SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SİYASET VE SOSYAL BİLİMLER BİLİM DALI
ERKEN DÖNEM TÜRK DEMOKRASİSİNDE (1946-1950) LİBERAL ARAYIŞLAR
HÜR FİKİRLERİ YAYMA CEMİYETİ
MASTER TEZİ
Hazırlayan M. Kürşad BİRİNCİ
Tez Danışmanı Prof. Dr. Ahmet ÇİĞDEM
ANKARA-2007
Arayışlar: Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti adlı çalışma, jürimiz tarafından Kamu Yönetimi Ana Bilim Siyaset ve Sosyal Bilimler Dalında YÜKSEK LİSANS TEZİ olarak 22 Şubat 2007 tarihinde yapılan savunmadan sonra kabul edilmiştir.
Başkan
Prof. Dr. Kadir Cangızbay
Üye
Prof. Dr. Ahmet Çiğdem (Danışman)
Üye
Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne
İÇİNDEKİLER
İÇİNDEKİLER ... I KISALTMALAR ...IV
1. GİRİŞ... 1
2. BATI’DA LİBERALİZMİN OLUŞUM SÜRECİ 2.1.LİBERALİZMİN OLUŞUM SÜRECİ... 11
2.1.1. Liberalizmin Tanımı ... 20
2.2.LİBERALİZMİN TEMEL İLKELERİ... 26
2.2.1. Bireycilik ... 27
2.2.2. Hürriyet... 30
2.2.3. Liberal Rasyonalizm ... 32
2.2.4. Kendiliğinden Doğan Düzen... 34
2.2.5. Piyasa Ekonomisi ... 36
2.2.6. Sınırlı Devlet... 38
3. HÜR FİKİRLERİ YAYMA CEMİYETİ ÖNCESİNDE TÜRKİYE’DE LİBERALİZM 3.1.TÜRKİYE’DE LİBERALİZMİ KARAKTERİZE EDEN BİRKAÇ TARİHÎ/FİKRÎ NOKTA... 41
3.2.OSMANLI’DA LİBERALİZM... 44
3.2.1. Sened-i İttifak ve Getirdikleri ... 45
3.2.2. Tanzimat Dönemi ... 46
3.2.3. 1876 Anayasası Rejimi... 47
3.2.4. İkinci Meşrutiyet... 49
3.3.CUMHURİYET VE TEK PARTİ DÖNEMİ... 51
3.3.1. Birinci Meclis ... 52
3.3.2. Çok Partili Siyasî Hayata Geçiş Denemeleri ... 54
3.3.2.1. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası... 55
3.3.2.2. Serbest Cumhuriyet Fırkası ... 57
3.3.3. 1930’dan 1945’e... 60
3.4.ÇOK PARTİLİ SİYASÎ HAYATA GEÇİŞ... 61
3.4.1. Demokrat Partinin Kuruluşu ... 63
3.4.2. 1946 Seçimleri... 66
3.4.3. Demokrasiye Geçiş Sürecinde Demokrasi Tartışmaları ... 68
4. HÜR FİKİRLERİ YAYMA CEMİYETİ 4.1.CEMİYETİN KURULUŞU... 74
4.1.1. Felsefesi ve Kurucu İlkeleri ile HFYC ... 78
4.1.1.1. Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti Beyannamesi... 80
4.1.1.1.1. Amaçlar ... 80
4.1.1.1.2. Prensipler ... 81
4.1.2. Cemiyetin Oluşumunda Etkili Siyasî ve Sosyal Atmosfer ... 84
4.1.3. Kurucuları ve Yöneticileri ile HFYC ... 86
4.1.3.1. Ali Fuad Başgil... 87
4.1.3.2. Ahmet Emin Yalman ... 89
4.2.CEMİYETİN FAALİYET VE NEŞRİYATI... 92
4.2.1. Panel ve Konferansları ile HFYC... 93
4.2.2. Kitapları ve Bildirileri ile HFYC... 95
4.2.3. Hür Fikirler Mecmuası ... 98
4.3.CEMİYETİN GÜNÜN MESELELERİNE BAKIŞI... 102
4.3.1. Dil Meselesi ... 103
4.3.2. Şahıs Hürriyet ve Masuniyetinin Teminatı ... 106
4.4.CEMİYETİN GÜCÜ VE FAALİYETLERİNİN ETKİSİ... 108
4.4.1. Gazeteler ve Süreli Yayınlarda HFYC ... 110
4.4.2. Bir Fikir Hareketi Olarak HFYC... 110
4.5.LİBERAL DÜŞÜNCE GELENEĞİ İÇİNDE HFYC’NİN YERİ... 113
4.6.CEMİYETİN SONU... 114
4.6.1. Başgil’in Son Kongresi ... 115
4.6.2. Ayrılığa Neden Olan Tartışma: Din ve Laiklik ... 116
4.6.3. Cemiyet’in Başgil Sonrası Dönemi ... 120
5. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ ... 124
KAYNAKÇA... 131
EKLER ... 144
EK1.HÜRFİKİRLERİYAYMACEMİYETİESASNİZAMNAMESİ ... 144
EK2.HÜRFİKİRLERİYAYMACEMİYETİBEYANNAMESİ ... 153 ÖZET... 160 ABSTRACT... 162
KISALTMALAR
a.g.e. Adı Geçen Eser
a.g.m. Adı Geçen Makale
AP Adalet Partisi
BM Birleşmiş Milletler
c. Cilt
CHF Cumhuriyet Halk Fırkası
CHP Cumhuriyet Halk Partisi
Çev. Çeviren
Der. Derleyen
DP Demokrat Parti
Ed. Editör
Haz. Hazırlayan
HFYC Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti
İMB İstanbul Muallimler Birliği
LDT Liberal Düşünce Topluluğu
MKP Milli Kalkınma Partisi
LI Liberal International
TCF Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
SCF Serbest Cumhuriyet Fırkası
SSCB Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
Her fikir hareketinin bir geleneği vardır. Entelektüel anlamda ciddiye alınabilecek her türlü akım ya da ideoloji ardında manalı bir tarih barındırmaktadır. Böyle bir birikimden mahrum bir fikir akımının, değil bir ülkenin fikrî coğrafyasında yer bulabilmesi, ona aşkla bağlı küçük bir topluluğun hayatını bile farklı kılabilmesi mümkün değildir. Tarih, mağlup krallar, sultanlar, prensler tarihi olduğu kadar, bu tip romantik, marjinal akımlar tarihi olarak da okunmaya müsaittir. Liberalizmin Türk siyasî tarihi içindeki rolüne ilişkin Türk entelijensiyası tarafından geliştirilen ve genel bir kabulü yansıtan yaklaşımlar da, ya onu romantik bir sapma olarak görmektedir ya da göz ardı etmektedir. Bu yaklaşımlara göre, Türk siyasî hayatına 1980 sonrası girdiği iddia edilen liberal düşünce, güncel siyasî retorikte ve zaman zaman entelektüel muhitlerde ifade edilen şekliyle, kökü dışarıda, ülke gerçeklerine ilgisiz, nev zuhur bir akımdır.
Bu yaklaşımlar iki açıdan bilimsellikten uzaktır. İlk olarak, bir fikrî sistemin kökünün dışarıda olduğunun dile getirilmesinin siyaset bilimi açısından ciddi bir anlam ifade ettiği söylenemez. Bilim evrensel olduğu gibi, siyaset biliminin ve siyasî düşüncelerin kaynakları da beynelmileldir.
Bir ideolojinin ya da fikir akımının köklerinin nereden geldiğinin, onun ne olduğunu anlamak için yapılacak analizler üzerindeki önemi sınırlıdır.
İkinci olarak, liberal düşünce, Türk siyasî hayatına 1980 sonrası giren bir
“ideoloji” değildir. Osmanlı İmparatorluğu’na modernleşme akımlarıyla girmeye başlayan liberal fikirler, İmparatorluğun son dönemlerinde, -19 yüzyılın ikinci yarısında- daha çok Yeni Osmanlılar Cemiyeti vasıtasıyla, kendisine, devletin kaderini belirleyen tartışmalar içinde sınırlı da olsa yer bulmuştur. Daha sonra, 20 yüzyılın başında, Prens Sabahattin ve Cavid Bey gibi etkili liberal siyasî simalar, liberal fikirleri hem kendilerinden öncekilere nazaran daha etkili şekilde hem de liberalizmi daha hâkim bir üslup ve yaklaşımla seslendirmiştir. Cumhuriyet dönemindeyse, liberalizm, kendisine Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest
Fırka’da önemli bir yer bulan; Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti marifetiyle çok partili siyasî hayata geçiş sürecinde mühim rol alan bir düşünce akımı olarak tezahür etmiştir. Ancak, bu tarihî birikimin varlığı, onun, şüphesiz Türk siyasî tarihinde milliyetçilik veya devletçilik veyahut sosyalizm kadar etkili olduğu anlamına da gelmemektedir.
Liberalizmin Türkiye’de yaşadığı tarihsel serüvende, bu çalışmanın konusu olan Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’nin özel bir yeri bulunmaktadır.
HFYC’ye bu niteliği kazandıran üç neden vardır. Bunlardan ilki HFYC’nin, liberal bir cemiyet olarak, kendisinden önce faaliyette bulunmuş benzeri cemiyet ve partilere nazaran daha uzun süre hayatta kalmış olmasıdır.
Daha önceki bazı hareketlerin faaliyet dönemleri ancak aylarla ifade edilmektedir.
