• Sonuç bulunamadı

Türkiye'nin ve Rusya'nın Orta Asya'daki kamu diplomasisi faaliyetleri: Rekabet ve işbirliği alanları

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Türkiye'nin ve Rusya'nın Orta Asya'daki kamu diplomasisi faaliyetleri: Rekabet ve işbirliği alanları"

Copied!
83
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI ULUSLARARASI İLİŞKİLER BİLİM DALI

TÜRKİYE’NİN VE RUSYA’NIN ORTA ASYA’DAKİ KAMU DİPLOMASİSİ FAALİYETLERİ: REKABET VE İŞBİRLİĞİ ALANLARI

(YÜKSEK LİSANS TEZİ)

Danışman

Dr. Öğr. Üyesi Arif Behiç ÖZCAN

Hazırlayan

Kseniia SARGİNA 144229001020

(2)
(3)
(4)

T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Ö

ğrencinin

Adı Soyadı Kseniia Sargina

Numarası 144229001020

Ana Bilim / Bilim Dalı Uluslararası İlişkiler / Uluslararası İlişkiler Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Arif Behiç Özcan

Tezin Adı Türkiye’nin ve Rusya’nın Orta Asya’daki Kamu Diplomasisi Faaliyetleri: Rekabet ve İşbirliği Alanları

ÖZET

Son yıllarda devletlerin önemli bir araç olarak kullanılan kamu diplomasisi ülkelerin dış politikalarında büyük etki kazandığı kavram haline gelmiştir. Türkiye’de ve Rusya’da da “kamu diplomasisi” ve “yumuşak güç” kavramları sıklıkla hem siyasi hem akademik dilde yer etmeye başlamıştır. Bu tezde Sovyet sonrası dönemde Türkiye’nin ve Rusya’nın Orta Asya ülkelerindeki kamu diplomasisi faaliyetleri incelenmektedir. İki ülkenin bu alanda faaliyet gösteren kamu kurumları, bölgesel uluslararası örgütler, medya ve hükümet dışı aktörleri, uyguladıkları kamu diplomasisi mekanizmaları ve kamu diplomasisi yaklaşımlarının ideolojik içeriği ele alınmıştır. Böylece, iki ülkenin Orta Asya bölgesine yönelik kamu diplomasisi uygulamalarının avantajları ve zayıf noktaları analiz edilmiştir.

(5)

T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Ö

ğrencinin

Adı Soyadı Kseniia Sargina

Numarası 144229001020

Ana Bilim / Bilim Dalı Uluslararası İlişkiler / Uluslararası İlişkiler Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Arif Behiç Özcan

Tezin İngilizce Adı Turkish and Russian Public Diplomacy Activities in Central Asia: Competition and Cooperation Areas

SUMMARY

In recent years, the concept of public diplomacy, which has been used as an important tool gained influence in goernments’ foreign policies. In Turkey and Russia the concepts of “public diplomacy” and “soft power” also became a part of political and academic discourses. This thesis seeks to examine Turkey’s and Russia’s public diplomacy practices in Central Asia in post-Soviet era. The study focuses on public institutions, regional international organizations, media and non-governmental organizations performing public diplomacy activities, the public diplomacy mechanisms used and the ideological componenet of public diplomacy approach of both countries. Thus, the advantages and weaknesses of the two countries’ public diplomacy activities in the region of Central Asia were analysed.

(6)

iv İÇİNDEKİLER Özet ... ii Abstract ... iii İçindekiler ... iv Kısaltmalar... vi

Tablolar Listesi ... vii

Giriş ... 1

BİRİNCİ BÖLÜM: KAVRAMSAL VE TEORİK ÇERÇEVE 1.1 Kamu Diplomasisi Kavramının Ortaya Çıkışı... 3

1.2 Kamu Diplomasisine Yönelik Kuramsal Yaklaşımlar ... 5

1.2.1. Realizm ve Kamu Diplomasisi ... 6

1.2.2. Liberal Yaklaşım ve Kamu Diplomasisi: Yumuşak Güç Kavramının Ortaya Çıkışı 8 1.2.3. Konstrüktivist Yaklaşım ve Kamu Diplomasisi ... 10

İKİNCİ BÖLÜM: TÜRKİYE’NİN ORTA ASYA’DA KAMU DİPLOMASİSİ FAALİYETLERİ 2.1 Türkiye’nin Dış Politikasında Orta Asya Bölgesinin Önemi ... 13

2.2 Türkiye’nın Kamu Diplomasisi Aktörleri ve Faaliyetleri ... 16

2.2.1 Türkiye İletişim Kanalları ... 16

2.2.2 TİKA ... 18

2.2.3 Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ... 19

2.2.4 Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), Uluslararası Türk Akademisi ve Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (TÜRKKON) ... 20

2.2.5 Yunus Emre Enstitüsü ... 22

2.2.6 Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı ... 23

2.2.7 Üniversiteler ... 25

2.2.8 Dışişleri Bakanlığı, Basın Yayın, Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü ... 25

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: RUSYA’NIN ORTA ASYA’DA KAMU DİPLOMASİSİ FAALİYETLERİ 3.1 Rusya Dış Politikasında ve Kamu Diplomasisinde Orta Asya Bölgesinin Önemi... 27

3.2. Avrasya Entegrasyon Projesinin İdeolojik Boyutu ... 30

3.2 Rusya’nın Kamu Diplomasisi Aktörleri ve Faaliyetleri ... 35

3.2.1 Rossotrudnichestvo ... 36

3.2.2 STK’lar ... 43

3.2.3 Üniversiteler ... 46

(7)

v 3.2.5 Rusya İletişim Kanalları ... 56

Sonuç ... 61 Kaynakça ... 65

(8)

vi

KISALTMALAR

AA – Anadolu Ajansı

AEB – Avrasya Ekonomik Birliği AET – Avrasya Ekonomik Topluluğu BDT – Bağımsız Devletler Topluluğu

BYEGM – Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ENGM – Enformasyon Genel Müdürlüğü

FETÖ – Fetullahçı Terör Örgütü

KDK – Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü KGAÖ – Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü NATO – Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü ROK – Rus Ortodoks Kilisesi

Rossotrudnichestvo – Bağımsız Devlet Topluluğu, Yurtdışında Yaşayan Yurttaşlar ve Uluslararası İnsani İşbirliği Federal Ajansı

RSMD – Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi SSCB – Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği

SSOD – Dostluk ve Yabancı Ülkeler ile Kültürel İlişkiler Sovyet Dernekleri Birliği STK – Sivil Toplum Kuruluşu

ŞİÖ – Şanghay İşbirliği Örgütü

TİKA – Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı

TKGM – Yurtdışı Tanıtım ve Kültürel İlişkiler Genel Müdürlüğü TRT – Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu

TÜRKKON – Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi TÜRKPA – Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi TÜRKSOY – Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı

YTB – Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı

(9)

vii

TABLOLAR LİSTESİ

Tablo-1: Orta Asya Öğrenciler için İlk On Yurtdışı Eğitim İstikameti

Tablo-2: 2011/2012 Akademik Yılında Rusya’ya en çok Lisans, Yüksek Lisans, Doktora Öğrencisi ve Stajyer Gönderen Ülkeler

Tablo-3: Orta Asya’da Faaliyetlerde Bulunan Rusya Yüksek Öğretim Kurumları’nın Listesi

(10)

1

GİRİŞ

Kamu diplomasisi günümüzün küreselleşen dünyasında diplomasinin yeni bir halidir. Günümüzde geleneksel diplomasi çerçevesinde resmi diplomatik kanallar aracılığıyla gerçekleşen devletlerarası iletişim biçimi, onların menfaatlerinin korunmasına yetmemektedir. Bu yüzden kamu diplomasisinin doğrudan halk, vatandaş ile diplomatik iletişimin yeni formatları gittikçe daha fazla önem kazanmaktadır. Bu çalışmada kamu diplomasisi, devletin yabancı toplumlarla iletişime geçmesini öngören ve ilişki kurmasına yardımcı olan bir dış politika aracı olduğu varsayımı çerçevesinde ele alınmaktadır.

Kamu diplomasisi hem akademik araştırmalar hem de dış politika açısından göreceli olarak yeni bir araç olduğu için kamu diplomasisiyle ilgili genel kabul gören teorik çerçevesinin ve tanımın eksikliği bu alanda yapılan araştırmaları zorlaştırmaktadır. Fakat öte taraftan kamu diplomasisine kökleşmiş bir yaklaşımın yokluğu araştırmacılara daha geniş bir manevra alanı bırakmaktadır. Konuya disiplinlerarası yaklaşım, uluslararası ilişkiler, halkla ilişkiler, sosyoloji vb. disiplinlerin katkıları kamu diplomasisinin çalışma mekanizmalarını açıklayan birçok konsept, model ve yorum kazandırmaktadır. Bu yüzden çalışmanın birinci bölümünde kamu diplomasisinin nasıl çalıştığını, yani dış politika hedefleri ile iletişim süreçleri arasındaki bağlantıyı anlayabilmek için uluslararası ilişkilerin temel teorilerinin (realizm, liberalizm ve konstrüktivizm) ileri sürdükleri savlarına başvurulmaktadır.

Hemen her ülke için olduğu gibi Türkiye ve Rusya için de Soğuk Savaş sonrasında karşılaşılan sistemsel değişimin getirdiği yeni sorumluluklar ve meydan okumalar bu ülkelerin kamu diplomasisi faaliyetlerine olan ihtiyacını artırmıştır. Yumuşak güç kaynaklarının daha iyi yönetilmesi, kamu diplomasisi için kamu kurumlarının örgütlenmesi ve faaliyetlerinin koordinasyonu; bu kurumların ve sahip olunan diğer imkânların etkin bir şekilde işlemesinin sağlanması gibi çözülmesi gereken sorunlar hem Türkiye’ye hem Rusya’ya meydan okumaktaydı. SSCB’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını yeni kazanmış Orta Asya Cumhuriyetleri etnik ve dini nedenlerle Türkiye’nin yakın ilgi alanına girmiştir. Türkiye’nin dış politikası için bu yeni açılım söz konusu coğrafyalarda entegrasyon ve daha sıkı işbirliğini teşvik eden bir takım kamu kurumlarının ve yeni uluslararası örgütlerin oluşturulma sürecine ivme kazandırmıştır. Aynı zamanda “yakın çevre” olarak adlandırılan bu coğrafya, güvenlik ve ekonomik gerekçelerden dolayı beklendiği gibi Rusya’nın ilgi alanından çıkmadı. Bölgede daha ileri parçalanma sürecini önlemeyi amaçlayan Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kurulmasıyla başlayan yeni entegrasyon formatlarının geliştirilmesine paralel olarak söz konusu dış politika inisyatiflerini destekleyecek kamu diplomasisi pratiklerinin önemi de daha belirgin hale gelmeye başladı.

