Yazan: İSTANBULLU
armara denizinden Istanbu- la gelecek gemilerin hare ketlerini kolaylaştırmak ve limanın yolunu tayin etme- 'erinde gemicilere bir kolaylık sağ lamak üzere şehrin Anadolu kıyıla rından Marmara denizinin tam kar şısına nârin bir dil biçiminde uza nan kara parçasının uç noktasına bir fener dikilmesi gerektiği söylen diğinde devrin padişahı Dördüncü Murat bunu tereddüt dahi göster meden kabul etmiş ve:
«— Ol noktaya tez olarak bir kule inşa edilüp üzerine bir fener konu la...» emrini vermişti.
Denizin ortasına doğru ip ince bir dil gibi uzanan bu ağaçlık ve çayırlık kara parçasının uç noktasına derhal bir kule inşa edilmiş ve üzerine de bir fener konulmuştu.
Fenerin bulunduğu bu kara parçası öylesine güzel bir yerdi ve öylesine güzel bir manzara ile lâtif bir hava ya sahipti ki, feneri merak eden Ü- çüncü Ahmet, burasını gördüğü an da hayran olmuş ve buraya derhal bir saray inşa ettirmişti. Sultan Ah met'in inşa ettirdiği bu sarayın bah çesi de bu güzel yere apayrı bir güzellik katacak şekilde tanzim o- lunmuş, ortasına bir de muazzam havuz yapılmıştı.
Ancak ne var ki Üçüncü Ahmet'in vefatından sonra ne bu saray, ne de bahçesi gereken itinayı göreme miş ve harap olup gitmişti. Bakım sızlıktan çökmek üzere bulunan sa ray İkinci Mahmut tarafından yıktı- rılırken o muhteşem bahçe de bir mesire yeri haline getirilm işti. Böy
lelikle Fenerin bahçesi daha o ta rihlerden itibaren civarda oturanların ilgi ve rağbetini çeken bir yer olu vermişti.
Özellikle yaz günlerinde burası gü zel manzarası ve nefis havasıyla ta dına doyum olmayan bir güzellik ar- zediyordu. Bu bakımdan civarda o- turanlar en sıcak günlerde dahi bu ranın o güzel rüzgârında ve ulu a- ğaçları altında serinlemek imkânını buluyorlardı.
Yüzyıllar boyunca fenerin bahçesi sahip olduğu emsalsiz özellikler ne deniyle büyük itibarından hiçbir şey kaybetmedi, bilâkis her geçen yıl biraz daha büyük ilgi ve rağbet çek meye devam etti. Ve fener bahçesi İstanbul'un en gözde bir mesire ye ri oluverdi. Cuma ve pazar günleri buraya mesireye gelenlerin yanısıra rengâ renk araba ve faytonlara bi nip burada devamlı olarak tur atan lar Fenerbahçesine ayrı bir güzellik
kattılar. Ve bu güzel köşe gönüller de büsbütün efsaneleşip şiirleşti. İkinci Abdülhamid'in saltanat yılları sırasında Üsküdar ve havalisi ku mandanı bulunan Kürt Ali Şâmil Pa- şa'nın olanca titizliğine ve güneş batmak üzere iken atına atlayıp gel diği Fenerbahçesinde eğlenip gez mekte olanlara «Paydos» diye bar bar bağırmasına rağmen burada bu lunanların gece mehtap çıkana ka dar yerlerinden kıpırdamadıkları da
Adını bu güzel semtten alıp onu dünyaya tanıtan Fenerbahçe kulübünün sosyal tesislerinin girişi,
bir gerçektir. Buranın güzelliği ve o emsalsiz mehtabı Abdülhamid devrinin bu amansız paşasının em rini dahi hiçe saydıracak kadar gö nüllere tesir etmekteydi. Ancak Pa- şa'nın da burasını pek sevdiği, hele mehtabına bayıldığı, bu nedenle em rine kulak asmıyanları hoş karşıla dığı da bir gerçektir.
Anadolu Şimendifer idaresi faaliye te geçtiği zaman halkın Fenerbah çesine karşı gösterdiği bu büyük il giyi gözönünde tutarak buraya ka dar hat döşetip tren işletmişti. Bu gün Feneryolu adıyla andığımız nok tadan ayrılan bir hat bu mesire ye rine kadar ulaşır, özel arabası ol mayan İstanbul ve Kadıköy ahalisi ni bu emsalsiz mesire yerine taşırdı. Uzun yıllar Fenerbahçesi adıyla anı lan bu güzel mesire yeri zamanla halk arasında Fenerbahçe adını al dı ve böyle yâdedilmeye başladı. Bu mesire yeri cuma ve pazar gibi tatil günlerinin dışında nispeten ten ha olurdu. Bu fırsattan istifade eden civar semtlerin çocukları gelip bu rada oyunlar oynarlardı. Hele 1900 yılından itibaren Kadıköy'deki ingi- lizlerin İstanbul'a soktukları ve a- yakla oynanan top oyunu oluşun dan ötürü futbol adıyla anılan oyu na da sahne olmaya başlamıştı bu
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi