• Sonuç bulunamadı

Başlık: YAHUDİLİKDEKİ ARZ-I MEV'UD ANLAYIŞININ BOYUTLARIYazar(lar):KÜÇÜK, AbdurrahmanCilt: 33 Sayı: 1 DOI: 10.1501/Ilhfak_0000000792 Yayın Tarihi: 1994 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: YAHUDİLİKDEKİ ARZ-I MEV'UD ANLAYIŞININ BOYUTLARIYazar(lar):KÜÇÜK, AbdurrahmanCilt: 33 Sayı: 1 DOI: 10.1501/Ilhfak_0000000792 Yayın Tarihi: 1994 PDF"

Copied!
11
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

YAHUDILIKDEKİ

ARZ.I MEV'UD ANLAYıŞıNıN BOYUTLARI

Doç.Dr. Abdurrahman KÜÇÜK

Yahudilerdeki "Arz-ı Mev'ud" anlayışı bir "ahid" işi olarak değer-lendirilmektedir. Ahid, kelim.c olarak, emir, tavsiye, yemin; misak, and. laşma, sözleşme, sözünde durma, vefa; bağ, ittifak v.b. anlamlara gel. mektedir.' Ahd; Allah'a karşı insanların, emirlerini yerine getireceklerine dair verdikleri sözü ve insanların kendi aralarında yapmış oldukları söz-leşmeleri ifade etmek üzere kullanılan Lir terimdirı. Kur'an, Hadis ve İslam Literatürü'nde ahd ve bu kökten türeyen kelimelere rastlanmak. tadır.3

Tarihte bilinen ilk "Ahd", ruhlaryaratıldığı zaman, onlarla Allah arasındakidir. Allah, onlara, "Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?" diye sormuş, onlar da "Bela" (Evet) cevabını vermişlerdir.4 Yine bilinen ilk "kıtal"da; Hz. Adem'in oğulları (Habil ilc Kabil) arasındaki kıtaldır.s

Bu ilk. Ahid'den sonraki ahid, ilahi emirler yolu ve peygamberler aracılığı ilc insanlardan alınmıştır. Allah, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Musa ve diğer Lazı peygamberlerle ahid yapmıştır. Bu pey-gamberler aracılığı ile İsrailoğullarıyla yapılan ahidde; onların, Allah'a kulolacakları, namaz kılıp, zekat verecekleri, kan dök~eyeeekleri, kim-seyi yurtlarından çıkarmayacakları, yetimlere ve düşkünlere yardım edecekleri hususlar yeralmıştır.6 İsrailoğulları da Allah'ın emirlerini

ye-1 Bkz. Müncid, "Ahd", Beymt ye-1973, 535; H. Kazim Kadri, "Ahd", Türk Lngatl, İstanbul 1943, III 1558-59; Şemseddin Sıimi, "Ahd", Kamus-ı TUrki, De"aadet 1317, 956; Muallİm ~aei,

"Ahd", Lugat-I Naci, 555. ,

2 Bkz. Ebu'I-Fazl Cemıilu'd Din İbn Manznr, Lisanu'j Aral>, Beyrut 1955, III 1311, J. Schaeh, "Ahd", Eneyclopedie de L'lslam, Paris 1960, 1/263; Eneyclopedia of Rcligion lInd Et-hies, New-York 1951, LV1216.

3 Bkz. Muhammed Fuad Alıdıııbaki, e1-MucelTlu'l Mııfehres ii el-Fazı'l-Kur'an ci Kerim, 492-493; M. F. Abc\ı,lhaki, ci -Mncemu'l Mufehrcs li el-Fazl'l Hadis, IV

i

399-409; İbn Manzur, III1311-315.

4 Kur'an, A'raf, VII 1172.

5 Kur'an, 2\laide, V 127-:n. Krş. Tanah (Ahdi ,\tik), Tekvin, LV11-16. 6 Bkz. Kur'an , Maide, V 112; Enbiya, XXi ın;Bakara, 11/83-85.

(2)

102 ABDURRAHMAN KÜÇÜK

rine getireceklerine, ahde uyacaklarııia söz vermişlerdirJ Yahudiler, verdikleri sözde 'dururlarsa, ahde uyarlarsa; Allah da, onların "seçkin bir kavim" kılınacağını ve "arz"a ancak iyi kulların varis yapılacağını açıklamıştır.8 Ancak İsrailoğulları Allah'a verdikleri sözden dönmüş, sözünden dönırı.eyi alışkanlık halinc getirmiş, azı hariç, ahdi bozmuş-tur. Bundan dolayı Tanrı tarafından .cezalandırılmış, memleketlerinden kovulmuşlardır9. Yahudi Kutsal Kitabı'na göre, daha sonra, Tanrı,

on-lara acımış ve onlarla yeni bir "ahid" yapmıştırlO. Bu ahide göre, Benı İsrail, Allah'ın emirlerini yerine getirirse Allah diı onlara, "Arz-ı