Osmanlı’nın son yıllarında Prens Sabahattin öncülüğünde kurulan Ahrar Fırkası ve onu takiben Hürriyet ve İtilaf Fırkası, imparatorluğun içinde bulunduğu çalkantılı durumun ve savaşın neden olduğu olağanüstü vaziyetin etkileriyle Türk Siyasi Tarihinde kalıcı izler bırakamamıştır.
Cumhuriyet döneminde ise, liberal olarak adlandırılabilecek ilk siyasi muhalefet hareketi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Kasım 1924’de kurulmuş, ancak altı ay sonra hükümet tarafından kapatılmıştır.1 1930’a gelindiğinde ise Gazi’nin sadık muhalefeti olarak teşekkül eden, ancak gerçek anlamda muhalefet olmaya yaklaştıkça iktidar sahiplerinin gözündeki meşrutiyetini tartışmalı kılan Serbest Cumhuriyet Fırkası, sadece doksan dokuz günlük bir faaliyet döneminden sonra kapanmıştır.2
İkincisi, HFYC’nin, liberal bir cemiyet olarak, başka hiçbir üstün amaç gütmeden, bireyin özgürlüğünü ve minimal devleti savunmuş olmasıdır.
Kendisinden önceki yaklaşımlardaysa, liberal değerler, ya imparatorluğun
1 Mustafa ERDOĞAN: “Liberalizm ve Türkiye’deki Serüveni”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Liberalizm, Ed. Murat Yılmaz, (İstanbul: İletişim, 2005), 33.
2 Cem EMRENCE: 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası, (İstanbul: İletişim, 2006), 79,
bekası için önerilen bir kurtuluş çaresiydi, ya da iktidar tarafından sahiplenilmemiş siyasî tercihlerden biri olarak görülmekteydi.
Osmalı’ya liberal ilkeler önce, 19 yy ilk yarısından itibaren, devletin izlediği modernleşme çabasının rotasının batı olması ve Batı’nın esas itibari ile liberal siyasi kurumlara dayanmasından dolayı, bu proje ile mündemiç olarak girdi. Ancak bu dönemde liberalizm siyasî bir doktrin olarak algılanmaktan uzaktı. İmparatorluğun son yıllarında, liberal ilkelerin kendilerinden öncekilere nispetle daha etkili savunusunu yapan birkaç sima çıksa da, onların da üsluplarında belirgin olan “devletin bekası”ydı.
Cumhuriyet döneminde ise, Cumhuriyetin kurucu kadroları, devrimin kendilerine sağladığı “her türlü meşruiyetin -yani iktidar olmak için gerekli referansların- kendilerinden kaynaklandığı” yönündeki inançla, neredeyse tüm modern siyasî ideolojileri merkezde toplamalarıyla temayüz etmişlerdi; birkaçı istisna, sosyalizm, liberalizm ve özellikle liberalizmin siyasî veçhesi. Bu minvalde, tek parti karşısındaki muhalefet hareketlerinin siyasî pozisyon tercihleri sınırlıydı ve ciddiye alınabilecek tüm muhalif oluşumlar liberal karakterliydi.
Sonuncusu, HFYC’nin, Türk liberal düşünce geleneği içinde özel anlamlar taşıyan bir hareket olmasıdır. Öncelikle, HFYC, cumhuriyet döneminde “liberal toplumsal-siyasal paradigmanın bir entelektüel hareketin referans çerçevesini oluşturduğu”3 ilk sivil teşekküldür.
Cemiyet’in “liberal” sıfatını kaybettiği 1950’lerin başından 1990’lara kadar ikinci bir örnek mevcut değildir.4
3 Mustafa ERDOĞAN: a.g.m., 36. Erdoğan bu tanımlamayı Liberal Düşünce Topluluğu’na atfen yapmıştır. Ancak bu iddia en az LDT için doğru olduğu kadarıyla, HFYC için de geçerlidir. Hatta ikisi arasındaki öncelik payesini HFYC’ye uygun görmek gerekir.
4 1992’de gayri resmi, 1994’de de resmi kuruluşunu tamamlayan LDT, Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde liberal fikriyatın gelişmesi için çaba gösteren “ikinci” sivil toplum girişimi olarak, yukarıda sayılan özellikler yanında, çalışma prensipleri, faaliyetleri ve örgütsel yapısı açısında da HFYC ile büyük benzerlikler taşımaktadır.
Öte yandan, cemiyetin kapanmasına neden olan süreç, Türk liberalizm tarihi açısından bir kırılma noktasına işaret eder. Cemiyetin kurucu önderleri Ali Fuad Başgil ve Ahmet Emin Yalman’ın fikirleri, tavırları ve tutumları üzerinden okunabilen bu kırılma, liberal fikriyatın günümüzdeki durumuna ilişkin anlamlı veriler sunmaktadır. Biri (Ahmet Emin Yalman) liberalizmi Batı tipi yaşam tarzı olarak yücelten, diğeri (Ali Fuad Başgil) insan haklarını, bireyin özgürlüğünü, sınırlı devleti önemseyen bu iki ana akım günümüzde de varlıklarını sürdürmektedir.