Çalışmanın ikinci bölümü Türkiye’nin dış politikasında Orta Asya bölgesinin değişen yerinin incelenmesi ile başlamaktadır. Türkiye’nin dış politika vizyonunun değişmesine paralel olarak bu ülkedeki kamu diplomasisinin gelişme ve kurumsallaşma süreçlerini anlatmaktadır. Özellikle, Türk medya kuruluşlarının, TİKA, YTB, Diyanet, diğer kamu kurumlarının ve TÜRKSOY, TÜRKKON gibi bölgesel uluslararası örgütlerin rolü, fonksiyonları ve Orta Asya ülkelerine yönelik faaliyetleri bu bölümde ele alınmaktadır.

Çalışmanın üçüncü kısmında Rusya’nın Sovyet sonrası döneminde Orta Asya’nın beş ülkesi (Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan) ile yeniden ilişkilerin

(11)

2 inşaasını anlatmak amacıyla bu coğrafyada çok sayıdaki entegrasyon girişimleri üzerinde durulmuştur. Bölgeye yönelik Rusya’nın dış politikasının ve kamu diplomasisinin merkezinde bulunan Avrasya Entegrasyon projesi ve bunun ideolojik içeriği incelenmiştir. Bölümün ikinci kısmında Rusya’nın kamu diplomasisi faaliyetleri gösteren hükümet ve hükümetdışı aktörlerin uygulamaları ele alınmıştır. Kamu diplomasisi aktörlerinin faaliyet analizi ağırlıklı olarak Rossotrudnichestvo Ajansı, STK’lar, Rus Ortodoks Kilisesi, Rus üniversiteler ve medya kanallarının bu alanda yürüttükleri çalışmalar üzerinden yapılmıştır.

Çalışmanın sonuç bölümünde Türkiye ve Rusya’nın ana kamu diplomasisi aktörlerinin eğitim, medya, kalkınma, kültür ve din alanlarında yürüttüğü faaliyetlerinin her iki tarafa ait özelliklerini saptayarak bunların etkililiğinin sübjektif değerlendirilmesi yapılmıştır.

(12)

3

BİRİNCİ BÖLÜM: KAVRAMSAL VE TEORİK ÇERÇEVE

Çalışmanın bu bölümünde kamu diplomasisi kavramının nasıl tanımlandığı, diğer diplomasi türlerinden nasıl farklılaştığı konusu incelenmektedir. Ardından Uluslararası İlişkiler disiplininin temel teorik yaklaşımları açısından kamu diplomasinin fonksiyonlarının neler olduğu tartışmaları ele alınmaktadır.

1.1. Kamu Diplomasisi Kavramının Ortaya Çıkışı

Kamu diplomasisi kavramı ilk defa 1965 yılında Tufts Üniversitesi Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu Dekanı Edmund Gullion tarafından kullanılmıştır. Üniversitenin Edward Murrow Kamu Diplomasisi Merkezi’nin ilk zamanlarında hazırlanmış bir bröşürde kamu diplomasisi şöyle tanımlanmıştır:

“Kamu diplomasisi, dış politikaların düzenlenmesi ve yürütülmesi üzerindeki kamu tutumlarının etkilenmesini ele almaktadır. Geleneksel diplomasinin ötesindeki uluslararası ilişkiler boyutlarını, hükümetlerin diğer devletlerdeki kamuoyunu oluşturulmalarını, özel grupların etkileşimini ve bir devletin ve bunların birbiriyle olan ilgi alanlarını, dışişleri raporlarını ve bunların politikaya etkisini, işi iletişim olanlarla, diplomatlarla ve dış temsilciler arasındaki iletişimi ve de kültürlerarası iletişim sürecini kapsamaktadır”1.

O zamandan bu yana kamu diplomasisinin net, bilimsel ve hem teorisyenler hem uygulayıcılar tarafından kabul edilebilen tanımının geliştirmesine yönelik birçok çaba gösterilmiştir. Fakat geniş kabul gören tanım konusunda konsensüse varılamamıştır ve kamu diplomasisi, ne esas nitelikleri ne önerdiği araçların kullanılmasını açıklayan net bir tanımı olmaksızın 21. yüzyıl diplomasisi sözlüğüne girmiştir.2 Buna rağmen, farklı tanımlarda ve

yaklaşımlarda her zaman belirli bir ortak zemini tespit etmek mümkündür. Örneğin, kamu diplomasisi konusunda bir makale veya kitap bu üç unsurdan en az birisinden mutlaka bahsetmektedir; bilgi, etkileme ve ilişkilerin kurulması. Bu yüzden bu bileşenlere farklı bakış açıları veya farklı yönlerinin altının çizilmesi birbirinden farklı birçok tanım ortaya çıkarabilmektedir. Bunu göz önünde bulundurarak akademik literatürde mevcut kavramların üç kategoriye ayrılması mümkündür.

Birinci grup tanımlara göre kamu diplomasisi, devletler ile yabancı ülkelerin kamuları arasındaki ilişkileri yürüten dış politikanın aracı veya geleneksel diplomasisinin yardımcı nitelikteki bir enstrümanı (veya “geleneksel diplomasinin halk cephesi”3) olarak karşımıza çıkmaktadır. Nicholas J. Cull, kamu diplomasisini uluslararası bir aktörün uluslararası ortamı yönetme çabası olarak tanımlamaktadır.4 William A. Rugh, kamu diplomasisinin, bir ülkenin

ulusal çıkarlarına destek sağlamak doğrultusunda yabancı halkların bilgilendirilmesi, onların politik sürece dâhil edilmesi ve etkilenmesi olduğunu söylemektedir.5 Bu tanımlamalarda

genellikle kamu diplomasisinin hedeflerinin (yabancı kamuların bilgilendirilmesi ve etkilenmesi) ve kamu diplomasisinin mekanizmalarının merkezileşmesi vurgulanmaktadır. Birçok çalışmada

1http://pdaa.publicdiplomacy.org/?page_id=6 (16.02.2018)

2 John Robert Kelley, “Between “Take-offs” and “Crash Landings”: Situational Aspects of Public Diplomacy”, Nancy Snow (ed.), Routledge Handbook of Public Diplomacy, New York: Routledge, 2009, s. 73.

3 Vedat Demir, Kamu Diplomasisi ve Yumuşak Güç, İstanbul: Beta Yayınları, 2012, s. 13. 4 Nicholas J. Cull, Public Diplomacy: Lessons from the Past, Los Angeles: Figueroa Press, s. 12.

(13)

4 kamu diplomasisi, Nye’ın yumuşak güç konsepti ile beraber anlatılmakta6 ve yumuşak gücün bir

uygulama mekanizması7 veya taktiği8 olarak ele alınmaktadır. Kamu diplomasisine bu

basitleştirilmiş yaklaşım özellikle dış politika uygulayıcıları arasında oldukça yaygındır. Zira bu yaklaşım dış politika eylemlerini rasyonel ve pragmatik olarak tanımlamakta ve genel olarak realist yaklaşım çerçevesinde oturtulmuş bir konseptin uygulaması daha kullanışlı görülmektedir.9

Kamu diplomasisi tanımlarının ikinci kategorisi ulusal çıkar, nüfuz, strateji, devlet temelli gerçekçi söyleminden uzaklaşmış olanları içerir. Bu kategorideki tanımlarda devlet temelli söylem yerine küreselleşmenin etkilerini ve uluslararası iletişim teknolojilerin ilerlemesini ön plana çıkaran bir yaklaşım söz konusudur. Kamu diplomasisi artık çok boyutlu bir kavram haline dönüşmüştür çünkü bu yaklaşıma göre kapsamına birçok aktörü dâhil eden konseptlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Buna ek olarak, ABD’nin kamu diplomasisi alanında tekel olduğu devir geçmişte kalmıştır10 ve günümüzde diğer ülkelerin pratikleri ve tecrübeleri disiplinin

gelişmesine büyük katkılar sağlamaktadırlar. Kamu diplomasisinin yeni tanımlarında ana vurgu ilişkilerin kurulmasına ve yabancı kamular ile karşılıklı etkileşime yapılmaktadır. Örneğin, Mark Leonard kamu diplomasisini diğer ülkelerin, kültürlerin ve insanların ihtiyaçlarının anlaşılmasını; bakış açılarımızın anlatılmasını; yanlış algıların düzeltilmesini; ortak amaçların tespit edilmesini kapsayan türde ilişkiler kurma süreci olarak görmektedir.11 Önceki tanımlardan

farklı olarak kamu, sadece mesaj alma fonksiyonunu yerine getiren pasif/edilgen bir aktör değil, diyaloğa, ilişkilerin inşa sürecine katılan gerçek bir muhatap haline gelmiştir. Böylece genelde gözardı edilen kişisel faktörler ve vatandaşların/iç kamuoyunun kamu diplomasisinde aldıkları rol de analizlere dâhil edilmeye başlanmıştır.12 Bununla beraber bu tür tanımlar dış politika

süreçlerinde kurumsal ve sosyal ağların kurulmasının öneminin altını çizmektedirler.13

Tanımların üçüncü kategorisi kamu diplomasisine uluslararası ilişkiler çerçevesinde yeni bir akademik disiplin olarak yaklaşmaktadırlar. Örneğin, Eytan Gilboa kamu diplomasisinin şimdilerde bir disiplin olarak şekillenme aşamasında olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre kamu diplomasisi alanı bünyesinde uluslararası ilişkiler, tarih, markalaşma, kültür çalışmaları, sosyoloji vb. disiplinleri barındırmaktadır. E. Gilboa, bu disiplinlerarası yaklaşım sayesinde kamu diplomasisinin teorik çerçevesine büyük katkı sağlayabildiğini savunmaktadır.14

6 Snow, “Rethinking Public Diplomacy”, Nancy Snow (ed.), Routledge Handbook of Public Diplomacy, New York: Routledge, 2009, s. 3.

