkarmaktan söz

4 Ebü1-Kasım Hüseyin b. Muhammed Rağıb el-isfeharu, el-Miifrediit fi Garibi1-Kıır'iiıı, nşr. Muhammed Halefullah, Kahire 1970, s. 179.

5 Ebü1-HasenAli b. Muhammed b. Ali el-Cürcaru, Kitfibii't-Tn'rifiit, Beyrut 1995, s. 89.

6 İlhami Güler, "el-Hakk" Kavramının Kur'an'daki Dinl-Ahlal<i İçeriğinin Tahlili", A1l- knrn Üniversitesi İlnhiynt Fak-ültesi Dergisi cilt XLID, sayı 2 (2002), s. 202-203.

(7)

388 1 Din ve Şiddet

edilir.

Kısas, kasten adam öldürme suçunda fallin işlediği fiile denk bir ce- zayla cezalandırılmasıdır ki İsra 17/33. ayette bir kimsenin mazlum olarak öldürülmesi durumunda onun velisine kısas isteme hakkı/yetkisi veril-

diği belirtilir. Burada zulüm ve mazlumluk vurgusu önemlidir. Müslü- manlara savaş izni veren Hac 22/39. ayette de kendilerine savaş açılan ve

saldırıya uğrayan müminlerin zulme uğramışlıklarından söz edilir.

Bütün bu bilgiler katı (öldürme) fiilinin şiddet bağlamında ele alın­

mamasını gerektiren "hak" kavramının mana ve medlulü hakkında ye- terli fikir verir. islamı kaynaklar irtidat, bilerek isteyerek zekat ve namaz ibadetlerini terk, livata (eşcinsel ilişki), evli kişinin zinası gibi fiilierin de öldürme hususunda meşru gerekçe oluşturduğuna ilişkin görüşler içerir;7 ancak bu görüşler tartışmaya açık olmasından dolayı hüccet vasfıru haiz

değildir. Hasıl-ı kelam, şiddetin tanımı ve anlam alanı hususunda daha dikkatli olmak, kelime ve ifade seçiminde özenli davranmak gerekir.

Kur'an Yorumu ve Şiddet Üretmenih Yolu

Din referanslı ve/veya reterildi şiddetin Kur'an ve Hadis metinle- rine lafızcı (literiılist) yaklaşımdan kaynaklandığı düşüncesi bağlarnın- da genellikle Hancilerin En'am 6/57, Yusuf 12/40 gibi ayetlerde geçen ini'i-hükmü illii lilliilı ifadesinden lii hükme

illa

lilliih şeklinde bir slogan üretip kendileriyle aynı safta yer almayan müslümanların canlarıru ve kanlarını

helal saydıklarından söz edilir. Lafızcı.lık (literalizm) denilince Davüd b.

Ali ez-Zahiri (ö. 270/884) tarabndan kurulan ve daha ziyade re'y, ta'lil ve kıyas karşıtlığıyla tanınan Zahi.ıiyye adlı fıkıh ekolü akla gelir. Ebu Bekr İbnü1-Arab1 gibi bazıalimler literalizrnin müesses temsilcisi konu- mundaki Endülüs Ziliiriliğini eleştirirken, "Zahiriler Hanellerle kardeş­

tir" deyip Zahirileri zihrıiyet açı~ından Hancilere benzetmiş ve bu arada Hancilerin Sıffin savaşı ve hakem olayında "Hüküm ancak Allah' ındır"

mealindeki Kur'an ifadesiyle istidlalde bljlunrnala.rıi11 örnek vermiştir.8 • ·

Zahirilik ve zahircilik ilk nazarda Batınilik diye adlandırılan eğilim

ve yönelirnin tam zıddını ifade etse de bu iki zıt eğilim/yönelim arasında­

ki mesafe kimi zaman "kabe kavseyn" gibi yakınlaşıp kapanmakta, hatta bir çırpıda zahircilikten batıncılığa intikaller bile söz konusu olmaktadır.

Örnek vermek gerekirse, İslam mezhepler tarihinde batını te'vil nazari- yesiyle özdeşleşen aşırı Şu İsmailiyye fırkasına mensup müellifler haccın

7 Ebu Abdiilah Muhammed el-Kurtubı:, el-Cami' li Alıkiinıi~-Kıır'iin, Beyrut 1988, VII. 87.

8 Bkz.

Ebu

Abdiilah Muhammed ez-Zehebl, Siyerii A 'llimi'n-Niibelii, Beyrut 1984, XVIII.

188.

(8)

Kur'an'ın Lafızcz (Literalist) Yorumu ve Din Referanslı Şiddet Olgusu 1389

batınl anlamıru, "kendisine itaatinfarz olduğu devrin imanuna yönelmek ve ona mutlak sadakat göstermek" şeklinde belirlerken hac kelimesinin lugav1/lafzi manasma ab.fta bulunmakta/ benzer şekilde meşhur muta- savvıf Muhyiddln İbnü1-Arab1 (ö. 638/1240) Kur'an'daki "azab" kelime- sine "tatlılık" manası yüklerken10 veya bir diğer sfrfi müfessir İbn Acibe (ö. 1224/1809) Bakara 2/158. ayette geçen "safa"nın arınmış/saflaşrruş ruha

işaret ettiğini. söylerken11 morfoloji ve etimolojiye başvurmaktadır.

