Beynimiz Zekâmızı Sınırlıyor mu?
Zekânın
Sınırlarında
7,5 kg’lık beyni olan bir filin birkaç miligramlık beyni olan bir arıdan daha zeki olduğu söylenebilir mi?
Birçok özellik bakımından benzer olmalarına karşın insan beynini diğer memelilerinkinden farklı kılan nedir?
Beynimiz gelişimini sürdürecek mi? Yoksa fiziksel sınırlara toslamış durumda mı?
B
eynimiz anlaşılması zor bir ma-kine. Belki ona makine demek yanlış, çünkü mekanik aksamlar-dan oluşmuyor. Beyin, yüz milyar kadar sinir hücresinin oluşturduğu karmaşık bir yapı. Her hücre 1000 ila 10.000 başka sinir hücresiyle iletişim halinde. Kendi-si hareketli değil, ama elektriksel ve kim-yasal yöntemlerle vücudun tüm işlevle-rini yönetiyor. Beyin, bildiğimiz en iyi görüntü ve ses işleme makinesi. Bundan da öte, bilinç ve zekâ denen kavramlar beynin ürünü. Onun sayesinde düşüne-bilir, akıl yürütebilir ve karar verebiliriz. Eğer beyni bilgisayar donanımına ben-zetecek olursak, zekânın bilgisayar yazı-lımı olduğunu söyleyebiliriz. Elbette do-nanım ne kadar iyiyse yazılım da o kadar verimli çalışacaktır.İşlemci ve bellek ne kadar büyükse, yani sinir hücrelerinin sayısı ve araların-daki bağlar ne kadar artarsa zekânın da aynı oranda artacağı düşünülebilir. Ya-ni bundan binlerce yıl sonra daha büyük bir beyne sahip olursak daha zeki olaca-ğımız düşünülebilir. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, zekâ eninde sonunda fizik-sel engellere tosluyor. Araştırmacılar do-nanımın yani beynin fiziksel yapısının zekânın daha fazla gelişmesine olanak vermeyeceğini düşünüyor.
Zekâ, insanların (ya da hayvanların) doğal ve sosyal çevrelerinde karşılaştık-ları sorunkarşılaştık-ları çözme başarısı olarak ta-nımlansa da ölçülmesi zor bir kavram. İnsanların problem çözmedeki başarısı-nı ölçerek bireyler arasındaki zekâ farkı (en azından problem çözme başarıları) ölçülebiliyor. Ancak bir insanın zekâsı ile farklı beyin yapısına ve büyüklüğü-ne sahip bir canlının zekâsını karşılaş-tırmak kolay değil. Örneğin, bir arı yal-nızca birkaç miligramlık (gramın binde biri) beyniyle bizim yapamadığımız bir-çok karmaşık işi yapabilir. Uçabilir, kar-maşık coğrafyalarda yolunu bulabilir, koloninin diğer bireyleriyle sosyal ileti-şimini yönetebilir ve yaşamını sürdüre-bilmek için tüm gereksinimlerini karşı-layabilir. Yani küçücük beyninden olabi-lecek en etkin şekilde yararlandığı söy-lenebilir.
Eğer her şey beyin büyüklüğüyle iliş-kili olsaydı, bir filin karada yaşayan can-lıların en zekisi olması beklenirdi. Bu, fi-lin beyninin içinin boş olduğu anlamına mı geliyor? Elbette değil. Geçtiğimiz yı-lın ortalarında Scientific American dergi-sinde yayımlanan bir yazıda bu konu ele alınıyor. Buna göre elektrokimyasal sin-yaller bir filin beyninin bir ucundan di-ğerine bir arının beyninde olduğundan 100 kat uzun sürede ulaşıyor. Yine bir fi-lin beyniyle ayakları arasındaki uzaklık nedeniyle sinyallerin gidip gelmesi bir arıda olduğundan çok daha uzun sürü-yor. Arı beynini çok verimli kullanabi-lirken, filin devasa beyni birtakım fizik-sel engeller nedeniyle ona bir arının bey-ninden çok daha fazlasını sağlayamıyor.
