ANKARA, 2016
SAĞLIK ARAŞTIRMALARI VE
SAĞLIK HİZMET SUNUMUNDA KÜLTÜREL YAKLAŞIM
Sağlık Sorumluluğunu Geliştirme Programı
Tedavi ve Rehabilite Edici Sağlık Hizmetlerinde
Çok Paydaşlı Yaklaşım
Geliştirme Programı
SAĞLIK ARAŞTIRMALARI VE
SAĞLIK HİZMET
Tedavi ve Rehabilite Edici Sağlık
Hizmetlerinde Çok Paydaşlı Yaklaşım
2
1. Baskı Ankara 2016
Baskı: Anıl Matbaacılık Ltd. Şti.
Özveren Sokak No:13/A Kızılay / ANKARA • Tel: 0 312 229 37 41 - 42
Bu yayın, T. C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu (Çevre Sağlığı Daire Başkanlığı) tarafından hazırlanmış ve bastırılmıştır. Her türlü yayın hakkı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’na aittir. Kaynak gösterilmeden kısmen dahi olsa alıntı yapılamaz, çoğaltılamaz ve yayımlanamaz. Alıntı yapıldığında
“Kitabın adı, T. C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Yayın No, basıldığı il ve yayımlandığı tarih”
belirtilmelidir. Ücretsizdir. Parayla satılamaz.
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Yayın Komisyonu tarafından onay verilmiştir.
KOORDİNATÖR EDİTÖR Prof. Dr. Eyüp GÜMÜŞ
Müsteşar
EDİTÖRLER Prof. Dr. İrfan ŞENCAN
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Yrd. Doç. Dr. Talat BAHÇEBAŞI
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Prof. Dr. Süleyman GÖRPELİOĞLU
Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Prof. Dr. Murat TOPBAŞ
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Dr. Kamil TÜRKMEN
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Hasan IRMAK
Sağlık Bakanlığı Bakan Müşaviri Dr. Hüseyin İLTER
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çevre Sağlığı Daire Başkanı
Uzm. Dr. Derya ÇAMUR
4
Prof. Dr. Süleyman GÖRPELİOĞLU
Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Prof. Dr. Murat TOPBAŞ
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Uzm. Dr. Hasan IRMAK
Sağlık Bakanlığı Bakan Müşaviri Dr. Hüseyin İLTER
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çevre Sağlığı Daire Başkanı Uzm. Dr. Derya ÇAMUR
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çevre Sağlığı Daire Başkanlığı
MODERATÖRLER*
Prof. Dr. F. Nur BARAN AKSAKAL
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Prof. Dr. Ferruh Niyazi AYOĞLU
Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Prof. Dr. Zeynep Aytül ÇAKMAK
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Prof. Dr. Fevziye ÇETİNKAYA
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Prof. Dr. Nurhan İNCE
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Prof. Dr. Cemalettin KALYONCU
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Prof. Dr. Selma KARABEY
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Prof. Dr. Nuray ÖZGÜLNAR
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Prof. Dr. Ersin USKUN
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
* Soyadına göre alfabetik olarak sıralanmıştır.
Uzm. Dr. Hasan IRMAK Sağlık Bakanlığı Bakan Müşaviri
Dr. Hüseyin İLTER
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çevre Sağlığı Daire Başkanı Uzm. Dr. Derya ÇAMUR
Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çevre Sağlığı Daire Başkanlığı Uzm. Dr. Seda USUBÜTÜN
Sağlık Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Dr. Tacettin KAKİLLİOĞLU
Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Dr. Orhan Koray ARBERK Eskişehir Halk Sağlığı Müdürlüğü
Dr. Oya SÖYLEMEZ Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü
Dr. Asuman PAKER Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğü
PROJE DOKÜMANTASYON PROGRAMI YAZILIM VE TASARIMI Dr. Levent ALKAN
Düzce Halk Sağlığı Müdürlüğü Murat GÜRSEL
Düzce Halk Sağlığı Müdürlüğü
6
Fatih TÜRKMEN
Sağlık ve Sosyal Güvenlik Dairesi Başkanı Sema YILMAZ
Planlama Uzmanı
DÜZCE ÜNİVERSİTESİ PROGRAM YÜRÜTME EKİBİ Prof. Dr. Funda SİVRİKAYA ŞERİFOĞLU
Rektör
Prof. Dr. Nigar ÇAKAR Rektör Yardımcısı
Yrd. Doç. Dr. Talat BAHÇEBAŞI
Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Eski Bakanı Prof. Dr. Recep AKDAĞ ile Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Eski Başkanları
Doç. Dr. Mustafa AKSOY, Doç. Dr. Turan BUZGAN ve Prof. Dr. Seçil ÖZKAN’a
teşekkür ederiz.
8
İnsana dair her alanda ve her işte, birey ve toplum sağlığını ilgilendiren bir unsur vardır. Bir binanın eşik yüksekliğinden, taşıt ve işyerlerinden çevreye salınan gazlara; gıda ürünlerinden, okul servislerinin niteliğine;
çalışma ortamından, rekreasyon alanlarına kadar hayata dair herayrıntının insan sağlığı üzerine olumlu veya olumsuz etkisi bulunmaktadır. Sağlığa etkisi olan tüm unsurların bütüncül ve çok sektörlü yaklaşımla yeniden ele alınması günümüz toplumlarının öncelikli ilgi ve çalışma alanı haline gelmiştir.
Son yıllarda koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, bulaşıcı hastalıklarla mücadele edilmesi, ihtiyaç duyulan insan kaynaklarının geliştirilmesi, sağlık tesislerinin kurulması ve işletilmesi konularında Sağlık Bakanlığı’nın planlama, uygulama ve denetim işlevlerinde önemli ilerlemeler kaydedildi. Sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde sağlığa erişim ve hizmet kalitesinde kayda değer iyileşmeler oldu.
Bu kapsamda başta aile hekimliği, anne ve çocuk sağlığı, koruyucu sağlık hizmetleri, bulaşıcı hastalıklarla mücadele, hasta hakları, hastane ve hasta yatak sayısı, kurumsal yapılanma veinsan kaynakları olmak üzere pek çok alanda reform niteliğinde gelişmeler sağlandı.
Sağlık alanında gelinen noktadan daha ileriye istikrar ve kararlılıkla yürümek, elde edilen başarı ve kazanımları sürdürmek için bilimin ışığında, birey ve toplum sağlığına etki eden tüm faktörleri göz önünde tutan adımlar atmaya devam etmeliyiz.
Bu amaçla geliştirdiğimiz “Çok Paydaşlı Sağlık Sorumluluğunu Geliştirme Programı” ile sağlık alanında sunulan hizmetleri ülkenin altyapısı, sağlık sistemi ve toplumun gelişme özelliklerini dikkate alarak diğer sektörlerdeki paydaşlarla birlikte yeniden tanımlamayı; insan sağlığına olumsuz olarak etki eden faktörlerin iyileştirilmesi için ihtiyaç duyulan yöntem ve materyalleri sektörel kapsayıcılık içinde belirlemeyi; bu alandaki yetki ve sorumlulukları ortaya koymayı amaçladık.
Yalnızca Sağlık Bakanlığı değil ülkemiz için sağlık alanında topyekûn kalkınma hamlesi olarak değerlendirilebilecek olan bu çalışmanın, sağlıklı, mutlu ve refah içerisinde yaşayacak bir toplumun temel kilometre taşlarından biri olacağını düşünüyorum.
Programın en kısa sürede ve başarıyla uygulanacağına inanıyor; programı kurgulayan, detaylı çalışmalarla uygulanabilir hale getiren ve katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum.
Dr. Mehmet MÜEZZİNOĞLU Sağlık Bakanı
Önsöz
10
2003 yılından itibaren uygulamaya başlanılan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun şekilde organize edilmesi ve sunulması amaçlanmaktadır. Sağlıkta dönüşüm programıyla aile hekimliği, anne ve çocuk sağlığı, hastane ve hasta yatak sayıları, sağlık personeli, koruyucu sağlık, kurumsal yapılanma, bulaşıcı hastalıklarla mücadele ve hasta hakları olmak üzere pek çok alanda reform niteliğinde gelişmeler sağlanmıştır.Temel sağlık göstergelerinde çok kısa sürede önemli iyileşmeler kaydedilmiş, bebek ve anne ölüm hızları düşürülmüş ve doğumda beklenen yaşam süresi yükselmiştir.
Elde edilen kazanımların korunması ve ileriye götürülmesi de en az bu süreç kadar zorlu olup bir o kadar kararlılık ve istikrar gerektirmektedir. Birey ve toplum sağlığı ile ilgili sorumluluklar yalnızca Sağlık Bakanlığı’nın görev alanıyla sınırlı kalamayacak kadar geniş ve kapsamlıdır. Sağlığın geliştirilmesi ve toplum sağlığının ileri düzeye taşınabilesi için diğer tüm sektörleringörev ve sorumluluklarının da net şekilde tanımlanması gerekmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün benimsediği temel sağlık hizmetlerine genel yaklaşım modelinde sağlığın tüm sektörlere entegrasyonu ve tüm sektörler ile ortak politikalar için işbirliği modelleri geliştirilmesi esas alınmaktadır.
