• Sonuç bulunamadı

Denetimli serbestlik kapsamında madde bağımlılığı için tedaviye yönlendirilen olguların algıladıkları aile desteğinin tedaviye etkisi ve ailelerinde psikiyatrik tanı varlığı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Denetimli serbestlik kapsamında madde bağımlılığı için tedaviye yönlendirilen olguların algıladıkları aile desteğinin tedaviye etkisi ve ailelerinde psikiyatrik tanı varlığı"

Copied!
120
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

i

T.C.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi

Psikiyatri Anabilim Dalı

DENETĠMLĠ SERBESTLĠK KAPSAMINDA

MADDE BAĞIMLILIĞI ĠÇĠN TEDAVĠYE

YÖNLENDĠRĠLEN OLGULARIN

ALGILADIKLARI AĠLE DESTEĞĠNĠN

TEDAVĠYE ETKĠSĠ VE AĠLELERĠNDE

PSĠKĠYATRĠK TANI VARLIĞI

Tıpta Uzmanlık Tezi

Dr. Buket PETĠN

Tez DanıĢmanı

Doç. Dr. A. Ender ALTINTOPRAK

(2)

i

TEġEKKÜR

Asistanlığım süresince iyi bir psikiyatrist olmam adına bilgi ve deneyimlerini esirgemeyen Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyelerine,

Asistanlık hayatımın her alanında, bağımlılık alanında çalışmamda, gerek tezimin yürütme aşamasında, gerekse yazma aşamasında her türlü konuda destek aldığım tez danışmanım Doç. Dr. A. Ender Altıntoprak’ a

Hem bağımlılık alanında çalışmaya beni heveslendiren hem de tez konusu seçimin de ve tez sürecim de yol gösterici olan Prof. Dr. Hakan Coşkunol’ a,

Tezimin hasta alım ve yürütme aşamasında yardımcı olan Talip Taşdemir ve Kıvanç Topçu, bağımlılık hasta grubu ile çalışırken zorlandığımı ve yorulduğumu hissettiğim her an motivasyonumu sağlamlaştıran Gülseren Şen başta olmak üzere çok zor geçebilecek tez çalışmasının uygulama aşamasını kolaylıkla atlatmamı sağlayan, her türlü sıkıntımda yanımda olan, desteklerini hiç esirgemeyen tüm BATI enstitüsü ve Madde Bağımlılığı Polikliniği çalışanlarına,

İstatistiklerin yapım aşamasında yardımlarını esirgemeyen Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Uzmanı Atilla Atasever’ e,

Asistanlık eğitimim boyunca birlikte çalışmaktan çok keyif aldığım, eğitim sürecime neşe ve güzellik katan tüm çalışma arkadaşlarıma,

Tüm eğitim hayatım boyunca karşılaştığım tüm zorluklarda en büyük desteğim ve en büyük gücüm olan başta annem olmak üzere tüm aileme, hayatımın her aşamasında bana bir kardeşin eksikliğini hiç hissettirmeyen tüm dostlarıma teşekkürü borç biliyorum.

(3)

ii

ÖZET

PETĠN B. (2014) DENETĠMLĠ SERBESTLĠK KAPSAMINDA MADDE BAĞIMLILIĞI

ĠÇĠN TEDAVĠYE YÖNLENDĠRĠLEN OLGULARIN ALGILADIKLARI AĠLE DESTEĞĠNĠN TEDAVĠYE ETKĠSĠ VE AĠLELERĠNDE PSĠKĠYATRĠK TANI VARLIĞI

Tıpta Uzmanlık Tezi, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı, Ġzmir

AMAÇ: Bu çalıĢmanın birincil amacı; Denetimli Serbestlik kapsamında madde bağımlılığı

tedavisi gören kiĢilerin ailelerinden algıladıkları aile desteğinin tedaviye uyumlarına etkisini değerlendirmek; Ġkincil amaç ise bu olguların yakınlarında psikiyatrik tanı ve tedavi öyküsünün var olup olmadığını araĢtırmak. Ailelerinde psikiyatrik tanı varlığı ile algılanan aile desteği ve tedavi uyumu arasındaki iliĢkiyi değerlendirmek.

YÖNTEM: Hakkında esrar kullanımı nedeniyle “Denetimli Serbestlik Tedbiri ve Tedavi”

kararı verilerek tedavi amaçlı Ege Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Denetimli Serbestlik Polikliniğine sevk edilen olgulardan çalıĢmaya katılmayı kabul eden olgular çalıĢmaya alınmıĢtır. Birinci aĢamada; çalıĢmaya katılan kiĢilerin eksen 1 tanıları değerlendirilmiĢ, „Algılanan Aile Desteği Ölçeği‟ (AADÖ) ve „Aile Değerlendirme Ölçeği‟(ADÖ) uygulanmıĢtır. Ġkinci aĢamada olguların telefon görüĢmesi ile bilgilendirilmiĢtir. ÇalıĢmaya katılmayı kabul eden ve görüĢmeye gelen aile bireyine MINI görüĢmesi, baĢ etme yolları ölçeği (COPE), SCL- 90 kısa psikiyatrik semptom tarama ölçeği, Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) uygulanmıĢtır. Olgular Denetimli serbestlik tedavi programı sonucuna göre olumlu sonlanan ve olumsuz sonlanan olarak 2 gruba ayrılarak karĢılaĢtırmalı değerlendirilmiĢtir.

BULGULAR: Olumlu ve olumsuz sonlanan olgular arasında yaĢ, cinsiyet, medeni durum,

eğitim, meslek ve gelir durumu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıĢtır. Olumlu ve olumsuz sonlanan gruplar arasında madde kullanımına baĢlama yaĢı açısından fark saptanmamıĢtır. Esrar kullanım bozukluğu düzey belirleyicisi ve remisyon belirleyicisi ile dosya sonlanımı arasındaki iliĢki istatistiksel olarak anlamlı saptanmıĢtır. Olumsuz sonlanan grupta istatistiksel olarak anlamlı oranda daha yüksek komorbid eksen I tanı varlığı

(4)

iii

saptanmıĢtır. Dosyası olumsuz sonlanan olgularda, aile bireylerinde psikiyatrik tanı varlığında, MKB dıĢı komorbid psikiyatrik tanı varlığında algılanan aile desteği puanının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düĢük olduğu saptanmıĢtır. Olumsuz sonlanan grup iletiĢim, roller, duygusal tepki verebilme ve genel iĢlevler alt ölçeklerinde daha yüksek sorun bildirmiĢlerdir. Olumsuz sonlanan olguların aileleri ile görüĢülmesini istatistiksel olarak anlamlı düzey de daha fazla onay verdikleri saptanmıĢtır. Aile bireyleri arasında yaĢ dağılımları, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve meslek açısından anlamlı fark saptanmamıĢtır. Olumsuz sonlanan grubun görüĢülen aile bireylerinde psikiyatrik tanı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fazla saptanmıĢtır. En sık komorbid tanı depresyon olarak değerlendirilmiĢtir. Scl- 90 alt ölçeklerinin tamamında olumsuz sonlanan grubun aileleri fazla sorun bildirmiĢtir. Depresyon alt ölçeğinde bu fark anlamlı saptanmıĢtır. Olumsuz sonlanan grubun aile bireyleri iletiĢim, duygusal tepki verebilme, genel iĢlevler alt ölçeğinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek sorun bildirmiĢlerdir. Ġki grup arasında baĢ etme tutumu olarak pozitif yeniden yorumlama ve geliĢmenin kullanımında anlamlı fark saptanmıĢtır.

TARTIġMA: ÇalıĢma örnekleminin literatürle uyumlu olarak genç eriĢkinlik döneminde,

erkek ve bekardır. Örneklem dosya sonlanımına göre iki gruba ayrıldığında grupların sosyodemografik özellikler açısından fark göstermediği görülmüĢtür. Dosyası olumsuz sonlanan, Komorbid I. Eksen tanısı olan ve görüĢülen aile bireylerinde psikiyatrik tanı saptanan olguların daha düĢük aile desteği algıladıkları görülmüĢtür. Olguların aile yapılarında fark görülmemiĢtir. Literatürle uyumlu olarak örneklemin büyük çoğunluğu ve aile bireyleri aile iĢlevlerini sorunlu olarak değerlendirmiĢtir. Olumsuz sonlanan grubun özellikle iletiĢim, rollerin dağılımı ve duygusal tepki verebilme alanlarında daha fazla sorun belirttikleri görülmüĢtür. Madde kullanan bireylerin ailelerinde literatürle uyumlu olarak daha fazla psikiyatrik tanı saptanmıĢtır. Bu oran olumsuz sonlanan grupta daha fazladır. GörüĢmeye gelen tüm aile bireylerinin aktif baĢ etme tutumları kullandığı görülmüĢtür. Bu durumun özellikle ailelerin çalıĢmaya katılım Ģekliyle iliĢkili olabileceği düĢünülmüĢtür. Olumsuz sonlanan grubun aileleri pozitif yeniden yorumlama ve geliĢmeyi daha az kullanabilmektedir.

(5)

iv

ABSTRACT

PETĠN B. (2014) IMPACT OF THE PERCEIVED FAMILY SUPPORT IN CASES THAT

ARE REFERRED TO TREATMENT FOR SUBSTANCE ADDICTION WITHIN THE SCOPE OF PROBATION AND PSYCHIATRIC DIAGNOSIS IN FAMILIES

Medical Dissertation, Aegean University, Faculty of Medicine, Division of Psychiatry, Izmir

PURPOSE: The purpose of this study is primarily to assess the impact of the support

perceived to be given by families of people being treated for substance addiction within the scope of probation on their adaptation to the treatment; and secondarily, to research whether close family members of these cases have been previously subjected to psychiatric diagnosis and treatment and to evaluate the relationship between the psychiatric diagnosis in a family, the perceived family support and adaptation to the treatment.

