• Sonuç bulunamadı

Toplu konutlarda yere bağlılık ve kişiselleştirme bileşenleri : Sancaktepe – Emek Mahallesi örneği

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2023

Share "Toplu konutlarda yere bağlılık ve kişiselleştirme bileşenleri : Sancaktepe – Emek Mahallesi örneği"

Copied!
155
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

TOPLU KONUTLARDA YERE BAĞLILIK VE KİŞİSELLEŞTİRME Bİ- LEŞENLERİ: SANCAKTEPE – EMEK MAHALLESİ ÖRNEĞİ

Tuğçe BABACAN

Danışman

Doç. Dr. Elif KISAR KORAMAZ

YÜKSEK LİSANS TEZİ İÇ MİMARLIK ANABİLİM DALI

İSTANBUL- 2021

(2)

i

KABUL VE ONAY SAYFASI

Tuğçe BABACAN tarafından hazırlanan " Toplu Konutlarda Yere Bağlılık ve Kişiselleştirme Bileşenleri: Sancaktepe – Emek Mahallesi Örneği " adlı tez çalışması 24/05/2021 tarihinde aşağıdaki jüri üyeleri önünde başarı ile savunu- larak, İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü İç Mimarlık Anabilim Dalı’nda YÜKSEK LİSANS TEZİ olarak kabul edilmiştir.

Danışman Doç. Dr. Elif KISAR KORAMAZ ...

İstanbul Teknik Üniversitesi

Jüri Üyesi Doç. Dr. H. Umut TUĞLU KARSLI ...

İstanbul Üniversitesi

Jüri Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Burhan SATICI ...

İstanbul Ticaret Üniversitesi

Onay Tarihi : 08.06.2021

İstanbul Ticaret Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsünün 08.06.2021 tarih ve 2021/313 numaralı Yönetim Kurulu Kararının 2. maddesi gereğince, ders yükle- rini ve tez yükümlülüğünü yerine getirdiği belirlenen “Tuğçe Babacan"

(TC:41932946288) adlı öğrencinin mezun olmasına oy birliği ile karar verilmiş- tir.

Prof. Dr. Necip ŞİMŞEK Enstitü Müdürü

(3)

AKADEMİK VE ETİK KURALLARA UYGUNLUK BEYANI

İstanbul Ticaret Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, tez yazım kurallarına uygun olarak hazırladığım bu tez çalışmasında,

• tez içindeki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi,

• görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu,

• başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda ilgili eserlere bi- limsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu,

• atıfta bulunduğum eserlerin tümünü kaynak olarak gösterdiğimi,

• kullanılan verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı,

• ve bu tezin herhangi bir bölümünü bu üniversitede veya başka bir üni- versitede başka bir tez çalışması olarak sunmadığımı

beyan ederim.

Tuğçe BABACAN

(4)

i

İÇİNDEKİLER

Sayfa

İÇİNDEKİLER ... i

ÖZET ...iii

ABSTRACT ... iv

TEŞEKKÜR ... v

ŞEKİLLER ... vi

ÇİZELGELER ... vii

1. GİRİŞ ... 1

1.1.Araştırmanın Amacı ... 4

1.2.Araştırmanın Kapsamı ... 5

1.3.Araştırma Yöntemi ... 5

1.4.Araştırmanın Önemi ... 6

2.LİTERATÜR ÖZETİ ... 8

2.1.Yer- Mekân ... 8

2.2.Barınma, Sığınak, Konut, Ev, Yuva ... 10

2.3.Yere Bağlılık ... 18

2.3.1.İnsan-yer etkileşimi ve konut bağlamında yere bağlılık kavramı ... 20

2.3.2. Yere bağlılık süreci ... 22

2.3.3.Yere bağlılığın insan- yer açısından etkileri ... 33

2.3.3.1. Yere bağlılığın olumlu etkileri ... 33

2.3.3.2.Yere bağlılığın olumsuz etkileri ... 37

2.3.4.Yere bağlılık ve yer kimliği ... 38

2.3.4.1.Yer kimliğinin oluşum süreci ... 40

2.4.Kişiselleştirme /Kendileme ... 42

2.4.1.Kişiselleştirme ve ilgili kavramların tanımı ... 43

2.4.2.Tarihte kişiselleştirme ... 44

2.4.3.Kişiselleştirme önemi ... 46

2.4.4.Kişiselleştirme türleri ve etkileyen faktörler ... 48

2.4.5.Kişiselleştirmelerin yere bağlanma süreçlerindeki yeri ... 50

2.4.6.Kişiselleştirmelerin yer kimliği oluşum sürecindeki yeri ... 50

2.5. Yere bağlılık, Yer kimliği ve Kişiselleştime Kavramlarının İç Mimarlık Disiplininde Yeri ... 52

3. ARAŞTIRMA YÖNTEMİ ... 56

3.1.Araştırma Modeli ... 57

3.2.Veri Toplama Yöntemi ... 59

(5)

ii

3.3. Örneklem Alanı ... 67

3.4.Anket Uygulaması ... 70

4.TOPLU KONUTLARDA KULLANICILARIN YERE BAĞLILIK VE KİŞİSELLEŞTİRME SÜREÇLERİ ... 72

4.1. Örneklem Genelinde Yere Bağlılık ve Kişiselleştirme Süreci Özellikleri.. 72

4.1.1. Demografik ve sosyo ekonomik özellikler ... 73

4.1.2. Bölgeye ilişkin kullanıcı değerlendirmeleri ... 76

4.1.3. Toplu konut alanına ilişkin kullanıcı değerlendirmeleri ... 80

4.1.4. Konut özellikleri ve konuta ilişkin değerlendirmeler ... 83

4.1.5. Konutta yere bağlılığa ilişkin kullanıcı değerlendirmeleri ... 89

4.1.6. Konutta yer kimliğine ilişkin kullanıcı değerlendirmeleri ... 92

4.1.7. Konutta gerçekleştirilen kişiselleştirmeler ... 93

4.1.8. Taşınma durumu ile ilgili kullanıcı değerlendirmeleri ... 97

4.2. Örneklem Genelinde Yere Bağlılık ve Kişiselleştirme Süreçi Bileşenleri . 98 4.2.1. Bölge-toplu konut ve konut alanı bileşenleri ... 98

4.2.2. Yere bağlılık- yer kimliği- taşınma durumu bileşenleri ... 101

4.2.3. Konutta gerçekleştirilen kişiselleştirme bileşenleri ... 106

4.3. İç Mimarlık Disiplinine İlişkin Kullanıcı Değerlendirmeleri... 109

5. SONUÇ ... 115

KAYNAKÇA ... 131

EK ... 138

ÖZGEÇMİŞ ... 144

(6)

iii ÖZET

Yüksek Lisans Tezi

TOPLU KONUTLARDA YERE BAĞLILIK VE KİŞİSELLEŞTİRME BİLEŞENLERİ:

SANCAKTEPE – EMEK MAHALLESİ ÖRNEĞİ Tuğçe BABACAN

İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü İç Mimarlık Anabilim Dalı

Danışman: Doç. Dr. Elif KISAR KORAMAZ 2021, 144 sayfa

Bu çalışmada, toplu konut alanlarında yere bağlılık ve yer kimliğinin oluşum sü- reçleri ile kullanıcıların konutlarında gerçekleştirdikleri kişiselleştirmelerin ta- nımlanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, toplu konut alanlarında yere bağlılık ve yer kimliğinin oluşumunun özellikleri ve bunların konut ve konut çev- resinin farklı boyutlarıyla ilişkili olmak üzere nasıl değiştiğinin ortaya koyulması hedeflenmiştir. Sancaktepe – Emek Mahallesi’nde bulunan 4 toplu konut alanında 80 kişinin katıldığı anket çalışması sonucunda bu örneklem alanında yer kimliği ve yere bağlılığın oluşumunda etkili olan süreçlerin birlikte çalıştığı ve bu iki sü- recin oluşumunun birbirini etkileyen süreçler olduğu sonucuna varılmıştır. Ev sa- hibi olmanın kişiselleştirmeleri yapmayı kolaylaştırdığı, kişiselleştirmeleri yapıp kullanıcıların mekanları kendilerine uygun hale getirmesinin yer kimliğini güç- lendirdiği ve bu süreçte evlerine bağlandıkları belirlenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Ev, Kendileme, Kişiselleştirme, Konut, Toplu Konut, Yere Bağlılık, Yer Kimliği

(7)

iv ABSTRACT

M.Sc. Thesis

PLACE ATTECHMENT AND PERSONALIZATION COMPONENTS IN MASS HOUSING: SANCAKTEPE - EMEK MAHALLESİ EXAMPLE

Tuğçe Babacan

Istanbul Commerce University

Graduate School of Applied and Natural Sciences Department of Interior Architecture Supervisor: Assoc. Prof. Dr. Elif KISAR KORAMAZ

2021,144 pages

In this study, it is aimed to define the processes of place attachment and place identity formation in mass housing areas and the personalization that the users perform in their residences. For this purpose, it is aimed to reveal the characte- ristics of place attachment and place identity formation in mass housing areas and how these change in relation to different dimensions of housing and housing environment. As a result of the survey study in which 80 people participated in 4 mass housing areas in Sancaktepe - Emek District, it was concluded that the pro- cesses that are effective in the formation of place identity and place attachment in this sample area work together and that the formation of these two processes are processes that affect each other. It has been determined that owning a home makes it easier to make personalizations, making personalizations and making the spaces suitable for them strengthens the identity of the place, and in this pro- cess, place attachment to their home develops.

Keywords: Appropriation, Dwelling, Home, Mass Housing, Personalization, Place Attachment, Place Identity

(8)

v

TEŞEKKÜR

Tez çalışmam ve yüksek lisans eğitimim boyunca beni yönlendiren, karşılaştığım zorlukları bilgi ve tecrübesi ile aşmamda yardımcı olan değerli Danışman Hocam Doç. Dr. Elif KISAR KORAMAZ’a teşekkürlerimi sunarım.

Bütün bu süreçteki destekleri, yardımları ve anlayışları için İstanbul Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde birlikte çalıştığım başta dekanım Prof. Dr. Kemal Kutgün EYÜPGİLLER ve bölüm başkanım Doç. Dr. H. Umut TUĞLU KARSLI olmak üzere tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim.

Hayatımın her aşamasında olduğu gibi tez sürecimin her aşamasında beni yalnız bırakmayan, desteklerini esirgemeyen, karşılaştığım her zorlukta yanımda olan başta değerli annem Birgül BABACAN’a, babam Serdar BABACAN’a, kardeşim E.

