Server Tanilli nın gelecek öngörülen
‘oturup düşünme zamanının geldiğini de anımsatıyor bize.
İnsanlığı Nasıl Bir Gelecek Bekliyor?
Server Tanilli, XX I. yüzyıla
girerken, insanlığı nelerin
beklediğini, tarihsel özdekçi
diyalektiğin özüne uygun
olarak saptıyor, insanoğlu,
X X . yüzyılda, önceki
yüzyıldan devraldığı sorunları
özümlerken, kuşkusuz,
endisinden sonraki
kuşaklara, birçok sorun da
bırakıyor. Tarihin akışının bir
gereğidir bu. Tanilli’ye göre,
en önemli sorun, sanayi
devrimiyle birlikte başlayan,
ağır koşulları şimdi
duyumsanmaya başlanan
çevre kirlenmesidir. Çevrenin
kirlenmesi, uygarlığımızın
geleceğini tehlikeye
sokmaktadır.
VECİHİ TİM URO Ğ LU
U T nsanlığı nasıl bir gelecek
bekli-I
yor?” (*), giderek bilgeleşen _1_ Servet Tanilli’nin son yapıtının adı. Ben, Tanilli dostumuzun portresini çıkarırken onun namuslu bir bilim ada mı kimliğini öne çıkarmıştım. (Vecihi Ti- muroğlu, Yazınımızdan Portreler, s. 227, 1991 Ankara, Başak Yayınlan). Monta- igne’in şu sözünü, Jean Calvet eleştirse de, çok severim: “ Ezbere bilmek, bil mek değildir.” Kaynağında, Jean Calvet haklıdır. Bildiğini anlayan, özümseyen insan, bilgi sahibidir.(l) Ne ki, bir bilgi yi ezberlemeden de, anlayabilmemiz bi raz zor görünüyor. Kaynağında, insan, anladığı şeyi ezberler, kendisine mal eder. Tanilli dostumuzu, ilk okuduğum anda, bildiğini anlamış bir insanla karşı karşıya olduğumu anladım. İşte ondan sonra, onu ezberlemeye başladım.Son yapıtını okuduğumda, Server Ta- nilli’nin, çağımızın sorunlarına derinden bakan bir bilge nitemini (sıfatı) kazandı ğını gördüm, insanlığın ve Türkiye’nin sorunlarını araştırırken nesnesiyle çıkı şan düşünceyi buluyor, okuruna sunu- or. Bilgeliğin başlıca özelliği, “ doğru ak- . _ un yargıda bulunmaktır. Tanilli, insanlığın ve ülkemizin sorunlannı, doğ ru akla uygun olarak çözümlemeye çalış tığından, Dize, iç kaygılarına kapılma dan, tutkularından uzak yargılarda bu lunabiliyor. Eski deyimiyle, “hikmetli bir bilim adamı”dır o. Bir bakıma, ülkesinin ve insanlığın sorunlarıyla uğraşı, bir haz kaynağı yapmıştır kendisine. O, bir bi lim adamıdır, ama bilgine oranla, sezgi lerini daha çok kullanır ve bulucudur. Bilgeliğin kaynağı da, bilimsel verilerin yetersizliği karşısında sezgiyi kullanma- ı bilmektir. Tanilli, aklın en derin, en irlikçi, en geniş, en evrensel görüşleriy le sorunlan kavnyor, onları belirleyen bilgiyle çözümlüyor. Bu yüzden, “bilge” diyorum ona. Yalın bilgilerle değil,
bil-Î
’inin eksik kaldığı yerde, sezgiyle derin- eşerek, nesnesiyle tam çakışan düşünce yi, yani “doğru düşünceyi” yakalıyor. Ta nilli, beklediğimiz durumla karşılaştığı mız durum arasında belli bir orantıyı ku rarak bize, sorunların çözümlenme yol larını gösteriyor. Bundan dolayı “bilge” diyorum ona.Server Tanilli, XXI. yüzyıla girerken, insanlığı nelerin beklediğini, tarihsel öz dekçi diyalektiğin özüne uygun olarak yor
la”
E
saptıyor, insanoğlu, XX. yüzyılda, önce ki yüzyıldan devraldığı soruman çözüm lerken kuşkusuz, kendisinden sonraki kuşaklara, birçok sorun da bırakıyor. Ta rihin akışının bir gereğidir bu. Tanilli’ye »öre, en önemli sorun, sanayi
devrimiy-Î
;ore, en önemli sorun, sanayi devrımıy- e birlikte başlayan, ağır koşullan şimdi duyumsanmaya başlanan çevre kirlen mesidir. Çevrenin kirlenmesi, uygarlığı mızın geleceğini tehlikeye sokmaktadır. Tanilli dostumuz, insanlığın karşı karşı ya bulunduğu tehlike karşısında uyarıla rını yaparken suçluyu da saptıyor:Sana-Î