METHOD: The patients who were included in the study from among the cases gave their

consent after being referred to the Probation Polyclinic of Psychiatric Health and Disorders Division of Aegean University for treatment under a decision of “Supervised Free Treatment” due to drug abuse. In the first stage, the pivotal diagnosis of the participants in the study was evaluated and the “Perceived Family Support Scale” (PFSS) and “Family Evaluation Scale” (FES) were applied. In the second stage, the cases were notified by phone. To the family members that accepted to participate in the study and came to the interview; MINI interviews, coping inventory (COPE), SCL- 90 short psychiatric symptom screening scale, and Family Evaluation Scale (FES) were applied. The cases have been separated into 2 groups as positively and negatively concluded on the basis of the results obtained from the Probation Treatment Program to be compared to each other.

FINDINGS: Among the positively and negatively concluded cases, a statistically significant

difference was not determined in terms of age, gender, marital status, education, occupation and income level. A difference has not been determined between positively and negatively concluded cases in terms of the age the substance abuse starts. The relationship between the Cannabis use disorder level and remission determinants and the results of the file were determined to be statistically significant. In the group with negative results, the rate of comorbid pivotal I findings were determined to be more at statistically significant level. In cases that were concluded negatively, in the presence of family members psychiatrically diagnosed, the perceived family support score in the presence of comorbid psychiatric diagnosis other than SUD was determined to be significantly low in statistical terms. In the group of cases that were concluded negatively, a higher number of issues were reported in communication, emotional reactiveness and general functioning sub-scales.

(6)

v

It has been observed that the number of the negatively concluded cases consenting for their families to be contacted was higher at a statistically significant level. A statistically significant difference could not be determined among the family members in terms of age distribution, gender, marital status, education and occupation. Among the family members of the negatively concluded cases, the number of people with psychiatric diagnosis was determined to be more with statistical significance. The most frequently observed comorbid finding was determined to be depression. On all SCL-90 sub-scales, the families of negatively concluded cases reported higher number of problems. This difference is determined to be statistically significant in depression sub-scale. The family members of the negatively concluded cases reported higher number of issues in communication, emotional reactiveness and general functioning sub-scales to a statistically significant degree. Statistically significant difference was determined in the use of positive re-interpretation and development as a coping mechanism between the two groups.

DISCUSSION: The study sample consists of single young male adults in conformity with

the literature. When the sample group was separated into two groups on the basis of how the cases were concluded, no demographic differences were observed between the two. It has been observed that the cases that were concluded negatively with comorbid I pivotal diagnosis and psychiatric diagnosis in family members received less support from their families. The family structures of the cases have not been determined to be different. In conformity with the literature, the majority of the cases sampled and their family members considered the functioning of their families problematic. It has been observed that cases with negative results experience a higher number of problems in particular in communication, role distribution and emotional reactiveness. In line with the literature, in families of people with substance abuse, the number of the family members with psychiatrically diagnosed disorders was determined to be higher. This rate is higher in the group of negatively concluded cases. It has been observed that all the family members showing up for interviews employed active coping mechanisms. This has been thought to be specifically related to the manner of participation of the families in the study. The families of negatively concluded cases could

(7)

vi

ĠÇĠNDEKĠLER

1. GiriĢ ...1

1.1. Genel Bilgiler ...1

1.1.1.Denetimli Serbestlik Sistemi ...3

1.1.1.1. Türkiye de Bağımlılığa ĠliĢkin Politikalar ...3

1.1.1.2. Türkiye de Denetimli Serbestik Uygulaması ...4

1.1.1.3. Denetimli Serbestlik Uygulamaları Ġle Ġlgili YapılmıĢ ÇalıĢmalar ...9

1.1. 2. Esrar kullanım bozukluğu ...10

1.1.2.1. Esrarın Klinik Etkileri ...11

1.1.2.1.1. Entoksikasyon ...11

1.1.2.1.2. Yoksunluk ve Tolerans ...11

1.1.2.2.Tanı ...12

1.1.2.2.1. DSM 5 e göre Esrar Kullanım Bozukluğu ...12

1.1.2.3. Tedavi ...15 1.1.3.Bağımlılık ve Aile ...16 2.Amaç Ve Varsayımlar ...21 2.1.AraĢtırmanın Amacı ...21 2.2.AraĢtırmanın Hipotezleri ...21 3.Yöntem ...22

3.1.ÇalıĢmanın Yeri, Tasarımı, Örneklemi ...22

3.2.Kullanılan Gereçler Yeri ...23

3.2.1.Olgu Rapor Formu ...23

3.2.2.BilgilendirilmiĢ Onam Formu ...24

3.2.3. Aile Değerlendirme Ölçeği ...24

3.2.4.Algılanan Aile Desteği Ölçeği: (Pss-Fa) ...25

3.2.5. Belirti Tarama Listesi( Scl-90) ...25

3.2.6. BaĢa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği ( COPE) ...25

3.2.7. Mini Uluslar arası Nöropsikiyatrik GörüĢme ...26

(8)

vii

3.3 ÇalıĢmanın Uygulanması ...26

3.4. Verilerin istatistiksel analizi ...27

4. Bulgular ...28

4.1.Katılımın Değerlendirilmesi ...28

4.2.ÇalıĢma Örnekleminin Değerlendirilmesi ...29

4.2.1.ÇalıĢma Örnekleminin Sosyodemografik Özelliklerinin Değerlendirilmesi ....29

4.2.2.ÇalıĢmanın Örnekleminde Madde Kullanımı ve ĠliĢkili Durumların Değerlendirilmesi ...30

4.2.3.ÇalıĢmanın Örnekleminin Aile Yapısı ve Aile Algısının Değerlendirilmesi ....32

4.3.ÇalıĢmaya Katılan „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Değerlendirilmesi ...34

4.3.1.ÇalıĢmaya Katılan „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Sosyodemografik Özelliklerinin Değerlendirilmesi ...34

4.3.2.ÇalıĢmaya katılan „Aile Bireyi‟ Örnekleminde Psikopatolojinin Değerlendirilmesi ...35

4.3.3.ÇalıĢmaya katılan „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Aile Yapısı ve BaĢ etme Tutumlarının Değerlendirilmesi ...37

4.4.Verilerin Örneklemin Dosya Sonlanım Durumuna göre KarĢılaĢtırılması ...39

4.4.1.Örneklemin Sosyodemografik Özelliklerin KarĢılaĢtırılması ...39

4.4.2.Madde Kullanımı ve ĠliĢkili Durumların KarĢılaĢtırılması ...42

4.4.3.Örneklemin Aile Yapı, ĠĢlevlerinin ve Algılanan Aile Desteğinin KarĢılaĢtırılması ...45

4.4.4.„Aile Bireyi‟ Örnekleminin Sosyodemografik Özelliklerinin KarĢılaĢtırılması ...48

4.4.5.„Aile Bireyi‟ Örnekleminde Psikopatolojinin KarĢılaĢtırılması ...50

4.4.6.Aile Bireylerinin Aile algısı ve BaĢ etme Tutumlarının KarĢılaĢtırılması ...54

4.5. Algılanan Aile Desteği Ölçeği Puanını Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesi ...59

4.6. Olgular ve Ailelerinin Aile Değerlendirme Ölçek Sonuçlarının KarĢılaĢtırılması ...60

(9)

viii

5.TartıĢma ...62

5.1. Örneklemin Sosyodemografik Özellikleri ...62

5.2.Madde Kullanımı Ġle ĠliĢkili Durumlar ...63

5.3.Olguların Aile Yapısı , ĠĢlevleri ve Algıladıkları Aile Desteği ...66

5.4.Aile Bireyi Sosyodemografik Özellikleri ...69

5.5.„Aile Bireyi‟ Örnekleminde Psikopatoloji ...70

5.6. Aile Bireyinin Aile Algısı ve BaĢetme Tutumlarının Değerlendirilmesi ...72

5.7. ÇalıĢmanın Kısıtlılıkları ...74

5.8. ÇalıĢmanın Güçlü Yanları ...74

6. Hipotezlerin Değerlendirilmesi ...75

(10)

ix

TABLOLAR

TABLO 1: Örneklemin Katılım Durumunun Değerlendirilmesi ...28

TABLO 2: Örneklemin Sosyodemografik Özelliklerinin Değerlendirilmesi ...29

TABLO 3: Örneklemin Sosyodemografik Özelliklerinin Değerlendirilmesi(2) ...30

TABLO 4: Esrar Kullanım Bozukluğu Tanı Dağılımı ...30

TABLO 5:Örneklemin Önceki Psikiyatri BaĢvurusu ...31

TABLO 6: Ġdrar Toksikolojik Analiz Sonuçları ...31

TABLO 7: Komorbid Eksen I Tanıları ...32

TABLO 8: Tüm Olguların Aile Değerlendirme Ölçek Sonuçları ...33

TABLO 9: „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Sosyodemografik Özelliklerinin Değerlendirilmesi ...34

TABLO 10: „Aile Bireyi‟ Örnekleminde Eksen I Tanıların Değerlendirilmesi ...35

TABLO 11: „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Kısa Psikiyatrik Belirti Tarama Listesi Sonuçlarının Değerlendirilmesi ...36

TABLO 12: Tüm „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Aile Değerlendirme Ölçeği Sonuçları ...38

TABLO 13: Tüm „Aile Bireyi‟ Örnekleminin BaĢetme Tutumlarının Değerlendirilmesi ...39

TABLO 14: Örneklemin Sosyodemografik Özelliklerinin KarĢılaĢtırılması ...40

TABLO 15: Örneklemin Sosyodemografik Özelliklerinin KarĢılaĢtırılması (2) ...41

TABLO 16: Örneklemin Esrar Kullanım Bozukluğu Tanısı ile Dosya Sonlanımı ĠliĢkisinin Değerlendirilmesi ...42

TABLO 17: Grupların Önceki Tedavi GiriĢimlerinin KarĢılaĢtırılması ...43

TABLO 18: Grupların Komorbid Eksen I Tanı Varlığının KarĢılaĢtırılması ...44

TABLO 19: Olumlu ve Olumsuz Sonlanan Grupların Aile Değerlendirme Ölçeği ve Algılanan Aile Desteği Ölçeği Sonuçlarının KarĢılaĢtırılması ...47

TABLO 20: „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Sosyodemografik Özelliklerinin KarĢılaĢtırılması ...48

(11)

x

TABLO 21: „Aile Bireyi‟ Örnekleminin MINI GörüĢmesi ile

Saptanan Eksen I Tanı Dağılımının KarĢılaĢtırılması ...50 TABLO 22: „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Scl-90

Semptom Tarama Listesi Kategorik Sonuçları ...52 TABLO 23: „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Scl-90

Semptom Tarama Listesi Sonuçlarının KarĢılaĢtırılması ...53 TABLO 24: Aile Bireyi Örnekleminin Aile Değerlendirme

Ölçek Sonuçlarının Kategorik Olarak KarĢılaĢtırılması ...55 TABLO 25: „Aile Bireyi‟ Örnekleminin Aile Değerlendirme Ölçeği

Sonuçlarının Olguların Dosya Sonlanımına göre KarĢılaĢtırılması ...56 TABLO 26: „Aile Bireyi‟ Örnekleminin

BaĢ etme Tutumlarının KarĢılaĢtırılması ...58 TABLO 27: Olgular Ve Aile Bireylerinin

(12)

xi

EKLER

Ek 1: BilgilendirilmiĢ Onam Formu ...84

Ek 2: Aile değerlendirme ölçeği ...86

Ek 3: Algılanan aile desteği ölçeği ...89

Ek 4: BaĢa çıkma tutumları değerlendirme ölçeği ...90

Ek 5:Scl- 90 R testi ( Kısa psikiyatrik semptom değerlendirme) ...94

Ek 6:Olgu Rapor formu ...99

(13)

1

DENETĠMLĠ SERBESTLĠK KAPSAMINDA MADDE BAĞIMLILIĞI ĠÇĠN

TEDAVĠYE YÖNLENDĠRĠLEN OLGULARIN ALGILADIKLARI AĠLE

DESTEĞĠNĠN TEDAVĠYE ETKĠSĠ VE AĠLELERĠNDE PSĠKĠYATRĠK TANI VARLIĞI

1.GĠRĠġ

1.1. GENEL BĠLGĠLER

Madde kullanımı günümüzde yaygınlığı giderek artan, ciddi bir sağlık sorunudur. Kullanıcılara yönelik tedavi stratejileri geliĢtirirken bu sürece ailenin dahil edilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Genellikle aile bağımlı üyesinin yanında olmayı tercih eder. Bağımlıyla yaĢamak, bağımlılık sürecine uyumu zorunlu hale getirir. Ancak bağımlılık sürecine sağlıklı uyum geliĢtirmenin bir yolu yoktur. Bağımlılıktan ıstırap çeken aile aynı zamanda bağımlılık davranıĢını farkında olmadan yetiĢtirmeye ve büyütmeye baĢlar. Tüm bu nedenlerden dolayı bağımlılığın bir “aile hastalığı” olduğu ileri sürülmüĢtür. Madde bağımlısı bir bireyin, beraber yaĢadığı anne, baba, kardeĢleri eĢ ve çocukları üzerinde etkiler yaratması kaçınılmazdır.

Bireyin bağımlılık davranıĢını edinmesinde içinde büyüdüğü ailenin çocuk yetiĢtirme tutumunun önemli bir etken olduğu saptanmıĢtır. AraĢtırmalar aile içinde sözelleĢtirmenin yetersiz olmasının, dürtüsel davranıĢ örüntüsü gergin ve çatıĢmalı bir ortamın varlığının, toplumsal desteğin eksik olmasının, aile içinde ödüllendirmenin yetersiz oluĢunun, ebeveynlerin çocuklarına verdiği mesajların farklı ve süreklilikten yoksun olmasının bağımlılık davranıĢının ortaya çıkmasında önemli tutumlar olduğunu göstermektedir (Ledoux

S., Miller P., Choquet M., Plant M. 2001 )

Ailenin madde kullanımına karĢı olan tutumu bu konuda gencin davranıĢlarını belirlemede çok etkindir. Örneğin, anne babanın alkol veya çeĢitli ilaçları kullanma alıĢkanlıkları, sorun çözmede kullandıkları baĢa çıkma yolları, ileride gencin de sorunlar ile karĢılaĢtığında benzer yöntemleri seçmesine neden olabilmektedir (Barnow S.,Schuckit

(14)

2

Aile içinde kronik çatıĢmaların varlığı, kronik çatıĢmalar sonucunda sürekli olarak olumsuz duyguların ifade edilmesi, aile bağlarının kuvvetli olmaması gibi anne-baba ve çocuk arasındaki iliĢkinin kalitesini belirleyen etmenler de madde kullanımı ile iliĢkili olarak gözükmektedir(Wood ve ark. 2004, Clark D.2004, Olsson ve ark. 2003) . Çoğunlukla olumsuz duyguların ifade edildiği, sözel ödüllendirmenin eksik olduğu ailelerde yetiĢen çocukların, daha az kendine güvenli oldukları ve madde kullanımı karĢısında da aynı Ģekilde güvensiz davranıĢları sonucunda „hayır‟ diyemedikleri belirtilmektedir.

Anne-baba çocuk iliĢkisinin niteliği, çocuğun topluma uyum becerilerini belirlemektedir. Çocuğun geliĢiminde, anne-baba tutumunun besleyici, destekleyici, denetleyici öğeleri ve niteliği gencin ve daha sonra eriĢkinin davranıĢının alacağı yönün belirlenmesinde önemli bir güç oluĢturmaktadır. Anne-babalık yapma biçiminin niteliğini belirleyen davranıĢlara örnek olarak çocuktan kapasitesine uygun yapabileceği isteklerde bulunulması, bazı kuralların konulması, disiplin yöntemleri, aile desteği verilebilir (Velleman

R, Mistral W 1997).

Anne ve babanın boĢanması, ayrı yaĢaması gibi aile bütünlüğünü bozan etkenler de uyuĢturucu kullanımı için önemli risk etkenleri olarak bulunmuĢtur. (Hayatbakhsh M.,

Najman J., Jamrozik K., Mamun A., Alati R 2006). ABD‟de yapılan araĢtırmalarda eroin

bağımlılarının %50‟den fazlasının boĢanmıĢ ailelerden geldikleri saptanmıĢtır. Anne-babanın birlikte yaĢadığı durumlarda ise aile iliĢkilerinin bozuk olduğu, genellikle anne babadan bir tanesinin bağımlı ile daha yoğun olarak ilgilendiği, diğerinin ise mesafeli ve cezalandırıcı bir tutum içinde olduğu gözlenmiĢtir.

Çoğunluğu alkol bağımlılarının eĢleriyle yapılmıĢ olsa da bağımlılık ve evliliğe etkileri ile ilgili yapılan çalıĢmalarda; bağımlılığın evliliği birçok yönden etkilediği saptanmıĢtır. Bağımlı bir kiĢinin varlığı ile birlikte evlilik içinde beklenen rollerde farklılıklar ortaya çıkmakta ve evlilik içinde yeniden yapılanma meydana gelmektedir. Bağımlılık ile birlikte, eĢler arasındaki iletiĢimde denetim mekanizması devreye girerek, çok özellikli bir iliĢkinin doğmasına yol açmaktadır. Ailenin korunmasından, çocuklara iliĢkin sorumluluk ve ödevlere kadar kısacası sistemin devamını sağlamaya yönelik birçok görev

(15)

3

bağımlı olmayan eĢe devredilmektedir. Yani bağımlı olmayan eĢ, sistemin sürdürülmesinde belirleyici bir rol oynamaktadır (Hirschfeld, Kosier, Keller, ,Lavori, & Endicott, 1989;

Murphy, O’Farrell, Fals-Stewart, & Feehan, 2001).

Bağımlılıkla birlikte, ailevi, kiĢisel, sosyal ve mesleki sorunlar arttıkça, eĢlerde saptanan psikiyatrik belirtiler de artmaktadır. Bağımlıların eĢleri ve anne-babaları üzerinde yapılan bir çalıĢmada örneklemin hemen hepsinde uyum bozukluğu saptanmıĢtır. Ayrıca distimik bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu da görülmüĢtür. Distimik bozukluğun eĢlerde belirgin olarak daha yüksek ortaya çıkıĢı ise dikkat çekicidir (Halford, W. K. , Bouma

R.O. , Kelly A. Young R. 1999).

Tüm bunlar göz önüne alındığında, madde kullanımı nedeniyle zorunlu tedaviye yönlendirilen hastaların tedavi sürecine uyumlarını belirleme de var olan ailesel faktörlerin değerlendirilmesi kaçınılmazdır.

1.1.1.DENETĠMLĠ SERBESTLĠK SĠSTEMĠ

“Denetimli serbestlik”, hükmün ertelenmesi, suçluluk tespitine rağmen ceza tayin edilmemesi, ceza tayininin ertelenmesi veya Kıta Avrupası‟ nda uygulandığı Ģekliyle cezanın infazının ertelenmesi olarak ifade edilmiĢtir. Bu sistemle suça uygulanan yaptırımın ceza infaz kurumunda değil toplumun içinde yerine getirilmesi, suç iĢleyenin dıĢlanmadan topluma kazandırılması amaçlanmıĢtır. KiĢinin cezası verilen yükümlülüklere uymaması halinde infaz olunur.

1.1.1.1. Türkiye de Bağımlılığa ĠliĢkin Politikalar

Türkiye‟ nin bağımlılık yapıcı maddeler ve bağımlılığa iliĢkin politikası 22 Aralık 2006 tarihli BaĢbakanlık Makamı oluru ile yürürlüğe giren “Bağımlılık Yapıcı Maddeler ve Bağımlılıkla Mücadelede Ulusal Politika ve Strateji Belgesi 2006-2012” ile bu belgeye dayanılarak ĠçiĢleri Bakanlığı‟nca hazırlanan “Bağımlılık Yapıcı Maddeler ve Bağımlılıkla Mücadelede Ulusal Politika ve Strateji Belgesinin Uygulanması Ġçin Eylem Planına 2007-2009” dayandırılmaktadır. Bu kapsamda amaç madde kullanımı ve kaçakçılığın önlenmesi,

(16)

4

risk gruplarının madde eriĢimlerinin engellenmesi, tedavi sonrası yeniden bağımlılık sürecine girilmemesi için tedavi sonrası hizmet boyutunun geliĢtirilmesi, tedavi sırasında bağımlıların sosyal destek sistemlerinin geliĢtirilmesine olanak sağlanması olarak özetlenebilir.