Baran BABACAN’a; anneannem Ayşe Hikmet TAHMİS’e; benimle tüm sürecin stresini, zorluklarını yaşayan bana her an destek olan değerli arkadaşlarım Alara DARICI’ya, Ekin YÜKSEL’e, Melis Isabel AKAN’a ve Ecem ARICI’ya ve yol arkada- şım Ozan Yiğit ÇÖREKCİ’ye sonsuz sevgi ve saygılarımı sunarım.

Tuğçe BABACAN İSTANBUL, 2021

(9)

vi

ŞEKİLLER

Sayfa

Şekil 2.1. Yer ihtiyaçları Piramidi ... 11

Şekil 2.2. İnsan Yer Üçlülerinden faydalanılarak ortaya çıkaran yere bağlılık süreçleri ... 23

Şekil 2.3. Yere bağlılık üzerine yapılan çalışmaların sınıflandırması ... 26

Şekil 2.4. Yere bağlılığı etkileyen faktörler ... 27

Şekil 2.5. Yere bağlılığın deneyimlenen psikolojik faydaları ... 34

Şekil 2.6. Yer kimliği oluşum sürecini etkileyen faktörler ... 42

Şekil 2.7. Kişiselleştirme Türleri ... 49

Şekil 3.1. Araştırma Modeli ... 58

Şekil 3.2. Toplu Konut Alanları ... 68

Şekil 3.3. Sancaktepe- Emek Mahallesi tarih içinde yapısal gelişimi... 69

Şekil 3.4. A -B -C -D Toplu Konut Alanları Vaziyet Planları ... 70

Şekil 4.1. Örneklem Alanı çevresinde yürüme mesafesinde bulunan sosyal hizmetler ve sağlık hizmetleri ... 79

Şekil 4.2. Yer bağlılığına ilişkin fayda değerlendirmeleri ve mülkiyete bağlı farklılıklar ... 92

(10)

vii

ÇİZELGELER

Sayfa

Çizelge 3.1. Anket Föyü- Demografik ve Sosyal Özellikler ... 60

Çizelge 3.2. Anket Föyü- Konut Geçmişi ... 60

Çizelge 3.3. Anket Föyü- Bölge (Ulaşım- Erişebilirlik) ... 61

Çizelge 3.4. Anket Föyü- Bölgeye İlişkin Kullanıcı Değerlendirmeleri ... 61

Çizelge 3.5. Anket Föyü- Toplu Konuta İlişkin Kullanıcı Değerlendirmeleri ... 62

Çizelge 3.6. Anket Föyü- Konut ile ilgili Bilgiler ... 62

Çizelge 3.7. Anket Föyü- Konuta İlişkin Kullanıcı Değerlendirmeleri ... 63

Çizelge 3.8. Anket Föyü- Yere Bağlılık ... 64

Çizelge 3.9. Anket Föyü- Yer Kimliğine İlişkin Kullanıcı Değerlendirmeleri ... 65

Çizelge 3.10. Anket Föyü- Kişiselleştirme Varlığı ... 65

Çizelge 3.11. Anket Föyü- Kişiselleştirme Yöntemi ... 66

Çizelge 3.12. Anket Föyü- Memnuniyet/ Taşınma Durumu ... 66

Çizelge 3.13. Anket Föyü- İç Mimarlık Hizmetinin Değerlendirilmesi ... 67

Çizelge 3.14. A-B-C-D Toplu Konut Alanları Mevcut Durumu ... 70

Çizelge 4.1. Yaş- Konut Tipi İlişkisi ... 73

Çizelge 4.2. Cinsiyet- Konut Tipi İlişkisi ... 74

Çizelge 4.3. Çalışma Durumu- Konut Tipi İlişkisi ... 74

Çizelge 4.4. Eğitim Durumu- Konut Tipi İlişkisi ... 75

Çizelge 4.5. Aylık Hane Geliri- Konut Tipi İlişkisi (Ortalama Değerleri) ... 76

Çizelge 4.6. Ulaşım Türü – Konut Tipi İlişkisi (ortalama değerleri) ... 77

Çizelge 4.7. Ulaşım Türü – Toplu Konut Alanı İlişkisi (ortalama değerleri) ... 77

Çizelge 4.8. Erişilebilirlik- Konut Tipi İlişkisi ... 78

Çizelge 4.9. Bölgeye ilişkin kullanıcı değerlendirmeleri- Konut Tipi İlişkisi (Ortalama Değerleri) ... 79

Çizelge 4.10. Toplu Konut Alanına ilişkin kullanıcı Değerlendirmeleri – Konut Tipi ilişkisi (Ortalama Değerleri) ... 81

Çizelge 4.11. Toplu Konut Alanına ait sosyal olanakları kullanım sıklığı – Toplu konut alanına bağlı karşılaştırmalar (Ortalama Değerleri) ... 81

Çizelge 4.12. Toplu Konut Alanına ait sosyal olanakları kullanım sıklığı – Konut Tipi ilişkisi ... 82

Çizelge 4.13. Sosyal İlişkiler –Toplu konut alanına bağlı karşılaştırmalar ... 83

Çizelge 4.14. Toplu Konut Alanı yaşama süresi- Konut Tipi İlişkisi ... 84

Çizelge 4.15. Toplu Konut Alanı yaşama süresi- Konut Tipi İlişkisi ... 84

(11)

viii

Çizelge 4.16. Mülkiyet Durumu – Konut Tipi ilişkisi ... 85

Çizelge 4.17. Konutta İkamet Eden Kişi Sayısı– Konut Tipi ilişkisi ... 86

Çizelge 4.18. Konutta geçirilen süre – Konut Tipi ilişkisi ... 87

Çizelge 4.19. Konut Cephesi – Konut Tipi ilişkisi ... 88

Çizelge 4.20. Konut Cephesi – Konut Tipi ilişkisi ... 88

Çizelge 4.21. Konut Özellikleri – Konut Tipi ilişkisi ... 89

Çizelge 4.22. Yere Bağlılığı etkileyen faktörler – Konut Tipi ilişkisi ... 90

Çizelge 4.23. Yere Bağlılığın pozitif psikolojik etkileri – Konut Tipi ilişkisi ... 91

Çizelge 4.24. Yer Kimliği – Konut Tipi ilişkisi ... 93

Çizelge 4.25. Kişiselleştirme yapma durumu – Konut Tipi ilişkisi ... 94

Çizelge 4.26. Kişiselleştirme yöntemleri – Konut Tipi ilişkisi ... 95

Çizelge 4.27. Kişiselleştirme yöntemleri ve mülkiyet durumuna göre değişimleri (ortalama değerleri) ... 97

Çizelge 4.28. Taşınma İhtimali – Konut Tipi ilişkisi ... 98

Çizelge 4.29. Bölge-Toplu Konut Alanı- Konut Değerlendirmeleri, Faktör Analizi Bileşenleri ... 100

Çizelge 4.30. Konutun Yere Bağlılık- Yer Kimliği ve Taşınma Durumu Açısından Değerlendirilmesi, Faktör Analizi Bileşenleri ... 103

Çizelge 4.31. Konutun Kişiselleştirme Durumu Açısından Değerlendirilmesi, Faktör Analizi Bileşenleri ... 107

Çizelge 4.32. Konutun Gerçekleştirilen Kişiselleştirmeler Açısından Değerlendirilmesi, Faktör Analizi Bileşenleri ... 108

Çizelge 4.33. İç Mimar ile çalışma durumu – Aylık Hane Geliri karşılaştırması ... 110

Çizelge 4.34. İç Mimar ile çalışma durumu – Konut Tipi karşılaştırması ... 110

Çizelge 4.35. İç Mimar ile çalışma durumu – Mülkiyet Durumu karşılaştırması ... 111

(12)

1 1. GİRİŞ

İnsanoğlu tarih boyunca bir sığınak arayışında olmuştur. Bu sığınak en başta pen- ceresiz, kapısız, hiçbir dış tehlikeyi göstermeyen, koruması olmayan mağaralar veya kovuklar iken, insanların gelişmesi ile göçebe hayatın bir parçası olan ilkel çadırlara ve sonrasında yerleşik düzene geçiş ile tarihin ilk yerleşik yapılarına dönüşmüştür. İklim koşullarından, soğuktan, vahşi hayvanlardan korunmak ge- reksinimlerinden doğan bu sığınma ihtiyacı zaman içinde insanoğlunun bilgi bi- rikimi, yeni aletlerin keşfedilmesi, günlük hayatın gereksinimlerinin üretilmeye başlaması, toplayıcılık ile topladıkları ürünlerin depolanması gereksinimlerinin ortaya çıkması ile depolama ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda gelişen fonksiyonlar günümüz yaşama çevrelerinin temellerini at- mıştır. Mahremiyet ihtiyacı ile kullanıcılar mekânları bölmeye, çeşitli ayırıcılar ile mekânları ayırmaya ve tanımlı hale getirmeye başlamıştır. Göçebe hayat süre- cinde büyük grupların yaşadığı çadırlar çeşitli kumaş parçaları, kilimler ile bölü- nürken bunların yerini yerleşik yaşamda duvarlar almıştır. Türk göçebe yaşa- mında yurtlarda kilimin hem bir bölücü hem de iklimsel etkilere karşı bir koru- yucu olarak kullanıldığı bilinmektedir. Buna ek olarak kullanıcıların böldükleri alanın kendilerine ait olduğunu belirtmek için bu kilimler üzerinde semboller gibi çeşitli belirteçler oluşturdukları görülmüştür. Sağ’ın (2012) çalışmasında belirt- tiği gibi kilimler şekilsiz ve renksiz dokunabilecekken dokuyucunun duygu ve dü- şüncelerini aktardığı, hatta boylarının sembollerini taşıyan bir belirteç, kimliği olan bir nesne olarak şekillenmiştir. Kullanıcılar mekânlarını bu kimliği olan ki- limler ile bezeyip alanlarını tanımlamayı seçmişlerdir. Böylece göçebe bir yaşam sürdürürken bile kendi yarattıkları mekânları beraberlerinde taşıyabilmişlerdir.