Mev'-ud

"u verecek i ive diğer kavimler üzerine hakimiyetIerini sağlayacaktır. ı2

Kur'un'da va'ad, Hz. İbrahim'e ve Hz. Musa'ya yapılmakta; onların "bereketli kılınmış" bir diyara ulaşt.ırılmakla gerçekleştirileceği bildiril. mektedirl3. Hz. Musa, kavmini, va'dedilen yere götürmek için yola çı-karmış ve İsrailoğullarına "Ey kayınim! Allah'ın sizin iç~n yarat~ış ol-duğu <Arz-ı Mukaddes'e giriniz ve arkanıza dönmeyiniz. Sonra hüsrana uğrayanlardan 0lursunuz"14 diye bildirmiştir. Onlar ise Hz. Musa'ya karşı gelmiş ve onu yalnız bırakmışlardıl'. Hz. Musa da Allah'tan kendisi ile fasıkların arasını ayırmasını istemiştir. ı5

Kur'an'da, Allah'ın Hz. İbrahim'e, Hz. Musa'ya ve Hz. Davud'a "bereketli", "Mukaddes" bir yer va'dettiği, kavimlerini oraya götürme-lerini tavsiye ettiği yeralmaktadır. Ancak Allah'ın va'dettiği yerin İs-railoğullarına ,tahsisi; onların Allah'a .yapacakları kulluk görevine, O'na . verdikleri söze, O'nun emirlerine uyma şartına bağlanmış ve "Arz"a

iyi kulların varis olaeağı bildirilmiştir. Bununla beraber va'dedilen yer Kur'an'da açık değildir. Onun için ilgili ayetleI'in tefsiri yapılırken çeşitlİ yerler üzerİnde durulmuştur.

Kur'un'da açık olarak belirtilmeyen bu yer, Yahudi Kutsal Kitabın-da teferruatiyle anlatılmaktadır. A.ılah, Hz. İbrahim'e ve soyundan gelenlere, Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat'a kadar olan sahayı,

. 7 1'onah (Ahdi Atık), Çıkış, XXiV

13.

8 Bkz.Kur'"n, A'riif, "11/128-141; Maide. V/21-26: Enbiyii, XXIiiI, Hl5; Kosas. XXVIII/5-6; Ahdi Atik (Tonah), Tehin, XIX/18-21; ÇıkıŞ, XI/1-6

9 Bh. K!lr'iın, Bokara, JI/40, 47~ 100,122,121; Maide, V/13; A'rııf, VIl/134; Tahii, XX 11l6; Tanob, Tehin, XII 11-18; XV /7-B, 18-21, XVI 112-21; Tesniye, XVl/2.

10 1'nnnh, Yeremya, XXXI/31

q

Abdi Atik (Tanab), Tekvin, XIX 118-21 12 Abdi Atik, ÇıkıŞ, XLj1-6

13 Bkz. Kur'iin, A'riif, VII/136-141., 16\); Enlıiyn, XXI/71; Kasa", XXVIJI/5-6. 14 Bkz. Kur'an, M"ide, V 121.

(3)

\

YAHUDİLİKDEKİ ARZ-I MEV'UD A.NLAYIŞI1'iIN BOYUTLARI 103

o bölgede yaşayanların hakimiyetini vermiştirl6. Hz. İbrahim, Ke'nan diyarına gdip yerleşmi~, çadırını oraya kurmuş, Tanrı gözünün gördüğü her yeri ona ve ziirriyctine vereceğinil7; ancak, dörtyüz yıl ecfa çektikten sonra, dördüncü neslin oraya tekrar dönebileceğini bildirmiştirIS.

Aynı va'ad Hz. İshak'a ve oğlu Hz. Yakub'a da yapılmakta; on-cekilere va'dedilen yere İsrailoğullarını götürmek .için Hz. Musa görev-lendirilmektedir. Onlar, Allah'tan başka şeyleri tanrı edinmeleri, "Bıı-zağı"ya tapınmaları ye isyankarlıkları yüzünden va'dedilen yere gide-meyip, ~ırk yıl çöllerde kalmakla eezalandmlmışlardır.19 Hz. Musa'n'n hayatının sonlannda Allah, onunla ahdini yenileşmiş, va'd edilen yere kendisinin değil, ancak zürriyetinin girebileceğini haber vermiştir.20

Hz. iVIusa'dan önce Tanrı'nın Hz. Yakub'a bütün dünyayı içine ala-cak bir va'dini görüyoruz. Ona şöyle denilmektedir: " ... Senin ziirri-yetin yerin tozu gibi olacak ve garba ve şarka ve şimale Ye cenuba ya-yılacaksın Ye yerin bütün kabileleri sende ve zürriyetinde mübarek

1011-nacaktır"21.

Hz. Musa'dan sonra aynı va'rl, yerine geçen Ye~u'ya yapılmaktadır. Tanr' ona va'dettiği yere gitmesini; ayağını bastığı her yeri ona ve kav-mine vereeeğini bildirmiş; gideceği yerin sınırlarını da çizmiştir . Yeşu da İsrailoğullarını Filistin'e getirmiştir.22 Yeşu'dan sonra,. Davud'uıı krallığı zamanında, Siyon aIınımş ve oraya Dayud'un şehri ismi verilmü;-tir.23

Hz. Dayud, Kudüs'ii başkent yaptıktan sonra, Ahid sandığı'nı sa-rayına koymuş; Ma'bed'j (Bet-ha-Mikdaş) yaptırınaya niyet etmiş; fakat onun yapılması oğlu Hz. Süleyman tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu iki kral dönemi, Yahudilerin en parlak dönemi olmuştur. Yalıulıler, en rahat ve huzurlu hayatı huikisinin döneminde geçiı'mişlerdir. Babil

16 Bkz. Tanah (Ahdi Atik), Tekvin, XV /7-S, IS-21. i7 Bkz. Tanah, Tekvin, XIl/I-I S.

IS Bkz. Tanah, Tekvin, XV1/12-21.