1.1.1.2. Türkiye de Denetimli Serbestik Uygulaması

26.09.2004 tarih 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu;

-MADDE191;

(1) Kullanmak için uyuĢturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kiĢi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendisi tarafından kullanılmak üzere uyuĢturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiĢtiren kiĢi, bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(2) UyuĢturucu veya uyarıcı madde kullanan kiĢi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur.

(3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kiĢi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kiĢiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kiĢiyi uyuĢturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kiĢiye sorumluluk bilincinin geliĢmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kiĢinin geliĢimi ve davranıĢları hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.

(4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz.

(5) UyuĢturucu veya uyarıcı madde kullanan kiĢi hakkında kullanmak için uyuĢturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı hükmolunan ceza,

(17)

5

ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmaması hâlinde infaz edilir. KiĢi etkin piĢmanlıktan yararlanmıĢsa, davaya devam olunarak hakkında cezaya hükmolunur.

-MADDE 192;

(1) UyuĢturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iĢtirak etmiĢ olan kiĢi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuĢturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuĢturucu veya uyarıcı maddenin ele

geçirilmesini sağlaması hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Kullanmak için uyuĢturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kiĢi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuĢturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaĢtırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kiĢi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.

(4) UyuĢturucu veya uyarıcı madde kullanan kiĢi, hakkında kullanmak için uyuĢturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruĢturma baĢlatılmadan önce resmî makamlara baĢvurarak tedavi ettirilmesini isterse cezaya hükmolunmaz.

Maddeleri ile tedavi kararı verilen olgu DS lik sistemine yönlendirilir.

DS lik kurumunun yapısı 3/7/2005 tarihli ve 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanununun 15/A ve 27 nci maddeleri, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Ġnfazı Hakkında Kanunun 105/A maddesi ile 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 47 nci maddesine dayanılarak hazırlanan 05 Mart 2013

(18)

6

tarih ve 28578 sayılı resmi gazete de yayınlanan Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği tarafından düzenlenmiĢtir.

Bu yönetmeliğin 16/ J maddesinde haklarında uyuĢturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla tedavi kararı verilen yükümlülerin sevklerinin yapılmasından ve tedavi süreçlerinin takip edilmesinden infaz bürosu sorumludur.

Bu yönetmelik de tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri ve bu tedbirin yerine getirilmesi;

MADDE 72;

(1) Tedavi; uyuĢturucu veya uyarıcı maddeleri kullanan kiĢinin bağımlılık yapan maddeden vücudunun arındırılmasına, bu maddelere olan ihtiyacı sonucunda ortaya çıkan yoksunluk belirtilerinin giderilmesine yönelik resmi veya özel kurumlarca yürütülen iĢlemleri ifade eder.

(2) Denetimli serbestlik tedbirine iliĢkin çalıĢmalar; uyuĢturucu veya uyarıcı madde kullanan ya da kullanmak için uyuĢturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kiĢinin, uyuĢturucu kullanmasına neden olan veya kullanma isteğine yol açan etkenlerin değerlendirilerek, kiĢinin maddeye olan ihtiyacını kontrol etmesi, yaĢam standardını artırması, belirlenen ihtiyaçları doğrultusunda kendisine ve topluma yararlı bir birey olabilmesi amacıyla yürütülen rehberlik çalıĢmalarını ifade eder.

(3) Tedavi ve denetimli serbestlik kararının kayıt iĢlemleri tamamlandıktan sonra sanık veya hükümlünün müdürlüğe müracaat etmesi için tebligat çıkartılır. Müdürlüğe müracaat eden sanık veya hükümlü, kayıt kabul bürosunca infaz bürosunda görevli vaka sorumlusuna gönderilir. Vaka sorumlusu, tedavi tedbirinin yerine getirilmesi için aynı gün ilgili kuruma sevk iĢlemlerini baĢlatır ve yükümlüden beĢ iĢ günü içerisinde tedavi için ilgili kuruma baĢvurmasını ister. Sevk yazısında kiĢinin kuruma baĢvurduğu tarih ile tedavinin olumlu ya da olumsuz sonuçlandığına iliĢkin nihai raporun müdürlüğe iletilmesi istenir.

(19)

7

Rehberlik çalıĢmalarının takibi ile gerektiğinde rehberlik çalıĢmalarının planlanması ve yürütülmesi için karar eğitim ve iyileĢtirme bürosuna gönderilir.

(4) Tedavi tedbirinin infaz iĢlemleri vaka sorumlusu tarafından takip edilir. Tedavi tedbiri, uyuĢturucu veya uyarıcı madde tedavisine iliĢkin mevzuat hükümleri uyarınca ilgili kurum tarafından ve kurum yetkililerinin o kiĢi hakkında uygun görecekleri tedavi programına göre yerine getirilir. Tedavi süresince veya tedavi sona erdikten sonra sanık veya hükümlünün, uyuĢturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığını takip amacıyla tedavi kurumuna tekrar sevk edilmesi ya da kontrole gönderilmesi gibi iĢlemler yapılmaz.

(5) Tedavi süresince rehberlik çalıĢmalarının, tedavinin yürütüldüğü kurum tarafından yapılıp yapılmadığı denetimli serbestlik uzmanı tarafından takip edilir. Gerek görülmesi halinde rehberlik çalıĢmaları denetimli serbestlik uzmanınca yapılır. Tedaviden sonra sanık veya hükümlü hakkında uygulanan rehberlik çalıĢmalarına bir yıl süreyle devam olunur.

(6) Rehberlik çalıĢmaları, eğitim ve iyileĢtirme bürosunda görevli denetimli serbestlik uzmanı tarafından, bu Yönetmeliğin 37 nci maddesinde belirtilen iyileĢtirme çalıĢmalarındaki esaslara göre yerine getirilir. Sanığın veya hükümlünün davranıĢları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki geliĢmeler takip edilerek, üçer aylık sürelerle hazırlanacak denetim raporunun iyileĢtirme çalıĢmaları ile değerlendirme ve önerilere iliĢkin bölümü görevli denetimli serbestlik uzmanı tarafından doldurulur ve vaka sorumlusuna gönderilir.

(7) Sanık veya hükümlü tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin yerine getirilmesi sırasında baĢka bir suçtan ceza infaz kurumunda ise; sanığın veya hükümlünün tedavi için ilgili kuruma gönderilmesi ceza infaz kurumu idaresince yerine getirilir. Bu kiĢilerin rehberlik çalıĢmaları ceza infaz kurumlarında uygulanan iyileĢtirme faaliyetleri kapsamında ceza infaz kurumundaki görevliler tarafından gerçekleĢtirilir. Mahkemeye gönderilecek rapora esas olmak üzere vaka sorumlusu tarafından, üç ayda bir, kiĢinin geliĢimi ve davranıĢları hakkında ceza infaz kurumu idaresinden bilgi istenir.

(20)

8

(8) Sanık veya hükümlünün beĢ iĢ günü içerisinde ilgili kuruma tedavi için müracaat etmediğinin veya belirlenen tedavi programına uymadığının bildirilmesi ya da rehberlik çalıĢmalarına katılmaması halinde sanık veya hükümlü bu Yönetmeliğin 44 üncü maddesine göre uyarılır. Uyarılara iliĢkin tebligatta ihlal durumunun tekrarı halinde bunun yükümlülüğün ihlali sayılacağı ve dosyanın kapatılarak mahkemesine gönderileceği sanık veya hükümlüye bildirilir.

(9) Tedavi ve denetimli serbestlik veya sadece denetimli serbestlik tedbiri, sanık veya hükümlünün müdürlüğe müracaat ettiği tarihte baĢlar. Tedavi ile birlikte verilen denetimli serbestlik tedbiri, tedavinin sona ermesinden bir yıl sonra, sadece denetimli serbestlik tedbiri ise mahkemenin belirlediği sürenin sonunda biter. Ġle düzenlenmiĢtir.

Yukarı da konu ile iliĢkili maddeleri ayrıntılı olarak belirtilmiĢ olan DS sistemiyle kullanmak için uyuĢturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak suçundan dolayı haklarında DS kararı uygulanmıĢ kiĢilere 10 gün içinde Ģube ve bürolara baĢvurmaları konusunda bildirim yapılmaktadır. KiĢiler DS bürolarınca düzenlenmiĢ sevk belgeleri ile birlikte 5 gün içinde bünyesinde ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı görev yapan ve laboratuar imkânları yönüyle desteklenmiĢ devlet hastanelerine baĢvurmaları beklenmektedir. Bu hastanelerde ilk muayene ile psikiyatri uzmanı tarafından bağımlılık olup olmadığının değerlendirilmesi ve 2 hafta arayla 3 idrar testi ile takiplerinin yapılarak bağımlı olduklarına karar verilen kiĢilerin ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanınca belirtilen madde bağımlılığı tedavi merkezlerine sevk edilmeleri, bağımlı olmadığına karar verilen kiĢilerin rapor yazılarak DS bürolarına bildirilmesi kararlaĢtırılmıĢ. Madde bağımlılığı tedavi merkezlerine yönlendirilen vakaların en az 2 haftada bir 3-6 kez kontrole çağırılması ve toksikolojik analizlerin yapılarak takip sürecinin rapor halinde DS büro/Ģubelerine iletilmesi beklenmektedir ( Evren C. 2011) Ġlk değerlendirme ve sonrasında birbirini izleyen en az 3 toksikolojik analizde madde saptanmaması halinde kiĢinin izlem süreci „olumlu‟ olarak raporlanmaktadır. Ancak baĢlangıçtaki 3 görüĢmede toksikolojik analizlerin en az birinde madde saptananların izlem süreci 3 görüĢme daha uzatılmaktadır. Takibi uzayanların toksikolojik analizlerinin en az birinde idrar da madde saptanması; tedavi uyumsuzluğu veya

(21)

9

randevulara düzenli devam etmemesi halinde izlem süreci „olumsuz‟ olarak raporlanmaktadır

(DS yönetmeliği 2013).