Bir sığınak, barınak olan mekân, kullanıcının kendi alanını belirttiği değişiklikler ile kullanıcıya ait yerleri tanımlamaya başlamıştır. Kullanıcı kendi alanını tanım- ladıkça bu alanı koruma iç güdüsü beraberinde gelmiştir. Hayvanların kendi alan- larını işaretleyip koruması gibi, insanlar ziyaretçilere karşı mekânlarını kimlikle- rine ilişkin mesajlarla işaretleyip, sembolleştirebilirler. Hem mahremiyet hem de sahip olduklarını koruma iç güdüsü ile insan barındığı alanı-sığınağını- korumak

(13)

2

ve alanını belirlemek için kişisel birtakım semboller ile bölgesini, alanını belirler.

Bunlar göçebe toplumlarda kilim gibi objelerle sağlanırken, yerleşik yaşama ge- çilmesi ile bu görevi duvarlar üstlenmiştir. Duvarların mekânı tanımlayan bir obje olarak tarih sahnesine girişi ve gelişerek yapılara dönüşmesi ile insanın ala- nını tanımlaması, sınırlaması kolaylaşmıştır.

Mekânın gelişimi ve mekânın kişi tarafından tanımlanması ile kullanıcının psiko- lojisi üzerinde yarattığı etkiler, 60’lı yıllar itibari ile modern kentsel yaşamın baş- lamasıyla, kullanıcıların vakit geçirdiği mekânların kendilerinde yarattığı çeşitli etkiler incelenmeye başlanmıştır. Bu araştırmalar öncelikle kentsel ölçekte baş- lamıştır. Bireylerin kent, mahalle ölçeğinde etkileşimleri, davranış düzenleri, bu etkileşim ve davranışların kent ve mahalle bağlılıklarına olan etkileri incelenmiş- tir. Bu çalışmalar ile çevre psikolojinde yer alan konu başlıkları şekillenmeye baş- lamıştır. Bu başlıklar yere bağlılık (place attachment), yer kimliği (place identity), yere itimat (place dependence), yer duygusu (sense of place) olarak gruplanmış- tır. Yere olan bağlılığın insan psikolojisi üzerine pek çok olumlu etkisi olduğu bi- linmektedir. Ancak bir yere bağlılığın oluşabilmesi için de birtakım önemli süreç- ler vardır.

Çoğu araştırmada yere bağlılıkla (place attachment) birlikte incelenen iki konu başlığı olarak yer kimliği (place identity) ve yere itimat (place dependence) ön plana çıkmaktadır. Bu iki konu kullanıcının yere bağlılık sürecinde çok büyük et- kileri olan konulardır. Yere bağlılık, yer kimliği ve yere itimat(güvenme) konuları literatürde tartışmalı konular olmuştur. Kimi araştırmalar yer kimliği ve yere iti- mat(güvenme) konularını mekâna bağlılığın bir alt başlığı olarak alırken, diğer- leri bu iki konuyu yere bağlılıktan ayrı ancak birbiri ile sıklıkla ilintili konular ola- rak ele almıştır. Bu üç konu birbiri ile iç içe geçmiştir. Yer kimliği mekânın kulla- nıcının bir uzantısı haline gelmesi olarak tanımlanabilir. Mekânın kendinden par- çalar taşıması kullanıcıda bir güven hissi yaratmaktadır. Bu güven hissi de kulla- nıcının yere bağlılığın oluşmasını kolaylaştırmaktadır.

Kullanıcının yere duyduğu bağlılığın pozitif etkileri geçmiş çalışmalarda sıklıkla vurgulanmıştır. Bir yere bağlılığın oluşabilmesi için mekân ile kullanıcı arasında

(14)

3

bir etkileşim olması gerekmektedir. Kullanıcının mekânı şekillendirmesi ve bu süreçte mekânın kullanıcının mekân içi davranışlarını belirlemesi dönüşümlü bir süreçtir. Bu süreçte kullanıcı ve mekân arasında kurulan ilişki sonucu kullanıcı yere bağlılık geliştirir. Bu bağlılığı etkileyen önemli faktörlerden biri yerin kimli- ğidir. Proshansky tarafından 1978’de yer kimliği, “anıların, kavramların, yorum- ların, fikirlerin ve belirli fiziksel ortamlarla ve ayrıca ortam türleriyle ilgili duy- guların karışımı” olarak tanımlanmıştır.

Bu mekânlardan en önemlisi ise kullanıcı için bir “sığınak” olan konut olmuştur.

Kullanıcı için fiziksel bir sığınak görevi gören mekân aslında aynı zamanda psiko- lojik bir sığınaktır. Bu sığınak insanın toplum içinde yüklendiği rollerden uzak- laştığı ve kendi gibi olabildiği bir mekândır. Ancak durum her zaman böyle olma- maktadır. Bir mekânın sığınılacak bir alan olarak görülebilmesi için kullanıcının kendini güvende hissetmesi gerekmektedir. Bu güven duygusu mekâna duyulan bağlılık ile gelişebilmektedir. Mekâna duyulan bu bağlılık mekânın yere dönüş- mesi sürecinde insanın mekâna anlam katarak onu yere dönüştürmesi ile başlar.

Konut, kullanıcısı için sadece sığınma ihtiyacını sağlayan bir barınak olmanın ya- nında aslında psikolojik olarak da toplumdan uzaklaştığı kendi olabildiği bir psi- kolojik sığınak görevi görmektedir. Bu kapalı mekânı konuttan kullanıcının ken- dini güvende hissettiği alana, sığınağa, dönüştüren ise bağlılıktır. Özellikle konut yapılarının bu bağlamda incelenmesi önemlidir. Bir yapı kabuğu olan konutun ki- şinin kendini güvende hissettiği, evi-yuvası olarak tanımlayabildiği bir yere dö- nüşmesi bu süreçler ile mümkün olmaktadır. Bir yapı kabuğu olarak konutların eve dönüşüm süreci, duyguların oluşumu ve duygu düzenlemesi gibi süreçleri in- celemek için yararlı bir bağlam olarak hizmet eder, çünkü sabit, ancak şekillendi- rilebilir ve bireylerin çok fazla zaman geçirdiği bir alandır. Birey ve özellikle bi- reyin psikolojisi söz konusu olduğunda sadece yapının kabuğu olan konutu ince- lemek yeterli olmayacaktır. Bireyin mekân içindeki psikolojik süreçlerini incele- mek için çok katmanlı bir kavram olan evin oluşum süreçleri ve birey için evin anlamları incelenmelidir. Ev konusunda çalışmalar gerçekleştiren teorisyenler, evin özellikle güçlü bir sembolik ve psikolojik öneme sahip olduğunu öne sürdü- ler. Yani ev, bir bireyin yaşadığı bir yerden daha fazlasıdır, daha ziyade bir kişinin

(15)

4

geçmişinin, şimdiki zamanının ve gelecekteki benliğinin yansıtıldığı ve hayata geçtiği benzersiz bir yerdir (Graham vd., 2015).

Kullanıcı mekânı kendisinin bir uzantısı olarak görebilmek adına mekânda birta- kım değişiklikler yapma ihtiyacı duyabilir. Kendini bu mekâna ait hissedebilmek için kendi fiziksel gereksinimlerine uygun düzenlemeler, kendi anılarını yansıtan objeler ile mekâna bir kimlik katabilir. Kullanıcının kendi kimliğini mekâna yan- sıtması aslında bir alan belirleme çabası olarak da görülebilir. Doğada hayvanla- rın kendi alanlarını belirlemek için kokular bırakması gibi, insanlar da kendi alan- larını kimliklerini yansıtarak sınırlayabilirler. Bu sınırlayıcılık istenmeyenleri dı- şarıda tutmak için bir uyarı niteliğinde olabileceği gibi sınırlarından içeriye al- mayı tercih ettikleri kişilere kendilerini ifade etme isteği ile yapılabilir. Bu ifade biçimi aslında kendilerine ait evin sınırlarını belirleyen bir davranış biçimi olarak görülebilir.

1.1. Araştırmanın Amacı

Yere bağlılık ve yer kimliği konularında özellikle çevresel psikoloji, psikoloji di- siplinlerinde sıklıkla incelenen bir konudur. Ancak iç mekânın fiziksel özellikleri ve bunların kullanıcılara etkisi üzerine yapılan çalışmalar kısıtlıdır. Özellikle İç Mimarlık disiplininde iç mekânın kullanıcı üzerindeki etkileri tasarım sürecinde önemli bir konudur ve daha detaylı olarak araştırılması önemlidir. Konut yapıları kullanıcının tasarım sürecine birebir dahil olabildiği bir ortam olduğu için bu araştırmaların yapılması için uygun ortamı sağlamaktadır.

Yaşadığı süre, anılar, konutta geçirdiği süre, konutun kullanıcını ihtiyaçlarına uy- gunluğu, konutun bulunduğu bölge (çevresel koşullar), kullanıcının yaptığı kişi- selleştirmeler gibi pek çok etken kullanıcının yere bağlılığını etkileyebilmektedir.

Günümüzdeki sorunlardan biri, özellikle toplu konut projelerinde ve apartman yapılarında, yapının tasarım sürecinde kullanıcılarının fiziksel ve psikolojik ihti- yaçlarının dikkate alınmamasıdır. Bu araştırmada kişiselleştirme süreci ve yere bağlılık duygusunun nasıl geliştiğinin tanımlanması amaçlanmıştır. Bu kapsamda kullanıcıların konut ve konut çevresinde yere bağlılık ve yer kimliği süreçlerinde

(16)

5

etkili olan bileşenlerin ve kişiselleştirme bileşenlerinin belirlenmesi hedeflen- miştir.

1.2. Araştırmanın Kapsamı

Araştırmanın birinci bölümünde çalışma hakkında genel bilgi verilip, araştırma- nın amacı, önemi ve yöntemi açıklanmaktadır. Çalışma hakkında yapılmış litera- tür araştırmasını içeren ikinci bölümde öncelikle yer ve mekân kavramları tanım- lanmış, konut/ev/yuva/barınma kavramlarının birbirleri ile ilişkileri açıklanmış daha sonrasında bu kavramların arasındaki farkları belirleyen yere bağlılık ve bu konuyu etkileyen alt başlıklardan biri olan yer kimliği üzerinde durulmuştur. Bir başka kavram olan ve yer kimliğinin oluşumunda büyük rol oynayan kişiselleş- tirmelerin ne olduğu tanımlanmış, bu kişiselleştirmelerin gerçekleştirilmesi sü- recinin yer kimliği oluşumuna etkileri açıklanmıştır. Yer kimliğinin oluşmasının yere bağlılık üzerindeki etkilerinin literatürdeki açıklamalarına yer verilmiştir.