i burjuvazisinin aymazlığı. Dünyanın er ülkesinin yurttaşları, teknolojinin ni- mederinden yararlanırken, karşılaştıkla rı çevre sorunlarının farkına varmakta gecikiyorlar. Türkçemizİ kirleten adıyla “medya” - bu terimi sevmiyorum, görsel iletişim araçları varken, neden medya? - insandan yana değil, domuzdan yana bir yayın siyasası güdüyor.Ülkemiz, geri kalmışlığın sancılarını ekerken “Doğu-Batı” karşıtlığının çe lişkilerini yaşadı. Çağımızda, bu karşıt lık, yerini “Kuzey-Güney” çatışkısına bı raktı. Batı-Doğu karşıtlığı, bir bakıma, “ akıl-gizem” karşıtlığı idi, oysa, Kuzey- Güney karşıtlığı, “gelişmislik-gelişme- mişlik” karşıtlığım ifade ediyor. Tanilli, “gelişme” ile “çevre sorunları”nı birbir lerinden ayrılmaz sorunlar olarak görü yor. Kuşkusuz, bu gözlemi, tarihsel bir gelişme sürecini yansıtıyor. Bilimsel ve teknik ilerleme, inancın karşısına, bilin ci, zamanmda yerleştirmiş Batı’nın ürü nüdür. Bilimlerin özelliği, durmadan ar- taa bilgi birikiminin, arkadan gelen ku şaklarca kullanılmasıdır. Doğu’da, bilgi birikimi olmamıştır yeterince. Batılı bi lim adamının elinin altında, eski Yu- nan’dan başlayarak çok zengin bir bilgi ve deneyim bulunmuştur. Bu durum, Ba tılı bilim adamına, gelecekteki çatışma ları için, çok elverişli bir devinim olana ğı vermiştir. Bilimsd devinim, yaşamı sü rekli onarmayı başarmıştır. Doğu top- lumlarında, yaşamı sürekli onaracak bi limsel birikim olmamıştır hiçbir zaman.
Tatlı bir esriklik
Batı’da üretilen ve yaşamı sürekli ona ran bilim, kuzey yarımkürenin toplum- lannca değerlendirilmiş, dünyamızın ku zey yan küresinde yaşayan halkların ya şam düzeylerini yükseltmiştir. Çünkü, bilimin uygulama süreci kesintisizdir. Doğu, gizemin büyücülüğünde tatlı bir esrikliği yaşamıştır tarihi boyunca. Özel likle, dinsel kuramların egemenliğinde, yaşamdan çok, öte yaşamı zenginleştir meye çaba göstermiştir. Din, ölümsüz yaşamın korunması için tüketmiştir insa nın enerjisini. Bu yüzden, Doğulu yaşam anlayışı, güney yarıkürede, bilimse ginin birikimini engellemiştir. Bilimsel bilginin belirtici özelliği, gerçekliği, öz- deksel (maddi) dizgelere uygulamasın- dadır. Bu aşamada, bilim adamının işle vi sona erer. Bilimin verilerini yaşama ge çirme işlevi, mühendislere ve uzmanla ra özgüdür. Mühendisler ve teknik adamlar, sanayi burjuvazisinden daha ay mazdırlar. Sanayi burjuvazisini yönlen dirmeyi kafalarından bile geçirmemiş- lerdir. Çevrenin kirlenmesi, onların ay mazlığından kaynaklanıyor. Sanırım, Ar- şimet’in (M.Ö. 287-212) mühendisleri geri zekâlı olarak nitelemesi, bu yüzden dir. (2)
Gelişme, kaynağında, çok çatışkıh (pa radoksal) bir içerik kazanmıştır. Burju vazinin kendi çevresini ve yaşamını üst düzeylere çıkarmak için, azgelişmiş ülke lerin zengin kaynaklarını tüketmesi, gü zel doğalarını yozlaştırması, kapitalist
toplumları, gelişmiş toplumlar durumu na getirmiştir. Bu ba kımdan, gelişmişlik, aldatıcı bir kavram olarak görünüyor. Gelişmekte olan ül keler kavramı, bu nun en çarpıcı örne ğidir. Yanlış olduğu duyumsanmakla bir likte, üstesinden ge linmesi zor bir man tık izlenimi veren “ akıl yürütme” , tasım lama (kıyaslama) ya da tanıtlamadır (is patlama) aldatıcılık.
