^5ACÎ DAYBAM-1 VELÎ VE DÖN;;Mİr^E UâlüMİ GİR BAKJŞ
V .
A
nadolu'da bir dönemin bitip, yeni bir devrin başlaması için bir numûne ş a h s i y e t s ö z konusu e d ü e c e k olursa, Hacı Bayram-ı Velî kadar bir başkası bulunamaz. Gerçi, doğum tarihi kesinlikle bilinmiyor sa da, tahmini olarak kabul edilebilecsk 136Q civârı, Anadolu'da bir devrin bitişi gibi ds kabul edilebilir.Hacı Bayram-ı Velî nin doğuşu, Ankara için de önemlidir. Muhtemelen, Ankara'deki Osmanlı hâkimiyeti ile aynı yıllarda doğ muştur. O'nun doğumundan sonraki g e l i ş meleri, ayrıca v e r e c e ğ i z ; Ancak, 1360 1ar, Anadolu'da bir devrin bitişi demektir; Bu dovri cncssiyls beraber görmek icâb edsr. Anadolu'da, XI. yüzyılda başlayıp, Xli. yC-yı'ıda güçlenen va XIII. yüzyılda kemâle eren, Selçuklu devri vardır. Ancak, her ke mâle eriş, aynı zamanda zevalin, geriye gi dişin de başlangıcı gibidir. 1243 de, Selçuklu varlığmın, maddî ve manevî bakımdan güç lü göründüğü bir sırada, Moğollara karşı yenilgi, bir yirmi sene kadar sonra, Hula-gu'nun Önasya'ya gelişi ile, Selçuklu gücü nün, İlhanlılar içinde yer almasıyla netice lendi. Aynı yıllar 1260'larda, Batı Anadolu' da yeni Türkmen güçleri de ortaya çıkmış-t'.r. B ö y l e c e , bir yanda İlhanlılar, Önasya'da bir büyük merkezî güç oluştururken, ay nı sırada, gelecek yüzyılda, bu gücün ye rini alacak Türkmen Beylikleri sahneye çık maktadır.
Bu yüzyıllarda, Anadolu sahası ile ilgili bir diğer siyâsi güç. Mısırdaki Memlükler
D c ç . Dr. Tuncer BAYKARA Hacettepe Üniversitesi
J olup, Ş a m ve Haleb yöresine hâkim idiler. Anadolu sahasına hakim güçler ile, bu yöro güçleri arasında çatışma ve ç e k i ş m e ek sik olmazdı.
Memlüklerin Anadolu'nun güney vs güney - doğusundaki hâkimiyetlerine karşı Selçukluların başlattıkları mücadeleyi, İl hanlılar devam ettirdi. İlhanlıların güçsüz-l e ş m e s i y güçsüz-l e , Memgüçsüz-lükgüçsüz-ler. hâkimiyetgüçsüz-lerini da ha kuzeye çıkararak; Malatya, Elbistan, Divriği taraflarını ele geçirmişlerdi.
XIV. yüzyıl başlarında, Anadolu'daki Türkmen Beylikleri, kendilerini Selçuklu ha kimiyetinden ayrı kabul etmekle birlikte, varlıklarını İlhanlı gücünü tanıyarak devam ettiriyorlardı. Türkiye Selçukluları, tarih sahnesinde belirsizleşince, güçlü görünen bir İlhanlı Devleti onun yerini aldı. Fakat, ülkenin büyük kısmında fiilî hakimiyet, b a ş k a - b a ş k a küçük Beylerde idi.
XIV. yüzyılda, özellikle 1330 larda, İl hanlıların gücü gerilemekle, Anadolu'daki Beyler daha da belirginleşip. kendilerini g ö s t e r m e y e başlamışlardı. 1340 larda, Ana dolu Beylikleri, hem ilhanlı gücüne karşı diklcatii, hem de varlıklarını devam ettir-rr.ek amacında idiler. Bu beylikler arasında, Karamanoyulları, Konya tahtına hâkim ol duklarından kendilerini Türkiye Selçuklu Devleti'nin mirasçısı sayıyorlardı. Hamid, Germiyan, Candaroğulları, M e n t e ş e ve Saruhan Beylikleri de sınırlı sahalara sı kışmış idiler.