Diğer taraftan, gerek Zahiriliğin en ~çlü temsilcisi İbn Hazm (ö.

456/1064) gibi dinde re'y ve kıyasa yer olmadığı görüşünü müdellel kıl­

ma, gerek İmam Şam(ö. 204/820) gibi nasların otoritesini korumak adına nasların ve kıyasın tüm ihtiyaçları karşılayacağını savlama, gerekse sfi.filer gibi işan te'villere meşruiyet zemini oluşturma noktasında, "Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmad1k" (En'am 6/38) ayetine başvurulmuş olması

da12 lafızcılık ve literalizmin ZaJ:ıir"ıler ve Şafiilerden süfiler ve Batınile­

re kadar çok geniş bir alanda, birbiriyle bağdaşmaz görünen mezhepıer,

ekoller ve yönelimlerin kesişme noktası olduğurlu gösterirP

Bunun içindir ki Şatıbi (ö. 790/1388) Kur'an'da zahir ve batın mese- lesiyle ilgili olarak, "zaJ:ıir Kur'an'daki bir kelime veya ifadenin Arap di- linde ifade ettiği düz anlam, batın ise Allah'ın.o kelime ve ifadeyle kastet-

tiği maksattır" şeklinde bir çerçeve belirledikten sonra ı Yahudilerin karzeı

hasenle ilgili ayete atıfla, 'Malı fakir, biz zenginiz" demelerinden, İslam fıkh.ındaki hile-i şer formülasyonlarına, Hancilerin ini1-hülcmü illii lillôh ayetiyle istidlallerinden, Müşebbihe'nin Allah'a ·birtakım uzuvlar nisbet etmesine, teaddüd-i zevcat meselesiyle ilişkilendirilen Nisa 4/3. ayetten

9 Ahmed b. ibrahi.ın en-Nisabürl, İsbfitii'l-İmfime, nşr. Mustafa Gilib, Beyrut 1984, s. 63.

10 Ebu Abd.illah Muhammed Muhyidcün ibnü'l-Arabi, Fıısnsıı'l-Hikenı, Beyrut, trs., s. 94 .. ll Ebü'l-Abbas Ahmed b. Muhammed ibn Adbe, el-Balırıı'l-Medld, Beyrut 2010, I. 162.

12 Ebu Muhammed Ali ibn Hazm, el-Mııhnllfi, Mısır 1347, I. SO; Ebu Abdillah Muham- med b. Ömer Fahredcün er-Razi, et-Tefslrıı'l-Kebtr, Beyrut 2004, XII. 177-178; Ebü1-Fazl Celalüddin Abdurrahman b. Ebi Bekr es-Suyfrô, el-İtkfiıı ft Ulumi'l-Kur'fin, Beyrut 2002,

n. 1025-1027.

13 Aıı1si'nin (ö. 1270/ı854) En' am 6/38. ayet münasebetiyle hem imam Şafii'nin, "Bir kişi­

nin din konusunda karşılaşacağı her meseleye dair Kur'an'da mutlaka bir yol gösterici beyan vardır" sözünü, hem ibn Ebi'l-Fazl el-Mürsi'nin, "Kutan öncekilere ve sonraki- lere ait tüm ilimleri içerir" sözünü, hem Muhyiddin İbnü1-Arabi'nin eşekten düşüp ardından Fatiha suresinde bu olaydan söz edildiği iddiasını dile getirmesini ve hem de bazı kimselerin Osmanlı padişahlarının adları, hal ve hayatları ve kaç yıl saltanatta

kalacakları gibi hususları yine Fatiha suresinden tespit ettikleri bilgjsini nakletmesi oldukça ilginçtir. Bkz. Ebü's-Sena Şihabüddin Mahmud el-Aıı1si, Rillıii1-Meiiııf, Bey- rut 2005, IV. 137.

(9)

390 1 Din ue Şiddet

dokuz kadınla evlenebileceği sonucuna varanlardan Batınilerin akla ziyan te'villerine, hatta sfrfilerin birtakım batıni karakterli yorumları ile kelam-

cıların Arap dili ve şiiriyle şahitlendirmeye çalıştıkları birtakım yorumla...:

rına kadar çok geniş bir alanda zahir ve zahircilikten söz edilebileceğine,

bu anlamda zahirciliğin naslarda maksad ı dışlayan, dolayısıyla kastı aşan

okuma, anlama ve yorumlama tarzı olduğuna dikkat çekmiştir.14

Arap dilirıde sayısız lafzın birden çok manaya muhtemil olduğu

malumdur. Bunlardan her biri yerine göre zahir mana vasfı taşır. Sözge- limi, günümüzde aile içi şiddet meselesiyle ilgili tartışmalarda sıkça gün- deme gelen darb mastarı Arap dilirıde hem "sopa veya elle vurmak", hem de gaza veya ticaret gibi sebeplerle sefere/seyahate çıkmak manasındadır.

