• Sonuç bulunamadı

Zağnos Paşa'nın Balıkesir'deki vakıfları (16 numaralı Zağnos Paşa Evkaf Defteri transkripsiyonu ve değerlendirilmesi) (h. 1278-m. 1862)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Zağnos Paşa'nın Balıkesir'deki vakıfları (16 numaralı Zağnos Paşa Evkaf Defteri transkripsiyonu ve değerlendirilmesi) (h. 1278-m. 1862)"

Copied!
436
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

BALIKESiR ÜNiVERSiTESi SOSYAL BiLiMLER ENSTiTÜSÜ

TARiH ANABiLiM DALI

ZAĞNOS PAŞA’NIN BALIKESİR’DEKİ VAKIFLARI

(16 NUMARALI ZAĞNOS PAŞA EVKAF DEFTERİ TRANSKRİPSİYONU VE

DEĞERLENDİRİLMESİ) (H.1278-M.1862)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Resul EKİNCİ

(2)

T.C.

BALIKESiR ÜNiVERSiTESi SOSYAL BiLiMLER ENSTiTÜSÜ

TARiH ANABiLiM DALI

ZAĞNOS PAŞA’NIN BALIKESİR’DEKİ VAKIFLARI

(16 NUMARALI ZAĞNOS PAŞA EVKAF DEFTERİ TRANSKRİPSİYONU VE

DEĞERLENDİRİLMESİ) (H.1278-M.1862)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Resul EKİNCİ

Tez Danışmanı Prof. Dr. Kenan Ziya TAŞ

(3)
(4)

ÖNSÖZ

Türk-Ġslam memleketlerinin sosyal, kültürel ve ekonomik hayatında önemli bir rol oynayan vakıflar, Ġslamiyet‟in yeryüzüne inip yayılmasına paralel olarak geliĢimini sürdürmüĢ ve kurumsallaĢarak yayılmıĢ hukuki, dini ve sosyal bir müessesedir. Bugüne intikal etmesi ve bugün dahi insanların bu müesseselerden yararlanması vakıfların insanlar üzerinde ki derin tesirlerini anlamamız açısından önemlidir.

Toplum içerisinde vakıfların bu denli ilerleyip yayılması Türk Tarihi‟nin önemli dönemlerinden biri olan Selçuklular zamanında da devam etmiĢ ve Osmanlı zamanında doruk noktaya ulaĢmıĢtır. Bu ilerleyiĢ Osmanlı zamanında toplumun her safhasına yayılarak toplumla adeta bütünleĢmiĢtir.

Osmanlı Devleti‟nde vakıflar ile toplumun bütünleĢmesini sağlayan ana etken ise, devletin yerine getirmekle sorumlu olduğu sosyal devlet özelliğini, vakıfların kendi üzerine almasından ileri geliyordu. Çünkü devletin yerine getirmekle sorumlu olduğu, baĢta din hizmetleri olmak üzere, eğitim, sağlık, bayındırlık vb. görevler, vakıflar tarafından yerine getiriliyordu. Bu amaç doğrultusunda devletin bütçesinden para harcanmadan, öğrenen ve öğretenlere yardım hizmetleriyle eğitim hizmetleri, cami, mescid, namazgâh vb. müesseselerle din hizmetleri, imarethane, misafirhane, hastane, zaviye, kervansaray, kabristan, bimarhane gibi hizmetleriyle sosyal hizmetler, köprü, yol, çeĢme, suyolları, temizlik iĢleri, han, hamam, sebil gibi hizmetleriyle belediye hizmetleri yerine getirilmiĢ olunuyordu. Bu da toplum içerisinde vakıfların önemini daha çok ön plana çıkarıyor ve devlet, onun bakmakla yükümlü olduğu halk ve halkı oluĢturan fert arasında ki bağlantı vakıflar tarafından sağlanıyordu. Bu özelliği ile vakıflar, geçmiĢ dönemlerden baĢlayıp, günümüze kadar var olan önemini korumuĢ oluyordu.

Yaptığımız bu çalıĢmada, vakfın tanımı, menĢei, içerisinde yer aldığı toplumlara göre geliĢim süreci, yapmıĢ olduğu hizmet çeĢitleri, devlet açısından önemi hakkında bilgi verdik. Ġkinci aĢama olarak, Balıkesir‟in önemli tarihi Ģahsiyetlerinden olan Zağnos PaĢa‟yı kaynaklardan yararlanarak tanıtmaya gayret gösterdik. Ayrıca, vakıflar konusuyla alakalı olarak bu çalıĢmada Zağnos PaĢa‟nın Balıkesir‟deki vakıflarını öne çıkarmaya çalıĢtık ve Ģimdiye kadar yayınlanmıĢ olan eserlerde yer alan cami, çeĢme, medrese, dükkânlar vs.nin dıĢında Ģu ana kadar çalıĢılmamıĢ ve yayınlanmamıĢ olan

(5)

Zağnos PaĢa‟nın arazi vakıflarını yayınlamaya çalıĢarak, merak edilen Balıkesir‟deki bu arazilerin özellikleri hakkında elde ettiğimiz verileri paylaĢtık.

Konuyu, imkânların elverdiği ölçüde inceleyip ortaya koymaya çalıĢmıĢ bulunmaktayız. Bu açıdan konunun belirlenmesinde ve çalıĢmanın her safhasında değerli fikirlerinden yararlandığım ve çalıĢma süresince teĢvikleriyle destek gördüğüm çok değerli hocam, Prof. Dr. Kenan Ziya TAġ‟a Ģükranlarımı sunuyorum.

Resul EKĠNCĠ BALIKESĠR

(6)

ÖZET

ZAĞNOS PAŞA’NIN BALIKESİR’DEKİ VAKIFLARI

(16 NUMARALI ZAĞNOS PAŞA EVKAF DEFTERİ TRANSKRİPSİYONU VE DEĞERLENDİRİLMESİ)

(H. 1278, M. 1862)

EKĠNCĠ, Resul

Yüksek Lisans, Tarih Anabilim Dalı Tez DanıĢmanı: Prof. Dr. Kenan Ziya TAġ

2011,436

Toplumların kalkınması ve ayakta kalması, o topluluk içerisinde yer alan bazı kurumların güçlü olmasına bağlıdır. Selçuklu ve Osmanlı toplumlarının kalkınıp ayakta kalmasını sağlayan böyle kurumların içerisinde etkili olan müessesenin vakıflar olduğu görülmektedir. Var olan bu müesseseler sayesinde, baĢta din ve eğitim olmak üzere birçok alanda topluma hizmet verilmiĢ ve bu hizmetlerle, toplumun eğitim, ticari ve sosyal hayatı canlı tutulmaya çalıĢılmıĢtır.

Toplumlara sağladıkları birçok hizmetle, Ģehirlerin ön plana çıkmasına aracı olan vakıflarla ilgili olarak yapılan yerel araĢtırmalar, bazı Ģehirler açısından oldukça azdır ve Balıkesir de bunlardan birisidir. Bu sebepten dolayı yapılan bu çalıĢmayla, Zağnos PaĢa‟nın Balıkesir‟deki arazi vakıfları derinlemesine incelenerek, bunların aydınlatılması için bu çalıĢma gerçekleĢtirilmiĢtir. Ayrıca, Balıkesir Ģehir tarihine vakıf kurumlarının etkisi üzerine yapılan çalıĢmalara katkıda bulunulmaya çalıĢılmıĢtır. Evkaf defterinde yer alan bilgiler dâhilinde, bu arazilerin müstagallât çerçevesi içerisinde değerlendirilmesi gerektiği anlaĢılmaktadır.

Müstagallât: Kelime olarak, gelir getiren iĢletmeler demek ise de, terim olarak, tarım, ağaç dikme ve benzeri tasarruflarla kendisinden istifade edilen araziye denilir. Bağlar, bahçeler, maden ocakları ve tarım arazileri bu grupta yer alır. Bu araziler gelir getiren cinsinden olduğu için gelirler sayesinde eldeki toprakların geniĢlediği anlaĢılmaktadır. Çünkü 1462 Zağnos PaĢa Vakfiyesi‟ne göre Balıkesir‟de Zağnos PaĢa‟nın vakıf köyleri: ÇağıĢ, Atköy, PaĢaköy, Türkeri, Zenciriye ise de, 1862 Evkaf Defteri‟ne göre bunlara, Mendehora (Balıklı), Halalca, Çitnehor (Büyük Bostancı), Atnos (Ovaköy), Aslıhan Köyü, Aslıhantepeciği Köyü, Alaca Mescid Arazisi, PaĢa Sultan Arazisi yerlerinin de dâhil edildiği görülmektedir.

(7)

Ortaya koyulan bu bilgiler ıĢığında, yukarıdaki arazilerin özellikleri, arazilerden kimlerin tasarruf ettiği ve bu arazilerin dönüm cinsinden değerinin ne olduğu anlaĢılacaktır. Bu bilgilerden oluĢan çalıĢmamızda, tamamı vakıf kayıtlarından oluĢan 16 Numaralı Zağnos PaĢa Evkaf Defteri‟nin transkripsiyonuna da yer verilmiĢtir. Bu amaçla, bu alanda çalıĢma yapan araĢtırmacıların, vermiĢ olduğumuz bilgilere ulaĢmalarında kolaylık sağlamıĢ olduğumuzu düĢünmekteyiz.

Anahtar Kelimeler: Vakıf, Zağnos PaĢa, Balıkesir, Evkaf Kaydı, Müstagallât, Vakfiye.

(8)

ABSTRACT

BALIKESIR WAQFS OF ZAGNOS PASHA

(TRANSCRIPTION AND EVALUATION OF ZAGNOS PASHA EWQAF LOG 16)

(H. 1278, M. 1862) EKĠNCĠ, Resul

Master Thesis, Department of History Advisor: Prof. Dr. Kenan Ziya TAġ

2011, 436 Pages

Survival and development of societies rely on the strength of some institutions within that community. We see that, among such institutions that insure the survival development of Ottoman and Saljuk societies it was Waqf organizations that were effective.

Thanks to the existence of these instutions, many services in different fields and primarily religion and education services were provided to the society so that social, commercial and educational life of the society could be kept alive.

Local studies on waqfs that helped cities come into prominence through many services they provided are insufficient when it comes to some cities and one of these cities is Balikesir. Owing to this reason, this study aims to uncover these issues by studying land Waqfs of Zagnos Pasha thoroughly. Another objective of this study was to contribute to the studies on the influence of these Waqfs over the history of Balikesir. When considered along with the information found on Ewqaf logs we understand that these lands need to be evaluated within the framework of mustegillat.

Mustagallat: As a basic word it means operations that provide income yet as a term it is used for lands that are utilized for farming, planting trees and such use. Vineyards, gardens, mines and farming lands are located in this group. As these lands provide income, it is seen that currently owned lands expand thanks to the income. According to the 1462 Zagnos Pasha Waqf, Zagnos Pasha‟s Waqf villages are as written below: Cagis, Atkoy, Pasakoy, Turkeri and Zenciriye. Yet, Ewqaf Logs of 1862 indicate that Mendehora (Balikli), Halalca, Citnehor (Buyuk Bostanci), Atnos (Ovakoy), Aslihan Village, Aslihantepecigi Village, Alaca Mescid Lands, Pasha Sultan Field were added to the Waqfh.

