• Sonuç bulunamadı

Orhan Kemal unutuldu mu?:Orhan Kemal'in yakın arkadaşı Buyrukçu, yazarın hikayelerinin artık eski bulunduğunu söyledi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Orhan Kemal unutuldu mu?:Orhan Kemal'in yakın arkadaşı Buyrukçu, yazarın hikayelerinin artık eski bulunduğunu söyledi"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

en

ÜNEŞ SAYFA 6

fr

a anar • ıvuııur • insan

13 HAZİRAN 1987 CUMARTESİ

Orhan Kemal’in yakın arkadaşı Buyrukçu, yazarın hikayelerinin artık eski bulunduğunu söyledi

Orhan Kemal unutuldu mu ?

O

n y e d î

yıl önce, geçtiğim iz günlerde kaybettiğim iz Orhan Ke­

m al’in yapıtları ve yaşam ı üzerine Muzaffer Buyrukçu ile konuştuk

_________________ NECATİ GÜNGÖR

O

RHAN Kemal’le ilgili birçok anı yayımlandı, anılarını ya­ zanların başında siz de varsınız. Bu konuyla ilgili (Arkadaş Anılarında Orhan

Kemal) kitabını 1984 yılında gümşığına çıkardınız. Bu kitaptan kısaca söz eder

misiniz?

Orhan Kemal'e ilişkin anılarını anlatanla­ rın çoğu, onu tanıdıkları yıllardan bellekle­ rinde kalan, zaman geçtikçe ve yaşamdaki kocaman devinim olaylar ürettikçe netlikle­ riyle yoğunluklarını yitiren, araya başka so­ runlar girdiği için bütünlüğü bozulan dağı­ nık malzemeden yararlanmışlardır. Ve bun­ ların bazıları inandırıcılıktan uzaktır, çünkü yazılı notlara, belgelere dayanmamaktadır. Notlar, belgeler olmayınca da yanlışlık yap­ mak, birisinin gerçeğini başka birisinin ger­ çeğiyle karıştırmak mümkündür.

Oysa benim yazdıklarımın bellek yatağın­ da dura dura eskiyen, hırpalanan, rengi atan, görüntüsü silikleşen ve eriyip buhar­ laşan (ânı)larla bir ilişiği yoktur. Günlükler­ dir yapıtlarım, o günü, serüveni , serüven­ lerin hızlı akışı içinde yakalayan, öteki istik­ balleri belirsiz günlerden üstün kılan tarihli günlükler... Bunlar, bir, birlikte yürümenin, bir, birlikte bir şeyleri görmenin ve bu edim­ leri aynı anlarda doğan değişik edimlere katmanın tazeliğini taşıyan kanıtlarıdır. Dav­ ranışlar, konuşmalar, düşünceler, olaylar o sırada doğmuştur. Gerçektir. O kişiye, o ki­ şilere aittir, onların eylemlerinin bir yansı­ ması, bir uzantısıdır. İşte (Arkadaş Anıların­ da Orhan Kemal) adlı kitabım böyle bir ça­ lışmadır. Kitabın içerdiği günlükler, dostlu­ ğumuzun ve derinleşen arkadaşlık ilişkile­ rimizin iyice güçlendiği, sevgiyle donandı­ ğı zamanlardan kopartılmış, korkunç cana­ var unutuşun yutmasına izin verilmemiş ya­ zılardır. Canlı, sıcak, yaşam hikâyelerimiz­ deki konum ları ö lü m s ü z le ş tirilm iş saptamalardır. Yemek yediğim, içki içtiğim, Cağaloğlu’nda, Beyoğlu’nda gezdiğim, film­ ler, oyunlar seyrettiğim, dertlerini, hapisha­ ne ve aşk hikâyelerini dinlediğim, yaptığım espriye gülen, yaptığı espriye güldüğüm Or­ han Kemal’le aldığım soluklardır. Sevdiğim bir yapıttır (Arkadaş Anılarında Orhan Ke­ mal). Ama yayınevi tanıtma konusunda çok gevşek, hatta ilgisiz davrandığı için varlığı, benim ve Orhan Kemal'in okurlarına duyu- rulamamıştır. Duyurulamayınca da bu kita­ bın yayımlanışını kimse bilmemektedir.