Üçüncü bölümde araştırmanın yapıldığı alan hakkında genel bilgi verilmiş ve araştırmanın yöntemi detaylı olarak ortaya konmuştur. Dördüncü bölümde Dışa kapalı toplu konut yapılarında kullanıcıların yaşadıkları alanlarda yaptıkları kişi- selleştirmelerin Sancaktepe/ Emek Mahallesi bölgesinde yere bağlılığa olan etki- lerinin araştırılması ve sonuçları ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise ça- lışma hakkında genel sonuçlar değerlendirilmiştir.

1.3. Araştırma Yöntemi

Araştırma konusuna dair teorik çerçevenin belirlenmesi ve konu ile ilgili çalışma- ların incelenmesi amacıyla literatür araştırması yapılmıştır. Literatür araştırması sonucu belirlenen yere bağlılık, yer kimliği ve kişiselleştirme konularındaki sü- reçleri tanımlamak için kantitatif araştırma yöntemleri kullanılmış ve anket araş- tırması yapılmıştır. Bu anket pandemi süreci içinde olunması ve yüz yüze görüş- menin mümkün olmaması sebebiyle dijital ortamdan katılımcılara ulaştırılmıştır.

Ayrıca örneklem alanı olarak belirlenen toplu konut alanlarında gözlem yapılmış- tır. Bu kapsamdaki özellikler ortalama ve frekans değerleri ile tanımlanmıştır.

Süreç bileşenlerini tanımlamak için faktör analizi yöntemi uygulanmıştır. İç

(17)

6

mimarlık disiplini ve hizmeti ile ilgili kullanıcı değerlendirmeleri için açık uçlu sorular değerlendirmeye alınmıştır.

Çalışma alanı olarak 2008 yılında ilçe statüsü kazanmış Sancaktepe İlçesi’nin Üm- raniye ilçesi tarafından girişinde konumlanmış olan Emek Mahallesi’nin Ordu Caddesi’nden giriş sağlanan 4 adet dışa kapılı toplu konut projesi seçilmiştir. Bu toplu konut projelerinin seçilmesinin sebepleri bu toplu konut oluşumlarında mi- nimumda 10 senedir yerleşim bulunması, toplu konut genelinde sabit plan tiple- rinin bulunması, bölge bazında benzer ekonomik seviyedeki insanların ikamet et- mesidir.

1.4. Araştırmanın Önemi

Konut bağlamında kullanıcıların mekân içindeki psikolojisinin bireyin bakış açı- sından değerlendirilmesi konutun eve dönüşüm sürecinin anlaşılması için önem- lidir. Kendini konuta bağlı hisseden bireylerin huzur, mutluluk gibi pek çok pozi- tif faydadan bahsettiği bilinmektedir. Konut gibi küçük bir ölçekte bağlılığın oluş- masının büyük ölçekte de bağlanmaya etkileri olduğu literatürde önemli bulgu- lardan biridir. Evine bağlı olan bireylerin sosyal çevrelerine de bağlı oldukları ve topluluk ölçeğinde katılımlarının daha fazla olduğu literatürde üzerinde durulan bir konu olmuştur.

Bir kullanıcı için bir yapı kabuğu olan konutun kendilerini güvende hissettikleri evlerine dönüşüm sürecinin araştırılması ve bu süreçte kullanıcının psikolojisi, bakış açısı ve değerlendirmeleri, duyguları ile mekânsal özellikler ve süreçler ara- sındaki ilişkilerin ortaya konması açısından önem taşımaktadır. Bu ilişkilerin araştırılması özellikle konut mekanlarının tasarım sürecine ışık tutabilecek so- nuçları elde etmemizi sağlayıp, İç Mimarlık disiplinine bu anlamda katkıda bulu- nacaktır. Yatırımcıların ekonomik kaygıları, toplumsal tercihleri yönlendiren ta- sarım trendleri gibi konut yapılarının seri olarak tasarlandığı ve üretildiği toplu konut alanları açısından bu ilişkilerin kurulması özellikle önem taşımaktadır.

Kullanıcı-tasarımcı bağlantısının kısıtlı olduğu toplu konut alanlarında bu

(18)

7

sonuçlar tasarım sonuçlarında kullanıcı memnuniyetinin artacağı mekanların ta- sarlanmasını sağlayabilecektir.

Literatürde yere bağlılık kavramı ile ilgili yapılan araştırmaların büyük bir bö- lümü kentsel ölçekte veya mahalle ölçeğindedir. İç mekânda ve özellikle bireyin zamanının büyük bir kısmını geçirdiği konut alanlarında yapılan araştırmalar kı- sıtlıdır. Bu araştırma hem literatüre hem de mesleki uygulamalara katkısı açısın- dan önem taşımaktadır.

(19)

8

2.LİTERATÜR ÖZETİ

Bu bölümde konutlarda kişiselleştirme- yere bağlılık etkileşimi konusunda araş- tırmayı yönlendiren önemli kavramların farklı tanımları ve tanımlama problem- leri ele alınacaktır. Öncelikle yer- mekân kavramlarının tanımları ve aralarındaki farklar belirtilecektir. Ardından barınma, sığınak, konut, ev, yuva kavramlarının tanımları, birbirleri ile olan ilişkileri açıklanacaktır. Ardından yere bağlılık kav- ramı ve bu kavram ile ilişkili yer kimliği kavramlarının farklı tanımları ve bu ta- nımlamaların literatürdeki tartışmalı durumundan bahsedilecektir. Son olarak kişiselleştirme kavramı tanımlanıp, yere bağlılık- yer kimliği kavramlarıyla iliş- kisi incelenecektir.

2.1. Yer- Mekân

Yer ve mekân günlük dilde birbiri yerine sıklıkla kullanılan kavramlar olsa da as- lında bunlar birbirini kapsayan kavramlardır. Türk Dil Kurumu’nun yapmış ol- duğu tanımlara bakıldığında Yer kavramı için kullanılan birincil anlam “Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân” olarak veril- mişken; mekân için kullanılan birincil anlam “Yer, bulunulan yer” şeklindedir. Di- limize çevrilirken yaşanılan bu anlam dolaylı problem yer ve mekân kavramları- nın tanımlanmasını problemli bir hale getirmektedir.

Koçyiğit ve Gorbon (2012) şeyler ile insanın arasındaki en önemli düşünsel mo- delin öklidyen geometrinin soyut, matematiksel mekânı olduğunu ifade eder ve görüngübilimsel bir bakışla yerin mekânın matematiksel koordinatlarından, bir konumdan çok daha fazlası olduğunu, yeri var edenin soyut bir koordinat sistemi değil şeyleri algılayış biçiminin yerin niteliğini belirlediğini, bu şeyleri algılayacak bir kimsenin bulunmaması durumunda yerin de var olmadığını ekler.

Birbiri yerine sıklıkla kullanıldığından bahsettiğimiz yer ve mekân kavramları Aslan vd. (2015) tarafından eş anlamlı olarak insanı çevresinden belirli bir ölçüde ayıran ve içinde eylemlerini sürdürmesine uygun olan boşluk ve sınırları gözlem- leyenler tarafından algılanabilen bir uzay parçası olarak tanımlanmıştır. Ancak mekân (space) ve yer (place) kavramları arasındaki farklardan da bahsetmek

(20)

9

gerekmektedir. Relph’in (1976) tanımladığı şekilde yer, bireyin mekânı kullanı- mıyla ortaya çıkan anlamlar aracılığıyla şekillendirilmiş, doldurulmuş mekândır.

Bu tanımlamaya göre yer ve mekân birbirine bağlıdır. Yer kavramı, birey ve mekân etkileşimi açısından önemlidir (Seamon, Sowers; 2008). Ayalp’in (2012) tanımına göre yer, bireyin mekânı kullanımıyla ortaya çıkan mekânın bir boyutu olarak algılanabilir. Koçyiğit ve Gorbon (2012) de benzer şekilde yer ile insanın varoluşu arasında derin bir bağ olduğunu, insanların yaşayabilmek için bilinme- yen bir evrenin ortasında evini inşa ederek yeri var ettiğini belirtir.

Mekân sadece dört duvarla tanımlanabilen bir alan olarak düşünülmemelidir. Bir alan duvarlar, bölücüler ve yapısal elemanlar olmadan da tanımlanabilir ve an- lamlandırılarak bir yere dönüşebilir. Georges Perec (1974) Mekân Feşmekân isimli kitabının Daire isimli bölümünde Duvar diye ayrıca bir başlık açarak du- vara bir tablo astığını ve bu tablonun varlığı ile dairesini çevreleyen duvarları unuttuğunu, duvarın artık dairenin sınırlarını belirleyen bir sınırlayıcı olmaktan çıktığını astığı tablo için bir dayanak olduğunu belirtir. Ancak duvarı unutarak tabloyu da unuttuğunu, bu sebeple tabloyu hatırlamak için sürekli o tabloyu de- ğiştirmeyi bir çözüm olarak sunar. Duvarlar insanların yapacakları kişiselleştir- meler sürecinde önemli bir alandır. Benzer şekilde psikiyatr Eiguer (2004) konut, ev kavramları ve evin birey için anlamlarını araştırdığı Evin Bilinçdışı kitabının giriş bölümünün sonunda sözü duvarlara bıraktığını belirterek duvarların bu sü- reçteki önemini vurgular. Perec (1974) ve Eiguer’in (2004) bakış açılarını değer- lendirdiğimizde duvarların bireylerin mekânda yapabilecekleri kişiselleştirmeler sürecinde önemli bir alan olduğunu söyleyebiliriz.