(9)

In the light of the information that we uncovered features of the lands provided above, those who utilized these lands and size of these lands will be clear. The data that forms the essence of our study can be found on the transcription of Zagnos Pasha Ewqaf log 16 that consists totally of Waqf logs. We suppose that we made it easier for people who study on this field to locate and obtain information we provided.

(10)

ĠÇĠNDEKĠLER

ÖNSÖZ ... iii

ÖZET ... v

ABSTRACT ... vii

ĠÇĠNDEKĠLER ... ix

ÇĠZELGE VE GRAFĠKLER LĠSTESĠ ... x

GĠRĠġ ... 1 1.1.Problem ... 1 1.2.Amaç ... 2 1.3.Önem ... 3 1.4.Varsayımlar ... 3 1.5.Sınırlılıklar ... 3 1.6. Tanımlar ... 4 ĠLGĠLĠ ALANYAZIN ... 22 2.1. Kuramsal Çerçeve ... 22 2.2. Ġlgili AraĢtırmalar ... 22 YÖNTEM ... 29 3.1. AraĢtırma Modeli ... 29

3.2. Bilgi Toplama Kaynakları ... 29

3.3. Bilgilerin Toplanması ve Değerlendirilmesi ... 30

BULGULAR VE YORUMLAR ... 31

4.1. 16 Numaralı Zağnos PaĢa Evkaf Defteri‟nin Transkripsiyonu ... 31

SONUÇ VE ÖNERĠLER ... 417

5.1. Sonuçlar ... 417

5.2. Öneriler ... 419

(11)

ÇĠZELGE ve GRAFĠKLER

Çizelge–1. Zağnos PaĢa'nın Balıkesir'deki Vakıfları ... 20

Çizelge–2. Zağnos PaĢa'nın Balıkesir'deki Arazi Vakıfları ... 21

Çizelge3–. Köylerin Genel Değerlendirmesi ... 365

Grafik–1. Köylerdeki Arazilerin Genel Durumu ve Arazi Toplam

Dönümü ... 412

Grafik–2. Köylerdeki Tarla Arazilerinin Genel Durumu ve Arazi Toplam Dönümü ... 415

Grafik–3. Köylerdeki Bağların Genel Durumu ve Arazi Toplam Dönümü .... 416

Grafik–4. Köylerdeki Bağçelerin Genel Durumu ve Arazi Toplam

(12)

GĠRĠġ

1.1 Problem

Tarihimizin dayanmıĢ olduğu gerçek bilgiler, arĢivlerdeki belgelerde saklıdır. Çünkü tarihsel süreç içerisinde yaĢanmıĢ olaylar ve insanlar arasındaki etkileĢimden doğan kültürler ve ekonomik faaliyetler, tarihi belgelere kazınmıĢtır. Belgelere dayandırılmadan dile getirilmiĢ tarihi bilgiler çoğu zaman gerçekleri yansıtmamakla birlikte, bu bilgiler sonraki yıllara yanlıĢ bir Ģekilde aktarılarak, amaçsız ve yaĢanmamıĢ bilgilerin toplum içerisinde yayılmasına sebebiyet vermektedir. Belgesiz tarih yazılamayacağı gibi, olayların gerçek boyutları da gün ıĢığına çıkarılamaz.

ArĢiv belgelerine, günümüzdeki bazı insanlar sadece siyasi açıdan bakmaktadırlar. Oysaki, tarihi belgeler bir toplumun yaĢamıĢ olduğu sadece siyasi olaylara kaynaklık etmemekle beraber o toplumun etkileĢimi ve yaĢantısı sonucunda ortaya çıkan kültürel ve ekonomik olaylara da kaynaklık etmektedir.

ArĢiv kaynaklarının önemini yazmakla bitiremeyiz. Bu kaynaklar içerisinde bilgi edinmek istediğimiz vakıflarla ilgili kayıtlara da ulaĢabilmekteyiz.

Vakıflar Genel Müdürlüğü ArĢivi‟nde bulunan vakfiyeler, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ArĢivi ve BaĢbakanlık Osmanlı ArĢivi‟nde bulunan evkaf defterleri, bizlere vakıflarla ilgili yapacağımız araĢtırmalarda yardımcı olacak en önemli kaynaklardır. Vakıflarla ilgili yapılacak çalıĢmalarda bu belgelerden yararlanılması sonucunda vakıflar hakkında önemli bilgiler ortaya çıkmıĢtır. Yapılan çalıĢmalar sonucunda vakıf teĢkilatının geçmiĢten günümüze icra ettiği fonksiyonları yanı sıra, bu kurumların menĢei, oluĢumu, geliĢimi, iĢlevi, hukuku ve halk açısından önemi ile ilgili önemli bilgilere de ulaĢılmıĢtır.

Vakıflar üzerine yapılan araĢtırma ve inceleme çalıĢmalarının sayısı oldukça fazladır ve bu araĢtırmalar hız kesmeden devam etmektedir. Vakıflar üzerine yapılan çalıĢmaların bu denli çok olmasının sebebi, vakıfların menĢei bakımdan geçmiĢinin derin olması ve alan itibariyle geniĢ bir coğrafyaya yayılmasıdır. Ancak bu çalıĢmalar daha da derinleĢtirilerek, vakıf üzerinde benzer düĢünceler sarf etmekten ziyade, yeni bilgilerin ortaya çıkarılması gerekmektedir ve bu bilgiler somut verilere dayandırılmalıdır.

(13)

Üzerinde çalıĢmıĢ olduğumuz bu araĢtırmanın temelinde problem olarak çözüme kovuĢturulması gereken konular, XIX yüzyıl vakıflarının tarımsal gelirlerinin ağırlıklı olup olmadığı ve Zağnos PaĢa‟nın Balıkesir‟de ki arazileridir. Ve bu araĢtırma neticesinde problem, somut verilere dayandırılarak çözüme kavuĢturulmaya çalıĢılmıĢ ve araĢtırmacıların hizmetine sunulmuĢtur. Bu verilerin ortaya çıkmasında, baĢta bahsettiğimiz gibi önemli kaynaklardan biri olan vakıf kayıtları belge olarak temel olmuĢtur.

1.2 Amaç

Osmanlı Ġmparatorluğu sınırları itibariyle çok geniĢ bir alana yayılmaktaydı. Sınırlarının geniĢliliği imparatorluk içerisinde sosyal, kültürel ve ekonomik çeĢitliliği de beraberinde getiriyordu. Bu çeĢitlilik araĢtırmacıların bazılarını, sınırlar içerisindeki Ģehir halkının sosyal yaĢayıĢını araĢtırma konusu yapmaya yönlendirirken, bazılarını kültürel araĢtırmaya, bazılarını da ekonomik araĢtırmaya yönlendirmiĢtir. Yapılan araĢtırmalarda Ģehir halkının günlük hayatla alakalı çoğu ihtiyaçlarının karĢılanmasında, vakıfların ön plana çıktığını görmekteyiz. Bu sebepten dolayı vakıflar belirli bir sistem içerisinde devlet tarafından yakın takibe alınarak kadılar tarafından kontrolü ve denetimi sağlanmaya çalıĢılmıĢ ve gerekli olan bilgiler kayıt altına alınmıĢtır.

Elimizde bulunan 16 Numaralı Zağnos PaĢa Evkaf Defteri de bu kayıtlar sonucunda oluĢmuĢtur. YapmıĢ olduğumuz çalıĢmanın temel amacı ise, bu defterin aslına sâdık kalınarak çevirisini yapıp, daha önce Zağnos PaĢa‟nın bilinen gayrimenkul vakıfları dıĢında, XIX yüzyılda Balıkesir‟deki Zağnos PaĢa Vakfı‟nın tarımsal iĢletmelerini de ortaya çıkarmak olmuĢtur.

YapmıĢ olduğumuz çalıĢma sonucunda elde ettiğimiz verileri belirli Ģekiller içerisinde analiz ederek, defterden yararlanılmasını kolaylaĢtırmaya çalıĢtık. Bu analizi yaparken bazı sorulara cevap bulmaya gayret gösterdik. Bu sorular Ģunlardır:

1- Gayrimenkul araziler Balıkesir Ģehrinin hangi köyleridir? 2- Vakfın cinsi nedir?

3- Vakfedilen gayrimenkuller nelerdir? (tarla, dutluk, bağ, bahçe, harman yeri) 4- Vakfedilen gayrimenkullerin dönümü ne kadardır?

5- Vakfedilen gayrimenkullerden kimler tasarruf edecektir?

YapmıĢ olduğumuz çalıĢma sonucunda bu soruların karĢılık bulduğunu görmekteyiz.

(14)

1.3. Önem

Yerine getirmiĢ olduğu birçok hizmetle, Osmanlı toplumunda önemli bir yeri olan vakıfların, iktisadi ve sosyal yönü oldukça önemlidir. Vakıflar üzerine yapılan çalıĢmalar sonucunda vakıfların önemi daha çok ön plana çıkmakla kalmayıp, onsuz bir devlet düĢünülemeyeceği hissi insanlar üzerinde hâsıl oluyor ki bu doğrudur.

Vakıfların önemi sadece devleti ekonomik ve sosyal açıdan rahatlatma, yönüyle değerlendirilmemelidir. BulunmuĢ olduğu Ģehir, kasaba, hatta köye kadar götürmüĢ olduğu hizmetlerle, devlet merkezinin olduğu yerden, en küçük yerleĢim yerine kadar etkisi ve değeri düĢünülmelidir. Ayrıca vakıf kurumlarının iĢleyiĢinin aksamaması ve insanlara olan hizmetlerinin kesintiye uğramaması için, vakıf kurumlarının, gelir elde etmek maksadıyla arazilerinin icar sistemiyle kiraya verilip bu gelirle vakfın devamlılığının sağlanması da unutulmamalıdır. Bu incelemeyle, XIX yüzyılda Zağnos PaĢa Vakıfları‟nın, Osmanlı klasik dönem vakıf kuruluĢlarındaki gibi tarımsal faaliyetlerden ne kadar destek bulduğu sorusuna cevap araması bakımından da önemli olduğu anlaĢılmalıdır. Ayrıca yapmıĢ olduğumuz çalıĢma, XIX yüzyıl Balıkesir Ģehir hayatıyla alakalı iktisadi olarak bilgi edinmemiz açısından da önemlidir.

1.4. Varsayımlar

Vakıf teĢekküllerinin statik\durgun yapılar olduğu hususunda çeĢitli eleĢtiriler vardır. Bu hususun Zağnos PaĢa Vakıfları özelinden incelenmesi ve değerlendirilmesi bizim en önemli amaçlarımızdan birisidir. Bu amaç doğrultusunda defterden elde edilen bilgiler değerlendirilerek vakıfların durağan değil, geliĢimsel olduğu düĢüncemize destek aranmıĢtır.

1.5. Sınırlılıklar

Bu araĢtırma, veri kaynağı olarak Ankara Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyud-ı Kadime‟de bulunan 16 Numaralı Zağnos PaĢa Evkaf Defteri ile sınırlı tutulmuĢtur.