7 Cull, Public Diplomacy: Lessons from the Past, Los Angeles: Figueroa Press, 2009, s. 15.

8A Framework for the Strategic Planning & Evaluation of Public Diplomacy, NATO, Joint Analysis and Lessons Learned Centre, 2013.

9 Bilgin Özkan, “Public Diplomacy of Turkey”, TASAM, 2013, s. 3. http://www.tasam.org/Files/Icerik/File/public_diplomacy_of_turkey_14e9f674-7730-4fcb-a59a-792650f789e2.pdf

(16.02.2018).

10 Efe Sevin, Public Diplomacy and the Implementation of Foreign Policy in the US, Sweden and Turkey, Palgrave Macmillan Series in Global Public Diplomacy, Basingstoke: Palgrave MacMillan, 2017, s. 34.

11 Mark Leonard, Public Diplomacy, London: The Foreign Policy Centre, 2002, s. 8.

12 Seong-Hun Yun, Elizabeth L. Toth, “Future Sociological Public Diplomacy and the Role of Public Relations: Evolution of Public Diplomacy”, American Behavioral Scientist 53(4), 2009, s. 500.

13 Jan Melissen, “The New Public Diplomacy: Between Theory and Practice”, Jan Melissen (ed.), The New Public Diplomacy, New York: Palgrave Macmillan, 2005, s. 12.

14 Eytan Gilboa, “Searching for a Theory of Public Diplomacy”, The Annals of the American Academy of Political and Social Science, Vol. 616, Public Diplomacy in a Changing World, 2008, s. 74.

(14)

5

1.2 Kamu Diplomasisine Yönelik Kuramsal Yaklaşımlar

Kamu diplomasisi farklı isimler altında tarih boyunca uygulanmıştır. Joseph S. Nye, ilk kamu diplomasisi uygulamalarının Fransa’nın 1883 yılında kurduğu Alliance Française dil ve kültür merkezlerinin faaliyetleri ile başladığını savunmaktadır. Fransa hükümeti Prusya ile yaptığı savaşı kaybettikten sonra sarsılmış olan ulusal prestijini Fransızcayı ve genel olarak Fransız kültürünü teşvik ederek yeniden kazanmaya çalışıyordu. I. Dünya Savaşı sırasında Fransa örneğini izleyen ABD, Almanya ve diğer ülkeler kamu diplomasisinin (propagandasını söylemek daha doğru olacak) yürütülmesi ile görevlendiren kurumları tesis ettiler.15 Bu dönemde ABD’de

Creel Komitesi’nin kurulması kamu diplomasisinin kurumsallaşma sürecinin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Fakat burada belirtmek gerekir ki, o dönemdeki kamu diplomasisi girişimleri ve faaliyetleri hala tek yönlü iletişim sürecini ve propagandayı kapsamaktadır.16 Soğuk Savaş

zamanında çift kutuplu dünya düzeninin koşulları altında kamu diplomasisinin önemi daha da artmıştır. Devam eden iki süpergücün rekabetinde ABD ve SSCB kendi ideolojik kamplarına daha çok taraftar çekmek amacıyla propaganda, zorlama (yaptırım, tehdit) gibi geleneksel diplomasisinin araçlarına ve tekniklerine başvurmaktaydılar.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ve özellikle de 11 Eylül saldırıları sonrası dönemde kamu diplomasisinin gelişimi tamamen yeni bir evreye girmiş durumdadır. Kamu diplomasisinin yeni meydan okumaları ve ihtiyaçları farklı ama birbiriyle bağlantılı üç devrimin etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Kitle iletişim teknolojileri, siyaset ve uluslararası ilişkiler alanlarındaki köklü değişimler geleneksel kamu diplomasisinin ilkelerinin ve uygulamalarının gözden geçirilmesi ihtiyacını doğurdular.17 İletişim teknolojilerinde hızlı gelişmeler, özellikle interaktif iletişimi

mümkün kılan internet ve canlı yayın teknolojisi ile gelişmeleri dünyanın dört bucağına iletebilen küresel haber ağları (BBC, CNN, Al-Jazeera vb.) insanlığı dünya meselelerinden haberdar eden ana bilgi kaynakları haline gelmişlerdir. Siyasi değişimlere bakarsak birçok devlet otokratik yönetimden siyasal karar alma sürecine kitlelerin daha aktif katılmasına dayanan demokratik rejimlere geçmiştir. Böylece kamuoyunun siyasal süreçte etki kapasitesi gittikçe artmaktadır. Uluslararası ilişkiler alanında ise dış politikanın amaçları ve araçları ciddi değişime uğramışlardır. Çekicilik ve ikna vasıtasıyla kazanılan olumlu imaj, itibar ve güvenilirlik sert güce dayanan araçlar ile elde edilebilen kazanımlar kadar önemli olmaya başlamıştır. E. Gilboa’nın bahsettiği üç devrim veya A. Varoğlu’nun ifadesiyle paradigmatik değişim18 ve yeni uluslararası

sistemin gerçekleri geleneksel kamu diplomasisi alanındaki değişimleri de kaçınılmaz kılmaktadır.

Kamu diplomasisi alanında yapılmış araştırmaların çoğu kamu diplomasisi faaliyetlerinin tarihsel analizinden oluşmaktadır. Bunların büyük kısmı ise Soğuk Savaş döneminde ABD’nin uyguladığı kamu diplomasisine veya başka bir deyişle bu ülkenin iletişim politikalarına ve faaliyetlerine odaklanmaktadır.19 Tarihsel analiz içeren çalışmaların ve bu alanda Anglosakson

15 Joseph S. Nye, “Public Diplomacy and Soft Power”, The Annals of the American Academy of Political and Social Science, Vol. 616, Public Diplomacy in a Changing World, 2008, s. 96.

16 Mehmet Şahin, B. Senem Çevik, “Türkiye’de Kamu Diplomasisi ve Yumuşak Güç”, Mehmet Şahin, B. Senem Çevik (ed.), Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi, Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2015, s. 6.

17 Gilboa, a.g.m., s. 56

18 Abdülkadir Varoğlu, “Kamu Diplomasisinde Kavramsal ve Kuramsal Süreç”, Ahmet Yalçınkaya, Yeşim Özgen (ed.), Kamu Diplomasisi, İstanbul: Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, 2013, s. 7.

19 Ergün Köksoy, “Kamu Diplomasisi ve Halkla İlişkiler İlişkisi: Kuramsal bir Değerlendirme”, Marmara İletişim Dergisi, Sayı 22, 2014, s. 218.

(15)

6 ülkelerin tarihi tecrübelerinin incelemesi son derece değerlidir, fakat kamu diplomasisi teorisi ve metodoloji açısından katkıları sınırlı kalmaktadırlar.

Kamu diplomasisi alanında genel kabul gören teorilerin eksikliği sadece ABD, İngiltere ve Kanada merkezli veya sadece tarihsel akademik çalışmaların yaygınlığı ile açıklanamamaktadır. Mevcut araştırmaların eksikliklerine hükümet dışı örgütler ve bireyler gibi aktörlerin analizlere dahil edilmemesini, terminoloji havuzunun oluşturulmamasını (örneğin, kamu diplomasisinin yumuşak güç, halkla ilişkiler veya propaganda kavramlarıyla karıştırılması çok yaygındır), kamu diplomasisi politikalarının veya projelerinin etkinliğinin sadece kamuoyu yoklamaları ile veya tek kritere göre ölçülmesini de ekleyebiliriz.20 Bu sebeplerle kamu diplomasisi gibi geniş ve multidisipliner bir alanda tek kuramın geliştirilmesi mümkün olmamaktadır. Bunun yerine uluslararası ilişkiler, halkla ilişkiler, dış politika, pazarlama araştırmaları, sosyoloji ve psikoloji gibi çeşitli disiplinlerin ve branşların güçlü yanlarından faydalanarak kamu diplomasisine uygulanabilir teori, konsept veya model ortaya çıkarabilen inter-disipliner yaklaşımı benimsemek daha uygun olacaktır. Kamu diplomasisi konseptlerinin ve modellerinin çeşitliliğinde ve tek ve sabitleşmiş bir teorinin yokluğunda bunları realizm, liberalizm ve konstrüktivizm bağlamında ayrı ayrı ele almak faydalı olabilir.

1.2.1. Realizm ve Kamu Diplomasisi

Kamu diplomasisi için realizmin iki ana prensibi belirleyici önem taşımaktadır: 1) uluslararası sistemin ana aktörleri bağımsız egemen devletlerdir (devlet dışı aktörlerin pek önemi yoktur); 2) devletler hayatta kalabilmek için sürekli güç arayışında bulunmaktadırlar.21

Realistlerin devlet dışı aktörleri ihmal etmesi kamuoyunu, bireyleri, STK’ları ve uluslararası örgütleri iletişim sürecine eşit katılımcı olarak değil, devletlerin “reelpolitik” çıkarlar elde etmeleri konusunda yardımcı araçlar olarak görülmeleri anlamına gelmektedir. Böylece realist yaklaşıma göre kamu diplomasisinde toplumların önemi sadece kamuoyundaki değişikliklerin devletin davranışlarını ve politikalarını etkileme kapasitesinden gelmektedir.22 Kamu

diplomasisinin ilk tanımlarında bu algı yansıtılmaktadır. Gifford Malone 1985 yılında yayınlamış olduğu “Managing Public Diplomacy” adlı makalesinde kamu diplomasisini bu çerçevede tanımlamaktadır: “...insanların düşüncelerini ve bunun sonucu olarak hükümetlerinin düşüncelerini [davranışlarını] etkilemek amacıyla gerçekleşen yabancı halklarla doğrudan iletişimdir”.23 Bu tanıma göre kamu diplomasisi iki kademeli etkileme sürecine dayanmaktadır.

