• Sonuç bulunamadı

Dünya'da Ve Türkiye'de Kadın Sağlığının Durumu

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Dünya'da Ve Türkiye'de Kadın Sağlığının Durumu"

Copied!
8
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

MAKALELER / Articles

1 2 3 4

Ahmet S. KILINÇ , Binali ÇATAK , Sevinç SÜTLÜ , Ayşe AKIN

GİRİŞ

Ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin karşılaştırıl- masında Kadın Sağlığı/Anne ve Çocuk Sağlığı ile ilgili göstergeler başta gelmekte, bu alana yapılan müdahalelerin de somut çıktıları olmaktadır. Bu derlemede, Türkiye'nin kadınla ilgili sosyodemografik özellikleri, dünyada ve Türkiye'de kadın sağlığı ile ilgili durum,

göstergeler bağlamında karşılaştırmalı olarak incelenmektedir.

Türkiye'nin sosyodemografik verileri incelenil- diğinde; 2010 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi(ADNKS)sonuçlarına göre; Türkiye'nin nüfusu 73.722.988'dir. Nüfusun %71'i Kentsel nüfustur. Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına(Türkiye İBBS)göre İstanbul, birinci ve ikinci bölgeler ile Doğu Marmara bölgesinde kentsel nüfus oranı en fazla, Doğu Karadeniz ve Kuzey Doğu Anadolu bölgesinde kırsal nüfus en fazladır. Türkiye'de 0-14 yaş toplam nüfusun %25.6'sı, 65 yaş üstü nüfus ise;

%7.2'dir. 0-14 yaş nüfus büyüklüğü Güneydoğu

1.Tıp Doktoru, Halk Sağlığı Müdürlüğü, Burdur

2.Halk Sağlığı Uzmanı, Üsküdar Toplum Sağlığı Merkezi, İstanbul

3.Tıp Doktoru, Halk Sağlığı Müdürlüğü, Burdur

4.Prof.Dr., Başkent Üniversitesi Halk Sağlığı AD. ve BÜKÇAM(B.Ü.Kadın-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Araştırma ve Uygulama Merkezi), Ankara

Türkiye, bölgesel farklılıkları da içerisinde barındırarak nüfusunun yaklaşık 2/3'si kentlerde yaşayan, genç ama yaşlanan nüfusa sahip bir ülkedir. Anne Ölüm Oranı, Perinatal Ölüm Hızı, Sağlık Personeli Tarafından Yaptırılan Doğumların Yüzdesi, Düşük Doğum Ağırlıklı Bebek Prevalansı gibi göstergelerde hala OECD ülkelerinin oldukça gerisindedir. Erken yaş evlilikleri yaygındır, özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde doğurganlık hızları belirgin bir şekilde yüksektir. Kadın, doğurganlık konusunda karar verici konumda değildir. Adölesan sağlığı ile ilgili hizmetler yeterli değildir ve doğum öncesi bakım hizmetlerinde hem nicelik hem de nitelik açısından sorunlar söz konusudur. Doğumların hepsi hastanede yapılamamaktadır. Kadın, toplumsal statü bağlamında hemen her alanda erkeğin gerisindedir. Yoksulluğun feminizasyonu ile yaşlı nüfusun feminizasyonu söz konusudur. Evdeki yaşlıya bakan daha ziyade kadın olduğundan üzerindeki çifte yük de artarak devam etmektedir.

Türkiye'de, kadın sağlığı, sağlık ve sosyal bileşenleri ile bütüncül değerlendirildiğinde sorunludur. Ataerkil yapının, kadının bireyselleşmesinin önündeki en büyük engel olarak durduğu, çözüm için çok yönlü, çok disiplinli ve çok sektörlü bir mücadeleye ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Göstergeler, kadın, sağlık, anne, aile planlaması

Key Words: Indicators, woman, health, mother, family planning Turkey, is a country with regional differences and having young but aging population whose 2/3 lives in the cities. Turkey is still behind of OECD countries in terms of health indicators such as maternal and perinatal mortalities, percentage of deliveries with medical assistance, prevalence of low-birth-weight. Early marriages are common, the fertility rate is significantly high especially at the eastern and southeastern regions. The woman is not at the position of decision making about her fertility. Adolescent health services are not adequate and there are problems about antenatal care services in terms of both quantity and quality. Not all the deliveries take place at the hospitals. The status of woman is lower than man in almost every field of social life. By the feminization of poverty, the feminization of elderly people is also an issue. Care taker at home for elderly people almost always is woman therefore woman increasingly carry, double burden. When the woman's health in Turkey is evaluated in holistic manner with health and social components it looks problematic. It is thought that patriarchal family structure is the biggest barrier for woman to be accepted as an individual which needs a multi-dimensional, multi-disciplinary and multisectorial approaches for the solution.

ÖZET SUMMARY

Dünya'da Ve Türkiye'de Kadın Sağlığının Durumu

Woman's Health In The World And In Turkey

(2)

nedeni ile ölme riski 74'de 1, gelişmiş ülkelerde 2.800'de 1, gelişmekte olan ülkelerde 61'de 1 olarak bildirilmektedir (8).