Arı ve fil aşırı uçtaki örnekler. İnsan beyni özellikle arınınkiyle kıyaslanama-yacak kadar farklı. Ancak, benzer sınır-lar insan beyni için de geçerli olmalı. İn-san tüm canlılar arasında farklı bir yer-de duruyor. Kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, tüm calıların en zekisi olduğu düşünülüyor. Ama bu noktada bazı soru işaretleri beliriyor. Daha büyük bir bey-ni olsaydı ya da beybey-ninde daha fazla si-nir hücresi olsaydı daha zeki olabilir miy-di? Bir gün daha da zeki hale gelebilir mi? Zekâ gereksinimi dışında, beynin büyük-lüğünü belirleyen etkenler var mı?
Bir arının tıpkı bir fil gibi yaşamını sür-dürecek becerilere sahip olduğunu düşün-düğümüzde beyin büyüklüğünün zekâda belirleyici olmadığı düşünülebilir.
Örne-ğin, bir ineğin bir fareden daha zeki oldu-ğu söylenebilir mi? Bazı araştırmalar be-yin büyüklüğüyle zekâ düzeyi arasında doğru orantı olduğunu söylese de, bir ine-ğin beyni bir fareninkinden 100 kat bü-yük olsa da bir ineğin bir fareden daha ze-ki olduğunu söylemek zor. Bir inek daha büyük beyine gereksinim duyuyor, çünkü bir ineğin beyni bir fareninkine göre çok daha büyük bir gövdeyi idare etmek zo-runda. Çok daha fazla kas lifi, daha büyük bir göz daha fazla işlem gücü gerektiriyor. Vücut büyüklüğüyle beyin büyüklü-ğü arasındaki ilişkiyi merak eden Eugene Dubois adlı paleontolog, 1892’de 3600 ka-dar hayvanın beyin ve vücut ağırlıklarını ölçmüş. Bunun sonucunda ikisi arasında matematiksel bir ilişki olduğu ortaya çık-mış. Buna göre vücut bir kat büyüdüğün-de beyin yaklaşık 0,7 oranında büyüyor.
İşte bu aşamada zekâ ile beyin ve vü-cut büyüklüklerinin ilişkisini tanımlayan bir kavram tanımlanabiliyor. “Ensefalizas-yon katsayısı” adı verilen bu kavram 0,7 oranından sapmayı veriyor. (Ensefalizas-yon beynin, canlının baş kısmına yerleş-miş olması anlamına geliyor.) Bu katsayı, bir hayvanın zekâsını tanımlamada beyin/ vücut oranına göre daha gerçekçi bir so-nuç veriyor. Bu oran insanda en büyük de-ğere ulaşıyor. İnsanın ensefalizasyon kat-sayısı 7,5. Buna göre beynimiz öngörülen-den 7,5 kat büyük. İnsandan sonra 5,3 kat-sayısı ile şişe burunlu yunuslar geliyor. Ba-zı primatların ensefalizasyon katsayıları da büyük. Ne var ki, ensefalizasyon katsa-yısı zekânın kesin bir göstergesi değil. Ör-neğin, bazı başlıklı maymunların ensefali-zasyon katsayıları şempanzeler ve gorille-rinkinden yüksek çıksa da bunların aslın-da çok aslın-da zeki olmadıkları biliniyor.
Düşünce, dil, yaratıcılık, problem çöz-me, akıl yürütçöz-me, planlama gibi gelişmiş bilişsel yetileri yöneten beyin kabuğunun (serebral korteks) büyüklük olarak beyne oranı zekânın bir göstergesi olabilir. Beyin kabuğu adından da anlaşılabileceği üzere beynin dış kısmını sarar. Büyük memeli-lerin beyinmemeli-lerinin dış kısımları kıvrımlı-dır. Bu kıvrımlar beyin kabuğunun alanı-nın, düz yani kıvrımsız bir beyninkinden daha yüksek olmasını sağlar.
Yaklaşık 200 kez büyütülerek çekilen bu görüntüde beynin denge ve kas koordinasyonunu kontrol eden bölgesindeki sinir hücreleri görünüyor.
Bilim ve Teknik Nisan 2012
lınlığı da önemli. Çünkü daha kalın bir beyin kabuğu, daha yüksek sayıda sinir hücresi demek. Beyin kabuğunun kalınlı-ğı deniz memelilerinde ve fillerde 1,2 mm civarındayken primatlarda 2-3 mm ara-sında değişir. İnsandaysa beyin kabuğu-nun kalınlığı 2 ila 4 mm kadardır. Beyin kabuğunun bir kalınlığı olması, alanı art-tıkça hacminin de arttığı anlamına gelir.
