Semazenler, şeyhin önünde teker teker niyaz ettikten sonra semaya başlarlar. Semazenlerin sağ avuçları yukarı, sol avuçları aşağı doğrudur. Başlar genellikle yukarı bakar. Arka sıradaki duruş şekli Bektaşiler Mevlana dergahına girdikten sonra uygulanmaya başlamıştır. Daha önceleri kollar yanlara açılmış olarak başlardı sema.
Bir gönül ocağının müziği,
1 sesi ve coşkusu
Günümüzde tasavvufa açılan pencere, her yıl
Konya'da yapılan Mevlana'yı Anma Törenleri'yle
aralanıyor. Kuran'a göre tüm varlıklar Allah
karşısında sürekli ibadet ve dönüş halindedir. Sema
da bu ibadet ve dönüşe insanın bilinçli bir katılımıdır.
Bu katılım ses, söz ve hareket beraberliğinde
olmaktadır. Ses musiki, söz güfte, hareket ise
semazenlerin dönüşüyle gerçekleştirilir.
REFİK DURBAŞ ■
“Sema nedir? Gönüldeki gizli erlerden bir selam; garip gönül, onların mektupla rı gelince dinlenir, rahata kavuşur.
Akim dalları, budakları, bu yelle açılır - saçılır; bu mızrap vuruşuyla beden geniş ler, ferahlar, huzura erişir;’
Nedir sema? İşte Mevlana, Mesnevi’sinde böyle tanımlıyor semayı.
Bir de sözlük anlamına bakalım.
Sema: İşitmek, güzel ve iyi şöhreti, anılışı duymak. Terim olarak, musiki nağmelerini dinlemek, dinlerken vecde gelip harekette bu lunmak, kendinden geçmek, oynayıp dönmek. Yaygın anlamıyla kısaca Mevlevi ayin dönüşü.
17 Aralık 1273, Mevlana Celaleddin’in ölüm yılı. Bu tarihi kapsayan hafta içinde Konya’da Mevlana anılıyor. Yurtiçi ve dışından binlerce Mevlevi Konya’ya akın ediyor. Şebi-Arus tö renleri yapılıyor. Semazenler dönüyorlar. Mev lana üzerine seminerler düzenleniyor, Mevle vilik düşüncesi tartışılıyor.
Sema hakkında Mevlana’nın
düşünceleri
Mevlana ve Mevlevilik bir yana, biz bu ya zımızda sema üzerinde durmak istiyoruz. Ne dir sema, nasıl yapılır, töreleri, törenleri nasıl dır? Nasıl bir gelişim çizgisi izlemiştir? Abdül- baki Gölpınarlı’nın “Mevlevi Âdâp ve Erkânı”
kitabına dayanarak sema üzerine yolculuğa
başlayabiliriz artık.
12
Önce Mevlana sema hakkında ne diyor, ona bakalım. Gölpınarh, Mevlana’nın sema hak- kmdaki duyuş ve düşüncelerini şöyle aktarı yor:
“Dervişler vecde düşerler de Tanrı’yı özle yişleri artsın, ahrete inanış sevgileri çoğalsın, gönüllerinden dünya sevgisi dağılsın, dünyaya gönülleri yabancı olsun diye sema ederler. Ke rametleri âleme yayılmış, güneşten de daha faz la tanınmış olan, ululukları minberlerde söy lenen ulu şeyhlere uyarlar. İnananlar, gözleri ne çeksinler de gönül gözleri aydın olsun, giz li âlemleri görsünler, Tann’ya dalsınlar diye on ların ayaklarının bastığı toprağı ararlar. Sema törenini onlar koymuşlardır; peygamberlerin mirasçıları onlardır; miras bilgisi de onların- dır, anlayış-seziş bilgisi de onların.”
Mevlana’nın sema hakkmdaki duyuş ve dü şünceleri elbet bu kadar değil. Sema üzerine birçok şiiri de var. Mesnevi’sinde yeri geldik çe semadan söz etmekte. İşte Mesnevi’de ge çen sema ile ilgili bir öykü:
“Sufi’nin biri, bir hana gelir; eşeğini ahıra bağlar; yemini, suyunu verir; kendisi de içeri ye girer, konuk olur. Dervişler günlerdir açmış. Eşeği satıp yiyecek alırlar. Yenir içilir, sema başlar. Çalgıcılar çalmaya, dervişler ‘eşek git ti, eşek gitti’ diye çağırmaya koyulurlar. Sufi de onlara uyar, kimi ayak vurarak, kimi secde ederek sabaha kadar sema eder. Sabah sufi er kenden kalkar. Handan o gün ayrılmak niye tindedir. Ahıra gidince eşeğin orada olmadığı görür.”