Defter 82 varaktan (164 sayfa) oluĢmaktadır. Zağnos PaĢa‟nın Balıkesir‟deki arazi vakıflarını içeren bu defter Hicri 1278 tarihinde tutulmuĢtur. Yer olarak Balıkesir merkez (Alaca Mescid Civarı) ve bağlı köyleri kapsamaktadır. Kayıt olarak da sadece arazi vakıflarından müteĢekkildir.

(15)

Eser, meydana getirilirken bu deftere bağlı kalınmıĢ olup, bu defter dıĢında, vakıflar ve Zağnos PaĢa hakkında bilgi verirken çeĢitli kitap, makale türü araĢtırma eserlerinden ve ansiklopedilerden yararlanılmıĢtır.

1.6. Tanımlar

Vakıf: Vakfın tarifini: 1) Sözlük, 2) Terim, anlamı olarak iki Ģekilde

yapabiliriz. Sözlük anlamı itibariyle: Vakf kelimesi, Arapça bir mastar olup, durmak, durdurmak, hapsetmek, ayakta beklemek, alıkoymak anlamlarına gelmektedir.

Terim anlamı itibariyle: Vakf kelimesi üzerine farklı anlamlar yüklenmiĢ olmakla beraber, yapılan vakf tarifleri içerik bakımından birbirine benzemektedir. Bu tarifleri sıralayacak olursak:

Ġmam-ı Âzam'a göre vakıf: Bir mülkün aynî sahibinin mülkü hükmünde kalmak üzere menfaatinin bir cihete tasadduk edilmesidir. (Bilmen, 1969. c.4:284)

Ġmameyn'in tarifine göre vakıf: Bir mülkün menfaatini halka tahsis edip, aynını Allah Teala'nın mülkü hükmünde olarak temlik ve temellikten müebbeden menetmektir (Canan, c.16:201).

Haydar Efendi'ye göre vakıf: Geliri Allah'ın kullarına ait olmak üzere vakf olunan malı Cenab-ı Hakk'ın mülkü hükmünde devamlı olmak üzere temlik ve temellükten habs ve menfaatini tasadduk yahut dilediğine sarf etmektir. (Kaya, 1987:9)

Yapılan tariflerin yanı sıra, Ġslam Ansiklopedisinin 13. cildinde "Vakf" kelimesi, içeriği itibariyle bazı imamlara göre farklı anlamlar da taĢımaktadır. Örneğin, burada vakfın ilk hukuki tariflerine fıkıh kitaplarında rastlandığından bahsetmekle birlikte değiĢik mezhep ve hatta aynı mezhebe bağlı fakihlerin vakıf hakkındaki tariflerinin birbirinden farklı olduğundan bahseder. Örnek olarak Ġmam-ı Âzam Ebu Hanife'ye göre vakıf, bir kimsenin sahip olduğu bir gayr-i menkulün gelirlerini, ödünç verme Ģeklinde fakirlere veya Ġslam cemaatinin dini veya içtimai ihtiyaçlarına tahsisinin akdidir. Ġstediği zaman bu akdide bozabilir.

Ebu Yusuf ve Ġmam Muhammed'e göre ise vakıf, gelirleri mahlûkata tahsis edilen bir Ģeyin mülkiyetin Allah'ın mülkiyetine geçmesini temin eden Ģeri bir muameledir. Ve Ebu Yusuf'a göre vakıf, vakfettim sözüyle gerçekleĢip vakfedenin mülkü olmaktan çıkmaktadır.

(16)

Malikilere göre ise: Vakfedilen mülk mevcut olduğu sürece onun menfaatini yaratıklara, halka vermektir.

Hanbelîlere göre ise: Allah'ın rızasını kazanmak, O'na yaklaĢmak için bir mülkü, aslını alıp, satılamaz, miras edilemez Ģekilde sahibinin mülkü hükmünde bırakıp menfaatini, gelirini ihtiyaç sahiplerine vermektir (Kaya, 1987:10).

Görüldüğü üzere büyük imamlarda vakıf tarifi üzerine farklı düĢüncelerini dile getirmiĢ olsalar da, vakıftaki gerçek amaç Allah'ın rızası istikametinde yapılan fiiliyattır ve zenginler tarafından gerçekleĢtirilir, düĢüncesini barındırmaktadırlar.

Osmanlı açısından vakıf ve vakfetmek kelimelerinin taĢıdığı anlama bakarsak, bunların hukuki manaları çerçevesinde kullanıldıklarını görebiliriz. Bu sebeple Arapça ve Türkçedeki kullanılıĢları farklılık arz etmektedir. Örnek olarak tutuklu anlamını içeren mevkuf mastar olarak Türkçede tevkiftir (Durmaz, 2008:5). Çünkü vakıf kelimesi taĢıdığı anlam bakımından birkaç anlama gelmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi vakıf, durmak, durdurmak, hapsetmek vb. anlamlarına geldiğinden dolayı, tevkif kelimesi vakfın hapsetmek anlamına bizi götürmektedir.

Vakıf kelimesinin anlamı hakkında düĢüncesini ortaya koyan bilim adamı Nazif Öztürk ise, vakıf kelimesinin Osmanlıca olarak iki anlama geldiğini, isim olduğu halde, vakfetmek karĢılığında mastar ve bazen de mevsuf, vakf olunmuĢ manasında ism-i mef'ul olarak kullanıldığından bahsetmektedir (N. Öztürk, 1983:27). Ayrıca "XVIII. Yüzyılda Türkiye'de Vakıf Müessesi" adlı kitabında Bahaeddin Yediyıldız‟da vakfın tarifiyle ilgili meseleye önemli bir bakıĢ açısı getirerek, Ġslam'ın diğer mezheplerine mensup hukukçuların olduğu kadar, doğulu ve batılı araĢtırmacıların da vakıf hakkında yapmıĢ oldukları birçok tarifi zikreden J. Luccionu, haklı olarak, "farklı ve bazı noktalarda zıt olan bu tarifler, tamamıyla tatminkâr gözükmemektedir" der. Yazarın naklettiğimiz hükmü tamamıyla doğrudur, fakat kendi yapmıĢ olduğu tarifte bu hükümden kurtulamamaktadır (Yediyıldız, 2003:9).

Vakfın tarifiyle alakalı yapılan tarifler, bazı bilim adamlarının dikkatini çekmekle beraber, konuyu tartıĢma boyutuna da götürebilecek mesele haline de getirildiği anlaĢılmaktadır. Onun için, vakfın tarifi, bulunduğu bölgeye, içinde bulunduğu asra, halka ve halkın sahip olduğu inanca göre değiĢebilir. Zirâ, asırların ve farklı milletlerin yeni unsurlar katarak geliĢtirdiği sosyal ve canlı bir müessese, sırf onun doğuĢ sırasında Ģekillenen hukuki nazariyeler açısından incelenirse ve bu dar

(17)

çerçeve içinde hakkında hüküm verilmeye kalkılırsa, bu müessese hakkında varılan anlayıĢ ve tarifler, yarım ve hatta zıt olabilir (Yediyıldız: 9).

Vakfın MenĢei ve GeliĢimi: Vakfın tarifini belirli incelemeler sonucunda

ortaya koyduktan sonra, üzerinde durmamız gereken diğer önemli mevzuu ise vakfın menĢei hakkında olacaktır. Bu mesele gerçek manada önem arz etmekte ve bazı tartıĢmalara da sebep olmaktadır. Bu tartıĢmaların sebebi ise vakfın bir yapı olarak Ġslamiyet‟le beraber mi yoksa Ġslamiyet öncesi dönemlerde mi ortaya çıkıp çıkmadığı üzerinedir.

Vakfın menĢei ile alakalı bilgileri, araĢtırmacıların ortaya koymuĢ olduğu bilgilerle açıklamak konumuz açısından daha verimli olacaktır. Bu açıklamayı belirli dönemlerin ön plana çıkarılmasıyla vermekte mümkündür.

Bu dönemleri Ģöyle sıralayabiliriz: 1. Eski Türklerde Vakıf

2. Roma ve Bizans‟ta Vakıf

3. Ġslam'dan Önceki Arap Toplumunda Vakıf 4. Ġslam‟da Vakıf

5. Büyük Selçuklu Ġmparatorluğu‟nda Vakıf 6. Anadolu Selçuklularında Vakıf

7. Osmanlı Ġmparatorluğu‟nda Vakıf

Vakıfları, tarihi tekâmül içerisinde böyle sıralayabiliriz ancak; biz meselenin önemli kısmı olan vakfın ortaya çıkıĢı konusuna dönecek olursak:

Ġslamiyet Öncesi Türk toplumlarında vakıf müessesiyle alakalı bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Bu sınırlı bilgiyle alakalı Von le Coglun Doğu Türkistan'da Turfan kazısında elde ettiği ve XII. Asırda hüküm süren Budist Uygur Türklerine ait bir kitabeden bir "vakıf" müessesi olarak söz edilmekte olup, bu "vakfiye" de bez üzerine yazılmıĢ, Vakıflar Genel Müdürlüğü ArĢivinde bulunmaktadır (Çataltepe, 1991:13). Ancak vakıf müessesinin geçmiĢini böyle sınırlamak doğru olmaz. Çünkü bu müesseselerin amacı insanlığa hizmet olduğundan dolayı daha önceki dönemlerde de insanlar arasında yardımlaĢma vardır ve bu yardımlaĢma insanlık tarihi kadar eskidir (Çataltepe: 14). Bu sebepten dolayı, vakıf müessesi önceki insan topluluklarında farklı

(18)

bir Ģekilde ortaya çıkıp insanlığa ve içinde bulunduğu topluma hizmetini sunmuĢ olabilir, diyebiliriz.

Ġslamiyet‟ten önceki Arap toplumunda vakıf müessesesi konusuna deyinecek olursak: AraĢtırmacıların bir kısmı, vakıf müessesinin kuruluĢu ile alakalı Hz. Peygamber dönemini temel olarak gösterirler. Vakıf müessesesi ilk defa Hz. Peygamber tarafından gerçekleĢtirilmiĢ, Ġslam ülkelerinin hemen hepsinde kurularak günümüze kadar ulaĢmıĢ, çok yönlü hizmet veren bir kurumdur. Hz. Peygamber ve Halifelerin kurdukları vakıflardan sonra imkânı olan her Müslüman öyle bir tesis kurmak için büyük bir gayretle çalıĢıyordu (Gündüz-Aydın, 2006:4). Ancak Ġslam‟dan önceki Arap toplumunda bazı müelliflerce Ġslam‟a göre ilk vakıf Hz. Ġbrahim (a.s.) tarafından Kâbe-i Muazzama'nın vakfedilmesi ile baĢlar. Bu müelliflere göre eski kavimlerde de vakıflar mevcuttur. Ġskenderiye Kütüphanesi, Kudüs Havuzları, Zemzem Kuyusu, yollar köprüler, mabetler birer vakıftır (Kayan, 1987:16). Bu vakıflar da belli bir zümreye değil tüm halka hizmet ediyorlardı.