XIV. yüzyılın ilk yarısında, başlarındaki «Gazi» Beğler ile iki Beylik, Türkler arasın da şöhretliydi. Özellikle Aydınoğullan'nda, denizlerde de başarılı seferleriyle ünlü
Ga-z\ Umur Beğ [veya Paşa) zikredilmelidir.
Gazi Umur Beğ, 1330 ve 1340'larda Anado lu'da en güçlü ve şöhretli bir beğdi. Bir diğer «Gazi»ier Beğliği Osmanlılar ise, bu yıllarda ötekiler kadar ş ö l v e t l i değildi. An-pak. Gazi Umur Beğ'in I348'de şehid d ü ş mesi ile, Aydmoğuliarının «Gazâ»ları dur du; geride gazaları ile ünlü Osmanlılar kal dı.
1360'larda, ilhanlılar Devleti de belir-eizleşti; O'nun g e n i ş hâkimiyet alanında, bir yığın devletçik - beylik belirdi; hatta Anadolu'nun merkez ve doğusunda, son va lileri Ertana Beğ de, merkezi idareyi ş a h sında devam ettirmek istiyordu. Doğu Ana dolu'da, iki Türkmen boyu. Ak ve Karako-yunlular şiddetli bir hakimiyet kavgasına başladılar; Daha g ü n e y d e , Bağdad dolayla rında Celayır Beyleri hakim idi.
Yukarda s ö z e başlarken demiştik ki. Hacı Bayram-ı Velî, bir dönemin bitip ye nisinin ş e k i U e n m e s i y l e aynı devirde y a ş a mıştı. Selçuklu ve İlhanlı birliğinin ardın dan, bir «Tevaif-i Mülûk» devri gelmişti; yeniden birlik, nasi! ve kimin eliyle sağla nacaktı; asıl mesele ve beklenen bu idi.
Hacı Bayram-ı Velî döneminin en ö n e m li vasfı, ülkedeki birliğin sağlanmasıdır. Bu birliğin, iktisadî ve sosyal alandaki temel leri, önceki birlik devrinden beri geldiği için sağlam idi. Ancak, var olan s i y a s î parçalan ma nasıl giderilecekti?
Bu konuya girmeden ö n c e bir noktayı belirtmek isterim.
XIV. yüzyılın gerçekleri ile günümü zün bazı kavramları farklıdırlar. Bunlardan İlki «Türk-dür. Biz, teorik olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin yerine geçtiği Osmanlıları Türk kabul etmekle beraber, Osmanlıların düşmanları sayılan ve kendilerine Anado lu birliği konusunda en şiddetli direnişi g ö s t e r e n devletler de en az Osmanlılar ka dar Türk idiler. Bunlar arasında Karaman-oğulları, Ertana Devleti'nin mirasçısı Kadı Burhaneddin'in devleti ile Kara ve Akkoyun-lular bilinmektedir.
Hatta Memlûk devleti bile, kendisine Türk devleti demekte idi. Bu bakımdan,
XIV. ve XV. yüzyıldaki olayları, sadece Türklük bakış açısı ile yorumlamak hatalı olur. Aynı ş e k i l d e hepsi de Müslüman olan bu küçük devletlerin mücadelelerinde dinî bir g â y e arıyarak yorumlamak da hatalı ola caktır. Gerçi, bir kısım Türkmen devletle rinin Şiî eğilimli oldukları biliniyorsa da, X!V. yüzyıl başlarında, hatta ortalarında Osmanlıların da öteki Türkmen devletlerin den pek farklı olmadıkları bilinmektedir.
Sadece Anadolu sahasındakiler için değil, XİV. yüzyılın sonları ile XV. yüzyıl başlarında Önasya'daki olayları etkileyen Temürlü devleti içinde de aynı şeyleri de mek mümkündür. Temür de Türktü ve M ü s -İGmandı. Hatta Yıldırım Bayezid' in gazala rını ve Avrupa'daki başarılarını sevinerek takip ediyordu. Ancak, onun sempatisi,
olayların akışında etkili olmamıştır.
Kısaca şunu demek istiyoruz ki, XIV. yüzyılın olaylarını ve gelişmelerini izah ederken kullanacağımız «Türk», «Müslü man» gibi kavramlar hiç de günümüzdeki anlamları ve ehemmiyetleri gibi alınmama lıdır. O zaman ön planda kesinlikle İslâmi yet vardı; bir de oTürkçe»nin büyük önemi dikkati çeker. Hacı Bayram da zaten, güzel Türkçesi ile dönemini yansıtır. Bir anlam da Türkçeyle Türklük bir tutulabilir.