Mevlana’ya göre sema “âşıkların gıdasıdır,
çünkü semada sevgiliyle, Tann’yla buluşma ha yali vardır.”
Şimdi de Mevlana’da bu buluşma hayalinin nasıl gerçekleştiğine kısaca bir göz atalım.
Mevlana zamanında Sema
Gölpınarlı’nın bildirdiğine göre Mevlana, Şems’ten önce sema etmemiş. Sema etse bile semaya düşkün değilmiş. Kaynaklar da Mev- lana’nın Şems’in ölümünden sonra semaya düştüğünü bildiriyorlar.
Peki, Mevlana’nm semai nasıldı? Söylenti lere dayanarak burada birkaç örnek vermekle yetinelim.
Sipehsalar Risalesi ile Ahmet Eflâki’nin Manakıb-al Arifin’de yazdığına göre, Buzağu denen bir Türkmen Şeyhi Konya’ya gelmiş. Rükneddin Kılıçaslan, bu kişiye büyük saygı göstermiş. Onuruna verdiği bir şölende de ona ‘baba’ diye hitap etmiş, onu babalığa seçtiği ni, yani ona intisap ettiğini söylemiş. Bu du ruma kırılan Mevlana, semaya kalkıp, sema ederken de ‘Ant olsun Tanrı’ya ki ne yağlıya gönlüm akmada, ne tatlıya... Ne o altın kese ye meylim var, ne o altın kâseye’ anlamındaki beytini okuyarak çıkıp gitmiş.
Yine Manakıb-al Arifin’in yazdığına göre Mevlana sema ederken sarhoş biri gelmiş, se maya girmiş. Fakat sema ederken ikide bir, Mevlana’ya çarpıyormuş. Sarhoşu semadan çı karmak istemişler. Mevlana, ‘o şarap içmiş’ de miş, ‘siz sarhoşluk ediyorsunuz; Böylece sar
hoşa dokunmamalarını buyurmuş. Onlar da
dokunmamışlar. Sarhoş üstelik Hıristiyanmış. ‘Fakat bu bir Hıristiyan’ demişler. Mevlana bu nu da hoş görmüş. ‘O Hıristiyan ise siz neden Hıristiyan değilsiniz, neden Tanrı’dan korkmu yorsunuz?’ yanıtını vermiş.
Mevlana, semada oldukça hoşgörülü. Sema mda hiçbir kayıt yok. Nerede, nasıl olursa ol sun vecde gelince sema ediyor, nara atıyor, bi risiyle konuşuyor, fetvalara yamt veriyor, bil giden bilimden söz ediyor, şiir söylüyor, çal gıcıların teflerine para atıp onlara bağışta bu lunuyor. Sema çoğu kez yemeklerden sonra başlamaktaysa da Mevlana, sokakta ya da bir yere giderken de sema ediyor.
Mevlana’dan sonra da sema bu biçimde ya pılıyor. Gölpınarh bunu da şöyle anlatıyor:
“Birisi bir davet tertipliyor, yemek yendik ten sonra kavval ve gûyende, yahut şeyyâd de nen hânende ve sâzendeler, rebap, tef ve ney çalıp neşideler okumaya başlıyorlar. Vecde ge lenler sema’a kalkıyorlar. Bazı kere de herhangi bir söz, bir iş, Mevlana mümessilini vecde ge tiriyor, sema başlıyor. Bu semada ne çark var, ne direk.”
Semanın bir törene bağlanması 1460 yılın da çelebilik makamına gelen Pir Adil Çelebi’- den sonra olmuş. Bu yüzden de Adil Çelebi ye “Pir” denmiş.
Vecde dayanan sema, önce Kuran, Mesne vi, Mevlana’nın ya da Sultan Veled’in gazelle rinin okunup açıklanmasından sonra gûyen- delerin bulunmasından ibaret.