19 Bkz. Kur'an, Bakara, 11/54; Maide, V126; A'raf, VII 1141-145; Tah ••,XX/fl3-97; Ta-nah (Ahdi Atil,.), Tekvin, XVI 11-6, XVIII 110-20; Çıkış, VI/28, XVI/1-4, XVJl /3, XXXIII

i

1-2, XXXIV 11-5. i

20 Bkz. Tanah, Tcsniye, XXXIV j2-5; Yeşu, V 16. \

21 Tanah, Tekvin, XX

vırı

113-15 (Bu husus Kuran'da şu şekilde geçmektedir: "Horgörü-leıı Yalıudileri, bercketleııdirdiğimiz yerin doğulanna ve batılarına mirasçı kıldık", A'raf, VII

i

137).

22 Bkz. Taııah, Yrşıı, 1 jl-5, 11/2-S,

ır

i 17-12, VI/15-20, V IJl. ve IX. CiL Baplar.

(4)

ıot

ABDURRAHMA:\" KÜÇÜK

Süı;ünü ve daha sonra Roma hakimiycti ile Md'bet ) a~,ıIn ıŞ, yıkılmış vc Yahu(liler dünyanın lıcı ~arafına dağılmı~lardır. Bundan sonra hcp Davut ve ;;iılcynıan (ii.'nemini yadetmekle, o.aya yeniden dönme ha-) aliyle yaşamışlardıf. bu hayanerin tatminini Yahudıler, yeniden "Kut-. sal Kitapları"na sarılmakta ve ondakı if"deleri yorumlamakta bulmuş-lardır. Bu vorumlaı-, Arz-ı Mev'iiJ etrafında yoğunlaşmıştır. Arz-ı Mcv'fıd 'un gerçekleşmesi de "Mes~h" ilc olacağı için, mesıhi hareketler hız kazanmıştır. Bu hız, Homa İmparatorluğu'nun Yahudi bağımsızlığı-na kesin ~larak son vermesinden sonra (M.S. 70) daha da artmıştıL Ro-ma hakimiyeti dönemindeki mesihlerin gayesi; Yahudileri Roma ha-kimiyctinden kurtarmak iken, daha sonrakilerin gayesi, Müslüman Arap-ların ve Türklerin hakimiyetleri altındaki Yahudileri kurtarıp,

F

ilistin'e götürüp, oradı;ı kendi "milli devletleri"ni kurn: ak, soma bütün Ya-hudileri bir araya toplayıp, "Dünya Hakimiyeti İdealini" gerçekleştir-mektir.24 Yahudi Kutsal Kitabı'ndaki mesihi vasıflaıı taşıdığını iddia \ ederek, Yahudileri "Aız-ı Mev'iid" a götüreceğini va'dederek, ortaya çıkan çok sayıda sahtc mesih olmuştur. Bu sahte mcsibleT , Yahudi

şuii-runu uyanık tutmacıa büyük rol oynaınışlardh'. Sahte mesihlerle başla-yan hareket, Dr. Theodor He~zl ile, XX. Yüzyılda, siyasi bir mahiyet kazanmıştır. Yahudiler, ikibin yıllık sürgün dönemlerinde, bu ic.lealle, her ortaya çıkışlarında darbe yemiş; her darbenin arkasından bu başa-rısızlıkların sebcple.ini aramış; bit sonraki ortaya çıkışlarıntla bir önceki batayı yapmamaya gayret sarfetmiş ve ikibin yıllık bir başarısızlığı başarıya dönüştürme yollarını tesbit etmişlerdir. Ezile ezile ezmesini, yenile yenile yenme5iri öğrenmiş oldukları anlaşılmaktadır.

Bu Arz-ı Mev'tid ideali, sadece Kudüs'e, Filistin'e dönüp orada

ç

evlet kurma hedefini taşımış olsa idi, Yahudiler İsrail Devlet;ni kUl-dı:ıklarına göre, bugün Ortadoğu'da barışın kurulmuş olması gerekirdi. Halbuki henüz burada barış sağlanam ~mıştır. Bun1.!n için' "Siyonizm İdeaıenin boyutlarına bakmatkta fayda vardır. Kanaatımizct' Siyonizm tam ••larak bilinmeden, dün] ada ve bilhassa Ortadoğu 'da iHmşın sag-1anması mümkün değildi~.

Tarihte ıle, günümüzde de dünya parışını bozan Ş~rtları şöyle dört

kısımda toplamak mumkündür;

:ı..

Toprak kaza'ımak, ekonomik fayda sağlamak, 2. Mukaddes toprakları ele geçirmek, 3. İslam dünyasında,

24 Bkz. Doç. Dr. Abdurrahman Küçük, Dönmcl~r Tarihi, Ankara, 1990, sf. 144-166; Ab-durrahman Küçük, "Dünya Hakimiyet ideali ve İsrail", Yeni Düşünce Dergisi, sa. 53, 8 Ekim 1982. s.L 16-17.