Gebeliğin 22. Haftasından sonra ve doğumu izleyen ilk 7 günü kapsayan “perinatal dönemde”

meydana gelen ölü doğumları ve erken neonatal ölümleri içeren perinatal bebek ölümleri (PNBÖ), bin toplam doğumda olarak hesaplanan bir “hız” olup anne sağlığının, obstetrik hizmetlerin ve yenidoğan sağlığının duyarlı bir göstergesidir. Perinatal dönemdeki bebek ölümleri, toplam bebek ölümleri içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Annenin sağlık düzeyi, gebelik bakımı, doğum koşulları bebeğin perinatal dönemdeki sağlık durumunu belirleyen önemli faktörlerdir.

Gelişmiş ülkelerde Perinatal Ölüm Hızı binde 8- 10, gelişmekte olan ülkelerde binde 30-40 hatta daha yüksektir. Türkiye'de, 2008 TNSA verilerine göre, 1.000 toplam doğumda 19'dur(2).

2006 yılında binde 22.6 olarak bildirilen Türkiye'deki Bebek Ölüm Hızı (BÖH) OECD bölgesindeki en yüksek hız olup, OECD ortalamasının dört katından daha fazladır(6).

Belirli bir dönemde, bir kadının doğurganlık dönemi boyunca, farklı yaş grupları için tahmin edilen hızlarda çocuk sahibi olması durumunda doğurganlık döneminin sonunda sahip olması beklenen toplam çocuk sayısını gösteren, toplam d o ğ u r g a n l ı k h ı z ı ( T D H ) , d o ğ u r g a n l ı k davranışlarını değiştirmeye yönelik politikaların başarısının ölçülmesinde kullanılmaktadır.

Dünya'da bazı ülkeler için tahmin edilen TDH'ları; Nijer 7.52, Etiyopya 5.97, Haiti 2.98, Türkiye 2.13, ABD 2.06, İsveç 1.67, Çin 1.55, Singapur 0.78'dir (9) . 2008 TNSA'ya göre Türkiye'de bir kadın, doğurganlık çağının sonuna geldiğinde ortalama 2.16 doğum yapması beklenmektedir ve doğurganlık 20-29 yaş grubunda en yüksektir (2). S.B. istatistiklerine göre Türkiye'de 2010 yılında TDH 2.1 dir (7).

Doğurganlık çağının sonuna geldiğinde, bir kadına düşen canlı doğum sayısı olan tamamlanmış doğurganlık, yani 45-49 yaş grubu kadınların yapmış oldukları canlı doğum sayısı, 2008 TNSA'a göre 40-49 yaş kadınlarda 3.31 olarak bildirilmektedir. Bu ortalama ile halen Anadolu Bölgesinde en çok, Doğu Karadeniz

Bölgesinde ise 65 yaş üstü nüfus en fazladır.

Genç bağımlılık oranı %38.1, yaşlı bağımlılık oranı %10.8, toplam bağımlılık oranı ise

%48.9'dur. Yıllık nüfus artışı binde 13, Kaba Doğum Hızı binde 17.5, Kaba Ölüm Hızı binde 6.3, Toplam Doğurganlık Hızı 2.1'dir. Yaşam beklentisi kadınlarda 76.8, erkeklerde 71.8'dir(1). 2008 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına (TNSA) göre; nüfusun %51'ini kadınlar oluşturmakta, nüfusun %7'si 65 yaş ve üzerinde, %9'u 5 yaşın altında, %27'si 15 yaşın altında ve Ortalama Hane Halkı Büyüklüğü 3.9'dur(2). Türkiye'de hanelerin %80.7'si çekirdek aile, %13'ü geniş ailedir(3).

Göstergeler bağlamında kadın sağlığı;

Gebelik süresince, doğumda ya da doğumu izleyen 42 gün içinde obstetrik nedenlere bağlı meydana gelen ölümler olarak tanımlanan anne ölümü, yüzbin canlı doğumda olarak ifade edilmektedir.

Gelişmiş ülkelerde yüzbin canlı doğumda 10 veya daha az olan anne ölüm oranı(AÖO), gelişmekte olan ülkelerde 50-100, hatta daha fazla olabilmektedir. 2008 yılında Afganistan'da 1.400, Somali'de 1.200, Irak'ta 75, İran'da 30, Bulgaristan'da 13, Yunanistan'da 2, Rusya Federasyonunda 39, Almanya'da 7, Çin'de 38, Kanada'da 12, ABD'de 24, İsveç'te 5, Türkiye'de 23 olarak bildirilmektedir (4). 2005 yılında yapılan Ulusal Anne Ölümleri Çalışmasına göre, sadece dolaylı ve dolaysız anne ölümleri dikkate alındığında Türkiye'de AÖO 100.000 canlı doğumda 28.5 olarak bulunmuştu(5). Türkiye'de AÖO, 2006 yılında OECD(Organisation for Economic Co-operation and Development) ortalamasının yaklaşık 2.5 katıydı(6). 2010 yılı için Türkiye'nin AÖO S.B.(Sağlık Bakanlığı) tarafından yüzbin canlı doğumda 16.4 olarak bildirilmektedir (7). Diğer taraftan 2005 yılında yapılan Ulusal Anne Ölümleri Çalışmasında gebeliğe bağlı AÖO, Batı Anadolu Bölgesinde yüzbin canlı doğumda 12.4 ile en düşük, Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde yüzbin canlı doğumda 93.3 ile en yüksek bulunmuştur.