1.1.1.3. Denetimli Serbestlik Uygulamaları Ġle Ġlgili YapılmıĢ ÇalıĢmalar

DS lik izlemine katılan bireylerle yapılan çalıĢmalarda uygulamanın bireyler için suçun engellenmesinde etkin ve caydırıcı olduğu sonucuna varılmıĢtır. (Babaoğlu.2008, Ada.

Peker. 2012) DS lik sürecini bireyler tarafından faydalı bulunduğu (Ada. Peker. , 2012),

sürecin madde bağımlılığının bir hastalık olarak değerlendirilmesinde farkındalığın artmasını sağladığı gösterilmiĢtir (Altıntoprak. Akgür. Coşkunol. 2007). Bu veriler genel itibariyle kiĢinin toplumdan, ailesinden soyutlanmadan iĢ kaybı vb. sorunlar yaĢamadan tedavi alabilmesi ile iliĢkilendirilmiĢtir.

Callison (1983), DS uygulamasının suçluya cezadan kaçma imkanı tanıdığı, toplumun korunması amacına aykırı hareket edildiği, suçlunun suç iĢlemesinde etkisi olan çevreye dönmesine izin verildiği dolayısıyla suçlu davranıĢı yok etmediğini vurgulamaktadır. Nursal ve Ataç (2006) bu sistemin etkin olabilmesi için denetim memurlarının iyi yetiĢmiĢ olması gerekliliğine dikkat çekmektedir. Mancini ( 2006) denetimli serbestlik sisteminin baĢarısızlığını düĢük sosyo-ekonomik durum, gençlik, medeni hal, istihdam durumu, önceki suç kayıtları, yaĢ, eğitim durumu, ve denetim süresi gibi faktörlerle açıklamıĢtır. 1993 yılında ABD de Adalet Bakanlığı DS sisteminin yeterli gözetim ve eğitim olmaksızın etkisiz kaldığını ancak uygun programların sabıkalı kiĢilerin yeniden suç iĢlemesini azalttığını tespit etmiĢtir. (Petersilia 1998)

Yüncü ve ark.( 2009 ) çalıĢmasında çocuk ve ergenlere yönelik tedavi merkezine DS Sağlık tedbiri (ST) ve aile desteği (AD) ile baĢvuran olgular karĢılaĢtırılmıĢ. AD grubun rastlantısal olarak belirlenmiĢ. AD ile baĢvuran grubun madde baĢlama yaĢı ST ile baĢvuranlardan daha erken olduğu tespit edilmiĢ, ST kararı ile baĢvuran olguların % 31.2 sinin daha önce baĢka bir kurumdan tedavi hizmetinden yararlandığı, sokak yaĢantısının varlığı, adli sorun oluĢturabilecek davranıĢlar ve çalıĢma öyküsü açısından gruplar arasında anlamlı fark olduğu tespit edilmiĢtir. Bu çalıĢma, sağlık hizmetlerinin çocuklarda uyuĢturucu kullanımının varlığını gözetecek Ģekilde yapılandırılması gerekliliği ve DS ve ST

(22)

10

uygulamalarının MKB sorununu kabul etmeyen bu alanda hiç tedavi görmemiĢ suç iĢlemeye meyilli gruba ulaĢılmasını sağlamakta faydalı olduğunu göstermiĢ.

Denizli AMATEM kliniğine 2009 yılında DS lik kararı ile baĢvuran 127 olgunun 97 sinin DS lik sürecini tamamladığı; bu olguların 74 ü süreç boyunca takiplere uyumluyken 23 ünün uyumsuz olduğu, takiplere uyumsuz grupta madde kullanımı süresinin takiplere uyumlu gruptan uzun olduğu gösterilmiĢ.

BRSH AMATEM kliniğine 2009 yılında 3759 hastanın DS ilk baĢvuruda bulunmuĢ, 1732 dosyanın DS kurulunda karara bağlanmıĢ, 1657 sine tedaviye uyumlu olduğu yönünde rapor verilmiĢ. ( Evren 2009)

1.1. 2. ESRAR KULLANIM BOZUKLUĞU

Esrar dünya üzerinde en sık kullanılan yasadıĢı madde, kafein, alkol ve nikotin den sonra eriĢkinler arasında 4. sıklıkta kullanılan psikoaktif maddedir. Delta-9-tetrahidrokanabinol (THC) esrarın psikoaktif semptomlarından birincil olarak sorumlu maddedir.

Esrar, genellikle sigara Ģeklinde kullanılır. SarılmıĢ bir sigaranın içinde 0.5 ile 1 gr. arası esrar ve %20 ile %70 arası THC bulunmaktadır. Kova veya bong adı verilen bir yöntem ile buharını içe çekmek yoluyla da kullanılmaktadır. HaĢhiĢ içeren keklerin yenmesi bir diğer kullanım yoludur. Susam yağında çözülmüĢ THC içeren kapsüllerin yutulması Ģeklinde de kullanılabilir. Hindistanda bhang adı verilen formu yapraklarında elde edilmiĢ çayın içilmesi Ģeklinde de kullanılır . Suda çözülebilir olmadığı için enjekte edilemez. Dünya üzerinde en yaygın kullanımı etkinliği çok daha yüksek olduğu için sigara pipo bong vb. ile solunması Ģeklindedir.

THC ve diğer kannabinoidler etkilerinin endojen kannabinoid sistem üzerinden gösterirler. Bu sistemde CB1 CB2 olmak üzere G proteini kenetli 2 reseptör sistemi mevcuttur. CB1 SSS de bulunur THC nin primer biliĢsel ve davranıĢsal etkilerinden sorumludur. CB2 immun sistemde bulunur ve inflamatuar yanıt oluĢumundan sorumludur.

(23)

11

CB1 reseptörleri beynin duygudurum, motor kontrol, hafıza, iĢtah, ağrı vb. iĢlevlerinin düzenlendiği bölgelerde bulunmaktadır.

Bir sarma içildiğinde içeriğindeki THC nin % 5-24 ü dakikalar içinde kan dolaĢımına geçer.THC yağ dokuda depolanır. Bu depolanma yoğun kullanıcılarda kümülatif artar. Bırakılmasından sonra birkaç günden birkaç haftaya kadar kanda metaboliti bulunabilir.

1.2.1. Esrarın Klinik Etkileri

1.1.2.1.1. Entoksikasyon

Kullanım sonrası kullanıcıların „high‟ olarak tarif ettikleri entoksikasyon tablosu; öfori, rahatlama, algıda değiĢiklik, zaman algısında bozulma, sıradan deneyimlerin yoğunlaĢması ( yemek yeme, film izleme, müzik dinleme, seks vb.), sosyallikte artma konuĢkanlık benzeri etkilerle karakterizedir.

BiliĢsel olarak kısa süreli bellek ve dikkatte bozulmaya yol açar. Reaksiyon süresi, motor kordinasyon, ve psikomotor aktivitenin bir çok alanında bozulmaya neden olarak kazalara neden olabilir. Esrarın yüksek doz kullanımında yada duyarlı kilerde düĢük doz kullanımında görsel iĢitsel halüsülasyon, delüzyonlar ve düĢünce bozuklukları görülebilir.

(Kaplan and Sadock’s 2009 )

1.1.2.1.2. Yoksunluk ve Tolerans

Düzenli esrar kullanımında THC nin birçok etkisine tolerans geliĢir. Toleransın mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte cannabinoid reseptör değiĢiklikleri sorumlu tutulmaktadır.

Yoksunluk döneminde en sık anksiyete, insomnia, iĢtah değiĢiklikleri ve depresyon görülür. Ġki haftalık yüksek doz oral THC uygulaması sonrasında bırakmadan 6 saat sonra iç huzursuzluğu, 12 saat sonra irritabilite, insomnia ve huzursuzluk ortaya çıkar. Bu bulgular THC dozuyla doğru orantılıdır. Bulgular 24 saate kadar devam eder, ilk 10 günde belirgin

(24)

12

hale gelir; irritabilite fiziksel gerginlik yaklaĢık bir ay devam edebilir. Esrarın uzun yarı ömrü ve metabolizmasının karmaĢıklığı yoksunluk bulgularının alkol ve opioid yoksunluk bulguları kadar yoğun olmamasının sebebi olarak düĢünülmektedir.

1.1.2.2.Tanı

1960 lar ve 70 lerin büyük bölümünde esrar kullanımının bağımlılık sendromu tanımlanmamıĢtır. Bunun en önemli nedeni alkol ve diğer bağımlılık yapıcı maddeler kadar belirgin yoksunluk ve tolerans bulguları göstermemesidir. 70 lerin sonu ve 80 lerin baĢında bağımlılık tanısında tolerans ve yoksunluk yerine kompulsif madde kullanımı, bırakma sonrası kısa sürede yeniden madde alımı, ve bağımlının hayatı içinde madde kullanımına yüklediği anlamın artması gibi konulara vurgunun belirginleĢmesi ile esrar bağımlılığı tanısı konuĢulmaya baĢlanmıĢtır.