(5)

YAHUDİLİKDEKİ ARZ-I MEV'UD ANLAYıŞININ BOYUTLARI 105

ayrı bir baş Ye liderlik sevdasına veya mezlwp~ dık ;:ıkımına kapılmak,

4.

Siyonizm.

Biz, yukarıdaki üç husı1su bir tarafa bırakıp; "Siyonizm" üzerinde duracağız. Bu "Siyonizm", Arz-ı Mev'ı1d ideali ile özdeştir. O da; Tan-' rı tarafından kendilerine verildiği kabul edilen yerlere, "Siyon" olarak adlandırıldıkları Kudüs'e dönme, o bölgeyi ele geçirip Süleyman Ma'be-..li'ni yeniden ihya etme ülküsü olarak özetlenehilmektedir. Yahudilere göre bunun gerçekleşmesi Tanrı'nın bir emridir ve kendi haklarıdır. Kutsal Kitapla/mdaki ifadeler Yahudiler tarafından işlenmiş ve geliş-tirilmiştir. Bundan dolayı o yerler, İsıailoğu~larına göre, gasbedilmiş ve .ellerinden alınmıştır. Onlar, gasbedilen bu yeılert almak için her yolu

me~ru görmüşler ve görmektedirler.2S

Arz-ı Mev'Qd idealinin kademeli bir gorunum arzet.:ığı dikkaıi çekmektedir. Yahudi Kutsal Kitabı ve Siyonistlerin hedefleri değerlen-dirildiğinde şu üç kademe gi;rülebiliı. Birinci planda Kudüs ve çevresi; ikinci planda Nil'den Fırat'a kaılar olan kısım, yani Orta doğu; üçüncü

planda bütün dünyadır. Ahdi Adk'de (TanahI, Yakub'a, bu yer,

doğudan batıya, kuzeyden güneye kadar olan bütün saha,26 yani öyle anlaşılıyor ki bütün yeryüzii, va'dedilmiştİr. Bundan dolayı olacak ki, İzmir'de ortaya çıkan ve "mesih" oldugunu iddia eden Sabatay Sevi, dünyayı 38 parçaya bölüp, taran,arlarına taksim etmiştjr. O, Kudüs'ü dünyaınn başkenti ilan etmiş ve "krallar kralı" olarak kendisine ayırmış-1.1r,27Sabata" ::,evi'den sonra, Arz-ı Mev'ı1d idealinin gerçekleşmesi içiu, siyasi yollar denenmiştir. Bu yollara başvuran ve onu siyasi plana

Çı-karan Dr. Theodor Herzl olmuştur.28 Büyük bir ilgi ile izlenen ~iyonizm kongrelerinde, Herzl'in asıl amacının babımsız bir Yahudi Devleti kur-mak olduğu, h~nun irio Filistin ile yetinmeyec~ği, komşu memleketlere de el atacağı anlaşılmıştır. Türkleı, Siyonistlerin diger bölgelere yayılma-ları için" Arz-ı Mev

'ııcl

"u (Filistin) bir üs olarak kullanacaklarından emin buliınduklarındar., )' alındiler'in Filistin'e yerieşmelerine engelolmaya çaİışmışlardır.29 Bugün de Siyonistlerin ayın genişleme emeli

taşıdık-25 Siyonizm ve gelişmesi konusunda Bkz. Doç. Dr. Mim Kemal Oke, Siyonizm ve Filistin S~runıı, İstanbul 1982; Kemal Öke,

ır.

ıwdülhaınid, Siyonistler ve Filistin Meselesi, İstanbul 1981.

26Tanah (Abdi Atik), Tehin, XXVIII/l3-15 27Bkz. Küçük, Dönmeler Tarihi, 316-317.

28 Herz!'in Faaliyetleri Hk. Bkz. Prof. Dr. Hikmet Tanyu, Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, İstanbul i976,11/364-410.

(6)

ıoG

ARDURRAHMA/\ KÜÇÜK

l

ları ve Ortadoğu'ya hakim olmaya çalı~tıkları, dünya devletlerinin oldu-ğundan daha çok bölgedeki bazı devletlerin dikkatinden kaçmadığı, a~cak gelişmeler bunun lafta kaldığını ve şuurlu bir şekle dönüşmediğini . göstermektedir.3°

Yahudiler'in "Arz-ı Mev'fıd" ideali kabarôığı zaman hem bu top-raklar, hem de Yahudiler'jn büyük çoğunluğu Türkler'İn hakimiyeti al-tındadır. Türkler, bütün diğer gayr-ı ınüslim azınlıklara olduğu gibi, Yahudilere müsamaha göstermiş, dünyada zulüm görürlerken, onları himayesi altına almıştır. İspanya'da Yahudiler ya Katolik olm~ veya ülkeyi terketme durumunda kaldığı, bunu kabul etmeyenler katledildiği sırada imdatlarına Türkler yetişmiştir. Sultan

II.

Bayezit, "Benim

ül-keminkapıları, dünyanın neresinde zulüm gören insanlar varsa onlara.

açıktır" diyerek, Yahudileri Osmanlı İmparl!torluğu'na kabul etmiştir.