Darb mastarından türemiş fiiller ise kendisine ilişik muhtelif isimler ve harf-i cerlere bağlı olarak bir şeyi başka bir şeye katmak, suda yüzmek, bir

şeyden yüz çevirmek, örnek vermek, mesel irat etmek, vergi koymak, ka-

zık çakmak, madeni para basmak, uzaklaştırmak gibi çok çeşitli manalar- da kullarulır.15 Kısacası Nis~ 4/34. ayette geçen vndribuhümıe lafzına ilişkin farklı mana takdirlerinin, özellikle bu lafzın kadınları tedip maksadıyla

dövme anlamına gelmediği yönündeki modern yorum tercihlerinin he- men tamamıyla -z~i manayla ilişkilendirildiği iyi bilirıen bir husus tur.

Bu sebeple, anlama ve yorumlamada nirengi noktası, zahirci yorum ve yaklaşımdan ziyade, herhangi bir lafza ilişkin mana ve hükmün bağ­

lamsallık vasfı taşıyıp taşımadığı, dolayısıyla anakronistik olup olmadığı

mevzusudur. Zahircilik ve lafızcılık bağlamsız okuma ve anlamanın se- bebi değil, sonucudur. Zira İmam Şam'nin ihramlı bir kişinin eşek arısını öldürmesinin hükmüyle ilgili olarak, "Rasul size ne verirse, onu alın ... "

mealindeki Haşr 59/7 ayetle,16 İbn Hazm'ın nebevi sünnetin vahiy oldu-

ğu fikrine, "Rasul hevasından konuşmaz, onun konuştukları ancak va- hiydir" mealindeki Necm 53/4. ayetle istidlalde bulunması ile Hancilerin

ini'l-lıükme illa lillalı ayetini arılama tarzlarılafızcılıktan öte bağlamsız oku- ma ve anlamayla ilgilidir.

Ayetler metiıi. içi ve metin dışı bağlamlarından koparıldığı anda yo- rumcunun her türlü müdahalesine ve aynı zamanda istismara açık hale gelir. Ayetlerdeki lafızlar, özellikle de vücfi.h-nezili edebiyatma konu olan ve bir kısmılafz-ı müşterek kapsamında ele alınan lafızlaı· tek başına

14 Ebu ishak Ihrahim b. Musa eş-Şatıbl, el-Mııvfijnkfit, Beyrut 1997, m. 347-360.

15 Bkz. ibn Manzür, Lisfiııii1-Amb, V. 477-483; Muhammed Murtaza ez-Zebidi, Tfi- cıı1-Arils, Küveyt 1987, m. 237-254.

16 Kurtubl, el-Cfimi', XVIII. 13; Suyı1ô, el-itkaıı, II. 1026.

(10)

Kur'an'ın Lafızcı (Literalist) Yorumu ue Din Referanslı Şiddet Olgusu 1391

kaygan bir zemin oluşturur. Laiızların hangi bağlam içerisinde kullanıl­

dıkları tespit edildiğinde bu kaygan zemin nispeten izale edilebilir.

Öte yandan İmam şam gibi büyük bir aiiınin Haşr 59/7. ayetle istid- lal tarzının şaka gibi olmasının bilgi yetersizliğiyle ilgili olmadığı müsel- lemdir. Bunun temel sebebi, Kur'an ve hadis metinlerinin dirU ve dünyevi bütün meseleleri çözecek potansiyele sahip olduğu düşüncesidir. Bu dü-

şüncenin kaçırulmaz kıldığı okuma ve anlama tarzı ise "bağlamsız okuma ve anlama" diye nitelendirilebilir.

Kur'an Yorumunda Bağlamsızlık Sorunu

Din referanslışiddet olgusunun temeldenassların şu veya bu şekilde yorumlanmasına değil, siyasi, sosyolojik, psikolojik boyutlu/bileşenli mo- tivasyonlara dayandığını, ancak şiddetin failinin müslüman olması duru- munda bu fiilini meşrulaştırma!< veya kendini haklı çıkarmak adına dine referansta bulunduğunu bir kez daha belirtmek gerekir. Zira geçmişte

Havfuic, günümüzde Cihatçı Selefilik ve lşid gibi örgütlerin terör ve ted-

hişle özdeş dirı tasavvurları da, Mevlana ve Yunus gibi mutasavvilların

sevgi, şefkat, merhametle özdeş din tasavvurları da sonuçta aynı dine ve

aynı dinin kutsal metinlerine refere edilmektedir.

Bu itibarla, en başta söylediğimiz gibf şiddet hususnnda nasstan öte, nassı anlayan ve yorumlayan öznenin motivasyonları belirleyici gö- rünmektedir. Hillyle nassın şu veya bu şekilde yorumu öz ve esasa mü- teallik bir mesele değildir. Bununla birlikte, "Ne tür bir okuma, anlama ve yorumlama· tarz1şiddet olgusunu gerekçelend.irmeye elverişlidir?"

sorusu ekseninde nas ve yorum meselesinin araçsal değerini tartışmak

mümkün olabilir.