İlk önce, doğrudan iletişim diğer ülkede sizi destekleyecek kamuoyunu oluşturmalı (taraftarlarınızı kazanmalı), ikinci adım ise bu hedef kitlelerin sizin lehine kararların, eylemlerin, politikaların alınmasına kendi hükümetlerini teşvik etmeleridir (veya bu tür kararların alınması için hükümetlerine baskı yapmalarıdır). Kamu diplomasisine yönelik bu anlayış hala çok yaygındır, zira küresel demokratikleşme süreci sonucunda kamuoyunun dış politikayı etkileme kapasitesi gittikçe artmaktadır.24

Realistlerin diğer varsayımına göre uluslararası sistem anarşiktir ve merkezi otoritenin yokluğunda daimi güvensizlik ortamı kaçınılmaz olarak güvenlik ikilemleri yaratmaktadır.

20 Gilboa, a.g.m., s. 56.

21 Joshua S. Goldstein, Jon C. Pevehouse, Uluslararası İlişkiler, çev. Haluk Özdemir, Ankara: BigBang Yayınları, 2015, s. 85, 87.

22 Efe Sevin, TÜRKSOY Üzerinden Türk Kamu Diplomasisinin Dış Politikaya Etkisine Bir Bakış, s. 470. 23 Gilboa, a.g.m., s. 57.

(16)

7 Devletler kendi güvenliklerini güvence altına almak için güçlerini maksimize etmeye yönelik tedbirlere başvurmaktadırlar.25 Böylece, kamu diplomasisi de ulusal güvenliğe ve güç

politikalarına hizmet eden bir araçtır. Realist yaklaşıma göre savaş, güç politikalarının sonucunda çıkan doğal bir durum ise bu yaklaşımı benimseyenler kamu diplomasisinin görevini ağırlıklı olarak savaş propagandası ile ilişkilendirmektedirler. Propaganda, özellikle I. ve II. Dünya Savaşı dönemlerinde çok belirginleşmiş, net bir iletişim biçimidir. Bir devletten o ülkede yaşayan insanlara veya diğer ülkelerin insanlarına doğrudan, çok farklı yöntemlerle topyekûn mesajların verilmeye çalışıldığı bir araç.26 Bu tür mesajların ana amacı düşman ülkenin

askerlerinin ve vatandaşlarının cesaretini kırmak ve moralini bozmaktı. Bu yüzden bazı akademisyenler kamu diplomasisini psikolojik harekât ve propaganda ile özdeşleştiriyorlardı.27

O dönemlerde ABD’nin I. Dünya Savaşı’na katılması konusunda kendi iç kamuoyuna ve bağımsız üçüncü devletlere yönelik propaganda faaliyetleri ile başlayan kamu diplomasisi II. Dünya Savaşı’na giden süreçte ABD’nin dünyada ortaya çıkan güç boşluğundan faydalanması amacı ile güncellenmiş, ancak yine de tek yönlü iletişim (kamuoyu bilgilendirme) modelinden çıkmamıştır, yani karşılıklı bir etkileşim söz konusu olmamıştır.28 Soğuk Savaş yıllarında iki

blok kendi ideolojileri doğrultusunda kamu diplomasisi faaliyetlerinde bulunmaya çalışmışlardır. Nükleer silahların muazzam imha gücünden dolayı o dönemde iki süper güç ideolojik ve stratejik mücadelede ikna ve bilgilendirme kampanyalarına dayanmayı tercih ettmişlerdir. Bunun önemli bir parçası olarak propaganda, kamu diplomasisinin en popüler “gönülleri ve akılları kazanma” rolünü yerine getirmekteydi ve aynı zamanda kamu diplomasisinin uygulamaları daha çok “ikna odaklı” olmaya başlıyordu (Batı’ya eklemlenme, Batı gibi olma, Batılı düşünce biçimini benimseme gerekliliği).29 Bununla beraber, Soğuk Savaş derinleştikçe ABD kültür

diplomasisinin de artan öneminin farkına varmaya başlamıştır. Demir Perde’nin arkasındaki komünizme güveni sarsmaya yönelik propaganda araçlarının yanında kültürel diplomasinin “hızlı” (radyo, sinema, aktüalite filmleri) ve “yavaş” (sanat, kitaplar, değişimler) araçları kullanılmaktaydı.30

E. Gilboa’nın “The Basic Cold War Model”31 olarak adlandırdığı, “realist kamu

diplomasisi”32 veya “geleneksel kamu diplomasisi” bu dönemin kamu diplomasisi

uygulamalarından (Doğu Bloğu’nun çöküşünden sonra ABD’nin birçok kamu diplomasisi faaliyetlerini durdurmasına ve bu iş için ayrılan finansmanı kısıtlamasına rağmen) tamamen vazgeçmek için hala çok erkendi. 1990’lı yıllardaki askeri müdahaleler (Körfez Savaşları, Haiti’ye yönelik müdahale, Kosova müdahalesi), 11 Eylül terör saldırıları ve bunu takip eden Afganistan ve ikinci Irak savaşı süreçlerinde kamu diplomasisi yeniden savaşın hizmetine sunulmuştu, fakat bu sefer “teröre karşı savaş” söz konusuydu.

İki kutuplu dünya düzeninin sona ermesiyle kamu diplomasisinin bir takım yeni yöntem ve araçlarının geliştirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş yıllarında hükümetler radyo istasyonları gibi kendi kontrol ettikleri iletişim araçlarını kullanmaktaydılar. Fakat şimdi

25 Goldstein, Pevehouse, a.g.e., s. 94. 26 Varoğlu, a.g.m., s. 5.

27 Yun, Toth, a.g.m., s. 494 28 Şahin, Çevik, a.g.e., s. 6.

29 Emrah Aydemir, Dış Politikada Yumuşak Güç ve Medya, İstanbul: Kalkedon Yayınları, 2016, s. 108. 30 Nye, a.g.m., s. 98.

31 Gilboa, a.g.m., s. 59. 32 Yun, Toth, a.g.m., s. 495.

(17)

8 devletler kendi amaçlarına ulaşmak için hedef ülkenin PR (public relations) ajanslarını kolayca kiralayabilmektedirler. Bu yönteme başvurulması devletler için birçok açıdan avantajlı olabilir. Yabancı toplumda destek grubunun veya hareketin oluşturulması yürüttüğünüz kampanyanın meşruiyetini, otantikliğini ve güvenilirliğini önemli ölçüde arttırabilir. Zira belirli ortamın ve yerli toplumun kültürel ve siyasi özelliklerinin bilinmesi ve kampanyanızın yerli halkın ya da hükümetin pozisyonundan değerlendirebilmesi birçok hatayı da önleyebilir. Aynı zamanda yerli PR şirketinin adıyla hareket edilmesi sizin harcadığınız çabaların ve bu işe harcadığınız maddi kaynaklarınızın gizli tutulmasını sağlayabilir. Bu yüzden bazen bu aracın kullanılması devlet destekli “doğrudan” kamu diplomasisi faaliyetlerinden daha etkili olabilir.33 Bunun en meşhur

örneği Suudi Arabistan’ın 2004 yılında başlattığı ve 11 Eylül’den sonra lekelenmiş olan imajının düzeltilmesine yönelik kampanyadır. Fakat bu tür faaliyetlerle kamu diplomasisi arasındaki ilişkiyi kurmakta hala zorluklar yaşanmaktadır.34 Kimi akademisyenler Nye’nin kamu

diplomasisinin yöntemi olan “stratejik iletişim” terimini, kimisi de “stratejik kamu diplomasisi” kavramını tercih etmektedir.

Ülke imajını düzeltme veya yeni imaj oluşturma kampanyalarının yanında stratejik diplomasinin (iletişimin) diğer araçları da bulunmaktadır. Bunlardan en yaygın olanı lobiciliktir. Lobicilik, kişilerin ve özel çıkar gruplarının siyasal karar alma süreçlerini etkilemek amacıyla başvurdukları girişimler olarak tanımlanmaktadır.35 Kulis faaliyetlerine dayanan lobicilik, genel

kamuoyunun yerine daha dar nitelikteki karar alıcıların (daha çok dış politika ve ticaret alanında) oyunu hedeflemektedir. Lobicilik hemen hemen bütün ülkelerde örtülü olarak uygulanmaktadır. ABD’de ise yasal olarak yürütülen lobicilik faaliyetleri ülkenin etnik yapısının çeşitliliği ve büyük şirketlerin varlığı açısından oldukça geniş bir yelpazeyi kapsayacak şekilde yapılmaktadır.36

1.2.2. Liberal Yaklaşım ve Kamu Diplomasisi: Yumuşak Güç Kavramının Ortaya Çıkışı

Güç temelli realizme alternatif bir bakış açısı sunan liberal teorilere göre devlet uluslararası politikaların tek etkili aktörü değildir. STK’lar, ulusaşırı şirketler ve uluslararası örgütler gibi hükümet dışı kuruluşlar ve bireyler artık dünya diplomasisinde ihmal edilemez bir oyuncu haline gelmişlerdir. Realizmin aksine liberal teoride ulusal güvenliğin önceliğine vurgu yapılmamaktadır. Liberaller, ulusal güvenlik, ulusal çıkar sorunlarına globalleşmenin etkisinden kaynaklanan daha geniş bir perspektiften (uluslararası ekonomi, sosyal, ekolojik meseleler vb.) bakmaktadırlar. Böylece, liberal düşünce, bu aktörlerin birbiriyle ve yabancı kitlelerle iletişim kurma ihtiyacının altını çizmektedir, zira dünyada karşılıklı bağımlılık artmakta ve ilişkiler bu bağlamda daha “karmaşık karşılıklı bağımlılık (complex interdependence)” haline gelmektedir.37

“İlişki”nin içinde olan devletlerin ve diğer aktörlerin tümünü ilgilendiren ortak hedeflerin, ulusal

33 Gilboa, a.g.m., s. 60.

34 Varoğlu, a.g.m., s. 5. 35 Aydemir, a.g.e., s. 125. 36 A.g.e., s. 126

37 Robert O. Keohane, Joseph S. Nye, “Power and Interdependence”, International Organization, Vol. 41, No. 4, 1987, s. 731.