Orhan Kemal’in yapıtları, özellikle de romanları hâlâ geniş bir okur kesimince aranıp okunmaktadır. Sizce bu eskime-

ktâ

yen ve eksilmeyen ilgi neyin göstergesi olarak açıklanabilir?

Çok okunan ve çok okunmayan yazar so­ runu hep tartışılmış ama kesin bir şey söy- lenememiştir. İleri sürülen düşünceler bu yüzden boşlukta yüzüp durmaktadır. Gene de araştırmalar, incelemeler birbirini izle­ mektedir. Orhan Kemal’in romanlarının sü­ rekli okunmasının nedenleri arasında İki ta­ nesi çok önemlidir. Orhan Kemal, romanın başlangıcından sonuna kadar akıcı olması­ na, bu akıcılığı sağlayan olaylar örgüsüne dikkat etmektedir, bir bakıma yapıtlarını olay dizileri üstüne kurmaktadır. Konularını işçi, köylü gibi kesimlerin yığıldığı kenar mahal­ lelerden ve kent dışındaki bölgelerden seç­ mektedir; o mahallelerde, o bölgelerde ömür tüketen zavallıların durumları iç karar­ tan sorunlarla yüklüdür ve dokunduğun yer­

den acı fışkırmaktadır. Kendimize acıyan, kendimize ağlayan, karamsarlıklarla dram­ ları seven bir mizacımız vardır ve bunları, duyguların yoğun olduğu bir dille anlatan­ lara bağlanırız. (Arabesk boşuna ilişkileri­ mizin arasına yerleşmedi) Orhan Kemal, yoksulların serüvenlerini hikâyeleştirirken yalın, açık seçik, derinliksiz, sanatsız bir dil kullanmaktadır. Bu dil kısa, yormayan,dü­ şüncelerle ağırlaştırılmayan konuşmalarla beslenince başarı kazanmaktadır. Orhan Kemal'i yediden yetmişe herkes anlar ve hiç zorlanmaz, hiç sıkılmaz; okutan itici güç herhalde buralarda saklıdır. İkinci neden de şudur: Orhan Kemal, belli bir misyonun adamıdır. Sosyalisttir. Bursa Cezaevi’nde efsane şair Nazım Hikmet'le karşılaşmıştır. Yazarlık yeteneğinin su yüzüne çıktığı ve ürüne dönüştüğü üçbuçuk yıl, büyük usta­

nın elinde yoğurulmuştur. Bilgiyle doldurul­ muştur. Bilincini, dünya görüşünü, yürüye­ ceği yolu Nazım Hikmet'in varlığına sindir­ diği eğitimde bulmuştur. Bu eşsiz bir şans­ tır. İşte bu şans, Orhan Kemal’e yazdığı hi­ kâyeleri edebiyat dergilerinde hemen ya­ yımlama ve hapishanedeyken ünlenme o y ­ nağını ve saygın topluluklarca benimsenme­ yi sağlamıştır. Evet, Orhan Kemal, BabIâ­ l i ’de canını d iş in e ta ka ra k adını edebiyatseverlerin belleklerine kazmaya ça­ lışan genç yeteneklerin önlerine dikilen en­ gelleri aşmaya uğraşırken duyduklarını duy­ mamıştır. Geniş bir çevresi ve dediğini yap­ tırma gücü bulunan Nazım Hikmet’in yar­ dımıyla, cezasını tamamlayıp özgürlüğe ka­ vuştuğunda, dergilerin sayfalarının, yayı­ nevlerinin ve kültürü, edebiyatı yönetip yön­ lendiren odakların kapılarının kendisine so­ nuna kadar açıldığını görmüştür. Toplum­ sal gerçekçiliğin öncülerinden sayılmış ve Nazım Hikmet’le, Sabahattin Ali'yle birlik­ te bayraklaştırılmıştır.