· On beş asırlık tarihi tecrübede her türlü farklı görüş ve iddia le- hine Kur'an--metninden delil devşirildiği malumdur. Bize göre Kur'an'ın sınırsız anlam stoku ve hüküm arnbarı olarak algılaıup bu minvalde kul-

larulmasının bağlamsız okuma, anlama ve yorumlamaya bağlı olduğu kuşkusuzdur. Basra Kadısı Ubeydullah b. el-Hasen'in Ke]am tarihinde birbiriyle taban tabana zıt görüşleri savunan farklı ekallerin kendi görüş­

lerine Kur'an'dan delil bulma sıkıntısı çekmemelerinin nasıllığı meselesi- ne de az çok ışık tutan, "Kur'an ihtilafa delalet eder. 'Kader diye bir şey

yoktur' görüşü doğrudur; çünkü Kur'an'da bu görüşün dayanağı mevcut- tur. Sınırsız ilam irade karşısında insan iradesinden söz edilerneyeceği

(cebr) görüşü de doğrudur; zira bu görüşün de Kur'an da dayanağı mev- cuttur. Her kim bu iki görüşten birini savunursa isabet kaydetmiş olur;

çünkü bir ayet iki farklı anlam boyutuna sahip olabilir ve birbirine zıt

(11)

392 1 Din ue Şiddet

iki manaya hamlolunabilir ... "17 şeklindeki ifadeleri bağlamsız okuma ve

anlamanın dramatik sonuçlarına ahfta bulunur.

Kur'an'ın bir bağlam içinde okunınası, ayetlerin öncelikle ve özel- likle nüzul vasatındaki ilk muhatapları ve asli manalan temelinde açık­

lanması, bağlamsız okunınası ise ayetlerin kendi nüzul ortamm.dan ko- puk ve ayru zamanda genelleştirici tarzda yorumlanmasıd.ır. Oysa her

anlamlı söz gibi Kur'an da asıl mana ve maksadını bir bağlam içerisinde

taşır. Hatta tüm ifadeler, Rickmann'ın deyişiyle, bir bağlam içerisinde or- taya çıkar ve bağlam vasıtasıyla anlaşılır.18

Bağlam bir sözde veya metinde mündemiç olan mananın kendisini çevreleyen öğelerle oluşturduğu bütünlük diye tarif edilir. Ancak bu ta- rum bağlaının dilsel içerikli dar çerçevesine karşılık gelir. Halbuki bağlam

dil dışında sosyal, kültürel, tarihsel boyutlara da sahiptir. John R. Firth'e göre bir kelimenin anlamı ya bir dizge içinde birlikte olduğu sözcüklerle ya da sosyal, kültürel, psikolojik çevreden oluşan "durum bağlamı" ile belirlenir .19

islamı kaynaklarda si yak, hal, karine, makam gibi farklı kelimelerle ifade edilen bağlam kavramı tefsir geleneğinde dar ve geniş olmak üzere iki farklı düzeyde dikkate alınmıştır. Dar bağlam, ayetlerin metin için""

deki siyak-sibru.< bütünlüğü, geniş bağlam ise Hz. Peygamber'in yaşadığı

dönem, o dönemdeki normlar, değerler ve ilk muhatap kitlenin dünya

görüşleriyle irtibatlandırılmıştır.

Bununla birlikte, özellikle İmam Şam'nin er-Risale adlı eserde orta- ya koyduğu paradigmanın önemli katkısıyla İslam medeniyetirıin giderek dinamik gelenek ve yaşayan sünnet medeniyetinden metin medeniyetine evrilmesi sürecinde gerek Kur'an'dan hüküm üretmedesıkça başvurulan

"se be bin hususiliğine değil, lafzın umumiliğine itibar edilir" kaidesinin ön plana çıkması, gerekse Kur'an metniyle ilgili "edebi i'caz" nazariyesi üzerinde fazlaca durulması gibi sebeplerle·mana hemen tamamıyla metin içi dar bağlam çerç~vesinde tespit edilmeye çalışılmış, Kur'an'ın nazil ol-

duğu vasattaki sosyo-kültürel bağlamıöncelemenin

ilaru

hitaptaki umumi mana ve mesajı belli bir tarihselliğe hapsedeceğinden kaygılanılmıştır.

Ne var ki bu metin merkezci ve tamirnci yaklaşııri, Kur'an'ın bir re- ferans metni olarak okunınası ve kullanılması sonucunu doğurmuş, do-

17 Ebu Muhammed Abdullah ibn Kuteybe, Te'vllii Mıılıtelifi1-Hadzs, Beyrut 1995, s. 51.

18 H. P. Rickman, Anlama ve İnsan Bilimleri, çev. Mehmet Dağ, Samsun 2000, s. 18.

19 Doğan Aksan, Aıılanıbilinı Anianıbilim Konuları ve Tiirkçeııin Anlambilinıi, Ankara 1999,

s. 75. .

