PAZAR, 18 Şubat 2001
I 1 8
|d
d it'* i *■ Ialbüm
... *1$ :>• fi
Komşuların, "Am an Arife hanım , sen Neşe'yi An- kara radyosunda çocuk programları yapan bir Ay şe abla var, ona götür" diyeceği yıHara çok az var.
Batılı m üzik eğitim inin yanında H alkevi'nde, H alk Tiyatrosu" eğitim i de a lır N eşecan G öktürk.
S-Hular söylemeye
*F
Neşe Karaböcek, 2 6 yıldır gazeteci Tevfık Y en erle evli ve Hasan isminde bir çocukları var.
“ a _____ Mil.. ı ^ ı ı i eskiden 16 Altın Plak sahibi olan
*"rSXs2¡
b«e gitmeyen bir çocuktur. adabıyla oturulup müzik dinlenen
A r
Neşe Karaböcek, üç yıl aradan sonra iddialı iki albümle dinleyicisinin karşısında
abeskin kraliçesi döndü
1945'in 1 Nisan inda, İstanbul Yeşilköy'de üç katlı ahşap bir
Fotoğraf: Erol ATAR
Aile, ikisi ölen üç kızın ardından bir kız daha doğduğunu görünce biraz burkulur ama ebesi "Bak, göbeğini uzım kesiyorum, sesi güzel olsun" diyerek annesine verir alü kiloluk bebeği. Neyse dördüncü doğumdan sonra bir
erkek çocuğa sahip olur anne ve •mmKmmmmmmm
babası ve iki kız çocuğa daha...
Eh ebenin neredeyse bir ermiş olduğu, sesin güzel -hatta soprano- olduğu çok geçmeden ortaya çıkar; cumbada oturup sokağa bakarak ve elindeki çorba kaşığıyla tempo tutarak "Çile Bülbülüm Çile", "Fincanı Taştan Oyarlar", "Limon Ektim Taşa..." gibi şarkıları döktüren, henüz 2,5 yaşmda bir kızdır.
Babasının Devlet Demiryollan'ndaki görevi nedeniyle Ankara'ya taşınmalarının ardından, komşuların da zorlamasıyla, Ankara
Radyosu'nda çocuk korosunu yöneten Ayşe Abla'ya götürür annesi. Ama Ayşe Abla elinde kaşıkla kocaman kocaman şarkılar söyleyip, kocaman kocaman şarkıcılara taş çıkaran küçük Neşecan Göktürk'ü ne yapsın; o çocuk şarkıları söyleyen çocuklarla çalışmaktadır! Fakat anne dayatınca, konservatuvara götürmesi için bir kart yazar.
Neşecan birkaç gün sonra, büyük bir salonun ortasındaki kuyruklu piyanonun önündedir. Nazım Ülgen "çocuk"u görünce uzun bir "Aaaaa" çeker; beklediğinden çok küçüktür çünkü. Neyse, elinde kaşığı ve boyu piyano tuşlarının hizasında olmak üzere, bir "Çile Bülbülüm" çeker Neşecan. Nazım bey ayağa fırlar:
- Hanım hanım bu çocuk ne böyle? Cüce mi yoksa?
- Beyefendi kendinize gelin! Görmüyor musunuz küçücük çocuk.
- Afedersiniz birden şok oldum. Ne bileyim, hiç böyle şey görmedim.
•
İLK ROLÜ 3,5 YAŞINDA
O sıralarda Ankara Devlet Tiyatrosu Küçük Tiyatro Bölümü kurulur. Muhsin Ertuğrul'un talimatıyla gazetelere ilan verilerek, tiyatroya
Pek çoğumuzun küçüklüğünden beri dinlediği o "bülbül"
ses Neşe Karaböcek, üç yıl aradan sonra iki yeni albümle
karştmıza~ÇTkıyor. Birinde -modaya uyarak- eski şarkıları
yeniden ve onun deyimiyle "yepyeni bir sound'la"
seslendiriyor. Yani "hem gençliğin seveceği, hem de
nostaljiyi bozmayacak" biçimde söylüyor. Bugüne kadar
en çok Altın Plak kazanmış (yani en çok satmış) sanatçı
Unvanını kimselere kaptırmayan Karaböcek, diğer
albümünde ise yeni besteleri yorumluyor.
alınacak yetenekli küçükler aranır. Neşecan yine büyük bir salonda, Muhsin Ertuğrul'unkarşısmdadır şimdi. O da şaşırır duyduklarına ve gördüklerine. Ama bir sorun vardır: "Daha ilkokula gitmiyor, okuma yazması yok. Oyunu nasıl ezberler..." Yine de imtihanı kazanır; üstelik tiyatro, şan ve bale bölümlerine kabul edilir. İlk rolü "şarkı söyleyen bir kuş"tur, yaşı 3,5'ken alır bu rolü. Sonra Mümtaz Zeki Taşkm'm yazdığı iki oyunda başrol oynar: Yıldız Ece ve Kara Böcek. Mümtaz Bey'in hep "Böcek" diye sevdiği ve bu nedenle de adına bu oyunu yazdığı Neşecan, sonraları hep Neşe Karaböcek olarak anılacaktır. Diğer oyunlardan kat kat fazla oynanan Kara Böcek, Neşecan'm o küçücük haliyle
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile de tamşmasma vesile olacaktır.