Sultan Bayezid'in onlara gösterdiği mü~amahayı bir Yahudi ya:z:arışöyle belirtmektedir: "Ecdadının izini takibeden Sultan Bayezid, Allah'ın köleleri olan Hz. İbrahim'in zürriyetini kabul etti t'e bazı kralların

yap-tığı gibi onları' huzurundan kovmadı. Şayet bu (Bayezid'in muamelesi)

olmasaydı İsp~nya, Aragon, Portekiz ve Sicilya'dan kovulmuş olan

Yahudilerin artığı ve İsrail'in hatırası mahvolacaktı ..."31. Yine "Allian-ce lsraelite Universelle" Merkez Komitesi, İspanya'dan koyulan Yahu-diler'in Türkiye'ye sığınışlaunm 400. yıldönümü dolayısiyle yaymlandık-ları bildiride, Türkleri'in Yahudilere yaptıkları iyilikler dile getirilmek-tedir. Ayrıca yayınlanan bir şiirde, "Eğer, insanlar bize karşı olsukları

zaman Türkler bizimle olmamış olsaydı; onlar (Türkleri'n dışındaki

mil-letler, Hıristiyanlar) bizi canlı canlı yutacaklardı ... " şeklinde yorumlan-maktadır,32

Osmanlı'nın güçlü döneminde servet ve mevki sahibi olan Yahudi-ler, Türklerin bu kadar iyiliklerine rağmen, zayıflama döneminde, süper güçler, Türk hakimiyetindeki dindaşları üzerinde haklar iddia etmeye başlayınca, Osmanlı İmparatorluğu'nun mali durumu bozulunca, fır-sattan istifaf:e, "Arz-ı Mev'fıd"a dönme idealini sahneye koymuşlardır. Bunun için Siyon kongreleri yapmı~, çeşitli devletlerin yardım ve deste-ğini sağlamayı başarabilmişlerdir. O günkü durumu Padişalı

II.

AbdüI-30 Bkz. Saddam Hüseyin'in Irak !\"iikleer Kuruluşlanna Yapılan ~iyonist Saldırgaıılar Hakkındaki Konuşması, Bağdat i981, s. 14-15; Ayrıca Bkz. Tank Azi" Irak-han çatışması, Ba~dat 1981, s. 37-38.

31 A"ram Galaııti, Türkler ve Yalındiler, İstanbul 1932, s. 35.

32 Bkz. A. Gıılante, Cinquierne Recueil de Decurnents Concenıants ıe~ juifs de Turquie, İstanbul 1955, s. S-B.

(7)

YAHUDiLiKDEKi ACZ-I MEV'UD ANLAyışıNlw BOYUTLARI 1117

hamid şöyle dile getirmektedir: "Amerika'da genç ve kuvvetli bir devlet

doğmuştu.

J

spanya, sömürgelerinden ~ürekli olarak çıkarılıyordu.

Dün-ya Yahudileri teşkilatlanmıştı. Mason Locaları yolu ile Arz-ı Mev'(jd'un

peşine düştüler. Bunlar daha sonra bana da gelmiş ve Filistin'de

Yahudi-leri yerleştirmek için büyük paralar karşılığı benden toprak istemişlerdir. Tabii reddettim"33.

Avrupa'nın büyük devletleri, kendi aralarında,'dünyayı ve bu ara-da Osmanlı İmparatorluğunu bölmeye çıktıkları sıradıı34,Yanu<.liler, dış baskı ve destek yanında, Filistin'e dönme yönünde Abdülhamid'i jkna etme yollarını araştırmışlanlır, Osmanlı'nın dış borçlarını ödeme kar-şılığında Filistin'j istemişlerciir, Bu olay karşısında (bu teklifi getiren kişiye) Abdülbamid'in cevabı şöyle olmuştur: "Eğer Bay lIerzl senin

benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise, ona söyle bu meselede

ikinci bir adım atmasın. Ben bir karışdahi olsa toprak satmam, zira

bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim, bu vatanı kanlarıyla

mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar

kanları-mızia örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarınıın efradı, birer birer,

Plevne'de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi

muharebe meydanında kalmışlardır. Türk

J

mparatorluğu bana ait

değil-dir, Türk Milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını v~remem. BırakalırrJ,

Museviler milyonlarını saklasınlar. Benim

J

mparatorluğum parçalan-dığı zaman onlar, Filistin'i hiç karşılıksız ele geçirebilir~er. Fakat, yalnız

bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı beden üzerinde ameliJat

Japılmasına müsaade edemem"35. Sultan Abdülhamid, bununla

kalma-mış, Yahudileri Filistin'e yerleştirmemek İçin çeşitli tedbirler almış ve hatta toprak almalarını engelleyici kanun çıkarmıştır36•

Siyonisder tarafından, Abdülhamid'İn bu konudaki kesin israrı ve İmparatorluk parçalanmadan gayelerine ulaşamayaeaklarının anlaşıl-ması üzerine, başka m.etodlar uygulanmış; İmparatorluğun bölünmesi yolları aranmıştır. Bunun için Avrupa'nın büyük devletlerinin, İngiltere, Fransa ve Amerika'nın destekleri sağlap.ınıştır. Bu devletler bir taraftan Yahudileri destekleyip, onlara Filistin'de devlet kurdUl'maya çalışırken, diğer yandan Osmanlı İmparatorluğunu hölm.ek için Arapları ayaklan-du'maya gayret etmişlerdir. 'Lavrens, Filbi, Vambery ve benzeri easuslar,