(12)

Kur'an'ın Lafizcı. (Literalist) Yo~mu ve Din Referanslı Şiddet Olgusu 1393

layısıyla tek tek ayetlerin, hatta ayetler içindeki muhtelif iladelerin nüzul

bağlaınından bağımsız olarak tek başına referans ve hüccet değeri taşıdı­

ğı varsayılmış, kendi özgün nüzul bağlaınından soyutlanan Kur'an ifade- lerinin anlamıru tayin edecek bağlam boşluğu ise yorumcunun mensup

olduğu kelanu ve/veya fı.khl geleneğin kabulleriyle doldurulmuştur. 20

Klasik dönemlerdeki bu genel okuma ve anlama tarzı birçok ayete keyfi ve sübjektif mana takelirlerinde bulunulmasına, dolayısıyla asıl ına­

nanın çok kere muğlaklaşıp buharlaşması gibi olumsuz sonuçlar doğur­

muştur. Yine bu okuma ve anlama tarzı Kur'an kıssalarının nüzul orta-

mından bağımsız olarak yorumlanmasına ve kimi zaman kıssalardan çok tuhaf anlamlar çıkanlmasına yol açmıştır. Halbuki Kur'an birçok ayette kendisini Arap diliyle inzal edilmiş bir kelam olarak tarumlamıştır. Dil sadece fikir, duygu ve düşünceleri iletme aracı değil, aynı zamanda top- lumsal kültür, etkinlik ve tecrübenin bir parçası ve yansımasıdır. Dilsel ifadeleri çeVTeleyen bir ortam, bir kültürel yapı, yaşam ve yaşanmışlık vardır.21

Bir dilin varlığı, o dili konuşanlar arasında belli lafiZiarın belli an-

lamları taşıması konusunda asgari bir mutabakab.n bulunmasını zorunlu

kıldığından, fasih Arapçayla inclirilen Kur' an! lafızlarının zorunlu, müm- kün ve muhtemel anlamlarını belirlemede Aİapçayı bilmek, özellikle de Kur'an vahyinin nazil olduğu dönem ve coğrafyada yaşayan Arapçanın

dil ve mantık yapısını gözetmek vazgeçilmez bir öncelik taşır. Bu aynı

zamanda ümmetin din anlayışının merkezinde Kur'an metninin (Kitab) yer almasını ve bu metnin anlaşılmasında müslümanlar arasında belli bir ortak paydarun bulunmasını da açıklayan bir husustur. İşte bu sebepleelir ki usulciller Kur'an metninden ve sünnetten hüküm çıkarma metotlarının çatısını dil kurallarıüzerine kurmuşlardır.

Lafzın anlam alanını belirlemede dilin kurallarından ve imkarnarın­

dan yola çıkmak ön şart niteliğinde ilk aşamayı teşkil etse de ikinci aşa­

mada, anlamı bilinen lafzın nasıl bir şer'! hüküm içereliğine karar vermek, yanimetnin hukukiyorumunu üretmek gerekir. Kur'an (Kitab) açısından

ifade edilecek olursa, lafzın anlamı Şan'in ne buyurduğu, hükme delaleti ise usulcülerin deyimiyle, mükellefin fiili açısından bu hitabın anlamları­

m veya mükellefin fiilierine bağlanan şer'! vasfıdır. İkinci aşamada Şan~ in ne demek istediği meselesini de kapsayan bir fıkhl anlama ve yorumlama

20 Ömer Özsoy, Kur'an ve Tnrilısellik Yazıları, Ankara 2004, s.l46.

21 Bağlam (siyak) hakkında geniş bilgi için bkz. Osman Güman, Fıkıh Usiilii Uterntiiriinde

Siyak, istanbui 2013, s. 21-80. ~.

(13)

394 1 Din ve Şiddet

söz konusudur. Bunun için dili bilmenin ötesinde fıkıh formasyonu, içti- hat melekesi, yoğun çaba ve geniş birikim gerekir. Sonuçta Kur'an'ı anla- mada elfaz pergelin birinci ayağını oluşturur. Ancak Kur'an elfazının şer'!

hükme delaletinin mümkün ve muhtemel sırurlarıruçizmede ayetlerdeki

lafızlar kadar Kur'an'ın bütüncül anlatmu, şer'! hü.kümlerin makasıd de- nilen temel ilke ve hedefleri, vahyin kendi nüzul ortamı içinde ilk muha-

taplarıyla diyalektik ilişkisi, lafızların ilk/asll/tarihi manalan ile kültürel ve tarihsel arka plan bilgisi de son derece önemlidir.

Diğer taraftan Kur' an' ın nazil olduğu yirmi üç yillık tarih ve toplum kesitine kadar hem şer' u men kablena geleneğinin, hem de insanlığın tabü tecrübesinin geçirdiği safahatı bilmek ve karşılaştırmalar yapmak gerekir.

Aynışekilde ayetlerin nüzul sebebi ve ortamı, nas-sosyal olgu irtibatı gibi

hususların yanında ilk dönemlerden nakledilen sözlü ve arneli geleneği

içinde barındıran sünnet ve icma da bu noktada önem taşır. Bütün bun-

ların yanında Kur'an'ın lafzından doğrudan ve açıkça anlaşılan anlam ile onun dolaylı anlatımı arasında bir ayırım yapmak da söz konusu olabilir.

Kur'an bu geniş yelpaze içinde okunmadığı tak4i.rde, kişilerin kendi yo- rum ve tercihlerini tek hakikat olarak bizatihi vahiyle irtibatlandırması ve öznel yorumlarını Kur'an'ın alternatifsiz hükmü olarak sunması tehlikesi

ortayaçıkar.22

Bağlam sadece nass için değil, nassı yorumlayan özneler için de söz konusudur. Kur'an vahyinin tamirnci (umumileştirici) tarzda yorumlan-

ması, usul kaideleri ve kelfurı.l-itikadl kabuller dışında yerumcunun için- de bulunduğu sosyal ve toplumsalşartlarlada çok yakından ilişkilidir.