Bir diğer gerçeği de ifâde edslimı, he men bütün Beyler, ilme, sanata d e ğ e r ve ren ve teşvik eden kişilerdi. Bunlar içinde, kendisi de bir şair olan, birçok önemli eser kaleme alan Kadı Burhaneddin'I özellikle zikretmeliyiz.
Bu durumu belirttikten sonra, şu üç ö s a s noktayı belirtebiliriz :
1 — Ankara ve ç e v r e s i esas olmak üzere iktisadî durum,
2 — Osmanlıların Anadolu Birliğini sağlama çabalan,
3 — Temür'ün hareketi, Ankara felâ keti sonundaki iç kavga,
Hacı Bayram-ı Velî olayları ö n c e l e r i , yaşı icabı takib e d e m e m i ş ama, 1380'lerden sonra, O bunların, az veya çok yanında va içinde bulunmuştur. Ancak, ilk olarak c o ğ rafi mekânı, yâni Ankara'yı ele almak ge rekir.
I. Ankara, devrinde belki daha ziyade Engürü diye s ö y l e n m e k l e birlikte, XI. yüz yılın sonlarında Türkler eline g e ç e n bir ş e
hirdir. Ankara, Bizans döneminin tepe üze rindeki kalelerine en güzel bir örnektir. Ka leyi görenler, Bizanslılar'm, İslâm akmlan-na karşı, akmlan-nasıl alelacele Roma çağı yapıları nı yıkıp, surları tahkim ettiklerini anlayabi lirler. Böyle tahkim edilen Ankara, Türkler eline geçtiğinde, bugünkü içkaieden ibaret gibidir.
Türkler Ankara'yı aldıktan sonra, ka ledeki halkı dışarıya çıkarıp, içerde kendi leri oturdular. Ancak onları tamamen sa vunmasız da bırakmayıp, bir dış surun esa sını da kurmuş olmalıdırlar. Kale içindeki kilise hemen câmie çevrildi; daha sonra belki yıkıldı, geliştirildi ve bugünkü Alaed-din Camii oldu.
Ankara, Anadolu merkez kısımları için önsmli bir merkezdir. Türkiye Selçukluları nın merkezi Konya olmakla birlikte, Ankara-da Ankara-da her zaman bir Selçuklu şehzadesi bu lunmuştur. Xli. yüzyılda ö n c e Mes'ud'un kardeşlerinden, sonra da oğullarından biri si burada bulunmuştur. Yüzyılın son çey reğinde, II. Kılıçarslan'ın oğullarından biri si, Muhyiddin Mes'ud burada «melikedir. Bu durum, Ankara'da daha erken tarihler de önemli bir kültür birikimine yo! açmış tır. Bilindiği gibi, hükümdar veya melikler, bir yerdeki kültür hayatının en önemli t e ş vikçileri idiler.
Ankara, sadece kültür g e l i ş m e s i y l e göze çarpmaz. Şehir, çevresi için de önem li bir iktisadî merkezdir. Ankara'nın, çev resi için olan iktisâdı önemi sayesinde, şehirde önemli sayıda Türk esnaf ve tüc carı birikmiştir. Çünkü Ankara, batıda Bi zans sahası ile kolaylıkla m ü n a s e b e t ku rabilirdi. Ankara'daki bu önemli iktisâdı güç, şehirdeki esnaf teşkilatının da güçlü olmasına yol açmıştır. Anadolu'da esnaf teşkilatının en güçlü olduğu şehirlerden birisi Ankara'dır. Bu teşkilatta, XII. ve Xill. yüzyıl başlarındaki « i ğ d i ş»lerin yerini, daha sonra « a h i »1er alacaktır.
Ankara'nın önemli bir şehir olması, çevresindeki ziraatçı köylerin gelişmesini sağlamıştır. Bu itibarla ç e v r e s i , şehir ile ayrı bir ka.'-akterde, fakat biri diğerini ta-mamlıyan bir yapıdadırlar. Bu sebepledir ki 1330 yıllarına ait Ankara kalesindeki vergi kitabesinde, şehirin vergisi « t a m g a > buna karşılık çevredeki köylerinki « y
a-s a m a " olarak tea-sbit edilmiştir. Zaten Ankara'nın önemi de hem şehrin, hem çev resinin g e l i ş m i ş olmasıyla belirleniyor. Hacı Bayram, işte g e l i ş m i ş olan bu çevre köylerde doğacaktır.