Mekân denince akla ilk gelen alanlardan biri yapısal ögeler ile çevrelenmiş kapalı mekânlar olduğundan, yapısal ögeler ile tanımlanan alanlardan bahsetmek gere- kirse, bireyin mekâna anlam yükleyerek yere dönüştürmesi sürecinde ilk olarak mekânı ve mekânın yapısal özelliklerini algılaması süreci üzerinde durmak gere- kir. Rapoport’tan aktaran Taşçıoğlu (2013) mekânın sabit, yarı sabit ve sabit ol- mayan (değişken, hareketli) elemanlardan oluştuğunu belirtmektedir. Altyapı elemanları, duvarlar gibi yapı elemanları (kolon, kiriş vb.) sabit elemanlar olarak tanımlamıştır. Bu elemanların değişebilir olsalar da bu değişimin zorlu, nadir ve

(21)

10

yavaş olduğundan söz edilmiştir. Döşeme kaplamaları, mobilyalar ise yarı sabit elemanlar grubuna girmektedir. Bu çeşitli elemanlar ile mekânı tanımlayan birey için çeşitli yerler oluşmaya başlar. Bir mekândan ayrılmak bir diğerine girmek anlamına gelir. Bu açıdan iç ve dış kavramları mekân konusunda önem kazan- maktadır. Taşçıoğlu (2013) bu durumu “bir mekân tarafından kuşatılırken, diğer kuşatmaya geçmek” olarak ifade eder. İnsanlar dışarıdan içeriye girer, içeriden dışarıya bakar ve içerisi, dışarının kötü şartlarından insanı korur. Aydıntan (2001) iç mekân kavramını “yapı kabuğunun yüzeyleri ile sınırlanan boşluk” ola- rak tanımlamıştır ve dış mekânı sosyallik alanı, iç mekânı sınırlayıcı, özel olarak ayırmıştır (Aslan vd. ,2015). Bu sınırları ise yapı elemanları belirler. Ujang ve Za- kariya (2015), Punter (1991)’ın çalışmasından yola çıkarak mekânın üç ana bile- şeni olduğundan bahseder. Bunlar; fiziksel ortam, aktivite ve anlamdır. Fiziksel ortam, yapılı ve doğal çevre, peyzaj ve mobilya gibi bileşenleri gösterir. Aktivite alanın kullanım şekli, yoğunluğu ve bu alandaki davranış düzenleri, ses ve koku gibi bileşenlerden oluşur. Anlam başlığı altında ise yerin okunabilirliği, kültürel etkileşimler, algılanan fonksiyonlar ve nitel değerlendirmeleri içerir. Punter’a göre (1991) aktivite ve anlam fiziksel ortamın ana bileşenlerinden biri olan fizik- sel ortamı anlamlandırma etkisine sahiptir. Mekânın yere dönüşümünde özellikle de iç mekânın şekillenmesinde ve tanımlanmasında bireyin yani mekânın kulla- nıcısının bu mekandaki süreçleri ile mekâna kattığı anlam büyüktür.

2.2. Barınma, Sığınak, Konut, Ev, Yuva

Barınma ihtiyacı, insanların tarih sahnesindeki ilk zamanlarından itibaren temel ihtiyaçlarından biri olmuştur. İlk barınağı mağara gibi doğal kovuklar olan insan, binlerce yıl boyunca gizli bir sahnede yaşarcasına dördüncü duvarını beklemiştir.

Dördüncü duvarın verdiği güven hissinden yoksun olmuştur. Bu doğal kovukları taş gibi malzemelerle örme becerisi kazandıktan sonra ise ortaya çıkan mekânın son duvarı aslında bir yerde mimarlık tarihinin ilk duvarı olarak görülebilir. Bu duvarın oluşumu ile kapı ve pencereden yoksun olan bu doğal kovuklar mimari ögelerin gelişimini de beraberinde getirecektir. Dört duvarlı yaşama mekânlarına ve bununla gelişen mimari ögelerin üretimine geçiş süreci ise uygarlık tarihinin en keskin dönemeçlerinden biri olarak görülebilir (Taşçıoğlu, 2013).

(22)

11

Mağaranın dördüncü duvarını kazanması ile başlayan, yerleşik yaşama geçilmesi ile devam eden bu süreçte konut yapıları gelişimini sürdürür. İnsanlar yaşadıkları bölgelerin iklim şartlarına uygun ve çevredeki malzemeler ile yapılar inşa eder.

Yerleşik yaşama geçiş süreci ile yapı içinde pek çok yeni ihtiyaç doğmaya başlar.

Avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan bireyler, yerleşik yaşam ile tarım ve hayvancılık ile geçimini sürdürmeye başlar. Tarım ve hayvancılığın gerektirdiği yeni ihtiyaç- lar vardır. Tarım ile elde ettikleri ürünleri depolayabilecekleri alanlara ihtiyaç duymaya başlarlar ve bu durum konut içinde depolama fonksiyonu ihtiyacını or- taya çıkarır.

Israel (2003)’in Maslow’un insan ihtiyaçları hiyerarşisinden yola çıkarak tasarım psikolojisi için oluşturduğu yer ihtiyaçları piramidi incelendiğinde öncelikli ihti- yacın “barınma mekânı olarak yer (shelter)” olduğunu görürüz. Barınma ve sı- ğınma mekânı olarak yerin hemen peşinden psikolojik ihtiyacın karşılanması (sa- tisfaction of psychological need), sosyal ihtiyaç tatmini (satisfaction of social need), estetik ihtiyacın karşılanması (satisfaction of aesthetic need) ve kendini gerçekleştirme olarak yer (place as self actualization) gelmektedir (Şekil 2.1). Bir konutun sığınak olmaktan çıkıp bir yuvaya dönüşmesi sürecinde bu adımların önemli bir yeri bulunmaktadır. Tarihin ilk yerleşimlerine bakıldığında bireylerin bu sığınma ihtiyacını karşılamak adına mağaralara yerleştikleri bilinmektedir.

Mağaralar hava şartlarından bireyleri koruma konusunda Israel’in (2003) pira- midinin en alt basamağındaki ihtiyacı karşılamaktadır. Ancak piramidin üst ba- samakları için daha farklı ihtiyaçlar doğmaktadır.

Şekil 2.1. Israel (2003) Yer ihtiyaçları Piramidi

Kendini Gerçekleştirme olarak Yer (Place as Self- Actualization)

Estetik İhtiyacın Karşılanması (Satisfaction of Aesthetic Need)

Sosyal İhtiyaç Tatmini ( Satisfaction of Social Need)

Psikolojik İhtiyacın Karşılanması (Satisfaction of Psychological Need)

Barınma Mekânı olarak Yer (Shelter)

(23)

12

Günümüzde halen en temel ihtiyaçlarımızdan biri barınmadır. Başımızın üze- rinde bir çatı olması bize bir güvenlik hissi verir. Bu barınağa sahip olmak en te- mel ihtiyaçlarımızdandır. Buna sahip olamadığımızda kendimizi güvende hisse- debilmemiz zordur. Bugün bizler için yapının kabuğu olan konut, ilk insanlar için mağara ne ise odur. Bir sığınak, bir kovuktur (Taşçıoğlu,2013).

Zamanla bu mağaralar ve kovuklar üretilen yapılara dönüşmeye başlamıştır. Coğ- rafyanın gerekliliklerine uygun malzemelerle çeşitli şekillerde ve teknolojinin ge- lişimiyle farklı yöntemler ile üretimleri devam etmiştir. Bu da beraberinde yapı- sal birtakım terimleri getirmiştir. Konut, ev ve yuva kavramları yine dilimizde bir- biri yerine kullanılan kavramlar olarak gözlemlenmektedir.

Türk Dil Kurumu konut kavramını

“İnsanların içinde yaşadıkları ev, apartman vb. yer, mesken, ikametgâh”, Ev kavramını

1. “Yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı.”

2. “Bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer, konut, hane”

ve yuva kavramını

1. “Kuşların ve başka hayvanların barınmak, yumurtlamak, kuluçkaya yatmak, yavrularını büyütmek veya yavrulamak için türlü şeylerden yaptıkları ve türlü biçimlerde hazırladıkları barınak”

2. “Genellikle ailenin oturduğu ev”

olarak tanımlamaktadır. Tanımlardan da görüldüğü üzere bu kavramların anlam bakımından birbiri yerine kullanılması kaçınılmazdır. Ancak bunların arasındaki fark bireyin bu mekânlara kattığı anlam olarak ifade edilebilir. Bütün bu tanımla- rın ortak noktasında özne olarak insan bulunmaktadır. İnsanın girip bu fiziksel kabuğu şekillendirmesi, anlamlandırması ve tanımlamasıyla bu kabuk, işlevini kazanır.

Konut aslında evin fiziksel yapısıdır, strüktürdür. Yani konut bir bakıma kullanıcı için barınak, sığınak işlevi gören bir yapı kabuğudur. Konut yapısının eve hatta bir yuvaya dönüşme süreci ise kullanıcının bu mekâna girip şekillendirmesi ile başlar. Özellikle yuva kavramı açıklanırken birincil anlam olarak karşımıza çıkan

(24)

13

kuşların ve hayvanların işlevsel olarak kullandıkları bir mekân olarak tanımlan- ması kullanıcısı açısından kritiktir. Hayvanlar açısından değerlendirildiğinde bu yuva kendi yaptığı, hazırladığı, zamanla şekillenen ve yavrusunu büyüttüğü bir mahremiyet bölgesidir. Bachelard (1957) Mekânın Poetikası kitabında “Kuş Yu- vası” adlı bir bölüme yer vermektedir. Burada kuşların yuvalarıyla insanın haya- lini kurduğu yuva kavramı ile bağlantılar kurar. Bu bölümde Jules Michelet’in (1858) kuşlar ile ilgili yaptığı araştırmalardan örnekler vererek kuşların hiçbir gereci olmayan bir işçi olduğunu söyler. Michelet‘e (1858) göre kuşların kullan- dığı tek alet kendi bedenleridir; bedenlerini özellikle de göğüslerini malzemeleri bastırıp sıkıştırmak için kullanırlar ve bu süreçte zor şekillendirilen o sert kabuğu şekillendirmeyi başarırlar. Yuvaya biçimini veren şey aslında yuvanın içidir. İçe- riden, yuvaya daire biçimini veren kuşun bedenidir; dönerek, yuvası olacak ka- buğun duvarlarını her yönden dışarı doğru iterek o daireyi oluşturmayı başarır (Michelet, 1858; Bachelard, 1957). Michelet’in kuşun yuvasını yapmasını anlatışı bir bakıma insanın kendi bedeniyle uyumlu olarak kendi yuvasını yapmasına benzetilebilir. Kuşların yuvalarını kendi fiziksel ihtiyaçlarına uygun hale getire- bilmek için bedenleri ile şekillendirmesi, insanların ikamet ettikleri konutları ki- şiselleştirerek kendi fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarına uygun hale getirmesi ile yuvaya dönüştürmesi şeklinde benzerlik gösterir. Mimar, mühendis ve uygulayı- cılar elinden çıkan konutlarda yaşayan insanlar kendileme ve kişiselleştirmeler yaparak kendilerini o kuş gibi hissedebilir. Kendi bedenlerine uygun olan yuvala- rını oluşturabilirler. Bachelard (1957) bunu evin insanı gökten gelen fırtınalar- dan koruduğu gibi yaşamında olan fırtınalarda da ayakta tuttuğu şeklinde ifade etmiştir. İnsanoğlu için de aynı süreçler konuta girdiği anda onu zamanla şekil- lendirip kendi fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarına göre şekillendirmesi, orada za- man geçirip anılar oluşturması ile bu sığınak işlevini yerine getiren mekân bir eve hatta duygusal sığınak olarak görülebilecek olan yuvaya dönüşür. Pallasmaa (2012) insanın içselliğinin vücudun yüzeyi, iskeleti ve organları tarafından şekillendirildiğini aynı şekilde insan vücudunun da mekânın içine uyum sağladığını öne sürer. Adams vd. (2021) iç mekanın, insan katılımının savurganlığını yansıtan bir dizi akışkan insan davranışını ve kalıntılarını barındıran, sürekli olarak esnek bir mekansal deneyim olduğunu belirtir ve iç mekanların varlığının önemini, esnekliğiyle insan vücudunu özümsemesi ve

(25)

14

barındırması, insanın ihtiyaçlarını incelik ve çeşitliliğe izin vererek değiştirmesi olduğunu ifade ederler.

Konut, mekân ve ev yer kavramı altında tanımlanabilir. Mekânın yere dönüşümü ise bireyin mekân ile olan etkileşimi sonucu oluşur. Konut ve ev kavramları ara- sındaki fark bu noktada ortaya çıkmaya başlamaktadır. Göregenli (2010) evin ko- nuta göre daha öznel ve sembolik anlamlar taşıdığından bahseder ve ev kavra- mını, yaşanan mekânın fiziksel özelliklerinden çok yaşantısal deneyimi anlatmak için kullanılan bir kavram olarak tanımlar, deneyimin fiziksel ve mekansal yanın- dan çok kişisel yanının vurgulandığını belirtir. Kendinize ait bir eviniz olmasa da yaşadığınız herhangi bir yerin insanlar için gerçek "ev" deneyimini yaşadıkları bir mekân olabileceğini de vurgular.

Konutun aksine ev, fiziksel bir yapıdan çok daha fazlasıdır (Oliver, 2006). Barı- naklar insanları korumak için sağlanırken, bir evin oluşum süreci derin sosyal ya- pıları temsil eder. Zavei ve Jusan (2012) konut ile ev arasındaki bu ayrımın önem- siz, duygusal veya romantik olmadığını, bu kavramları anlamak için temel bile- şenlerden biri olduğunun önemini vurgular. Oliver'a (2006) göre, "konut/ev", bi- nanın fiziksel yapısını tanımlayan "küçük bir konut", "ev/yuva" ise çağrışımsal bir kavram olan tanımlayıcı bir kavramdır. Ev /Yuva, içinde geçirilen yaşamların bir sembolüdür, yani bir sosyal sistemin derin yapılarını ve bunların ailenin işgal et- tiği ev içi alanla ilişkilerine nasıl yansıdığını çağrıştırır.

Fernandez (2007)’in komün yaşam alanlarında kullanıcıların yere bağlılıklarının mülkiyet durumu ile ilişkisini incelemek için gerçekleştirdiği çalışmada katılım- cıların vermiş olduğu yanıtlar değerlendirildiğinde genel olarak katılımcılar ko- nutu bir yapı, içine bir şeyler koyduğunuz bina olarak gördüklerini; ancak evi içine ailenizi koyduğunuz yer olarak tanımlamışlardır. Ayrıca evin bir kişiliğe sa- hip olması gerektiğini ve ona duygusal açıdan bağlanılabilmesi gerektiğini, içinin kullanıcıların en sevdikleri şeylerle dolu olması gerektiğini, kapıdan içeriye gir- diklerinde kendilerini dışarıda hissettiklerinden farklı hissetmeleri gerektiğini vurgulamışlardır. Sixsmith (1986)’in kullanıcının deneyimi ile oluşan evin anlam- larını ve Fernandez (2007)’in yere bağlılık ile mülkiyet ilişkisini araştırdıkları

(26)

15

çalışmalarındaki katılımcılara evin onlar için anlamları ile ilgili sorular yöneltil- diğinde konutun her zaman ev olmadığını; konutun içinde kullanıcı tarafından yaratılan ortamın onu bir ev haline getirdiğini ifade etmiştir. Pek çok farklı çalış- mada incelenen veriler doğrultusunda katılımcıların verdikleri cevaplara göre bir ev, her zaman kasıtlı olmasa da kullanıcının yarattığı bir şey olarak görülebilir.

Dört duvarı olan mekânlar bir mağaza, bir sınıf, bir fabrika olabilecek iken, ev ol- ması için o ekstra aidiyet ve güvenlik duygusu dahil olmalıdır. Konut mekânı kul- lanıcının sürece dahil olması, kendinden birtakım parçaları yapının içine yerleş- tirmesi ile bir yer olarak eve dönüşür. Lawrence (1987)’a göre konut hane halkı için yeri tanımlayan ve sınırlayan bir fiziksel birimdir. Ev içi aktivitelerin düzen- lenebilmesi için bir barınma ve korunma alanı sağlar.

Moore’un (2000) belirttiği gibi ev konusunda farklı tanımlar ve evin anlamı ile ilgili farklı yaklaşımlar vardır.

• Relph (1976)’in ev mekânlarını insan varlığının derin merkezleri olarak gör- düğünden ve bu alanda çalışan pek çok araştırmacının konutla kurulan duygusal ilişkinin yuva ve ev kavramını oluşturan öz olduğundan bahseder. (Moore,2000)

• Appleyard (1979)’ın ev kavramı konusunda yaptığı çalışmalarında Maslow (1954)’un çalışmalarından yola çıkarak, evin psikolojik rahatlık, sosyal ihtiyaçlar ve psikolojik ihtiyaçlar başlıklarında bireye imkanlar sunduğunu ifade eder.

• Sixsmith (1986) evin anlamlarını belirlemek için yaptığı araştırmada sonu- cunda evin 3 ayrı boyutundan bahseder. Bu boyutlar kişisel (personal), sosyal (social) ve fiziksel (physical) olarak gruplanmıştır. Kişisel boyutun altında mut- luluk (happiness), aidiyet (belonging), sorumluluk (responsibility), kendini ifade (self-expression), kritik deneyimler (critical experiences), devamlılık (perma- nence), mahremiyet (privacy), zaman (time), anlamlı yerler (meaningful places), bilgi (knowledge) ve geri dönme isteği (desire to return) verilmiştir. Sosyal boyut başlığı altında ise ilişki türü (type of relationship), ilişki kalitesi (quality of relati- onship), arkadaşlar ve eğlence (friends and entertainment) ve duygusal çevre (emotional environment) bulunmaktadır. Fiziksel boyut başlığında yapı (struc- ture), servisler (services), mimari (architecture), çalışma çevresi (work environ- ment) ve mekansallık (spatiality) yer alır.

(27)

16

• Tognoli’nin (1987) konut kavramını ev kavramından ayıran 5 farklı özelliği merkezilik (centrality)- kişinin ayrılıp geri döndüğü birincil bölge, devamlılık (continuity)- kalıcılık ve istikrar, mahremiyet (privacy), kendini ifade (self- expression) / kimlik (personal identity) ve sosyal ilişkiler (social relations) ola- rak belirlemiştir.

• Putnam ve Newton (1990) ev kavramı çevresinde yaptıkları çalışmalarında evi mahremiyet (privacy), güvenlik (security), aile (family), mesafe (proximity), rahatlık (comfort) ve kontrol (control) kavramları ile tanımlamıştır (Mo- ore,2000).

• Somerville (1997) ise evin anlamı üzerine yaptığı araştırmaları sonucunda evin anlamı için 7 farklı boyuta ulaşmıştır. Bu boyutlar; Barınak (shelter), yuva(he- arth), kalp (heart), mahremiyet (privacy), kökler (roots), mesken (abode) ve cen- net / ideal (paradise / the ideal) olarak belirlenmiştir. Barınak olarak ev, bireyin kendisine koruma sağlayan fiziksel bir yapı olarak evin maddi biçimini ifade eder.

Yuva olarak ev, evin vücuda sağladığı sıcaklığı ve rahatlığı ifade eder, kişinin ra- hatça dinlenmesine neden olur ve başkaları için sıcak ve 'ev gibi' bir atmosfer sağlar. "Kalp olarak ev", karşılıklı sevgi ve destek ilişkilerine dayanan mutlu ve istikrarlı bir yuvaya ilişkin imgelerle ilişkili güvenlik ve sağlık temalarının fizyo- lojik tarafından çok duygusal ilişkiye vurgu yapar. Mahremiyet olarak ev, kişinin kendi sınırlarını kontrol etme gücünü içerir ve bu, diğer kişileri o bölgeden dış- lama ve diğer kişilerin bölgeyi gözetimini yasaklama yetkisine sahip belirli bir bölgeye sahip olması anlamına gelir. Kökler olarak ev, bir güvenlik duygusunu içeren kişinin kimlik ve anlamlılık kaynağı anlamına gelmektedir. Genellikle 'on- tolojik güvenlik' olarak adlandırılır çünkü kişinin 'dünyada olma' duygusuyla il- gilidir. Mesken olarak ev, kişinin kaldığı yerdir. Cennet olarak ev ise evin bir araya getirilmiş tüm olumlu özelliklerinin idealleştirilmesi olarak ele alınır. Literatürde evin 'gerçek' anlamının bir parçası olmadığı, çünkü her bireyin özel dünyasının bir yaratımı olduğu ve bu nedenle diğer bireyler için geçilemez ve var olmadığı iddia edilmiştir. Ancak Somerville (1997) gerçek ve ideal arasında net bir sınırın olmadığını bu nedenle ana göstergelerinin her birinde, yuvanın ideal anlamla dolu olduğunu ve her insanın bir ölçüde evinin gerçekliğini yuva idealine göre şekillendirdiğini belirterek Cennet olarak ev boyutunu da evi tanımlayan süreçler içerisinde tutar.

(28)

17

Günümüzde özellikle çalışan bireylerin sayısının artması ve konutta geçirilen sü- renin azalması ile “eve duyulan özlem” günlük hayatımızın büyük bir parçası ha- line gelmektedir (Göregenli, 2010). Bu da ev kavramının farklı yönlerden algılan- ması durumunu beraberinde getirmektedir. Ev, fiziksel boyutta bir barınma alanı, bir sığınak olurken aynı zamanda psikolojik anlamda da bireyin günlük hayatın sıkıntı ve streslerinden uzaklaşıp sığındığı güvenli bir sığınak görevini de üstlen- meye başlamıştır. Özellikle bu çalışmanın yapıldığı süreçte ortaya çıkan Covid-19 kaynaklı pandemi süreci ile insanlar hastalıktan korunmak için evlerini bir sığı- nak olarak uzunca bir süre kullanmıştır. Evleri onları koruyan ama aynı zamanda pek çok işlevi aynı anda gerçekleştirmeleri gereken bir yer haline gelmiştir. Evler bu süreçte bir barınma yeri olarak işlevlerini sürdürürken, aynı zamanda uzaktan çalışma ve uzaktan eğitim süreçleri ile işyeri, okul işlevlerini de üstlenmiştir.

Byrne (2020) Covid-19 salgınının, birçok yönüyle evin insan olmanın temel bir parçası olduğu konusuna ışık tuttuğunu ve 'Evde kalma' süreci sayesinde, evi gü- venlik için barınabileceğimiz, kimin gelip gideceğini kontrol edebileceğimiz ve böylece sosyal mesafeyi tam anlamıyla uygulayabileceğimiz bir yer olarak tekrar fark etmemizi sağladığını ifade etmiştir. Covid-19 sebebiyle evden çalışma, uzak- tan eğitim gibi süreçlerin başlamasıyla günlük hayatımızda ev alanımız dışında gerçekleştirdiğimiz etkinlikler ev süreçlerinin bir parçası olmaya başlamışlardır.

Bu da evin yeniden tanımlanmasını ve tasarlanmasını gerektirmiştir. Göre- genli’nin (2010) bahsettiği eve duyulan özlem azalırken ev artık hayatımızın bü- yük bir parçası haline gelmiştir. Evler günlük hayatımızda daha büyük roller oy- namaya başladıkça, daha fazla aktivite ve hizmeti içermek için uyum sağlamaları gerekecektir. Özellikle tasarımcılardan her tür ev için özel dış mekanlar sağlama talebi artacak. Çatı bahçeleri, mikro arka bahçeler, sundurmalar ve balkonlar ile çalışmalar yaparak, dış mekânı en kompakt evlere bile nasıl entegre edeceklerini çözmek mimarların düşünmesi gereken bir süreç haline gelecektir. İnsanların ev- den çalışmaya zorlanmasıyla, birçok yemek odası masası derme çatma ev ofisle- rine dönüştürüldü. Bu süreç devam ederse evlerin evden çalışmaya uygun şekilde yeniden düzenlenmeleri gerekecektir ve fonksiyonel özel ofislerin evin ayrılmaz bir parçası olması için artan bir ihtiyaç olacaktır (Bahadursingh, 2020).

(29)

18 2.3. Yere Bağlılık

İnsanların yerlerle ilişkilerini adlandırmak için kullanılan farklı kavramlar vardır.

Bunlardan bazıları; yere bağlılık (place attachment), yer memnuniyeti (place sa- tisfaction), yer kimliği (place identity), yer bağımlılığı (place dependence), yer duygusu (sense of place), topluluğa bağlılık (community attachment), topluluk duygusu (sense of community) olarak literatürde karşımıza çıkar (Kamalipour vd., 2012). Bu kavramlar, literatürde kimi zaman birbirleri yerine kullanılan kav- ramlar olarak, kimi zaman da birbirlerinin alt başlıkları olarak karşımıza çıkmak- tadır. Her biri birbirinden ufak farklarla ayrılsa da iç içe geçmiş, birbirini etkile- yen süreçler olmaları sebebiyle farkları net değildir. Bu kavramların her biri in- sanın yere bağlılık sürecinde etkilidir. Seamon (2014) farklı kaynaklar üzerinden yaptığı incelemeler sonucunda yere bağlılığın kendi başına bir konu mu yoksa yer ve mekân deneyimi olarak tanımlanan daha kapsamlı bir yaşanmış yapının yal- nızca bir boyutu mu olduğunun önemli bir soru olduğunu belirtmiştir.

Daha önceki bölümlerde değinilmiş olan mekânın yere dönüşümü konusu yere bağlılık (place attachment) konusunun anlaşılabilmesi açısından önem taşımak- tadır. Canter (1977) bunu açıklamak için yer teorisinden (theory of place) bahse- der. Yer Teorisi, bir yerin eylemler, kavramlar ve fiziksel özellikler arasındaki iliş- kilerin sonucu olduğunu savunur (Moore,2000). Yere bağlılık ile ilgili araştırma- larda, bir yer, bir mobilyadan veya başka bir çevresel özellikten bir odaya, binaya, mahalleye, şehre, manzaraya veya bölgeye kadar değişebilir (Lewicka 2011; Sea- mon, 2014). Seamon (2014) fenomenolojik olarak yerin, kendisiyle ilişkili insan- lardan ayrı bir fiziksel ortam değil, daha ziyade, bölünemez, normalde fark edil- meyen kişi veya insanların deneyimlediği yer olgusu olduğunu ifade eder ve bu fenomenin tipik olarak çok değerli, karmaşık ve dinamik olduğunu ekler.

Literatürde sıklıkla yere bağlılık kavramın tanımlanması güç bir kavram olduğun- dan bahsedilmektedir. Bunun sebebi olarak ise pek çok farklı disiplinde incelen- mesi ve oluşum sürecini etkileyen çok fazla etken olması gösterilebilir. Yere bağ- lılık konusu bir köprü görevi görerek psikoloji, sosyoloji, coğrafya gibi farklı pek çok disiplinde ve bunun farklı alt dallarında incelenmektedir (Trentelman, 2009;

Windsong,2010). Bu kavram sıklıkla kent, mahalle ölçeğinde incelenmiştir.

(30)

19

Lewicka'nın (2011) belirttiği gibi, yere bağlılık araştırmalarının çoğu mahallelere odaklanmıştır ve az sayıda çalışma bunu yer türü arasında karşılaştırmıştır. Son yıllarda iç mekanlarda araştırmalar yapılmaya başlamıştır. Windsong’a (2010) yere bağlılık literatürünün temel odak noktasının ev olduğunu belirtmiştir. Bu- nunla birlikte, daha önceki bölümlerde bahsetmiş olduğumuz üzere bir kavram olarak evin tanımlanmasının karmaşıklığı nedeniyle, yere bağlılığın ev ortamla- rında ölçülmesine yönelik çalışmalar sorunlu hale gelebilmektedir. Bu da yere bağlılık kavramın tanımlanmasında ve özellikle ev bağlamında araştırılmasında çeşitli karışıklıklara yol açmaktadır. Günümüze kadar yere bağlılık için yapılmış tanımlar birbirleri ile benzer özellikler taşısa da küçük farklılıklarla ayrılmakta- dırlar. Bu tanımlardan bazıları aşağıdaki gibidir:

Relph (1976) yere bağlılığı, temel insani ihtiyaçlardan birini karşılayan bir çevre ile özgün ve duygusal bağ olarak tanımlamıştır.

Shumaker ve Taylor (1983) yere bağlılığı kişiler ve ikamet ettikleri ortamlar ara- sındaki çok boyutlu bir bağ olarak tanımlamıştır (Scannell ve Gifford, 2010).

Low ve Altman (1992) yere bağlılığı, bireyler ve onların önemli yerleri arasındaki bağı karakterize eden çok yönlü bir kavram olarak tasvir etmektedir.

Hummon (1992), yere bağlılığı bir yere duygusal bir yatırım olarak tanımlar (Scannell ve Gifford, 2010).

Hidalgo ve Hernández (2001) tarafından "insanlar ve belirli yerler arasında duy- gusal bir bağ veya bağlantı" olarak bunu daha açık bir şekilde “İnsanların kalma eğiliminde oldukları ve kendilerini rahat hissettikleri mekanlarda yer düzenle- meleri (place settings) ile kurdukları duygusal bağ” ifade etmiştir.

Gifford (2002) yere bağlılığı, aşinalığımızın olduğu ve ait olduğumuz yerlere karşı edindiğimiz his olarak tanımlamıştır (Hauge, 2007).

G. Brown ve Raymond (2007), bağlanmanın insanlar ve çevreleri arasındaki duygusal bir bağ olduğu şeklinde geniş bir tanım yapmıştır (Anton, Lawrence, 2014).

(31)

20

Ujang ve Zakariya (2015), bir kişi ile çevresel ortam arasındaki bir bağlantı biçimi olarak yer bağlanmasını tanımlar.

Scannell ve Gifford (2017), yere bağlılığı, bireyler ve önemli ortamları arasında oluşan bilişsel-duygusal bağ olarak tanımlar ve onların refahı için çıkarımları olan ortak bir insan deneyimi olduğunu belirtir ayrıca aynı çalışmadaki katılım- cılara bu kavramı “özellikle sizin için anlamlı olan bir yere bağlı hissetmek” olarak tanımlamışlardır.

Literatürde geçen bu tanımlamaları göz önünde bulundurduğumuzda yere bağlı- lığın oluşabilmesi için bireyin mekân ile bir kurması gerektiği sonucunu çıkara- biliriz. Bu bağ kurma gibi Hidalgo ve Hernandez (2001) ’in tarafından belirtildiği şekilde rahatlık ve kalma eğiliminde olma ile oluşabileceği gibi, Gifford’un (2002) ifade ettiği gibi aşinalık ve aitlik hisleri doğrultusunda oluşabilir. Bütün tanımla- rın ortak noktasında ise bireyin bu mekânlara girerek bu mekâna girerek o mekân ile bir bağ kurması için geçirdiği süreçler ile duyguları yoluyla kurduğu bir bağlantı söz konusudur. Bu duyguların ve dolayısıyla bağlılığın oluşumunda etkili olan süreçler sonraki bölümlerde açıklanacaktır.

2.3.1. İnsan-yer etkileşimi ve konut bağlamında yere bağlılık kavramı

Tanımlardan da anlaşılabileceği gibi yere bağlılığın pek çok farklı ölçekte özellikle de insanın günlük hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği ev ortamlarında araş- tırılması oldukça önemlidir. Mekânın yere dönüşümünün büyük bir parçası ola- rak görülen kullanıcıların mekâna bir anlam katması ile o mekân bir yere dönü- şür. Ayalp (2012) bir kişi ile bir mekân arasında karmaşık bir etkileşim olduğun- dan bahseder. Kişinin mekânı tanımladığı gibi, mekânın da kişiyi tanımladığını;

kişi mekâna anlam verirken, mekânın da kişiye anlam verdiğini belirtir. Yani kül- türel, psikolojik, ekonomik ve fiziksel boyutlarında kişi ve mekân arasında kar- maşık ve ikili bir etkileşim olduğunu ifade eder. Seamon (2014) ise yer bağlan- masının, değişmesi veya aşağı yukarı aynı kalması dahil, bir yerin ve deneyimle- rinin ve anlamlarının oluşturduğu üretken süreçleri içerdiğini ifade eder. Hidalgo ve Hernandez (2001) yere bağlılık üzerine yapılan çoğu çalışmanın, mekanları

(32)

21

yalnızca sosyal ortamlar olarak gördüğünden bahseder. Kavramın tanımında ye- rin fiziksel boyutuna çok az atıfta bulunulduğunu ve aynı zamanda mekânın iş- levselleştirilmesiyle ilgili çok az atıfta bulunulduğu belirtir.

Hidalgo ve Hernandez (2001) çalışmalarında araştırmacının yere bağlılık çalış- masıyla uğraşırken karşılaştığı temel zorluğun, teorik düzeyde olduğu kadar de- neysel düzeyde de mevcut olan yaklaşımların çeşitliliği olduğunu belirtilmiştir.

Literatürde yere bağlılık konusunda adı, tanımı veya bununla başa çıkmak için en uygun metodolojik yaklaşım konusunda bir anlaşma olmadığı üzerinde durul- maktadır. Özellikle ev kavramının tanımlanmasındaki karmaşa sebebi ile ev or- tamında yere bağlılık araştırmasının yapılmasının zor olabileceğini belirtmiştik.

Araştırmalar, insanların mahallelerine göre evlerine daha yüksek yer bağlılığı bil- dirdikleri sonucuna ulaşmıştır. (Hidalgo ve Hernandez, 2001; Lewicka, 2011; An- ton, Lawrence, 2014). Bunun nedeni, evin net sınırları olan daha kolay tanımla- nabilir bir alan iken, "mahalle" veya "yerel alan" ın, net sınırlar veya mülkiyet çiz- gileri olmadığı için tanımlanması daha zor olabilmesidir.

Graham vd. (2015) yerlerin duygular üzerinde kalıcı ve öngörülebilir bir etki ya- ratabileceğini ve bunun da yerleri potansiyel olarak güçlü ve kesin bir duygu dü- zenleme biçimi haline getirebileceğinden bahseder; bu nedenle evlerin, duygu düzenleme süreçlerini incelemek için mükemmel bir alan sağladığını, çünkü alan- ları yalnızca sınırlı sayıda kişinin işgal ettiğini, ortamların oldukça sabit olduğu ve bina sakinlerinin burada çok fazla zaman geçirdiğini belirtir. İnsanların evle- rine yönelttiği tüm dikkat, enerji ve kaynakların ışığında, evin psikolojik araştır- manın ana alanı olması beklenebileceği ancak yerleşim alanlarına çok az ilgi yö- neltilmiş olduğunu belirtilmiştir. Cooper-Markus (1995)’un, ev sahipleriyle yapı- lan bir dizi görüşmeye dayanarak, evin, içinde yaşayanların karakterini ve kimli- ğini yansıtan bir yer olduğunu savunmuştur. Fernandez (2007) ise evin, kişisel- leştirmenin sahip olma ve bağlanma ile eşzamanlı olarak nasıl ilişkili olduğunu incelemek için ideal bir araştırma bağlamı olduğunu, çünkü evin aynı anda hem bir mülk hem de birçok başka mülk ve yeri içeren bir yer olduğunu ifade etmiştir.

(33)

22 2.3.2. Yere bağlılık süreci

Yere bağlılığın oluşum süreçleri ve bu süreçleri etkileyen faktörleri anlayabilme- miz için öncelikle insan davranışını ve özellikle insanların mekân içindeki davra- nışlarını anlamamız önemlidir. Bennett (1950) insan davranışlarını araştırabil- mek için Üçler Kanunu (Law of Three) konusundan yola çıkarak insan davranış- larının araştırılabileceği dürtülerden oluşan bir üçlemeler sistemi (triad) oluştur- muştur. Seamon (2012) Bennett’ın (1950) üçlemeler sistemini bağımsız ancak karşılıklı olarak ilişkili üç terimden oluşan bir sistem olarak açıklamıştır. Bu sis- tem eylem, süreç veya olaydan oluşmaktadır. Bu dürtülerin her birinin özel ka- rakterini belirlemek için Bennett (1950), davranışı harekete geçen veya başlatan dürtü için onaylayan (affirming); etki edilen veya direnen dürtü için alıcı (recep- tive) ve onaylayan ve alıcı dürtülerin belirli bir eylem, süreç veya dinamikte bir araya getirildiği dürtü için uzlaşma (reconciling) terimlerini kullanmıştır. Ayrıca bu üç dürtüden her birinin, üçlü ilişkideki üç konumdan herhangi birini işgal ede- bileceğini iddia etmiştir ve böylece altı ayrı üçlemeye ulaşmıştır. Bu üçlülerin tüm olası eylemleri, ilişkileri ve durumları ister dünya ister insan deneyimi veya ikisi arasındaki yaşanmış ilişki olsun, kapsadığını savunmuştur. Bu altı üçleme etkile- şim (interaction), kimlik (identity), genişleme (expanion), konsantrasyon (con- centration), düzen (order) ve özgürlük (freedom) etiketlerini verdi (Seamon, 2012). Seamon (2012) Bennett’ın, bu altı üçlemenin her birinin dünyadaki belirli bir süreç, eylem veya dinamiği gösterdiğini iddia ettiğini; böylece ilk iki üçlü- et- kileşim ve kimlik -günlük yaşamın tipik düzenliliğini ve gelişmesini anlamaya yardımcı olacağını düşündüğünü belirtmiştir. Bennett’a (1950) göre etkileşim ve kimlik üçlüleri, yaşam dünyası hakkında çok şey ifade etmektedir.

Bennett’ın oluşturduğu bu insan davranışı üçlemesinden yola çıkarak Seamon (2012) insan- yer ilişkisini anlatan bir üçlü sistem oluşturmuştur. Yer kimliği ve yere bağlılık literatüründen yararlanarak hem insanların hem de fiziksel çevrenin özelliklerinin mekâna katkıda bulunduğunu, ancak aynı zamanda yer ambiyansı- nın ve karakterinin bu süreçteki önemini de kabul etmiştir. Bu nedenle, insan-yer ilişkisinin üçlüsünü coğrafi topluluk (geographic ensemble), yer içinde insanlar (people in place) ve yerin ruhu (Genius loci kavramını Relph (2009) yerin ruhu

(34)

23

(spirit of place) olarak ifade etmiş ve bir yerin hakim karakteri veya atmosferi olarak tanımlamıştır.) açısından araştırılabileceğini savunmuştur. Seamon (2012) ortaya çıkan ilişkiyi, İnsan-Yer üçlüsü (People -Place Triad) olarak adlan- dırmıştır. Bu üçlemede yer, bireysel veya grup anlamlarını ve eylemlerini mekânsal olarak bir araya getiren herhangi bir çevresel konumu belirtir. İnsanlar, çevreyi öngörebilen ve değiştirebilen aktif etkenlerdir. Seamon (2012) üçlünün ilk veya başlatıcı dürtüsü olarak yer içinde insanları (People in Place) yerleştir- miştir. Coğrafi topluluk (environmentel ensemble), insan eylemiyle aşağı yukarı şekillendirilebildiği için, ikinci veya alıcı dürtü olarak sisteme dahil edilmiştir.

Son olarak, insan-yer üçlüsündeki üçüncü veya uzlaştırıcı dürtü olarak tanımla- nabilecek yerin ruhu (genius loci – spirit of place) yer almıştır. Seamon (2012) kendimizi sık sık içinde bulduğumuz yerlerin güçlü bir yer ruhuna sahip oldu- ğunu belirtmiştir.

Seamon (2012, 2014) bu insan-yer üçlülerinden faydalanarak yere bağlılığın olu- şum sürecini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilecek 6 süreç olduğunu ifade eder. Bu süreçleri yer etkileşimi (place interaction), yer kimliği (place identity), yer bırakma (Place release), yer farkındalığı (place realization), yer yaratma (place creation) ve yer yoğunlaştırma (place intensification) olarak ayırmıştır (Şekil 2.2.).

Şekil 2.2. İnsan Yer Üçlülerinden faydalanılarak ortaya çıkaran yere bağlılık sü- reçleri (Seamon 2012;2014)

Seamon (2012,2014) İnsan-Yer üçlülerinin bu süreçlerini aşağıdaki gibi tanımla- mıştır:

Yer etkileşimi, bir yerdeki gündelik rutin olayları ifade eder. Bu süreç bir kişinin yer içindeki düzenli eylemlerini, davranışlarını, durumlarını ve yaşadığı olayları

Yere Bağlılığın oluşum süreçleri

yer etkileşimi (place

interaction) yer kimliği (place

identity) yer bırakma (Place

release) yer gerçekleştirme

(place realization) yer yaratma (place creation)

yer yoğunlaştırma (Place intensification)

Referanslar

Benzer Belgeler

Büyük k›sm›n›n halen varolan dev y›ld›zlardan bile çok daha büyük oldu¤u düflü- nülen bu ilk y›ld›zlar (büyük kütlelerinin bask›s›n› dengeleyebilmek için

Program, Digitized Sky Survey (Say›sal- laflt›r›lm›fl Gökyüzü Taramas›) ve Sloan Digital Sky Survey (Sloan Say›sal Gök- yüzü Taramas›) adl›, görünür

A) Cümlede vurgulanması gereken ögelerden sonra konur. B) Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıların arasına konur. C) Çarpma işareti yerine kullanılır.

Yukarıdaki takvime göre, hangi gün Pazar gününe denk

Ertesi gün okula gittiğimde, Murat’ın boş sırasına, Nazmiye’nin yanına değil, yine arka sıraya Oğuz’un yanına oturdum.. Teneffüste Nazmiye

Hindistan’da Öğretmenler Günü 5 Eylül’de ülkenin ikinci başkanı olan Dr. Sarvepalli Radhakrishnan’ın anısına kutlanıyor. 5 Eylül tarihi eski başkanın doğum

Leylan Leylan, adada yaşayan, liseden sonra kütüphanede memur olarak çalışmaya başlamış, babası alkolik ve hasta olan, annesi ise evi terk etmiş biridir.. Yorgo

Kalemliklerin her birinde beşer tane kalem var?. Kalemliklerdeki kalemlerin tamamı kaç