Ġslam‟da vakıf müessesesi hakkında muhtelif mezheplere mensup Ġslam hukukçuları tarafından kurulmuĢ olan nazari sistemlere göre vakıf, doğrudan doğruya Ġslami menĢeden gelen bir müessesedir. Ġmam ġafii'ye göre Arabistan'da Ġslamiyet‟ten evvel vakıf bulunmamaktaydı. Bu düĢüncelerin yanı sıra, Prof. Dr. Fuad Köprülü bu konuyla alakalı olarak eleĢtirisel bir boyutla Ģu düĢüncelerini ileri sürmektedir.

Vakıf müessesi, Peygamberin ölümünden sonra Hicretin ilk asrında teĢekkül etmiĢ ve ikinci asrın son yarısında hukuki Ģeklini almıĢtır. Fakat vakfı tamamıyla Ġslami bir menĢe'e isnat eden yani dayandıran bu tek cepheli görüĢ tarihi realiteye ne kadar uygundur? Kuran‟da hiç bahsedilmeyen ve Peygamber devrindeki vaziyeti de çok Ģüpheli olan böyle hukuki bir müessese Ġslam cemiyetinde nasıl bu kadar büyük inkiĢaf gösterebiliyor? (Köprülü, 1942:4), demekle vakıf müessesesinin tarihi oluĢumu ile alakalı tartıĢma meselesini ortaya koymuĢ oluyor.

Vakıf müessesesinin menĢei ile alakalı diğer önemli bir konu ise, bu müessesenin Roma ve Bizans Hukuku MenĢei ile alakalı olmasıdır. Bazı hukukçular tarafından bu konu ile ilgili Ģu düĢünceler dile getirilmektedir:

Ġslam vakfının, Roma hukukundan alındığını ilk önce Ġtalyan hukukçusu Gatteschi ileri sürmüĢtür. Buna göre, Müslümanlar, vakıf müesseseni eskiden Roma'ya tabi olan topraklardaki yerli halktan iktibas ve taklit etmek suretiyle almıĢtır. Hiçbir

(19)

taraftar bulamayan bu bakıĢ açısı, Fransız hukukçusu Marcel Morand tarafından tenkit edilmiĢtir. Vakıf müessesesinin, hukuki mahiyeti bakımından ilk örneklerini Bizans‟tan aldığı fikri H. Becker ile Marcel Morand gibi müĢterik hukukçular tarafından ileri sürülmektedir. Ġslam‟dan önceki devrelerde Bizans'a ait Suriye'deki bazı tatbikatları nazara itibara alan bu hukukçular aynı zamanda Mısır'daki tatbikat ile Emevi Saraylarındaki Hıristiyanların ihraz ettikleri mevkilerden dolayı Müslümanlara tesir etmiĢ olabileceklerini de delil olarak göstermektedirler (Kazıcı, 1985: 52–53).

Yabancı araĢtırmacıların vakfın menĢei ile alakalı görüĢlerine devam edecek olursak; Belin ve De Nauphal, vakıf, Peygamber tarafından teĢvik edilen dini sadakalar pratiğinden ve H. II. yüzyılda müçtehitlerin Müslümanları, ezeli ve geri dönülmez hayır iĢlerine itmelerinden doğmuĢtur. Van Berchem ise, vakfı Ģöyle açıklamıĢtır: Böylece toprak, bütün hukuki değiĢikliklerden kurtulan kutsal bir Ģey oluyordu; bir kelime ile alınan topraklar vakfa tahvil edilmiĢ oldu. Bu zamandan itibaren de Peygamberin ailesi, Ġslam cemaati adına, bunların yöneticileri oldular ve hiçbir mülkiyet hakkına sahip olamadılar. Haffening ise, Araplar fethettikleri ülkelerde kiliseler, hastaneler, yetimhane ve bakımevleri gibi halk yararına kurumlar gördüler ve kendi dinlerindeki hayır ahkâmını gerçekleĢtirmek için bu Ģekli ele aldılar. Bu kurumlar administratores denilen kimseler tarafından idare edilmekteydi ve din adamlarının yüksek himayeleri altına verilirdi (Kayaoğlu: 54) demiĢlerdir.

Hz. Peygamber ve onu takip eden halifelerinin kurduğu vakıflardan sonra, onları takip eden ve durumları müsait olan Müslümanlar vakıf kurma yarıĢına girmiĢlerdir. Bu durum sadece zengin Müslümanları değil, aynı zamanda devlet baĢkanlarını ve devletleri de harekete geçiriyordu (Kazıcı: 54). Bu, insanların vakıf kurma yarıĢına girmesi hiç Ģüphesiz Hz. Peygamber'e bağlılıkları ve onu kendilerine örnek almalarından ileri geliyordu. Çünkü bir peygamberin ümmetine örnek olması, vazifeleri arasında önemli yer tutardı. Bu amaçtan dolayı Ġslam'da ilk fiili vakıf örneğini bizzat, Hz. Peygamber vermiĢtir. Hz. Peygamber önce Medine'de sahip olduğu yedi ayrı akarını, daha sonra da Fedek ve Hayber hurmalıklarından hissesine düĢeni Allah (c.c.) yolunda vakıf buyurmuĢlardır (Canan: 201).

Ayrıca Hz. Peygamber'in bir Hadis-i Ģerif-i vakfın yaygınlaĢmasına da önemli etki etmiĢtir. Hadise bakacak olursak: Bir kimse ölünce, ameli kesilir, amel defteri

(20)

kapanır. Yalnız Ģu üç kimsenin amel defteri kapanmaz: “Sadaka-i cariyesi, ilmi bir eseri, kendisine dua eden hayırlı bir evladı olan"(Miroğlu, 1984:122).

Emevi ve onların takipçisi olan Abbasi Devleti‟nde de vakıflar geliĢme hızını devam ettirdiler. Nihayet, Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulmasıyla Doğu Müslümanlarının Türk hâkimiyetine girmesi, vakıf müessesenin bir kat daha inkiĢafına sebep oldu (Kazıcı: 54).

Büyük Selçuklulardan itibaren vakıfların ilerlemesi hız kazanmıĢ Anadolu Selçukluları, DaniĢmentliler, Anadolu Beylikleri ve bilhassa Osmanlılarda çok büyük bir geliĢme kaydetmiĢtir (Miroğlu: 122).

Anadolu Beylikleri döneminde vakıfların durumuna bakacak olursak: Osmanlı tahrir defterlerine bakıldığında, Anadolu Beylikleri tarafından tesis edilen vakıflara ait vakfıyelerin çok az bir kısmının günümüze ulaĢtığı anlaĢılmaktadır (Yüksel: 38).

Türkmen beylerinin Selçuklu devlet teĢkilatını örnek aldıkları ve beylik merkezleri ile hâkimiyetleri altındaki topraklarda imaret, mektep, medrese, daru'l-kurrahan, hamam, köprü vs. dini ve sosyal müesseseler yapmak ve yaĢatmak için vakıf tesis ettikleri bilinmektedir (Yüksel: 38). Görüldüğü üzere Anadolu Beylikleri zamanında da vakıfların kurulmasına ve insanlara hizmet etmeleri amacıyla sayılarının arttırılmasına önem verilmiĢtir.

Osmanlı Devleti Dönemi'nde vakıfların durumuna bakacak olursak: Osmanlı Devleti dönemi vakıfların çoğalması ve yayılması bakımından en önemli dönem olarak ortaya çıkmaktadır. Vakıfların Osmanlı Devleti döneminde yayılmasındaki en önemli sebep imparatorluğun sınırlarının geniĢlemesine bağlıdır. Çünkü sınırlar geniĢledikçe devletin "sosyal devlet" özelliğini yerine getiren ve halkın çoğu ihtiyacını karĢılayan vakıflarında sayısı artıyor ve sınırlarla birlikte vakıfların alanı da geniĢliyordu. Ne kadar insana hizmet ulaĢtırılırsa insanlar hizmet karĢılığında o kadar devlete bağlı duruma geliyordu. Tabi ki bu da vakıflar aracılığıyla gerçekleĢiyordu.

Diğer birçok müessesede olduğu gibi, vakıf müessesesinin kuruluĢunda da Osmanlı, tekâmül safhasını tamamlamıĢ olan, Selçuklu devri vakıflarını örnek aldılar. Daha Sultan Orhan zamanında vakıflar devlet tarafından tesis edildi ve toplum hayatına girdi (Ünal, 1984:182). Buradan anlıyoruz ki Osmanlı daha kuruluĢ aĢamasında olduğu dönemde vakıfların önemini anlamıĢ ve bu müesseselerin kurulmasına hız vermiĢtir. Ayrıca Osmanlı Devleti'nde vakfın ortaya çıkıĢıyla alakalı olarak Nazif Öztürk'ün

(21)

düĢüncelerini paylaĢmak konu açısından önemlidir. Vakıf sistemi, Osmanlı Devleti'nin keĢfedip ortaya çıkardığı bir kurum değildir. Kendinden önceki toplulukların ve Ġslam Devletleri'nin tatbikatında yer alan ve yaĢanan tecrübelerle Osmanlı'ya intikal etmiĢtir. Fakat Osmanlı döneminde olduğu kadar, hiçbir Ġslam Devleti'nde vakıf sisteminden yararlanarak ülke zenginliklerinin paylaĢılması, adil devlet yönetiminin tesisi ve erdemli Ģehirlerin kurulması konusunda aynı baĢarı gösterilememiĢtir (Öztürk: 433). Demek ki Osmanlı‟da vakıfların kurulup yaygınlaĢmasında, vakıfların geçmiĢ olarak tarihi temellerinin sağlam olması yatmaktadır. Yani belli bir birikim sonucunda Osmanlı'ya kadar ulaĢan vakıflar, Osmanlı zamanında daha da kuvvet kazanarak geliĢmiĢtir. Böylece, Osmanlı Ġmparatorluğu zamanında vakıflar, büyük bir ehemmiyet kazanmıĢ vakıf eserler, hizmet ve sanat bakımından en yüksek seviyesine çıkmıĢtır (Salebci, 1984:109).

Osmanlı Devletinde vakıfların geliĢimi ile ilgili konuya farklı bir açıdan bakan Enis Öksüz, Ģu cümleleri sarfetmiĢtir. Osmanlı Devleti‟ne de aynen intikal eden Selçuklu vakıf kuruluĢlarını, bu devirde daha mütekâmil bir devlet anlayıĢının telakkisi olarak daha geliĢtirilmiĢ görüyoruz. Diğer devlet müesseseleri yanında vakıf kuruluĢlarına da ayrı bir önem verildiğinden, vakıflar tamamen devlet kontrolünde milli birlik ve beraberliği simgeleyen müesseseler olarak imparatorluk sathında yaygınlık kazanmıĢtır (Öksüz, 1984:173). Osmanlı‟da vakıflar, yukarıdaki düĢünce ile bize Ģunu da göstermektedir ki, toplumu birbirine bağlayan ve onların birlikte hareket etmesini sağlayan önemli müesseselerin baĢında gelmektedir.

