KÜLTÜRE YÖNELIK EKONOMIK VE SOSYOLOJIK YAKLAŞIMLAR
Ekonomistler için üretimin temel faktörleri toprak, sermaye ve emekten oluşmaktadır. Bu noktada kültür elle tutulur bir maddi varlık olmasa da ekonomistler tarafından üretimin temel
faktörlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Ekonomik
yaklaşım, kültürün doğal kaynakların bir parçası olarak toprağın kapsamı içinde yer aldığını savunmaktadır. Turizm ekonomisi
içinde kültür alınıp satılan bir metaya dönüşmüştür. Buldan bezi, nazar boncukları, Ayder balı, fiile bezi ve her türlü el işi üretim buna bir örnektir. Piyasada satılan ve kârı maksimize etmeye yönelik her türlü üretim, ister istemez kitlesel üretime
dönüşecek ve kültürel değerinden ödün verecektir.
KÜLTÜRÜN, TURIZMIN GELIŞMESINDEKI ROLÜ
Yerel Kültürel Kaynaklar
Turizmde kullanılabilecek yerel kültürel kaynaklar çok çeşitlidir. Müzik, dans, sanat ürünleri ve özellikle el sanatları, yöresel yiyecek ve içecekler kültürel kaynakların bazılarıdır. Kültürel kaynaklar her zaman elle tutulur, somut kaynaklar olmak zorunda değildir. Örneğin bir mimari tarzı, giyim türü ya da el işi ürünler somut kültürel kaynaklar iken danslar, belli dönemlerde tekrar eden ya da yalnızca bir bölgeye özgü olan ritüeller, kutlamalar soyut kültürel kaynaklardır.
Kültürel kaynaklar, belli bir bölgede doğal koşullara ve doğanın sunduğu kaynaklara bağlı olarak çeşitlilik gösterir. Bir başka deyişle kültürel kaynaklar doğal kaynakların işlenmiş, değerlendirilmiş bir türevidir. Bu anlamda kültürel kaynakların aşırı tüketimi doğal kaynakların da yok olması anlamına gelirken kültürel kaynakların kontrollü tüketimi doğal kaynakların, dolayısıyla turizmin de uzun dönemde planlı bir biçimde gerçekleşmesini sağlayacaktır.
Kültürel kaynaklar turizmin gelişmesinde önemli rol oynamaktadır. Öncelikle turistlerin seyahat
etmesindeki motivasyonlardan biri farklı kültürlere duydukları meraktır. ikinci olarak somut kültür ürünleri, küresel turizmin tüketim taleplerini karşılayacak ürünler arasında yer almaktadır. Bunu daha önce kültürün metalaşması ile ilgili olarak değerlendirmiştik. Üçüncü olarak periyodik olarak düzenlenen kültürel
etkinlikler belli bir bölgeye yönelik turist akışının miktarını ve zamanını belirler. Örneğin irlanda’da Saint Patrick’s Günü, Brezilya’da Rio Karnavalı ya da italya’da Venedik Karnavalı bu tür etkinliklere örnektir.
TURIZM VE KÜLTÜR ARASINDAKI KARŞILIKLI ILIŞKI
Mowforth ve Munt, sürdürülebilir turizm tartışmaları içinde turistlerle yerel halk arasındaki karşılaşmayı incelerken üç farklı kültürel ilişkiden söz eder. Bunlardan birincisi turizm
çalışmalarında daha fazla yer bulan kültürlenme (acculturation), farklı kültürlerin doğrudan toplumsal temas ya da farklı medya araçlarının kullanımıyla karşılaşması sonucu ortaya çıkan adaptasyon, asimilasyon veya daha ılımlı toplumsal değişim türlerine değinir. ikinci olarak kültürel geçiş (transculturation), marjinal ve ikincil konumdaki kültürlerin hâkim metropol kültürlerinin ana unsurlarını, özellikle maddi unsurlarını benimseyerek ilişkide bulundukları yeni kültüre uyum sağlamaları anlamına gelmektedir. Üçüncü olarak yerel kültürün bir hayvanat bahçesine benzetildiği (zooification), yerli kültürlerin tıpkı hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi, tamamen otantik, ilkel ve değişmeyen bir yapıda sunulması anlamına gelmektedir. Özellikle Afrika’da ilkel dönemdeki kabile hayatını örnekleyen bir takım köylerin otantik kültür olarak sergilenmesi, turistlerin tıpkı bir hayvanat bahçesini gezercesine bu köyleri ziyaret etmesi, buna rağmen yerlilerle belli bir mesafeyi koruması buna örnek sayılabilir. Her ne kadar bu üç örnek de turizmin geliştiği yerlerde yaygın olarak görülse de literatürde en yaygın yer bulan örnek, kültürlenme örneğidir. Diğer iki kavrama kıyasla kültürlenme kavramı toplumsal değişimin karşılıklı oluşuna ve iki yönüne
değinmesiyle daha geniş bir analitik zemine sahiptir .
KÜRESEL TURIZM VE YEREL KÜLTÜR ÇATIŞMASI
Gelişmiş Ülkelerde Küresel Turizmin Yarattığı Tehditler
Küresel turizmin yarattığı tehditler, gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde farklılık göstermektedir.
Gelişmiş ülkelerde öne çıkan sorunlar, bu toplumların hâlihazırda modern toplumlar olması ve modern
örgütlenme ve yasal çerçevelere sahip olmalarından dolayı daha kolay kontrol edilebilir. Gelişmiş ülkelerde yaşanan birinci sorun, turist akınlarının artmasıyla yerel halkın birtakım kültürel pratiklere ulaşamaması ve kendi yaşam alanlarından ya da kültürel etkinliklerinden dışlanması durumudur. ikinci sorun, turizmin
merkezde yoğunlaşması ya da çevreye yayılması arasındaki ikilemdir. Turizmin merkezde yoğunlaşması, özellikle kent turizmi içinde görülür. Kentin belli bir kesiminin turistlere yönelik altyapı ve etkinliklerin odak noktası olması yerel yapının turist akınından daha az etkilenmesi anlamına gelmektedir. Bunun için
istanbul’da Sultanahmet bölgesi örnek verilebilir. Öte yandan, turizmin çevreye yayılması turistik etkinliklerin kent merkezinden çok, çevredeki doğal ve kültürel etkinliklere yönlendirilecek biçimde planlanması
durumudur. Bunun için izmir iyi bir örnektir. izmir’de kent merkezi daha az turist alırken Selçuk, Efes, Çeşme, Urla gibi ilçeler daha çok turist almaktadır.
Gelişmiş ülkelerin deneyimlerini değerlendirmek için Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’dan vereceğimiz örnekler açıklayıcı olacaktır. Paris dünyada yıllık olarak en fazla turist çeken turizm destinasyonudur. Kent nüfusu
yaklaşık 12 milyon iken yıllık turist sayısı 30 milyona yaklaşmaktadır. Bu turistlerin yarıdan fazlası yabancı turistlerdir. Örneğin Paris’in sembolü sayılan Eiffel Kulesi’nde bir anda binlerce turist dört farklı giriş kapısının önünde kuyruklar oluşturmaktadır. Bu durumda Paris’in yerli halkının kendi kültürel değerlerine ulaşması giderek zorlaşmaktadır.
Duygusal emek: Çalışanların, çalışma alanlarının koşullarına uygun biçimde duygusal tavırlar sergilemeleri duygusal emek anlamına
gelmektedir. Özellikle hizmet sektöründe yer alan ve hizmet ürününün tüketiminde doğrudan yer alan çalışanlar, gerçek duygularını kontrol
etmek ve sundukları hizmete uygun duygular sunmak zorundadırlar. Bir garsonun müşterinin taleplerine ve beklentilerine uygun olarak güler yüzlü ve kibar olması, kendi kişisel konumundan bağımsız davranması buna bir örnektir.
Ön yargı: Gündelik hayatta da sıklıkla kullandığımız bu terim, belli bir
grubun üyelerine yönelik genel ve taraşı bakış açısı anlamına gelmektedir.
Ön yargı, bir grubun üyelerini tanımadan oluşur, grubun homojen ve tek tip bir yapıya sahip olduğuna dayanarak değer yargısı yaratır.
YEREL KÜLTÜRÜ KORUMAYA YÖNELIK ÖNLEMLER
Bölgesel Koruma: Belli bir bölgenin milli park ya da koruma alanı ilan edilerek korunması.
Sektörel Denetim: Bir bölgeden işletme sayısı, işletme büyüklüğü yayılımı konusunda düzenleme yapılması.
Ziyaretçi Yönetim Teknikleri: Fiyatlandırma ya da motorlu taşıtların giriş çıkışı ile turist sayılarının denetimi.
Çevresel Etki Ölçümü: Fayda - maliyet analizi ve çeşitli denetim teknikleriyle kaynak kullanımının kontrolü.
Taşıma Kapasitesi Hesaplamaları: Bir bölgenin kaldırabileceğinden daha fazla turist almasını öngörmeye yönelik hesaplamalar.
Danışma ve Katılım Teknikleri: Yerli halkın karar verme sürecinde dâhil olarak kendi taleplerini dile getirdiği çeşitli teknik yöntemler.
Davranış Kuralları: Belli bir turizm bölgesinde mevcut yapının korunmasına yönelik davranışın önceden kurallarla belirlenmesi.
Yerel halkı turizmin sosyoekonomik katkıları konusunda bilgilendirecek kampanyalar yapılmalı,
Turizm gelişmesi yerli halk tarafından belirlenen hedef ve önceliklere göre şekillendirilmeli ve turizm sektörü yerine yerli halk ne kadar değişim istediğine karar vermeli,
Turizm bölgesine yönelik promosyonlarda yerli halk söz sahibi olmalı çünkü bu promosyonlar ne tür turistlerin geleceğini ve turist sa Turizme yönelik yerel fırsatların bütünlüğünü ve kalitesini korumaya yönelik çalışmalar hem kamu sektörü hem de özel sektör tarafından koordine edilmeli,
Yerli halkların turizm gelişmesinden etkilendiği durumlarda bu halklar da planlama sürecinde dâhil edilmeli,
Yerli sermaye, emek ve girişimcilik turizm gelişmesine dâhil edilerek turizm üzerinde yerel halkın kontrolü sağlanmalı,
Turistik etkinliklerde yerel halkın katılımına yönelik fırsatlar yaratılmalı,
Turizm destinasyonları kendi tarihlerini, yaşam biçimlerini ve coğrafi yerleşimlerini temsil eden temalar ve etkinlikler planlamalı,
Yerel büyüme sorunlarını önlemeye yönelik çalışmalar turizm etkinlikleri başlamadan önce yapılmalıdır yılarını etkilemektedir.
ÖZET 5
Turizm ve kültür arasındaki karşılıklı ilişkiyi açıklamak
Kültür, turizmin gelişmesindeki en temel kaynaklardan biridir. Somut ürünleri ve soyut biçimleriyle kültür, turizmin özgün bir değer yaratmasını sağlar. Ancak bu ilişkinin bir başka yansıması turizmin gelişmesiyle birlikte kaynak olarak kullandığı kültürü de değiştirmesidir. Burada ortaya çıkan ikilem turizm gelişmesine karşılık otantik kültürün korunması durumudur. Bu noktada ekonomik ve sosyolojik yaklaşımların çatışma içinde olduğunu görürüz. Turizm gelişmesinin ekonomik getirileri kültürel yozlaşmanın sosyal sonuçlarıyla çatışmaktadır. Kültürün turizmin
gelişmesindeki rolünü tanımlamak
Kültür, turizmin gelişmesinde merkezî bir rol oynar. Çeşitli yerel etkinlikler, karnavallar, bağbozumları veya hasat festivalleri turizmin zamansal ve sayısal organizasyonunu belirler. Özgün yaşam biçimleri ve otantik değerler turistlerde merak uyandırması nedeniyle turizm talebini belirler. Kültürlerin turizm aracılığıyla tanınması bir kar topu etkisiyle daha fazla turist akınına, daha fazla ekonomik gelire, daha fazla turizm gelişmesine yol açar. Bunun yanı sıra doğal kaynaklar kültürel yaklaşımlarla birleştiğinde turizm için daha fazla anlam ifade eder. Deniz tek başına bir doğal kaynaktır ancak Mavi Tur ile bir kültür pratiğine dönüşmektedir. Kültür, turizmin doğal kaynakları değerlendirmesi için bir araçtır. Turizmden kaynaklanan kültürel etkileşimi açıklamak
Kültürel etkileşim, birden fazla kültürün karşılaşması sonucu ortaya çıkan sosyal ilişkiler bütünüdür. Kültürel
ilişkilerin sonuçları yerel halk için ve turistler için farklıdır. Turistler için kültürel etkileşimin sonuçları daha kısa bir süre geçerlidir. Oysa yerel halk kültürel etkileşime daha fazla maruz kaldığı için daha kalıcı bir etkiyle karşı
karşıyadır. Kültürel etkileşimin sonuçlarının olumlu ya da olumsuz olması yaşam biçimlerindeki farka, yaşam standartlarındaki yakınlığa ve taraşarın birbirilerine karşı ön yargı yaratıp yaratmamasına bağlıdır.
Küresel turizmin kültür için yarattığı tehditler olarak otantik değerlerin kaybı, kültürün üretiminde kullanılan doğal kaynakların yok olması, yerel kültüre karşı küresel kültürel unsurların baskın bir biçimde yayılması sayılabilir. Otantik değerlerin kaybı kültürün geri gelemeyecek biçimde yozlaşması, kültürün anlam ve biçim bakımından değişmesi
anlamına gelmektedir. Doğal kaynakların yok olması, Bodrum’da sünger avcılığının yok olması örneğinde olduğu gibi, kültürel etkinliklerin maddi koşullarının ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Küresel kültür unsurlarının baskın olması ise markalaşmanın
yaygınlığı, uluslararası zincirlerin yerel kültürü tehdit etmesi olarak değerlendirilebilir.
Kültürün korunmasına yönelik önlemleri açıklaması Kültürün korunmasına yönelik önlemler sürdürülebilirlik anlayışına paralel olarak değerlendirilmiştir. Koruma sahalarının
oluşturulması, etkin bir planlama sürecinin takip edilmesi, yerel halkın ve temsilci örgütlerinin planlama ve karar verme mekanizmalarına dâhil edilmesi, sektörel
düzenlemelerle işletmelerin korumaya desteklerinin sağlanması, davranış kuralları ve buna ek olarak kültürel korumaya yönelik yasal çerçevenin ve yaptırım mekanizmalarının
oluşturulması bu önemler içinde yer almaktadır.
IÇINDEKILER
Turızm
sosyolojisi Turizmde İş – Emek piyasası
Turizm Sektörünün Yapısal Özellikleri
Turizm İstihdamının Özellikleri
Turizmde Farklı İşçi Tipleri
Türkiye'de Turizm İstihdamında
Karşılaşılan Sorunlar
TURIZMDE İŞ-EMEK PIYASASI
TURiZM SEKTÖRÜNÜN YAPISAL ÖZELLiKLERi
Günümüz turizminin en belirgin yapısal özelliği küresel bir nitelik taşıyor olmasıdır. iletişim ve ulaşım teknolojilerinin gelişmesi, maliyetlerinin düşmesi ve dolayısıyla
yaygınlaşması, artık daha fazla yerleşim alanının turizm destinasyonu olarak öne çıkmasına ve daha fazla insanın turist olarak daha uzun mesafelere, daha farklı turizm
aktivitelerine yönelmesine yol açmıştır. Bunun sonucunda turizm piyasasının genişlediğini, bu piyasa içindeki
rekabetin arttığını da söylemek mümkündür.
Otantik: Kelime anlamıyla “Eskiden beri mevcut olan özelliklerini taşıyan” anlamını taşıyan otantik sözcüğü turizm bağlamında bir destinasyonun
bozulmamış özgün kültürel özelliklerine
değinmektedir. Ancak turizmle birlikte bu özgün kültürün metalaşması, yani piyasada satılan bir ürüne dönüşmesi özgünlüğünü tehdit etmektedir.
Otantik kavramı turizmin en tartışmalı
unsurlarından biridir.
TURIZM ISTIHDAMININ ÖZELLIKLERI
Turizm konulu bilimsel araştırmaları bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, turizm literatürü içinde emek çalışmalarının oldukça az çalışılmış bir alan olduğu dikkat çekmektedir. Bunun yanı sıra, literatürde emek genel olarak bir üretim girdisi olarak değerlendirilmekte, bu nedenle emeğin sosyal yapısı, turizmdeki üretim ilişkilerinin toplumsal sonuçları, turizmde çalışanların çalışma koşulları ve sosyal ve ekonomik konumlarındaki dönüşümler göz ardı edilmektedir. Bu noktada insan kaynakları yaklaşımı ile emek yaklaşımını birbirinden ayırmakta fayda vardır.
işletme biliminin bir alt kolu olan insan kaynakları yaklaşımı, turizm istihdamını emeğin üretkenliği, ücretlendirme, vasıf oluşumu ve kariyer gelişimi açısından değerlendirmektedir. Buna karşılık emek çalışmaları daha çok sermaye ve emek arasındaki sınıf ilişkisi, emek sömürüsü, kapitalist üretim sonucu ortaya çıkan eşitsizliğin sosyal sonuçları ile ilgilenmektedir. Turizm sosyolojisi içerisinde de turizm istihdamının sosyal belirleyicilerine değinmek kaçınılmaz olacaktır.
Bir hizmet sektörü olan turizm sektöründe emek, diğer hizmet sektörlerinden
farklı özelliklere sahiptir. Turizmde çalışanlar, barınma, yeme-içme ve eğlence gibi kişisel hizmetlerin sunumundan sorumlu olduklarından, bu hizmetlerin hem üretim hem tüketim aşamasında yer alırlar. Urry, bu noktada turizmde hizmetlerin üretimi süreci kadar sunumunun da önem taşıdığını vurgular. Tüketici ile doğrudan bir
ilişki kurdukları için harcadıkları emeğin duygusal ve estetik bir boyutu vardır.
Riley, Ladkin ve Szivas’ın çalışması turizm istihdamının özgünlüğünü açığa çıkaran önemli çalışmalardan biridir. Yazarlar, belli bir işte çalışmanın davranışlara
yansıdığını ve birtakım psikolojik sonuçları olduğuna işaret etmektedir. Turizmdeki psikolojik sonuçlar, herhangi bir işte çalışmaktan kaynaklanan ücret beklentisi ya da otorite ilişkisinin sonuçlarından farklı olarak üretim ve tüketim aşamalarının
kesişiminden ve bu kesişim noktasında emeğin merkezi konumundan kaynaklanır.
Bütün bu özgün unsurlar, turizmi emek-yoğun bir çalışma alanı yapar. Bir başka deyişle, turizmde emeğin yerine sermaye, teknoloji ya da makineleşme gibi
seçenekleri koymak mümkün değildir. Bu durum, turizm hizmetlerinde emeğin merkezi konumuna işaret eder.
KAYNAKÇA
Prof.Dr. Muammer Tuna ve Doç.Dr. Aslıhan Aykaç Yanardağ , Turizm Sosyolojisi, Anadolu Üniversitesi, 1.baskı,2012