Eylül 2011’de Bakü’de toplanan DSÖ Avrupa Bölgesi Toplantısında 2020 Sağlık Hedefleri olarak belirlenen 6 stratejik amaçtan biri, sağlık yönetişiminin iyileştirilmesi, tüm sektörlerdeki kilit aktörler ve karar vericilerin sağlık alanındaki sorumluluklarının ve sağlığın geliştirilmesinde potansiyel rollerinin farkında olmalarının sağlanmasıdır.
Bakanlığımızın 2013-2017 Stratejik Planı’nda yer alan önemli hedeflerden biri, sağlığı tüm politikaların merkezine alarak sağlığın sosyal belirleyicileri konusunda etkili eylemlerde bulunmaktır. Bu hedefe yönelik stratejiler ise “çok sektörlü işbirliği kapsamında sağlığın sosyal belirleyicilerini etkileyen ve sağlıkta hakkaniyeti gözeten politika ve programlar yapmak” ve “yüksek öncelikli alanlarda sektörler arası işbirliğini güçlendirmek”
olarak belirlenmiştir.
Ön çalışmaları 2009 yılı Ağustos ayında başlayan, 2011 yılı Mart ayından itibaren sağlık ve sağlık sektörü dışındaki diğer sektör temsilcilerinin davet edilmesiyle oluşturulan çalıştaylarla hazırlanan Çok Paydaşlı Sağlık Sorumluluğunu Geliştirme Programı bu amaç ve hedefler doğrultusunda geliştirilmiştir. Çalıştaylarda üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarındaki değişik uzmanlık alanlarından yaklaşık 1200 katılımcı yer almıştır. Program iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümü Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesine Çok Paydaşlı Yaklaşım, ikinci bölümü ise Tedavi ve Rehabilite Edici Sağlık Hizmetlerinde Çok Paydaşlı Yaklaşım oluşturmaktadır.
Program ile ülkenin alt yapısı, sağlık sistemi ve toplumun gelişme özelliklerini dikkate alarak koruyucu ve temel sağlık hizmetlerinin diğer sektörlerdeki paydaşlar ile yeniden tanımlanması, sağlık hizmetlerinin durumunun ve ihtiyaçlarının sektörel kapsayıcılık içinde belirlenmesi, paydaşların sağlık hizmetlerinin sunumundaki görev tanımlarının, yetki ve sorumluluklarının tanımlanması, iş akışlarının, kaynaklarının belirlenmesi, sunulan sağlık hizmetlerinin performans ölçütlerinin, bu ölçütlerin izleme değerlendirmesini yapacak paydaşların ve yaptırım yetkisi olan paydaşların belirlemesi hedeflenmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen 2014-2018 Onuncu Kalkınma Planında yer bulan “Bireylerin
bedenen ve ruhen tam bir iyilik halinde olması için koruyucu sağlık hizmetleri, gerek bireye gerekse sosyal, biyolojik
Yrd. Doç. Dr. Talat BAHÇEBAŞI Program Koordinatörü
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
(20 Haziran 1962 - 25 Ağustos 2013)
14
SAĞLIK ARAŞTIRMALARI...15
I. Yönetici Özeti... 17
II. Giriş... 19
III. Durum Analizi... 22
IV. Geleceğe Yönelik Stratejiler... 29
V. Sonuç ve Genel Değerlendirme... 32
VI. Yararlanılan Kaynaklar... 34
VII. Amaca Yönelik Eylemler... 35
SAĞLIK HİZMET SUNUMUNDA KÜLTÜREL YAKLAŞIMIN GELİŞTİRİLMESİ ...69
I. Yönetici Özeti... 71
II. Giriş... 72
III. Durum Analizi... 73
IV. Geleceğe Yönelik Stratejiler... 88
V. Sonuç ve Genel Değerlendirme... 93
VI. Yararlanılan Kaynaklar... 95
VII. Amaca Yönelik Eylemler... 99
16
YAZARLAR*
Prof. Dr. Ersin YARIŞ (Moderatör)
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Bio. Müh. Şafak PAK BEYİN
Türk Patent Enstitüsü Doç. Dr. Mustafa Cenk ECEVİT
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Hande GÖKSOY
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği Elif İŞLEK
Sağlık Bakanlığı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü Uzm. Dr. Bekir KAPLAN
Sağlık Bakanlığı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü Prof. Dr. Şule OKTAY
Kappa CRT Eğitim Araştırma Danışmanlık End. Müh. Yunus ÖZMODANLI Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
Ahmet Cankat ÖZTÜRK
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Genel Müdürlüğü İlaç ve Tıbbi Cihaz Sanayi Şubesi
Prof. Dr. Sena SEZEN
Karadeniz Teknik Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Anabilm Dalı Merve SONGUR
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Dr. Burcu SAYIN UZUN
TÜBİTAK Sağlık Bilimleri Araştırma Destek Grubu
* Soyadına göre alfabetik olarak sıralanmıştır.
SAĞLIK ARAŞTIRMALARI
I. YÖNETİCİ ÖZETİ
Sağlık ülkelerin ve toplumların öncelikli konuları ve sorunları arasındadır. Teknolojideki hızlı ve sürekli gelişmeler sonucunda beklenen yaşam süresinin uzaması ve buna koşut olarak nüfusun yaşlanması, halkın daha iyi bir sağlık hizmeti talebinin yoğunlaşması, yeni tedavi modalitelerinin ortaya konulması, tanı ve tedavi alanındaki gelişmelerin sağlık hizmet sunumundaki maliyetleri sürekli artırması, sağlığın artık ekonomik bir “parametre” olarak kabul edilmesi, sağlık ekonomisi ve bununla ilişkili farmakoekonominin adeta birer bilim dalı haline gelmesi, sağlık ve sosyal güvenlik açısından karar verici konumda bulunan otoritelerin kararlarını maliyet-etkililik analizlerine dayandırmak zorunda olmaları, karar süreçlerini daha da karmaşıklaştırmaktadır. Sağlık alandaki sorunları saptayabilmek, çözüm yollarını ortaya koyabilmek, hedefleri belirleyip stratejileri geliştirebilmek için farklı nitelikteki araştırmaların, farklı noktalarda yapılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi önemlidir.
Sağlık araştırmaları ile kastedilen, epidemiyolojik araştırmalardan başlayıp hastalık yüklerinin belirlenmesine, temel tıp bilimleri araştırmalarıyla çok ya da tek merkezli klinik araştırmaları da kapsayan biçimde farklı kesit ve düzeylerde yapılacak, farklı metodolojilere dayanan tüm araştırmalardır. Bunların her birisi veri sağlama, değerlendirme yapma, AR-GE için yol gösterici bilimsel bilgi birikimi sağlama, stratejik kararlar verme açılarından son derece değerli çalışmalardır.
Önemli olan, bunların ortak bir hedefe yönlendirilme konusunda organize edilebilmesi, sonuçların da belirlenmiş hedefler yönünden değerlendirilebilmesidir. Bu açıdan bakıldığında ülkemizde yukarıda tanımlanan araştırmaların hepsi yapılmakta, bu açıdan yürütme-destekleme bağlamında farklı kurumlar sorumluluk almakta, sonuçlar ise yeterince paylaşılıp kullanılamamaktadır. Arzu edilen, sağlık alanındaki araştırmalar için rezonans sağlayacak merkezi bir yapılanmanın oluşturulmasıdır.
Tedavide en çok kullanılan araç ilaçtır ve sağlık hizmetlerinin maliyetinde azımsanmayacak bir
oran oluşturmaktadır. Ülkemizde kurulu bulunan ilaç endüstrisi, günümüz tedavilerinde kullanılan
konvansiyonel ilaçların üretiminde, yeterliliği tartışılsa bile uluslararası standartlara uygun üretim ve
18
Bir diğer dikkat çekici durumsa ilaç ihracatının son derece yetersiz olduğudur. İlaç sektörü için hesaplanan “ihracatın ithalatı karşılama oranı”nın son yıllarda %10’un biraz üstüne kadar yükselebildiğidir. İlaç ithalatı yıllık 5 milyar ABD dolarının üzerindeyken ihracat henüz 500 milyon ABD dolarının üzerine ancak çıkabilmiştir. Bu rakamların ülkemizin cari açığına önemli bir katkıda bulunduğu açıktır.
Dünyada tüketilen ilaçların %80 kadarı konvansiyonel nitelikte, kalanı ise biyoteknoloji ürünü olarak tanımlanabilecek özellikte ilaçlardır. Üretim eğilimleri ise önümüzdeki 20-25 yıl içinde bu oranın tersine döneceğini göstermektedir. Hem daha pahalı olan hem de yüksek teknoloji kullanımını gerektiren bu ürünlerin tüketiminin artması ülkemiz için yukarıda özetlenen olumsuz durumu daha da kötüye götürecektir.
Türkiye, sahip olduğu ilaç endüstrisi sayesinde konvansiyonel ilaç üretme yönünden önemli bir noktaya gelmiş durumdadır ve kapasitesi bundan daha fazlasını yapabilecek bir potansiyele sahiptir.
Ne yazık ki biyoteknoloji ürünleri ve biyoeşdeğerleri konusunda ülkemiz için “sıfır noktasında”
demek yanlış olmayacaktır. Bu alandaki çalışmalara bugün başlansa, yukarıda belirtilen üretim/
tüketim eğilimleri de dikkate alındığında Türkiye’nin çok da zamanı kalmadığı söylenebilir.
İlaç sektörü AR-GE harcamaları için dünyada en çok kaynak ayıran sektördür. Kullanılan kaynak, 2000’lerin başında 70 milyar ABD dolarının altındayken bugün 120 milyar doları aşmıştır. Dünyada AR-GE çalışmaları için ayrılan kaynakların sektörlere göre dağılımı incelendiğinde birinciliğin
%19,3 ile ilaç ve biyoteknoloji alanına ait olduğu görülmektedir. Türkiye ne yazık ki genel anlamda AR-GE’ye, özel anlamda ise ilaç alanında AR-GE’ye ulusal gelirine göre çok az pay ayırmaktadır.
Yıllık ilaç tüketiminin 15 milyar TL civarında olduğu bir ülkede yerli ilaç endüstrisinin AR-GE için ayırabileceği kaynak da değinilen uluslararası düzeydeki parasal büyüklüklerin yanında son derece küçük ve yetersiz kalacaktır. Bu verilerin ışığında, kamunun önderliğinde ilaç ve biyoteknoloji ürünleri için AR-GE yapabilecek nitelik ve donanımda ulusal düzeyde bir “enstitü” kurulması bir çözüm olabilecektir.
Tüm bu olumsuzluklara karşın unutulmaması gereken nokta bir an önce harekete geçilmezse tablonun
negatifliğinin daha da derinleşeceğidir. Bu nedenle ilaç bağlamında daha somut biçimde tartışılan
sağlık araştırmalarının, her boyutuyla özendirilmesi, geliştirilmesi, desteklenmesi, ortak bir hedefe
yönlendirilmesi, ülkemizin sağlık sorunlarının düzgün biçimde ve kendi verilerimize dayanılarak
ortaya konulup çözüm yollarının üretilmesi son derece yaşamsaldır. Böylesi hedefler için merkezi
bir yapılanmanın oluşturulması, kamunun bu açıdan önderlik etmesi, kamunun konuyla ilgili tüm
kurumlarının ellerindeki verileri paylaşması, güvenilir ve daha fazla veriyi sistematik olarak toplamak
üzere organize olması önemlidir.
II. GİRİŞ
Sağlık toplumların öncelikli konuları ve sorunları arasındadır. Teknolojideki hızlı ve sürekli gelişmeler sonucunda beklenen yaşam süresinin uzaması ve buna bağlı olarak nüfusun yaşlanması, halkın daha iyi bir sağlık hizmeti talebinin yoğunlaşması, yeni tedavi modalitelerinin ortaya konulması, tanı ve tedavi alanındaki gelişmelerin sağlık hizmet sunumundaki maliyetleri sürekli artırması, sağlığın artık ekonomik bir “parametre” olarak kabul edilmesi, sağlık ekonomisi ve bununla ilişkili farmakoekonominin adeta birer bilim dalı haline gelmesi, sağlık ve sosyal güvenlik açısından karar verici konumda bulunan otoritelerin kararlarını maliyet-etkililik analizlerine dayandırmak zorunda olmaları, karar süreçlerini daha da karmaşıklaştırmaktadır. Sağlık alanındaki sorunları saptayabilmek, çözüm yollarını ortaya koyabilmek, hedefleri belirleyip stratejileri geliştirebilmek için farklı nitelikteki araştırmaların, farklı noktalarda yapılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi önemlidir.
Sağlık araştırmaları sağlığın her kesitine, uygulamasına yönelik olmalıdır. Toplumun pek çok özelliğini ortaya koyacak epidemiyolojik araştırmalar, hastalık yüklerinin belirlenmesine yönelik araştırmalar, sağlık hizmetinin sunulduğu her düzeydeki birimde yürütülecek ve tedavi başarılarını ortaya koymayı hedefleyen klinik araştırmalar, tanı-tedavi yöntemleri ya da ilaç geliştirmeye yönelik temel tıp bilimleri araştırmaları ya da çok merkezli klinik araştırmalar, bu açıdan yararlanılabilecek yüksek teknolojiye dayanan laboratuar araştırmalarının tümü sağlık araştırmaları kapsamındadır.
Bütün bu araştırmalar, kayıtların incelenmesine dayalı biçimde retrospektif olabilecekleri gibi hedefe yönelik olarak kurgulanmış biçimde prospektif de olabilirler. Özetle sağlık hizmeti gereksinimlerini belirlemeye, olası tanı ve tedavi seçeneklerini üretmeye, bu alanda AR-GE’ye katkı sağlayabilecek farklı kesit ve düzeylerde yapılacak, farklı metodolojilere dayanan tüm araştırmalar bu bağlamda
“sağlık araştırmaları” masasının gündemindedir.
Bunların her birisi veri sağlama, değerlendirme yapma, AR-GE için bilimsel bilgi birikimi sağlama,
stratejik kararlar verme açılarından son derece değerli çalışmalardır. Önemli olan, bunların ortak bir
hedefe yönlendirilme konusunda organize edilebilmesi, sonuçların da belirlenmiş hedefler yönünden
değerlendirilebilmesidir. Bu açıdan bakıldığında ülkemizde yukarıda tanımlanan araştırmaların
hepsi yapılmakta, yürütme-destekleme bağlamında farklı kurumlar sorumluluk almakta, sonuçlar ise
20
yerli ilaç endüstrisince üretilen ilaçların büyük oranda, patent koruması kalkmış, “jenerik” olarak tanımlanabilecek nitelikte ilaçlar olduğu vurgulanmalıdır.
Türkiye ilaç pazarında satışa sunulan ilaçların kutu bazında %65 kadarını bu ilaçlar oluşturmaktadır.
Ancak bunların aldıkları parasal tutar ilaç için harcanan rakamın %35 kadarıdır. Kutu bazında tüketimin yaklaşık %35’ini oluşturan patent koruması altındaki ya da ileri teknoloji ürünü ithal ilaçlar ise pazardan maddi anlamda %65 pay almaktadır.
Bir diğer dikkat çekici durumsa ilaç ihracatının son derece yetersiz olduğudur. İlaç sektörü için hesaplanan “ihracatın ithalatı karşılama oranı”nın son yıllarda %10’un biraz üstüne kadar yükselebildiğidir. İlaç ithalatı yıllık 5 milyar ABD dolarının üzerindeyken ihracat henüz 500 milyon ABD dolarının üzerine ancak çıkabilmiştir. Bu rakamların ülkemizin cari açığına önemli bir katkıda bulunduğu açıktır.
Dünyada tüketilen ilaçların %80 kadarı konvansiyonel nitelikte, kalanı ise biyoteknoloji ürünü olarak tanımlanabilecek özellikte ilaçlardır. Üretim eğilimi ise önümüzdeki 20-25 yıl içinde bu oranın tersine döneceğini göstermektedir. Hem daha pahalı olan hem de yüksek teknoloji kullanımını gerektiren bu ürünlerin tüketiminin artması ülkemiz için yukarıda özetlenen olumsuz durumu daha da kötüye götürecektir.
Türkiye, sahip olduğu ilaç endüstrisi sayesinde konvansiyonel ilaç üretme yönünden önemli bir noktaya gelmiş durumdadır ve kapasitesi bundan daha fazlasını yapabilecek bir potansiyele sahiptir.
Ne yazık ki biyoteknoloji ürünleri ve biyoeşdeğerleri konusunda ülkemiz için “sıfır noktasında”
demek yanlış olmayacaktır. Bu alandaki çalışmalara bugün başlansa, yukarıda belirtilen üretim/
tüketim eğilimleri de dikkate alındığında Türkiye’nin çok da zamanı kalmadığı söylenebilir.
İlaç sektörü AR-GE harcamaları için dünyada en çok kaynak ayıran sektördür. Kullanılan kaynak, 2000’lerin başında 70 milyar ABD dolarının altındayken bugün 120 milyar doları aşmıştır. Dünyada AR-GE çalışmaları için ayrılan kaynakların sektörlere göre dağılımı incelendiğinde birinciliğin
%19,3 ile ilaç ve biyoteknoloji alanına ait olduğu görülmektedir. Türkiye ne yazık ki genel anlamda AR-GE’ye, özel anlamda ise ilaç alanında AR-GE’ye ulusal gelirine göre çok az pay ayırmaktadır.
Yıllık ilaç tüketiminin 15 milyar TL civarında olduğu bir ülkede yerli ilaç endüstrisinin AR-GE için ayırabileceği kaynak da değinilen uluslararası düzeydeki parasal büyüklüklerin yanında son derece küçük ve yetersiz kalacaktır.
Türkiye’nin atması gereken önemli adımlardan birisinin -tercihen biyolojik- ilaç geliştirebilecek bir
altyapıyı kurmak olduğu açıktır. Tek bir ilacın geliştirilmesi için harcanacak paranın -altyapısı zaten
kurulu olan ilaç sektöründe bile- yüzmilyonlarca ABD dolarını aştığı düşünülürse yıllık cirosu 10
milyar ABD doları civarında olan Türkiye ilaç endüstrisinin bu yükün altına girmesini beklemek
hayalcilik olacaktır. Kamunun bu alandaki katkısı kesinlikle zorunludur ve ulusal bir politika olarak karşılık bulmalıdır.