Türkiye'de yaşam boyu gebeliğe bağlı ölüm riski 1.170'de 1'dir. Ancak yaşam boyu gebeliğe bağlı ölüm riski Batı Anadolu'da 4.702'de 1 iken, Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde 337'de 1 olmaktadır(5). Dünya'da yaşam boyu annelik

(3)

sağlık personeli yardımı ile yaptırılan doğumların yüzdesi Afganistan'da %14, Bulgaristan'da %99.6, Çin'de %96.3, Almanya'da

%100, İran'da %97, Irak'ta %79.7, Japonya'da

%100, Somali'de %33, İsviçre'de %100, Türkiye'de %91.3 olarak gerçekleşmiştir(4).

2008 TNSA'a göre Türkiye'de her 10 doğumdan 9'u doktor veya ebe/hemşire yardımıyla yapılmaktadır(2).

2500 gramdan daha düşük ağırlıklı olan canlı doğumların yüzdesi olan düşük doğum ağırlıklı (DDA) bebek prevalansı , yüksek gelirli ülkelerde %7, orta gelirli ülkelerde %16.5, düşük gelirli ülkelerde %18.6 iken, Türkiye'de

%11'dir(12,13).

Gebe kalabilecek durumda olup(gebe değil, cinsel yönden aktif, kontraseptif yöntem kullanmayan ve emzirmeyen), en az 2 yıl veya daha uzun süredir gebe kalmayan doğurganlık çağındaki kadınların yüzdesi olan infertilite prevalansı, toplumda cinsel yolla bulaşan hastalıkların(CYBH) yaygınlığı ve bunlarla ilgili sağlık hizmetlerinin eksikliğine işaret etmesi ve koruyucu sağlık hizmetleri açısından önemli bir göstergedir. Gelişmiş ülkelerde bu sıklığın yaklaşık %8-10 olduğu bildirilmektedir.

Türkiye'de görülme sıklığı da benzerdir (7).

Kadın sağlığı göstergeleri arasında, 15-24 yaş arası gebe kadınlarda HIV prevalansı da kullanılmaktadır Doğum öncesi bakım sırasında yapılan kan tetkiklerinde HIV pozitif olan 15-24 yaş arası kadınların yüzdesidir. Türkiye'de HIV epidemisinin başlangıcında Kadın/Erkek oranı 1/5 iken, günümüzde bu oran kadınlar aleyhine artmış olup halen Kadın/Erkek oranı 4/6'dır. 15- 24 yaş arasındaki gençler özel önem gösterilmesi gereken bir gruptur. Yeni HIV vakalarının yaklaşık yarısının gençlerde görüldüğü bildirilmektedir(14).

Hb düzeyinin gebelerde 110 gr/dl, gebe olmayanlarda 120 gr/dl altında olması anemi olarak kabul edilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde anemi, özellikle gebelik döneminde

%50'lerin üzerindedir(10). Hastalık yükü olarak aneminin erkekteki yükü %1.5 iken, kadındaki yükü %2.5 olarak bildirilmektedir(15).

Üreme çağındaki kadınların(veya eşlerinin) mevcut toplam doğurganlık hızı arasındaki fark

bir çocuktan fazladır, yani doğurganlığın azaldığı söylenebilir (2).

Gebeliğin 22.haftasından önce sonlanması ya da embriyo/fetusun 500 gr.'ın altında iken sona erdirilmesi olan düşükler, kendiliğinden ya da isteyerek meydana gelebilmektedir. Kadın sağlığında çok önemli olan isteyerek düşükler, bir toplumda kontraseptif ihtiyacı, aile büyüklüğünü sınırlandırma ya da doğum aralıklarının uzatılması ile ilgili talebin düzeyini gösterir. Dünya'da her 1.000 canlı doğuma karşı 300-500 yasal ve yasal olmayan düşük yapıldığı tahmin edilmektedir(10). Türkiye'de 2008 TNSA'a göre bir kadının yaşamı boyunca yapacağı toplam düşük sayısı 0.3'tür(2).

İstenmeyen gebeliklerin düşükle sonlandırılması talebini gösteren isteyerek düşükler aile planlanması hizmetlerinin değerlendirilmesinde önemlidir. 2008 TNSA sonuçlarına göre, Türkiye'de 100 gebelikte toplam düşük 20.5, kendiliğinden düşük 10.5, isteyerek düşük ise 10.0 olarak bildirilmektedir, Türkiye'de aile planlaması hizmetlerinin kullanımı artarken, isteyerek yapılan düşükler yıllar içinde giderek azalmaktadır (11).

Gebeliği süresince en az bir kez eğitilmiş sağlık personeli tarafından gebelikle ilgili kontrol edilen kadınların yüzdesi olan doğum öncesi bakım(DÖB) kadın sağlığı yönünden en önemli hizmetlerden biridir.

DSÖ(Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre gelişmiş ülkelerde gebelerin %100'ü DÖB alırken, Afganistan'da %36, Bangladeş'te %52, Kanada'da %100, Çin'de %92, İran'da %99, Somali'de %26, Türkiye'de %92'si DÖB almaktadır(4). S.B. istatistiklerine göre;

antenatal (en az 4 ziyaret) bakımın kapsayıcılığı

%82'dir. Ortadoğu Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde DÖB alma düşüktür(%53 ve %51). 2010 yılında gebe başına ortalama izlem sayısı 4.2 olmuştur. İstanbul'da ise bu sayı 2'dir(7).

Sağlık personeli tarafından yaptırılan doğumların yüzdesi, gebelik ve doğum sırasında gerçekleşen komplikasyonlara ilişkin dolaylı bir göstergedir. DSÖ 2008 verilerine göre, eğitimli

(4)

Toplumsal cinsiyet (gender) rolü: kadının ve erkeğin sosyal olarak belirlenen rollerini ve sorumluluklarını ifade eder. Toplumsal cinsiyet normları aile, dini kurumlar, medya gibi toplumsal kurumlar tarafından üretilmekte ve genellikle de politikalar aracılığı ile de kurumsallaşmaktadır(17). Türkiye'de yemek yapma(%87.1), sofranın kurulması(%74.1) ve ütü yapma(%84.3) büyük ölçüde kadın tarafından, aylık faturaların ödenmesi(%69.1) ve küçük bakım onarım(%68.4) büyük ölçüde erkek tarafından, günlük alışveriş ise kadın ve erkek ayrı veya birlikte yapılmaktadır(3). Pek çok toplumda kadından aile içi görevleri yerine getirmesi, çocuk ve yaşlı bakımını gerçekleştir- mesi beklenmektedir(16). Fırsatları kullanma, kaynakların ayrılması ve kullanımında, hizmet- leri elde etmede bireyin cinsiyeti nedeniyle herhangi bir ayrımcılığa uğramaması yani

“toplumsal cinsiyette eşitlik” son derece önemli bir kavram ve gösterge olup kadının statüsünde de belirleyici olmaktadır. Şöyle ki; dünya'da yoksul insanların %70'i kadındır. Yoksulluğun feminizasyonu hem zengin hem de yoksul ülkelerde saptanmıştır(16). Kadınlar eğitimde, sağlıkta, çalışma yaşamında, siyasi hayata katılımda, yasal, sosyal ve ekonomik haklara sahip olmada, hakları kullanmada; toprak ve sermaye gibi kaynaklara sahiplikte engellerle karşılaşmakta ve eşitsizliklere uğramaktadır.

Kadınlar dünya nüfusunun en az %50'sini temsil ettikleri, iş saatlerinin %66'sını doldurdukları halde dünya gelirlerinin sadece %10'una, mülkiyetlerin de %1'ine sahiptirler(17).

Eğitim durumu da toplumsal cinsiyet ayırımcılığının ya da eşitliğinin göstergesidir.

Türkiye'de ortanca eğitim süresi erkeklerde 5.5 yıl olup, kadınlardan yarım yıl daha uzundur.

Eğitim düzeyi farklılığı genç kuşaklarda azalmaktadır. Türkiye'de ilköğretim yaşındaki 10 çocuktan 9'u ilköğretime devam etmekte, lise düzeyinde ise 5 çocuktan 3'ü okula devam etmektedir. Eğitim açısından bölgeler arasından hala önemli farklılıklar vardır. 2008 TNSA'a göre; kadınların %52'sinin sadece ilköğretimin birinci kademesini tamamladığı, %21'inin lise mezunu olabildiği bildirilmektedir(2). Orta- öğretim net okullaşma oranı Erzincan'da erkekler arasında yüzde 90.99, kızlar arasında yüzde 74.31, Kütahya'da erkekler arasında yüzde 88.88, kızlar arasında yüzde 74.10, Siirt'te ise erkekler herhangi bir kontraseptif yöntem kullanma

yüzdeleri olan kontraseptif prevalansı, genellikle toplam, modern ve geleneksel yöntemler için ayrı ayrı hesaplanır. Gösterge, çiftlerin doğurganlıklarını kontrol etmek için ne ölçüde çaba harcadıklarını göstermektedir. Gebeliği önleyici yöntem kullanmanın artması genel olarak gelişmekte olan ülkelerde doğurganlıktaki düşmeyi yansıtan en önemli göstergelerden birisidir. Sadece istenmeyen gebeliklerin önlenmesi için değil, anne ve çocuk ölümlerinin en az üçte birini önleyebilen aile planlaması hizmetlerine bugün dünyada 300 milyon çift ulaşamamaktadır (10).

D S Ö ' n e g ö r e k o n t r a s e p t i f p r e v a l a n s ı ; Afganistan'da %22.8, Çin'de %84.6, Mısır'da

%60.3, Fransa'da %76.6, Norveç'te %88.4, Suudi Arabistan'da %23.8, Somali'de %14.6, ABD'de

%78.6, Türkiye'de %73'dür(4). 2008 TNSA'ya göre; Türkiye'de evli kadınların %46'sı modern,

%27'si geleneksel, toplamda %73'ü gebeliği önleyici bir yöntem kullanmaktadır. Yöntem kullanımı Güneydoğu Anadolu Bölgesinde en düşük(%58), Ege Bölgesinde en yüksektir (%80)(2). Türkiye'de aile planlamasında karşılanamayan gereksinim %6'dır (artık çocuk istemediği halde hiçbir yöntem kullanmayanlar).

Ancak bu yüzdeye halen çocuk istemediği halde geleneksel yöntem kullanan % 27 de eklendiğinde aile planlamasında karşılanamayan gereksinim % 33 olmaktadır.

Temel obstetrik bakımın ve kapsamlı obstetrik bakımın varlığı da kadın sağlığını değerlendir- mede kullanılmaktadır.

Kadın sağlığının önemli bir göstergesi de

“kadının statüsüdür”. Statü, toplumun sosyal çevrenin bireye atfettiği “sosyal değer” olarak tanımlanmaktadır. Kadının statüsü, pek çok psiko-sosyal faktörün etkilemesi, hatta faktör- lerin bir bileşkesi şeklinde ortaya çıkan bir sonuçtur(11). Kadının bireysel ve toplumsal işlevlerini, özel yaşamını, işini ve diğer sorumluluklarını yerine getirebilmesi için sağlıklı olması, sağlığını koruyabilmek için de yeterli olanaklara sahip olması gerekmek- tedir(16).

Kadının statüsünde belirleyici olan faktörler özetlenecek olursa; (11);

(5)

çalışırken, kadınlarda bu sıklık sırasıyla %37,

%15 ve %48'dir(17).

G e l i r a ç ı s ı n d a n t o p l u m s a l c i n s i y e t eşitsizlikleri: Kamu dışı sektörde çalışan erkek, aynı nitelikte ve aynı tür işi yapan kadından daha fazla ücret almakta, yine bu iş yerlerinde kadınlar terfi olanaklarından daha az yararlanmaktadır.

İşgücüne katılım ve gelir getiren bir işte çalışmada kadınların yüzleştiği diğer bir sorun alanı ise kazançlarını kullanmada çoğunlukla kendilerinin söz sahibi olamamasıdır(17).

Politika alanındaki katılım: Türkiye'de son yıllarda kabinedeki kadın bakan sayısı ya 1 ya da 2 olmuştur (1).

Parlamentodaki toplam sayı içinde kadın milletvekili oranı: Parlamentodaki kadın yüz- desi yakın geçmişte, %1-4 arasında seyretmiş, 2007'de %9.1, 2011'de %14.2 olmuştur(1).

Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu endeksine göre, 134 ülkede kadınların parlamentolarda temsil oranları dikkate alındığında Türkiye 82.

sırada yer almaktadır. Dünya ortalaması %12 olup, kuzey ülkelerinde %39'a çıkmaktadır(11).

Karar verme sürecinde kadınların payı: 2009 yerel seçimlerine göre; kadın belediye başkanı oranı %0.9, belediye meclis üye oranı %4.2, il genel meclis üyesi oranı %3.3 olmuştur(1). Özel sektörde üst yönetimde çalışan kadınlar %31 ile 40 ülke arasında 8.sıradadır. Bu sıklık, Avrupa Birliği Ülkelerinde ortalama % 24 olarak bildirilmektedir. (22). Ne var ki Türkiye'de kadınların, fırsat eşitliği bağlamında özellikle kamu kurumlarında karar mekanizmalarında yer almaları veya üst düzey yönetici olmaları zordur.

Kamu sektöründe tepe yönetimindeki kadın yüzdesi 4.2'dir(23).

Sosyal engeller- kadına karşı ayrımcılık, kadına yönelik şiddet, geleneksel uygulama- lar: Türkiye'de kadın erkek ayırımcılığında olumsuzluklardan biri de kadınların ikincil konumlarını, ayırımcılığı içselleştirmiş kalıp yargıları kendilerinin de benimsemiş olmalarıdır.

Örneğin; kadınların beşte dördü kadınların evlendikleri zaman bakire olmaları gerektiği görüşüne katılmaktadır. Kadınların eşlerinin g ö r ü ş l e r i n e k a t ı l m a s a l a r b i l e o n l a r l a tartışmamaları gerektiğine inanan kadınların arasında yüzde 50.57, kızlar arasında ise yalnızca

yüzde 30.57'dir(18). Kırsaldaki kadınların

%28'inin herhangi bir eğitim düzeyini tamamlayamadığı bildirilmektedir. ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) verilerine göre 1933 yılında % 14 olan kadın öğrencilerin oranı, 2006-2007 yılında % 43'e yükselmiştir. Erkek öğrencilerin oranı ise % 57'dir(19). Türkiye'de 8 yıllık zorunlu eğitim 4306 sayılı yasa ile 1997 yılında başlamıştır.

Ancak toplumda son günlerde 4+4+4 olarak bilinen yasa ile mevcut kazanımlardan özellikle kız çocukları yönünden geri gidiş olacağı endişesi yaygındır.

Çalışma yaşamına katılım ve kazanç: Kadının statüsünün yükselmesinde en önemli konu, onun para getiren bir işte çalışması, ekonomik özgürlüğüdür. Antalya'da yapılan bir çalışmada;

15-49 yaş kadınların %75.7'sinin çalışmadığı bulunmuş, bunların %89.3'ü ev kadını olduğu,

%2.5'i küçük çocukları olduğu, %4.5'i eşi izin vermediği için çalışmadığını bildirmiştir(16).

Türkiye'de her beş kadından ikisi son 12 aylık süre içerisinde bir işte çalışmıştır. Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinde, genç kadınlarda ve evli olanlarda çalışmama daha yaygındır(2).

1950'lerin ikinci yarısında %70'ler civarında olan kadınların işgücüne katılımları, 2005 yılında Cumhuriyet tarihinin en düşük düzeyine %23,3'e gerilemiş ve 2010 yılı itibariyle işgücüne katılma oranı küçük bir artış göstererek %27,6'ya ulaşmıştır(11). Kentleşme ve tarımsal alandaki istihdamın azalması nedeniyle kadınların işgücü piyasasına katılımı azalmış, kırsal alanda 1988 yılındaki %50.7 seviyesinden 2006'da %33'e gerilemiştir. OECD ülkelerinde kadınlarda işgücüne katılım oranı %61.2'dir(20).

İş imkânları: Türkiye'de yükseköğrenimin kadınların iş bulabilme imkânlarını önemli ölçüde artırdığı bilinmektedir. Diğer taraftan Türkiye genelinde, erkeklerde işsizlik azalırken, kadınlarda artmaktadır(17). Kadınların %80'i ücretsiz işçidir. Avrupa Birliği'nde her iki kadından biri çalışabilmektedir ve kadınlarda yarı zamanlı çalışma oranı(%32), erkeklerin oranının(%8) dört katıdır(21).

Endüstri ve hizmet sektöründe çalışan kadın oranı: Türkiye'de Erkekler hizmet sektöründe

%51, sanayide %29, tarımda %20 oranında

(6)

katılımıdır. Kadınların işgücüne katılımı 2010 yılı itibariyle %27,6 dır(1). Türkiye ekonomik katılım ve fırsatlar bağlamında kaygı verici düzeyde geride kalarak 135 ülke arasında 132.

sırada yer almaktadır(26).

Özetle; Türkiye, bölgesel farklılıkları da içerisinde barındırarak nüfusunun yaklaşık 2/3'si kentlerde yaşayan, genç ama yaşlanan, çoğunluğu çekirdek ailelerden oluşan nüfusa sahip bir ülkedir. Türkiye, Anne Ölüm Oranı, Perinatal Ölüm Hızı, Sağlık Personeli Tarafından Yaptırılan Doğumların Yüzdesi, Düşük Doğum Ağırlıklı Bebek Prevalansı gibi göstergelerde hala OECD ülkelerinin oldukça gerisindedir. Erken yaş evlilikleri yaygındır, hala karşılamayan aile planlaması hizmet gereksinimi yüksektir, özellikle Doğu ve Güneydoğu bölge- lerinde doğurganlık hızları belirgin bir şekilde yüksektir. Türkiye'de doğurganlık konusunda karar verici konumda olan kadın değildir. Oysa doğurganlıkla ilgili karar verme bireyin insan haklarındandır buna “öneri bağlamında bile olsa”

kimsenin müdahale hakkının olmaması gerekir.

Son yıllarda toplumun hedef alındığı bazı popülist söylemlerin üreme sağlığındaki kazanımları geriye götürebileceğinden endişe duyulmaktadır. Adölesan sağlığı hizmetleri yeterli değildir ve ne yazık ki 15-24 yaş arası gebe kadınlarda HIV prevalansı kadın aleyhine artmaktadır. Doğum Öncesi Bakım hizmetle- rinde hem nicelik hem de nitelik açısından sorunlar söz konusudur. Sağlık sisteminin yeni kurgusunda, ülkenin Doğu ve Güneydoğusunda olduğu gibi, Batısında da tespiti ve takibi yapılamayan gebeler söz konusu olabilecektir.

Temel ve kapsamlı obstetrik bakımın verildiği sağlık kurumları ülkeye homojen şekilde dağılmış değildir, kurumların donanımlarında ve ödeme kurumunun her gün değişen uygulamaları nedeniyle hizmete erişimde eşitsizlikler söz konusudur. Doğumların hepsinin hastanede yapılması hedefine henüz ulaşılmış değildir.

Sezaryen oranları da hala çok yüksektir. Acil Servis, Doğum Salonu, Yoğun Bakım gibi riskli alanlarda çalışan eğitimli/sertifikalı personel açığı azalmış olsa da devam etmektedir. Doğum sonrası bakım hizmetleri ise en az önem verilen özelliğini sürdürmektedir.

Kadının toplumsal sosyal statüsü ile ilgili olarak;

sosyal bilimcilerin daha fazla katkısına ihtiyaç yüzdesi 40'dır. Kadınların %15'i “erkekler

kadınlardan daha akıllıdır” ifadesine katılmak- tadır. Yaklaşık 10 kadından 7'si “kadınlar eşlerinden izin almadan dışarıya çıkabilirler”

ifadesine karşı çıkmaktadır. Kadınların dörtte biri eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalınmasına ilişkin en az bir nedeni doğru bulmaktadır.

Kadınların parayı gereksiz yere harcaması ve çocukların bakımını ihmal etmesi fiziksel şiddet için en çok kabul edilen nedenlerdir. Eğitim düzeyi yüksek, kentte yaşayan ve refah düzeyi yüksek kadınlarda fiziksel şiddeti doğru bulma oranı düşmektedir(2). 2008 yılında yapılmış olan

“Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması”na göre; evlenmiş kadınların %39'u fiziksel şiddete, %15'i cinsel şiddete, %42'si fiziksel veya cinsel şiddete, %44'ü duygusal şiddete/istismara yaşamlarının herhangi bir döneminde eşleri veya birlikte oldukları kişiler tarafından uygulandığını bildirmiştir. Fiziksel şiddetin yaygınlığının kentsel ve kırsal yerleşim yerlerine göre önemli farklılık göstermezken, bölgeler arasında farklılıklar gösterdiği, Kuzeydoğu ve Orta Anadolu'da yaşayan kadın- ların yarısının fiziksel şiddete maruz kaldığı, lise ve üzeri her 10 kadından 3'ünün şiddet gördüğü, kadınların %7'sinin çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kaldığı, her 10 kadından 1'inin gebeliği sırasında fiziksel şiddet gördüğü bildirilmiştir. Maruz kaldığı şiddetin sebebini eşinin ailesi ile sorunlar ile maddi sıkıntılar olarak belirtmişlerdir. Şiddete maruz kalanların üçte biri yaşamlarının herhangi bir döneminde hayatına son vermeyi düşünmüş, yaklaşık yarısı gördüğü şiddeti kimseyle paylaşmamış, neredeyse tamamı resmi kurumlara veya sivil toplum örgütlerine başvurmamışlardır(24).

Kadına yönelik şiddet olarak değerlendirebilecek olan erken yaş evliliklerinin yaygın bir sorun olarak sürdüğü bildirilmektedir. Türkiye'de 2008 yılında, evli kadınların %27.6'sı 16-19 yaş arasında evlenmiştir ve kadınların %10'u 19 yaşına ulaşmadan anne olmuştur(25).

Kadının toplumsal sosyal statüsü ile ilgili olarak;

Dünya Ekonomik Forumu 2011 yılı Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu'na göre (Global Gender Gap Report) Türkiye, 135 ülke arasında 122. sırada yer almaktadır. Türkiye, eğitime erişimde 106. , sağlıkta 62., siyasal katılımda 89. sırada yer almıştır(26). Türkiye'nin en geride kaldığı alan kadınların işgücüne

(7)

KAYNAKLAR

1-TÜİK, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)

s o n u ç l a r ı 2 0 1 0

www.tuik.gov.tr/IcerikGetir.do?istab_id=139 (Erişim tarihi: 01.03.2012).

2-TNSA (Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması) (2009), Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2008. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü, Sağlık Bakanlığı Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve TÜBİTAK. Ankara. Türkiye.

3-Aile Yapısı Araştırması (2006). T.C. Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ve T.C.Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu, 2006, Ankara.

4-World Health Organization, Maternal Health.

h t t p : / / a p p s . w h o . i n t / g h o d a t a / ? v i d = 2 4 0 E r i ş i m tarihi:01.03.2012.

5-Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, ICON- Institute Public Sector GmbH ve BNB Danışmanlık (2006) Ulusal Anne Ölümleri Çalışması, 2005, SB- AÇSAP Genel Md. ve Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu, Ankara.

6-OECD Sağlık Sistemi İncelemeleri Türkiye. OECD ve Dünya Bankası, 2008, Fransa.

7-T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2010.

Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı Hıfzıssıhha Mektebi Müdürlüğü, 2011, Ankara.

8-Öztürk Y. Türkiye'de Ana Sağlığı Sorunları, Nedenleri ve Çözüm Önerileri. In: Öztürk Y, Günay O. (Ed.) Halk Sağlığı Genel Bilgiler. Erciyes Üniversitesi, 2011, Kayseri.s.477.

9-Central Intelligence Agency(CIA).Total Fertility Rate.

https://www.cia.gov/library/publications/the-world- factbook/rankorder/2127rank.html Erişim Tarihi:

07.03.2012.

10-Üreme Sağlığına Giriş Eğitici Rehberi. S.B. Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, 2006, Ankara.

11-Akın A, Bahar Özvarış Ş. Kadın Sağlığı/Üreme Sağlığı ve Aile Planlaması. In: Bertan M, Güler Ç. (Ed.) Halk Sağlığı Temel Bilgiler. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları, 2012, Ankara. (Baskıda)

12-Doğum Öncesi Bakım Yönetim Rehberi. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, 2009, Ankara.

13-Eras Z, Bingöler Pekçici E.B, Atay G. Prematüre Bebeklerin Mortalite ve Morbidite Sonuçları. Bakırköy Tıp Dergisi 2011;7:85-88.

14-Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar(CYBE) Eğitici Rehberi. S.B. Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü, 2006, Ankara.

15-Mıhçıokur S, Bilgili Aykut N. Sağlık Hizmetlerinde Toplumsal Cinsiyet Temelli Yaklaşım. In: Aslan D. Halk Sağlığı İle İlgili Güncel Sorunlar ve Yaklaşımlar. Ankara Tabip Odası, 2009, Ankara.

16-Özçelik Adak N. Sağlık Sosyolojisi Kadın ve Kentleşme.

Birey Yayıncılık, 2002, İstanbul.

17-Akın A. ve ark. Kadının Statüsü ve Sağlığı İle İlgili Gerçekler. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, 2008, Ankara.

18-U N I C E F . O k u l d ı ş ı n d a k i Ç o c u k l a r . http://www.unicef.org.tr/tr/content/detail/58/children-out- of-school-2.html Erişim Tarihi: 11.03.2012.

19-Öğrenci Sayıları Özet Tablosu. http://www.osym.gv.tr Erişim Tarihi:12.03.2012

vardır, zira tutum ve davranış değişikliği isteniyorsa toplumun sosyokültürel yapısının kapsamlı ve derinlemesine değerlendirilmesi gerekmektedir. Yine, karar vericilerin kadını aile içerisinde değil, bir birey olarak değerlendirme- leri gerekmektedir. Hatta kadının mevcut durumu düzelinceye dek kadının lehine pozitif ayrımcılık yapılmalı ve sürdürülmelidir. Böylece “özgürle- şen” birey kendi seçimlerini yapabilecektir.

Özellikle politik alana katılım desteklenebilir, belli kotalar uygulanabilir. Parlamentolarda kadınların temsilinde başarı sağlayan ülkeler bunu “kota” sistemi koyarak başarmışlardır.

Kesintisiz 8 yıllık eğitimin büyük kazanımları olmuştur, ortaöğretim net okullaşma oranı kızlar aleyhine hala sorunlu iken bundan geriye dönüşün ise telafisi çok zor sonuçları olabile- cektir. Kadının aile bütçesine ciddi katkı sağlamasına karşın, evinde ürettiklerinin hala parasal bir ifadesi yoktur. Yoksulluğun femini- zasyonu ve bu arada yaşlı nüfusun feminizasyonu söz konusudur. Yaşlı nüfus oranı da giderek art- maktadır. Evdeki yaşlıya bakan daha ziyade kadın, hatta yaşlı kadın olduğundan üzerindeki çifte yük de artarak devam etmektedir. Türki- ye'de, kadının üzerindeki bu yükü kaldıracak kurumlar ya da uygulamalar yeterli değildir.

Aksine, her yeni uygulama, kadının yaşlı bakımı görevini sürekli kılmaktadır. Kadın/anne sağlığı problemleri bebek ve çocuk sağlığını doğrudan etkileyerek gelecek kuşakların kaderini etkile- mekte, dolayısı ile ülkenin geleceğini de etkileye- cektir. Küresel toplumsal cinsiyet uçurumu açısından Türkiye'nin bu olumsuz durumdan kurtulabilmesi için öncelikle kadınların ve tabi erkeklerin topyekûn bilinçlenmesi gereklidir.

Sonuç olarak; Türkiye'de, kadın sağlığı, sağlık ve sosyal bileşenleri ile bütüncül olarak değerlendirildiğinde sorunludur. Ayrıca bölgesel farklılıklar, kır kent, eğitimli eğitimsiz gruplar arasındaki farklar belirgindir ve bu durum yoksulluk ve sosyokültürel, özellikle de ataerkil yapı ile birlikte bir kısırdöngü oluşturarak problemleri daha çözümsüz hale getirmektedir.

Kadını bu sarmaldan kurtarmak için gecikmeden, kadını bir birey olarak gören, çok yönlü, çok disiplinli ve çok sektörlü bir mücadeleye ihtiyaç vardır. Konu ile ilgili politik kararlılık olmasının yanı sıra, eğitimli, kentli, çalışan kadın sayısı arttıkça bu mücadelede daha hızlı ve daha fazla yol alınacağı öngörülebilir.

(8)

K o n f e d e r a s y o n u . h t t p : / / w w w. t i s k . o rg . t r E r i ş i m Tarihi:05.04.2012

24-KSGM, “Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması” T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Yayını, 2009. Ankara.

25-8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Kadınlara İlişkin Bazı Gerçekler. Halk Sağlığı Uzmanları Derneği(HASUDER).

http://hasuder.org.tr Erişim Tarihi:09.03.2012.

26-World Economic Forum The Global Gender Gap Report 2011. http://www.weforum.org/ Erişim Tarihi:12.03.2012.

20-Türkiye'de Kadınların İşgücüne Katılımı:Eğilimler, Belirleyici Faktörler ve Politika Çerçevesi.T.C.Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı ve World Bank Rapor No 48508- TR.

21-Avrupa Birliğinde Yarı Zamanlı Çalışma. Avrupa Yaşama ve Çalışma Koşullarını İyileştirme Vakfı.

http://www.eurofound.europa.eu/publications/htmlfiles/ef1 086.htm Erişim Tarihi:13.03.2012.

22-Kadın Yöneticiler Araştırması. Grant Thornton Turkey.

http://www.gtturkey.com Erişim Tarihi:05.04.2012.

23-Türkiye'de Kadın İşgücü. Türkiye İşveren Sendikaları

Referanslar

Benzer Belgeler

Kadın olmasının getirdiği sorumluluklar ve zorluklar sebebiyle âşıklar şölenine katılamadığını söyleyen ve bu durumdan yakınan âşık, 8 Mart Dünya

Koş ve koşa sözcüklerinin köken bilgisi ve tarihi Türk lehçelerindeki anlam ve kullanımları üzerinde durduğumuz ve yakın zamanda yayımlayacağımız

Grimm’ler ve daha sonra Alman halk- hikayesi bilginleri kelimeyi bütün halk çeşitleri için şemsiye olarak kullandılar?. Mârchen’ift çeşitleri, daima bilimsel

[r]

Cüzam savaşı çalışmala- rını yürütmek üzere 1962 yılında Genel Müdürlüğe bağlı olarak Ankara, Bitlis, Erzurum, Kars, Maraş, Muş, Sivas ve Van illerinde olmak üzere

Dündar, Arena ekibiyle birlikte yaptığı araştırmada, paha biçilemeyen değerdeki tarihi eserlerin küflü mahzenlerde, tavan aralarında çürümeye terk edildiğini, bazı

In essence, the identity of petty traders' clothing and equipment is a symbol and an effort to build a business image for partners and the people in general.. An understanding

From Table 5.11, it can be observed that 29.7 percent of the respondents are dissatisfied with the “Transfer policy” in measuring Job satisfaction and 70.3 percent of them