Bu husus özellikle Endülüslü müfessirlerin cihad ve kıtalle ilgili ayetleri anlama ve yorumlama tarzlarıyla ömeklendirilebilir.

Ebu

Bekr İbnü1-A­

rab1 ve Kurtub1(ö. 671/1273) gibi müfessirler Bakara 2/193. ayetteki kıtal

emtini küfür gerekçesine bağlamış ve Hz. Peygamber'in, "Ben insanların Allah'ın birliğini kabul edinceye değin savaşmakla emredildim" hadisini

bağlamsız ve tamirnci tarzda yorumlaıruşlardır. Bu yorum tarzı belli bir usul kaidesine dayanmanın ötesinde İbnü1-Arab1 ve Kurtub1'nin kendi

hayatlarında şahit olduklan acı olaylar ve bu olaylara bağlı duygusal mo- tivasyonlarla irtibatlıdır. Daha açıkçası İbnü1-Arab1 çocukluk çağlarında,

"MülUku't-Tavili" diye anılan beylikler arasındaki yıkıcı mücadelelere, bundan da önemlisi Kilise'nin teşvikiyle oluşan Hıristiyan gönüllülerle ordusunu takviye eden Kastilya Kralı I. Femando'nun 1062 yılında Tu-

22 Ali Bardakoğlu, "Fıkıh Çözüm mü Üretir, Sorun mu?", Eskiyeni Anndolu il alıiyat Araş­

tırma Dergisi, s. 29 (2014), s. 162-163, 166.

(14)

Kur'an'ın Lafızet (Literalist) Yorumu ue Din Referanslı Şiddet Olgusu 1395

leytula (Toledo) ve İş biliye'yi haraca bağlaması ve Kral VI. Alfonso'nun

Tuleytula'yı işgale uğratması gibi olaylara şahit olmuşhır.23

Hıristiyan İspanyalıların 3 Ramazan 627'de (16 Temmuz U30) ger- çekleştirdikleri bir saldında öldürülmüş bir babanın eviadı olan ve Al-i

İnıran 37170. ayet münasebetiyle babasının katledilmesi olayına atıfta

bulunan Kurtub124 ise Kurtuba'run 633 (1236) yılında Kastilya-Leon Kralı

m.

Femando kuvvetleri tarafından ele geçirilmesine şahitlik etmiştir. Bu olaylar Kurtubl'nin iç dünyasında derin yaı:alar açtığındanJ ''Düşmanla savaşmak size farz kılındı, halbuki savaş hoşunuza gitmiyor; ancak hoş­

lanrnadığınız bir şey sizin için hayırlı olabilir ... " mealindeki ifadelerle

başlayan Bakara 2/216. ayetin tefsirinde şunları kaydetmiştir: "Kur'an'ın

bu ifadesi Endülüs beldelerinde tecrübeyle sabit olduğu üzere hiçbir iti- raz ve tartışma götürmez biçimde doğrudur. Müslümanlar bu beldelerde

cihadı terk ettiler, düşmanla çarpışmaktan uzak durup çok kere kaçtılar.

Bunun üzerine düşman Endülüs beldelerini işgal etti; bizi kah esir aldı,

kah katletti, kah köleleştirdi. Kuşkusuz biz Allah'a aidiz ve O'na dönece-

ğiz; ancak bütün bu yaşananlar kendi yapıp ettiklerimizin neticesidir."25 Yerumcunun durum bağlaını ile tamirnci yorum arasındaki sıkı iliş­

ki hususunda Endülüslü müfessirlerden İbnrAtıyye ve İbn Cüzey'in (ö.

741/1340)

Al-i

İmran 3/28. ayetle ilgili izahları da dikkat çelcici örnek ola- rak zikredilebilir. Bu iki müfessir, "Müminler, mürninleri bırakıp katirie- ri dost, sırdaş, stratejik müttefik (veli) edinmesiJ;ıler. Aksi halde Allah1a

bağlarını koparmış olurlar" mealincieki ifadeyle başlayan bu ayetteki ifa- deyi, "Ayetin lafzı tüm zamanlar ve çağlarla ilgili olarak genel geçerdir"

(ve-lafzu1-ayeti iimmım

ft

cemfi1-a'siir), '~yet tüm çağlar için genel geçer- dir" (ammetünfi cemii1-a'sar) şeklinde bir ifadeyle genelleştirmeyi tercih

etmişlerdir.26

Kuşkusuz bu tercihin sebebi, tefsir veya fıkıh usulü kaidesinden ziyade, müfessirlerin bizzat yaşadıklan dramatik olaylar ve bu olaylara bağlı motivasyonlardır. Zira İbn Atıyye 503 (1109) yılında Talab1re (Tala- vera) Savaşı'na katılmış, Sll'de (1117) Zaragoza'nın savunmasına katıl-

23 Bkz. Ebu Bekr Muhammed ibnü'l-Arab'i, en-Nôsı1ı ve1-Mensftlı fi1-~ıır'iini1-Kerim, nşr.

Abdülkebir el-Alevi el-Medgari, Bulak 1992, s. 17-27, (Naşirin girişi); Zehebi, Siyerii A 1fimi'ıı-Nübe/fi, XX. 197-204.