Bu nedenle, ilaç AR-GE’si için kurulacak yüksek teknolojiye sahip merkezi bir araştırma laboratuvarı kurmak bu işin olmazsa olmazı olarak kabul edilmelidir. Bu merkez, çeşitli AR-GE kuruluşlarına veya üniversitelere hizmet verebilecek/satabilecek düzeyde organize olmalı; ilaçta AR-GE için bir çekim alanı oluşturup adeta çevresinde bu amaçlı kümelenmelerin gerçekleşmesini sağlamalıdır. Tanımlanan bu araştırma laboratuvarı, sağlık alanındaki araştırmalar için öngörülen ve daha önceki paragraflarda değinilen merkezi başka bir yapı ile organik ilişki içinde çalışmalıdır. Tüm kamu kurumları tarafından sağlık alanındaki AR-GE çalışmaları için ayrılacak kaynakların araştırmacılar tarafından kullanımı için de bu merkezi yapı eşgüdüm işlevini üstlenmelidir.
Türkiye’de farklı kurumlar tarafından yürütülen farklı düzeyde, amaç ve hedefleri ortak olmaktan uzak, daha çok araştırmacıların kişisel ilgi alanlarına yönelik pek çok çalışmanın yapıldığı, bunların desteklenmesi için farklı kurumlar tarafından ciddi desteklerin sağlandığı rahatlıkla söylenebilir.
Sağlık araştırmaları için genel bir eksiklikten, tek başına bir araştırmacı kadrosunun yetersizliğinden
söz etmek doğru değildir. Burada önemli olan bu dağınık yapının toparlanması, AR-GE dahil sağlık
alanındaki bütün araştırmaların merkezi bir eşgüdüm çerçevesinde, belirlenmiş ortak hedeflere
yönelik biçimde planlanması, bu amaçla bir an önce harekete geçilmesidir. Türkiye’nin zaman
kaybına tahammülü yoktur ve yitirilecek zaman aradaki farkın açılması ve olumsuzlukların daha
da derinleşmesi sonucunu doğuracaktır. Sağlık araştırmalarının, her boyutuyla özendirilmesi,
geliştirilmesi, desteklenmesi, ortak bir hedefe yönlendirilmesi, ülkemizin sağlık sorunlarının düzgün
biçimde ve kendi verilerimize dayanılarak ortaya konulup çözüm yollarının üretilmesi son derece
yaşamsaldır. Böylesi hedefler için merkezi bir yapılanmanın oluşturulması, kamunun bu açıdan
önderlik etmesi, kamunun konuyla ilgili tüm kurumlarının ellerindeki verileri paylaşması, güvenilir
ve daha fazla veriyi sistematik olarak toplamak üzere organize olması, parasal kaynaklarında bu
amaca yönelik olarak akılcı biçimde ortak bir havuza aktarılması önemlidir.
22
III. DURUM ANALİZİ
SAĞLIK ARAŞTIRMALARI
A. Sağlık Araştırmalarının Amaç ve Kapsamı
B. Öncelikli Sağlık Sorunlarının ve Sağlık Politikalarının Veriye Dayalı Biçimde Belirlenmesi
C. Sağlık Araştırmalarının Altyapısı D. Sağlık Araştırmalarında İnsangücü
E. Sağlık Araştırmalarıyla İlgili Mevzuat ve Araştırma Etiği
A. SAĞLIK ARAŞTIRMALARININ AMAÇ VE KAPSAMI
Sağlık araştırmaları başta temel bilimsel araştırma-geliştirme faaliyetleri olmak üzere tanı, tedavi ve hizmet sunumunun geliştirilmesine yönelik araştırmalardır: epidemiyolojik araştırmalar, hastalık yükü araştırmaları, her türlü klinik araştırma, temel sağlık bilimlerinde laboratuvar/preklinik araştırmalar.
Bu açıdan bakıldığında ülkemizde yukarıda tanımlanan sağlık araştırmalarının pek çoğu farklı düzeylerde yapılmaktaysa da ülke nüfusu ve sağlık gereksinimleri dikkate alındığında nicelik ve nitelik olarak son derece yetersizdir. Öte yandan bu araştırmaları yürüten ve destekleyen kurumların farklı ve sayılarının fazla olması, sonuçların yeterince paylaşılıp kullanılmasını engellemektedir.
Ayrıca bu çalışmaların büyük oranda multidisiplinerlikten uzak olduğu da vurgulanmalıdır.
Sağlıkla ilgili fakülte ve yüksekokullarda öncelik hizmet sunumu ve eğitime verilirken araştırmanın yeterince önemsenmemesi ciddi bir sorundur. Bunun en büyük kanıtı ülkemizden gönderilen uluslararası yayınların sayısal ve niteliksel olarak gerilerde kalması, bu yayınlara alınan sitasyonlardaki sıralamanın daha da geri olmasıdır. Konuyla ilişkili bir başka saptama Türkiye’nin uluslararası ayağı olan klinik araştırmalara katılımının nüfusuna veya yıllık ilaç tüketimine oranı itibarıyla istenen düzeyde olmaması, sonuçta ülkenin bilimsel ve maddi kayıplara uğruyor olmasıdır.
Ülkemizde ilaç ve tıbbi cihaz sanayisi henüz arzu edilen AR-GE yetkinliğine sahip olamamış, inovatif/
yeni molekül keşfi ve/veya mevut moleküllerinin “yeniden konumlandırılması” (repositioning)
yapamamış; tıbbi cihaz veya tanı yöntemi geliştirememiştir. İlaç, aşı, diagnostik yöntemler,
biyoteknoloji ürünleri ve tıbbi cihaz alanlarında katma değeri yüksek ürün geliştirilememiştir.
B. ÖNCELİKLİ SAĞLIK SORUNLARININ VE SAĞLIK POLİTİKALARININ VERİYE DAYALI BİÇİMDE BELİRLENMESİ
Ülkemizde sağlık alanında kullanılmak üzere üretilmiş verilerin kısıtlılığından söz edilebilir. Ancak en az bunun kadar önemli bir nokta, pek çok farklı kurum tarafından üretilmiş verilerin paylaşılması aşamasında yaşanan ciddi sorunlardır.
Öncelikle araştırma yapılacak kurumlardaki altyapı (alan, arşiv, özel tetkik cihazları, veri tabanı, vb.) eksikliğinden söz etmek gerekir. Sağlık araştırmaları -araştırmanın niteliğine göre- aslında her düzeydeki sağlık kurumunda yürütülebilir ve her birisi de değerlidir. Ancak ülkemizdeki sağlık kurumları hizmet temelinde yapılandırılmış olduğundan, hedefleri arasında araştırma daha gerilerde yer aldığı için araştırma altyapısı sorunlu ve eksiktir. Sorun ve eksikler kısmen fiziksel, parasal nedenlere dayansa da araştırma mentalitesindeki eksiklik de azımsanmamalıdır. Üniversite hastaneleri ve Sağlık Bakanlığı’nın eğitim hastaneleri sağlık hizmetinin yanı sıra araştırma amacıyla da yapılandırılmış kuruluşlardır. Ancak son zamanlarda yaşanan ve performans kapsamında gelişen sorunlar buralarda da araştırmayı ikinci plana itmiş durumdadır.
Tüm bu eksikliklere karşın ülkemizde önemli bir veri birikimi olduğu açıktır. Pek çok kurumda yapılan, farklı kurumlar tarafından maddi olarak desteklenen çok sayıda araştırma tamamlanmış veya yürütülmektedir. Bu durum, sağlık alanındaki planlamaları yönlendirmek amacıyla kullanılacak ortak bir veri havuzu oluşturulması açısından dezavantaj oluşturmaktadır. Azımsanmayacak ölçüde veri vardır ama çok farklı kuruluşların arşivinde durmaktadır ve ne yazık ki ülkenin sağlık sorunlarının çözümünün planlanmasında, sağlık araştırmalarının yönlendirilmesinde kullanılmamaktadır.
Belediyeler dahil, farklı kurumlar (Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Bakanlığı, Türk Silahlı
Kuvvetleri, vb.) tarafından oluşturulmuş, hasta kayıtlarına dayalı veri tabanlarının bulunduğu bir
gerçektir; bunların ortak kullanıma sunulmaması, en fazlasından bir kısmının yayına dönüşmesi
kapasitenin yeterince kullanılmadığı anlamına gelir. Kurumlar bunları kendilerinin kullandığını iddia
edebilirler ama paylaşılmasının yaratacağı katma değer çok farklı olacaktır. Şu haliyle bunların ortak
bir havuzda toplanmasının önünde yalnızca düşünsel engeller yoktur. En ciddi engel, farklı kurumlar
tarafından oluşturulmuş veri tabanlarının standardize olmaması ve entegre edilmemiş olmasıdır. Bu
teknik sorunun geçmişe yönelik aşılması kolay değildir ama yine de bir şans söz konusu olacaksa bu
kayıtların araştırmacıların kullanımına açılmasıdır.