Öte yandan, Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’nin kurulmasında ve faaliyet gösterebilmesinde, iktidar mensuplarının demokrasiye gösterdikleri tahammül ve dönemin Türk demokrasisi için pek çok yeni oluşuma gebe olması da mühim rol oynamıştır. İkinci Cihan Harbi’nin son yılında Birleşmiş Milletler San Fransisko toplantısında iktidarın üstlendiği yükümlükler, ülkede demokratik teamüllerin gelişmesi için uygun bir ortam sağlamıştır. Özellikle muhalif basında, -Tan ve Vatan- tek partili sistem eleştirilip, demokrasinin ilke ve kurumlarıyla birlikte ülkede uygulanması gerektiği vurgulanmaya başlamıştır. Demokrasinin anlamlandırılmaya çalışıldığı ve bu hususta tartışmaların yapıldığı 1945’de, iç ve dış bazı sorunların da etkisiyle iktidar çok partili siyasî hayata geçiş eğilimi göstermekteydi. Bu süreç muhalefet partilerinin kurulması ile noktalandı ve 1946’da –yargı güvencesinden ve bağımsız görevlilerden yoksun olarak- yapılan seçimlerde Demokrat Parti her şeye rağmen Meclis’e girdi.
İktidar partisi kendisine yöneltilen açık bir muhalefetle daha önce hiç karşılaşmamıştı.
Ancak, çok partili siyasî hayata müsaade etmek, sadece diğer partilerden yöneltilecek muhalefete değil, sivil toplumdan gelecek muhalefete de müsaade etmek anlamı taşımaktaydı. Ülkenin siyasi, sivil ve entelektüel muhitlerinde her türden ideolojik tarafın dâhil olduğu tartışma ve tenkitler hız kazanmıştı. Gelişen siyasî muhalefet ve sivil toplum karşısında kendisini tekrar konumlandırmak zarureti duyan CHP de hızlı bir liberalleşme süreci yaşadı.
Ülkenin her mecrasından yükselen sesler ve DP’nin daha kuruluşuyla birlikte CHP iktidarına alternatif olabileceği yönündeki endişeler, iktidarı bir yol ayrımına sürükledi. Bu tabloya bir de 1946 seçimlerinin şaibeli sonuçlarının eklenmesi, iktidarın halk indindeki meşruluğunun ciddi olarak zedelenmesine neden olmuştu. Tek Parti önderlerinin önünde iki seçenek mevcuttu, ya demokrasiye geçiş konusunda gösterdikleri iradeyi koruyacaklar ya da bir restorasyona karar vererek eski rejimi tesis edeceklerdi. Ancak, özellikle cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün tercihini ilk seçenekten yana kullanması, demokrasiye geçiş sürecinin devamını sağladı. Bu minvalde, dernek ve örgütlenme kanunları yumuşatıldı. İşte HFYC de 1 Ekim 1947’de yaşanan bu gelişme ve açılımların müsait bir ortam yaratmasıyla yani, demokrasiye geçiş sürecinin yarattığı nisbî özgürlük ortamı sayesinde hayat bulmuştur.
Türk siyasî hayatının az bilinen fakat önemli bir cemiyetini, HFYC’yi, araştırma konusu olarak seçen bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölümde, Batı’da Liberalizmin Oluşum Süreci; ikinci bölümde Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti Öncesinde Türkiye’de Liberalizm; üçüncü bölümde ise Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti incelenmektedir.
Birinci bölümde liberalizmi doğuran felsefî ve tarihi koşullar ele alınmış, liberalizmin oluşum süreci kısaca anlatılmış ve liberalizm tanımı yapılmıştır. Çalışmanın klasik liberalizmi ana akım olarak kabul etmesinin sebepleri anlatılmıştır. Bu çerçevede, liberal düşüncenin temel ilkeleri belirlenmiş ve bunlar birbirleriyle mantıkî bağları olan altı temel ilke - bireycilik, hürriyet, liberal rasyonalizm, kendiliğinden doğan düzen, piyasa ekonomisi ve sınırlı (minimal) devlet- olarak sırayla incelenmiştir.
İkinci bölümde liberalizmin Türkiye’deki tarihi serüveni incelenmiştir.
Liberalizmin tarihî birikimi, Osmanlı Devleti’nin modernleşme/Batılılaşma arzusuyla ülkeye giren liberal fikirlerden, çok partili siyasi hayata geçişin sağladığı daha demokratik ortamın teşekkülüne imkân verdiği Hür Fikirleri
Yayma Cemiyeti’ne kadar takip edilmiştir. İlk olarak, Osmanlı’da Liberalizm başlığıyla, Sened-i İttifak, Tanzimat ve Islahat Fermanları, daha sonra 1876 Anayasası ve İkinci Meşrutiyet dönemleri incelenmiştir.
İkinci olarak Cumhuriyetin kuruluşu ve çok partili siyasî hayata geçiş evvelindeki durum incelenmiştir. Çok partili siyasî hayata geçişe neden olan iç ve dış sebepler bu bölümde ele alınmıştır. Cumhuriyet döneminin muhalefet hareketleri kronolojik olarak takip edilmiştir. Son olarak, dönemim farklı demokrasi anlayışları –özellikle muhalif basın organları Vatan ve Tan’da- gazeteler marifetiyle gerçekleştirilen tartışmalar üzerinden tespit edilmeye çalışılmıştır.
Üçüncü bölüm, münhasıran Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’ne tahsis edilmiştir. Cemiyet, kuruluşundan, kurucularına ve kuruluş felsefesinden, dağılışına kadar her yönüyle ele alınmıştır. Cemiyet’in amaçları ve prensipleri -temel kaynak Cemiyet’in kuruluş beyannamesidir- tespit edilmiştir. Cemiyetin kurulmasına olanak veren siyasî ve sosyal ortam ve Cemiyetin Türk liberalizmi içindeki yeri de bu bölümde işlenmiştir. Ayrıca cemiyetin kurulmasında başrolü oynayan iki aktör Ali Fuad Başgil ve Ahmet Emin Yalman’ın biyografilerine de bu bölüm içinde yer verilmiştir.
Diğer yandan, cemiyetin neşriyatı ve faaliyetleri incelenmiştir. HFYC, bu faaliyetleriyle günün meselelerine cesur ve özgün yaklaşımlar sergilemiştir. Bu farklı yaklaşımların yayımlanabilmesi ve fikirlerinin kamuoyuyla paylaşılabilmesi için yayımlanmaya başlayan, Cemiyet’in yayın organı Hür Fikirler dergisi de bu bölümde değerlendirilmiştir. HFYC, Cemiyet 11 sayı yayınlanan mecmuası Hür Fikirler aracılığıyla, Dil Meselesi, Akademik Hürriyet, Din ve Siyaset ve Matbuat Hürriyeti gibi konularda çalışmalarda bulunmuştur. Tutarlı ve güçlü bir liberal perspektifi yansıtan bu yazılar da bu bölümün konuları içindedir.
Cemiyet ve genel olarak onun faaliyetlerine ayrılan bu bölümün son kısmı ise HFYC’nin neden son bulduğu ile ilgilenmektedir. Ali Fuad Başgil ve Ahmet Emin Yalman’ın fikrî ayrılıklarının sebebi; ve bunun sonucunda Başgil’in Cemiyet’ten ayrılışı; ve Cemiyet’in, Yalman kontrolüne girdikten
sonra, nasıl zamanla içinde kendisini liberal yapan özelliklerinden uzaklaştığı anlatılmıştır.
Bu özellikleri ile Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti, yalnızca Türk Liberalizmi için değil, genel anlamda Türk Siyasal tarihi açısından da önemli bir figür olarak görünmektedir.
Köklerini Aydınlanma düşüncesinde bulan liberalizm, pek çok çeşidi ve melez biçimi olan bir siyasî ideolojidir. Liberal fikriyat, J. Locke’den, çağdaş düşünürler Hayek, Rawls, Mises’e (ve dahası) kadar bir dizi düşünürün katkıları ve zaman zaman birbirleriyle çelişen fikirlerinden oluşmaktadır. Hatta bazı “liberalizm” biçimleri, liberalizmin temel kabullerinden çok uzak anlamlar ifade edebilmektedir. Doğal olarak, diğer ideolojilerde de olduğu gibi, liberalizmin kaç farklı türü olduğu hususunda bir fikir birliği yoktur. Bu anlamda tek bir liberalizmden ziyade
“liberalizmler”den bahsetmek daha uygun olacaktır.1 Böyle bir durumda kavram karışıklıklarının önüne geçmek için hangi liberalizm anlayışından söz edildiğinin baştan açıklanması önem kazanmaktadır. Öte yandan çalışmanın sınırlıkları göz önüne alındığında da, bu pozisyonlardan biri üzerinde tercihte bulunmak kaçınılmazdır. Bu bağlamda, bu bölümde yer alan tarihsel sürece ve temel ilkelere ilişkin bölümler klasik liberalizm dikkate alınarak hazırlanmıştır. Çünkü klasik liberalizmden yana yapılan bir seçimle, liberalizmin müphem ve oynak pek çok çeşidinin kavramın kendisinde oluşturduğu anlam kaymalarının neden olduğu zorluklar aşılabilir. Diğer yandan, böyle bir tercih yapılmasının bir nedeni de Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’nin liberal düşünce içersindeki yerinin klasik liberal pozisyon içinde yer alıyor olmasıdır.
Heywood liberalizmin iki ana çizgisinden bahseder: Klasik liberalizm ve modern liberalizm. Ona göre klasik liberalizmin merkezi teması en uç noktaya kadar götürülen bireycilik; diğer temel vurguları ise, bireye dışsal bir zorlamanın yokluğu anlamında “negatif özgürlük”; minimal, “gece bekçisi” devlet ve piyasa ekonomisidir. Modern liberalizm ise devlet müdahalesine daha sempatik yaklaşır. Bireyin kendine gerçekleştirmesi
1 Zühtü ARSLAN: “Türkiye’de Liberal Düşüncenin Önündeki Engeller”, Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce: Liberalizm, Ed Murat Yılmaz, (İstanbul: İletişim, 2005), 245.
için dışsal müdahaleyi olumlar. Bu ikinci yaklaşım, sosyal liberalizm veya refah liberalizmi için temel oluşturmaktadır.2 Öte yandan Heywood’un üzerinde durduğu bir başka liberal pozisyon da neoliberalizmdir.
Heywood onu klasik liberalizmle bağlantılar: “Klasik siyasi iktisadın güncelleştirilmiş bir türüdür; merkezî ilkeleri ise piyasa ve bireydir.”3
Heywood’un, aslında bir hayli kabaca resmettiği bu ikili ayrımı Erdoğan’da kullanır. Ancak Erdoğan, klasik-modern liberalizm ayrımından önce, liberal pozisyonları kapsayıcı bir ahlakî ideali kabul veya reddetmelerine göre kategorize eder.
Bu açıdan iki tür liberalizmden söz edilebilir:
Kapsayıcı liberalizm ve siyasî liberalizm. Kapsayıcı liberalizm iddialarını siyasî ilke ve kurumlarla sınırlamak yerine, … “iyi hayat”a ilişkin maddi ve kuşatıcı bir değerler sistemine atıf yapar. Oysa siyasî liberalizmin kapsayıcı bir ahlakî ideal yerine politik ilkeleri vardır… Liberal bir siyasî düzen toplumun bütünüyle siyasîleştirildiği veya liberal değerlerin bireyin hayatının her yönüne zorla uygulandığı bir düzen değildir…4
Liberalizmin türleri üzerine yaptığı değerlendirmede Yayla, ilk olarak, tarihî gelişim süreci içinde ülkelerin liberalizmleri arasında önemli farklılıklar ortaya çıktığı bu nedenle İngiliz, Alman, Fransız ve Amerikan liberalizmlerinden bahsedilebileceğini söyler. Örneğin, negatif özgürlük anlayışından sınırlı devlete uzanan İngiliz modeli ile genel karakteri pozitif özgürlük anlayışına dayanan etatist Fransız liberalizmi arasında ciddi ayrılıklar mevcuttur.5
2 Andrew HEYWOOD: Siyaset, (Ankara: Liberte, 2006), 62–65.
3 Andrew HEYWOOD: a.g.e., 70.
4 Mustafa ERDOĞAN: “Liberalizm ve Türkiye’deki Serüveni”, 25.
5 Atilla YAYLA: Liberalizm, (İstanbul: Plato, 2003), 21–22.
Yayla’nın Maurice Craston’dan aktardığı bir başka kategorizasyonsa, Locke’cu liberalizm ve etatist liberalizmdir. Locke’cu liberalizm John Locke’un teorilerinden kaynaklanır. Pozitif özgürlüğe dayanan etatist liberalizmin esin kaynağı ise J. J. Rousseau’dur. Etatist liberaller, devletin minimalize edilmesi yerine, onun, özgürlüklerin destekleyicisi olarak yeniden şekillendirilmesini talep ederler. Ayrıca, Hayek’in eski-yeni liberalizmi; Michael Sandel’in haklara dayanan liberalizmi ve karşısında Amerikan komünüteryen liberalizmi; Norman Barry’nin ekonomik konulardaki hassasiyetleri üzerinden takip ettiği, hem ekonomik hem de bilimsel hürriyet taraftarı klasik liberalizmi ile bilimsel ve sanatsal hürriyete gösterdiği ehemmiyeti ekonomik alandan esirgeyen yeniden dağıtımcı liberalizmi diğer liberalizm türleridir.6
Son olarak, liberalizmle ilgili bir başka ayrım ise, kavramın Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadığı anlam kaymasına ilişkindir. 20 yüzyılda yaşanan bu anlam değişiminde “liberal” kelimesi Amerika’da, minimal devleti değil büyük hükümetleri destekleyenleri ifade eder hale gelmiştir.7 Gerçekte sol fikirleri savunanların “liberal” olarak adlandırılması, ülkede klasik liberalizm geleneğini takip edenlerin kendilerini bu liberallerden ayırmak için farklı bir kavram bulmalarını gerektirmiştir. Henüz bütün klasik liberalizm taraftarlarınca benimsenmemiş olan bu kavram, liberteryenizmdir.8 David Boaz, Libertarianism adlı eserinde, Locke ve Smith’i modern liberal dünyanın mimarları olarak niteler ve onlardan başlayarak temellendirilen klasik liberalizm için şöyle der: “Şimdi biz buna liberteryenizm diyoruz.”9
Liberteryenizm, devlete olabildiğince az görev biçer; ona, temel hakların korunmasından başka hiçbir alanın terk edilmesini istemez. Ultra minimal devletin toplumsal alana müdahalesini kesinlikle reddeder. Bunun
6 Atilla YAYLA: Liberalizm, 23–24.
7 Andrew HEYWOOD: Siyaset, 64.
8 Atilla YAYLA: Siyasî Düşünceler Sözlüğü, (Ankara: Liberte, 2004), 141.
9 David BOAZ: Libertarianism, (New York: The Free Press, 1997), 40.
toplumsal hayata zarar vereceğini, oysa sivil toplumun problemleri kendi içinde çözmesinin hem mümkün, hem etkili hem de ahlakî olduğunu savunur.10
2.1. Liberalizmin Oluşum Süreci
Liberal düşünce geleneğinin kaynağını İngiliz Magna Carta’dan11 kadim Yunan’a ve hatta antik Çin’e12 kadar götüren birçok yaklaşım vardır. Gerçekte, liberalizmin temel değer olarak kabul ettiği bireycilik, mülkiyet ve özgürlük gibi kavramlar hem siyaset felsefesi hem de pratik siyasetin başlıca meseleleri olarak yüzlerce yıldır tartışıla gelmiştir.
Ancak, liberalizmin siyasal ve sosyal fikirler demeti olarak düşünce alanında sistemli olarak görülmesi, genel kabule göre, Batı Avrupa’da Orta Çağ düzeninin siyasî ve ekonomik olarak çözülmesiyle başlar.
Feodalizmin çökmesi ve aynı zamanda yükselen bir ticaret sınıfının beklentileri liberal fikirlerin doğmasına neden olur. Yeni Çağ’ın düşünce atmosferinde hayat bulan liberalizm; bu dönemin “hakikatin akılla bulunabileceği” iddiasına rağmen mutlak anlamda akılcı değildir.13 Siyasî bir doktrin olarak erken dönem liberalizmi, mutlakıyete ve feodalizmin
10 Atilla YAYLA: Liberalizm, 142.
11 Türkçe’ye Büyük Ferman, ya da Büyük Buyruk olarak çevrilen, 1215’de İngiltere’de büyük toprak sahibi soyluların Kral John’u zorlayarak kendi rızaları olmadan toprak sahiplerinden vergi alınamayacağını hükme bağlayan, böylece bir yandan kralın otoritesini sınırlarken, öte yandan merkezî otoritenin de paylaşılabileceğini kanıtlayan, modern parlamenter sistemin çekirdek uygulaması sayılan belge. Ömer DEMİR, Mustafa ACAR: Sosyal Bilimler Sözlüğü, (Ankara: Adres Yayınları, 2005), 265.
12 David BOAZ: Libertarianism, 27.
13 Mustafa ERDOĞAN: “Liberalizm ve Türkiye’deki Serüveni”, 23.
ayrıcalıklarına anayasa ve daha sonra parlamenter sistem talepleri ile karşı çıkar.14
Liberalizmin ortaya çıkışına, Batı Avrupa’nın Orta Çağ süresince biriktirdiği sorunlara 17. yüzyıl ve sonrasında aradığı cevaplar sebep olmuştur. Avrupa’nın merkantilizm sonrası içinde bulunduğu bu sorunların siyasî ve ekonomik iki boyutu mevcuttu. Dolayısıyla, liberal düşüncenin gelişmesi de bu iki boyuttaki sorulara ve sorunlara verdiği cevaplar üzerinden şekillendi.15
Ekonomik olarak liberalizmi ortaya çıkaran gelişmeler daha çok servetin dağılımı ve üretim konularından kaynaklanmaktadır. 18. yüzyıl içersinde belki de en önemli olay, ekonomik gelişmelere paralel olarak
14 Andrew HEYWOOD: Political Theory: an Introduction, (New York: St. Martin’s Press, 1999), 29.
15 Merkantilizm 16–18 yüzyıllar arasında, feodalizmden merkezî ulus devlete geçiş döneminde Batı Avrupa’da –özellikle İngiltere ve Fransa’da- baskın olan iktisadî sistemdir. Merkantilizm kavramını ilk olarak 1763’de Marquis de Mirabeau’u kullanmıştır.
Kelime Latince “ticaret yapmak” anlamına gelen mercari kökünden gelmektedir.