33 Abdülhamid'in Hatıra Defteri, Ha?. İsmet Bozdağ, İstanbul (t.y.), s. 71. 34 Bkz. Abdülhamid'in Hatıra Defteri, s. 71.

35 Yaşar Kutluay, Siyonizm ve Türkiye, Ankara 1973, s. 108-109; M. K. Öke. Siyonizm ve FiIi.tin Sorunu, s. 52.

(8)

108 ABDURRAHMAN KÜÇÜK

Müslümanları ayaklandn'mak ve Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için, var güçleriyle faaliyet göstermişlerdir. Bütün bu güçler, Müslüman-ların gafletinden ve zaaflarından ,yararlanabilmişlerdir. Hattfı Şerif Hüseyin ve oğulları, "Büyük Arap Devleti" idealine inandırılmış, Türk ordulannın Suriye cephesinde mağlup olmasında, Siyonistlerle beraber büyük rol oynamışlardır.3?

Yahudiler, Türklere karşı faaliyetlerinde, Araplardan bazılarını kullanmayı başarabilmişlerdir. Bu gaye ilc H. \Veizman, Amman'da, Hicaz Kralı Hüseyin'in oğlu Prens Faysal'Ia (Bu Faysal daha sonra Irak Kralı olaeaktır) gizli müzakerelere girişmiş ve Filistin'e gelecek Yahudi muhacirlerinin Araplara hiçbir zararı dokunmayacağına ikna edebilmiştir. İkisi arasında hu konuda anlaşma yapılmıştır.38 Yine bu Faysal, Hicaz delegasyonu adına, Arapların Yahudileri destekledikleri. ni bildirmiş ve şöyle demiş olduğu kaydedilmiştir: "Yahudilere ~endi

yurtlarında başarılar diliyoruz. Yahudi hareketi, bizim kendi özel

hareke-timiz gibi, emperyalist değil, millidir. Suriye'de her ikimiz için de yer

vardır. Ben yürekten inanıyorum ki her iki millet, ancak birbirine yardım

ederek başarılı olabilir"39. Osmanlı Devleti'nin bölünmesine kadar başarılı yürüyen bu tez, daha sonraki dönemlerde Araplar'ınaleyhine olmuştur. Araplar, Türkler'den koparıldıktan sonra da kendi aralarında bölün-müş ve "Arap Devleti" yerine, "Arap devletleri" ortaya çıkarılmıştır, Bu devletleri; dış güçler, ~endi aralarında puıseIlemiş ve yıllarca sö. mürmüşlerdir, Bugün de bu Arap devletlerinin birbirine yaklaşmasına müsaade etmemektedirler. Bu devletlerin bazıları oynanan oyunları seze bilmiş, bir kısmı halen oynanan oyunun farkında değildir. Çünkü dün Siyonist kongrelerine katılan bir Faysal anlayışına karşı, bugün onun halefi mevıuinde olan Saddam Hüseyin anlayışı görülmektedir. Saddam, Siyonizm'in oyunlarını ve Irak'a karşı tavrını kavramış gö. rüntüsünü yansıtmasına rağmen,40 son on. yıldlT takipettiği siyasetle, bu konuda şuurlu olmadığı imajını vermektedir.

37 B~z. Abdüllıamid'in Hatıra Defteri, s. 72.-74; Tahsin Ünal, Türkiye Siyasi Tarihi, An-kara 1977, s. 540-54.4; Humdi Ertuna, Türk - Arap İlişkileri, AnAn-kara 1976, s: 33-43; M.K. Öke, ingiliz Casusu Prof. Arıninius Vambery'nin Gizli Raporlannda Il. Ahdülhamid ve Dönemi, İstanbul 1983.

38 Bkz. Yaşar Kutluay, Siyonizm ve Tlirkiye, s.390-391: Dayid Ben Gourion, .La Pal. estıne dans Le Monde d'apres Guerre, Paris (t.y.), s. 19.

39 David,Ben Gourion, La Palestine, s. 19-20.

40 Bkz. Başkan Saddam Hüseyin'in Irak Nükleer Kuruluşlarına Yapılan Siyonİst Saldır-ganlık Hakkındaki Konuşması, Bağdat 1981; Saddam Hüseyin'in Basııı Konferansı, 20 Tem~ muz 1980, Bağdat 1980,8. 5-10; Irak, hanla Olan çatışmasını İslôm Devletlerine Anlauyor,

(9)

YAHUDİLİKDEKİ ACZ-I MEA'UT ANLAYıŞıNıN BOYUTLARI 109

Dünyada huzur ve barışın Türklerle olduğu, Osmanlı İmparator-luğu döneminde bu huzur ve barışın gerçekleştiği bilinen bir haki-kattir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden itibaren dünya devlet-lerinin sayısında ve yapısında değişmeler olmuş; XX. Yüzyıl enteresan olaylarla dolmuştur. Asırlarea dünya devletleri arasında ~enge ve oto-rite unsuru olan Osmanlı Devleti çökmeye başlayınca, önce yağmalan-ması, sonra da hıraktığı boşluğun doldurulması teşebbüslerine girişil. miştir. Bunun için yıllarca gizlilik içinde ve sinsice yapılan planlar açığa çıkmış; dünya,

i.

ve

II.