İktidarı sü rekli kılmak
Tanilli, ülkemizde, 1950’denbuyana, “aldatıcılık”m iktidarların siyasal duru muna geldiğini ileri sürüyor. Gerçekten, ülkemizde, siyasal partiler, iktidarlarını sürekli kılmanın bir yolu olarak görü yorlar “aldatıcıbk”ı. Adnan Menderes’in “nurlu ufuklar” kavramı, aldatıcı bir kavramdır. Tarihsel ve toplumsal bilin ci, Kuva-yi Milliye ile oluşmaya başlayan Anadolu halkını, özlemini duyduğu sa nayileşme ve çağdaşlaşma gösterileriyle, emperyalizme teslim etmek için aldatıcı bir kavram olarak kullanır bu terimi. Her temel atma töreninde, “Bu tesisle, Türkiye, yılda... dolar tasarruf edecek tir.” diye söylevler verdi, ama her kuru luşun sonrasmda, Türkiye Cumhuriyeti, kendi mali birikimini tükettikten başka, milyonlarca dolar borçlandı. Tarihsel bir yanılgıyla idam edilirken arkasında, ger dan kırmakta birinci, peltek dilli Süley man Demirel’i bıraktı. “Plan yok, pilav var!” gibi üstesinden gelinmesi zor bir “kalkınma mantığı”nı, lümpen burjuva zinin gözboyayıcı yaşam biçimine dönüş türdü ve halkımızın yüzde elli sekizini, yoksulluk sınırına, yüzde otuz ikisini yoksulluk çizgisinin altına itti, yerine de, tüy diksin diye, ayartıcı, gözboyacı, usta sofist, yapmacık davranışlar kralı Turgut Özal’ı yetiştirdi.
Lafaye, “Dictionaire des synonyme” adlı yapıtında, “ aldatıcılık” (trompeur) terimini şöyle tanımlıyor: “ Yapmacık, kdgıyla ilgili bir şeydir, kuram ise alda tıcı olur. Kandırmaca, hile, entrika, öv- ;ü, dalkavukluk gibi her türlü davranış içimi için yapmacık denilebilir. Aldatı cı ise söylevi, akıl yürütmeyi, başkaları nı kandırmakta kullanan insanın niteli ğidir. Çoğu kez yapmacık bir övgü man tıksal akıl yürütmelerle elde edilemeyen bir sonucu, elde etmeye yeter.” (3) Men deres, Demirel, Özal üçlüsü, kalkınma gözboyayıcdığıyla, ülkeyi, Sovyetler’in kucağına oturtmamak aldatmacasıyla, emperyalizmin kucağına oturttular. Bu işi yaparken de ırkçı, şeriatçı, milliyetçi bir mantık izlenimi veren akılyürütme yolunu seçtiler.
Server Tanilli, XX3. yüzyıla girerken, dünyayı bekleyen acıları sergilerken, Türkiye’nin ana sorunlanna da değini- yor.(4) Türkiyeli insanlar, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde, görkemli bir atılımla, çöken imparatorluğun kuruluş toprakla rında, önce tarihin en anlamlı “Kurtuluş Savaşı”nı vermişler, utkularının ardın dan, toplumun yapısına en olumlu dev rimi yaparak çağdaşlaşma yolunda onur verici bir atılımı gerçekleştirmişlerdir. Tanilli’nin soylu deyişiyle, “Yddızm par ladığı anlardır’ o anlar. Bana göre, “ Gü neş’in batmayı bilmediği yıllardı” o yıl lar. Yazık ki, yıldızlar kaydı. Güneş, bek lenmedik biçimde, balçıkla sıvandı. Ta rihte, haksız barışlar haldi savaşlar var dır. Mustafa Kemal’in önderliğinde,
Türkiyeli insanlar, haksız Sevr Barışı’nın belgesini yırtmışlar, onurlu bağımsızlık savaşım yapmışlardır. Haklı Kurtuluş Sa- vaşı’yla, haklı Lozan Banşı’nı, emperya-
ürmişlı
dostum Prof. Dr. Bülent Tanör’ün
sav-İ Ş lt l
lisdere kabul ettirmişlerdir. Saygıdeğer ladi:
“ h;
i, Kurtuluş Savaşı, haklıdır, ama ” değildir. “Haildi” bir savaş, o
halkın tarihsel ve toplum sa-vaşı veren halkın tarihsel ve toplumsal bilincinin ürünüdür. Tarihsel ve toplum sal bilinç, “ ulusal istenç”i ifade eder. Kurtuluş Savaşı, salt Mustafa Kemal’in tarihsel bilincini, bağımsızlık istencini yansıtıyor. Kendisiyle birlikte Samsun’a çıkan insanların bile, böyle bir bilinci ve istenci yoktur. Kurtuluş Savaşı’nda ve devrim sürecinde yaşanan olaylar, bu gerçeği açık seçik gösteriyor. Türkiyeli insanların tarihsel ve toplumsal bilinçle ri ile ulusal istençleri, Kurtuluş Sava- şı’nın yaratıcı öğeleri olsaydı, Türkiye, XX. yüzyılın ikinci yarısında, devrim yo lunu tıkayarak ırkçı ve şeriatçı eğime kaymazdı.