Beyindeki sinir hücresi sayısını belirle-yen bir başka etkense sinir hücresi yoğun-luğu. Diğer hayvanlarla kıyaslandığında, beyin kabuğundaki en yüksek sinir hüc-resi yoğunluğu insanda bulunuyor. Beyin kabuğunun kalınlığını da hesaba katınca insanın beyin kabuğundaki sinir hücresi sayısının tüm hayvanlarınkinden fazla ol-duğu ortaya çıkıyor. Ne var ki, sinir hücre-si sayısı bakımından büyük deniz memeli-leri ve fillerle aramızda büyük bir fark yok. Yani zekânın sinir hücresi sayısıyla doğru-dan ilişkili olduğunu söylemek zor. Sinir hücresi bakımından bize yakın olsalar da, bu hayvanlarla aramızdaki en büyük fark beyin hacmi. İnsandaki sinir hücreleri da-ha küçük bir da-hacme sıkışmış durumda.
Bağlantıda
Beyin en çok iletişim için enerji har-car. Bir insanın beyin kabuğunda kullanı-lan enerjinin % 80’inden iletişim faaliyet-leri sorumludur. Beyin büyüklüğü arttık-ça sinir hücreleri arasındaki bağlantıların sağlanması da çeşitli nedenlerle zorlaşır.
Sinir hücreleri, akson adı verilen uzan-tılara sahiptir. Aksonların uçları diğer hücrelerle bağlantıyı sağlayacak şekilde dallanır. Tıpkı telefon telleri gibi beynin çeşitli bölümlerini ya da demetler şeklin-de bir araya gelerek beyinle vücudun çe-şitli yerlerini birbirine bağlar. İletişim si-naps adı verilen, bu konuda uzmanlaşmış bağlantı noktalarıyla kimyasal ya da elekt-riksel olarak sağlanır.
Bilim insanları yüz yılı aşkın bir sü-redir iletişimi sağlayan aksonların ve si-napsların özelliklerini anlamak için uğ-raşıyor. Çeşitli hayvanların ve insanın beyni üzerinde yapılan çok sayıda araş-tırma, beyin büyüklüğüyle işlevselliği arasındaki ilişkiyi anlamamıza olanak sağlıyor. Öncelikle, beyin büyüdükçe si-nir hücrelerinin büyüklükleri de artıyor. Bunun bir sonucu olarak beyin büyü-dükçe beyin kabuğunundaki sinir hüc-resi yoğunluğu azalıyor. Hücreler ara-sındaki mesafeler artıyor ve bu hücrele-ri birbihücrele-rine bağlayan aksonların boyları uzuyor. Uzun aksonların ilettiği sinyal-lerde gecikme yaşanmaması için akson-lar daha kalın oluyor. Çünkü kalın ak-sonlar sinyalleri daha hızlı taşıyor.
Araştırmacılar farklı hayvan türlerin-de beyin büyüdükçe beynin belli bölüm-lerinin belli görevler üstlendiğini buldu. Örneğin beynimizin belli bir bölümü ko-nuşma üzerine uzmanlaşmışken bir baş-ka bölümü yüz tanıma üzerine uzmanlaş-mıştır. Büyük beyinli hayvanların beyinle-rinin sağ ve sol yarılarında da bu özelleş-me görülür. Beynin uzmanlaşmış bölgele-re sahip oluşu, yakın zaman kadar yalnız-ca zekânın bir işareti olarak görülüyordu. Bu hâlâ geçerli, ama güncel araştırmalar uzmanlaşmanın asıl nedeninin uzak böl-geler arasındaki iletişim sorunu olduğu-nu ortaya koyuyor. Bir farenin beynindeki beyin hücreleri arasında sağlıklı bağlantı-lar kurulması için özelleşmeye gerek yok. Ancak bir inek beyninin aynı performansı gösterebilmesi için benzer işlevler yapan sinir hücrelerinin belli bölgelerde toplan-ması gerekiyor. Bu bölgelerdeki sinir hüc-releri arasında sıkı bağlar bulunurken, uzak bölgeleri birbirine bağlayan bağların sayısı çok daha az. Yine beynin iki yarısı birbiriyle olabildiğince az bağlantıya ihti-yaç duyacak şekilde yapılanmış durumda. Tüm bunlar iletişimin daha verimli ger-çekleşebilmesi için.
Bu grafik, bazı memelilerin beyin kütlelerinin vücut kütleleriyle ilişkisini gösteriyor. Vücut bir birim büyüyünce beyin ¾ oranında büyüyor. Doğal olarak büyük gövdeli hayvanların beyinleri de büyük. Ancak bu onların daha zeki oldukları anlamına gelmiyor.
Beyin/vücut oranı büyük olan hayvanlar genellikle daha zeki. ¾ oranından (grafikteki pembe çizgi) sapma miktarıysa bir hayvanın zekâsını tanımlamada beyin/vücut oranına göre daha gerçekçi bir sonuç veriyor. Ensefalizasyon katsayısı olarak adlandırılan bu değer insanda en büyük. İnsandan sonra şişe burunlu yunuslar geliyor.
Sinir hücreleri akson adı verilen uzantılara sahiptir. Aksonların uçları diğer hücrelerle bağlantıyı sağlayacak şekilde dallanır. İletişim sinaps adı verilen, bu konuda uzmanlaşmış bağlantı noktalarıyla kimyasal ya da elektriksel olarak sağlanır.
Beyin k
ütlesi (g)
Bilim ve Teknik Nisan 2012
>>>
Akson kalınlığı ile iletişim hızı arasın-daki ilişkiyi ölçmek için yapılan deneyler beyin büyüklüğü arttıkça akson kalınlığı-nın da arttığını gösteriyor. Ne var ki bu ar-tış beyin büyüdükçe düşen iletişim per-formansını karşılamaya bile yetmiyor. Ak-sonların kalınlığının beyin büyüklüğü ar-tışından daha yavaş artması yer ve enerji tasarrufu sağlıyor. Çünkü bir aksonun ka-lınlığının iki katına çıkması, iki kat enerji harcayacağı anlamına geliyor. Buna karşın sinyal hızı sadece % 40 kadar artıyor.
Beyindeki sinir hücrelerinin çekirdek-leri beyin kabuğunda yoğunlaşmış du-rumda. Hücrelerin aksonlarıysa çoğun-lukla kabuğun altında bulunuyor. Hücre-ler gri (gri madde), aksonlarsa onları kap-layan yalıtkan madde olan myelin nede-niyle beyaz (beyaz madde) renkte.
Beyin büyüdükçe gri madde ve beyaz madde aynı oranda büyümüyor. Büyük beyinlerdeki beyaz maddenin oranı daha büyük. Bu da şu anlama geliyor: Beyin bü-yüdükçe hacmin çoğu işlem yapmak için değil, “kablo” oluşturmak için kullanılıyor. Beyin büyüdükçe verimin düştüğünün bir göstergesi daha.
Hayvanlar âleminin en zeki bireyleri olan primatların beynini inceleyen araş-tırmacılar beyin büyüklüğüyle sinir hüc-resi büyüklüğü arasında doğrudan bir iliş-ki olmadığını gördüler. Primatlarda be-yin büyüklüğü türden türe değişse de, si-nir hücreleri genellikle aynı büyüklük-te ve aynı yoğunlukta bulunuyor. Ancak bazı hücreler iletişimin sağlıklı yürütüle-bilmesi için daha büyük olabiliyor. Fark-lı iki primat türünü düşünürsek, eğer bi-rinin beyni diğebi-rininkinin iki katı bü-yüklükteyse, içerdiği sinir hücresi mik-tartı da kabaca iki katı kadar oluyor. Ama örneğin kemirgenlerde beyin bü-yüklüğü iki katına çıktığında içerdiği si-nir hücresi sayısı % 60 artıyor. Bir insanın beyni ortalama 1,4 kg geliyor ve yaklaşık 100 milyar sinir hücresinden oluşuyor. Beyin iki katına çıktığında sinir hücresi ar-tışının % 60 olduğunu göz önünde bulun-durursak, bir kemirgenin 100 milyar si-nir hücresine sahip olabilmesi için beyni-nin 45 kg olması gerekirdi. Elbette bu ka-dar büyük bir beynin enerji
gereksinimi-ni karşılayacak mekagereksinimi-nizmalar hiçbir hay-vanda yok. Vanderbilt Üni versitesi’nden sinirbilimci Jon H. Kaas’a göre büyük ke-mirgenlerin küçüklerinden daha zeki ol-mamasının nedeni de bu.
Küçük ve yoğun olarak paketlenmiş si-nir hücrelerinin zekâ düzeyinde önem-li bir etken olduğu anlaşılıyor. Sinirbiönem-lim- Sinirbilim-ciler, nöron sayısı ve bu nöronlar arasın-daki iletişim hızının zekânın gelişimi için en önemli iki etken olduğunu ve bunların ölçümünün zekânın ölçümünde ensefali-zasyon katsayısından daha etkili olduğu-nu belirtiyor.
İri beyinli hayvanlar arasında fille-rin ve balinaların zekâsının ortalamanın üzerinde olduğu söylenebilir. Ancak bü-yük beyinlerine karşın zekâ konusunda primatlarla kıyaslanamazlar. Çünkü be-yinlerini oluşturan nöronlar büyüktür. Dolayısıyla sinir hücresi sayısı azdır ve aralarındaki mesafeler büyüktür. Yani beyinlerinin çok da verimli çalıştığı söy-lenemez.
Peki, bu iki özellik yani sinir hücre-si büyüklüğü ve aralarındaki mesafe-ler insandan insana değişim gösteriyor mu? Bu konuda yapılmış araştırmalar var. 2009 yılında işlevsel manyetik rezo-nans görüntüleme (fMRI) ile insanların beyin etkinliklerini inceleyen Hollandalı bir ekip beynin farklı bölgelerinin birbi-riyle nasıl iletişim kurduğunu ortaya çı-karmaya çalıştı. Araştırma, beynindeki iletişim yolları hızlı olan insanların daha
zeki olduğunu gösterdi. Aynı yıl Camb-ridge Üniversitesi’nde yapılan bir baş-ka araştırma da benzer sonuçlar orta-ya koydu. Bu araştırmanın yöntemi bi-raz farklıydı. 29 sağlıklı insanın işleyen belleğini bir seferde kaç farklı sayı ezber-leyebildiklerine bakarak karşılaştırdılar. Deneklerin beyinlerinin farklı bölgele-rinin birbirleriyle iletişim hızı kafatas-larına yerleştirilen elektrotlar yardımıy-la ölçüldü. Araştırma gösterdi ki en güç-lü bellek, iletişimin en kısa yoldan sağ-landığı beyinlere sahip bireylerde bulu-nuyor.
Özetle, beyin büyüklüğü arttıkça böl-geler arasındaki bağlantılar sınırlandı-rılarak enerji ve yer kazanılıyor. Görece büyük olan insan beyninde bu bağlantı-lardan da görece az bulunuyor. Bu iki ça-lışma, zeki insanların beyinlerinin fark-lı bölgelerini bağlayan “kabloların” daha sağlam olduğunu gösteriyor. Kaynaklar-dan tasarruf etmek için bu bağlantıların birkaçından fedakârlık etmek, zekâdan ödün vermek anlamına geliyor.
Zekânın Tasarımı
Eğer zekâ düzeyini sinir hücreleri ve farklı beyin bölgeleri arasındaki iletişim yeteneği belirliyorsa bunun için ideal ta-sarım nasıl olmalı? Daha küçük nöron-ların birbirlerine yakın konumları saye-sinde daha hızlı iletişim kuracakları, ay-nı zamanda da bunun için daha az kay-nağa gereksinim duyacakları düşünüle-bilir. Ayrıca iletişimin daha hızlı olma-sı için aksonların buna göre gelişmesi (kaynakların verimli kullanımını da dü-şünürsek daha ince ama daha hızlı sin-yal iletebilir olmaları) beklenebilir. An-cak sinir hücrelerinin büyüklüklerini ve aksonların sinyal taşıma becerilerini sı-nırlayan bazı etkenler var.
Bu etkenlerden en önemlisi sinir hüc-relerinin “iyon kanalları” olarak adlan-dırılan ve elektrik sinyallerini üretme-de kullandıkları proteinlerle ilgili. İyon kanalları molekül yapılarındaki kıvrım-ların açılıp kapanmasıyla çalışan küçük birer musluk gibidir. Açık oldukların-da sodyum, potasyum ya oldukların-da kalsiyum
Beyindeki sinir hücrelerinin çekirdekleri beyin kabuğunda yoğunlaşmıştır. Beynin bu bölgesi gri renkte görünür. Beyaz bölge çoğnulukla sinyalleri taşıyan asonlardan oluşur.
ne izin vererek sinir hücrelerinin birbir-leriyle haberleşmesini sağlayan elektrik sinyallerini üretirler. Ne var ki, kanallar en küçük bir etkiyle açılıp kapanabilir. Yani çok da güvenilir değillerdir. Kanal-lar küçük voltaj değişimleriyle açılıp ka-panabilir. Ancak bir elektrik düğmesin-de olduğu gibi sağlıklı bir şekildüğmesin-de çalış-mazlar. Sürekli açılıp kapanabilirler ya da açılmaları gereken zamanda açılma-yabilirler. Uyarılmaları açılmaya eğilim-lerini artırır. Bu kanalların bu kadar ka-rasız oluşunun bir nedeni var: Elbette yi-ne eyi-nerji tasarrufu. Bir kanalın duyar-lı bir şekilde açıduyar-lıp kapanması için da-ha yüksek enerji gerekirdi. Örneğin bir elektrik düğmesinin yayını en küçük bir dokunmayla açılıp kapanabilecek kadar gevşek yaparsanız, eğer ortam kalabalık-sa düğme durmadan açılıp kapanabilir. Yayı sert yaparsanız düğmeye basmak için daha çok enerji gerekir.
Peki, bu kadar güvenilir olmayan bir sistemle iletişim nasıl sağlanabilir? Bir sinir hücresinde iyon kanallarının açı-lıp kapanmasını küçük elektrik sinyalle-ri sağlar. Ne kadar çok iyon kanalı aynı anda çalışırsa sonuç o kadar güvenilir-dir. Tıpkı bir anket çalışmasında olduğu
neğe sorarsanız sonuçta gerçeğe o kadar yakın bir yanıt elde edersiniz. Yani ne kadar çok iyon kanalı “oy verirse” hüc-renin sinyal üretip üretmeyeceğine o ka-dar doğru bir şekilde karar verilmiş olur.
Durum böyle olunca sinir hücre-leri küçüldükçe birtakım sorunlar or-taya çıkar. Çünkü sinyalleri taşıyacak iyon kanallarının sayısı hücrenin bü-yüklüğüne bağlıdır. Hücre küçüldük-çe hata yapma olasılığı artar. Cambrid-ge Üniversitesi’nden Simon B. Laughlin ve arkadaşları iyon kanallarınının işlevi-ni sürdürebilmesi ön şartıyla aksonların ne kadar ince olabileceğini bulmaya ça-lışmış. 2007 yılında yayımlanan bu çalış-mada aksonların çapları 150-200 nano-metreden küçük olduğunda sinyaller-de aşırı sinyaller-derecesinyaller-de parazit oluştuğu orta-ya çıkmış. Bu büyüklüğün altında, ak-sonlar o kadar düşük sayıda iyon kana-lı içeriyor ki, hücreden talimat gelmese de tek bir kanaldan ateşlenen iyon, ak-sonun yanlış sinyal iletmesine yol aça-biliyor. Beynimizdeki en küçük nöron-lar beyin kabuğundaki gri maddede bu-lunuyor ve Laughlin’e göre bunların ak-sonları hali hazırda fiziksel sınıra yakın bir değerde çalışıyor.
Aslında sinyal iletimi, enerji ve pa-razit konuları yalnızca beynimizin so-runu değil. Bilgisayarlardan çeşitli ile-tişim araçlarına kadar birçok aygıt için benzer sorunlar var. Elektronik aygıtlar-daki transistörler tıpkı iyon kanallarının yaptığı gibi elektrik sinyallerini kont-rol eden bekçilerdir. Bir bilgisayar bun-lardan milyarlarcasını içerir. Bu neden-le ne kadar küçük olurlarsa ve ne kadar verimli çalışırlarsa bilgisayarlar da o ka-dar küçülür ve bir o kaka-dar az enerji har-car. Bu nedenle bilgisayar mühendisle-rinin en büyük çabası hep transistörle-ri küçültmek ve onları olabildiğince kü-çük bir hacme sıkıştırmak olmuştur. Da-ha çok transistör daDa-ha hızlı bilgisayarlar anlamına geliyordu. Mühendisler önü-müzdeki 10 ila 20 yıl içinde transistörle-rin artık daha fazla küçültülemeyeceğini belirtiyor. Çünkü yaklaşık 10 nanomet-reye kadar küçültüldüklerinde açma
ka-yor olacaklar. Bu aşamada büyük olası-lıkla bilgisayar yongalarının tasarımında farklı teknolojiler kullanılacak. Belki de kuantum bilgisayarlar sayesinde artık si-lisyum transistörlere de gerek kalmaya-cak. Ne var ki beynimizin yeniden tasar-lanması mümkün görünmüyor.
Bilim insanları insan beyninin ideal yapıya oldukça yakın olduğunu düşünü-yor. Ancak yine de sınıra dayandığımı-zı söylemek zor, çünkü kesin bir sınır ta-nımlanamıyor. Daha gelişmiş bir beynin kuşkusuz bazı fazladan maliyetleri olur-du. Beynimiz biyolojik olarak daha fazla gelişmese de, insan aklı giderek gelişiyor. Bunun biyolojik evrimden çok daha hız-lı olduğu bir gerçek.
Arılar ya da başka sosyal hayvanlar topluluk olarak yaşarken, bireylerinin toplam becerisinden çok daha fazlası-nı sergileyebiliyorlar. İnsanlar da sosyal canlılar olarak ortak bir havuzdaki bil-gi birikiminden yararlanmayı öğrenmiş. Yani bireylerin zekâlarını geliştirmeleri için zorlayıcı mekanizmalar büyük ölçü-de ortadan kalkmış durumda.
Günümüzde bu bilgi havuzuna çok kolay ulaşabiliyoruz. İhtiyacımız olan her bilgiyi beynimizde depolamak zo-runda kalmıyoruz. Bilgisayarlar ve in-ternet sayesinde, zekâmızın artık beyni-mizin dışında gelişebildiği düşünülüyor. Bir başka deyişle, bu teknolojiler saye-sinde zekânın paylaşılabildiği ve bireyle-rin daha gelişmiş beyinlere sahip olma-sına ve daha zeki olmalarına gerek kal-madığı da ifade ediliyor.
Kaynaklar
Attwell, D., Laughlin, S.B., “An Energy Budget for Signaling in the Grey Matter of the Brain”, Journal of Cerebral Blood Flow
and Metabolism Cilt 21, 1133-1145, 2001
Faisal, A. A., White, J. A., Laughlin, S. B., “Ion-channel Noise Places Limits on the Miniaturization of the Brain’s Wiring”,
Current Biology, Cilt 15, s. 1143-1149, 2005.
Fox, D., “The Limits of Intelligence”, Scientific American, Temmuz 2011.
Herculano-Houzel, S., Collins, C. E., Wong, P., Kaas, J. E., “Cellular Scaling Rules for Primate Brains”,
Proceedings of the National Academy of Sciences,
Cilt 104, Sayı 9, s. 3562-3567, 27 Şubat 2007. Heuvel, M. P., Stam, C. J., Kahn, R. S., Hilleke, E., “Efficiency of Functional Brain Networks and Intellectual Performance”, Journal of Neuro science,
Cilt 29, Sayı 23, s. 7619-7624, 10 Haziran 2009. McDaniel, M., “Big-brained People are Smarter: A Meta-analysis of the Relationship Between in vivo Brain Volume and Intelligence”, Intelligence, Sayı 33, s. 337-346, 2005.
Roth, G., Dicke, U., “Evolution of Brain and Intelligence”, Trends in Cognitive Science, 5 Mayıs 2005.
Beyin kabuğundaki sinir hücrelerinin taramalı elektron mikroskobuyla çekilmiş görüntüsü. Fotograftaki renkler gerçek renkleri yansıtmıyor. Hücrelerin çekirdeklerinin bulunduğu ana gövdeleri sarı renkte, aksonlar ve dendrit adı verilen ince dallar yeşil görünüyor.