(18)

9 çıkarları aşarak, herkesin yararına olabileceğini ve bunun da karşılıklı bağımlılığı teşvik ettiğini savunan görüş zamanla yaygınlaşmıştır.38

Bu “karşılıklı bağımlılık” sürecinde (diğerlerini etkileme kapasitesi olarak anladığımız) hâkimiyetin tek başına sert (askeri, ekonomik) gücün kullanımıyla sağlanabildiği düşüncesi sorgulanmaya başlamıştır. Siyaset bilimci J. Nye 1980 yılların sonunda yumuşak güç kavramını ortaya atıp sonra sert ve yumuşak gücü etkili bir şekilde birleştirdiği (fakat yine de yumuşak güce öncelikli önem verdiği) bir “akıllı güç” modeli geliştirmiştir. Nye, yumuşak gücü istenilen sonucu elde etmek için diğerlerini “zorlama” ile değil onları “çekicilik” ile etkileyebilme kabiliyeti olarak açıklamaktadır.39 Yumuşak güç Nye’a göre üç ana kaynağa dayanmaktadır;

kültür (diğerleri için çekici ise, hayranlık uyandırıyorsa), (ülke onlara bağlı kaldığı halde) siyasi değerler ve (meşru görülen) dış politika.40

Böylece, yumuşak gücün aracı (veya Cull’un tanımıyla uygulama mekanizması41) olan

kamu diplomasisinin görevi ülkenin değerlerine, ideallerine ve politikalarına ilgi uyandırarak, bunların iyi yönlerini ortaya çıkarıp tanıtımı yaparak ulusal çıkarlar için daha kolaylaştırıcı bir ortam oluşturmaktır.42 Nye’a göre yumuşak gücün ulusal çıkarlara hizmet etmesi hem realist

hem de liberal kamu diplomasisi anlayışında yer almaktadır. Fakat liberaller yumuşak gücün daha karmaşık bir iletişim ortamının içerisinde işlediğini öne sürmektedirler. Zira hükümetlerarası iletişim kanalı hükümet ile kamu arasındaki birçok diğer iletişim kanallarından sadece birisidir.43 Çok yanlı iletişim sürecine katılan aktörlerin sayısı artınca “hükümetten-hükümete” resmi iletişim şeması artık zorunlu görünmemektedir ve sürecin içinde olmak isteyen hiç bir aktör iletişimden dışlanmamalıdır.44

Yeni iletişim kanalları, küreselleşmenin dört boyutundaki sermayenin, ticaretin, bilginin ve insanın serbest dolaşım ağları ile beraber ortaya çıkıp çoğalmaya devam etmektedirler. Bilgi çağının kamu diplomasisinden bahsederken liberaller özellikle bilgi ve ekonominin küreselleşmesine ve bunun sonucu olarak ekonomik kamu diplomasisine öncelikli önem vermektedirler. Ekonomik kamu diplomasisi kapsamında yumuşak güç kanalları serbest sermaye dolaşımından, yabancı yatırımlardan ve çok uluslu şirketlerin ticari teamüllerinden oluşturmaktadır.45 Bu yüzden kamu diplomasisinin liberal söyleminde ülkenin markalaşması gibi

pazarlama terminolojisi çok yaygındır.

2000’li yılların ortasında kamu diplomasisinin liberal ve realist paradigmaları arasında bir çekişme ortaya çıkmaya başlamıştır. ABD’de “teröre karşı savaş”ın yarattığı psikolojik ortamda liberaller, sert güce aşırı bağımlılığın tehlikesi hakkında uyarılarda bulunmaya devam ediyordu.46 Liberaller yumuşak gücün de ABD’nin uluslararası arenadaki liderliğini destekleyebileceğini, fakat bunun kendi politikalarına meşruluk kazandırmak şartıyla

38 Şaban H. Çalış, Türkiye - Avrupa Birliği İlişkileri: Kimlik Arayışı, Politik Aktörler ve Değişim, Ankara: Nobel Yayınları, 2016, s. 8.

39 Nye, a.g.m., s. 94. 40 A.g.m.., s. 96. 41 Cull, a.g.e., s. 15. 42 Nye, a.g.m., s. 101. 43 Yun, Toth, a.g.m.., s. 496. 44 Varoğlu, a.g.m., s. 11. 45 Yun, Toth, a.g.m.., s. 498. 46 Nye, a.g.m., s. 108.

(19)

10 yapılabileceğini savunmaktaydılar.47 Yumuşak güç devrinde hegemonik yumuşak güç

diplomasisi bir ülkeye dair yumuşak gücün kaynaklarının (kültür, değerler, politikalar) ve koşullarının (meşruluk, güvenilirlik) sağladıkları avantajlara dayanmalıdır. Ülkenin kültürü ve değerleri küresel normlar ile çelişkili değilse, söylem ve eylemleri arasındaki dengeyi tutturulabiliyorsa, birden fazla iletişim kanalını kullanıyorsa ve diğer ülkelerle ilişkilerinde, politikalarında ve mesajlarındaki tutarlılığının sonucu olarak samimi bir güven tesis edebildiyse, o ülkeyi kamu diplomasisi alanında başarılı bir aktör olarak görebiliriz.

Kamu diplomasisinin diğer versiyonunu dünya gündemini belirleme kapasitesi olan bir grup bölgesel (ikincil) güçlerin (İngiltere, Kanada, Norveç, İsveç, Türkiye ve diğerlerinin) yürüttükleri faaliyetlerde görebiliriz. Yumuşak gücünün maddi kaynakları ve maddi koşulları açısından ABD’nin gerisinde kalan bu devletler yumuşak güce dayalı dış politika uygulayan aktörler olarak kabul edilmektedirler. İnsani enternasyonalizm (humane internationalism) ilkelerine dayanarak bu bölgesel güçler insani yardım, insan haklarının koruması ve barış arabuluculuğu gibi faaliyetler vasıtasıyla itibar kazanmaktadırlar.48 Kanada’nın işbirliğe dayanan

ortaklıklar oluşturma çabaları ve küresel meselelerin çözümüne pasif yabancı kamunun ve hükümet dışı örgütlerin katılımını sağlamaya yönelik kamu diplomasisi faaliyetleri ve Norveç’in arabuluculuk ve “barış gücü” imajını teşvik edici faaliyetleri bunun en meşhur örneklerini oluşturmaktadır.49

1.2.3. Konstrüktivist Yaklaşım ve Kamu Diplomasisi

Konstüktivist teori devletler arası ilişkilerdeki kuralların ve yapıların tarihsel ve toplumsal olduğunu iddia eder. Bir başka ifade ile dış ilişkilerdeki maddi kısımların bu kısımlara verilen toplumsal anlamlar kadar önemli olmadığı anlayışına sahiptir.50 Bu kuram, toplumsal

yapılandırma (social construct) olan normların, değerlerin, kimliklerin ve sosyal etkileşimlerin karmaşık ve değişken olduğunu ve bunların da genellikle sosyalizasyon süreci yoluyla diğer devletlerle etkileşimlerden doğduğunu savunmaktadır.51 Bu düşünümsel yapılar aktörlerin

davranışlarını (üstelik öznelerarası karşılıklı etkileşim içinde - inter-subjectivity) etkilemekte ve hatta belirlemektedirler.52 Demek ki bu anlamları etkilemek bir güç kaynağı olarak görülebilir. Aktör ne kadar yapıların ve normların anlamlarını etkileyebiliyorsa o kadar güçlüdür.53

Böylece konstrüktivist bağlamda kamu diplomasisini Bruce Gregory’nin ifadeleriyle şöyle tanımlayabiliriz: “Kamu diplomasisi, devletlerin, diğer devletlerin ve devlet dışı aktörlerin kültürlerini, tutumlarını ve davranışlarını anlamalarını; ilişkiler kurmalarını ve bu ilişkileri yönetmelerini; çıkarlarını ve değerlerini teşvik etmelerini ve diğerlerinin görüşlerini etkilemesini sağlayan araçlarıdır”54. Bu tanımlamada kamu diplomasisinin karşımıza çıkan ana fonksiyonu

47 Joseph S. Nye, “The Velvet Hegemon”, Foreign Policy, November 2, 2009. 48 Yun, Toth, a.g.m.., s. 497.

49Emine Akçadağ, “Dünya’da ve Türkiye’de Kamu Diplomasisi”, Kamu Diplomasisi Enstitüsü, s. 8, http://www.kamudiplomasisi.org/pdf/emineakcadag.pdf (11.04.2018)

50 Efe Sevin, “TÜRKSOY Üzerinden Türk Kamu Diplomasisinin Dış Politikaya Etkisine Bir Bakış”, Mehmet Şahin, B. Senem Çevik (ed.), Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi, Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2015, s. 474.

51 Goldstein, Pevehouse, a.g.e., s. 147. 52 Çalış, a.g.e., s. 13.

53 Sevin, Public Diplomacy..., s. 55.

54 Bruce Gregory, “Public Diplomacy and National Security: Lessons from the U.S. Experience”, Small Wars Journal, 14 August 2008.

