* n .
EREDEN çıktı bu Körfez krizi?” , “ Hay olmaz ol sun, bu Körfez krizinin!’’, “ Bütün bunların nedeni, hep Körfez krizi.”
Artık toplumumuzda göze batan, gönülleri yakan ne kadar densizlikler, üzücü, utandırıcı olaylar varsa hep Körfez krizinin poposuna ekleniyor. Besin maddelerinden tutun, giyim kuşam, ilaç, beyaz eşya, et, şe ker, yağ gibi zengine olduğu kadar yoksula da gerekli olan maddelerin fi yat fırlam aları karşısında, halkımız can ürpetileri içinde her şeyi sineye çekiyor. Şekere yüzde yirmi bir zam mı oldu? Sabah içilen bir bardak çay, yoksul için zehir zıkkım haline mi dö nüştü? Bütün b u n lar,fa rtık bordro mahkûmlarının rahatça bulabileceği, içebileceği şeyler olmaktan çoktan çıktılar! ANAP iktidarı rahat. Hükümet rahat. Sayın özal rahat ve ülkenin ta lihsiz çocukları olan memur, emekli, dul, yetim, işçi, işsiz, topraksız köylü, küçük üreticileri de savaş ve can der dine düşüp dillerini bu konularda iyice yutmuşlar. Savaş ve Körfez krizi du rurken pahalılık ikinci plana düşüveri- yor. Bu da iktidarın zekâsına işaret sayılmaz mı? Nitekim Körfez krizi var diye münasebetli olmayan davranış lardan birine balıklama atlayan Mer kez Bankası Başkanı Sayın Rüştü Saraçoğlu da krize dayanarak siperin den atladı ve...
İZMİR DEVLET KOROSU SOKAKTA
Ve Kültür Bakanlığı’na bağlı İzmir Klasik Türk Müziği Korosu, dört yıldır “burada çalışın” diye ayırdıkları kendi binalarından sokağa atıldı. Şefleri, de ğerli müzisyen Teoman önaldı ile Türk Halk Müziği ve folklor dalında güçlü bir isim olan Güner Özkan, her biri altın değerinde ses ve saz sanatçıları so kakta. Nedeni: “Körfez krizinden ötürü bize gerekiyor; el attıkl”
Dört beş yıl önceydi. Uçakta, İz mir’e birlikte uçtuğumuz Sayın Kaya Erdem'e, Merkez Bankası nın malı olan ve kullanılmayan tarihi eser nite liğindeki bu binanın, koroya bırakılma sı için ricada bulunmuştum. İlgilenmiş ve zamanın Merkez Bankası Başkan ile görüşerek İzm irlilere onur katan koroya binayı ayırtmıştır. Ufak tefek düzenlemeler sonunda, zor koşullar içinde de olsa, çalışmalarını burda ya- padururlardı. Bir sabah, koro müdürü ve birkaç görevli, ellerinde anahtarla rı, kapıyı açmak üzere geldiklerinde, içerden kilitlenmiş buldular. Geceden içeriye giren iki banka bekçi ve görev lisinin, “ Sizi banka çıkardı; Içeriya giremezsiniz” sözleriyle karşılaştılar. Bu çirkin olayı eleştirirlerken, bir ban ka görevlisi, onlara sertçe çıkışarak Merkez Bankası Başkanı Saraçoğlu' nun bu emri verdiğini, “Beni ne Baş bakan, ne Kültür Bakanı bağlar;
Körfez krizi ve
Saraçoğlu’nun torunu
özal'dan başka hiç kimseye hesap vermem” dediğini duydular.
BİNA TARİHSEL YAPI
Sayın Kültür Bakanı, herhalde habe ri almış, bu orman yasası uygulanışı karşısında gerekli önlemleri almaya başlamış olm alıdır. Bizce bu tarihi eser, derhal kamulaştırılmak ve kültür etkinliklerine ayrılarak yeni binası ya pılıncaya kadar İzmir Devlet Korosu'- nun zorunlu çalışm a yeri görevini sürdürmelidir. Bu arada gerekirse ye ni bir yer kiralanabilir elbet!
KİRALANIR DA
Rüştü Saraçoğlu'nun, sanat adına insanın yüzünü kızartan bu davranışı nasıl bağışlanır bilemem. Saraçoğlu’ ya hukuk yoluyla gereken yanıt verilir elbet, önemli olan, Şükrü Saraçoğlu gibi milliyetçi, vatansever karakterini ve sanat, kültür seviyesini yakından ta- nıdığım b ir dedenin davranışı ile, torununun davranışı arasındaki uçu rum dur. Habersiz, yazısız, koroyu dışarı atmak, aralarında yazılı bir an laşma olmasa bile kiracılık sıfatını hak etmiş bir kurumu habersiz dışlamak, hukuk dışıdır ve cezayı gerektirir bir davranıştır. İzmir'in ve Türkiye'nin yüz akı bir koroyu, tam “Yunus Yılı” nı aça cağı "Mevlânâ ulu sesi”ni sahneye koyacağı bir sırada bu “nâhalef” to run, bu oyunu nasıl sahneler? “ Ben özal’ı dinlerim; bana bakan da, Baş bakan da vız gelir” sözlerini, koro mensuplarının, banka personelinden dinlemeleri Sayın Saraçoğlu'ya, bil mem bir erdem lik katabilir mİ? Ne Sayın Özal, ülkenin tek sahibidir, ne de kendisine arkasını dayayan Mer kez Bankası Başkanı'nın, Başbakan'a ve Kültür Bakanı’na afi sattığının söy lentileri, karşısında Cumhurbaşkanı bu konuşmaları hoş karşılar!
HEY GİDİ ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU
Şimdi anılarıma dönüyorum: Şükrü Saraçoğlu Dışişleri Bakam'dır. Bizden Kars ve Ardahan’ı istemeye kalkan Stalin Rusya'sından dönm ektedir. Yurdumuza girmeden önce Sovyet ga zetelerine öylesine bir demeç verir ki bütün dünyayı Türkiye gibi sarsan bir şa m a rd ır bu ve Stalln’ in doğruca beyn-i bâlâsına iner.
Şükrü Saraçoğlu, bu tertemiz Ana dolu çocuğu, geceleri sanat icra edilen musiki ve edebiyat otoritelerinin bu lunduğu bir evdedir. Bir aralık rahmetli Muzaffer Sarısözen’in de bulunduğu bir grup içinde, sesinin olanca duyarlı lığı ile şöyle demişti:
“Yok, yok; bu musiki, insanlığın bir duyarlık anıtıdır.”
Ve yıllar sonra bu Saraçoğlu'nun torunu ortaya çıkıp koskoca İzmir Dev let Korosu’nu, iki satır yazı bile yazma dan sokağa atıveriyor.
Makamlar kime kalmış ki! Kimin, güvendiği dağlara kar yağmamış ki!..
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Ta h a Toros Arşivi