Tarihsel bilinç
Tarihsel bilinç, zihinsel ve ruhbilimsel bilinçten çok farklı bir bilinç biçimidir. Zihinsel ve ruhbilimsel bilinç, örgensel bir rahatsızlığın, bir anlama güçlüğünün, kapsamı genişletme yoluyla, dışımızda tanık olduğumuz bir kötülüğün sezgisi dir. Bir de, “kendiliğinden bilinç” vardır. Yaşanan durumun dolaysız duyumsan- masıdır kendiliğinden bilinç biçimi. Tür kiyeli insanların, durumu, dolaysız algı ladıkları bile kuşkuludur. Mustafa Ke mal’in ısrarlı, dirençli, biraz da dayatıcı uyarısıyla kavramışlardır durumu. Tür kiye halkı, o günkü durumu, dolaysız olarak algılayıp olayların üzerine eğilerek durumun içeriğini, nedenlerini, anlamı nı çözümlemeye çalışan bir tepki göster memiştir. Bu, tepkisel bir bilince bile sa hip olmadığını gösterir. Türkiyeli insan ların yığınsal tepkisi, yazık ki, Kuva-yi Milliye’ye karşı olmuştur. Yozgat, Kon ya, Bolu, Düzce, Koçgiri ayaklanmaları, Anzavur, Delibaş kalkışından, Hilafet Ordusu, hemen her bölgede görülen di renişler, Kuva-yi Milliye’nin Mustafa Ke mal istenci ile yaratddığını kanıtlıyor. Adlarını saydığım kenderde, hâlâ, ırkçı ve şeriatçı direnişlerin sürdüğünü gör müyor muyuz? Kurtuluş Savaşı’nm en zor döneminde, Çerkez Etem’in Yunan Ordusuna katılması, tarihsel bilincin bo yutunu belirliyor. Kurtuluş Savaşı’nın kı yısında dolaşan Celal Bayar’m, ismet Pa- şa’ya karşı “Galip Hoca” lolığında çık ması, Türkiye halkının ulusal istençle şe riatçı ve ırkçı eğilimi birbirine kanştırdı- ğının en büyük kanıtıdır. Ben, Celal Ba yar’m, Bidis’te, kendisinden küçük Nor-şin Şeyhi’nin elini öptüğüne tanık
olmu-S
dur. Tarihsel bilinci oluşmuş bir , Bayar, Menderes, Demirel, Özal, Erbakan, Tansu, Mesut Yılmaz, Ecevit gibi insanları başında tutabilir mi? Mus tafa Kemal’in bağımsız istenci, tarihsel bilinci, bir avuç Kuva-yi Milliyeciyi ateş- lemiştir.Açık açık sömürülen, emperyalizmin gizlemeye gerek görmediği oyunlarıyla bölünmeye çalışılan, dinle imanla, temel siz milliyetçilik duygularıyla kandınlan Türkiyeli insanlar, nâlâ başardamayan “ kalkınma” nesnesi üzerinde yoğunlaş- Urdarak aldatılıyor. Bu da, Türkiye hal kının, “ekmek” dışında saygın bir kav ramı düşünemediğini gösteriyor. Oysa, bağımsızlaşmadan, ekmeğini tam olarak yiyemeyecektir. Bu duruma bakarak, halkımızın bilinç alanını “dar bilinç” te rimiyle nitelendirebiliriz. Türkiye halkı nın bilinci, büyük ülküleri, evrensel
bü-I
C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 5 71
Taha Toros Arşivi S A Y F A 14