(20)

11 algısal uçurumların (perceptual gaps) aşılmasını sağlamaktır. Diğer akademisyenler de düşünümsel yapılar arasındaki benzerliklerin tespit edilmesinin ve farklılıkların kabul edilmesinin kamuların gelecekteki işbirlikleri için ve diğerleriyle barış içinde bir arada yaşayabilmeleri için ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadırlar.55

Bu nedenle konstrüktivist kamu diplomasisini sosyal yapılara yeni anlamlar yükleme kapasitesine sahip olan bir iletişim aracı olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. O zaman bu araç söz konusu anlamları nasıl manipüle edebilir/yönlendirebilir sorusu ortaya çıkmaktadır. Efe Sevin bu yolu kamu diplomasisinin yurtdışındaki kamu tartışmalarını teşvik etmesi ve bu tartışmaları etkilemesi ile bağlantılandırmaktadır.56 Kendisi, kamu diplomasisinin bir ülkenin

gündemini etkileyebildiğini veya bir konudaki söylemi (discourse) değiştirebildiğini iddia etmektedir. Kamu diplomasisi çalışmalarıyla hedef kitlelerin ilgisi belirli konulara çekilerek bu konuların gündeme alınmasını sağlayabilirken bu yeni konuların öneminin artmasıyla beraber dış politika da etkili bir niteliğe kavuşabilir.57

Kamu diplomasisi çalışmalarıyla kamu tartışmalarını teşvik etme sürecinde çeşitli mekanizmaları anlamak için halkla ilişkiler alanınına giren bazı hususlara dikkat etmemiz gerekmektedir. İlk önce, kamunun gündemine yabancı kitle iletişim araçları tarafından getirilen yayınlar vasıtasıyla hedef kitlenin düşüncelerinin ve kanaatlerinin etkilenmesi58 olarak

tanımlanan gündem belirleme (agenda-setting) kamu diplomasisinin bir aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Gündem belirleme “medyada en çok yer alan meseleler kamu tarafından en çok dikkate değer olarak algılanacaklar”59 varsayımına dayanmaktadır. Bu yüzden günümüzde

birçok ülkenin kamu diplomasisi projeleri basın ve yayın organlarının desteğiyle gerçekleştirilmektedir. Yabancı kamuoyunu etkileme amacı, devletlerin kendi görüşleri ve çıkarları doğrultusundaki gündemi oluşturan uluslararası yayın kuruluşlarına yaptıkları yatırımları vazgeçilmez kılmaktadır. Örneğin, Türkiye’nin TRT World, Rusya’nın RT, Fransa’nın France 24 gibi kanalları kamu diplomasisinin çok önemli geniş kitlelere ulaşabilen araçları haline gelmiş durumdadır.

Gündem belirlemenin yanında medya aracılığıyla kamu diplomasisi hedeflerine hizmet eden diğer yöntem çerçevelemedir (framing). Gündem belirleme gereken meseleleri öne sürüyorsa/çıkarıyorsa, çerçeveleme ise, gündemde olan konuların nasıl anlatıldığı ile ilgilenir. Çoğunlukla her olaya birkaç farklı bakış açısı getirmek mümkündür. Bir toplumda farklı aktörler kendi çerçevelemelerini paylaşmaya çalışabilirler: bazı varsayımları gerçek gibi kabul ettirirken bazılarını da sorgulamaya itebilirler.60 “Birisinin teröristi diğerinin özgürlük savaşçısı” ifadesi,

istenilen sonucu elde etmek için konunun seçkin öğelerinin öne çıkarılıp belirli tanımlamaları kullanarak kamuoyunun bakış açısının manüpüle edilebildiğini açıklamaktadır. Bu anlamda kamu diplomasisi faaliyetleri, bir politikayı destekleyen veya karşısında yer alan dinamiklere (attitudinal drivers) yönelik mesajlar içermeli ve o meselenin medyada istenildiği şekilde yer almasını sağlamalıdır.61 Dünya politikasına gerçekten büyük etki yapmış bir çerçeveleme örneği

55Caitlin Byrne, “Public Diplomacy and Constructivism: A Synergistic and Enabling Relationship”, International Studies Association Annual Conference, San Diego, 2012.

56 Sevin, Public Diplomacy..., s. 55. 57 Sevin, TÜRKSOY..., s. 475. 58 Sancar, a.g.e., s. 99. 59 Gilboa, a.g.m., s. 64. 60 Sevin, TÜRKSOY..., s. 475. 61 Sevin, Public Diplomacy..., s. 63.

(21)

12 olarak ABD’nin 2001’de ilan ettiği “teröre karşı savaş” söylemi ele alınabilir. 11 Eylül sonrasında terör örgütleri ve bunları destekleyen devletlere karşı askeri operasyonları meşrulaştırmak için bu söylem ABD yönetimi tarafından sıkça kullanılmıştı.

Böylece, realist, liberal ve konstrüktivist yaklaşımların kamu diplomasisine bakışlarını kısaca ele almış bulunmaktayız. Her yaklaşım, kamu diplomasisi uygulamalarının uluslararası politikadaki etki alanlarını ve kullandığı araçları farklı açılardan ele almaktadırlar. Realistler, kamuoyunun fikrinin değiştirilmesine öncelikli önem vermektedirler. Liberal düşüncede devletlerin ve diğer aktörlerin ilişki dinamikleri ve karşılıklı bağımlılık durumları önde bulunmaktadır. Konstrüktivistler ise, gündemin veya bir konudaki söylemin etkilenmesi/değiştirilmesi ile düşünsel yapılara yeni anlamların yüklemesine odaklanmaktadırlar.

(22)

13

İKİNCİ BÖLÜM: TÜRKİYE’NİN ORTA ASYA’DA KAMU DİPLOMASİSİ FAALİYETLERİ

Kamu diplomasisi, dış politika aracı olarak dış politika dinamiklerinden bağımsız olarak analiz edilememektedir. Dış politikada gerçekleşen değişimler kamu diplomasisi araçlarını ve pratiklerini değiştirerek ve çeşitlendirerek bunu derinden etkilemektedir. Bu sebeple Türkiye’de kamu diplomasisi gelişme sürecini anlamak için özellikle son yıllarda Türk dış politikasının dönüşümüne ilişkin bir değerlendirme yapmak gerekmektedir.

2.1.Türkiye’nin Dış Politikasında Orta Asya Bölgesinin Önemi

Cumhuriyetinin ilk yıllarından beri Kemalist Türkiye’nin Batı ile sağlam bağı iç politikada batılılaşmayı ve dış politikada Batı yanlılığını belirlediler. Soğuk Savaş atmosferi içerisinde bu dış ilişkilerin formatı Türkiye için çok uygundu. Sovyet tehdidinin teşvik ettiği Batı, özellikle de ABD ile işbirliği dış politikanın ana ekseniydi. Fakat o dönemde Türkiye’nin ilişkileri sadece batılı müttefikleri ile sınırlı olduğu anlamına gelmemeli. 1955 yılında imzalanan ve NATO’nun Ortadoğu uzantısı olarak düşünülen Bağdat Paktı veya 1970’li yıllarda Arap ülkeleri ile artan ekonomik bağlar Türkiye’nin Ortadoğu ile daha yakından ilgilenmeye başladığını gösterdiler. Fakat bu temasları Türkiye’nin dış politikasının yeni açılımı olarak değerlendirmek için daha erkendi, zira sürekli stratejik coğrafi konumun önemini vurgulaması ve böylece Batı’dan dış yardımlarının alınması Türkiye’ye Ortadoğu bölgesinde “Batı’nın bölgedeki jandarması” imajını kazandırdı62 ve bu durum karşılıklı güven ortamının oluşturulmasını engellemekteydi.

Durum 1980’li yıllarda Turgut Özal’ın başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı dönemlerinde değişmeye başladı. Türkiye’nin ekonomisinin dışa açılması ve ihracata dayalı büyüme modelinin benimsemesi farklı coğrafyalarla olan ilişkilerin yoğunlaştırılmasını zorunlu kıldı. Böylece, ekonomik gerekçeler, Osmanlı bakiyesi coğrafyalarla Türkiye arasındaki ortak kültürel ve dinsel bağlardan yararlanma girişimlerin başlatılmasını teşvik ettiler.63 Türkiye’nin dış politika

oryantasyonu iç politika gelişmeleri ile beraber uluslararası sistem değişmelerinden de etkilenmekteydi. 1991 Aralık’ta Sovyetler Birliği’nin resmi olarak dağılması ile beraber yaklaşık yarım yüzyıl süren Soğuk Savaş dönemi sona erdi. Bağımsızlığını yeni kazanmış 15 devletin beşi (Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan) etnik ve dini nedenlerle Türkiye’nin yakın ilgi alanına girmekte gecikmedi.64

Böyle bir ortamda, 1990’ların ilk yarısında Türk dış politikasında milliyetçi bir söylem, Turan fikri yeniden canlandı. Soğuk Savaş döneminde farklı kamplarda bulunan Türkiye ve onun Orta Asya’daki akrabalarla yeniden birleşmenin özlemi artık bir ideal olmanın ötesine geçti65 ve

Türk kimliğini üzerinde kurulacak siyasal bir birlik projesi gayet gerçekçi görünmekteydi.66

Ancak kısa bir süre sonra Orta Asya devletleri ile ilişkiler yeniden durgunlaştı. 1993 yılında Özal’ın ölümünden sonra dış politika Batı’ya oryantasyonuna geri döndü. Bununla beraber 1990’ların ikinci yarısından itibaren Rusya’nın eski Sovyet cumhuriyetlerini yakın ilgi alanı

62 Davut Ateş, Türk Dış Politikasına Giriş: Yeni Muhafazakarlık ve Doğu - Batı Ekseninde Yapısal Değişim, Bursa: Dora, 2014, s. 177.

63 Didem Karaca, 12 Eylül 1980 Darbe Dönemi Türkiye’nin Dış Politikası Üzerine Bir İnceleme, Yüksek Lisans Tezi, Edirne: Trakya Üniversitesi, 2015, s. 97.

64 Ateş, a.g.e., s. 184.

65 Sevin, Public Diplomacy..., s. 148. 66 Ateş, a.g.e., s. 185.

(23)

14 içine dahil etmesi Türkiye’nin etkinliğinin artırmasına yönelik girişimlerin yürütmesini engelledi.67 Aynı zamanda “Türk” kimliğinin söz konusu devletler tarafından kabulünün o kadar

kolay olmayabileceğinin anlaşılması üzerine, Türk birliği fikri bir ideal olarak yeniden askıya alındı68 ve bölgeye aktif olarak nüfuz edilmesi için yetersiz bir gerekçe olarak kaldı.