24 Kurtubi, el-Ciimi', IV. 174.

25 Kurtubi, el-Cfimi', ID. 28.

26 Ebu Muhammed Abdilihak b. Gilib ibn Atıyye, el-Mıılıamerii1-Veciz, Beyrut 2001, I.

419; Ebü'l-Kasım Muhammed b. Ahınedibn Cüzey el-Kelbi, et-Teslıilli Wimi't-Tenzil, Sayda-Beyrut '2005, I. 243.

(15)

396 1 Din ve Şiddet

mış, ayrıca Murabıt melikleriyle görüşmeler yapıp savaşların durumu ve

düşmanlara karşı takip edilmesi gereken stratejilerle ilgili raporlar sun-

muş, Hıristiyanlar tarafından istila edilen yerleri geri almalan konusunda teşvik ve uyanlarda bulunmuştur.27 İbn Cüzey ise Nasrllerin Meri:nllerle birlikte İspanyol ve Portekiz kuvvetlerine karşı Cebelitank yakınlarında­

ki Tarif'te yaptığı savaşta (7 Cemaziyelevvel 741/29 Ekim 1340) şehit ol-

muştur.28

Bu kısa biyografi.k bilgiler dahi Endülüslü müfessirlerin cihad ve kı­

talle ilgili ayetlerdeki hükümleri tüm zamanlar için genel geçer hükümler olarak değerlendirmesinin tarihsel bağlaını ve arka planı hakkında yeterli fikir verir mahiyettedir. Nitekim bir değerlendirmeye göre de Endülüs'te

ısrarla Maliki mezhebine tutunmanın ve bidat ehline karşı sert uygula-

maların arkasındaki temel sebeplerden biri kuzeydeki Hıristiyanlarla sü- rekli mücadele ve çatışma yaşanmasıdır. Endülüs'te Yahudilerle de çetin bir di.ni rekabet yaşanmıştır. İbn Hazm (ö. 456/1064), Ebü'l-Veüd_el-Baci (ö. 474/1081), İbn Rüşd (ö. 595/1199) gibi müslüman alimler Ehl-i Kitab'a reddiyeler yazmış, İbnü'z-Zübeyr es-Sekm (ö. 708/1308) gibi diğer bazı

alimler ise cihadın faziletiyle ilgili olarak Sebzlü'r-Reşad

fi

Fadli'l-Cihad gibi eserler kaleme almışlardır. 29

Değerlendirme ve Sonuç

Fıkıh usUlü ve tefsir geleneğinde Kur'an'ı bağlamsız okuma ve yo-

rumlamarıın genel kaidesi, .. 'sebebin hususiliğine değil, lafzın umfunili.ği­

ne itibar edilir" klişesiyle formüle edilir. Bu kaide, "Kur'an'ın sadece ilk hitap çevresindeki doğrudan muhataplanna ·değil, sonraki zamanlarda

diğer bütün dalaylı muhataplarına da söyleyecek sözü vardır" şeklinde

ifade edilebilecek bir düşünce temelinde ortaya çıkmış olabilir; fakat laf-

zın umumiliğine itibar kaidesinin günümüzdeki yaygın algılaruş tarzı,

"Kur'an'daki şer'!

ahkam

hüküıri her zaman ve zeminde lafz! mucibince uygulanır" şeklindedir. Hatta "Kur'an islamı" ve/veya "Kur'an müslü-

manlığı" diye adlandırılan modern söylem de, Kur'an elfazı sadece hüküm

değil, anlam itibariyle de umum1 kabul edilmekte, dolayısıyla ayetlerdeki kelimeler yöntem, ölçüt gibi hiçbir şeye bakılmaksızın sözlükteki müte- addit manalanndan herhangi birine kolaylıkla hamledilebilmektedir.

Bu yaklaşımda Kur'an lafızlan her durumda ve koşulda farklımana

27 Abdülvehhab Fayid, Menlıecii İbnAiıyıJe fiTefsiri'l-Kur'ani1.-Keri.m, Kahire 1973, s. 71-75.

28 Ebü1-Vefa Burhanüdcün İbrahim İbn Ferhun, ed-Dibacii'l-Miizlıeb, nşr. Muhammed el-Ahmecü Ebü'n-Nılr, Kahire 1972, II. 274-276.

29 Daha geniş bilgi ve değerlendirme için bkz. Mehmet Akif Koç, "Endülüs Tefsirciliği

Üzerine Bir Giriş Denemesi", İslfimiyat, cilt: 7, sayı. 3 (2004), s. 57-58.

(16)

Kı-1-r'an'ın Lafızcı (Literalist) Yorumu ve Din Referans lı Şiddet Olgusu 1397

takdirlerine elverişli hale gelebil.mekte; başka bir ifadeyle, yarumcunun içinde bulunduğu çağdaş durum bağlarm değiştiğinde ayetin anlanu da

rahatlıkla değişebilmekte, böylelikle Kur'an her türlü anlam arayışına çağdaş cevaplar verebil.mektedir. Fakat ne acıdır ki bu tür operasyonel yorumlarda çağdaş durum metbfi., Kur'an ona tabi lalınmakta, üstelik

çağdaş durumun dayattığıaniann üretmek adına Kur'an metni çok kere yorum tahrifine uğratıldığı halde bu pespayelik gayet il.ml ve ulv1 bir çaba gibi sunulabil.mektedir.