Vakıfların, Osmanlı'nın ilerleyiĢi ve toprak kazanımlarının artmasına paralel olarak geliĢtiğini söylemiĢtik. Bu geliĢme fethedilen yerlerin TürkleĢmesine de katkıda bulunduğu bir gerçektir. Askeri harekât, hiçbir zaman harp etmek gerekçesiyle değil, siyasi zaruretlerle Orta Avrupa'ya kadar ilerleyip bu ülkeler Türk egemenliğine alındıkça, miri toprak rejimi, iskân politikası ve ahi örgütünün TürkleĢtirme faaliyetine paralel olarak vakıflar yoluyla TürkleĢtirme eylemleri de yoğunluk kazanmıĢtır. Bilhassa halkı tamamen gayri Müslim olan Rumeli'de bu müesseseler o kadar süratli yapılmıĢtır ki, iĢgalden on beĢ sene sonra buraları gezenler, Osmanlı idaresine geçmiĢ olan yerlerin, hemen tamamen Türk Ģehri haline geldiğini görüp hayret etmiĢlerdir (Çataltepe: 23).

(22)

Osmanlı Devletinde vakıfların olumlu yanlarını saymakla bitiremeyiz ancak; bazı durumlarda Osmanlı, vakıf kurumunun olumsuz yanını da görmemiĢ değildir. Bir ara Osmanlı Devletinde vakıflar o kadar çoğaldı ki, tımarlı süvari sayısı bu yüzden gittikçe azalmaya baĢladı. Bu da sefer esnasında ihtiyaç duyulan sipahinin zamanla yok olması demekti. Bu gaye ile Fatih Sultan Mehmet Han, asker sıkıntısını gidermek için birçok vakfı nesh etmek zorunda kaldı (Kazıcı: 60).

Vakıfların geliĢimi Osmanlı'da devam etmiĢ ve bu süreç Evkaf-ı Hümayun Nezaretinin kurulmasına kadar ilerleyiĢini sürdürmüĢtür. Vakıfların düzeni ve iĢleyiĢinde meydana gelen aksaklıklar baĢ göstermeye baĢlayınca, kurulan nezaret sistemiyle vakıflar, idari ve iĢleyiĢ yönünden belirli bir düzene sokulmaya çalıĢılmıĢtır. II. Mahmut tarafından, sultanlara ve yakınlarına ait dağınık bir vaziyette bulunan vakıfların tek elden idaresi maksadıyla 1826'da Evkaf-ı Hümayun kurulmuĢtur (Öztürk: 521).

Vakıfların Hizmetleri: Osmanlı ve onun öncesinde kurulan devletler de

vakıfların, toplum açısından önemli bir yer tuttuğundan bahsetmiĢtik, yani toplumu vakıflardan, vakıfları da toplumdan ayrı düĢünmek olumlu bir yaklaĢım tarzı olamayacaktır. Toplumun muhtelif olarak ihtiyaçlarından birçoğu bu müessese yoluyla gideriliyordu. Eğitim ve öğretim sahasında ki bütün hizmetler, dini ihtiyaçları tatmin etmeyi hedef alan hizmetler, halk sağlığını, muhtaçlara yardım elini uzatmayı, yolların ve köprülerin inĢasını, vs. ilgilendiren bütün içtimai hizmetler vakıf yoluyla gerçekleĢtiriliyordu (Yediyıldız: 46).

Vakıf hizmetlerinin önemini aĢağıda sıralayacağımız hizmetleriyle daha iyi anlayacağımız kanaatindeyim. Vakıf hizmetlerini daha geniĢ çerçevede değerlendirecek olursak: Suyolları, kemerleri, çeĢme ve sebiller, yol, kaldırım, köprü, aĢevi, misafirevi, dulevi, mektep, medrese, kütüphane, muvakkithane, hastane vakıfları hemen her yerde bulunan görülen vakıflardandır. Bunlardan baĢka, öksüz kızlara cihaz verilmesi, borçlu olarak mahbus bulunanların borçlarının ödenmesi, müflis olarak hapsedilenlerin tahlisi, köy ahalisinin ihtiyarlarına elbise verilmesi mahalleler veya köy tekalifine imdat edilmesi, kale ve istihkamlara veya donanmaya muavenette bulunulması, askerin teçhizi, zahire loncaları tesisi, meyva yedirilmesi, deniz feneri inĢası, yetimlere, dul kadınlara ve muhtaçlara yardım edilmesi, çocukların baharda açık havada gezdirilmesi,

(23)

mektep çocuklarına, gıda, elbise, tedris levazımı, yakacak ve mesire masrafı tahsisi, fakir çocuklarla dullara ve ihtiyar fukaraya elbise ve zahire verilmesi, fakirlerin ve kimsesizlerin cenazelerinin kaldırılması, çamaĢırhane tesisi, bayramda çocukların ve fakirlerin sevindirilmesi, Van Gölü'nde gemi iĢletilmesi, halkın deniz kenarında teneffüs eylemesi için yalı ve liman inĢası ve tahsisi, açık hava mektepleri, spor meydanları ve teĢkilatı meydana getirilmesi, kuĢlara pirinç ve hayvanlara gıda ve su verilmesi vs. hepsi birdenbire akla gelmeyecek kadar çok hizmetlerin ifası için ihdas edilmiĢ en son ilmi telakkileri ve muvaffakiyetleri okĢayan vakıflarda vardır (Kunter, 1938:105). Görüldüğü üzere vakıflar hemen hemen hayatın her alanında hizmetlerini yerine getirmeye çalıĢmıĢ ve insan hayatıyla bütünleĢmekle kalmamıĢ, insan dıĢındaki canlıların da yardımına koĢmuĢtur.

Devlet açısından sosyal hizmetlerin merkezinin vakıflar olduğuna değinmiĢtik. Sosyal hizmetlerin vakıflar yoluyla yapılan hizmetler olduğu gibi, en geniĢ anlamıyla sosyal hizmetlerde, vakıfların daima devletin el attığı veya atamadığı hizmetleri yürüttüğü veya devlete büyük yardımlarda bulunduğu bilinen bir gerçektir (AteĢ, 1982: 55).

Vakıfların bir diğer hizmeti ise; onların birer önemli kültür taĢıyıcıları olmalarıdır. Onlar, inĢa edilmiĢ oldukları dönemin kültürünü, zamanımıza taĢımaları bakımından önemli müesseselerdir. Ayrıca vakıflar bizim açımızdan, birer kimlik özelliğindedir. Bu sebeple vakıfların korunup, gözetilmesi ve geleceğe, yeni nesillere aktarılması önemli bir vazife olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü milletlerin sahip olduğu kültür mirasının bir mirasyedi savurganlığı içerisinde yok olması, o ülke halkını kimlik buhranı içine sokar, dünya haritasından silinmesini kolaylaĢtırır (Birol, 2003:122).

Toplum arasındaki dayanıĢmaya hizmet etmeleri açısından da vakıfların rolü büyüktür. KuĢaklar arasındaki toplum bağının sağlamlaĢması için bu türden olumlu duygulara ihtiyaç büyüktür. Bu aynı zamanda toplum kesimleri arasında dayanıĢmayı da güçlendirecektir. Çünkü; insanımızın mal varlığını, baĢka insanların yararlanması için ayırması, vakfetmesi, bir arada yaĢamanın önemli bir unsurudur. Böylesine davranıĢlarla toplum arasındaki dayanıĢma artar (Baykara, 1993:135).

Vakıf hizmetleri ve vakıfların lüzumluluğu açısından konumuzu özetleyecek olursak: Vakıfların Ģümullü gayesi göz önünde tutulacak olursa, artık vakıf müessesesini lüzumluluğunu telmih edici nokta-i nazarlarda isabet bulunamayacağı

(24)

aĢikârdır. Vakıf müessesesi lüzumsuz olsa idi, tesis adı ile Ġsviçre ve Avrupa ve Amerika memleketlerinde kabul edilmez ve bu memleketler vakıflar Ģebekesi haline gelmezdi (Berki, 2006:16). Yani vakıf müessesi farklı isimler adı altında dünyanın ihtiyaç duyduğu ve sahiplendiği bir müessesedir.

Vakfiye: Vakfın tanımı ve menĢei, geliĢimi, hizmetleri yanında konumuzla

alakalı olarak vakfiyeleri de belirtmek önemlidir. Vakfiyelerle alakalı Halim Baki Kunter'in "Vakfiyelerin Kıymeti" adlı yazısı ön plana çıkmaktadır. Kunter'e göre: Vakfiyeler, vakıflara varlık veren resmi belgelerdir. Vakfiye hukuki tabirle vakfın tescilidir. Vakfiyeler Ģahitlerin önünde tanzim olunur ve mahkeme kütüğüne geçirilirdi (Kunter, 1938:116).

Vakfiyelerin tanımı kadar, onların nerelere yazıldığı da önemlidir. Vakfiyeler umumiyetle kâğıt veya deri üzerine yazılmıĢtır. Nadiren taĢ üzerine kazılmıĢ olanları da vardır. TaĢ üzerine yazılanların bazıları, vakfiyenin tam metni bazıları da hulâsasıdır (Kunter: 116). Kâğıt, deri ve gerektiğinde taĢlara yazılan vakfiyeler onlara verilen önemi göstermektedir, onları önemli kaynaklar durumuna getirmiĢtir.

Ġslam dönemi vakfiye örneğine bakacak olursak: Ebu Davud merhum, Hz. Ömer'in vakfiyesi ile ilgili iki ayrı rivayet metnini birleĢtirerek kaydetmiĢ durumda. Vakfiyede biri Semğ semtinde, diğeri de Sırma Ġbnu'l-Ekva semtinde olmak üzere baĢlıca iki arazinin ismi geçmektedir. Hz. Ömer her ikisini de vakfetmiĢtir. Ġslam'da ilk vakfiye mahiyetini taĢıyan bu kıymetli vesikada, sonradan fevkalade geliĢecek olan vakfiyenamelerin hususiyetlerini rüĢeym halinde bulmak mümkündür (Canan: 208).

Vakfiyelerin yazılmıĢ olduğu dönemlerle alakalı verdiğimiz bilgiler doğrultusunda dikkat çeken bir diğer bilgide Ģudur: 14–15. yüzyıllarda Anadolu Beylikleri‟ne ait nadir vakfiyelerden birkaçını UzunçarĢılı yayınladı. Belleten'de çıkan bu vakfiyer Karamanoğlu Ġbrahim Bey'e aittir. UzunçarĢılı'nın bu vesikaları yayınlarken verdiği açıklamaya göre bu vakfiyeler 15. yüzyılda Anadolu'da Türk siyasi kurumlarına verilen önemi göstermektedirler (Ülken, 1971: 21).

Vakfiye ile alakalı son olarak söylenecek mesele, vakfiyede aranan hususlardır. Vakfiyelerde umumiyetle önce Allah'a hamd ve sena, Resul‟üne salât ve selamdan sonra hayır yapmaya teĢvik edici ayetler, hadisler ve bu mealde Ģiirler de yer alır ki, bütün bunlar mukaddime kabilindendir. Hususlar:

(25)

1) Vakf olunan malların neler olduğu

2) Vakf olunan bu malların nasıl idare edileceği 3) Vakıf gelirlerinin nerelere sarf edileceği 4) Vakfın kimler tarafından idare olunacağı

5) Hâkimin, vakfın sıhhat ve lüzumuna dair hükmü

6) Sonunda da tarih ile üst kısmında hâkim veya hâkimlerin mührü bulunur(Kazıcı: 40).