Ve sosyalist partilerden, sendikalardan ve daha başka kurumlardan destek görmüş­ tür.

Edebiyatımızın birkaç önemli adı bu yol­ lardan geçerek büyük okur kitlesine ulaş­ mıştır.

Orhan Kemal'in kendisinden sonra ge­ len hikâyeci kuşağı üzerinde etkisi olmuş mudur sizce? Olmuşsa bunun olumlu so­

nuçlarından söz edebilir miyiz? Bir yazar, yarattığı yapıtlarla insan ilişki­ lerinin derinliklerinde kopan kıyametlere ye­ ni boyutlar getirmişse eğer, başka bir ya­ zarı doğrudan doğruya değil ama dolaylı olarak (o da -uyarma, gerçekleri değişik bir açıdan değerlendirme- yönünden) etkiler. Ama bu etki görülmez, görülmediği için de saptanamaz, etkiyi saptayacak bir ölçü yok­ tur. “ O şunun etkisindedir” sözleri bir ya­ kıştırma, yüzeysel bir yargılama ve karala­ madır. Bu yüzden Orhan Kemal’in kendisin­ den sonra gelen hikâyecileri etkileyip etki­ lemediğini kestiremeyiz. Ayrıca bugün Or- hanKemal'in hikâyesine benzeyen, andıran, anımsatan hikâyeler yazılmıyor, yazılmama­ sı bir yana Orhan Kemal’in dün beğenilen, göklere çıkartılan hikâyesi hem yapı hem içerik yönünden eski bulunuyor. Ve hikâye­ nin kendine başka yaşam alanları, başka teknikler aradığı, atılımlardan atılımlara koş­ tuğu bir ortamda, Orhan Kemal'in etkisin­ den söz etmek biraz tuhaf olur gibi geliyor bana.

Bence edebiyatımızı Orhan Kemal’in ben­ zerleri değil, ona benzemeyenler güçlendirir ve zenginleştirir.

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

ilk izlenim: Çok topal, çok kör, çok gözlüklü, çok uzun, çok çirkin bir adam (?) Tek oğlu Çetin’in ortaokula başladığı sınıfı almak istemiş lisenin

Bu çalışmada da yerel vergi bilincini belirleyen faktörler olarak; adalet ve eşitlik, din ve ah- lak, katılımcılık ve yerelleşme, kültür, idareye bakış ve siyasi anlayış

Eğer bu düşünceyi tersten değerlendirirsek, 3,8 milyar yıl boyunca yeryüzünde birbirinden farklı 650 milyon ile 1,3 milyar arasında canlı türü yaşamış ve yok olmuş..

Sonuç olarak bu çalışmada olay yerinden alınan hastaların yanında ilimizde hastaneler arası nakilde 112 acil ambulans kullanımının sık olduğu, hastanemizin şehir içi

İslam dinine ve Müslümanlara yönelik nefret söylemlerinin ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ise İslamofobiyi körüklemekte ve oryantalist

Atatürk her hareketi, her'davra- nışiyle Türk milletini aksettiren mu azzam bir ruh portresidir. Fakat kendisinin sık sık tekrarlamaktan gerj kalmadığı bir

Kullanılan modeller farklı salım senaryolarından bağımsız olarak küresel GSYH kayıplarının 2050 civarına kadar görece düşük (ortalamada yıllık olarak %0,4’ün

Ayrıca yapılan deneylerde zaten kolayca tepkimeye girme özelliğine sahip zehirli oksijen bileşikleri üretilmesine sebep olarak mikroplara etki ettiği