1.1.2.2.1. DSM-5 e göre Esrar Kullanım Bozukluğu

A.Son 12 ay içinde klinik açıdan belirgin sorun ve stres oluĢturan aĢağıdaki bulgulardan en az ikisinin bulunması;

1.Niyet edilenden daha fazla ve uzun süreli esrar kullanımı olması

2.Esrar kullanımını bırakmak ve kontrol etmek için sürekli istek ve boĢa çıkan çabalar

3.Esrar elde etmek, kullanmak ve etkilerinden kurtulmak için çokça zaman harcama

4.AĢerme, kullanma için yoğun istek

5.Tekrarlayan esrar kullanımının iĢ, okul ve ev hayatında sorumluluklarını yerine getirmesine engel olması

6.Sürekli ya da yineleyici toplumsal ya da kiĢilerarası sorunlara neden olmasına karĢın esrar kullanımının devam etmesi

7.Esrar kullanımına bağlı önemli toplumsal, mesleki etkinlikler ya da boĢ zamanları değerlendirme etkinliklerini bırakma veya azaltma

(25)

13

8.Fiziksel tehlike oluĢturan durumlarda tekrarlayan esrar kullanımı

9.Esrar kullanımının neden olduğu yada arttırdığı bilinen fizik ya da psikolojik bir sorunun olduğu bilinmesine karĢın esrar kullanımını sürdürme

10.Tolerans;

A. Entoksikasyon yada istenen etkinin elde edilmesi için kullanılan esrar miktarının belirgin Ģekilde arttırılması

B. Aynı doz esrar kullanımına rağmen belirgin azalmıĢ etki

11.Yoksunluk;

A.Esrar için karakteristik yoksunluk sendromu

B. Yoksunluk bulgularında kaçınmak için esrar veya benzeri etkiye sahip madde kullanımının devam etmesi

Belirleyiciler;

Erken remisyon; GeçmiĢte esrar kullanım bozukluğu kriterlerinin tam olarak karĢılanması sonrasında 3 aydan uzun 12 aydan kısa süredir hiçbir kriterin karĢılanmaması (A 4 yoğun istek ve aĢerme haricinde )

Sürekli remisyon; GeçmiĢte esrar kullanım bozukluğu kriterlerinin tam olarak karĢılanması sonrasında 12 ay veya daha uzun süredir hiçbir kriterin karĢılanmaması (A4 yoğun istek ve aĢerme haricinde)

Kontrollü çerçevede; Bu belirleyici hasta esrara ulaĢımının kısıtlandığı bir çevrede ise kullanılır.

ġiddet Belirleyiciler:

(26)

14 Orta: A tanı ölçütünde 4-5 kriter varlığı

Ağır: A tanı ölçütünde 6 ve üzeri kriter varlığı

Esrar Entoksikasyon

A.Yakın zamanda esrar kullanımı

B.Esrar kullanımı sırasında yada kısa bir süre sonra geliĢen klinik olarak belirgin problem oluĢturan davranıĢ ve psikolojik değiĢiklikler ( örn: motor koordinasyon bozukluğu, öfori, anksiyete, zamanın yavaĢlaması hissi, yargılama bozukluğu, sosyal geri çekilme)

C.Esrar kullanımını takip eden 2 saat içinde aĢağıdakilerden 2 ve fazlasının ortaya çıkması

1.Konjuktival kanama

2.ĠĢtah artıĢı

3.Ağız kuruluğu

4.TaĢikardi

D.Bu bulgular baĢka bir medikal yada ruhsal bozukluk veya baĢka bir maddenin entoksikasyon bulguları ile daha iyi açıklanamaz

Belirleyici;

Algısal bozukluk ile giden: Deliryum tablosu görülmeden ortaya çıkan gerçeklik algısının korunduğu halüsülasyonlar veya iĢitsel, görsel, taktil illüzyonlar

Esrar Yoksunluğu

A.Yoğun ve uzun süreli esrar kullanımı (en az birkaç ay süreli hergün yada hergüne yakın kullanım) sonrasında esrarı bırakma

(27)

15

B.Kriter A dan yaklaĢık 1 hafta içinde aĢağıdaki bulgulardan 3 ve fazlasının ortaya çıkmasıdır.

1.Ġrritabilite öfke veya agresyon

2.Sinirlilik veya anksiyete

3.Uyku bozukluğu ( insomnia, rahatsız edici rüyalar)

4.ĠĢtah azalması ve kilo kaybı

5.Huzursuzluk

6.Depresif duygudurum

7.Karın ağrısı, titreme, terleme, ateĢ gibi fiziksel semptomlardan en az 1 tanesinin rahatsız edici düzeyde olması

C.Kriter B deki bulgu ve semptomlar sosyal, mesleki ve birçok fonksiyonel alanda iĢlevsellikte bozulma ve klinik olarak belirgin distrese neden olur

D.Bu bulgular baĢka bir medikal ya da ruhsal bozukluk veya baĢka bir maddenin entoksikasyon ve yoksunluk bulguları ile daha iyi açıklanamaz.

1.1.2.3. Tedavi

Esrar bağımlılığı tedavisi için yaklaĢımları farmakolojik ve psikososyal müdahaleler olarak iki ana baĢlık altında toplayabiliriz.

Esrar bağımlılığı alanın da etkinliği kesin olarak gösterilmiĢ farmakolojik ajanlar bulunmamakla birlikte, preklinik ve klinik çalıĢmalarla CB1 reseptör antagonisti SR141716, (bupropion), nefazodone, lityum, valproik asit, vb. farmakolojik ajanların etkinliği değerlendirilmiĢtir. Esrar bağımlılığında farmakolojik tedavi ile ilgili çalıĢmalar değerlendirildiğinde çalıĢmaların küçük örneklem sayısına sahip olmaları, özellikle esrar bağımlılığı tedavisini hedefleyen çalıĢmaların olmayıĢı, laboratuar Ģartlarında gösterilen

(28)

16

etkilerin klinik populasyonda yeterli düzeyde olmayıĢı kısıtlılık olarak değerlendirilebilir. Ġntoksikasyon ve yoksunluk bulgularını azaltan ilaçlar esrar bırakmanın baĢlangıcında, esrarın etkilerini bastıran, aĢermeyi azaltan, eĢlik eden psikiyatrik bozuklukları düzelten ilaçlar relapsların önlenmesinde yarar sağlar.

Psikososyal yaklaĢımlar alanında; Relaps önleme ve sosyal destek grupları, kısa farkındalık oluĢturma, motivasyon arttırma grupları, biliĢsel davranıĢcı terapiler, aile eğitimi modelleri vb. birçok psikoterapi ve kombinasyonları esrar bağımlılığının tedavisinde çalıĢılmıĢ. Psikoterapi yaklaĢımlarının tümünün tedavi için yarar sağladığı, fakat hiçbirinin bir diğerine üstünlük sağlamadığı, daha uzun süreli terapi yaklaĢımlarının kısa süreli müdahalelerden anlamlı farklılık göstermediği belirtilmiĢ. (Kaplan and Sadock’s 2009,

Nordstrom BR, Levin FR 2007)

1.1.3.Bağımlılık ve Aile

ÇalıĢmalar ailenin madde kullanım bozukluklarında baĢlangıcı önleme ve tedavi alanlarında kilit role sahip olduğunu göstermektedir.

Birçok çalıĢma anne- baba ile sürdürülen iliĢkinin kalitesinin gençlerde madde kullanımı ve antisosyal davranıĢların varlığı ile temelden bağlantılı olduğunu göstermiĢtir.

(Yoshikawa H. 1994) . Aile içinde kurulan iliĢkinin kiĢinin gelecekte sosyal çevresiyle

iliĢkisini belirleme de kilit rol oynadığı gösterilmiĢtir. Bu fikirden yola çıkan birçok çalıĢma yetiĢilen ailede var olan uygunsuz sosyalizasyon ve suç iĢleme davranıĢının kiĢide ileri ki dönemde madde kullanımı ve antisosyal davranıĢlarının geliĢimine neden olduğunu göstermiĢtir (NIDA. 1997, Quay H. 1987, Robins LN, McEvoy L. 1990)

Ailenin gencin madde kullanımına baĢlamasını etkileyen birçok davranıĢ ve tutumu gösterilmiĢ. Kaotik aile ortamı, etkin ve yeterli olmayan ebeveynlik, bağlanmada eksiklik önemli risk faktörleri olarak belirtilmiĢtir. (Wood ve ark. 2004, Clark D.2004, Olsson ve ark.

2003) . KiĢinin alkol ve madde kullanımında sosyal anlamda en güçlü risk faktörü aile veya

arkadaĢların madde kullanımı olarak belirtilmiĢ. (Madu SN, Matla MP. 2003,Hurd P,

(29)

17

kullanmaya baĢlamasında en önemli risk faktörünün aile de o maddeyi kullanan bir birey varlığı olduğu gösterilmiĢ. (Glynn TJ 1981)

Aile içindeki iliĢki durumunun ailenin yapısal özelliklerinden daha belirleyici olduğu gösterilmiĢtir. Doherty ve Allen (Bahr SJ, Marcos AC, Maughan SL.1995 )ın yaptığı 6 yıllık prospektif izlem çalıĢmasında aile iĢlevselliği ve ebeveynin sigara kullanımı ile ergenin sigara kullanımı arasında doğrudan iliĢki bulunmuĢ. Aile içinde düĢük uyum ve bağlanma olan ailelerde suç davranıĢı ve madde kullanımının belirgin olarak fazla olduğu gösterilmiĢ. Yetersiz aile bağı tanımının ergenlerde düĢük anne desteği , zayıf kendilik algısı ve madde kullanımı ile iliĢkili olduğu gösterilmiĢtir.

Velleman ve arkadaĢlarının ailenin, yapısı ve iliĢki Ģekli, ailenin uyumu, aile içindeki iletiĢim, rol model olarak ebeveynlerin madde kullanımına karĢı tutumu, aile yönetimi, ebeveynin kontrol ve süpervizyon da ki rolü ve ebeveyn/ akran etkileĢimi Ģeklinde yedi ana alanda değerlendirdikleri üzere ailenin ergenin madde kullanımına baĢlaması ve sürdürmesindeki etkisi tartıĢılamaz (Velleman R, Mistral W 1997).