Yarı Aile Vakfı: Yarı aile vakfı, öncelikle Bahaeddin Yediyıldız'ın, XVIII.

Yüzyılda Türkiye'de Vakıf Müessesi adlı kitabında yapmıĢ olduğu gibi "üç vakıf kategorisi" içerisinde değerlendirilebilir. Burada vakıflar:

a) Hayri veya ġer'i Vakıf b) Aile-Vakfı (Ehli veya Âdi) c) Yarı-Âilevi Vakıf

olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Bunların açıklanmasıyla meselemizin anlaĢılmasına ıĢık tutacağız. Üzerinde çalıĢmıĢ olduğumuz Zağnos PaĢa'nın Balıkesir'deki Vakıfları adlı konumuzda, Zağnos PaĢa'nın arazi vakfı, bir yarı aile vakfı olduğundan dolayı bu kategorinin açıklaması lüzumludur.

a) Hayri veya ġer'i Vakıf

Hayri vakıf, kurucusunun, mülklerinden bir kaçını vakıf haline getirdikten sonra, onlardan gelen gelirleri, ya bizzat kendisi tarafından veya baĢkaları tarafından tesis edilmiĢ kamu kuruluĢlarına tahsis ettiği vakıftır.

Hayri vakıflar doğrudan doğruya hayır amacıyla kurulan ve yararlananları bütün insanlar veya fakirler olan vakıflardır. Vakıfların çoğunluğu Hayri vakıflardır.1

b) Aile Vakfı (Ehli veya Âdi)

Vakıfın, vakfının tevliyetini ve bütün gelirlerini kendisine tahsis ettiği vakıflardır. Bu cins vakıflarda vâkıf, vakıf gelirlerinin, ölümünden sonra ailesine ve nesline tahsis edilmesini Ģart koĢmaktadır.

(26)

Aile vakfı kurucularının vakfiyelerine bakıldığında ise, bunların mallarını ve mülklerini, evvelden kendilerine ve ölümlerinden sonra da evladı, evlad-ı evladlarına, ondan sonra kölelerine veya uzak akrabalarına; evlat ve yakınlarının nesilleri kesilince Haremeyn gibi dini kurumlara tahsis ettikleri ve böylece Ģeklen Ģer'i vakıflara benzer tasarruflarda bulundukları görülmektedir.2

c) Yarı-Âilevi Vakıf

Yarı-âilevi vakfın, hem hayri vakıfların, hem de âile vakıflarının unsurlarını ihtiva ettiği söylenebilir. Mesela, herhangi bir kiĢi, hastane, tekke, mektep, çeĢme, vs… gibi bâzı kamu müesseseleri kuruyor ve bu kuruluĢlarının muhtelif masraflarının ve oralarda çalıĢan personelin ücretlerinin karĢılanması için mülklerinden bir kısmını vakfediyor. Fakat bu tip bir vakfın idaresi zaruri olarak vakfın kurucusuna ve sülalesine ait oluyor (Yediyıldız: 17).

Zağnos PaĢa: Zağnos PaĢa hakkında bilgi vermeden önce, ilk olarak isminin

anlamını vermek önemli olacaktır. Zağnos veya Zaganos kelimesinin manası, bütün tarihlerimizde eski yazımızla (Zaganos veya Zağnos Ģeklinde yazılmaktadır, yanlı Hammer tarihinde, Zağnos Ģeklinde yazılmaktadır. Bana kalırsa bu kelimeyi Zağnos Ģeklinde telaffuz etmek daha doğrudur. Zağnos; Türkçe bir kelime olup bir nevi "Doğan" demektir (Dağlıoğlu, 1936:8).

Adına bakarak onu Rum‟dan ihtida etmiĢ sananlar vardır ve bazıları da aslen Arnavut olduğunu söylerler. Hâlbuki "Zaganus" kelimesi öz Türkçedir ve Doğan nevinden bir kuĢtur. Bundan da aslen Türk olduğu anlaĢılıyor. (Berki, 1958: 36).

Zaganus: Bir nevi Doğan ismidir, (Lügat-i Çağatay ve Lügat-i Türk-i

Osmanî)

Zağanus: Yü'yü Doğan (Lehce-i Osmanî) Zağanus-garp-isim, Doğanın bir

nev'i Moymul "Türk Lügati" (Berki: 36).

2 Hasan Yüksel, “Türk Toplumunda Vakıf Aile ĠliĢkisi”, Türklei, C.10, Yeni Türkiye Yay. Ankara 2002,

s. 461

(27)

Muharrem Eren, Zağnos PaĢa üzerine hazırlamıĢ olduğu kitapta ise Zağnos PaĢa'nın ismi üzerine aĢağıdaki değerlendirmeleri yapmaktadır.

PaĢa; yazılı kaynaklarda Zağnos, Zağanos, Zaganos diye anılır. Rumca'ya benzer görünen bu kelimenin Türkçe olduğu ve ġahin'in bir cinsine (Zağanüs) denildiği anlaĢılıyor. Ġsminin sonuna gelen Rumca "-os" takısı o devirde "emir" hâkim veya bey anlamına gelen bir takıdır. Farsça'da bir cins Ģahin anlamında olan (Zağn)'ın sonuna, bey anlamına gelen "-os" takısıda gelince Zağnos, (Zağn Bey) diye anılmıĢtır. Örneğin: Bulgar Kralı Üçüncü Sisman Aleksandros ve oğlu, "Sismanos" diye anılmaktadır (Eren, 1994:17)

Zağnos PaĢa'nın adının Mehmet olduğuna dair, Rumeli Hisarı'ndaki kitabede ve vefatından kısa bir süre sonra tanzim edilen vakıfnamesinde bir kayıt yoktur. Ancak vefatından(1462) 227 yıl sonra (M.1689) tarihli Ģeriyye mahkemesi sicillerinde, "Mehmet" ilavesiyle (Zağnos Mehmet PaĢa) diye anılmaktadır. (Sandıkçı, 2008:43)

Zağnos PaĢanın adı ve adının anlamı üzerinde durduktan sonra, Zağnos PaĢa'nın kimliği üzerinde duralım. Zağnos PaĢa'nın kimliği üzerine yapılan değerlendirmelerin çeĢitli tahmin ve yorumlara dayandığını görmekteyiz. Bu yorumları sıralayacak olursak:

1) Zağnos PaĢa Sırp asıllıdır. Bununla beraber onun Türk asıllı bir yetim olduğu ileri sürülüyor. Küçük yaĢta iken Enderun'a (Saray Okulu'na) alınmıĢ orada öğrenim görmüĢtür.

2) "Zağnos" adına bakarak onun Sırp, Arnavut veya Rum olduğunu, Müslümanlığı yirmi yaĢında kabul edip, "Mehmet" adını aldığını söyleyenler olduğu gibi onun, yetim bir Türk çocuğu olarak devĢirme usulüne göre Saray Okulu'na alındığını söyleyenlerde vardır.

3) Onun Türk değil de Müslümanlığı sonradan kabul etmiĢ bir muhtedi olduğunu Rumeli Hisarı'nda bulunan kitabedeki "Zağnos bin Abdullah" ibaresinden anlaĢıldığını söyleyenler de vardır.

4) "Zağnos PaĢa Arnavut'tur" diyenler vardır.

5) Onun Rum'dan dönme olduğunu yazanlar da vardır.

6) "Onun Türk'ten gayri, bir köle olması ihtimali kuvvetlidir" diye yazanlar vardır.

(28)

7) Zağnos PaĢa sülalesinden vakıf mütevellesi Rauf Bey, rivayete göre, PaĢa dedesinin, Trabzon yöresinden olduğunun, ailesi arasında ağızdan ağıza söylenegeldiğini, "Karesi MeĢhurları" müellifi Ġsmail Hakkı UzunçarĢılı'ya söylemiĢ.

8) M. 1415) yılında Çelebi Sultan Mehmet'in oğlunun veya biraderinin Lalalık görevinde bulunurken, Karinabad'a kaçan Ģehzadeyi sağ salim yakalayıp, PadiĢah'ın huzuruna getiren TerzibaĢı Zağnos Bey'in, Zağnos PaĢa olması sanılır ki, tarih de uygun geliyor (Sandıkçı: 44).

Yapılan bu yorumlar içerisinde, Zağnos PaĢa'nın kimliği hakkında kesin bilgi veren maddenin hangisi olduğuna karar vermek oldukça zordur. Ama tüm bu yorumlara ilaveten, göz ardı edilemeyecek husus, onun bir kahraman komutan olduğu, Osmanlı'ya ve Balıkesir'e sayısız hizmetlerinin geçtiği, cesur bir siyasetçi ve hayırsever bir Müslüman Türk oluĢudur.

Zağnos PaĢa'nın Devlet'e olan hizmetlerine bakacak olursa: Onun genç yaĢta saray hizmetine girdiğini ve HazinedârbaĢı'lığı görevine yükseldiğini görmekteyiz ve daha sonra Arnavut ili Sancak Beyliği‟ne vazifelendirildiğini anlamaktayız.

ġehzade Mehmed'e Manisa sarayında hocalık yapan ve onu yetiĢtirmekle görevli olan Zağnos PaĢa, Lala olarak ġehzade Mehmed'e Latince ve Rumca öğrettiği çeĢitli kaynaklarda yazılıdır (Eren: 21).

Zağnos PaĢa'nın II. Murad ile olan durumuna göz atacak olursak; II. Murad'ın kızı Fatma Sultan ile evli olması sebebiyle II. Mehmet'in eniĢtesi, bir baĢka eĢinden olan kızı Hatice Sultan'ı da Fatih Sultan Mehmet ile evlendirmiĢ olduğundan, onun kayınpederidir (DaniĢmend, 1971:238). Yapılan bu kız alıp vermeler sonucunda Zağnos PaĢa'nın saraya olan yakınlığının arttığını ve devlet iĢleri ile ilgili olan düĢüncelerini daha rahat bir Ģekilde dile getirdiğini görmekteyiz. Zağnos PaĢa'nın ismi ilk kez, Haziran 1439'da Edirne'deki II. Murad'ın devlet yönetiminde yaptığı değiĢiklikler sırasında geçmektedir. Zira bu sırada sadarete Çandarlıoğlu Halil PaĢa getirilirken, Ġshak PaĢa ikinci, Zağnos PaĢa da üçüncü vezirliğe getirilmiĢti (ġimĢir, 2006:140).