24
Bir toplumun genel sağlık/hastalık profilini belirleyen, sağlığı ve hastalıkları konusunda genelleme yapılabilecek verilerin toplanması açısından epidemiyolojik araştırmaların özel bir değeri vardır. Ne yazık ki epidemiyolojik araştırmalar nicel ve nitel olarak yetersizdir. Bunların sayısal ve niteliksel olarak artırılması, kayıtlarının tutulması, sürekliliğinin sağlanması, maddi destek sağlanması için gerekli altyapı eksiktir. Bütün sağlık araştırmaları ama en çok da epidemiyolojik araştırmalardan elde edilecek verilerin sağlık için ayrılacak kaynakların uygun ve akılcı biçimde paylaştırılmasına olanak sağlayacağı akılda tutulduğunda söz konusu eksikliğin yarattığı olumsuzluk daha da artacaktır. Klinik araştırmalar hakkında yönetmelik kapsamı dışında kalan araştırmaların (hastalık yükü, prevalans vb.) etik değerlendirme standartlarının olmaması, maddi destekleri için kaynakların yetersizliği de ayrıca üzerinde durulması gereken noktalardır.
Sahipsiz kaldığı için üzerinde pek durulmayan nadir hastalıkların ülke genelinde görülme oranlarının ve öncelikli alanların saptanması konusunda ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Nadir görülseler de yaşayan insanlar için ciddi sorunlar yaratan ve çoğu kez çözümsüz kalan bu hastalıklardan hangilerinin ne oranda görüldüğüne ait verilerin eksik olması, nadir hastalıkları taşıyan hastaların yararlanabileceği özellikli hizmet alanlarının çeşit ve sayı olarak yetersizliği sonucunu doğurmaktadır.
C. SAĞLIK ARAŞTIRMALARININ ALTYAPISI
Araştırma yapılacak farklı düzeydeki kurumlardaki teknik altyapı (alan, arşiv, özel tetkik cihazları, veri tabanı, vb.) ve mental altyapı eksikliğinden “veri tabanı oluşturma” başlığında söz edilmiş,
“Sorun ve eksikler kısmen fiziksel, parasal nedenlere dayansa da araştırma mentalitesindeki eksiklik de azımsanmamalıdır” saptamasına yer verilmiştir.
Araştırma ve geliştirme için finans kaynaklarının etkin kullanımı ve artırılması; teşvik ve destek mekanizmalarının sağlık araştırmalarına özel olarak düzenlenmesi bağlamında üzerinde durulması gereken eksikliklere aşağıda değinilmiştir.
Sağlık araştırmalarının mali yükünün ülkemizde büyük ölçüde, az sayıdaki kamu kuruluşu tarafından karşılanıyor olması ve kaynak çeşitliliğinin az olması başta gelen sorundur. Farklı kurumlar tarafından farklı odak alanlar ile farklı teşvik mekanizmalarının var olması bu sorunun aşılmasını sağlayamamaktadır. Çünkü bunların takibini, etki değerlendirmesini yapan işler bir mekanizma yoktur ve bu durum bile süreç açısından başlı başına bir eksiklik oluşturmaktadır.
Öte yandan teşviklerin temel hedeflere ulaşmak üzere koornideli bir şekilde tasarlanmamış olması
da üzerinde durulması gereken diğer bir kritik sorundur. Üstelik bu sorun Türkiye’nin AR-GE
verimliliğinin en düşük olduğu ülkelerden birisi olması gibi çok daha olumsuz bir sonuca da katkıda
bulunmaktadır.
Sağlık araştırmalarının altyapısıyla ilgili olmakla birlikte insangücü konusundaki eksiklikler ayrı bir başlıkta değerlendirilmiştir.
Özet bir cümleyle sağlık araştırmalarına yönelik fizik mekan, bilim insanı, yürütülen araştırma, altyapı ve teşvik envanteri yok denecek kadar dağınık ve yetersizdir.
D. SAĞLIK ARAŞTIRMALARINDA İNSANGÜCÜ
Sağlık araştırmalarında yararlanılacak insangücü doğal olarak ülkenin eğitilmiş insangücünden üretilecektir. Bu anlamda Türkiye’nin eğitim sisteminin defektleri, sağlık insangücünün üretilmesinin önündeki önemli engellerden birisini oluşturmaktadır. Okul öncesi dönemden başlayarak -üniversite dahil- sorgulayıcı, araştırıcı davranışın ve takım çalışmasının özendirilmediği, analitik düşüncenin öne çıkartılmadığı, ezberci bir eğitim sisteminin ürünleriyle karşı karşıya bulunduğumuz bir gerçektir.
Böyle yetişmiş ve sınavlardan elenerek üniversiteye gelmiş öğrenciler arasından lisans eğitiminden itibaren “araştırmacı / bilim insanı” kariyeri planlamasının yapılmaması da sürecin çıktılarını daha da olumsuz kılmaktadır. Sonuçta, yaratıcılıktan ve takım çalışmasından uzak, sorgulamayan, sadece akademik başarıya/sınav başarısına endeksli bireylerin yetiştirildiği bir eğitim sisteminin eksikleriyle
“sağlık araştırması insangücü” oluşturulmaktadır.
Araştırmalarda görev alacak farklı nitelikler taşıyan (araştırma hemşiresi, teknisyeni, bilişimci, istatistikçi vb.) insangücünün yetiştirilmesi konusunda ciddi eksikler yaşanmaktadır. Bu noktada yalnızca görev unvanlarıyla (eczacı, hemşire, hekim, vb.) yetiştirilecek bir kadrodan çok bu görev unvanlarını taşıyan ama araştırma alanında özelleşmiş, mezuniyet öncesi eğitimlerinde başlayan derslerle eğitilmiş kadroların eksikliğinden söz etmek gerekir. Bu anlamda, araştırmalarda görev alacak farklı nitelikler taşıyan insangücünün ayrıntılı olarak tanımlanmamış olması, onların istihdam edileceği kadroların eksik olması başlı başına bir sorundur. Dahası bu tanımsal ve kadrosal eksiklikler geleceğe yönelik istihdamın da planlanmasını engellemektedir. Bu durum her türlü sağlık araştırmasını olumsuz etkilereken, araştırma yapılacak kurumlarda klinik araştırmalara özel kadro (uzman araştırmacı, araştırma eczacısı, araştırma hemşiresi, saha görevlisi, vb.) istihdamının eksikliği nedeniyle en çok bu tür araştırmaları etkilemektedir.
Dünyadaki araştırma trendleri multidisipliner ve çevrimsel araştırmalar yönünde ilerlerken
26
Nitelikli, uluslararası AR-GE çalışmalarında da yer alabilecek bilim insanlarının yetiştirilmesi konusunda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. En başta gelen sorun nitelikli, uluslararası AR-GE çalışmalarında da yer alabilecek bilim insanlarının sayısal olarak azlığı ve var olanların çalışmalarda istenen düzeyde yer almıyor olmasıdır. Bunu açıklayabilecek birçok nedenden birisi ülkemizdeki araştırma ikliminin içe dönük, kapalı, rekabetçilikten uzak olmasıdır. Araştırmacılığın, bilim adamlığının maddi ve manevi olarak özendirilmemesi de üzerinde ısrarla durulması gereken bir noktadır. Üniversitelerin lisansüstü programları yalnızca geleceğe yönelik bilim adamı üretmek değil aynı zamanda güncel bilimsel çalışmaların sürdürülmesinde motor işlevi de görmektedir. Ne yazık ki üniversitelerin lisansüstü programlarına devam eden öğrencilerin çoğunun kadrosu, bununla ilişkili biçimde sosyal (emekliliğe sayılmamaktadır) ve sağlık güvenceleri yoktur. Bilimsel projelerde yer alarak elde edecekleri geçici burslarla yıllar sürecek bir sürecin tolere edilmesi beklenemez. Sonuçta bu öğrencilerin tam zamanlı ve sürekli motivasyonla araştırma yapamaması hem güncel hem de geleceğe yönelik bir kayıp olacaktır. Kadro bulabilen şanslı öğrenciler içinse tam zamanlılık sorunu giderilebilse de maaş düşüklüğü gibi nedenlerle benzer motivasyon sıkıntısı yaşanabilmektedir.
Ülkemizde azımsanmayacak ölçüde araştırma laboratuvarı vardır. Ancak buralarda bulunan cihazları çalıştıracak, araştırmalarda kilit rol üstlenecek, sürekliliği sağlayacak, kadrolu, eğitimli teknik personel eksiği açıktır. Açıkçası bu sorun araştırmaların hızını kesmektedir. Benzer bir durum, laboratuvarın/enstitünün/araştırma merkezinin idari işlerinden sorumlu, bürokratik süreçleri izleyecek ve araştırmacıya lojistik destek sağlayacak idari personel eksikliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle araştırmacılar idari işlerden de sorumlu tutulmakta, verimleri düşmektedir.
En son da değinildiği için en az önem taşıdığı düşünülmemesi gereken bir diğer sorun araştırmacılığın ve akademik kariyerin maddi yönden cazip olmamasıdır. Yetişmiş insanlardan araştırmacı bilim adamı olmanın diğer kariyer seçeneklerine kıyasla daha düşük oranda tercih edildiği, bunun sağlık alanında birçok nedene bağlı olarak daha açık biçimde gözlenmesi hem güncel hem de geleceğe yönelik bir sorundur ve üzerine hızla gidilmelidir. En hızlı biçimde düzeltilebilecek, en azından önemli bir nedeni ortadan kaldırabilecek bir adım, araştırmacı olarak çalışacak bilim insanlarının gelir düzeylerinin bugünküne kıyasla yükseltilmesidir.
E. SAĞLIK ARAŞTIRMALARIYLA İLGİLİ MEVZUAT VE ARAŞTIRMA ETİĞİ
AR-GE için altyapı mükemmel işlese de konunun patent ve fikri mülkiyet hakları konusunda alınacak önlemlerle desteklenmesi mutlaktır. Ülkemizin patent başvuruları konusunda beklenen düzeyin çok gerisinde olduğu açıktır. Sağlık AR-GE’si ile patent korumasının önemi hakkında farkındalığın artırılarak inovasyonun özendirilmesi bu süreçte atılması gereken ilk adım olabilir.
İlaç ve tıbbi cihaz konusundaki patent sisteminin, buluşları teşvik etmesi gerekirken, ülke ekonomisi
açısından maliyet yaratan bir unsur (ağırlıklı olarak araştırmalarda kamu kaynaklarının kullanılmasına
bağlı) olarak algılanabilmesi önemli bir sorundur. Bunun en büyük nedeni araştırmacıların etkin bir koruma sisteminin eksik olduğunun farkında olmaları ama politika yapıcılarının ne yazık ki farkında olmamalarıdır.
İlaç ve tıbbi cihaz AR-GE’sinde patent haklarının etkin biçimde korunmasını engelleyen önemli etkenler mevzuatın uluslararası standartlara uyumsuz yanlarının bulunması ve uygulamada çözülmesi gereken bazı sorunların hala yaşanıyor olmasıdır. Mevzuatın uluslararası standartlara büyük ölçüde uyumlu olmasına karşın uygulamada ciddi sorunlar yaşanması, uygulamada mevzuatın yorumlanmasındaki farklılıklarla, mevzuat hükümlerinin uygulanmaması, bilirkişi sisteminin iyi işlememesi ile ilişkili gibi görünmektedir. Yine de uluslararası standartlara (EPC, TRIPS) uyumsuz bazı hükümlerin varlığı ve uygulamayı kolaylaştıracak yönetmeliklerin eksik olduğu akılda tutulmalıdır. İnovasyon elbette tek başına önemlidir ama ticarileşme oranları da önemlidir.
Ülkemizde inovasyon zor, buluşun ticarileştirilmesi daha da zordur. İnovasyon sayılarının çok düşük olması, bunların ticarileşe bilenlerinin oranının çok çok düşük olması araştırmacıları kaçındıracak bir sorundur. Bürokratik mekanizmaların çok yavaş yürümesi, koşulların bağımsız araştırıcılar için oldukça ağır olması gibi nedenler öne sürülebilse de bu acı gerçeği ortadan kaldıramamaktadır.
Araştırma faaliyetlerinden elde edilecek gelirlerin araştırmacı ve kurumu arasındaki paylaşımının belirsizliğini ve performans sisteminin araştırmacıyı teşvik edecek biçimde olmadığını bu noktada vurgulamak gerekir. Sağlık kurumlarındaki performans sisteminin sağlık hizmeti odaklı olması nedeniyle araştırmayı ve araştırmacıyı özendirmediği açık bir gerçektir. Sağlık araştırmaları (temel ve klinik) özelinde özerk bütçenin tanımlanmamış olması ve bu nedenle sponsorlu araştırmalarda finansal kaynakların araştırma için tam olarak kullanılamaması (yüksek oranlı kesintiler nedeniyle) ve bu nedenle hizmet ve ekipman alımında sorunlar yaşanması gibi sonuçlara yol açmaktadır. Bu durum “sorumlu araştırmacının araştırma bütçesi yönetiminde yeterince inisiyatif alamadığı”
biçiminde yorumlanabilir. Özellikle araştırma ekibine yeterli düzeyde ödeme aktarılamaması, sözü edilen inisiyatif eksikliği ve bürokratik engellerle açıklanabilir.
Hasta ve araştırmacı hakları konusunu düzenleyecek mevzuatın uluslararası standartlara göre çok
geriden geldiği açıktır. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi 1960, Hasta Hakları Yönetmeliği 1998 yılına
aittir. Hasta hakları kurullarında yapısal ve uygulama yönünden önemli sorunlar vardır
28
Bilimsel araştırmalarda uyulacak, araştırma etiği ve yayın etiğinin evrensel ilkelerinin belirlenip bir mevzuat haline getirilmesi konusunda yaşanan eksikliler üzerinde önemle durulması gerekir. Bu konu çok önemli ve can yakıcı bir hal almıştır. Ülkemizde bilimsel araştırmaların en çok yapıldığı kurumlar üniversitelerdir. Üniversitelerin bağlı bulunduğu YÖK tarafından bile bu konuda hazırlanmış kapsamlı bir mevzuatın bulunmaması korkunç bir eksikliktir. Bırakın cezalandırmayı, henüz araştırmalarda neyin etiğe aykırı olduğu bile net bir biçimde tanımlanmış değildir. Yaşanan sorunlu olgularda, aykırı durumlarda uygulanan yaptırımların, halen süreçlerin soruşturan kişilerden bağımsız ve standart bir hale getirilememiş olması başlı başına bir sorundur ve hızla çözümü gerekir.
Yine etik mevzuatla ilgili bir diğer sorun hastalara ait verilerin güvenliğinin korunmasına yönelik
mevzuata ilişkin eksikliklerdir. Özellikle veri toplamanın artacağı, veri havuzlarının büyüyüp
paylaşılacağı öngörülen gelecekte bu sorun daha da büyüyecektir. Toplanan verilerin standardize
edilmesine ilişkin sorunlar bir yana paylaşım konusundaki etik ve hukuksal düzenlemeler, verilerin
bireylerden bağımsızlaştırılacağı “körleme filtreleri” vb uygulamalar konusunda sıfır noktasında
olduğumuzu iddia etmek yanlış olmaz. Öte yandan, farklı kurumların kendi veri tabanlarındaki
bilgiyi diğer kurumlarla ya da araştırmacılarla paylaşamamasının bir nedeni olarak (haksız bir kaygı
olduğunu düşünmek de kolay değildir) güvenlik gerekçesinin öne sürülmesi de sorunun vahametini
ayrıca ortaya koymaktadır.
IV. GELECEĞE YÖNELİK STRATEJİLER
VİZYON
Toplumun sağlık sorunlarını saptayabilmek ve çözüm yollarını üretebilmek için yapılacak araştırmalar için eşgüdümü sağlamış, kaynakları ortaklaştırmış, verileri paylaşan, sonuçları değerlendiren, ortak akıl ürünü hedefler ortaya koyabilen bir Türkiye…
TEMEL AMAÇ VE POLİTİKALAR (MİSYON)
Toplumun sağlık alanındaki sorunlarını saptayabilmek ve çözüm yollarını üretebilmek için yapılacak her düzeydeki araştırmanın eşgüdümünü sağlayan, maddi destekleri harekete geçirebilen, verileri paylaşılabilir ve tüm paydaşlarca rahatlıkla kullanılabilir biçimde kayıt altına alan, sonuçları değerlendirip hedefleri belirleyen merkezi bir “Araştırma Kurumu”nu oluşturmuş; tanı ve tedavi yöntemleri (tanı kitleri, ilaç, biyoteknoloji ürünü vb) geliştirmek için yüksek teknolojiye sahip, nitelikli kadroları barındıran ulusal düzeyde bir “AR-GE Enstitüsü”ne sahip bir Türkiye…
TEMEL AMACA YÖNELİK ÖNCELİK VE HEDEFLER A) İnsangücüne Yönelik Hedefler:
1. İlköğretim ve lise eğitimi ezberciliği değil araştırmayı özendiren bir formata oturtulmalıdır.
2. Öğrencilerin fen derslerine ilişkin korkularının önüne geçilmeli, bilimsel verilerin hayatın içindeki yerleri gösterilmelidir.
3. Sağlık bilimleriyle ilgili fakültelerin müfredatlarının gözden geçirilerek öğrencilerin araştırmacı yanları geliştirilmeli, bilimsel çalışmalar için “aday araştırmacılar”ın sayısı artırılmalıdır.
4. Sağlık alanında yürütülecek çalışmaların multidisipliner özelliği dikkate alınarak, bu alanda yararlanılabilecek eleman yetiştirme potansiyeli olan fakültelerin (Fen fakülteleri, bazı mühendislik bölümleri, vb) müfredatlarına da 3. maddede belirtilen hedefe uygun eklemeler yapılmalıdır.
5. Sağlık bilimleriyle ilgili fakültelerin, sağlık araştırmaları ve AR-GE çalışmaları için eleman
30
B) Kurumsal Hedefler:
1. Merkezi bir araştırma birimi/kurumu oluşturulmalıdır. Bu birim/kurum “sağlık araştırmaları sağlığın her kesitine, uygulamasına yönelik olmalıdır” ilkesine dayalı olarak yapılandırılmalıdır.
o Toplumun pek çok özelliğini ortaya koyacak epidemiyolojik araştırmalar, hastalık yüklerinin belirlenmesine yönelik araştırmalar, sağlık hizmetinin sunulduğu her düzeydeki birimde yürütülecek ve tedavi başarılarını ortaya koymayı hedefleyen klinik araştırmalar, tanı-tedavi yöntemleri ya da ilaç geliştirmeye yönelik temel tıp bilimleri araştırmaları ya da çok merkezli klinik araştırmalar, bu açıdan yararlanılabilecek yüksek teknolojiye dayanan laboratuar araştırmalarının tümü sağlık araştırmaları kapsamındadır. Bütün bu araştırmalar, kayıtların incelenmesine dayalı biçimde retrospektif olabilecekleri gibi hedefe yönelik olarak kurgulanmış biçimde prospektif de olabilirler. Özetle sağlık hizmeti gereksinimlerini belirlemeye, olası tanı ve tedavi seçeneklerini üretmeye, bu alanda AR-GE’ye katkı sağlayabilecek farklı kesit ve düzeylerde yapılacak, farklı metodolojilere dayanan tüm araştırmalar bu bağlamda “sağlık araştırmaları” olarak kabul edilmelidir.
o Tüm kamu kurumlarının elindeki verilerin bu merkezi yapıya devri sağlanmalı; Aktarılan tüm verilerin işlenebilir ortak bir havuz olarak kabul edilerek standart bir formatta sınıflandırılıp saklanmalı, araştırmacıların kullanımına “etik” ve “yasal” kurallara uygun biçimde sunulmalıdır.
o Sağlık araştırmaları için ayrılabilecek tüm kamu kaynaklarının çözüm hedeflerine yönelik olarak en verimli biçimde kullanılmasında, sözü edilen merkezi yapı söz sahibi olmalıdır.
2. Sağlık araştırmalarıyla ilgili olarak kurulması planlanan merkezi yapıyla eşgüdüm halinde çalışacak merkezi bir “AR-GE Enstitüsü”nün kurulması.
o Enstitü yapılanması: Sağlık alanındaki sorunların başında ilaç, biyoteknoloji ürünleri, tıbbi teknoloji ve tanı yöntemleri geliştirilmesi amacıyla yürütülen çalışmaların eksikliği gelmektedir. AR-GE etkinlikleri çok ciddi parasal kaynak, farklı kalifikasyonlarda insangücü, en önemlisi ileri teknoloji kullanmayı gerektirir. Ülkemizde farklı kurumların (özel-kamu) elinde bu amaçla kullanılabilecek alt yapı vardır. Ama önemli bir sıçrama isteniyorsa merkezi bir enstitüye gereksinim vardır. Bu enstitü B-1 maddesinde sözü edilen araştırma kurumuyla hedeflere yönelik olarak eşgüdüm halinde çalışmalı ama özerk olmalıdır.
AR-GE enstitüsü, çevresinde özel sektöre ya da kamuya ait AR-GE kümeleşmeleri
oluşturabilecek bir çekim alanı yaratacak biçimde tasarlanmalıdır. Fizik mekan olarak var
olan bir yapının içine yerleştirilmemeli, gelişmelere elverişli olabilecek biçimde ayrıca inşa
edilmelidir. Sağlık alanındaki AR-GE çalışmaları için kullanılabilecek yüksek teknolojiyi
içinde barındırmalıdır. Bu kurumun kendi araştırmacıları mutlaka olmalıdır. Ancak öncelikli hedeflere yönelik, enstitü dışından gelebilecek araştırma projeleri için destek (hizmet satmak ya da ortak proje yapmak, vb gibi yöntemlerle) mutlaka sağlamalıdır.
Enstitünün çakılı kadrosu mutlaka olmalıdır. Ancak başta üniversiteler olmak üzere araştırmacıların yarı zamanlı ya da proje bazında çalışmalarına olanak verecek çalışma düzenine de izin verilmelidir.
o Enstitünün dayanacağı insangücü: Enstitünün her kalifikasyonda araştırmacıya ve çalışana gereksinim duyacağı açıktır. A-5 ve A-6 maddelerde değinilen noktalar bu amaçla da kullanılabilir.
C) Yasal ve Etik Düzenleme Hedefleri:
1. Yasal durum: Yukarıda değinilen merkezi araştırma kurumu ve AR-GE enstitüsü ülkemizde halen bulunmamaktadır. Bu nedenle kuruluşları için yasal düzenleme gerekecektir. Kuruluş kararının verilmesiyle birlikte yasa çalışmaları ne denli erken başlarsa alınabilecek mesafe de o kadar kısalmış olacaktır. Araştırma kurumunun Sağlık Bakanlığı çatısı içinde yer alması uygun görünmektedir. Halen TÜBİTAK, Sanayi ve Kalkınma Bakanlıkları, Üniversiteler gibi pek çok kamu kuruluşunun sağlık araştırmaları için kaynak ayırdığı göz önüne alınarak AR-GE Enstitüsü’nün ise Başbakanlığa bağlı özerk bir kuruluş olması daha işlevsel olacaktır. Böylelikle kaynakların en verimli biçimde kullanılması, belki de artırılması söz konusu olabilecektir.
Her iki yeni yapının yurtdışında bulunan kuruluşlarla ilişkisini (üyelik, afiliasyon, araştırmacı transferi, araştırma ve klinik ağlarla bağlantı kurabilme, ortak çalışmalar içinde yer alabilme, vb) kolaylaştıracak yasal alt yapı en baştan sağlanmalıdır.
2. Etik çerçeve: Özellikle araştırma kurumu için son derece önemlidir. İster sağlıklı gönüllü isterse
hasta kayıtlarının kullanılması, araştırmacılarla paylaşılması açısından baştan belirlenmiş
standartlar oluşturulmalı, bunların etik çerçevesi mutlaka çizilmelidir. Aksi takdirde elde edilecek
verilerin “malul” olacağı unutulmamalıdır.
32
V. SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME
Türkiye genelde AR-GE, özelde ilaç ve tıbbi cihaz AR-GE’si konusunda istenen düzeyde olmasa da bir potansiyelinin olduğu açıktır. Tüm olumsuzluklara karşın sağlık araştırmaları konusunda direnen ve üretmeyi sürdüren bir araştırmacı grubunun olduğu yayınlardan anlaşılmaktadır. Gelinen noktada bir sıçrama, ortak hedeflere yönelme zorunluluğu vardır. Bunun için paradigma değiştirilmek durumundadır.
Sürecin en önemli eksikliğini ülkenin sağlık gereksinimlerine dayanan ortak hedefler koyamamak olarak görüyoruz. Bunun için Türkiye’nin sağlık/hastalık profilinin ortaya konulmasını öncelikli hedef olarak koyuyoruz. Bu hedefe sağlık araştırmacılarını yönlendirecek, onları rezonansa getirecek, her türlü sağlık araştırmasının planlanıp uygulanmasına destek verecek bir merkezi yapının kurulması, sürecin bu merkezi yapı tarafından koordine edilip yönetilmesini öneriyoruz. Sağlık araştırmalarının strateji ve politikalarını belirleyecek koordinasyon ve yönetimini sağlayacak özerk bir enstitünün kurulması önemlidir ve sözü edilen merkezi yapı bir enstitü, bir üst kurul gibi yapılandırılabilir.
Üst kurulun/enstitünün birinci işlevi ülkenin sağlık gereksinimlerini ortaya koyacak araştırmaların planlanıp desteklenmesi olacaktır. Buna paralel bir işlevi tüm kurumların veri havuzlarını ortaklaştırıp eski ve yeni verilerin kullanılabilir hale getirilmesi konusundaki standardizasyonu sağlayarak, etik kurallara uygun biçimde bunları araştırmacılarla paylaşmak için gerekli alt yapıyı sağlamaktır.
Merkezi yapı yalnız bu amaca hizmet etmek için oluşturulmamalıdır. Merkezi yapı sağlık AR- GE’si için gereken teknik altyapıyı (önemli ve pahalı cihazların alınıp kullandırılması, laboratuarlar vb.) hazırlayacağı, idari, teknik ve farklı meslek gruplarından, farklı kalifikasyonlardaki bilimsel kadroları istihdam edip onlardan hem AR-GE’de hem de AR-GE eğitiminde yararlanacağı bir AR-GE kampüsü kurmalıdır. Bu kampus çevresinde gereksinimlere göre, özel odaklanmaların hedefleneceği kümeleşmeler biçiminde gelişebilecek araştırma birimlerine yaşam alanları yaratılmalı, merkezi yapıyla koordine ve gerektiğinde ortak çalışabilecekleri yepyeni bir araştırma iklimi (var olan verimsiz bir yapı yerine birbirini tamamlayan, kooperasyona açık, multidisiplinerliğe yatkın yapılar) üretilmelidir. Üretilecek yeni iklimin -bürokratik, etik, maddi yönlerden desteklenmek kaydıyla- çok disiplinli/sektörlü çalışmaları hızlandırıp üniversite-endüstri işbirliğini de kolaylaştıracak kümelenme ve koordinasyonun sağlanmasına katkıda bulunacağına hiç kuşkumuz yoktur. Böylesi bir sürecin, araştırma çıktılarının sanayi ile ortak, gereksinimlere cevap olabilecek şekilde sürdürülmesi konusundaki sıkıntıları aşmada; beraberinde araştırma kaynaklarının etkin kullanılamaması sorununu da önemli ölçüde gidermede katkısı olacaktır.
Merkezi yapı olarak önerdiğimiz enstitünün sağlık AR-GE’si konusundaki bir diğer önemli işlevi
başta kamu olmak üzere bu alana fon aktaracak olan tüm kuruluşları projelere teşvikler konusunda
yönlendirmek olacaktır. Bu konuda en önemli yol gösterici sağlık araştırmalarına yönelik fizik
mekan, bilim insanı, yürütülen araştırma ve altyapı envanterinin çıkarılması; ulusal araştırma altyapı ağlarının kurulması ve uluslararası altyapı ağlarıyla bağlantılarının sağlanması olacaktır.
Elbette ki sorunun çözümünde yalnızca merkezi bir yapı/enstitü kurup teke indirmek doğru değildir.
Ancak bu yapının kolaylaştırıcı, düzenleyici özelliği önemlidir. Ayrıca sağlık araştırmaları sürecinde yaşanan sorunların saptanması konusunda da önemli bir platform oluşturacağını unutmamak zorundayız. Saptanan diğer sorunların çözümü de enstitünün niteliğini ve işlevselliğini doğal olarak artıracaktır. Öncelikle vurgulanması gereken çözüm, farklı mesleki disiplinlerden, farklı kalifikasyonlarda, nitelikli araştırmacıların yetiştirilmesine yönelik bir girişim olarak ilaç ve tıbbi cihaz AR-GE’si başta olmak üzere sağlık araştırmalarında yararlanılacak insangücünün yetişeceği fakültelerin (tıp, eczacılık, hemşirelik, kimya, mühendislik vb.) müfredatında düzenlemeler yapılması, bu alanların akademisyen kadrosuyla takviye edilmesi, yüksek lisans, doktora ve uzmanlık eğitimleri için kadrolu araştırma görevlisi istihdamının sağlanması önerilebilir. Yetişecek kadronun konuya özelleşmesinin sağlanması için kurulması düşünülen enstitü bünyesinde yurtdışı eğitimleri ve ardından istihdamları planlanabilir.
İlaç ve tıbbi cihaz AR-GE’si patent haklarının daha etkin korunmasını sağlamak için mevzuatın uluslararası standartlara uyumlu hale getirilmesi ve etkin bir biçimde uygulanması sürecin hızlanmasına olumlu katkı verecektir. Özellikle araştırmacıların patent gelirlerinden elde edebilecekleri payların yasal koruma altına alınmasını sağlayacak eğitimlerin yapılması, patent ofislerinin daha etkin bir biçimde bu sürece dahil edilmesi, patent uygulamalarında uygulama farklarının minimalize edilmesi, üniversite-endüstri işbirliğinde bu noktanın da dikkate alınması son derece önemlidir.
Konuyla ilgili mevzuatın önemli bir bileşeni etik düzenlemelerdir. Bu işi yürütmekte olan etik kurulların eğitimi ve standardizasyonu ihmal edilmemelidir. Ancak etik konulardaki mevzuatın uluslararası uyumunun sağlanması, bu konuda çalışacak donanımlı kişilerin yetiştirilmesi, özellikle hastalara ait verilerin güvenli biçimde paylaşılmasındaki etik kuralların net bir biçimde ortaya konulması pek çok açıdan gereklidir ve ciddi bir rahatlama sağlayacaktır.
Sonuç olarak; Türkiye’nin sağlık araştırmaları konusunda var olan potansiyelinin AR-GE ile bütünleştirilerek artırılması gerekmektedir. Bugün artık bu sürecin aktive edilmesi gereken gündür.
Gecikmek Türkiye için geride kalmak anlamına gelecektir ki telafisi olanaksız kayıplara yol açacaktır.
34
VI. YARARLANILAN KAYNAKLAR
1. Araştırma Geliştirme Faaliyetleri İstatistikleri (2001-2012 Dönemi) [Türkiye İstatistik Kurumu]
2. Onuncu Kalkınma Planı İlaç Çalışma Grubu Taslak Raporu Ocak 2013 [T.C. Kalkınma Bakanlığı]
3. T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2012 [T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü]
4. Türkiye İlaç Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2013-2016) [T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Genel Müdürlüğü]
5. Türkiye İlaç Sektörü Vizyon 2023 Raporu Ağustos 2012 [Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği]
Sağlık Araştırmaları Sağlık Araştırmalarında İnsangücü
HEDEF
Okul öncesi dönemden başlayarak sorgulayıcı, araştırıcı davranışın ve takım çalışmasının özendirilmesi ve lisans eğitiminden itibaren "araştırmacı / bilim insanı" kariyeri planlamasının yapılması
SORUNLAR
MEVZUAT DÜZENLEME
KISA VADE ORTA VADE UZUN VADE
Bilimsel ve yaratıcı çalışmalara-etkinliklere katılımın öğrencinin genel başarı puanlamasına dahil edilmesi.
Lise ve üniversiteye giriş sınavlarının kişisel gelişimin de değerlendirildiği bir sürece dönüşmesi.
Mevzuatın güncellenmesi Mevzuatın güncellenmesi
Sorgulayıcı, araştırıcı ve takım çalışmasına yatkın bireylerin yetiştirilmesini sağlar.
• Sürekli
NASIL YAPAR ? NİÇİN YAPAR ?
Okul öncesi dönemden başlayarak ilk ve orta dereceli eğitimde konu ile ilgili müfredatta değişiklikleri yapar. Okul dışı zamanda, hedefle ilişkili etkinlikleri ve katılımı teşvik eder. eğiticilerin sürekli eğitiminin kurumsallaştırılmasını sağlar.
Sorgulayıcı, araştırıcı ve takım çalışmasına yatkın bireylerin yetiştirilmesi ve bunların nitelikli araştırmacı altyapısını oluşturması için.
HİZMET SUNULAN YER İLİŞKİLİ UZMANLIK ALANLARI
• Sağlık Yönetimi
NE YAPAR ? NE ZAMAN YAPAR ?
Mevzuatta gereken güncellemeleri yapmak
Yaratıcılıktan ve takım çalışmasından uzak, sorgulamayan, sadece akademik başarı endeksli bireylerin yetiştirilmesi.
SORUMLU (YÖNETİCİ) KURULUŞ T.C. Milli Eğitim Bakanlığı
İŞBİRLİĞİ YAPILACAK KURULUŞLAR
• Eğitim Fakülteleri • Yerel Yönetimler
• T.C. Başbakanlık/ Devlet Personel Başkanlığı • T.C. Kalkınma Bakanlığı
• Üniversiteler • YÖK
FAALİYETLER [MEVZUAT DÜZENLEME]
Sürekliliği olan, kalıcı bir komisyon kurmak
İşbirliği yapılacak kuruluşlarla bir araya gelerek çalıştay düzenlemek; bir yandan da tüm kesimlerin görüşünü almak Mevzuat değişikliklerini yapmak ve yayınlamak
Mevzuat değişikliklerinin yaşama geçirilmesini sağlamak ve izlemek
VII. AMACA YÖNELİK EYLEMLER
36
ORTA VADE UZUN VADE
Eğitim kurumlarının fiziksel ve eğitsel altyapılarının gözden geçirilmesi.
Nüfusun yoğun olduğu bölgelerde kütüphaneler, bilim kampları, müzeleri ve benzeri etkinlik merkezlerinin oluşturulması ve yaygınlaştırılması.
Eğitim kurumlarının fiziksel ve eğitsel altyapılarının gözden geçirilmesi. Kütüphaneler, bilim kampları, müzeleri ve benzeri etkinlik merkezlerinin ülke çapına yaygınlaştırılması.
Eğitim kurumlarının fiziksel ve eğitsel altyapılarının gözden geçirilmesi. Kütüphaneler, bilim kampları, müzeleri ve benzeri etkinlik merkezlerinin ülke çapına yaygınlaştırılması.
FAALİYETLER [KURUMSAL DÜZENLEME]
İller düzeyinde "Gözden Geçirme Komisyonları" kurmak
KURUMSAL DÜZENLEME
KISA VADE ORTA VADE UZUN VADE
Eğiticilere sürekli eğitim uygulamaları yaparak hedefler doğrultusunda yetkinliklerinin artırılması. sistemin gerektirdiği nitelikte eğiticilerin yetiştirilmesi.
Nitelikli ve yeter sayıda personel istihdamının sağlanması Nitelikli ve yeter sayıda personel istihdamının sağlanması
FAALİYETLER [İNSAN KAYNAKLARI]
Sürekli meslek içi eğitim etkinlikleri düzenlemek Kütüphaneler, bilim kampları, bilim müzeleri kurmak