Dünya Harbi gibi iki büyük savaşa sürüklenmiştir. Bu ve benzeri savaşlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun ifa ettiği denge ve otorite mirasına konınak amacına yönelik gibi görün-müştür. İnsanlığa çok pahalıya malolan bu büyük savaşlara rağmen dünyada denge ve huzur sağlanamamıştır. Bugün de dünyada istenilen dengenin henüz kurulamaması ve Ortadoğu'da da barışın tesis edile-memesi, çatışmaların devam etmesi; hasbi, barışçı, adil ve adalet öl-çüsü içerisinde görev im edecek, Osmanlı İmparatorluğu'nun yerini dolduracak otoriter bir gücün yokluğundan kaynaklanmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu'ndan, Türklerin hakimiyetinden SOlll'a dünyada huzursuzluk artmış, barış tehlikeye girmiş, sulh yerini düşman-lık almıştır. Sulhe çok önem veren Türkler, hem Müslümaiıları, hem de gayr-ı müslimleri huzur içinde, barış ortamında birarada tutabilmiş-lerdir. Çünkü Türkleı:; hakim oldukları altıyüz yıl içinde, hiç kimseyi Türk kültürünü kabule zorlamamış, sadece "lisan-ı hal" ile İslam'ı teb-liğe özen göstermiş; hakimiyetIeri altındaki unsurları dini inanç ve gele-neklerinde, içişlerinde serbest bırakmıştır. Eğer böyle olmamış olsaydı, bugün dünyada büyük çoğunluk Türkçe konusurdu; ne Ermeni, ne Bul-gar, ne Yunan ve ne de Yahudi mes'elesi olurdu. Türkler, adil yönetim, başkalarının hakkına saygı ve müsamaha metoduyla, zaıinlin karşısında, mazlumun yanında yer alarak altıyüz sene dünya dengesini kurmaya ve barışı tesjs etmeye çalışmıştır. Yahudilerin çeşitli takdirklerle, Filistin'e yerleşmelerine ve devlet kurmalarına; orada huzursuzluk çıkaracağı,. barışı ve dünya sulhünü tehdit edeceği, bilhassa Müslüman Arapları ra-hatsız edeceği endişesiyle, karşı çıkmışlardır ve rıza göstermemişlerdir.

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız Osmanlı İmparatorluğu'nun yö-netim anlayışını

II.

Abdülhamid'in şu sözleri daha iyi ortaya koymak-tadır: "Osmanlı tarihini anlayanlar bilirler ki, bu ülke kuvvete dayanarak

değil, adalete dayanarak kurulmuştur. Eğer Osmanlı orduları gittikleri

yere adiilet yerine zulüm götürselerdi, bu imparatorluk kurulmadan

(10)

110 ABDURRAHMAN KÜÇÜI(

hükmetmenin

mesnedidir. Kuvvet, meşruiyetin müeyyidesidir.

Bu halde

kuvvet meşruiyete, hükmetme adiilete dayanmak zorundadır"' ...

41

Türklerin yönetimi altına giren "milletler" ve "devletler", her zaman için, huzura kavuşmuş; gerek sosyal, gerekse dini inançları bakı-mından kendi kendilerini yönettikleri zamandan daha rahat ve huzurlu yaşamışlardır.42

Selçuklular Anadolu'ya girdiklerinde Bizanzslılar, Gregoryan Erme-nilere zulmediyor ve onları kendi inançlarını kabule, Ortodoks olmaya zorluyorlardı. Ermeniler, Türklerin hakimiyeti altında, dini inançlarını serbestçe yerine getirme hürriyetine kavuşınuşlardır. Osmanlı İmparator-luğu döneminde de aynı müsamahayı görmüşlerdi. Fatih Sultan Mehmet tanbul'u almaya niyet ettiğinde Ermeni Piskoposu Ilovakim, günlerce, muzaffer olması için, Fatih'e dua etmiştir. Fatih de, İstanbul'u aldıktan sonra, İstanbul Ermeni Patrikliğini kurdurmuş, din işlerinde ve işçişlerin-de onları serbest bırakmıştır. Yavuz Sultan Selim vc ondan sonraki pa-dişahlar döneminde de aynı imtiyazlar devam etmiştir. Türkler Ermeni-leri "Cemaat-ı Sadıka" olarak vasıflandırmışlardır.43 Ortodoks Rumlar

da, İstanbul'un alınması sırasında, "Kardinal külahı görmekten se Türk sarığı görmeyi tercih ederiz" diyerek, Türkler lehine tercihlerini ortaya koymuşlardır. Bulgar ve benzeri Hıristiyan unsurlar da aynı haklardan istifade etmişlerdir. Yahudiler'in bizzat ke~di itiraflarıyla sabit olduğu üzere, eğer Türkler olmasaydı veya imdatlarına yetişmemiş olsaydı; bugün belki İsrailoğulları olmayacaktı. Bütün bu iyi niyet ve himayeye rağmen, onlar, Osmanlı hakimiyetinde kendilerini hep yabancı görmüş, bulundukları yerlere benim diye sahip çıkmamış, hep Arz-ı Mev'ı1d idealiyle yanıp tutuşmuşlardır. Onlar, Filistin'e dönmek için dış güç-lerle işbirliği yapmış, Arapların ayaklandırılmasında başarılı olmuş ve İmparatorluğun bölünüp parçalanmasını sağlamışlardır.