Zağnos PaĢa'nın ismi Fatih Sultan Mehmet ile birlikte ilk kez 1444–1446 tarihleri arasındaki Fatih'in ilk saltanat devrinde anılmaktadır. Bu dönemde Fatih Sultan Mehmet çocuk padiĢah durumundaydı ve babasının tahttan çekilmesi sonucunda meydana gelen olaylara karĢılık veremiyordu. Murad II, devleti daha ziyade ulu veziri Halil PaĢa'nın dirayetli ellerine bırakmıĢtı. Fakat diğer rical, bilhassa Çandarlı'nın eski

(29)

rakibi Rumeli Beylerbeyi vezir ġıhabeddin ġahin ile Ģehzade lalası NiĢancı Ġbrahim ve Zaganos PaĢa'lar (hepsi kul aslında) Çandarlı'ya karĢı II. Mehmed'in etrafında toplanmıĢlar, hakiki iktidarı genç padiĢah adına, Çandarlı'nın elinden almak istiyorlardı.3

Edirne'de yaĢanan korkunç yeniçeri isyanı ile birlikte, ġıhabeddin PaĢa'nın sarayını yağmalamıĢlardı. YaĢanan bu geliĢmelerin sorumlusu Çandarlı Halil PaĢa gösteriliyordu. Çandarlı'nın amacı II. Murat'ı tekrar tahta çıkarmaktı. YaĢanan bu olaylar sonucunda II. Murat yeniçerilerin desteğini alarak tekrar ikinci kez tahta çıktı. II. Murat, 1446'da ikinci defa tahta çıktığında II. Mehmet'i Manisa'ya göndermiĢ, Zağnos PaĢa'yı da Balıkesir'e sürgüne göndermiĢtir (ġimĢir: 140).

Çandarlı'nın II. Murat'ı genç padiĢahın haberi olmaksızın gizlice Edirne'ye çağırması ve onu bir emrivaki ile tahtan uzaklaĢtırıp Manisa'ya yollaması, Mehmet ve ekibini intikam fırsatı beklemeye itmiĢti.4

Ġntikam almayı düĢünen kiĢiler içerisinde II. Mehmet'ten sonra Zaganos ve ġıhabeddin PaĢalar geliyordu.

II. Mehmet ve Zağnos PaĢa'nın bu dönemden itibaren, düĢünce ve düĢündüklerini faaliyete geçirme noktasında daha da yakınlaĢtıklarını göreceğiz. Bu düĢüncelerden en büyüğü ve en önde geleni Ģüphesiz Ġstanbul'un Fethi idi.

II. Murat'ın vefatından sonra, 18 ġubat 1451 tarihinde ikinci kez ve kat'i olarak Osmanlı tahtına geçen Manisa Sancakbeyi ġehzade Mehmet, babasının zamanındaki olayların da etkisiyle Ġstanbul'u fethetme zamanının geldiğini düĢünmekteydi.5

Bu arada Zağnos PaĢa, ġehzade Mehmet tahta çıkıncaya kadar geçen süre içerisinde Balıkesir'de kalmıĢtı. II. Mehmet tahta çıktıktan sonra tekrar vazifeye ve II. Mehmet'e hizmete çağrılmıĢtı.

II. Mehmet, Ġstanbul'u fethetmek istiyordu ama, önündeki en büyük engel Çandarlı Halil, en büyük destekçileri ise Zağnos ve ġıhabeddin PaĢalardı ki Zağnos PaĢa'nın Ġstanbul'u fethetmede çok önemli hizmetleri olmuĢtur.

Zağnos PaĢa'nın asıl önemi Ġstanbul'un alınıĢında ortaya çıkmaktadır. Ġstanbul'un fethi sırasında, Zağnos PaĢa Beyoğlu ile KasımpaĢa sırtarlına yerleĢen ordunun bir kısmıyla Ceneviz kolonisi durumunda bulunan Galata'dan Kâğıthane‟ye

3

Halil Ġnalcık, “Mehmet II”, İslam Ansiklopedisi, C.VII, M.E. B. Yay. s. 507

4 F.M. Emecen, “Ġstanbul‟un Fethi”, Türkler, C.9, Yeni Türkiye Yay. Ankara 2002, s. 312

5 Önder Bayır, “Çağ Açan Fetih Ġçin Yapılan Hazırlıklar”, Türkler, C.9, Yeni Türkiye Yay. Ankara 2002,

(30)

kadar ki kuzey kıyılarını ve kara surlarının baĢladığı güney sahillerini baskı altında tutmakla vazifelendirilmiĢti (ġimĢir: 140).

Çağ açıp, çağ kapatan Ġstanbul'un Fethi döneminde önemli vezirler Halil PaĢa, Saruca PaĢa, ġahabeddin PaĢa ve Zağnos PaĢa'ydı (Öztürk, 2003:94). Ġstanbul'un fethinin ertesi günü, veziriâzam Çandarlı hemen azil ve tevkif olundu. Yerine Zaganuz geçti (Ġnalcık, 2009:110).

Zağnos PaĢa'nın Fatih döneminde farklı görevlerde bulunduğunu da görmekteyiz. Bu görevler Teselya ve Mora valilikleri idi. Bunların dıĢında donanma komutanlığı ve Gelibolu Sancakbeyliği, 1461 Trabzon Fethi ve Trabzon Valiliği gibi.

Çandarlı Halil PaĢa Ġstanbul'un fethinden sonra idam edilmiĢti. Ama yeniçeriler Çandarlı'nın idam edilmesini pek kabul etmiĢ görünmüyorlardı. Ordu gittikçe huzursuzlaĢıyordu. Sultan Mehmet bunun farkında olduğu için, Çandarlıyla arasında önemli sorun yaĢanması ve Çandarlı Halil PaĢa'nın yerine veziriâzamlığa Zağnos PaĢa'nın getirilmesi, Sultan Mehmed'i onunla ikili görüĢmeye itti. Sonuç olarak Zağnos PaĢa'nın azledilip, sürgüne gönderilmesi gerekiyordu ve yapılan görüĢme sonucunda bu karara varılmıĢtı. Sürgün Osmanlı Devleti'nde idamdan sonra verilen en büyük ceza idi, ama Zağnos PaĢa‟nın böyle bir cezaya maruz kalması, kendisinden kaynaklanan bir durum sonucunda ortaya çıktığı anlaĢılmamalıdır.

Zağnos PaĢa, devletin iç sebeplerden dolayı yıkılıp parçalanmasından ziyade, devletin bekası için sürgüne gitmeyi kabul etti. Sürgün yeri daha önce gelmiĢ olduğu yer olan Balıkesir'di.

1460'tan sonraki geliĢmelerin içinde yer almaması onun, bu tarihlerde görevden ayrıldığı veya uzaklaĢtırıldığına yorulmaktadır. Muhtemelen bu tarihlerde Balıkesir'e gelmiĢ, 1462 tarihinde vakfiyesini düzenlemiĢtir (ġimĢir: 161). Balıkesir'de aynı yıl içinde vefat etmiĢtir.

Zağnos PaĢa'nın Vakıfları: Zağnos PaĢa'nın vakfiyesi üzerine yapılan

çalıĢmalar vardır, ancak; bu vakfiyede Zağnos PaĢa'nın vakfedilen gayrimenkulleri arasında, değirmen, cami, imarethane, hamam, su ve Mendehora Köyü‟nde bir camii gösterilse de, bu eserler dıĢında, gayrimenkuller arasında Zağnos PaĢa'nın arazileri de önemli yer tutmaktadır.

(31)

Zağnos PaĢa'nın vakfiyesi, Ali Himmet Berki tarafından Vakıflar Dergisi (C.IV, Ankara, 1960, s.19–37)'de yayınlanmıĢtır.

Ali Himmet Berki Vakıflar Genel Müdürlüğü 581 numaralı defterde kayıtlı Zağnos PaĢa'ya ait evaili Cumade'l-ûlâ 866 tarihli Arapça vakfiyenin tercümesini verdiği metinde, Zağnos PaĢa'nın Balıkesir'deki vakıfları hakkında bilgi verilmektedir. (ġimĢir:141)

Çizelge–1. Zağnos PaĢa'nın Balıkesir'deki Vakıfları

Tesis Cinsi Vakfedilen

Gayrimenkuller Adedi Gayrimenkulün Yeri

Ġmarethane Demirci ve içinde 20 Nefer Köle ve Cariye

At Köy

Ġmarethane Değirmen 2 At Köy

Ġmarethane Dükkân 9 Türkeri

Ġmarethane BaĢçı Dükkânı 1 Balıkesir

Ġmarethane Dükkân 8 Balıkesir

Ġmarethane Dükkân 4 Bakırcılar ÇarĢısı/Balıkesir

Ġmarethane Dükkân 2 Ekinci Mescidi KarĢısı

Ġmarethane Dükkân 2 Helvacılar ÇarĢısında

Ġmarethane 9 Tuzcular ÇarĢısında

Hamam Camii Latif Su

Mendehorye (Balıklı) Köyünden Camii

(Bu bilgiler ve çizelge Yard. Doç. Dr. Nahide ġimĢir'in, "Zağnos PaĢa'nın Balıkesir'deki Vakıfları Hakkında Notlar", adlı çalıĢmasından alınmıĢtır.)

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Kuyud-ı Kadime'de bulunan 16 Numaralı Zağnos PaĢa Evkaf Defteri'nde ise Zağnos PaĢa'nın gayrimenkul arazileri hakkında bilgi verilmektedir. Buradaki bilgileri çizelge halinde verecek olursak:

(32)

Çizelge–2. Zağnos PaĢa'nın Balıkesir'deki Arazi Vakıfları

Vakfın cinsi Vakfedilen Gayrimenkul Dönüm Gayrimenkul‟ün Yeri

Arazi

Tarla Bağ

Bağ ve Harman Yeri

4.192,5 156 31 Mendehora (Balıklı Köyü) Arazi Tarla Bağ Harman Yeri Bağ ve Harman Yeri

793,5 61,5

25 16

ÇağıĢ Karyesi (Köyü)

Arazi

Tarla Bağ Harman Yeri Bağ ve Harman Yeri

2.189 7 1,5

7

At Karyesi (Köyü)

Arazi Tarla 750 Atnos Karyesi (Köyü)

Arazi Tarla 379 Halalca Karyesi (Köyü)

Arazi Tarla 177 Aslıhan Karyesi (Köyü)

Arazi Tarla 153 Aslıhan Tepeciği Karyesi

(Köyü)

Arazi Tarla

Bağ

3.408,5 5

Demirci Nam-ı Diğer PaĢa Karyesi (Köyü)

Arazi Tarla

Tarla ve Harman Yeri

520,5

6 Zenciriye Karyesi (Köyü)

Arazi Tarla Bağ Bağçe Dutluk Sebze Bağçesi 113,5 12,5 136,5 35 3

Alaca Mescid Arazisi

Arazi Tarla Tarla ve Bağ Bağ 565 4 1

PaĢa Sultan Arazisi

Arazi Tarla Dutluk Bağçe 499 62 29

Alaca Mescid Vakf-ı Mezrası Arazisi

Arazi Tarla

Bağ

2.266 75

Çitnehor Karyesi (Büyük Bostancı Köyü)

(33)

ĠLGĠLĠ ALAN YAZIN

2.1 Kuramsal Çerçeve

Vakıflar konusu üzerine yapılan çalıĢmalar oldukça fazladır. Bu çalıĢmalar sadece Türkiye ile sınırlı olmayıp, baĢka ülkelerde de vakıflar üzerine çalıĢmalar yapılmaktadır. Vakıflar üzerine yapılan çalıĢmalarda, belge neĢredilerek yapılan çalıĢmaların sayısı da çok olmakla beraber, bazı çalıĢmalar metot sisteminden uzak olarak hazırlanmıĢtır.