Semanın bugün nasıl yapıldığına değinme
se-mahane üzerinde duralım.________________
Semahane_______________
Semahane, sema edilen yer anlamına geli yor. Mevleviler yalnızca semahanede sema edi yorlar. Gölpmarlı bir semahaneyi şöyle anla tıyor:
“Semahane, ceviz tahtalarıyla döşenmiş, tahtaların aralan tamamiyle bitişik, geniş, da irevi bir yerdir. Tahtalar sema edile edile, ade ta cilalı bir bale gelmiştir. Tekkenin ayn bir ya pısı olan semahaneye, ‘ciimle kapısı’ denen dış kapıdan girilir. Bu kapının iç tarafında, sağ yanda paşmaklann, yani papuçlann, ayakkap- ların konmasına mahsus raflar vardır. Sol ta rafta, aşağıda, ziyaretçilere ayrılan yerin üstün de, pek de geniş olmayan, önü parmaklıklı bir yere çıkılır. Merdivenle çıkdan bu kısmın cep hesi semahaneye bakar. Burada neyzenler, ku- dumzenler, ayinhanlar, na’than bulunur. Bu raya, musiki aletleri çalanların yeri anlamına ‘mutnphane’, yahut kısaca ‘mutrıp’ denir. Se mahanenin çevresi parmaklıkla aynlmıştır. Bu rası, orta kısma nispetle hayli dardır. Bu kı sım ‘züvvar’, yani ziyaretçiler denen ve kimi seyretmeye, kimi vecit ve hâl elde etmeye ge len,' mevleviliği seven, yahut bu yola merak eden, ayine, müziğe düşkün olan kişilere mah sustur. Kilim ve haldarla döşenmiş olan bu kıs ma cümle kapısından girildikten sonra sağ ci hete sapılarak geçilir. Züvvar çoksa, sol taraf ta, mutrıbın altına ve mutnba bitişik olan yu- kardaki yere de züvvar alınır. Erkek züvvara ayrılan kısmm üstünde, kapısı dışarda bulu nan ve merdivenle çıkdan kadın züvvara mah sus kısım vardır. Bu kısmın semahaneye bakan cephesi, tavana bitişmiş sık bir kafesle örtü lüdür.
Semahanenin tam cephesinde, züvvar kıs mında mihrap, cepheye nazaran sağında da minber vardır. Sol tarafta, aynı çatı altında ve semahaneden, tavana yaklaşan bir parmaklıkla ayrılmış bir kısımda, dergâhın ilk şeyhinin ve gelip geçen diğer şeyhlerin türbesi vardır. Ya tırların büyük ve yeşil örtülerle, değerli ve ağır pûşidelerle örtülü sandukaları; kimisi istivalı, kimisi istivasız, destarlı sikkeleriyle, dekora ayn bir heybet ve ruhaniyet verir. Türbenin karşı tarafında, çok defa semahanenin sağ köşesinde ‘mesnevi kürsüsü’ bulunur.
Semahaneye, cümle kapısından geçildikten sonra züvvarm duracakları, oturacakları yeri ayıran ve yüksekliği pek az olan parmaklığın cephede bulunan ve mihraba karşı olan kapı sından girilir.
Yapı yan duvarlara dayanmakla beraber asıl sema edilecek yeri, orta kubbenin altındadır ve direklere istinad eder. Mihrabın hizasında ve semahanenin tam cephesinde şeyh postu se rilidir.”
Semahaneyi de böylece tanımladıktan son ra, günümüzde semanın nasıl yapıldığına ge çebiliriz. Ama önce kaç türlü sema var, kısa ca ona da değinelim, ardından bugün sema na sıl yapılıyor, onu görelim.
Kalça selamını tamamlayan semazen, sema ya başlıyor.
Tarihsel gelişimi içinde semamn üç türlü ya pıldığım görüyoruz:
1. ilahi sema, 2. Ruhani sema, 3. Tabii sema.
Bu üçünü de kısaca şöyle açıklamakta ya rar var:
İlahi sema, belli bir aşamaya yükselen veli lerin, şeyhlerin tanrısal sırları duyması, gör mesi anlamına geliyor. Bu, semanın en yük sek derecesidir.
Ruhani sema, tasavvuf yolunda olgunlaşan bir insanın ruh âleminde bütün tanrısal sesle ri, sırları kavraması. Bu aşamaya ancak ruh bakımından olgunlaşan kimseler ulaşabilir.
Tabii sema ise sazla sözle yapılan ve dinle yenleri, oynayanları derin bir coşkuya götüren semadır.
Sema nasıl yapılıyor?
Dersten sonra şeyh, kendisine ayrılan makam postuna oturarak dua eder. Bu duadan sonra mutrıb yerindeki dervişlerden biri ayağa kal kıp Divan-ı Kebir’den bir na’t okur. Bunun bi timinde neyzenbaşı, neyle bir taksim yapar ve peşrev çalınmaya başlanır. Ardından şeyh ve semaya katılacak dervişler avuç içlerini yere vu rarak ayağa kalkarlar, salat okuyarak ağır adımlarla sema yerini üç kez dolaşırlar. Peş revden sonra mutrıp tarafından Divan-ı Kebir1 den alınarak bestelenmiş Ayin-i Şerif çalınır ve ayinhanlar tarafından okunur. Bu sırada se- mazenler sırtlarındaki hırkaları bir bir bırakıp şeyhin önünde teker teker niyaz ettikten son ra semaya başlarlar. Semazenlerin sağ avuçları yukarı, sol avuçları aşağı doğrudur, gözleri ise genellikle yukarı bakar. Dönmenin etkisiyle tennurelerin bol etekleri yelpaze gibi açılır. Mevlana makamını simgeleyen şeyhin önün de bir süre dinlenilir, sonra yeniden niyaz edi
lir. Sema bitince herkes oturur ve hırkaları ar kalarına konur. Bu sırada aşır okunur, ardın-, dan duacı dede bir dua okuduktan sonra aya ğa kalkılır ve şeyh tarafından gülbank çekilir. Ardından dervişler Tanrı adlarmdan ‘H u”yu koro halinde söyledikten sonra bulunduğu pos tun üzerinden, hazır bulunanlara selam veriri ve bu selam aşçı dede tarafından yine sesli ola rak karşılanır. Şeyh arkasını kapıya dönerek oturduğu posta niyaz eder. Bu niyaza bütün dervişler oturdukları yerden katılırlar. Şeyhin semahaneden çıkmasıyla dervişler de dağılır lar.