II. Osmanlılar ve Ankara :
Osmanlılar, X ı V . yüzyıl başlarında, sonraki büyük önemlerine bakılırsa, hiç de ehemmiyetli bir beylik gibi görünmezler. Öyle ki, X ı V . yüzyılın ilk yarısındaki olay lardan da bahseden Menâkıb'ul-Ârifin'de kendilerinden hiç söz edilmez. İstanbul'a gidenler muhakkak ki Osmanlı toprakların dan geçmişlerdi. Ancak onların bu ilk dö nemdeki sessizlikleri, bir bakıma gelecek lerini çok sağlam atmakta olmaları ile izah edilebilir.
Osmanlılar, X ı V . yüzyılın başlarında ne kadar ö n e m s i z gibiyse de, onların Ana dolu'nun Orta ve Doğu kısımlarına gelişme lerinde Ankara önemli bir yer tutar. Os manlılar Söğüt dolaylarına, Ankara yoluyla g e l m i ş olmalıdırlar. Bu itibarla geliş yol lan onların doğuya ilerlemelerini de işaret ediyor.
Hacı Bayram'm doğduğu yıllarda An kara, Osmanlılara g e ç m i ş bulunuyordu. Osmanlılar'ın bir Uç Beyliği olarak hareket lerinde, ticaretin önemli bir yer tuttuğu, Ankara misaliyle daha iyi anlaşılıyor. Bu önemli iktisâdı merkezin Osmanlı idaresi ne g e ç m e s i , Ankara için de önemli sonuç lara yol açacaktır. Ankara, Osmanlılar'ın Anadolu'daki Beğlerbeyliğine de merkezlik edecektir.
Anadolu'da Selçuklular'dan sonra orta ya çıkan durum, hayli acıdır. Türkiye Sel-çukluları'nm siyâsî birliği parçalanmış, ay nı din, dil ve kültürdeki insanlar farklı si yasî teşekküller idaresinde kalmışlardı. Bu farklı siyasî teşekküller arasında da zaman zaman çok sert ve kanlı çatışmalar oluyor du. Bu kanlı çatışmalar pek çok kan dökül mesiyle sonuçlanıyor bu ise hemen herke si üzüyordu. Bu dağınıklığın giderilmesi, ülkenin yeniden birliğe kavuşturulması icab ediyordu.
Anadolu'daki birliği sağlama çabasın da üç büyük kuvvet mücadele ediyordu :
1. Karaman Oğulları : Konya tahtının mirasçısı olarak, birliğin kendi etraflarında olmasının kavgasını yapıyorlardı.
2. Ertana ve evlâdı ile halefi Kadı Burhaneddin. Bunlar İlhanlı Devleti'nin mi rasçısı olarak, birliği sağlamak çabasında idiler.
3. Osmanlılar'ın hareketi, ötekiler gi bi meşru sayılabilecek bir iddiaya dayanmı yordu. Onlar bir »Gaziler Beğliği» teşkil etmişlerdi. Gazâları, ahlâk ve faziletleri ile bu birliğin etraflarında sağlanmasının kavgasını yapmakta idiler. Ancak onların bu çabaları da öteki güçlerin sert ve aman sız direnişi ile karşılaşıyordu.
Hacı Bayram'm çocukluğu, Osmanlılar'ın birlik sağlama çabalan yıllarına rastlar. Gazi IVlurad Beğ, özellikle Karamanoğulîarı ile çatışmıştır. Onun şehit düşmesi, O s -manlılar'a büyük manevî güç sağlar ve bu üstünlük, oğlu Yıldırım Bayezid tarafından ustaca kullanılır. Artık Yıldırım Bayezid, kendisini Anadolu birliğini sağlama vazife siyle yüklenmiş sayar. Bunun için de birçok harekete girişip bunlarda başarı sağlamış tır. Beyliklerin toprakları gibi, Malatya ta rafı da İVlemlükler'den alındı. Ülke, şimdi az - çok birliğe kavuşmuş gibidir. Ankara lılar bu hareketde, daha erken tarihlerde Osmanlılar'ın yanında olmaktan memnun gibidirler.