Bağımlılık ve aile alanında yapılmıĢ çalıĢmaların çoğunluğu madde kullanan ergenlerin ailelerinde bağımlılığın oluĢması ve sürmesine sebep olan davranıĢlar (istismar, kötü ebeveynlik) üzerine odaklanmıĢtır. Bir diğer çok çalıĢılan alan ise ; alkol bağımlısı erkeklerin eĢlerinin psikopatolojilerinin değerlendirildiği eĢ bağımlılıkla ilgili çalıĢmalardır

(Hurcom 2000, Beattie 1987 ).

Aile içinde madde kullanımı varlığının ailede ki bireyler üzerindeki stresör etkisi daha az çalıĢılan bir diğer önemli noktadır. Orford (Orford J. 1994) bağımlılık probleminin aileyi iki önemli açıdan etkilediğine dikkat çekmiĢtir. Birincisi bağımlılık problemi aile bireylerinin maruz kaldığı stres nedeniyle ruh sağlığının bozulmasına neden olabilmeleri, bir diğeri bu durumda ki aile bireylerinin bağımlılığın tedavi sürecinde uygun Ģekilde rol alamamalarıdır.

(30)

18

Alkol ve madde kullanımının baĢta eĢler (Brennan PL 1994,Velleman R. Copello

A.1998), anne- baba ve çocuklar (Gorin S 2004) olmak üzere tüm aile bireyleri üzerine

negatif etkileri gösterilmiĢtir.

Özellikle madde kullanan ebeveynlerin çocukları birçok çalıĢmada değerlendirilmiĢtir

(Velleman R. 2002, Velleman R. 2004). Bu çalıĢmalar anne babanın madde kullanımının

çocuğun çocukluk ve erken ergenlik dönemine negatif etkilerini göstermiĢtir. Bu ailelerde aile içi Ģiddet, ebeveynlerin davranıĢları arasında tutarsızlık, çocuklarında olumsuz çocukluk çağı deneyimleri bildirilmiĢtir. Bu ailelerde çocukların erken sorumluluk almak zorunda kaldıkları, ebeveyn rolünü benimsedikleri ve bu süreçle iliĢkili olumsuz algıları gösterilmiĢtir. Bu ailelerin çocuklarında davranıĢ bozuklukları, antisosyal davranıĢlar, okul problemleri, erken olgunlaĢma, çocukluktan ergenliğe geçiĢte güçlükler ortaya çıktığı bildirilmiĢtir. Kroll ailesinde madde kullanımı olan çocuklarda bağlanma, fiziksel ve ruhsal güvenlik, özgüven aile içinde aldığı roller konusunda ciddi problemler olduğunu ve problemlerin çoğu zaman hasta bireyin gölgesinde görmezden gelindiğini belirtmiĢtir (Kroll

B. 2004).

Bağımlılık dan etkilenen aile bireyi tanımının ebeveyn eĢler ve çocuklarla sınırlandırılamayacağı, bağımlının yakın iliĢki içinde olduğu tüm aile bireylerinin (büyükanne, büyükbaba, kardeĢ vb.) aynı çatı altında yaĢamasalar da sorundan etkilendiği bildirilmiĢtir. Ailesinde alkol yada madde kullanım bozukluğu olan kiĢilerle olmayanların karĢılaĢtırıldığı bir çalıĢmada ailesinde bağımlılık sorunu olan bireylerin son 2 yıl içinde hastane baĢvuruları ve sağlık hizmetleri için maddi giderlerinin çok daha yüksek olduğu özellikle alkol kullanan partneri olan kadınlar da bu oranın belirgin olarak daha yüksek olduğu saptamıĢtır (Ray G.2007 ).

Ruhsal problemleri nedeniyle tedavi baĢvurusu olan kiĢiler arasında ve aile içi Ģiddet gruplarında normal populasyona göre daha yüksek oranda ailesinde bağımlılık problemi olan bireye rastlanmaktadır. Aile içinde düzenli alkol kullanan bir bireyin varlığının önemli bir stres nedeni olduğu ve kadınlarda depresyon riskini arttırdığı gösterilmiĢtir (Brown, Moran

(31)

19

sorunla iliĢkili ortaya çıkan problemlerin yeterince araĢtırılmadığı dikkati çekmektedir. Bu alanda yapılan çalıĢmalar ise daha çok aile bireylerinin bağımlılığın oluĢum ve tedavi sürecinde ki rollerine odaklanmaktadır. (Chermack ve ark. 2008, Lipsay, Wilson Cohen

1997)

Aile içinde alkol ya da madde bağımlılığı olan bir bireyin varlığı; Hastalığın doğası gereği bireyin madde kullanımına aĢırı zaman ve para harcaması, aile içinde yerine getirmesi gereken sorumlulukları yerine getirememesi, ailenin günlük düzeni içinde alması gereken rolleri almaması, iĢlevselliğinin bozulması yaĢanılan maddi kayıplar gibi pek çok nedenle ailenin doğal yapısını sürdürmesine engel olan yoğun ve kronik strese neden olmaktadır.

Bu strese maruz kalma zorlanma aile üyelerinde birçok fiziksel ve psikiyatrik yakınmayı beraberinde getirir. Etkilenen aile bireylerinde; uyku kalitesinde bozulma, uyku miktarında artma/azalma, iĢtah ve kilo değiĢiklikleri, anksiyete, konsantrasyon güçlüğü, depresyon, suisidal düĢünceler, genel sağlık durumunda bozulma, yorgunluk, tükenmiĢlik hissi, psikosomatik yakınmalar ( baĢ ağrısı, irritabl barsak sendromu, nöralji, migren, çarpıntı, nefes darlığı, saç dökülmesi vb.) tespit edilmiĢtir (Orford 2010) .

Aileler var olan stres ve zorlanmanın sonuçlarıyla baĢ edebilmek için çok sayıda kendilerine özgü baĢ etme yolları geliĢtirmiĢlerdir.

Bazı çalıĢmalar ailelerin baĢ etme mekanizmalarını üç ana baĢlık ta değerlendirmiĢtir;

Birincil baĢ etme yöntemi olarak; Aile bireylerinden birçoğunun davranıĢları katlanma baĢlığı altında toplanabilir. Her Ģeyi olduğu haliyle kabul etme kendini feda etme, madde kullanımı olan bireylerin sorunları ile ilgilenirken kendini yok sayma ve bireye sınırsız tolerans uygunsuz destekte bulunma bu baĢlığa örnek olabilecek baĢ etme yöntemleridir. Bağımlı ailelerin çoğunda hoĢgörülü eylemsizlik ( tolerant- inaction ) (Orford

2001) olarak adlandırılan bu tip bir baĢ etme yöntemi sıklıkla görülmektedir. Bu baĢ etme

yöntemi Kültürden bağımsız olarak tüm toplumlarda en yaygın kullanılan baĢ etme yöntemidir. Ama özellikle hiyerarĢik düzenin belirgin olduğu (Smith, Harris Bond ve

(32)

20

Kagıtcıbaşı 2006) geleneksel aile yapıların da daha belirgindir. (Wiseman 1991, Orford, Natera 2005 ) .

Geri çekilme ve bağımsızlık kazanma baĢ etme yöntemleri arasında bir diğer önemli baĢlık olarak değerlendirilebilir. Bağımlı bireyin istekleriyle ilgili endiĢelenmeme baĢka aktivitelere dahil olma, kaçma, uzaklaĢma, kendisi ve diğer aile bireyleri için daha iyi bir yaĢam sağlamak için çalıĢma bu yöntemler arasında sayılabilir (Orford 2005). Bu tarz baĢ etme yolları otonominin belirgin olduğu yüksek gelir düzeyli ülkelerde (Kanada A.B.D ) sıktır. (Banister, Peavy 1994, Wiseman 1991)

BaĢ etme ile iliĢkili bir diğer baĢlık; aile bireyinin alkol ya da madde kullanımına karĢı gelerek ve engellemeye çalıĢarak baĢ etmeye çalıĢılmasıdır. Bu Ģekilde baĢ etmeye çalıĢan aile bireyleri üç grup altında tanımlanabilir. Birinci grup bağımlının madde kullanımına öfkeli ve kullanmasını kontrol etmek, durdurmak için aktif efor harcamaktadır. Ġkinci grupta aile bireyleri kendini evi ve ailenin diğer bireylerini korumak amaçlı zararı azaltmaya yönelik yoğun alkol ve madde kullanımını engellemeye çalıĢmaktadır. Üçüncü grup ise bağımlı kiĢinin hastalığının ciddiyetini anlaması davranıĢları karĢılıklı değerlendirme ve kiĢinin madde kullanmama çabası ve tedavi arayıĢını destekleyerek kullanımına engel olmaya çalıĢmaktadır. (Orford 2010)

Tüm bu veriler ıĢığında bağımlılık oluĢumu ve sürdürülmesinde zemin hazırlayan faktörler, aile de bağımlı bir bireyin varlığı durumun da aile bireylerinin içinde bulunduğu kronik stres ve travmatize edici olaylar göz önüne alındığın da madde kullanım bozuklarına yapılacak müdahaleler de öncelikle ailenin durumunu değerlendirmek ve ihtiyaç duyulan yardım alanlarını belirlemek tedavi baĢarısı için zorunluluk haline gelmektedir.

(33)

21

2.AMAÇ VE VARSAYIMLAR

2.1.ARAġTIRMANIN AMACI

Bu çalıĢmanın birincil amacı; DS kapsamında madde bağımlılığı tedavisi gören kiĢilerin ailelerinden algıladıkları aile desteğinin tedaviye uyumlarına etkisini değerlendirmek; Ġkincil amaç ise bu olguların yakınlarında psikiyatrik tanı ve tedavi öyküsünün var olup olmadığını araĢtırmak. Ailelerinde psikiyatrik tanı bulunmasının algılanan aile desteği ve tedavi uyumu ile iliĢkisini değerlendirmektir .

2.2.ARAġTIRMANIN HĠPOTEZLERĠ

1) Denetimli serbestlik kapsamında zorunlu tedaviye yönlendirilen olgulardan algılanan aile desteği düĢük olanların tedavi uyumları daha kötüdür.

2)Denetimli serbestlik kapsamında zorunlu tedaviye yönlendirilen olguların tedavi uyumları kötü olanların ailelerinde eksen 1 tanı varlığı daha fazladır.