2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesiyle Türk dış politikası yeni bir dinamizm kazanmıştır. Türkiye, pasif ve güvenlik odaklı bir rolden vazgeçerek bölgesel barış ve istikrar için proaktif roller üstlenebilen bir aktöre tedrici olarak evirilmiştir. Yeni dış politika vizyonunun arkasındaki en önemli isimlerinden biri Mayıs 2009 - Ağustos 2014 tarihleri arasında Dışişleri Bakanı sıfatıyla görev yapan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’dur. Son dönemde Türk dış politikasını şekillendiren ve yönlendiren ilkeler Davutoğlu’nun çalışmalarından, özellikle de Stratejik Derinlik kitabından, esinlenmiştir.69 Stratejik Derinlik’in ortaya koyduğu ve dış politika

vizyonunda belirleyici rol oynayan kavram “merkez ülke” kavramıdır. Türkiye uzun zamandır Batı ile Doğu medeniyetlerin arasındaki köprü veya periferi ülkesi olarak algılanıyordu. Fakat A. Davutoğlu Türkiye’nin Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Akdeniz ve Karadeniz’i kapsayan bir alandaki merkezi rolü ve konumuna vurgu yapmaktadır.70 Merkez ülke olarak

Türkiye, farklı bölgelerde aynı anda önemli görevler üstlenerek bölgesel ve küresel sisteme katkı yapma yetisine sahiptir. Türkiye kendilerine karşı “tarihi sorumluluk” hissettiği komşu ülkelere ve toplumlara yönelik olarak “değer-temelli” bir dış politika izlemektedir. Bu yeni romantik-idealistik dış politika algısı coğrafi ufkunu da büyük ölçüde yeniden şekillendirmiş ve farklı coğrafyaları kapsayacak şekilde genişletmiştir. Orta Doğu ve Balkanlar istikametinde yeni bir dinamizm, Afrika açılımı, Rusya, Brezilya, Hindistan ve Çin gibi Türkiye’nin gündeminde yer almamış ya da az yer almış coğrafyalara yönelik bir açılım Türk dış politikasının yaşadığı dönüşümün çok belirgin göstergeleridir.71 Orta Asya bölgesi de Türkiye ile etnik, kültürel, dilsel

ve dinsel yakınlılığı sasyesinde Türkiye’nin yeni dış politikası ve bunun devamı olarak kamu diplomasisinde özel konumu almıştır.

Bu dış politikası oluşturan diğer önemli ilkeler şöyle özetleyebiliriz: “komşularla sıfır sorun”, “güvenlik ve demokrasi arasında denge”, “çok boyutlu dış politika”, “vizyon temelli dış politika”, uluslararası örgütlerde değişimi tetiklemek için daha fazla katılımını öngören “düzen kurucu aktör” ilkeleridir.72 “Komşularla sıfır sorun” ilkesi arabuluculuk, düzenli iletişim, iyi

komşuluk ilişkileri, çatışma çözümü ve kalkınma yardımı gibi girişimler aracılığıyla barışçıl bir ortam oluşturulmasını hedeflemektedir.73 Başbakanlık kamu diplomasisi önceki koordinatörü

İbrahim Kalın’a göre bölgede istikrarı sağlayacak Türk dış politikanın üç temel noktası: küresel adalet, güvenlik ve özgürlük dengesi ile filizlenen ekonomik ilişkiler ve yatırımlar ortamı olarak

67 Erdağ, a.g.m., s. 252

68 Ateş, a.g.e., s. 185.

69 Suna Gülfer Ihlamur, “İnsani Diplomasi İlkesi Çerçevesinde Türkiye’nin Göç ve İltica Rejimi”, Mehmet Şahin, B. Senem Çevik (ed.), Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi, Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2015, s.49.

70 Ahmet Davutoğlu, Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu, İstanbul: Küre Yayınları, 2001, s. 93. 71 Necati Anaz, M. Cüneyt Özşahin, “Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü: Türk Dış Politikasında Kamu Diplomasinin Rolü ve İşlevi”, Mehmet Şahin, B. Senem Çevik (ed.), Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi, Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2015, s. 503.

72 Ihlamur, a.g.m., s.50. 73 Şahin, Çevik, a.g.m., s. 15.

(24)

15 sıralanmaktadır.74 Bu adımlar Türkiye’nin bölgesinde bir “yumuşak güç” olma çabalarının da

temelini oluşturmaktadır.

Türk dış politikanın bu yeni yönelimi açıklamaya yönelik analizlerin çoğunu dış politikada değişimi iç politikanın izdüşümü olarak görmektedir. “Yeni muhafazakar” olarak nitelendirilen AK Parti’nin ideolojiyi75 siyasette etkin kılması ve toplumu söz konusu ideoloji çerçevesinde

şekillendirme çabaları, dış politikada dinsel bir retoriğine başvurmasına, geleneksel bağların altının çizilmesine, tarihi miras, kültürel yakınlıklar ve medeniyet referansı gibi idealist öğelerinin öne çıkarılmasına, kamu diplomasisi alanında özellikle TÜRKSOY gibi ortak Türk kimliği etrafında örgütlenen uluslararası teşkilatlar ve muhafazakar eğilimli sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin yoğunlaştırılmasına76 yansıtmaktadır.

Böylece, hem yeni dış politika anlayışı hem de uluslararası arenadaki köklü değişiklikler Orta Asya ülkelerinin Türkiye dış politikasında önemini arttırmış ve uzun zamandır farklı kamplarda yer alan Türkiye ve yeni cumhuriyetler ile arasındaki ilişkilerinin derinleşmesi yolunda görünürde tüm engeller kaldırılmıştır. 1990’ların başında Orta Asya ülkelerinin ve Azerbaycan’ın liderlerinin “Türk modeli”ne genelde olumlu bakılmasına77 rağmen zamanla ilk

heyecan yatışmaya başladı ve bölge ile işbriliğinin inşaa sürecinin o kadar kolay olmayacağının farkına varıldı. Türk literatürü Sovyet sonrası ilk yıllardaki yavaş yakınlaşmaları güven sorunu ve bölge uzmanı eksikliği ile ilişkilendirmektedir.78 Bağımsızlıklarını yeni kazanmış devletler

Sovyet Rusya ile kurtuldukları “ağabey-kardeş” ilişki formatını yeniden kurmak ve kimsenin himayesine girmek istememesi TİKA’nın iddialı projeleri ve faaliyetlerine mesafeli durmalarının sebebi olabilirdi. Türkiye’nin yardımlarının egemenliğe tehdit olarak algılanması ile beraber bölgeyi iyi tanıyan uzmanların Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerinin gerçekleri konusunda fazla bilgili olmaması79 yerel özellikleri göz önünde almadan ve uzun vadeli strateji geliştirmeden tüm bölgeye aynı politikanın uygulanması da yakınlaşma sürecini zorlaştırmaktaydı. Bu faktörlere yeni devletlerin Sovyet zamanında oluşturulan yeni ulusal kimliklerin ve Sovyetlerin dağılmasıyla daha da pekiştirilmiş ulusal unsurun Türk yetkililerin ve akademisyenlerin o zaman kullandıkları Pan-Türkizm söylemleri80 ile uyuşmamasını da

ekleyebiliriz. Bu tür zaaflar Orta Asya bölgesinde diğer aktörlerin (başta Rusya ve Çin’in) manevra alanını genişletmiş ve bölgede hem politik hem kamu diplomasisi alanında rekabetçi ortamı daha da güçlendirmiştir.

Değindiğimiz sorunları yanında Türkiye’nin elinde bölge ile ortak kültürel, etnik, dilsel, dini faktör gibi birçok avantajı da bulunmaktadır. Türkiye'nin Orta Asya bölgesinde

74 Anaz, Özşahin, a.g.m., s. 502. 75 Ateş, a.g.e., s. 1 - 9.

76 Mehmet Şahin, “Case Study: Türkiye’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Uyguladığı Kamu Diplomasisi Faaliyetleri”, Ahmet Yalçınkaya, Yeşim Özgen (ed.), Kamu Diplomasisi, İstanbul: Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, 2013, s. 236.

77 İdris Bal, “The Turkish Model and the Turkic Republics”, Perceptions: Journal of International Affaires, Volume III, Number 3, 1998, s. 6.

78 Ramazan Erdağ, “Türkiye’nin Kalkınma Yardımları ve TİKA”, Mehmet Şahin, B. Senem Çevik (ed.), Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi, Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2015, s. 254; Sevilay Yıldırım, Rusya’nın Avrasya Politikasında Yumuşak Güç: İmkanlar ve Sınırlar, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar

Başkanlığı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2014, s. 174.

79Ayhan Nuri Yılmaz, Gökmen Kılçoğlu, “Türkiye’nin Orta Asya’daki Yumuşak Gücü ve Kamu Diplomasisi Uygulamalarının Analizi”, Türk Dünyası Araştırmaları, Temmuz-Ağustos, Cilt 119, Sayı 235, 2018, s. 179.

(25)

16 mevcudiyetinin, etkisinin ve görünürlüğünün güçlendirilmesini81 öngören Ahmet Davutoğlu’nun

yeni jeopolitik anlayışı tarih, kültürel miras ve ortak kimlik gibi sadece soyut nostaljik gerekçelere dayanmamaktadır. Bölge, Türkiye için enerji kaynağı ve Türk firmaları için geniş bir pazar olarak değerlendirilirken, bölgedeki ülkeler için ise Türkiye, yatırım kaynağı ve deniz ticaret yollarına açılan bir kapı olarak görülmektedir.82 Orta Asya ile Türkiye’nin karşılıklı

ekonomik çıkarlara dayanan ekonomik işbirliği de gözardı edilmemelidir. 1992 yılında Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasındaki ticaret hacmi 146 milyon dolar iken83 2016 yılı sonunda bölge

ile ticaret hacmi 7 milyar dolara ulaşmış, bölgede faaliyet gösteren Türk firma sayısı 4 bini bulmuştur.84 Sovyet sonrası dönemde ekonomik işbirliğinin göze çarpan gelişimi kamu

diplomasisi için de son derece verimli bir zemin hazırlamaktadır. Zira iş kuruluşları ve iş adamları arasında temasların yoğunlaşması sınır ötesi ağların kurulmasına katkı sağlamaktdır.