T e m ü r'ün hareketi ve Osmanlı iç -kavgası :
Yıldırım'm Doğuya doğru hareketi. Ba tıya yönelen bir başka güç ile karşılaştı. Temür Beğ, Türk birliğinin kendi etrafında olmasının kavgasını yapmakta ve bunun için de Ortaasya ve Asya'nın batısını birleştir mektedir. İlhanlı Devleti'nin ardından ortaya çıkan devletçikleri yıkıp, topraklarını ülke sine katmıştır. Ancak Anadolu sahası ve özellikle onun doğusu, hem Yıldırım'ın hem de Temür'ün hak iddia ettikleri saha idi. Sonunda çatışma, kanlı Ankara Savaşı'na yol açtı. Ankara Savaşı ile (Ağustos 1402) Osmanlı gücü kırıldı; Anadolu'daki Beyler yeniden eski durumlarına kavuştular ve hepsinden önemlisi, Osmanlılar içinde kar deş kavgası başladı.
Yıldırım'ın oğulları arasındaki kavga, herhalde Hacı Bayram'm ençok acı duydu ğu bir olaydır. Süleyman, İsa, Mehmed ve Musa Çelebiler arasında, onların sahip ol dukları şehir ve vilâyetler halkının mücade lesi, çok acı olaylarla doludur. Ankara, bu
mücadelede Mehmed Çelebi'yi tutmuştu. Bu yüzden de birçok felaketle karşılaştı. Ankara gibi öteki şehirler de bu iç müca delede pekçok zararlar gördüler. Sonunda, Mehmed, İsa Çelebi'yi, Musa Çelebi'de Sü leyman Çelebi'yi bertaraf etti. Bizans, da ha sert olan Musa Çelebi'ye karşı Meh med Çelebi'yi destekleyince, Mehmed Çe lebi 1412'de bütün ülkede yeniden birliği sağladı. Ancak, Osmanlılar'ın Anadolu'daki birliği tam olarak sağlamaları Hacı Bay ram'm vefatından sonradır. Ama iyi ve doğru yolda bir hareket başlamıştı artık.
S o n u ç olarak, XIV. yüzyılın ikinci yarısı ile XV. yüzyılın başlarındaki en önemli olay, Anadolu birliğinin sağlanması dır. Selçuklu dönemindeki kültür birliğinin üzerindeki bu birlik için birçok küçük güç, kıyasıya mücadele etmiştir. Birliği sağlama çabası ülkenin harab olmasına yol açtı. Gösterilen bunca emek, Ankara Savaşı ile birden yok olmak tehlikesine maruz 'Kaldı. Ancak halk ve hepsinden önemlisi o döne min aklı erenleri, artık ülkenin birliğe ka vuşmasının zarûretine inanıyorlardı. Bu inanç, dil ve iman birliği ile zaten gerçek leşmiş gibiydi.
Ankara Savaşı ülke için bir felâketti. Ama sonucunda ortaya çıkan kardeş kav gası, bu felâketi daha da büyüttü. Ancak bu acılı durum, ülkedeki insanlara, birliğin öne mini, kardeşliğin ve barışın çok güzel bir gerçek olduğunu açık olarak gösterdi. Yıl dırım'ın oğulları arasındaki kavga, kaybolan bunca insan ve eser, insanlardaki birlik duygusunu daha da pekiştirdi.
IJIkedeki iktisadî duruma gelince, bu dönem Beylikler dönemindeki iktisadî da ğınıklıktan, Osmanlı merkezî teşkilâtına geçiş dönemidir^ Ankara yöresi, her zaman için önemli bir iktisadî merkezdir. Ankara' nın önemi, Osmanlılar'ın Anadolu'nun daha kenar bir yöresini merkez edinmeleri ile daha da arttı. Sadece, Osmanlılar Rumeli' de büyük topraklara sahip olduktan sonra, Ankara'nın durumu değişmeye başlayacak ve gerileyecektir.
Hacı Bayram, Anadolu'daki bir büyük dönemin tam ortasında yer alan bir şahsi yettir. Onun hayatı, merkezî Osmanlı gü cüne, kültürüne ve iktisâdi yapısına giden bir yolu gösterir.