3) Ailesinde psikiyatrik hastalık bulunan olguların algıladıkları aile desteği daha düĢüktür

4) Denetimli serbestlik kapsamında zorunlu tedaviye yönlendirilen olgulardan dosyası olumsuz sonlanan grubun ailelerinde olumlu sonlanan gruba göre Scl 90 kısa psikiyatrik semptom değerlendirme ölçeği ile daha fazla alanda sorun vardır .

5) Denetimli serbestlik dosyası olumsuz sonlanan olguların ailelerinde aile içi „„problem çözme‟‟ alanında olumlu sonlanan gruba göre daha sık sorun yaĢanmaktadır.

6) Denetimli serbestlik dosyası olumsuz sonlanan olguların ailelerinde aile içi „„iletiĢim‟‟ alanında olumlu sonlanan gruba göre daha sık sorun yaĢanmaktadır.

7) Denetimli serbestlik dosyası olumsuz sonlanan olguların ailelerinde aile içi „„rollerin dağılımı‟‟ konusunda olumlu sonlanan gruba göre daha sık sorun yaĢanmaktadır.

(34)

22

8) Denetimli serbestlik dosyası olumsuz sonlanan olguların ailelerinde aile içi „„duygusal tepki verebilme becerisi‟‟nde olumlu sonlanan gruba göre daha sık sorun yaĢanmaktadır.

9) Denetimli serbestlik dosyası olumsuz sonlanan olguların ailelerinde aile içi „„gereken ilgiyi gösterebilme becerisi‟‟ nde olumlu sonlanan gruba göre daha sık sorun yaĢanmaktadır.

10) Denetimli serbestlik dosyası olumsuz sonlanan olguların ailelerinde „„aile davranıĢ kontrolü‟‟ n de olumlu sonlanan gruba göre daha sık sorun yaĢanmaktadır.

11) Denetimli serbestlik dosyası olumlu sonlanan grubun aileleri olumsuz sonlanan gruptan farklı baĢ etme tutumları sergilemektedir

12) Ailesiyle görüĢülmesini kabul etmeyen grubun algıladıkları aile desteği kabul eden gruptan düĢüktür.

3.YÖNTEM

3.1.ÇalıĢmanın Yeri, Tasarımı, Örneklemi

Bu tez çalıĢması, Ege Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Denetimli Serbestlik Polikliniği‟ nde yürütülmüĢ kesitsel bir araĢtırma niteliğindedir. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı alınmıĢtır.

Hakkında esrar kullanımı nedeniyle “Denetimli Serbestlik Tedbiri ve Tedavi” kararı verilerek Ġzmir, KarĢıyaka, ÖdemiĢ ve Bergama Denetimli Serbestlik ve Yardım ġube Müdürlüklerince izleme alınan, ilk görüĢmesi Ģube müdürlüğündeki uzmanlarca tamamlandıktan sonra tedavi amaçlı Ege Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Denetimli Serbestlik Polikliniğine sevk edilen olgulardan çalıĢmaya katılmayı kabul edenler çalıĢmaya alınmıĢtır.

(35)

23

Ġlk aĢamada DS lik grubundan çalıĢmaya katılmayı kabul eden kiĢilerin tanıları, aile yapıları ve aile desteği algıları değerlendirilmiĢ, ikinci aĢamada bu bireylerin ailelerinde baĢ etme becerileri, psikiyatrik semptomlar ve eksen 1 tanılarının değerlendirilmiĢtir.

Bu amaçla, birinci aĢamada çalıĢmaya katılan kiĢiler klinik görüĢmeleri yapılarak eksen 1 tanıları açısından değerlendirilmiĢtir. Algıladıkları aile desteği „Algılanan Aile Desteği Ölçeği‟ ile; içinde yaĢadıkları ailenin fiziksel ve ekonomik koĢulları olgu rapor formundaki iliĢkili sorularla, aile içi iliĢki biçimi „Aile Değerlendirme Ölçeği‟ ile değerlendirilmiĢtir.

Ġkinci aĢamada çalıĢmaya katılan olgulardan ailesi ile görüĢülmesini kabul edenlerin aynı evi paylaĢtığı kiĢiler telefon görüĢmesi ile bilgilendirilmiĢ görüĢmeye çağırılmıĢtır, çalıĢmaya katılmayı kabul eden ve görüĢmeye gelen aile bireyine MINI görüĢmesi, baĢ etme yolları ölçeği, SCL- 90 kısa psikiyatrik semptom tarama ölçeği uygulanmıĢtır. Aile bireyinin aile yapısına iliĢkin algısını değerlendirmek için Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmıĢtır.

Olgular DS lik dosyası sonlandırılmalarına göre olumlu sonlanan ve olumsuz sonlanan olarak 2 gruba ayrılarak karĢılaĢtırmalı değerlendirilmiĢtir.

Zeka geriliği olan, biliĢsel bozukluğu olan, okuma yazma bilmeyen, ağır duygudurum bozukluğu ya da aktif psikotik bozukluğu olan, 1 yıldan fazla süredir yalnız yaĢayan, 18 yaĢ altı bireyler, esrar dıĢı madde kullanımı nedeniyle DS lik kararı uygulanmıĢ, esrar dıĢı MKB tanısı karĢılayan bireyler çalıĢmaya alınmamıĢtır.

3.2.Kullanılan Gereçler:

3.2.1.Olgu Rapor Formu

Katılımcıların sosyodemografik verileri çalıĢmacılar tarafından hazırlanan ( Dr. Buket PETĠN, Doç. Dr. A. Ender ALTINTOPRAK ) olgu rapor formu ile değerlendirilecektir.

(36)

24

Bu formda olguların yaĢ, cinsiyet, medeni durum, gelir durumları, aynı evi paylaĢtığı kiĢiler tespit edilecektir.

Formun devamında hastaların madde kullanım durumları, eski tedavi giriĢimleri, kaçıncı denetimli serbestlik dosyaları olduğu, ev içinde madde kullanımı olan birey var olup olmadığı araĢtırılacaktır( Ek 6).

3.2.2.BilgilendirilmiĢ Onam Formu

ÇalıĢmaya katılan her kiĢiye çalıĢmanın özetini, amacını ve kısaca yöntemini içeren „BilgilendirilmiĢ Onam Formu‟ verilerek gerekli açıklamalar yapılacaktır. Katılımcılardan bu formu dikkatle okumaları ve özgür iradeleriyle çalıĢmaya katılmaya karar verdikleri takdirde imzalamaları istenecektir ( Ek 1).

3.2.3. Aile Değerlendirme Ölçeği

Aile değerlendirme ölçeği ABD Brown Üniversitesi ve Buttler Hastanesi‟ n de geliĢtirilmiĢ olup ailenin iĢlevlerini hangi konularda yerine getirebildiği hangi konularda getiremediğini değerlendiren bir ölçü aracıdır.

Aile değerlendirme ölçeği McMaster aile iĢlevleri modelinin klinik olarak aileler üzerinde uygulanması ile elde edilmiĢtir. Yedi alt ölçekten oluĢmaktadır. Bunlar McMaster Modeli‟ nin alt boyutları olup altı tanesi aile iĢlevlerindeki her bir sorun alanını tek tek ele almaktadır ( 1. Problem çözme, 2. ĠletiĢim, 3. Roller, 4. Duygusal tepki verebilme, 5. Gereken ilgiyi gösterme, 6. DavranıĢ kontrolü) bir tanesi genel iĢlevler üzerine odaklanmıĢtır. Her soru yedi ölçekten bir tanesine aittir. Soruların bazıları sağlıklı iĢlevleri bazıları sağlıksız iĢlevleri tanımlamaktadır. „McMaster Modeli‟ ne göre 53 olan soru sayısı üç alt boyutun ( iletiĢim, problem çözme, rol ) geçerliliğini arttırmak amacıyla boyutlar arası korelasyonu etkilemeyecek Ģekilde 60 soruya çıkartılmıĢtır. Alt ölçeklerin değerlendirilmesinde 2 üstü puan belirlenen alanda sorun olduğuna iĢaret etmektedir.

Şekil

TABLO 1 Örneklemin Katılım Durumunun Değerlendirilmesi  Olguların Aile Bireylerinin ÇalıĢmaya Katılımı ( N:157)
TABLO 2: Örneklemin Sosyodemografik Özelliklerinin Değerlendirilmesi
TABLO 3: Örneklemin Sosyodemografik Özelliklerinin Değerlendirilmesi(2)
TABLO 5:Örneklemin Önceki  Psikiyatri  BaĢvurusu
+7

Referanslar

Benzer Belgeler

IgG avidite test sonuçları reenfeksiyon ve reak- tivasyon ayırımı ile hastalığın tanısını direkt etkilemesi nedeniyle gerek gebelerde gerekse immünitesi

The weight loss period after bariatric surgery is most significant in the first year and guidelines recommend avoiding pregnancy for at least 12 (12–24) months after

Eğitim düzeyi yüksek olan akademik personelin çoğunluğunun güneşten korunma ve güneş koruyucu kullanımıyla ilgili yeterli bilgi, tutum ve

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ /.. SELÇUK UNIVERSITY JOURNAL OF FACULTY

Yandaki tabloda ikiĢer tane yazılmıĢ üç basamaklı sayıları bulup farklı renklere boyayın ve. Sayı

arasında karşılaştırmalar yapıldığında, etyolojik nedenler, birden fazla etyolojik neden varlığı, epilepsi öyküsü ve EEG özellikleri açısından, gruplar

HBeAg nega- tif kronik aktif hepatitli olgularda IFN- α tedavisi ile elde edilen cevap HBeAg pozitif kronik aktif hepatitli olgulardakine benzer ancak tedavi kesil- dikten sonra

MUĞLA’DA YAŞAMIŞ OLAN ÖNEMLİ ŞAHSİYETLER.. Muğla ve civarı tarihi boyunca fiziksel anlamda karadan erişilmesi zor da olsa kritik ve elde tutulmak istenen bir bölge olmuştur.