“Z
aman”ın hayatımızda ne kadar önemli ve başat bir unsur olduğunu anlatmak; düşüncede en kolay, ifadede en zor gözüken “insani” eylemlerin başında gelir. Zamanın içinde yaşarız ve yine onun içinde eylemlerde bulunuruz. Ama “Zaman nedir, zamanın tarifi nedir?” gibi sorular soruldu-ğunda da bir an dururuz, tarif-ifade üzerine düşünmeye başlarız. Böylece zaman, içinde kolayı-zoru, iyiyi-kötüyü, cenneti-cehenne-mi barındıran bir unsura dönüşüverir.Fatih Arslan, tarifi-ifadesi en zor kavram-lardan olan “zaman”ın modern insan eliyle yoğrularak ‘boş’laştırıldığı biçiminden yan-sıyan ve kendiliğine yabancılaşmanın getir-diği köksüzlüklerin ‘dolu’luğuyla paradok-sunu bütünleyen figürlerin; erken dönem ro-manlarımızda nesne-tüketim ilişkileri açısın-dan nasıl gösterildiğini çarpıcı ve kendine özgü üslubuyla, araştırmacıların ve edebiyat-dönem meraklılarının beğenisine sunmuştur. Sinemis Yayınları’ndan 2012’de çıkan ve 163 sayfadan oluşan eser “Zamana Ön söz” ile başlar. Sonrasında 3 ana bölüm ve alt baş-lıkları sıralanır. “Son Fasıl” kısmı, eserin sonuç kısmı olarak sunulur. “Zaman Ön söz” eserde “boş zamanların nesne-tüketim ilişkileri açısından erken dönem romanları-mızda ele nasıl alındığı”na dair söz edilecek hususlara giriş ve okuyucuları bu hususla-ra ısındırma özelliğindeki bölümdür. Arslan burada; Türk-İslam medeniyetinin gelenek-le biçimgelenek-lendirilmiş yaşam tarzındaki za-man anlayışından, Batı-Avrupa medeniyetin-de biçimlenen zaman anlayışına geçme dü-şüncesinin istek, tereddüt, pervasızlık ve ‘boş’luk arafında insanımızı etkilemesinin ya-rattığı “nesne egemenliği ve tüketim kutsan-ması”nın, erken dönem romanlarımıza yan-sımasını göstermek amacını da şöyle ifade eder: “Metinlere dair tekrar tekrar aynı yo-rumları yapmak, Batılılaşmanın efradını
cami ağyarını mani tariflerine dair tarihsel, ekonomik bilgilerden bahsetmek çalışmamı-zın temel niyeti değildir. İşin biraz felsefesi-ni yaparak bir de bu açıdan yorumlamak alın-maya çalışılmıştır. Amacımız, içre bir kültü-rel rahatlama seansı yaparak belki ıstırabını hep hissettiğimiz tek bedende cüretkar çift değer psikopatolojisinden kendimizi arındır-maya yeltenmektedir. Böyle olduğu için de mümkün olduğu kadar konuşmanın bazen düşünen alışkanlıklarından çıkıp Bache-lard’ın dediği gibi “derin düşünmeyi” gerek-tiren yoğun yazma biçimi seçilmiştir.” Bu ifa-delerden de anlıyoruz ki, yazar, okuyucusu-nu sadece eserinin kookuyucusu-nularına değil, ookuyucusu-nun iç-eriğini oluşturan derin felsefi-düşünsel kav-ramlarla örülü ifadelerin “düşünme”yi tetik-leyici mekanizmalarına da ısındırıyor.
Eserin birinci bölümü “Tanzimat’a Kadar
Üretim / Tüketim Dinamikleri” ana başlığı ve
“Osmanlı’da Zaman ve Tüketim”, “Göz’ün Keşfi / “Nüvelenme” Dönemi vd.” ve “Ara-dakalmışlıktan “Haz”za” isimli alt başlıklar-dan oluşmaktadır. “Osmanlı’da Zaman ve Tüketim” alt başlığı altında Osmanlı toplu-munun Türk-İslam temelli geleneği üzerine inşa ettiği kimliğin zaman anlayışı hakkın-da, değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu za-man anlayışının içinde, geçmişten gelen bi-rikimlerin yansıdığı tüketim anlayışının “ne ve nasıl” olduğuna dair değerlendirmeler de vardır. Tüketim unsurunu gördüğümüz anda koşut olarak düşünmeye başladığı-mız üretim ve ekonomi için de önemli değer-lendirmeler yapılmıştır.
Osmanlı kimliğinin sacayaklarından olan “Savaş kültürü”nün temel olduğu gaza eko-nomisinin yanı sıra, dini-ahlaki yükümlülük-lerin ürünü olan lonca-ahilik örgütlü esnaf anlayışı; mütevazı bir yaşamı önceleyerek özde “olgunlaşmayı ve asıl öte”ye uzanma-yı esas alır. Bu; eski güce yeniden kavuşma
Boş Zaman Figürleri
Erken Dönem Türk Romanında Nesne-Tüketim İlişkileri*
düşüncesiyle başlayıp, hayatımızın her nok-tasına yayılan Batılılaşma düşüncesinin ge-tirdiği ekonomi ve tüketim anlayışına geçiş-ten önce, Osmanlı insanının hem günlük hem de daha uzun ve önemli zamanı kapsayan ih-tiyaçlarının “sonlu-sonsuz” yönlü çağrışım-larına verdiği cevaplar bakımından son de-rece önemlidir. Batılılaşmamız-çağdaşlaş-mamız üzerine yazılmış sayısız eserde, eko-nomi konularına da elbette yer verilmiştir. Bu nokta da Arslan’ın farkı, daha önce söz etti-ğimiz üzere, okurlarını düşündürmeye yö-nelik ifadelerinde belirir. Medeniyet ekseni-mizdeki kaymadan önceki sabitlikte “sa-vaş-gazanın şekillendirdiği ekonomik yapı” dışında günlük ihtiyaçları karşılamak için mevcut olan ekonomik yapı ve unsurlarını Arslan şu ifadelerle açımlıyor: “İnsanlar için günlük ihtiyaçları belirleyici/karşılayıcı oranda üretim yapabilmek, kısaca iaşeyi sağlayabilmek, dönemsel tavır için yeterli ve yetkin bir faaliyetti. Bunu da ekonomik an-lamda lonca ve ahilik gibi dini çerçevesi olan, ayakları yeryüzünün iştihanı henüz keşfet-memiş yapılarla yönlendirmekteydi. Os-manlı insanı, dinin emirleri ve sultanın buy-rukları arasında kendince bir değerler dün-yası kurmasına rağmen gayrimüslimler gibi “değer” kavramına dair netleşmiş bir faali-yet içinde değildi. Esnafı, erkek egemenliği-ne dayanan, paylaşımcı, tevazu sahibi, tasav-vufi biçimlerini salt kamil bir insan olma adı-na eyleyen olgunlaşma yolundaki dünya dervişleriydi.” (sf. 1-2)
Bu, asırların yoğurduğu geleneksel yaşam tarzının sağlam değerler dünyasının önem-li bir yönüdür. Değişimle beraber gelen Ba-tılı (yeni) değerler ve algı biçimleri, gelene-ği ve unsurlarını bozmaya başlayarak “tüke-tim-nesne ve zaman” algılarındaki kaçınıl-maz değişim tahribatını da tetiklemiştir. Bu değişimin ve tahribatın insanımız üzerinde-ki etüzerinde-kisinin belüzerinde-ki de en özgün biçimde anla-tılacağı tür olan romanın da, aynı zamanlar-da kültürümüze gelmesi, kaderimizin bir ga-rip cilvesidir. Yazar “Tüketimin en yaygın metası ve tartışma arenası durumundaki
romanın bize geç gelişi de aşağı-yukarı an-latılanlarla benzer bir dramatik çizgi takip eder.” (sf. 4) derken bu cilveyi tanımlar. Gö-rüyoruz ki, ekonomi ve tüketim alışkanlığı-nın yaalışkanlığı-nında, edebiyatımızda değişmektedir. Bencilliğin-bireyselliğin gözükmediği top-lumlarda bireysel bilinçlenme, geç kalmaya mecburdur. “Biz”in öncüllendiği geleneksel yaşamamız, yeni değerlerin etkisiyle birey-sel bilinçlenmeyi de “roman”ların gösterdi-ği şekilde tanımaya başlamıştır.
“Göz’ün Keşfi/ “Nüvelenme” Dönemi vd.” alt başlığında, görmek fiilinin basit an-lamının çok ötesinde, tüketim ve nesne ege-menliği merkezinde bireyin içeriden dışarı-ya açılmasını izleriz. Nesne ve tüketimin in-sanımız üzerinde egemenlik kurmaya başla-ması, insanımızın “göz”ünü içeriden dışarı-ya dikmesiyle ve Batı’dan gelen yeni değer-leri keşfetmesiyle başlamıştır. Zaman algısın-daki değişim, içerinin aydınlık gündüzüne, dışarının karanlık gecesinin tercihiyle kültü-rümüze yansır. Bu arada mekanlar da değiş-miş; evde geçirilen zamandan daha çok, eğ-lence-gezinti yerlerinde zaman geçirilmeye başlanmıştır. Yazarın bu bölüm başlığında kullandığı “Nüvelenme” sözcüğü, Batılılaş-ma serüvenimizin başladığı Lale Devri ve ar-dından gelen 70 yıllık süreyi anlatan terim-lerin en anlamlısıdır.
Zaten yazar da bunu doğrudan belirtmiş-tir. Nüvelenme, değişen Osmanlı’nın açar sözcüğü konumundadır. Değişen Osmanlı’da “boş zamanlar” nesne ve tüketim adına or-taya çıkarılan ve “göz”ü tüketmeye-haz duymaya çağıran bir unsur olarak karşımı-za çıkıyor. “Kitlesel tüketim, öncelikle zemi-ne uygun bir yoğun tüketim taleplerizemi-ne dair bir alan açma eylemine girşir. Eylemin en sa-dık anarşisti de “boş zaman”dır. Lale Dev-ri’yle başlayan süreçte toplumumuz daha önce anlamının bilmediği bu yeni zamansal terimle yüz yüze gelmiş, bırakılmıştır.” (sf. 9) Sağlıklı ve bilinçli bir tercihe nazaran, do-ğal ve yapayın hiç olmadığı kadar birbirine girdiği bir zorunlulukla atıldığımız Batılılaş-ma serüveninde, dünyada yaşanan bütün
sosyal değişimler, bizde tekrarlı-sancılı ma-hiyet göstermiştir. Arslan bu sancıyı, tüketi-min sarmalına düşen insanımızın aile yapı-sının bozulması, “biz”den “ben”e düşüş gibi çarpıcı göstergelerle anlatmıştır. Bunun gibi durumların ördüğü yeni hayat tarzı, Av-rupai yeni-sosyal bir yaşam tarzı olarak göstergeler temelinde insanımıza sunulmuş-tur. Kapalı kapılar, bir daha kapanmamaca-sına açılmıştır.
Arslan, kapıların açılışından itibaren devletin, Batılılaşmayı halkı için dayattığına da vurgu yapmıştır. Modernin parçalayıcı yönü de, dayatmadan faydalanmıştır. Bir anda, hiç tanımadığı değerlerle dayatma sonucunda yüz yüze gelen halkımız, Ars-lan’ın da ifadesiyle “Batılılaşmış gibi yap-mak” zorunda kalmıştır.
“Aradakalmışlıktan “Hazz”a” isimli alt başlıkta ise Arslan, 19. Yüzyıl’ın ilk yarısıy-la başyarısıy-layan ekonomik bozulmanın, insanımız-da çalışma azmini kırışını anlatırken kötüm-serliğin ve içe kapanışın da bu kırılışla yan yana gittiğini belirtir. Devlet borç batağına saplanırken, batılılaşmayı “tüketmek-haz” olarak selamlayan figürlerin kendi zevklerin-de olduklarını belirtir. Tüketimin ve hazzın öncelenmesi, geleceğe ve sonsuza uzanmak isteyen geleneksel zamanımızı “şimdiye ve ‘an’a” mahkum etmiştir. Yeni ve ‘boş’ zama-na uzanırken kabuk değiştiren ailemizin rei-si olan baba-erkek, tembellikten sıkılmayan, hazzı tahrik eden mekanları evine tercih eden bir “arada” insana dönüşmüştür. Yeni zamanda statü kazanmak, çalışmakla değil, Batılı tarzda yaşam derecesiyle ölçülmeye baş-layınca, ailemiz statü uğruna nesne karnava-lının girdabına sürüklenmiştir. Sürüklenme devam ederken bazı şeyler gözükse de, on-ların belirsizliği daha ön plandadır. Belirsiz-lik, beklemeyle ve sancıyla kardeştir. Biz de arada kaldığımıza göre bu 3 unsurla mede-niyet aynasında kendimizi görüyoruz. İşin il-ginç yanı, umudumuzu da terk etmiyoruz. “Üstelik arada kaldığımızı ya da kalacağımı-zı bile bile bu umutlu bekleyişi bir türlü terk edemiyoruz.” (sf. 22)
Eserin ikinci ana başlığı ve bölümü “Ne
İdüğü Belirsiz “Zaman”a Giriş”tir. Bu ana
başlığın ilk alt başlığı “Tanımsız/ Boş Za-man”dır. Arslan burada öncelikle zamanın ne olabileceğine, tanımlanıp tanımlanamayaca-ğına dairliğe ve modernleşmeye ilişkisine yö-nelik değerlendirmelerde bulunur. Bunu yaparken zamanın Antik Yunan filozofları için, Hıristiyanlık için ve İslam dini için ne-ler ifade ettiğini de değerlendirmiştir. Yine bu konuda Kant’ın, Drucker’in, Weber’in, He-gel’in, Husserl’in, Heidegger’in ve Fara-bi’nin düşüncelerine de yer verir. İnsanın ona karşı çıkamayacağını, hareketle birlikte dü-şüneceğini ve en nihayetinde ona değer bi-çenin-değerini oluşturanın bizler olduğunu vurgular. Bizim medeniyet dairemizdeki değişimimizi de zamanla doğrudan ilişkili gören Arslan, bu durumun erken dönem ro-manlarımıza yansıyışını şöyle ifade etmiştir.
“Erken dönem Türk romanında önceliğin zaman tasarrufları ve zamana dair çözümle-me yaklaşımıyla oluşturulması, teçözümle-melde de-ğişimin “zaman”la ilgisine doğrudan bir referans oluşudur.” (sf. 28) Arslan bu ifade-sini de, Karabibik romanından yaptığı alın-tılarla desteklemiştir. Tabi şimdiye tabi oldu-ğumuz anda, her eserimiz şimdinin-anın için-de hayat bulmaktadır. Geçmişin için-devamı, gelecek tasarımlarıyla şimdide bütünleşir.
Arslan; zamana dair değerlendirmelerin-den sonra “boş zaman”ın ne olduğuna ve özelliklerine ilişkin düşüncelerini sıralar. Boş zamanı “Türk modernleşme sürecinde temel değişen olarak gördüğü üretim-tüke-tim dinamikleri ve bunun beraberinde getir-diği yeni haller deposu” olarak görür. Boş za-manın asıl anlamını verirken, onun Antik dö-nem ve Endüstri Devrimi’ndeki anlamlarını da ortaya koymuştur. Bunu yaparken de Marx, Lafarque, Russell, Veblen ve Reis-mann gibi isimlerin düşüncelerine de yer ve-rir. Modernleşmenin, zamana dair tasarruf-larını verirken de parçalanmaların yansıma-ları olan bireyselleşme ve saat unsuryansıma-larına dikkat çeker. Romanlarımız da, parçalanma-ların hışmına uğrayışımızın trajedisini
anla-tır. Arslan, değişen zaman algımızla gelen yeni “boş zaman”nın artık olumlu unsurla-rımızın hiçbirine hizmet etmediğini söyler, sözlerini hadisle destekler.
“Değerli ve Yapıcı Zaman, Belki…” alt başlığında Arslan; zaman algılarındaki met-rikliğe, kuantum fiziğine ve izafiyet teorisi-ne kısaca değinmiştir. Çünkü erken döteorisi-nem (Tanzimat) romanlarımızda bunlara rastlaya-mayız. Bu romanlarda zamanın derin felse-fik ve tanımsal yönü yoktur, fantezi ve hayal vardır. Modern zamanlarla beraber ayağını yeryüzü toprağına daha çok ve yalnız biçim-de basmaya başlayan insan, ölümü daha çok hatırlamaya başladığı için, kalan zamanını daha yapıcı hale getirmek ister. Bizim bu nok-tada talihsizliğimiz, bu durumla tanışmamı-zın aceleliğindeki trajik yoğunlukta yatar. Ba-tı’ya uymak için zamanı metrikleştirmemiz-den istediğimiz neticeyi alamamışızdır: “Doğrudan doğruya kendi kaderini yaşama-ya muhalefet eden tavır, zamanı metrik kıl-ma niyetiyle işe başlasa da kısa sürede yal-dızlı zamanların vurdumduymaz hazlarına bulanmıştır.” (sf. 38) Yeniye dair belli bir ol-gunlaşmayı yaşayamayan insanımız, mo-dernleşmenin tüm sancısını yaşamak zo-runda kalmıştır.
“Mutlak Kötü Yoktur”/Sesten Kopan Za-man” alt başlığında Arslan, kültürümüzde “yeni insana geçiş”in yaşadığı zorluklar ve bu-nun Tanzimat romanımıza yansımasını değer-lendirir. Arslan’a göre; moderne-yeniye geçen Avrupa insanının bu geçişi, Don Kişot’la eserleşirken biz de bu işi Tanzimat romanla-rı görmüştür. Bizim geçişimiz sancılı olduğu için de, buna dair her eser bir çığlığa dönüşür. Daha önce “kötü”yle pek işi olmayan toplu-mumuz için, kötüyü estetize etmek zordur. Tanzimat romanları da, yeni düzende sancı çe-ken insanımızı rahatlatmak-korumak gör-evini üstlenmiştir. Ancak bu iş, kaçınılması ge-rekenlerin cazibesini artırmıştır. O cazibeye ka-pılanların çokluğu, kırılmalarımızın sesini-şid-detini artırmıştır. Arslan buna dikkat çeker. “Cilalı “an”lar – Herkes Gibi Tüketi(n/m) alt başlığında Arslan, sadece kabuk değiştiren
yoksullaşmamızın (ki devlet çöküşe akar-ken yoksulluğun artması kaçınılmazdı.) yeni tüketim anlayışına ortak şekilde katılım yönü-ne vurgu yapar. Yeni zaman anlayışının için-deki ekonomik modelin ortaya çıkardığı boş zaman, herkese dairliğini ortak tüketim anla-yışıyla var etmiştir. Normalde ortak tüketim, toplumu oluşturan her bireyin önce kendi ih-tiyacını karşıladıktan sonra ortaya konulma-lıdır. Batılı anlamda üretim-tüketim sistemi, halka inmeli ve devletin olumsuz zorlamasıy-la olmamalıdır.
Ama Osmanlı için bu durum ne yazık ki normal seyrinde işleyememiştir. Aynı durum, 1980 sonrası Türkiye Cumhuriyeti için de ge-çerli olmuştur. Yeniyi gösteren nesnelere-eş-yalara sahip olmak, modernleşmenin statü kazama anlamında cilalı yüzü olmuştur. Yüz veya daha fazla yıl arayla aynı duruma düşmek, Türk modernleşmesinin bilindik ka-deri olmuştur. Modernleşmenin her unsuru-nu Batı’dan almıştır, diyebileceğimiz Türk modernleşmesi ve onu metinleştiren roman-larımız, tanıma amacına yönelik çevirilerle kendini göstermeye başlar. Bunun yanında “Nesneye sempatiyle başlayıp empatiyle, duygu yüklemesiyle özdeşleyim (einfüh-lung) kurarak onu kendiliğinden çıkarıp yüklediklerimize dönüşmesini izlemek bera-berinde sadece eşyaların değil, imgelerin de tüketimini getirmiştir.” (sf. 49) Arslan; bu ifa-delerini değişen ekonomik yapımız merke-zinden açımlayarak, düşüncelerini aktarır.
“Yerin Şehveti”ne Kapılmış Özne” alt baş-lığında, gökyüzünün simgeselliğinde ku-rulan medeniyetimizin insanının, yeni düzen-de yeryüzünün-yerin şehvetini keşfedişi-nin, modernleşmemizdeki karanlık sayfala-rından olduğu açımlanmıştır. Arslan bu açımlamayı, eşyaya yüklediğimiz değerler sil-silesinin örnekleri ve erken dönem romanla-rımıza yansıyışlarıyla desteklemiştir.
Eserin üçüncü ana başlığı ve bölümü
“Boş Zaman Figürleri”dir. Bu kısmın ilk
başlı-ğı da, “Tüketimin İlk Kaşifleri: Züppe…”dir. Arslan, “Yeni ekonomik yapılanma içerisin-de boş bırakılan zamanı ilk keşfeiçerisin-denler
şüp-hesiz “mirasyedi” üst başlığına alabileceğimiz tiplerdir.” (sf. 59) derken, erken dönem (Tan-zimat) romanlarımızda sıkça gördüğümüz ‘mirasyedi-züppe” tipinin nasıl işlendiğini de değerlendirir. Dönem romancısı, halkı eğitme-yi amaçlarken züppeeğitme-yi “kırılan bir karakterin” macerasını sunmaktadır. Bu züppe yeni bir tip-tir ve yeninin doymayan bir iştahına sahiptip-tir ve “ “Bihruz” gibiler orijinal bir istenç nesne-si, açar tip olarak metinlerin evreninde yer alır-lar.” (sf. 59) Açar tip, kimlik arayışını sürdü-rürken safça eylemlerin öznesi mahiyetinde Arslan’ın ifadesiyle “düzme/tatlısu frenk” kimliğine farkında olmadan bürünmüştür. Böyle “öz”de kimliksiz-yabancılaşmış tipler, en komik-ironik halleriyle romanda var olur. Arslan bu tiplerin, diğer züppe tiplerine göre en baskını olarak “Bihruz”u görmektedir. “Özellikle Bihruz, genel anlamda Türk mo-dernleşmesinin ironik atası sayılır.” (sf. 64) Ars-lan “Bihruz”un şahsında değerlendiği “züp-pe” tipinin bütün referanslarını Fransız top-lumu ve Fransızca’dan aldığını da vurgular. Züppenin bütün eylemleri-tercihleri “araf”ın belirsizliğinde şekillenmiştir.
“Teslimiyetten Temsiliyete Yaşam Prati-ği Kılavuzu” alt başlığı, büyük dePrati-ğişimlerin eşiğindeki toplumumuzun kültür normların-da yarattığı tahribatı vurgulayarak başlar. Os-manlı yeni dünyaya katılmak ve kendisini ko-rumak arasında bocalayıp durmuştur. Özel-likle 20. Yüzyıl’a yaklaşılırken ve o yüzyılın ilk yarısında toplumumuza sunulan “terkip” düşüncesinin ilk örnekleri verilirken yaşanan aksaklığı Arslan şöyle ifade etmiştir: “Bütün-lüğe gitmek için öteki yarımını arayan aksak bir yapı kendini ve değerlerini sebepsiz kü-çük parçalara bölmüştür.” (sf. 67) Parçalan-mayla gelen yeni değerler, yankısını erken dönem romanlarımızda bulur. Yeni yaşam ve değerler, romanla yazılmıştır: “Tanzimat ro-manı ister sembolik, ister gösterge diyelim pek çok değer yargısının yeniden yazımına kaynaklık ve şahitlik etmiştir: (…)” (sf. 69)
Arslan, değerlendirmelerini erken dönem romanlarımızdan yaptığı alıntılarla destek-lemiştir. Bu da, onun görüşlerini mükemmel
biçimde sağlamlaştırmıştır. İsteme dinamik-lerinin ve eşyaya yüklenen değerin değişimi, boş zaman ve tüketim anlayışlarında hayat bulurken, onların hikayesi de Tanzimat ro-manlarımızda anlatılmıştır.
Bir diğer alt başlık olan “Uykusuz Saat-ler/Gecenin Keşfi”nde ise Arslan; ruhumu-zun sindiği geleneksel mekan (ev-konak vs.) anlayışından, evden dışarı mekanlara (mağaza, eğlence yeri vb.) çıkan insanımız-daki ve toplumumuzinsanımız-daki kırılmalara dikkat çeker. Dışarı mekanlarının toplandığı Beyoğ-lu, insan çeşitliliğiyle Tanzimat dönemine damgasını vurmuştur ve romanına malzeme olmuştur. Dışarı mekanlarına açılan insanı-mızın en dikkat çekici keşiflerinden biri de “gecenin-uykusuzluğun keşfi”dir. “… Tan-zimat’ın boş zaman figürleri içerisinde en fonksiyonel olanlardan biri gecenin, eğlen-cenin ve onun günah ikizi olan uykusuzlu-ğun keşfidir.” (sf. 74) Boş zamanların gece-sindeki insanımız, ondan aldığı hazzı artır-mak için nesnenin-eşyanın değerini yüksel-tirken, tüketimini hızlandırmıştır. Üretimin neredeyse sıfır olduğu toplumlarda bu du-rumlar, felaketten başka bir şey getirmemiş-tir. Ve nitekim bizde de aynısı olmuştur. Fe-lakete koşan toplum, kaçınılmazın sarmalın-da nefes almak için gecesine hayallerini de doldurmuştur. Tanzimat romanlarında bu
ha-yallerin dünyasına dalarız. Aynı zamanda Tanzimat romancısı, insanını hayallerinde bı-rakmayarak onun dertlerine çare olmak is-ter. Ama onun kötüledikleri, cazibelerini ar-tırıp, insanımızı sarmaya devam etmiştir. Ars-lan bu durumu şöyle açıklar: “Sosyal prob-lemleri ortaya koyabilen ilk öğretmen (hace-i evvel), hastalık ve tedav(hace-iye açık b(hace-ir met(hace-in- metin-lerarasılıkla sosyal tasarılarını romanlarına ustalıkla yerleştirmiştir. Metinlerin sıkça uyarılarla, ayıplamalarla yürütülmesi, bilinç-siz bir çıkarımla, bazen kötünün teşvik eden tahrip edici yapısı içinde romanı sinsi bir kı-lavuz noktasına taşımıştır.” (sf. 80)
“Fetişleşen Madde ve Meta” alt başlığın-da, eşyaların insan için neler ifade ettiği de-ğerlendirilmiştir. Değişen dönemler, eşyaya-nesneye bakışı değiştirmiştir. Batılılaşma dönemimiz bu bakımdan, eşyanın-maddenin fetişleşmesinin dönemi olmuştur. Arslan bu durumu erken dönem romanlarımızdan ör-neklerle sunmuştur. Maddeye bağımlılaşma-ya başlabağımlılaşma-yan insanımız bütün birikimlerini kaybederek felakete uğramıştır.
“Kafesten Vitrine Güzellik Semptomu/ Moda Kadını” alt başlığı, günümüz dünya-sının da başat unsurlarından olan modanın ve etkilerinin değerlendirilmesiyle oluştu-rulmuştur. Arslan bu durum için kadının kimliğine dikkat çekmiştir: “Kusur sayıla-mayacak bir belirsizliği ruh yapan kadın, aynı zamanda tüketim günlüğünün de en baskın kimliğidir.”(sf. 89) Zamanımız-yaşa-mımız değiştiğine göre kadınımız da değiş-melidir ve öyle de olmuştur. Arslan bu de-ğişimi Tanzimat romanlarından yaptığı alıntılarla göstermiştir.
“İnce Peçeli Mekân-Yarı Kentli Şahsi-yet” alt başlığında Arslan; değişen insanımı-zın “görünme arzusu ve merakının” artma-sını, erken dönem romanlarımızdan örnek-lerle ortaya koymuştur. İnce peçenin şeffaf-lığına indirgenen mahremiyetimiz, evin dı-şına çoktan çıkmıştır. Görünme arzusunun mekanları da; ziyafetlerin, baloların, kanto-ların, mesirelerin vb. mekanlarıdır. Arslan; insanla dolan ve insanileşen bu mekanların,
statü-gösteriş-doğal seyrinde olmayan yaşam mekanları özelliğine de dikkat çeker.
Modernleşmeyle gelen kentleşme, nor-malde doğal bir sonuçtur. Ancak bizim mo-dernleşmemizin yarım özellikli yapısı, ken-tleşmemizin de “yarım-yarı” kalmasına ne-den olmuştur. Yarım kalan her şey, belirsiz-liğin sarmalında kalmaya mahkumdur. Ars-lan bunu vurgular.
“Reklam/Kışkırtıcı Dil” alt başlığı, şu anda hiç de yabancısı olmadığımız “reklam” gerçeğinin bizdeki tarihsel seyrini ve rekla-ma rekla-malzeme olan eşyaların erken dönem ro-manlarımızdaki görüntülerini anlatması ba-kımından, son derece dikkat çekicidir. Dönem gazetelerinden başlayarak daha geniş bir ‘boş’ zamana ve alana yayılan reklam, dili-ni cazibeyle kurarak insanımızı tüketimin şehvetine çağırmıştır. Yeni dünyasında eşya-ya değer yüklemesini çoğaltan insanımız, rek-lamın kışkırtan çağrısını karşılıksız bırakma-mıştır. Bu, geleneksel ürünlere olan talebin azalmasını da beraberinde getirmiştir. Rek-lamlar, kadın algısının değişiminde etkin rol oynayarak, onlara hitap eden ürünlerin tü-ketimin artırılması noktasında görevini yap-mıştır. Üretim anlamında Avrupa ile boy öl-çüşemeyecek Osmanlı, tüketimde onunla yarışır hale gelmiştir: “Askeri, bilimsel, eko-nomik vb. çoğu konuda gerilerde kalmasına rağmen eşya tercihlerinde Avrupa’yla yarı-şır duruma gelmiştir.” (sf. 110) Arslan bu ger-çekleri çarpıcı üslubuyla anlatmıştır.
“Aşk”ın Bedenlerin Metni” alt başlığın-da Arslan, yeni yaşam tarzının yeni kadını-nın özelliklerine dikkat çekmiştir. Gelenek-sel ve kalın-kilolu kadın tipinin yeni ve ince-zayıf kadın tipine dönüşmesi, kadın-er-kek ilişkilerinde yeni dönemin en belirgin göstergelerindendir. Kadın “ev”den çıka-rak “ince”lince, modern aşkın en cazibeli öz-nesine dönüşmüştür. Fakat bu değişimin kirli yönü, kadını bazen de “nesne”leştirerek onun da tüketimini öncelerken, aile kurumu-na da zarar vermiştir. Kadın ve erkeğin “dı-şarı”da yakınlaşması, modernin köksüz aşk-larının mekanları olarak pastanelerin,
lokan-taların, tiyatroların ve kafelerin değişen top-lumsal yaşamda ‘boş zaman’ların geçirildi-ği önemli mekanlar olarak kabul edilmeleri-ni sağlamıştır.
“Yürüyen İnsan Eşittir” (Zatü’l Hareket)” isimli alt başlıkta ise Arslan, sanayileşmenin insan hayatına etki eden en önemli ürünle-rinden olan “arabalar” hakkında çarpıcı de-ğerlendirmelerde bulunmuştur. Değişen ya-şamımızda ‘boş zamanın tüketiminin’ ve ge-nel anlamda tüketimin en renkli unsurların-dan olan arabalar, hem gezinti yerlerinde hem de erken dönem romanlarımızda salın-mıştır. Hepsinin Avrupai tarzda olması ve süslü püslü olması, cilalanan yeni yaşamın sembollerine dönüşmelerini sağlamıştır. Ara-balar, statüyle koşut hareketlendirilmiştir. Bu da; statüye gönülden “köle” olan kimlik yoksunu züppe tipinin, koşut olarak araba-ya da köle oluşuna işaret eder. Arslan; ara-baların yeni Osmanlı hayatına girdikten sonra yaptığı etkilerin erken dönem roman-larımıza yansıyışlarını özellikle “Araba Sev-dası”ndan örneklediği alıntılarla gösterir.
“Kayıp Duman Sarhoşluğu” alt başlığın-da, “ev”in içerisinden çıkıp dışarıdaki haya-ta karışan ve dışarı mekanlarında ‘boş zaman-ları’ tüketmeye başlayan insanımızın “duman altı” görüntüleri verilir. Kadın-erkek yakın-laşmasının mekanlarına dönüşen tiyatro, kafe, kahvehane gibi mekanlar, Tanzimat ro-manlarımızda “duman altı” dekorlarla sunul-muştur. Arslan burada özellikle kahvehane-nin değişen yapısına dikkat çeker.
Bizde daha önceden, geleneği bozmaya-cak şekilde oluşan kahvehane kültürünün, modernleşmeyle birlikte bozulduğunu Arslan “Değişen; kahvehanenin genel yapısını terk ederek “mankurtlaş”maya başlayan tütü-nün, içkinin, kumarın ve kadının etkisinde kendi benliğini, iradesini kaybetmiş; atasını, ailesini tanımayan vurdumduymaz, keş insan tiplerine yer açmasıdır.” (sf. 132-133) Şeklin-de ifaŞeklin-de etmiştir. Geleneksel kahvehane kül-türümüzde böyle olumsuz tiplere rastlamak mümkün değildir. Kahvehanenin özelinde Os-manlı modernleşmesini “köklü değişim”
ola-rak görmek mümkün olmayacaktır. Deği-şim, düzenleme safhasında tıkanıp kalmıştır. “Reformdan çok Osmanlı modernleşmesini “restorasyon” olarak algılamak genel yapısı itibariyle duman altı farklı yaklaşımlardan biri gibi durmaktadır.” (sf. 135)
“Ayna”nın Gerçeğinde Hayal Kaybo-lur” isimli alt başlık, üçüncü bölümün son alt başlığıdır. Arslan burada, aynanın insan için geçmişten bugüne taşıdığı anlamları değer-lendirir. Yeni zamanın ‘boş’luğunda aynaya bakan insanın, kendisini tam gerçeklikle görmek yerine “arzuladığı” şekilde görme-ye programlandığını belirtir. Modernin sar-malında bencilleşen insanımız, aynaya daha çok bakmaya başlamıştır. Arzuladığı “ben”e dönüşmek isteyen insanımız, süslenmenin girdabına kulaç atar. Arslan; narsistliğin en belirgin simgesi olarak gördüğü dandy (züp-pe) tipinin aynayla-süslenmeyle-kıyafetle ilişkisini “Felatun Bey ve Rakım Efendi” ro-manından yaptığı alıntılarla göstermiştir. Ayna karşısında geçirilen zamanlar, boş za-manın tüketilmesinin bir başka yönüdür.
“Son Fasıl” isimli bölüm, Arslan’ın ese-rinin sonuç bölümü mahiyetindedir. Arslan bu bölümde kırılmalarla örülü medeniyet-kültür-yaşam değişimimizin genel etkilerini masaya yatırır. Değişimin etkilerinin en iyi gösterildiği tür de, aynı değişimin ürünlerin-den biri olarak tanıdığımız Batı tarzı roman-dır. İlk örnekler her ne kadar çeviri, taklit vs. şeklinde olsa da, zamanla yakalanacak öz-günlüğün ilk ayak seslerini çıkarmıştır. Ba-tılılaşmanın en çok belirmeye başladığı za-manların eseri olan Tanzimat dönemi, Os-manlı’nın daha önce yaşadığı şoklardan sonra kendisine aynada doğrudan doğruya bakmaya başladığı bir dönemdir. Arslan bu dönemi şöyle açımlar: “Kabullenme, fark etme ve imrenme, Tanzimat dönemi sosyal dönüşüm derslerinin hep sabit ana paydası-dır. Devrin buruk insanı, duyumsal çabala-rını tekrar kategorize etmenin, varlığını ye-niden gözden geçirmenin elzem hallerini önce maddenin üç boyutlu ritmini gözünde canlandırmakla işe başlamıştır. Görmenin,
sözden önceliğini fark etme yolunda ergin-leşen insan, önce birimleşip sonrasında da bi-reyselleşmiştir. Boynu eğik bir tevazu biçim-lemesinden bakarak kendini dünyanın mer-kezi kılan psişik tavra geçiş, mevcut travma-ları geçici bir süreyle de olsa askıya almıştır. Bu aslında her şeyiyle bu coğrafyanın alışık olmadığı yeni bir insan bedeni ve psikoloji-sinin inşasıdır.” (sf. 144)
Yeniyi doğru anlamda içselleştiremeyen in-sanımızın eşikteki hali ve kararsızlığına “Bari bu ‘an’ımızı değerlendirelim, keyfimize baka-lım.” düşüncesiyle, tüketim ve boş zamanın kışkırtıcılığının büyük etkisi vardır. Ve bu iki durum aslında birbirini doğurmuştur. Tanzi-mat dönemi (erken dönem) romanlarımız, bu doğumların çocuklarıyla doludur. “Kararsız ruh hallerini, kaygan zeminler coğrafyasında-ki değerler keşmekeşini Efruz Bey’in, Naim Efendi’nin, Ali Rıza Bey’in ve sonrakilerin “Yanlış Batılılaşma” temelli karakter yapıların-da yapıların-daha somut izleyebilmişizdir.
Ahmet Mithat Efendi’nin, Namık Ke-mal’in, R. Mahmut Ekrem’in, N. Nazım’ın metinleri nesnenin, tüketimin, arada kalmış-lığın yarımözenti rüyalarla doludur. Koruma içgüdüsünün otokontrolünde ilerleyen satır-lar, topluma fütursuz ve davetsiz giren on-larca yeni biçim/biçeme dair örneklemeler-le doludur.” (s. 146) Yeni dönemin en başat unsurları olan ‘boş zaman ve tüketim’in er-ken dönem romanlarımızın doğuşundaki etkisine dair, Arslan şu çarpıcı tespiti de yap-mıştır: “Kaynaklarını doğrudan Batılı refe-ranslar üzerinden pazarlayan dönem roma-nı, okumanın daha önceden edinilmiş bir kodlama mantığının tecrübesiyle oluştuğu fikrini atlamış; tercümeler ve (ç)alıntı metin-leri özümsemeden kendi yaşama biçimmetin-leri- biçimleri-ne doğrudan adapte etmiştir. Romanların bel-ki uyarma amaçlı satırları gerçeği ve kurma-cayı karıştıran birey için hayatın enstrü-manlarına doğrudan kaynaklık etmiştir. Böylece kültür, kramptan krize ölümcül bir dönüş yapmıştır.” (sf. 147)
Bir devletin çöküşünden daha çok, bir medeniyetin çöküşünü çağrıştıran kültür
krizinin etkilerini Arslan; “Fetişleşen madde, monden kadın, yeni yaşama kılavuzları, ayna düşkünlüğü, duman sarhoşluğu” gibi kavramları açarak sunmuştur. Bu kadar tec-rübeyi yaşadıktan sonra günümüze baktığı-mızda, onlardan hiç de farklı olmayan şey-leri görmekteyiz. Bu bir romandan uyarlan-mış filmin tekrarına benziyor. Ve bu filmin konusu da “arafta kalışımızın tarihçesi”dir. Filmin 1980’den sonraki yılları bizi haklı çı-karmışa benziyor. Çünkü hala “araf”tayız. “Tatmini öncelemiş roman kahramanları-nın gözümüzün önünde eriyip gitmesi, bü-tün uyarılara rağmen yüzyıl arayla bu top-lumun yaşadığı ciddi kırılmalara bir çare ola-mamıştır. Hala adı konmamış bir ara türün, bu geçiş coğrafyasında belki de arafın taraf-sız pratiklerini kabullenmiş olmamızla ala-kalıdır. Bir yanımız bizde kalırken bir yanı-mız hala hicrete meyyaldir. (sf. 149)
Arslan’ın “farkında bireylerimiz”i düşün-dürmeye yönelik bu sıra dışı eserinde, anlat-mak istediklerine yardımcı olan çarpıcı resim-ler de (fotoğraflar) mevcuttur. Edebiyatın, ta-rihin, coğrafyanın, psikolojinin, felsefenin, sosyolojinin, ekonominin muhteşem bir uyum bütünlüğüyle örülü bu eser, sıraladı-ğımız bilimlerle ilgili araştırmacıların, okur-ların ve genel anlamıyla okurokur-ların “düşün-menin zevkiyle” okuyabilecekleri bir eserdir. Bu çarpıcı eserin zengin kaynakçası da, muhteşem uyumunun nasıl örüldüğünün göstergelerindendir. Arslan özgün üslubuy-la bu uyumu örmüştür.
Onun bu çarpıcı eserini tanıtmaya çalışır-ken aldığımız büyük zevkin, eseri okumak isteyenlere uzanması ve yine onların eseri okuduktan sonra bize hak vermeleri temen-nisiyle…
İlker İşler**
* Fatih Arslan, Boş Zaman Figürleri Erken Dönem Türk
Romanında Nesne-Tüketim İlişkileri Sinemis Yay.,
An-kara 2013.
** Okt., Şırnak Üniversitesi Rektörlüğü Türk Dili Bölüm Başkanlığı.