2.2. Türkiye’nın Kamu Diplomasisi Aktörleri ve Faaliyetleri

2000’li yıllarıdaki Türk dış politikasında Türk kökenli halklarının yaşadıkları Orta Asya ülkelerin tekrar önem kazanmasıyla Türkiye’nin bölge ile daha yakın ve sağlam ilişkiler kurma amacı geleneksel diplomatik kanalların ötesine geçen iletişim platformlarının oluşturulmasını gerektirdi. Bu tür bir platform fonksiyonunu yerine getiren medya kuruluşları, kamu kurumları, bölgesel uluslararası örgütler ve üniversitelerin kamu diplomasisi faaliyetleri aşağıda incelenecektir.

2.2.1. Türkiye’nin İletişim Kanalları

Efe Sevin, Türkiye’nin kamu diplomasisinin doğuşunu uluslararası yayıncılığın başlamasına bağlamaktadır. Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’nin kurtuluşuyla ilgili haberleri yabancı kamulara duyurmak için 6 Nisan 1920’de “Anadolu Ajansı” adı altında resmi uluslararası haber ajansı kurulmuştur. O dönemde hala “kamu diplomasisi” teriminin kullanılmamasına rağmen AA’nın faaliyetlerinin amacı günümüzde yurtdışı yayıncılığı yapan herhangi bir medya kuruluşunun amacından farklı değildi. “Dışarıda ulusal mücadeleyi savunmak ve Türkiye’nin haklı istekleri konusunda kamuoyunu aydınlatmak...”85 misyonu ile görevlendiren ajans bugün

de Türkiye’nin mesajlarını iletmek, gündemini bildirmek ve bunun aracılığıyla Türkiye adına yurtdışında olumlu bir kamuoyu yaratmak gibi fonksiyonları yerine getirmektedir. Günümüzde 13 dilde yayın yapan AA 29 yurtdışı ofise ve 18 ülkede temsilciliğe sahiptir.86 Orta Asya bölgesinde Kazakistan ve Özbekistan’da temsilcisi olan ve Kırgızistan’da hem abone/aboneler hem de partner ajansı ile işbirliği yapan AA, Orta Asya coğrafyasındaki faaliyetlerini yoğunlaştırmak amacıyla “Anadolu Türk Haber Paketi” adı taşıyan bir servis sunmaktadır. “Türk dünyasının kültürel mirasının ve değerlerinin tanıtımına katkı sağlamak”87 amacıyla

oluşturulmuş haber paketi özellikle Türk dili konuşan toplulukların medyaları, sivil toplum kuruluşları ve bölgedeki üniversiteler ve araştırma merkezlerini hedeflemektedir. Söz konusu servis Türkçe, İngilizce ve Rusça dillerinde yayınlanmaktadır.

81 Ahmet Davutoğlu, “2014 Yılına Girerken Dış Politikamız”, TBMM Genel Kurulu, 15 Aralık 2013, s. 82. 82 Sevin, TÜRKSOY..., s. 478.

83 Aslı Fatma Kelkitli, Turkish-Russian Relations: Competition and Cooperation in Eurasia, London, New York: Routledge, 2017, s. 58.

84http://www.mfa.gov.tr/turkiye-orta-asya-ulkeleri-iliskileri.tr.mfa (12.11.2018) 85https://www.aa.com.tr/tr/p/tarihce (12.11.2018)

86https://www.aa.com.tr/uploads/userFilesShared/Anadolu-Ajansi-Global-Yapilanma.pdf (12.11.2018) 87https://www.aa.com.tr/uploads/TempUserFiles/Kurumsal%2Fkatalog_tr.pdf (12.11.2018)

(26)

17 AA’nın temel olan haber yayıncılığı ile ilgili faaliyetlerinin yanında diğer kamu diplomasisi kurumlarıyla işbirliği içinde ortak eğitim programları da düzenlemektedir. Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Gürcistan, Moğolistan ve Ukrayna’dan gelen gazeteciler için TİKA ile ortaklaşa hazırlanan “Diplomasi Muhabirliği” eğitim programı Ocak 2018’de gerçekleşmiştir. Yurtdışındaki meslektaşlar için düzenlenen program hem Türkiye’nin Orta Asya ve Kafkasya bölgesine yönelik politik yaklaşımlarının anlatılmasını hem de o bölgenin gazetecileri arasında ortak ağ kurulmasını amaçlamaktaydı.88

Türkiye’nin yayıncılık alanında AA’nın kurulmasından sonraki önemli bir adım 1964 yılında Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (TRT) oluşturmasıyla atıldı. Bu ulusal yayın kuruluşu 1990’lı yıllar itibariyle yurtdışında bürolar açmaya başladı. Orta Asya coğrafyasında 1999 yılında Türkmenistan-Aşkabat Temsilciliği, 2004 yılında Özbekistan-Taşkent bürosu kuruldu. TRT’nin uluslararası yayıncılığı Avrupa’da yaşayan Türk işçilerine yönelik olarak TRT-INT kanalının 1990 yılında hizmete girmesi ile başlamıştır. Orta Asya ve Kafkasya bölgelerine yönelik Avrasya kanalı ise 1993 yılında lanse edildi. Günümüzde TRT-Avrasya’nın varisi olan TRT-Avaz kanalı 27 ülkeyi kapsamakta ve aynı bölgeye yayın yapmaya devam etmektedir. Azerice, Özbekçe, Kazakça, Kırgızca ve Türkmence dillerinde yayın yapan TRT-Avaz Türkiye ile Türki Cumhuriyetler arasında “bir kültür köprüsü” olma hedefine sahiptir.89 Haber, eğitim, kültür ve sanat gibi çeşitli programların üretiminde ortak kültürel ve dil birliğini vurgulayarak Türk soylu halklarla bağlarını pekiştirmeyi amaçlamaktadır.90

TRT-Avaz kanalının yanında bölgede TRT Türk, TRT Çocuk kanalları, TRT FM ve TSR radyo istasyonları faaliyetlerde bulunmaktadırlar. TRT’nin yürüttüğü Orta Asya ilgili diğer enteresan bir proje TRT Türk Lehçeleri Tematik Sözlüğü’nün yaratılmasıdır.91 Sözlüğün online

versiyonu ve mobil uygulama versiyonu Türkçe, Azerice ve Türkmence kelimelerin yazılışı, okunuşu ve anlamınu içermektedir.

TRT’nin dinamik olarak gelişmesine ve büyük izleyici ve dinleyici kitlelere ulaşmasına rağmen Orta Asya’ya yönelik televizyon yayıncılığının çok önemli bir zayıf noktası da bulunmaktadır. Bölgede konuşulan Türki dillerin aynı kökten gelmesi ve aralarında birçok benzerlik bulunmasına rağmen farklı alfabelerin kullanılması ve tek bir lehçenin olmayışı izleyici kitlesinin yavaş bir şekilde artmasına neden olmaktadır ve bu durum bölgede Rus medyası ile rekabetinde başarısız olma ihtimalini artıran bir niteliğe sahip olduğunu ileri sürmek mümkündür. Bunun çözümü olarak bazı akademisyenler Orta Asya’ya yönelik yayıncılık için ortak lehçenin seçilmesi/oluşturulmasını önermektedirler. Örneğin, Ayhan N. Yılmaz ve Gökmen Kılıçoğlu, Çağatay Türkçesi’nin devamı olan Özbekçe’nin dil bilgisi temelinde diğer lehçelerin kelimelerinin de kullanımıyla yeni bir yayın dili oluşturulmasının son derece faydalı olabileceği kanaatindedirler.92

88https://www.haberler.com/aa-dan-diplomasi-muhabirligi-egitimi-programi-10528565-haberi/ (13.11.2018) 89https://www.trtavaz.com.tr/hakkimizda (13.11.2018)

90 Esra Aydın Kılıç, “Bir Kamu Diplomasi Aracı Olarak TRT Kurumu”, Mehmet Şahin, B. Senem Çevik (ed.), Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi, Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2015, s. 382.

91http://www.lehceler.com/ (13.11.2018)

92 Ayhan Nuri Yılmaz, Gökmen Kılçoğlu, “Türkiye’nin Orta Asya’daki Yumuşak Gücü ve Kamu Diplomasisi Uygulamalarının Analizi”, Türk Dünyası Araştırmaları, Temmuz-Ağustos, Cilt 119, Sayı 235, 2018, s. 180.

Referanslar

Benzer Belgeler

Tablo 59: Araştırmaya Katılanların Türkiye ve Rusya Arasında Herhangi Bir Çatışma Durumunda Azerbaycan`ın Nasıl Davranması Gerektiği Hakkında Düşüncelerine

Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında, ‘Türkiye’de Nükleer Santral Tesisi Konusunda İşbirliği Ortak Beyannamesi’ ile ‘Bitki Karantina Alan ında İşbirliği

According to the set of measures for the development of the INSTC transit potential on November 7, 2020 the Decree of the Government of the Russian Federation on

«MOGLİNO» Sanayi üretim tipi Özel ekonomik bölgesi, tek değer noktasıyla ve aşağıdaki proje felsefesiyle entegre edilir:

Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması 25.02.1991 Ankara Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması 15.12.1997 Ankara. Çifte Vergilendirmeyi

Gosudarstvennaya politika v religioznoy sfere: zakonodatelnıye osnovı, kontseptsiya i ‘traditsionnıy islam’ v Kırgızstane: metodiçeskiye materialı.. Rusya

da endüstride görülen büyük gelişme hızlarından dolayı, genellikle, R usya'nın endüstrileşm esinin çok önem li b ir dönem i sayarlar.. Bu kez de kurum sal

COVID 19 pandemisi nedeniyle anıtta düzenlenen sade törene Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi TURUSIA (Türkiye Rusya İşbirliği Araştırma ve Uygulama Merkezi)