Yapılan çalıĢmaların çok olmasına rağmen, Ġslamiyet Öncesi, Ġslam, Türk Devletleri ve Osmanlı'da eğitim, öğretim, bayındırlık, ulaĢım, sağlık vs. alanlar baĢta olmak üzere toplumla iç içe geçen ve toplumun her alanına etki eden vakıfların tam olarak açıklığa kavuĢtuğunu söylemek güçtür. Özellikle vakıf müessesesinin menĢei konusunda tam bilgi vermekte zorluk yaĢanmaktadır.

Vakıf müessesesinin sınırları bakımından geniĢ coğrafyaya yayılması ve kaynakların çok olması, vakıf müessesinin tam olarak açıklığa kavuĢmasını zorlaĢtırmaktadır. Bu coğrafi geniĢlik ve kaynak fazlalığı, vakıflar üzerine yapılan araĢtırmaların daha metotsal olması zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.

Türkiye'de vakıf konusunda ilk metodolojik yaklaĢım tarzını ortaya koyan bilim adamı M. Fuad Köprülü olmuĢtur (Durmaz, 2008:10). Ayrıca Bahaeddin Yediyıldız'da vakıf incelemelerinde kullanılması gerektiği ve üzerinde vurgu yaptığı, "sondaj metodu" da önemlidir.6

Bu çalıĢmaların yanı sıra, Ömer Lütfi Barkan'da aynı dönemlerde vakıf tarihiyle ilgili kaynaklar üzerinde durmuĢ ve vakıfları, Ģehircilik ve ekonomi tarihi açısından incelemiĢtir.7

2.2. Ġlgili AraĢtırmalar

Zağnos PaĢa'nın Balıkesir'deki Vakıfları, adlı çalıĢmamız, hem vakıf konusu hem de Zağnos PaĢa ile alakalı olduğundan dolayı, bu bölümde vakıf, Zağnos PaĢa ve dönemiyle alakalı daha önce hazırlanmıĢ olan araĢtırmalar hakkında bilgi vereceğiz. Ayrıca yapmıĢ olduğumuz çalıĢma, Balıkesir Ģehir tarihi ile alakalı önemli bir kaynak

6 B. Yediyıldız, "Vakıf Ġncelemelerinde Metot AraĢtırmaları". II. Vakıf Haftası, 3–9 Aralık 1984, s.16–18. 7 Ö. L. Barkan, "Osmanlı Ġmparatorluğu'nda Bir Ġskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve

(34)

olduğundan dolayı, Balıkesir vakıfları ve Ģehri hakkında yapılan çalıĢmalara da değineceğiz.

Vakıflar, daha önce de belirttiğimiz gibi, yer almıĢ olduğu toplumlarla bütünleĢmiĢ bir müessesedir. Bu bütünleĢme hem sosyal hem iktisadi alanda gerçekleĢmiĢtir. Bunu Ġslam Devletleri, Selçuklular ve en önemlisi Osmanlı'da da bu Ģekliyle görmekteyiz.

Toplumları hem sosyal hem de ekonomik yönden etkilemesinden dolayı, vakıflar üzerine yapılan çalıĢmalar literatür zenginliğini ortaya çıkarmıĢtır. Bu açıdan bakıldığında, yapılan çalıĢmaları kapsayan geniĢ bir değerlendirme ortaya koymak oldukça zordur. Bu zorluk sebebiyle biz, konumuzla alakalı olan, vakfın, menĢei, geliĢimi, içinde bulunduğu topluluklar ve içinde bulunduğu topluluğa olan sosyal ve ekonomik etkisi üzerine yapılan çalıĢmalara değineceğiz. Kısacası vakıf hakkında yapılan genel çalıĢmalar üzerinde duracağız.

Bu amaçla ele alacağımız ilk eser, Fatih Mehmet Kaya'nın "Ġslam Toplumunda Vakfın Ortaya ÇıkıĢı, Yapısı ve Kısımları" (1987) adlı yayınlanmamıĢ Yüksek Lisans çalıĢmasıdır. Kaya yapmıĢ olduğu bu çalıĢmayla, vakfın anlamı ve menĢei hakkında önemli bilgiler vermektedir. Bu çalıma bize vakfın, Ġslamiyet öncesi durumu ve Ġslamiyet‟le birlikte ortaya çıkan durumunu anlatması bakımından önemlidir. Ayrıca çalıĢma bize vakfın rükünleri, Ģartları ve hükümleri hakkında da bilgi vermektedir. Bu da, bir kiĢinin hangi durumlarda ve hangi Ģartlarda vakfeden durumunda olabileceğini göstermektedir. Benzer çalıĢma "Elmalı M. Hamdi Yazır Gözüyle Vakıflar " (1995) adlı çalıĢmanın ikinci kısmında da yer almaktadır. Orada Ģu baĢlıklar altında mesele ele alınır. Vakfın Tarihi, Rüknü ve KuruluĢ ġartları.

Vakıflarla ilgili diğer bir çalıĢma ise Ziya Kazıcı'nın, "Ġslami ve Sosyal Açıdan Vakıflar" (1985) adlı çalıĢmasıdır. Bu çalıĢma içerisinde, özellikle birinci bölümde vakıf hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır. Birinci kısmı incelediğimizde, vakf, mevkuf, mütevelli, müstegalle gibi kelimelerin tanımları, devamında vakfın kuruluĢu ile ilgili Ģartlar yer almakta. Ayrıca bir üsteki çalıĢmayla karĢılaĢtırdığımızda benzer konuların da iĢlendiğini görebilmekteyiz, mesela vakfın Ģartları gibi. Bir diğer konu, Ġslam'da vakıf konusudur. Burada, Kuran-ı Kerim ve Hadislerde vakıf meselesine ıĢık tutulup tutulmadığı konusuna yer verilmektedir. Konu biraz daha geniĢletilerek vakfın, Ġslam ülkeleri, Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlılardaki yeri ve önemi hakkında bilgi

(35)

verilmiĢtir. Osmanlıda, özellikle Orhan ve Fatih dönemi vakıflar açısından yapılan çalıĢmalar yer almaktadır.

Vakıfları, menĢei, Ġslam Dönemi, Selçuklular Dönemi, Beylikler ve Osmanlı Dönemi olarak ele alıp inceleyen birçok çalıĢma vardır.8

Beylikler dönemi vakıflar ile ilgili olarak ön plana çıkan çalıĢma, Hasan Yüksel'in, "Anadolu Beyliklerinde Vakıflar" isimli çalıĢmasıdır. Burada, Anadolu Beyleri'nin tesis etmiĢ olduğu vakıflar üzerinde durulmaktadır. Bu vakıflar hakkındaki bilgilerin, yapılmıĢ olan vakfiye incelemeleri sonucunda verildiği anlaĢılmaktadır. Bu bilgiler yapılan çizimlerle anlatılmaktadır. Mesela, vakıfları kuran kiĢiler, toplumsal statülerine göre belirtilmiĢtir. Hanedan üyeleri (erkek, kadın) Diğerleri (Çelebi, Fakih, PaĢa) Ģeklindedir. BaĢka bir çizimde, vakıflar amaçlarına göre belirtilmiĢtir ve bunlar üsteki bilgiler gibi tür, sayı, yüzdelik payı ve toplam olarak Ģekil üzerinde gösterilmiĢtir. Bu sistem Ģu baĢlıklar altında devam etmektedir. Hukuka Göre Selçuklu Vakıfları, Beylikleri Vakıflarının Ġcar Süreleri, Beylikler Devri Vakıflarının Mütevelli ve Nazırları, Beylikler Devri Vakıflarının Gelir Kaynakları gibi. Bu değerlendirmeler 31 Vakfiye'ye göre yapılmıĢ olup Ģekil üzerinde gösterilmesi konuyu açıklamada daha verimli olmuĢtur.

Hasan Yüksel'in Türkler‟de yer alan, "Türk Toplumunda Vakıf Aile ĠliĢkisi" (2002) adlı makale çalıĢması da önemlidir. Burada, aile vakıfları üzerinde yoğunlukla durulmaktadır ve bu vakıf kategorisinin Ġslam'ın ilk devirlerinden itibaren ortaya çıktığı anlaĢılmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken bir diğer konu, toplumu, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda etkileyen vakıf müesseselerinin kurucularının kim olduğu meselesidir. Buradan Osmanlı Devri vakıf kurucularının çoğunun, askeri sınıf denilen yönetici topluluğu olduğu anlaĢılıyor. Bunların ayrıca, servetleri, amaçları üzerinde de durulmaktadır. Burada bir mesele daha aydınlatılarak, aile vakıflarının gözde olmasında, mal ve mülklerin müsadere, bölüĢülüp paylaĢılma ve hacz edilmesinden korunması da gösteriliyor.

Osmanlı Dönemi vakıflar konusunu aydınlatan önemli çalıĢmalara da bakacak olursak, bu konuda ilk zikredeceğimiz çalıĢma, Nazif Öztürk'ün, "Osman Döneminde

8

Bkz. Sipahi Çataltepe, İslam-Türk Medeniyetinde Vakıflar" Ġstanbul, 1991, s.12–30; Ġsmet Kayaoğlu, "Vakfın MenĢei Hakkındaki GörüĢleri". Vakıflar Dergisi, XI, Ankara, s.50–55; Ömer Yörükoğlu , "Vakıf Müessesenin Hukuki, Tarihi, Felsefi Temelleri". II. Vakıf Haftası, 3–9 Aralık 1984, s.115–119; Fuad Köprülü, "Vakıf Müessesenin Hukuki Mahiyeti ve Tarihi Tekâmülü". Vakıflar Dergisi, S.II, 1942,

Referanslar

Benzer Belgeler

Finally, to predict the inter disease progression of lung cancer, a Bayesian method was coupled with a prolonged Markov model.The resultant model calculates specific lung

Therefore, the implementation of successful auditing techniques is crucial to increasing the trust and confidence of data owners in cloud storage area.This paper proposes a

international issues of mutual concern. The third high-level visit in the same year took place by Albanian Prime Minister Ilir Meta’s visit which was primarily

Müzik eğitiminin uygulanmasında ve yaygınlaştırılmasında, müzik eğitimcileri tarafından kurulan sivil toplum kuruluşlarının birçok çalışmalar yaparak

Osmanlı Devleti’ nin gündelik yaşantısını anlamak için o dönemin sosyal-ekonomik şartlarının çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu amacı gerçekleştirmek için,

Dârü’l-cihâd ve’l-mücâhidîn Medîne-i Vidin mahallâtından Çavuş mahallesinde sâkin iken bundan akdem vefât eden Ahmed Ağa bin Alî ibn Abdullah’ın verâseti

Karaman beglerbegisine hüküm ki, vilâyet-i Karaman tîmârları tezkirecisi olan dârende Kâtib Ayâs gelüb Beyşehri sancağında ze‘âmete mutasarrıf olub livâ-yı mezbûrda