Elbet bu kadar dar bir yazının sınırları için de yüzyıllardır süzülüp gelen Mevlana’yı, mev leviliği, onun coşkuyla kendisini açığa vurdu ğu semayı anlatmak olanaklı değil. Yalnızca çeşitli kaynaklardan derlediğimiz notlarla se-1 ma üzerine kısa da olsa bir ışık düşürmeye ça
lıştık. □ I
Daha önce de belirttik, sema, semahanede yapılır. Önce geniş hırkalar giyn liş, başların da konik silindir biçiminde sikke denilen baş lıklar bulunan, yalınayak dervişle -, yani sema- zenler, birer birer gelerek divan durur ve şey hin gelişini beklerler. Şeyh, sırtında hırkası, ba şında yeşil ve siyah renkli destar sarılı sikke siyle semahaneye gelir. Namaz kılındıktan sonra Mesnevi’den bir ders okunur. Bu ders, orada bulunan dervişler ve ziyaretçiler içindir.
t*
Mevlana Celaleddin Rumi
•j q /"v- » yılında Horasan’ın Belh ilinde doğan Mevlana Celaleddin Rumi 14 I
¿L\J
# yaşında yerleştiği Konya’da 1273 yılında öldü. İlk eğitimini ünlü birbilgin olan babası Bahaeddin Veled’den aldı. Daha s o n ra medreseye giderek hadis, fıkıh, tefsir, kelam gibi İslami bilimler okudu.
1230 yılında babasının ölümü üzerine, onun yerine camide vaaz vermeye başladı. 1231 yılında
Seyyid Burhaneddin Tirmizi ile karşılaşan Mevlana ondan tasavvuf konusunda bilgiler aldı ve yeni bir inanç ve yeni bir düşünce
ortamına girdi. Tirm izi’nin ölümünden sonra bir içe kapanış dönemine giren
Mevlana, Şem s- i Tebrizi’nin Konya’ya gelişiyle sarsıcı bir değişiklik geçirmiş, haftalarca toplumdan ayrı yaşamış ve büsbütün tasavvufun etkisine girmiştir.
Mevlana Celaleddin, bütün düşünce ve inanışlarını şiirlerinde sergilemiştir.
Kişiliğini oluşturan iki temel öğe vardır. Biri şiirleri, öteki bu şiirlerde dile getirilen varlık birliği (vahdet-i vücud) ve Yeni - \
Platonculuk’tan kaynaklanan görüşleridir. Şiirlerinde sevgiyi ön plana çıkaran Mevlana Celaleddin, erdem ve iyiliği ve insanlar arasındaki kardeşliği işlemiştir.
Mahmud D ede’nin 1599 'da yazdığı
Mevlana'nm biyografisi “Menakıb-ı
Savakıb”tan bir minyatür. Mevlana anafora kapılmış bir gemiyi kurtarıyor. Bir vecd halidir sema, beden ferahlar, huzura kavuşur.
LÜTFEN BROŞÜR İSTEYİNİZ. TURİZMDE 21 YILLIK GÜVENCE
U L U D A Ğ K A R O T E L | B U R S A D İL M E N O T E L
Perşembe-Pazar : 56.000 TL Cuma-Pazar : 42.000 TL
Perşembe-Pazar: 120.000 TL.
YILBAŞI REZERVASYONLARIMIZ DEVAM ETMEKTEDİR. HAFTA ARASI % 50 İNDİRİM
Perşembe-Pazar: 52.000 TL. Cum artesi-Pazar: 22 000 TL. Cuma-Pazar : 40.000 TL
GRUPLARA ÖZEL FİYAT VE PROGRAM
GÜRKAY TURİZM LTD. ŞTİ.
Lamartin Cad. 11/2-3 80090 Taksim Tel: 155 30 90-91 155 18 98
13
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi