• Sonuç bulunamadı

Sanat Terapisi. Sultanberk HALMATOV. Resim Teknikleri Metaforlar ve Semboller. 4. Baskı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Sanat Terapisi. Sultanberk HALMATOV. Resim Teknikleri Metaforlar ve Semboller. 4. Baskı"

Copied!
15
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Sanat Terapisi

Resim Teknikleri Metaforlar ve Semboller

Sultanberk HALMATOV

4. Baskı

(2)

Dr. Sultanberk HALMATOV SANAT TERAPİSİ

Resim Teknikleri, Metaforlar ve Semboller ISBN 978-625-7052-85-6

DOI 10.14527/9786257052856 Kitap içeriğinin tüm sorumluluğu yazarına aittir.

© 2021, PEGEM AKADEMİ

Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları Pegem Akademi Yay. Eğt. Dan. Hizm. Tic. A.Ş.'ye aittir.

Anılan kuruluşun izni alınmadan kitabın tümü ya da bölümleri, kapak tasarımı; mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt ya da başka yöntemlerle çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz. Bu kitap, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı bandrolü ile satılmaktadır. Okuyucularımızın bandrolü olmayan kitaplar hakkında yayınevimize bilgi vermesini ve bandrolsüz yayınları satın almamasını diliyoruz.

Pegem Akademi Yayıncılık, 1998 yılından bugüne uluslararası düzeyde düzenli faaliyet yürüten uluslararası akademik bir yayınevidir. Yayımladığı kitaplar; Yükseköğretim Kurulunca tanınan yükseköğretim kurumlarının kataloglarında yer almaktadır. Dünyadaki en büyük çevrimiçi kamu erişim kataloğu olan WorldCat ve ayrıca Türkiye’de kurulan Turcademy.com tarafından yayınları taranmaktadır, indekslenmektedir. Aynı alanda farklı yazarlara ait 1000’in üzerinde yayını bulunmaktadır.

Pegem Akademi Yayınları ile ilgili detaylı bilgilere http://pegem.net adresinden ulaşılabilmektedir.

1. Baskı: Mayıs 2020, Ankara 4. Baskı: Nisan 2021, Ankara Yayın-Proje: Şehriban Türlüdür Dizgi-Grafik Tasarım: Müge Çetin

Kapak Tasarımı: Pegem Akademi

Baskı: Ay-bay Kırtasiye İnşaat Gıda Pazarlama ve Ticaret Limited Şirketi Çetin Emeç Bulvarı 1314.Cadde No:37/A-B

Çankaya / ANKARA 0312 472 58 55 Yayıncı Sertifika No: 36306 Matbaa Sertifika No: 46661

İletişim

Karanfil 2 Sokak No: 45 Kızılay/ANKARA Yayınevi: 0312 430 67 50 - 430 67 51 Dağıtım: 0312 434 54 24 - 434 54 08 Hazırlık Kursları: 0312 419 05 60

İnternet: www.pegem.net E-ileti: [email protected] WhatsApp Hattı: 0538 594 92 40

(3)

ÖN SÖZ

Sanat bireyin iç dünyasına girmenin sihirli bir yoludur. Sembol ve metafor- ların dilinden anlayan biri, karşısındaki kişinin kendisinin bile bilmediği gizli dünyası hakkında önemli ölçüde bilgi alabilir. Zaten sanat terapisinin büyüsü de buradan kaynaklanıyor. Birey sanat terapisi sırasında sevdiği bir şeyle uğraşarak eğlenceli zaman geçirirken, aynı zamanda derinlere gömdüğü duygularını da her- hangi bir direnç göstermeden dışarı vurma fırsatı bulacaktır. Şekiller, semboller ve metaforlar aracılığıyla dışa vurulan bastırlımış duygular, uzman tarafından

“işlenerek” yeniden ama bu sefer “uygun” bir şekilde yerli yerine oturtulacaktır.

Sembol ve şekillerin sihirli dlini anlamak ise koly değildir. Üstelik bu dil farklı uzmanlar tarafından farklı yorumlaınrken daha da zorlaşmaktadır. Bu kitapta sa- nat terapisi sırasında sık sık karşılaşılan sembol ve şekillerin diline değinilmiştir.

Üstelik bu bilgiler en güvenilir kaynaklardan elde edilmeye çalışılmıştır. Bu kitap birçok uzmana sanat terapi tekniklerini kullanarak bireyi ve gurubu tanıma fırsatı verecektir. Kitapta sanat terapisinde kullanılan oldukça etkili tekniklerin uygu- lama yöntemlerinin yanı sıra resim tekniklerinde karşılaşılan birçok sembol ve şekillerin anlamına da yer verilmiştir. Kitaptaki bazı teknikler pratikte kullanıla- gelen tekniklerdir. Yazar tarafından geliştirilen bazı teknikler ise ilk kez bu kitapta yerini almıştır. Okuyan herkese faydalı olması dileğiyle…

Not: Maddi manevi her türlü desteklerinden dolayı eşim Medera’ya, oğlum Yuşa’ya ve kızım Zeynep’e şükranlarımı sunarım. Ayrıca tüm işlerini bırakıp kitabı baştan sona gözden geçirerek, bir detektif gibi hataları tek tek bularak düzelten Serpil Karadoğan hocama da teşekkür ediyorum.

Sultanberk HALMATOV

(4)

İÇİNDEKİLER

Ön Söz ... iii

GİRİŞ ...1

1. BÖLÜM: İhtiyaçlar, Engeller ve “Çelik Halkalar” ...3

2. BÖLÜM: Sanat ve Psikoloji ...11

3. BÖLÜM: Resim ve Psikoloji ...25

4. BÖLÜM: Metafor ve Semboller ...27

5. BÖLÜM: Resim Yorumlamadaki Genel Kurallar ...29

6. BÖLÜM: Resimlerdeki İpuçları ...31

7. BÖLÜM: Resim Tekniklerinde Kullanılan Bazı Metafor ve Semboller ...59

8. BÖLÜM: Sanat Terapisinde Kullanılan Resim Teknikleri Örnekleri ... 67

9. BÖLÜM: Sessiz Çığlık Metaforik Çalışma...77

10. BÖLÜM: Bitki Şeklindeki Çocuklar ...81

11. BÖLÜM: Aile Sosyogramı Projetif Testi ...83

12. BÖLÜM: Sanat Terapisinde Mandala Kullanımı ...91

13. BÖLÜM: Sanat Terapisinde Aile ile Resim Çalışması ... 109

14. BÖLÜM: Sanat Terapisinde Grup ile Resim Çalışması ... 113

15. BÖLÜM: Çocuklar ile Çalışmada Sanat Terapi ... 117

KAYNAKÇA ... 121

(5)

Psikanalitik kurama göre insanlar doğuştan getirdikleri birtakım güçler tara- fından yönlendirilirler. Bu güçler içgüdüler ve dürtülerdir. İnsanın tüm davranış- ları bu güçlerin etkisi altında ortaya çıkmaktadır. İnsanoğlu “insanlık” boyutunun ötesinde bir organizmadır. Başka bir deyişle, insan her şeyden önce bir canlıdır ve her canlının giderilmesi gereken ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların bazıları (fiz- yolojik ihtiyaçlar) hayati önem taşımaktadır. İhtiyaçlar karşılanmadığı zamanlar- da canlıda (organizmada) nahoşluk (rahatsız edici) duygusu söz konusudur. Bu duygu canlıda «gerginliğe» yol açar. Organizma bu «gerginlikten» kurtulmak için ihtiyacını giderecek nesneyi arar ve ihtiyaç duyduğu şeyi bulduğunda bu «gergin- likten» kurtularak dengeyi yeniden sağlar (Çelikkaleli, Gökçakan ve Çapri, 2005:

247). Açlık ve uyku gibi fizyolojik ihtiyaçlar hayati öneme sahiptir ve uzun süre karşılanmadığında ölümcüldür. Fizyolojik ihtiyaçlar tüm canlılarda vardır; insa- noğlunu “insan” yapan ise diğer canlılarda olmadığı düşünülen psikolojik ihtiyaç- lardır.

Abraham Maslow (1968), fizyolojik, güvenlik ve psikolojik ihtiyaçları beraber ele almıştır. Maslow’un ortaya koyduğu modelde ihtiyaçların; fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyaçları, ait olma-sevme/sevilme ihtiyaçları, saygı-saygınlık ihtiyaçları, bilme-anlama ihtiyacı, estetik ihtiyaçlar ve kendini gerçekleştirme ihtiyacı şeklin- de sıralanmıştır (İnanç & Yerlikaya 2008).

Erich Fromm (1973), insan için ilişki, kimlik, aşmak ve bir yönelim nesnesi- ne duyulan ihtiyaç (dini, manevi ihtiyaç) gibi ihtiyaçlardan söz etmiştir. Fromm’a göre; insanlar içinde yaşadıkları ve bulundukları sistemlerin ihtiyaçlarına göre davranırlar. Bu nedenle içinde yaşanan kültürün sosyo-ekonomik durumları o kültürde yaşayan insanların ihtiyaçlarının şekillenmesini de önemli ölçüde etkile- mektedir (Çelikkaleli vd., 2005: 248).

Murray (1955) bireylerin ihtiyaçları ile çevrenin özellikleri arasındaki uyu- mun önemine değinmiştir. Ona göre bu uyumun seviyesi bireylerde ihtiyaçlara ilişkin doyum ya da ihtiyaçlara ilişkin yoksunluğa neden olur. Murray kuramında 15 farklı psikolojik ihtiyaç tanımlamıştır. Bunlar; Başarma, Başatlık, Değişiklik, Duyguları Anlama, Düzen, Gösteriş, İlgi Görme, Karşı Cinsle İlişki, Kendini Suç- lama, Özerklik, Saldırganlık, Sebat, Şefkat Gösterme, Uyarlık ve Yakınlık ihtiyaç- larıdır (Akt: Çelikkaleli vd., 2005: 248).

GİRİŞ

(6)

Mc Clelland’a göre insan; başarma, güç ve ilişki ihtiyacı olarak tanımlanan üç grup ihtiyacın etkisi altında davranış gösterir ve bu güdülerin her biri kişide farklı bir tatmin duygusu doğurur (Akt: Erdem, 1997: 75). Başarılı olmak isteyen birey, başarısızlığa uğramamak için gerçekleştirmesi zor olan amaçlar yerine orta ağırlıklı amaçları benimser. Birey başarısızlığa uğramamak için çok aşırı derecede risk üstlenmez. Bununla birlikte çok düşük riskli işler de üstlenmez (Sarıtaş ve Duran, 2017).

Glasser’e (1997) göre insanın genetik yapısından kaynaklanan beş temel güdü vardır. Bunlar; hayatta kalma ve üreme, ait olma (sevme-sevilme ve değerli olma), güç elde etme, özgür olma ve eğlenme. Psikolojik ihtiyaçlar engellendiğinde ser- gilenen davranışlar, sağlıklı ve dengeli olmayacağından bireyin yaşamda doyum sağlamasını engeller (Glasser, 1985)

Görüldüğü gibi kişiliğin gelişimi konusundaki farklı yaklaşımlar, farklı gö- rüşlere sahiptir. Kimi kuramlar bilinçdışı süreçlere önem verirken, kimileri kişinin öğrenme geçmişine odaklanmıştır. Bazıları ise zihinsel süreçlerin incelenmesini önemsemiştir. Tüm bu farklılıklara rağmen ortak kabul edilen görüş ise insanların muhtemelen biyolojik kökenli olan psikolojik ihtiyaçlarının olduğu ve bu ihtiyaç- lar insan davranışlarının arkasındaki itici gücü oluşturduğudur.

2 Sanat Terapisi: Resim Teknikleri, Metaforlar ve Semboller

(7)

Yeni doğmuş bebek tamamen içgüdülerine göre hareket eden bir varlıktır.

Freud’un görüşüne göre tamamen İd’in etkisi altında olan bebek, her istediğini anında karşılanmasını ister. Henüz bir engel (Süper Ego) söz konusu olmadığı için

“hücresel” bazda hareket etme söz konusudur. Bebek “içinden” geldiği gibi ha- reket etmede “özgürdür”. İhtiyaçlarını bekletme, yokmuş gibi yapma, sabretme, erteleme gibi becerileri hayatın ilk birkaç yılında henüz yoktur. Örneğin; şartlar ne olursa olsun, ortamı uygun olup olmadığına bakmaksızın tuvalet ihtiyacı gide- rilecektir.

Önceleri “özgür” olan çocuğa tuvalet eğitimi ile birlikte ilk sınırlama getirilir.

“Bundan sonra istediğin zaman, istediğin yerde tuvaletini yapamayacaksın. Tuva- let ihtiyacın geldiğinde anında ve istediğin yere değil, sadece “birileri” tarafından uygun görülen bir ortamda yapacaksın. Eğer uygun ortam yoksa bulunana kadar tuvalet ihtiyacını bekletmek zorundasın.”

Bu şekilde daha önceleri herhangi bir sınırlama yokken tuvalet eğitimiyle bir- likte çocuğa ilk “çelik halkası” takılırmış olur.

İlk sınırlama ortalama 1,5- 3,5 yaş arasına denk gelir. Anne babanın tutu- muna göre yaş aralığı değişebilir. Özel bir durum (hastalık, uygun bir ortamın olmayışı gibi) olmadığı müddetçe bir yetişkin için tuvalet ihtiyacını uygun ortam bulana kadar ertelemek sorun teşkil etmemektedir. Çünkü yetişkin biri neden “ulu orta” tuvalet yapılmayacağını mantıksal olarak anlar. Ayrıca belli bir yaştan beri dürtülerini erteleme veya bastırma yapabilecek kontrol mekanizmasına sahiptir.

“Anlama” ve “Kontrol edebilme” tecrübe ile şekillenen bir süreçtir. Çocuklar söz

1. BÖLÜM

İHTİYAÇLAR, ENGELLER VE

“ÇELİK HALKALAR”

(8)

konusu olduğunda durum biraz farklıdır. İlk “çelik halkanın” takılması çocuk için oldukça zorlayıcı olabilir. Çünkü çocuğun “işini” zorlaştıran iki önemli faktör vardır. Bunlardan ilki, “içsel kontrol” mekanizmanın henüz gelişmemiş olması, ikincisi ise getirilen “sınırlamayı” anlamaya yönelik çocuğun “mantık” anlayışının henüz olmayışı. Yani o yaşlardaki bir çocuk, gelişim dönemi gereği, “Tuvaleti- ni neden istediği zaman yapamayacak?” sorusunun cevabını “mantıksal” olarak anlayacak durumda (olgunlukta) değildir. Ayrıca, (mantıksal olarak anlamış olsa bile) tuvalet ihtiyacını tutmasına olanak verecek olan “dürtü kontrol” mekanizma- sı henüz gelişmemiştir. Bu durumda çocuktan “tuvalet ihtiyacını tutmasını veya ertelemesini” talep etmek, onda olmayan bir şeyi ondan istemek gibidir. İlk halka- nın takılmasıyla birlikte çocuk hayatının sonuna kadar o halkayı taşımak zorunda kalacaktır. Yani birey hayatının sonuna kadar (özel durumlar hariç) tuvalet ihti- yacını istediği zaman istediği yerde karşılayamayacaktır.

Sosyalleşmenin hızlanmasıyla birlikte çocuğa yeni “çelik halkaların” takılma hızı da artacaktır. Bu halkalar genellikle çıplak dolaşmaması gerektiği, her şeye hemen ağlamaması gerektiği, sırasını beklemesi gerektiği gibi dürtülerini kontrol etmeye yönelik halkalardır. Çocuk, takılan yeni halkaların bazılarına kolay uyum sağlayabilirken; bazı halklara ise uyum sağlamakta zorlanabilir. “Paylaşmak” hal- kası çocuğu zorlayan halkalardan biridir. Birçok kültürde insanlara paylaşmanın

“güzel” olduğu öğretilir. Bir çocuk için “en güzel oyuncağın” başka bir çocuğun elindeki oyuncak olduğu düşünüldüğünde kendi yiyeceğini ve oyuncağını başka biri ile paylaşmak çocuk için oldukça can sıkıcıdır.

Freud’un görüşüne göre haz ilkesi ile hareket eden bir çocuktan sevdiği yi- yeceğin bir kısmını kardeşi (arkadaşı) ile paylaşmasını istemek, tıpkı tuvalet eğitiminde olduğu gibi, çocukta olmayan şeyi ondan istemek gibidir. “Normal”

şartlarda çocuk için “doğal” olan davranış çok sevdiği yiyeceği tek başına yiye- rek haz almasıdır. Ama yiyeceğini paylaşmadığından dolayı ağlayan kardeşinin ve paylaşmadığı için ona kızan annenin tepkileri çocuğa kendisini kötü hissetmesine yol açacaktır. Daha sonra bu gibi durumlarda çocuk, kardeşinin ağlamaması ve annesinin ona kızmaması için sevdiği yiyeceğin bir kısmını (genellikle küçük ta- rafını) kardeşi ile (istemediği halde) paylaşacaktır. Yiyeceğini kardeşi ile paylaştığı zamanlarda annesinin gülümsemesi veya onu övmesi (Aferin sana!) ve kardeşinin

“mutlu” olması çocuk için yeni bir “haz alma” kaynağını oluşturacaktır. Çocuk sevdiği yiyeceği tamamını yiyerek haz almak yerine kardeşiyle paylaştığı için an- nesinin gülümsemesinden ve kardeşinin “mutluluğundan” haz almayı öğrenecek- tir. Bu çocuğun kendi “organizmasına” ters olan bir davranıştır. Zamanla çocuk bir

“organizma” olarak değil “insan” olarak davranmaya başlayacaktır. Organizmanın bencilliğine karşı çevrenin beklentisine göre davranmak bir süreç sonucu olur.

4 Sanat Terapisi: Resim Teknikleri, Metaforlar ve Semboller

(9)

Yani çocuk sosyalleştikçe kendi dürtülerini (organizmanın isteklerini) görmezlik- ten gelmeyi, onun yerine (dürtülerinden vazgeçtiğinden dolayı) başkalarının mut- luluğundan (çevrenin) kendine “pay” çıkarır. Başlangıçta “sahte mutluluk” olan bu haz kaynağı zamanla alışkanlığa dönüşür.

(“Sahte Mutluluk”; organizmanın bencil isteklerine karşı koyduğu için çocuğun övülmesi ve bu övgüden zevk almasıdır. İnsanlık boyutu bir kenara konulursa “İnsan”

nihayetinde bir “organizmadır”. Bu “organizma” insanlık boyutundan bağımsızdır.

“Erdemli insan” organizmanın isteklerini yok eden değil onu sadece “zapt edendir”.

Çünkü organizmanın istekleri “insanlık istiyor” diye ortadan kaybolmaz. O istek ve arzular hep bir yerlerde (derinlerde) varlığını sürdürmeye devam edecektir. )

Başlangıçta zor olan “boyun eğme” davranışı (çevreye boyun eğme) yaş iler- ledikçe nispeten daha kolaylaşır. Yeni halkalara uyumu kolaylaştıran unsur ise önceleri olmayan “mantık” ve “iradedir”. Sadece “organizmanın” isteklerini kar- şılayarak bir yere varamayacağını anlayan çocuk (mantık), organizmanın istekle- rini bastırmayı, yok gibi yapmayı, ertelemeyi (irade) öğrenecektir. Organizmanın isteklerini ret etme karşılığında ise başkaları tarafından sevilmeyi, kabul görmeyi, onaylanmayı ( Sahte Mutluluklar) alacaktır.

Halka sayısı arttıkça çocuğun topluma uyum becerisi de artacaktır. Çocuk- luktan çıkıp yetişkinliğe doğru giden süreçte arka arkaya birçok halka takılacaktır.

İyi bir evlat olma, iyi bir kardeş olma, iyi bir arkadaş olma, iyi bir öğrenci olma, iyi bir anne-baba olma, iyi bir komşu olma, iyi bir çalışan olma, iyi bir vatandaş olma ve son olarak da iyi bir insan olma halkaları takılarak “dönüşüm” tamamlanacak- tır. “İyi bir insan” olma uğruna organizmayı “zapt etme” gerekmektedir. Genellikle

“iyi bir insan” olarak tanımlanan bireylere bakıldığında; bencil olmayan, yardım- sever, paylaşımcı, uyumlu, güler yüzlü, kimseyi kırmayan bireyleri görmek müm- kündür. Özellikle dini açıdan bakıldığında “nefsini körelten” birey olarak bilinen bu bireyler, çevresi tarafından en çok sevilen ve en çok tercih edilen kişilerdir.

İhtiyaçlar, Engeller ve “Çelik Halkalar” 5

(10)

Bundan yola çıkarak, “İyi bir insan olmak demek; organizmanın arzu ve is- teklerine karşı koyarak sosyal çevrenin isteklerine göre davranmak demektir” de- nilebilir.

Halka sayısı bireyden bireye değişebilir. Bazı halkalar “evrensel” olmasına karşın birçoğu kültüreldir. İnsanın yaşına, yaşadığı kültüre, sosyoekonomik du- rumuna, eğitim düzeyine göre halka sayısı değişebilmektedir. Cinayet işlememe, tuvalet ihtiyacını uygun bir şekilde karşılama, cinsellik, ulu orta çıplak dolaşmama gibi halkaları evrensel olarak tanımlamak mümkündür. Aile yapısı, evlilik, giyim tarzı, yemek kültürü gibi halkaları ise kültürel halkalara örnek olarak verilebilir.

Halka sayısı bireyden bireyden bireye değişir.

“Çelik Halkaların” takılması zamanla alakalı olup bireyden bireye farklılık göstermektedir. Bir insanın halkası ne kadar çok ise o insan daha çok “Diğerkâm”, ne kadar halkası az ise o kadar “bencil” olarak kabul edilir. Her yeni halka takıl- dığında bireyde bir “uyum” süreci yaşanacaktır. Her yeni halka bireyde bir deği- şime yol açacaktır. Her bir halkada insan bir önceki halkadan “başkalaşarak” yeni halkaya uyum sağlayacaktır (uyum sağlamaya çalışacaktır). Bu uyum bazen kolay olurken bazen ise zor hatta imkânsız olabilmektedir. Bebeklikten çocukluğa, ço- cukluktan ergenliğe, ergenlikten gençliğe geçmek ve her yeni gelişim dönemine 6 Sanat Terapisi: Resim Teknikleri, Metaforlar ve Semboller

(11)

uyum sağlamak bazıları için kolay olmayabilir. Evlenmek, anne olmak, baba ol- mak, yeni işe başlamak, yetim kalmak gibi halkalara uyum sağlamak bazıları için zor olabilir.

İhtiyaç İhtiyaç duyulan nesne

Takılan yeni halkanın “organizmanın” isteklerine ne kadar “baskı” yaptığına bağlı olarak o halkaya uyum süreci değişmektedir. Eğer uyum sorunsuz (kolay) ise organizmadan herhangi bir “gerginlik” söz konusu değildir. Eğer yeni halka organizmanın isteklerine zıt ise, örneğin, evlilik halkası; istemediği birisi ile ev- lendirilmek, istemediği halde anne veya baba olmak vs. gibi o zaman organizmada

“nahoşluk” duygusu (gerginlik) oluşur. Hiç istememeye karşın yapmak zorunda kalmak veya çok istemeye karşın yapamamak durumunda olduğu gibi

Organizma bazı şeyleri “olsun” bazı şeyleri ise “olmasın” ister. Haz aldığı şey- leri elde etmek, baskı yapan şeylerden ise kurtulmak gibi. Her iki durumda da istediği şey gerçekleştiğinde rahatlama meydana gelir.

İhtiyaç

İhtiyaç duyulan nesneye ulaşıldığında söz konusu gerginlik gider ve rahat- lama dönemi başlar. Bu rahatlama dönemi yeni bir ihtiyaç oluşana kadar devam eder.

İhtiyaçlar, Engeller ve “Çelik Halkalar” 7

(12)

Örneğin;

Acıkmak Yemek yemek ve rahatlamak

Uykusu gelmek Uymak ve rahatlamak

Bir insanın gerçek anlamda mutlu olması için o insanın tüm ihtiyaçlarının karşılanması gerekmektedir. Maslow (1970), mutluluğun sırrını; kişinin olabile- ceği her şeyi olmasına ve kendi doğasına sadık kalmasına bağlıyordu. Ona göre

“eğer sonuçta kendisiyle barışık yaşamak istiyorsa bir müzisyen, müzik yapmalı, bir ressam resim yapmalı ve bir şair ise şiir yazmalıdır”. Rogers ise mutluluğun anahtarını; insanın kendi değerleriyle uyum içinde yaşaması olarak tarif etmiştir.

Rogers’e göre insanın güdüleri ile kabul ettiği değerlerin örtüşmesi sonsuz mutlu- luk için çok önemlidir (İnanç & Yerlikaya 2008).

İnsanoğlu sosyal bir varlıktır. Bu yüzden çoğunlukla “içinden” geldiği gibi değil sosyal çevrenin beklentilerine göre davranmak zorundadır. İnsanın sadece kendi güdülerine göre yaşaması toplumdan dışlanmasına yol açar. Aynı zamanda tüm davranışlarını topluma göre ayarlamak da insanı mutsuz eder. Bu durum- da, insan güdüsü ile toplum değerleri arasında denge kurmak zorundadır. Bire- yin gerektiğinde toplumsal beklentilere göre değil de, kişinin kendi değerlerini ve 8 Sanat Terapisi: Resim Teknikleri, Metaforlar ve Semboller

(13)

gereksinimlerini göz önünde tutarak kararlar alması, potansiyelini etkin şekilde kullanabilmesini, iş ve yaşam doyumuna ulaşabilme derecesini önemli derecede etkilemektedir (Burger, 2006).

İhtiyaç duyulan nesne, herhangi bir sebepten dolayı (örneğin; yasal sebepler, ahlaki, ekonomik veya kişisel engeller yüzünden) karşılanmadığı durumlarda söz konusu gerginlik (nahoşluk duygusu) geçmeyecek ve rahatlama yaşanmayacaktır.

Giderilmeyen nahoşluk duygusu (gerginlik) “bastırılarak” “Kara kutuya” (bilin- çaltına) atılacaktır.

Kara kutuya atılan nahoş duygular zamanla organizmaya baskı yapmaya baş- layacaktır ve bu baskıdan kurtulmak için psikolojik savunma mekanizmalar dev- reye girecektir. Birey, karşılayamadığı ihtiyacından kaynaklanan gerginlik duygu- sundan kurtulmak için öncelikle “Bastırma” savunma mekanizmasını kullanarak bu gerginliği “zapt etmeye” çalışacaktır. Bilindiği gibi “bastırmak” geçici bir çö- zümdür. Bastırılan bu nahoşluk duygusu, bastırılma yüzünden kaybolmayacaktır.

Söz konusu ihtiyaçların karşılanmaması durumunda; bireyde tatminsizlik ve ek- siklik duyguları oluşur ve birey psikolojik anlamda gergin, öfkeli ve tepkisel olur.

Horney (1939), kişinin çevresindeki baskılayıcı güçler nedeniyle kendi gerçek özüne yabancılaşmasının sonucunda nevrotik eğilimlerin oluşacağından bahset- miştir. Horney, nevrozlar ile ilgili çalışmasında“baskıcı zorluklardan” bahsetmiş- tir. Ona göre insanların hiçbir şekilde yerine getiremeyecekleri türden istekler

“baskıcı zorluklardır”. Baskıcı zorluklar kişinin duygularının, arzularının, düşün- celerinin ve inançlarının spontanlığa yani kişinin bunları hissetme ve ifade etme yetisine zarar verirler.

İnsanlar iki sebepten dolayı ihtiyaçlarını gideremezler. Bunlar içsel ve dışsal sebeplerdir. Dışsal sebepler; ihtiyaçların giderilmesine engel olan çevresel faktör- lerdir. Örneğin; diğer insanların engel olması, ekonomik sebepler, iklim şartları vs. gibi. İçsel sebepler ise; karakteristik özellikler (utangaç, çekingen olma), içsel çatışmalar, tabu vs. Çok sık olarak dışsal ve içsel sebepler bir arada da bulunabilir.

İnsan hayatının herhangi bir döneminde (hangi dönemi olduğuna bakmaksızın) gerçekleşmeyen her bir arzu (ihtiyaç), içsel bir gerginliğe yol açacaktır. Karşılan- mamış ihtiyacı olan bir insan hiçbir zaman tam olarak kendini iyi hissedemeye- İhtiyaçlar, Engeller ve “Çelik Halkalar” 9

(14)

cektir. Bastırılmış arzular her akla geldiğinden üzüntü ve kedere yol açacaktır. Psi- kolojik rahatsızlıkların birçoğunun altında gerçekleşmemiş arzuların olduğundan söz etmek mümkündür (Samarina, 2015).

“Kara kutuya” atılan gerginlikler giderilmediği müddetçe uzun süre orada kalacaktır. Zamanla gerçekleşmemiş arzulardan kaynaklanan yeni gerginlikler de eklenerek kara kutunun dolmasına sebep olacaktır. Kara kutudaki bu birikim her zaman “dışarıya” çıkmak için fırsat kollar ve her fırsatta organizmaya baskı yaparak varlığını belli eder. Çünkü kara kutunun kapasitesi sınırlıdır ve belli bir birikimden sonra bir “patlamanın” olması söz konusu olabilir. Kara kutunun fazla dolmasının sonucunda bir takım davranış bozuklukları başta olmak üzere psiko- somatik hastalıklar oluşabilmektedir.

Kara kutu havuz problemi gibi bir girdisi ve bir de çıktısı vardır. Girdi ile çıktı orantılı ise karakutu organizmayı rahatsız edecek kadar dolmaz. Kara kutunun kendi kendini boşaltma veya “yükünü” azaltma mekanizması olduğundan söz et- mek mümkündür. Bilinç dışı bazı davranışlar kara kutunun son sınırına gelmesini engelleyerek daha büyük sorunlar çıkmasını önleyecektir. Rüyalar, hayal etmeler (fantezi), dil sürçmeleri kara kutunun kendiliğinden boşalmasına örnek olarak ve- rilebilir.

Sanat terapisi bireyin bastırılmış olumsuz duygularını dışa vurmasında yar- dım etmede kullanılan en etkili tekniktir. Sanat terapisi bireye “yardım” ederken;

sorgulamadan uzak, yüzleştirme yapmayan, aynı zamanda direnç oluşmasını en- gelleyen sanat aktivitelerinden faydalanır. Başka hiçbir terapi tekniği bilinç dışına ulaşmada sanat terapisi kadar etkili değildir. Birey seans sırasında sanatsal aktivite ile uğraşırken “iç dünyasını” renklerle, şekillerle tuale yansıtacaktır. Birey, sanat et- kinliği sırasında korkularını, kaygılarını, yarım kalmış arzularını veya bastırılmış duygularını hamur ve kil aracılığı ile biçime sokarak dışa vurma fırsatı bulacaktır.

Üstelik bunları yaparken yargılanma, dışlanma, sorgulanma hissine kapılmaya- caktır. Uzman ise, bireyin ortaya koyduğu sanatsal ürünü profesyonel şekilde yo- rumlayarak bireyi tanıma fırsatı bulacaktır.

10 Sanat Terapisi: Resim Teknikleri, Metaforlar ve Semboller

(15)

Freud’un psikoanalitik kuramındaki bilinç ve bilinç ötesi kavramları sanat terapinin temelini oluşturmaktadır. Sanat tarapi sırasındaki hasta veya danışanın ortaya koyduğu ürün (resim, heykel, kolaj vs.) bireyin bilinç dışındaki (bilinçaltı) süreçlerin yansıması olarak kabul edilir. Ama ruh hastalarının yaptıkları resimler çok daha önceden uzmanların dikkatini çekmiştir. 1855 yılında Fransız adli tıp hekimi Tardieu suçluların dövmelerini incelemeye başlamış ve 1872 yılında “De- liliğin adli ve tıbbi incelenmesi” adlı çalışmasını yayınlamıştı. Tardieu bu çalışma- sında ruh hastalarının resimlerini incelemiş ve bu resimlerden yola çıkarak ayırıcı tanı koyabilmekten bahsetmişti. Aynı dönemlerde İtalyan hekim Lombrozo’nun

“Dâhilik ve Delilik” kitabı yayınlanmıştır. Lombrozo ünlü ressamların eserleri- ni incelemiş ve dahilik ile ruhsal pataloji arasındaki ilişkileri vurgulamıştır. Ona göre; ruhsal bozukluklar sanatsal yeteneği etkiler ve daha orijinal eserlerin ortaya çıkmasına sebep olur (Kopytin, 2009).

1876 yılında Fransız hekim Simon’un “psikotik sanat” adlı çalışması yayın- lanmıştır. Simon bu çalışmasında ruh hastalarının çizdikleri resimlerdeki “özel bir dilden” bahsetmiştir. Ruh hastalarının çizdikleri resimlerde birkaç farklı stil ol- duğunu ileri sürmüştür. Hastalar tarafından çizilen resimlerdeki bazı ipuçlarının belirli hastalığa özgü olduğuna değinmiştir ( Prinzhorn, 1922). Vinchon (1924), yaptığı çalışmada ruh hastalarının çizdikleri resimlerdeki baz ipuçlarını sınıflan- dırmış ve 6 farklı gurupta toplamıştır. Bunlar; 1) sapkın stil, (2) manik-depresif stil, (3) paranoyak stil, (4) epileptik stil, (5) demans ve oligofrenik stil, (6) şizofre- nik stil.

Hastalığı iyileştirmede sanattan yararlanma fikri, ilk olarak ruh hastalarının yaptıkları resimlerin hekimler tarafından fark edilmesiyle başlamıştır. Bu fikre yö- nelik ilk çalışmalardan biri ise Prinzhorn’un (1922) “Ruh Hastalarının Resimleri”

adlı kitabıdır. “Sanat terapi” kavramını kullanan ilk isim ise Hill’di (1938). Hill, verem hastaları ile çalışırken sanatın “gücünü” keşfetmiştir. Hill, sanatla uğraşan hastaların hastalıklarına yönelik tutumlarının değiştiğini, daha pozitif, daha moti- ve olmuş ve hatta daha çabuk iyileştiğini fark ederek, hastalığı iyileştirmede sanat- tan yararlanılabileceğini ileri sürmüştür.

2. BÖLÜM

SANAT VE PSİKOLOJİ

Referanslar

Benzer Belgeler

Tinetti Denge ve Yürüme Değerlendirmesi’ nin alt parametresi Yürüme Puanı ile yürüyüş ahengi ve MFUT arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Yürüme

S.: Cyclic liquefaction based on the cone penetration test, In: Proceedings of the NCEER Workshop on Evaluation of Liq- uefaction Resistance of Soils, National Center for

Abdullah Bosnevî ile ilgili birçok kaynakta isim olarak zikredilip içeriği hakkında özel bir çalışma olmaması ve eserin birden fazla kişiye atfedilmiş

Kutis marmorata telenjektatika konjenita, telenjektazi, flebektazi, deride atrofi ve ülserasyon görülebilen nadir konjenital bir hastalıktır.. Etiyolojisi tam olarak

Ek olarak, afektif mizaçların duygudurum bozukluklarının öncülleri olduğu göz önüne alındığında, HG’li gebeler afektif bozukluklar açısından daha dikkatli

Bedri Karayağmurlar: Sanattan söz ediyorsak, sanat dün de bugün de özel bir düşünme ve özel bir nesnelleştirme etkinliğidir.. Bu nedenle de sanat yapıtlarının ve

Tarama sonucunda ulaşılan makalelerden etkililik çalışması olmayanlar, uygulanan psikoterapi çalışması BDGT, psikodrama ve sanat terapisi olmayanlar, psikoterapi etkililik

Bu makalede bedensel hastalık tanısı alma sonrası gelişen duygusal krizde sanat terapisi yöntemlerinin neden kullanılması gerektiği, tanı alma sonrası hastalık ve