Daha sonra Devlet Operası'na alınır. Soprano olarak yetiştirilir. Carmen, La Bohem
operalarında, Çaykovski'nin Kuğu Gölü'nde yaşım aşan görevler alır. Muhsin Ertuğrul'la Büyükbaba ve Torunu oyununu birlikte oynarlar. Bu arada bir de Halkevi'nde de halk tiyatrosu eğitimi alır. Ve bütün bunlar o henüz ilkokula başlamadan gerçekleşir.
Nihayet ilkokula başlar! Altı yaşmda, ikinci sınıftan. Ama aynı zamanda tiyatroda, operada rol alır; bale eğitimine devam eder, bir de üstüne gazinolarda "solist" olur. Yedi yaşmdayken, semaverden çay içilip fındık fıstık yenilen Ankara Cebeci Dörtyol Aile Bahçesi'nde sahnede bulur kendini. Ablasıyla birlikte, Karaböcekler olarak türküler söylerler, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses'ten önce! Ama Neşecan tek başma "Akmıyor Çeşmi Siyah", "Aheste Çek Kürekleri" ve inanmayacaksınız "Makber"i icra etmektedir. Bahçe dolar taşar, Ankara çalkalanır. O ise bebeklerle hiç oynamayan, evcilik oynayan kızlan "Allah Allah, yapma şeylerle oynuyorlar"
diye garipseyen bir çocuktur o zaman.
Eh sonunda bir tercih... yapacaktır; ne de olsa yedi yaşma gelmiştir! Tabii ailesinin etkisiyle tercih sahneden yana olur. Operayı bırakır ama, okul, konservatuvar ve sahne devam eder. Bu arada Fahri Kopuz'dan, Türk müziği, nota ve solfej dersleri alır. (Sizin de içinizden yeteeeeeer demek gelmiyor mu?) Bir bakarsınız, plakçılar kapıda. Yedi yaşmda ilk plağım da doldurur: Bir Arap şarkısı Alloma ve Tintin Tini Mini Hanım (Neyse ki bir çocuk şarkısı)!
Emel ARMUTÇU
MİLYON SATAN PLAK
Ortaokulu bitirince ablası evlenir ve Neşe Karaböcek tek başma sahnelerdedir artık. Ama o batı, özellikle İspanyol müziğine merak sarmıştır. Ankara Radyosu'nda Flamingo Dans Orkestrası eşliğinde Latin Amerika müziği icra eder. Sonra 'T ü rk müziğinde daha çağa uygun, çok sesli bir değişiklik yapmak lazım" der kendi kendine. Bir şarkı bulur, gerçi kendisinde önce 11 kişi
tarafından okunmuştur ama meşhur olmamıştır. O ise aradığım bulmuştur; şarkıyı batı
enstrümanlarıyla İspanyol tarzında çaldırır ve okur. "Artık Sevmeyeceğim" ve "Ağlama Değmez Hayat"ın olduğu 45'lik, 15 milyon satar! O artık bildiğimiz Neşe Karaböcek'tir. İlk Altın Plak ödülünü o zaman alacak ve sonra bunların sayısını 16'ya çıkarıp, rekoru hâlâ kimseye kaptırmayacaktır.
Pek çok "tarz'T dener ve başardığım düşünür. Söylediğine göre arabeski çıkaran -ve sonra baba Orhan Gencebay'm karşısında arabeskin annesi olan- odur. Ama Klasik Türk Müziği de okumuştur, arabesk de Latin de İspanyol da... Hatta türküler; batı enstrümanlarıyla, "Pop türkü" olarak. Amerika'ya ilk gittiğinde, kimse bilmezken, Türkçe sözlü new age'le döner geri. Hep arar, bir süre sonra kendisi bıkar çünkü. 15- 20 yıldır kışlan yaşadığı Amerika’da şimdi jöne bir "yeni sound" bulmuştur ama buraya gelmesi için biraz erkendir.
Peki bu arada opera? Hâlâ sever; ama "bu işlere girince, dönüşü zor olur ya..." Yine de ara sıra acaba Opera’ya başvursam mı, diye
düşünmeden edemez.
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi