Değerli öğrenciler AYT Edebiyat 8. dersimizle birlikteyiz. Bugün sizlerle masal ve fabl türlerinden bahsedeceğiz. Dersin sonunda da 9 soruluk bir test çözeceksiniz.
Masal; genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, olağanüstü kişilerin başından geçen olağandışı olayları anlatan edebî türdür. Masallar; olaya dayalı, sanatsal metinlerdir. Genellikle bir tekerleme ile başlar. Masallarda yer ve zaman belirsizdir.
Olaylar, hayalî mekânlarda ve belirsiz geçmiş zamanda geçer. Olayların anlatımında öğrenilen geçmiş zaman ya da geniş zaman kullanılır.
Kahramanlar genellikle devler, periler, cinler, padişahlar, prensler vb. kişilerdir. Masallar iyi ile kötünün mücadelesini anlatır, masalın sonunda iyilik üstün gelir. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Masallarda yalın, duru bir dil ve anlatım söz konusudur. Anlatımda söylenmesi güç kelimelere, ayrıntılı betimlemelere yer verilmez. Masalların başında, ortasında ve
sonunda kalıp sözlere yer verilir. Masallarda iyilik, güzellik, doğruluk, yardımseverlik gibi evrensel değerler yer alır; dinî ve millî ögelere yer verilmez.
Masalların söyleyeni belli değildir. Masallar, halkın ortak edebî ürünleri arasında yer alır. Halk arasında dilden dile söylenerek gelecek kuşaklara aktarılan masallar, sonradan yazıya geçirilmiştir.
Masal Planı
Masallar; döşeme, serim, düğüm, çözüm ve dilek bölümlerinden oluşur:
Döşeme: Dinleyicinin ilgisini çekme amacı taşıyan tekerleme bölümüdür. “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...“ gibi kalıplaşmış sözlerle başlar.
Serim: “Bir memleketin birinde...” gibi ifadelerle olaya giriş yapılır.
Düğüm: Olaylar gelişir, çatışma ortaya konur. İyiler ve kötüler bu bölümde belirginleşir.
Olayın ayrıntılarına girilir. Merak duygusu yoğunluk kazanır. Olaylar hızlanarak çözüm noktasına yönelir.
Çözüm: Düğüm bölümünde belirginleşen çatışma bu bölümde iyilerin kazanması ve kötülerin cezalandırılmasıyla çözülür.
Dilek: Masal “Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine”, “Darısı yurdumuzun güzelleri başına” gibi iyi dilek bildiren kalıplaşmış sözlerle son bulur.
Masalların ortaya çıkışı ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Yaygın görüşe göre
masalların kaynağı Eski Yunan ve Hint mitolojileridir. Eski Yunan’daki Ezop Masalları, bilinen en eski masal / fabl örnekleridir. MÖ VI. yüzyılda yazıya geçirilmiş olan Ezop Masalları’nda kahramanlar genellikle hayvanlar arasından seçilmiştir. Hint edebiyatındaki Pançatantra adlı eser ile Beydeba’nın yazdığı Kelile ve Dimne, Doğu’daki ilk masal / fabl örnekleridir. Arap ve İran kaynaklı Binbir Gece Masalları, Doğu toplumlarının hayal dünyasının ürünüdür. Bu masalların anlatıcısı Şehrazat’tır. Eserde hikâye içinde hikâye anlatım tekniği kullanılmıştır.
Binbir Gece Masalları; birçok dile çevrilmiş, yüzyıllarca geniş bir coğrafyada dilden dile dolaşmış, edebiyatta ve sinemada defalarca işlenmiştir.
Grimm Kardeşler olarak tanınan Jacob (Yakop) ve Wilhelm (Vilhelm) Grimm, Almanya’da halk arasında yaşayan masalları derleyerek 1812 yılında Çocuk ve Yuva Masalları adıyla yayımlamışlardır. Bu masallar Grimm Masalları adıyla tanınmıştır. Kibritçi Kız masalıyla tanınan Danimarkalı yazar Andersen 1835 yılında Çocuk Masalları adlı eserini
yayımlamıştır. Andersen’in birçok masalında iyilik ve güzellik üstün gelirken kendi yaşamından izler taşıyan masallarında iyimserliğin yerini kötümserlik ve hüzün almıştır.
Andersen’in bazı masalları fabl özelliği taşımaktadır.
Türk edebiyatında Uygur Dönemi eseri olan Kalyanamkara ve Papamkara masal özelliği gösteren ilk eserlerdendir. Osmanlı Dönemi’nde sözlü gelenekten derlenerek hazırlanan Billur Köşk, ilk Türk masallarındandır.
XIX. yüzyıldan itibaren, Türk Halk Edebiyatının sözlü ürünleri içinde “kıssa” adıyla anılan masal için “mesel” sözcüğü kullanılmaya başlanmıştır. Masal sözcüğünü gerçek anlamına bağlı olarak kullanan ilk sanatçı Namık Kemal’dir. Namık Kemal; masalı eğitici, terbiye edici özellikte, bütünüyle hayalî olaylardan meydana gelen bir anlatım türü olarak tanımlamıştır. Halkın dilinde yaşayan masalları Pertev Naili Boratav, Eflatun Cem Güney, Naki Tezel gibi araştırmacılar derleyerek yayımlamıştır.
Türk masal kahramanları devler, cadılar gibi olağanüstü özelliklere sahip varlıklar ile insanlar ve hayvanlardır. Masallarda padişah, Hızır, derviş, hükümdar, Keloğlan vb. iyiliği temsil ederken devler, cadılar, vezirler vb. kötülüğü temsil eder. Masallarda sık rastlanan hayvanlar ise tilki, aslan, Zümrüdüanka’dır.
FABL
Fabl; kahramanları çoğunlukla hayvanlardan seçilen, ders verme amacı güden, genellikle manzum bir edebî türdür. Fabllarda bir öğüt yer alır. Bu öğüt, genellikle bir atasözü ya da özdeyiş yoluyla verilir. Fabllarda soyut kavramlar, somut olaylar yardımıyla anlatılır.
İnsanların başından geçen her türlü olay fablın konusunu, iyilik-kötülük gibi çatışmalar olay örgüsünü oluşturur. Kahramanlar genellikle hayvanlardır fakat insanlar da zaman zaman bu kahramanlar arasında yer almaktadır. Hayvanlar fablda kurnazlık, cesaret, kibir, kıskançlık, kahramanlık gibi insani özellikleri temsil edecek şekilde yer alır; bunun için fabllarda
genellikle teşhis ve intak sanatlarından yararlanılır. Olaya dayanan diğer türlerde olduğu gibi fablda da öyküleyici anlatıma başvurulur. Fabl türünde de masalda olduğu gibi yer ve zaman belirsizdir. Ders verme amacı güdüldüğü için dili sadedir. Zaman zaman kalıp sözlere yer verilir. Masalda olduğu gibi fablda da “dostluk, dayanışma, korku, öfke, kurnazlık” gibi evrensel tema ve kavramlar işlenir.
XIII. yüzyılda yaşamış İranlı şair Sadi’nin Gülistan adlı eserinde fabl özelliği taşıyan parçalara rastlanmaktadır. XVII. yüzyılda Fransız yazar La Fontaine, Ezop ve Beydeba’dan esinlenerek fabllar yazmıştır.Amerikalı yazar Richard Bach’ın (Riçırt Bah) Martı, İngiliz yazar George Orwell’in (Corç Orvıl) Hayvan Çiftliği, Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry’nin (Antuen dö Sant Ekzuperi) Küçük Prens gibi eserleri fabl türünden etkilenilerek yazılmıştır.
Türk edebiyatında fabl niteliği taşıyan örnekler, Hint, Arap ve İran edebiyatından esinlenilerek oluşturulmuştur. XIII. yüzyılda Mevlana’nın Mesnevi’sinde fabl özelliği taşıyan parçalara rastlanmaktadır. Gülşehri’nin XIV. yüzyılda Farsçadan çevirdiği Mantıku’t Tayr adlı eser fabl özelliği göstermektedir. XV. yüzyılda Şeyhî’nin yazdığı Harnâme,
Türk edebiyatındaki ilk fabl örneğidir. Şinasi, 1859 yılında La Fontaine’in (La Fonten) fabllarını Türkçeye çevirmiştir.
Ünlü bir göz hekimi olan divan şairi Şeyhî’ye, Çelebi Sultan Mehmet’in göz hastalığını tedavi ettiği için Tokuzlu köyü tımar olarak verilmiştir. Şeyhî, Tokuzlu köyüne giderken tımarın eski sahiplerinin saldırısına uğramış; başına gelenleri Harnâme’de sembolik biçimde anlatmıştır.
Dönemine göre yalın bir dille yazılan Harnâme, 126 beyitten oluşan bir mesnevidir. Sanatçı, bu eserde, insanlar arasında geçebilecek olayları teşhis ve intak sanatlarından yararlanarak hayvanlar aracılığıyla anlatmıştır. Anlatma, gösterme, iç konuşma, diyalog anlatım teknikleri ile betimleyici, mizahi, eleştirel anlatım tutumlarından yararlanmıştır.
Fabl Planı
Fabllar; serim, düğüm, çözüm ve öğüt bölümlerinden oluşur.
Serim: Kişiler kısaca tanıtılır, olayın geçtiği çevre belirtilir, olay başlatılır.
Düğüm: Çatışma ortaya konur ve olay düğümlenir. Olayın ayrıntılarına girilir. Merak duygusu yoğunluk kazanır.
Çözüm: Düğüm çözülür, çatışma sona erer. Olay genellikle beklenmedik bir sonuca bağlanır.
Öğüt: Olayla ilgili ana fikir öğüt biçiminde verilir. Bu öğüt daha çok bir atasözü ile ortaya konur.
ALIŞTIRMALAR
1-Aşağıdakilerden hangisi masalın özelliklerinden biri değildir?
A) Duyulan geçmiş zamanla anlatılması B) Eğitici özellik taşıması
C) Millî duygulara yer vermesi D) Sonradan yazıya geçirilmesi
E) Kahramanların olağanüstü özellikler taşıması
(I) Masallar; döşeme, serim, düğüm, çözüm ve dilek bölümlerinden oluşur. (II) Döşeme bölümü; dinleyicinin ilgisini çekme amacı taşıyan, masalda anlatılanlarla ilgisi bulunmayan bir tekerlemeyle başlar. (III) Serim bölümünde olaya giriş yapılır. (IV) Asıl olay dilek bölümünde anlatılır. (V) Dilek bölümü “Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.” gibi kalıplaşmış sözlerle son bulur.
2-Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde bilgi yanlışı vardır?
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
HOROZLA İNCİ
Bir horoz inci bulur, kuyumcuya gider:
“Al, şuna bak, der,
pırıl pırıl, ne özrü ne kusuru var.
Fakat sen bana bir avuç mısır ver, benim işime o yarar.”
Bir cahile bir kitap miras kalır.
Adam kitabı alır,
komşusu kitapçıya gider:
“Bak, ne güzel kitap, der,
fakat sen bana beş on kuruş ver,
benim işime o yarar.” (Nâzım Hikmet, La Fontaine’den Masallar) 3-Bu fablda;
I. Teşhis ve intak sanatlarından yararlanıldığı, II. Fablın kahramanlarından birinin hayvan olduğu, III. Fablda zamanın belli olduğu
bilgilerinden hangisine veya hangilerine ulaşılabilir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve II D) I ve III E) II ve III
CEVAPLAR: 1-C 2-D 3-C
EBA TESTİ: 1. B 2. E 3. A 4. A 5. B 6. E 7. C 8. C 9. C
http://odsgm.meb.gov.tr/kurslar/
MEB 2018 - 2019 ● Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü
9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı
Masal / Fabl 1. Vakti zamanında bir peri padişahının güzel bir kızı ile ak
saçlı, ak yürekli bir yaşlı ninenin oğlu varmış. Yaşı on sekiz, boyu selvi, gözleri ela, adı Namlı Kemankeş, bir bakışı ci- hana eş. Ama başında kavak yelleri eser, aşk nedir bilmez- miş. Alıp başını durmadan gezermiş. Bir gün geze geze gelmiş bir bayram yerine. Bakmış, bakışmış da karşısında ne görsün? Adı dillerde, gönlü bilinmedik illerde peri padi- şahının kızını görmüş... Kara kara gözleri varmış, zeytin tanesini andırırmış. Oğul balı ağzı, kızaran yanağı göreni boyu boyuna, huyu huyuna demiş de kızla göz göze gelip derinden bir ah çekmiş. Ah ile birlikte yer yerinden oyna- mış, yetmiş iki dağ birden kazan gibi kaynamış.
Bu masal parçasında, I. Olay / Konu II. Zaman III. Mekân IV. Kişiler
yapı unsurlardan hangisi belirgin değildir?
A) Yalnız I. B) Yalnız II. C) I ve III.
D) II ve IV. E) III ve IV.
2. Aşağıdakilerden hangisi kalıplaşmış bir masal cümle- sidir?
A) Kralın bu emrini duyan prens hemen kardeşinin yanı- na gitmiş.
B) Anne ceylan, yavrularının bir saldırıya uğramasından korktuğu için daima tetiktedir.
C) Ordunun nereye gideceği kimse tarafından bilinmi- yormuş.
D) Bu olağanüstü varlıkların hangi zamanda karada da yaşayabilme özelliği kazandığı belli değil.
E) Bir varmış, bir yokmuş, ülkenin birinde elinden her iş gelen usta bir marangoz yaşarmış.
3. Aşağıdaki kalıplaşmış masal ifadeleri, bulundukları yere göre gruplandırıldığında hangisi dışta kalır?
A) Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler.
B) Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, sakinlerinin çok mutlu olduğu bir köy varmış.
C) Onlar ermiş muradına, darısı sizin başınıza.
D) Masal masal matitas, kalaylandı bakır tas. Çukura düştü çıkamaz. Pır pır eder uçamaz.
E) Gökten üç elma düştü. İkisi sizin, birisi benim başıma.
4. Padişah, konuk ağırlamayı çok sever. Methi her yerde du- yulan bir de aşçısı vardır. Bir gün çok sevdiği arkadaşları, evine konuk olur, aşçısından sofrayı donatmasını ister.
Akşam olur, davetliler gelir, sofrada kırk çeşit yemek var- dır fakat hepsi dilden yapılmıştır. Padişah bu duruma şa- şırır. Başka bir gün padişahın tekrar misafiri gelir. Padişah aşçısına, “Bu sefer gelenler çok önemli insanlar değil.”
der. Padişah, önemsiz dediği misafirlerine de dil yeme- ği hazırlandığını görünce şaşırır ve nedenini sorar. Aşçı,
“Dil çok kıymetlidir, iyi kullanırsak yılanı deliğinden çıkarır.
Kötü kullanırsak dilin hatasını hiçbir şey düzeltemez.” der.
Bu parça, dil ve anlatım özellikleri bakımından aşağı- daki anlatmaya bağlı edebî türlerden hangisine örnek olabilir?
A) Masal B) Roman C) Destan D) Mesnevi E) Manzum hikâye
5. Eski zamanlardan bir padişah, kendi memleketinin top- rakları üstünde yaşayan en zeki insanı bulması için ve- zirine emir vermiş. Bir oduncunun üç kızı varmış, aynı memlekette yaşayan. Bu kızların en küçüğü çok zeki imiş. Padişah, bir sürü aramadan sonra bulunan bu kıza, veziriyle otuz lira ve otuz arşın kumaş göndermiş. Ama vezir hem paranın hem de kumaşın yarısını kendine alı- koymuş, geriye kalan yarı para ile kumaşı kıza götürmüş.
Kız hediyeleri alınca “Benim de bir haberim var padişaha, aynen nakledin.” diyerek şunları söylemiş: “Babam tak- taklara, annem vakvaklara gitti. Büyük ablam çirkini gü- zel etmeye, küçük ablam biri iki yapmaya gitti. Ben de baş aşağı, baş yukarı yapıyorum. Padişahım ne İslam’dır ne başka.” Vezir bu cevabı padişaha nakledince padişah meseleyi çözmüş ve hırsızlık yaptığı için vezirini zindana attırmış. Meğer kızın dediklerinin manası şuymuş: Babam odun kesmeye, annem ördek gütmeye, büyük ablam ge- lin hazırlamaya, küçük ablam doğum yaptırmaya gittiler.
Ben de fasulye pişiriyorum. Bana gönderdiğin hediyeler ne senin şanına uygun ne de bana yeter.
Bu parçanın dil ve anlatım özellikleri ile ilgili aşağıda- kilerin hangisi söylenemez?
A) Anlatım, duyulan geçmiş zamanla gerçekleştirilmiştir.
B) Olağanüstü ayrıntılara yer verilmiştir.
C) Kötülüğün / yanlış işin timsali olan tip cezasını bul- muştur.
D) Anlatıcı hâkim bir bakış açısına sahiptir.
E) Kısa, duru ve açık cümleler kullanılmıştır.
13
Masal / Fabl
Cevap anahtarına ulaşmak için karekodu okutunuz.
MEB 2018 - 2019 ● Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü
9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı
13
6. Masal kahramanları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Genellikle özel adları bilinmez; kral, prenses, çoban gibi unvanlarla anılırlar.
B) Dev ve peri gibi gerçek dışı varlıklar kahraman olabilir.
C) Anlatı çoğu kez iyilerin istediği şekilde sonlanır.
D) Sıra dışı özelliklere sahip olabilirler.
E) Tip özelliği gösterirler.
7. Tilki değirmenciyi kandırır ve beraber yola çıkarlar. Padi- şahın sarayına yaklaşınca tilki, değirmenciye der ki:
—Sen burada dur, ben gidip padişahtan sana bir kat elbi- se alıp geleyim.
Tilki saraydan içeri girer, padişahla karşılaşır.
Bu parça aşağıdaki masal bölümlerinin hangisinden alınmıştır?
A) Döşeme B) Serim C) Düğüm
D) Çözüm E) Dilek
8. Günün birinde, kurbağa ile fare arkadaş olmuşlar. Bir bahar mevsiminde kurbağa, fareye: “Gel, biraz gezelim.” demiş.
Bunlar gide gide, bir ırmağa rastlamışlar. Kurbağa, farenin sudan geçemeyeceğini bildiği için ona: “Sen üzerime çık, kuyruğunu da ayağımla bağla. Böylece seni karşı tarafa rahatlıkla geçirebilirim.” demiş. Fare kurbağanın sırtına binmiş, tam suyun ortasına vardıklarında kurbağa suyun dibine doğru dalmaya başlamış. Elbette fare suyun içine girer girmez hemen boğulmuş. Ama kuyruğu kurbağanın ayağına bağlı olduğu için yine onun sırtında kalmış. Suyun yüzüne çıkan kurbağa sırtında fare ölüsü ile dolaşırken kartal yukarıdan fareyi görmüş ve kaptığı gibi dağın başına götürmüş. Fare kurbağaya bağlı olduğu için yüksek dağın zirvesinde kartala yem olmaktan kurtulamamış.
Atalarımız ne güzel demiş: - - - -
Bu fablın sonunda boş bırakılan yere aşağıdaki öğüt- lerden hangisi getirilmelidir?
A) Güvenme varlığa, düşersin darlığa.
B) Alna yazılan başa gelir.
C) Av vuranın değil, alanın.
D) Dost, kara günde belli olur.
E) Akıl akıldan üstündür.
9. Bir gün Rüzgâr Güneş’le konuşuyormuş.
— Ben senden daha güçlüyüm, demiş.
— Öyle mi, demiş Güneş.
— Elbette, demiş Rüzgâr.
— Bunu sana göstereceğim. Bak şu aşağıdaki yaşlı ada- mı görüyor musun?
Güneş eğilip bakmış.
— Görüyorum diye cevap vermiş.
Rüzgâr gururla:
— Gör bak, onun ceketini çıkaracağım diye konuşmuş.
Güneş:
— Peki o zaman, demiş. Haydi dene bakalım.
Sonra bulutların arkasına çekilmiş. Merakla Rüzgâr’ı, izle- meye başlamış.
Rüzgâr bütün şiddetiyle esmiş. O estikçe yaşlı adam üşü- müş. Üşüdükçe paltosuna sarılmış. Rüzgâr buna öfke- lenmiş. Daha da şiddetli esmiş. Bu kez adam paltosunu daha sıkı tutmuş. O ne kadar şiddetli estiyse adam da paltosuna o kadar çok sarılmış. Çünkü çok üşüyormuş.
Rüzgâr sonunda pes etmiş. Bu kez sıra Güneş’e gelmiş.
Güneş bulutların arkasından çıkmış. Yaşlı adama sıcacık gülümsemiş. Yeryüzünü iyice ısıtmış. Adam pek sevinmiş.
Yeryüzü ısındıkça adam da ısınmış. O da gülümsemeye başlamış. Artık paltoya ihtiyacım kalmadı diye düşünmüş.
Ve paltosunu çıkarmış.
Güneş Rüzgâr’a dönerek:
— Gördün mü, demiş. Nazik olanlar zorbalardan her za- man daha güçlüdür.
Bu parça fabl türünün aşağıdaki özelliklerinden han- gisini temsil etmez?
A) Kahramanları çoğunlukla insan dışındaki canlılardan seçilir.
B) Ders verme amacı güdülür.
C) Genellikle manzum biçimde yapılandırılır.
D) Teşhis ve intak sanatlarından yararlanılılır.
E) Dostluk, dayanışma, kurnazlık, nezaket gibi evrensel tema ve kavramlar işlenir.