Gayr-ı müslim azınlıklar yanında, özellikle I5I7'lerden itibaren, Türk hakimiyetine girmiş olan Ara'plar, Osmanlı yönetiminde, birlik ve beraberlik içerisinde çok düzenli günler geçirmiş ve hep saygı

görmüşler-(

41 Abdiilhamid'in Hatıra Defteıi, s. 103-104. 42 Hamdi Ertuna. Türk-Arap İlişkileri. s. 33-34.

43 Bkz. Malachia Ormanian, J:Eglise Arm6nienne, Lübnan 1954. sf. 60-61: Orant Pa. paZlan, L'Egli.e Byzan.ines Transferec. aux Armenicns, İstıınbul 1976, sf. 7-8; Karekin Kazan. cıan, "I_es Armeniens apres la Conquetc", La Turquie Modcm, jnin-jnillet 1953, sf. 91; Esat Uras, Tarihte Ermcnilcr vc Ermeni Meselesi, Ankara 1950, sf. 151 vdy.; A Qni La Faut? Aux • .Partis Revolutionnaire Armeniens, M. Sandjaekcıyan 13asıme~.i, İstanbul 1917, ef. 9 44, 50-53

(11)

YAHUDıLtKDEKI ARZ-I MEV'UD ANLAYıŞıNıN BOYUTLARI III

dir. Çünkü Türkler, Arapları "Kavm-i Necip" olarak kabul etmiş ve el-den geldiği kadar onları hoş tutmuş, rencide etmekten kaçınmışlardır. Yönetirnde de onları kendilerinden ayrı görmemiş, makamlar ayırım gözetilmeden dağıtılmıştır.

Bütün bu iyi niyetlerine rağmen, iste!' gayr-ı müslim azınlıklar (Hıristiyan Ermeniler, RumIar, Bulgarlar; Yahudiler) olsun, ister Müs-lüman Araplar olsun, Türkler harplerle meşgulken, dört taraftan saldı-rıya uğramışken; Türkler'e yardım edeceklerine, kendi menfaatleri doğ-rultusunda, düşmanların işini kolaylaştırmış ve hatta bazısı Türklere karşı ~şmanlarla işbirliği edebilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde, dünyadacereyan eden diğer olaylar yanında, Ortadoğu'da iki mesele gündemde tutulmuş-tur: "Arapların Muhtariyeti" ve "Siyonizm İdeali"nin gerçekleşmesi. Siyonizm'in gerçekleşmesi için Yahudiler bazı Arapları ikna edebilmiş ve gayelerinin tahakkuku için ilk yakınlaşma sağlanabilmiştir. Hem Arapları ayaklandıran, hem Yahudilere destek olan güçler, bilhassa İn-giltere, Filistin'deki toprakları, Yahudilere peşkeş çekmiş; böylece Or-tadoğu'da ofduğu gibi dünyada da barış bozulmuştur. O gün de, bu-gün de barı~ın kurulmasında veya bozulmasında Yahudi mes'elesi, do-layısiyle Siyonizm, etkili roloynamıştır.

Bugün, dünyada, sulh ve sükunun kurll1amamasında! bazı huzur-suzlukların halen devam etmesinde; Yahudilerdeki "Arz-ı Mev'ud Anlayışı"nın yanında, dini gayretlerin, mezhep ve "grupçuluk" faalii-yetlerinin, Misyonerlik hareketlerin, "Süper Güçler"in ekonomik men-faatler elde etme ve siyası üstünl~k sağlama mücadelelerinin yeri bu-lunmaktadır.

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu Heraklit'in çok önce gördüğü ve ün­ lü düsturuyla ifade eylediği üzere, baba ile kralın herşey üzerinde­ ki kavgası, yani toplumsal hayatın yaratıcı ve

in der zweiten Hâlfte des Jahres 1941, als es nur noch eine Frage von wenigen VVochen schien, wann die Sovvjetunion endgül- tig zerschlagen sei und sich daher der scheidende spanische

Yeni Adalet yılı­ na girerken geçen yıl içinde sonsuzluğa göçen feragat sembolü hâ­ kimlerimize, Savcılarımıza, Hak ve Adalet hizmetinde yer almış meslektaşlara,

A) Mükellefiyet bir gayenin gerçekleştirilmesine hizmet eder: İvazsız bir tevcihte bulunan kimse, bu arada bir gayesinin ger­ çekleştirilmesini de arzu edebilir. Meselâ

Prof. II — Ancak çiftçiye toprak verilebileceği. III — Dağıtım diğer top­ rak servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz. IV — Dağıtım ormanların küçülmesi

Bilge, Necip : Autorite de la jurisprudence en droit prive turc, 191- 212 (in: Recueil des travaux de la troisieme semaine juridiqe Turco-Suisse, Ankara 1966).. Toprak, Vamık :

Büyük Millet Meclisine sevkedilmiş ve görüşülmek üzere bek­ leyen 1965 tarihli toprak reformu kanun tasarısını hazırlayan ko­ misyona göre, toprak reformunun başlıca

Görüldüğü gibi, aile babasının veya efendinin aile evlâdına ve- va kölesine verdiği peculium ancak bunların üçüncü kişilerle olan hukukî ilişkilerinde bir önem ve