Bize öyle geliyor ki hem Kur'an'ı bu şekilde yorumlayanlar, hem de bu yorumları değerli bulanlar olan bitenin farkındadırlar. Ne var ki söylem düzeyinde güçlü ve sükseli bir retorikle İslam şeriabnın evren-

selliğini ve bugünün dünyasında aynen geçerliliğini savunurken pratikte

şeriatın özellikle toplumsal alanla ilgili hükümlerine kayıtsız biçimde laik gibi yaşamak, "iki dünyalı"lığı kaçırulmaz kılmakta, bunun neticesinde ister istemez modern durumun ilcaatına uygun bir Kur'an yorumu üre- tilerek pratik yaşam kodları meşrulaşbnlmaya çalışılmakta ya da kısaca inanıldığı gibi yaşamak yerine yaşandığı gibi inanmanın gerekçeleri oluş­

turulmaktadır.

Bu serapa ilkesizlik tablosu bağlamsız :ve tamirnci Kur'an okuma-

larının modernist versiyonuna aittir. Aynı okuma tarzının gelenekçi ve evrenselci versiyonuna gelince, Türkiye özelinde gelenekçi ve evrenselci okuma tarzı da pratik yaşam düzeyindeki yans:gnaları itibar~yle moder- nist çizgiden pek farklı değildir. Başka bir ifadeyle, günümüz Türkiye' sin- de modenisti de gelenekçisi de hemen hemen aynı pratik hayat kodlarına

sahiptir. Ancak ülkenin hal-i hazırdaki siyasi konjonktürü dikkat alındı­

ğında, bilhassa ilahiyat ve Diyanet gibi camialarda "Ehl-i Sünnet" patent- li geleneksel dini görüşler ve kabullere sadakat söyleminin ikbal açısın­

dan son derece işlevsel ve ön açıcı olması hasebiyle Kur'an ahkfunırun

bağlamsız ve tamimd tarzda okunmasını savunmak İslam'ı ve Kur'an'ı müdafaa anlanu taşımakta, söz konusu ahkfurun öncelikle kendi tarihsel

bağlamında okunmasına ve maksadırun araştırılmasına yönelik teklifler ise kimi zaman "ergen tavn"yla eleştiritip düpedüz heretiklik olarak tak- dim olunmaktadır.

Vaktaki Işid, Cihadcı Selefilik gibi örgütler ve hareketlerin tam da

Kur'an'ın cihad ve kıtalle ilgili ahkamının bugünkü dünyada nasıl tatbik

edileceğini gösterircesine ürettikleri terör ve tedhiş faaliyetleri gündeme oturduğunda, "İslam bu değil! Bunlar müslüman değil!" gibi kesin hü- küm cümleleriyle başlayan kıyasıya eleştiriler eşliğinde tiksindirici bir çifte standartcılığa yaslanılarak ilgili ayetlerin nüzul sebepleri, tarihsel

(17)

398 1 Din ve Şiddet

bağlam içinde ne ifade ettikleri gibi nafile lakırclılara başlanmaktadır. Ne- redeyse hemen her gün şahit olduğumuz bu manzara, bize göre genelde İslam dünyasında, özelde bu topraklarda yaşanan en ciddi ve yakıcı so- runlardan birinin "derin ahlaksızlık" sorunu olduğunu ortaya koymak-

tadır.

Referanslar

Benzer Belgeler

The aim of our study was to standardize the polymerase chain reaction PCR method by using simulated samples in order to detect Candida species in blood samples of candidemia

The research may contribute to the listening courses and the teachers on how listening skill can be improved by the help of the autonomous learning with a strategy based teaching in

The hiding of the audio file in the edges of the image makes it a very safe way to count changes in the image to the intensity of color values in those areas.

This chapter emphasizes its development assistance through its leading NGOs, most especially the IHH Humanitarian Relief Foundation, and its mediation role through

1892 yılına ait Bitlis Vilayet Salnamesinin sonunda verilen tabloya göre, Siirt Sancağı merkez kazasında 3 tane kilise ve manastır, Garzan kazası ve kazaya bağlı Rıdvan

4.Hafta Azerbaycan’ın Sosyal, Siyasi ve Kültürel Tarihi 5.Hafta Kazakistan’ın Sosyal, Siyasi ve Kültürel Tarihi 6.Hafta Kırgızistan’ın Sosyal, Siyasi ve Kültürel

Buraya kadar nakledilenbilgiler göstermektedir ki; hicri birinci asnn sonlarına kadar re'y, doğal bir meleke olarak görülmekte; olumsuz bir niteleme şöyle dursun, bil ald

kıyaslanamayacak kadar azdır. Yine bu çalıĢma vesilesi ile bu azlığı teolojik arka planda bulunan problemlerden kaynakladığını ve bu hususta Hıristiyanlığın