Merkantilizme göre ulusun refahı, “değişmez bir büyüklüğe” sahip uluslar arası ticaretten diğer ülkelerin aleyhine ne kadar pay aldığıyla ilgilidir. Zenginliğin ölçütü, değerli madenlere sahip olmaktır. Bunun için ticaret dengesi devamlı pozitif değerde olmalıdır. Bunu sağlamanın tek yolu olabildiğince ihracattan ve karşılığında çok az ithalattan geçmektedir.
Merkantilizm devlete ekonomide koruyucu bir rol öngörür. Ondan ihracatı kolaylaştıracak, ithalatı kısıtlayacak önlemler bekler. Merkantilizm sahip olduğu bu özelliklerle –devletin koruyucu ve kontrol edici olarak ekonomide yer alması- ulus devletlerin teşekkülünde mühim rol oynamıştır.
Yaklaşık 250 yıl Batı Avrupa’nın ekonomik –dolayısıyla sosyal ve siyasal- ilişkilerine yön veren merkantilizm ticareti “sıfır sonuçlu” bir oyun olarak görmekte, birinin kazanmasının mutlaka bir başkasının aleyhine gerçekleşebileceğini iddia etmektedir.
Avrupa’daki pek çok savaşın ve uygun pazarlar için girişilen Avrupa sömürgeciliğinin arkasında yatan düşünce budur.
Merkantilizme karşı ilk tepki fizyokratlardan gelmişse de, onun itikatlarına karşı en ciddi argümanları ilk olarak 1776’de yayımlanan Milletlerin Zenginliği kitabıyla Adam Smith geliştirmiştir. http://en.wikipedia.org/wiki/Mercantilism 07.03.2007
sosyal ekonomik gücünün farkına varan burjuvazinin gelişmesidir. Teknik ve ekonomik alandaki gelişmeler Avrupa’nın görünümünü değiştirmektedir.16 Coğrafi keşifler, yeni ticaret yolları ve yeni ülkelerle kurulan ticari ilişkiler sonucunda Avrupa o zamana kadar hiç elde etmediği bir servete sahipti. Ancak, merkantilizm üzerindeki ortaçağ etkisi, onun, yükselen ticaret erbabı ve kentli bir grubun isteklerine ve çıkarlarına çözüm üretmekten çok uzak kalmasına neden olmaktaydı. Merkantilist politikalar, yalnızca üreticiler ve tekelcilerin menfaatini ve refahını gözetmekte ve bu nedenle –tüketicinin menfaatini de düşünmediğinden- ekonomik büyümeye engeldi ve doğru öngörülerden mahrumdu.17 Olası en yüksek düzeyde zenginliğin Batı’ya aktarılmasını temel alan merkantil tutum, denizaşırı ticaret, kentlerin yükselişi gibi nedenlerle elde edilmeye başlanan zenginliği değerlendirebilecek ilişkilere sahip değildi.
Merkantilizm tek taraflı ticareti zenginliğin en önemli kaynağı olarak görürken, sermaye birikimi ve artı değer sorunlarıyla ilgilenmemekte, tarımsal üretim ve toprak mülkiyeti sorunlarına yeterli cevaplar verememekteydi. Bu durum, tarımsal üretimde verimsizliğe ve Avrupa’da yer yer kıtlık yaşanabileceği endişelerine neden olmaktaydı.18
Bu tehlikeye karşı ilk cevap Fransa’dan Fizyokratlardan verildi.19 Fizyokrasi kavramı Yunanca fizik anlamına gelen physis ve iktidar anlamına gelen kratos kelimelerinden türetildi. Fizyokratlar mübadelenin önemini kavradıkları gibi, zenginliğin diğer kaynağı olarak tarımsal üretimi göstermekteydiler. Toprak mülkiyetine önemseyen Fizyokrasi, doğal hukuka referansla serbest mübadele ve bireysel özgürlüğü yücelten bir anlayıştı. Yine Fizyokratlar, devletin ekonomik faaliyetlerde yer almasını onaylamadılar ve devlet faaliyetlerinin doğal düzeni ve mülkiyeti
16 Ayferi GÖZE: Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, (İstanbul: Beta, 1998), 173.
17 Mark SKOUSEN: Modern İktisadın İnşası, (Ankara: Liberte, 2003), 18.
18 Leslie LİPSON: The Great Issues of Politics: an Introduction to Political Science, (New York: Pearson Education – Prentice Hall, 1997), 173.
19 Ancak fizyokratlar tarımı yegâne üretim faaliyeti olarak görürken, sanayiyi “kısır” sektör olarak görme yanılgısına düşmüşlerdir. Mark SKOUSEN: a.g.e., 41
korumakla sınırlı olması gerektiğini söylediler. Gelişmenin en iyi yolunun malların serbest ticareti olduğu ve bunun monopoller, loncalar ve yüksek vergilerle engellenmemesi gerektiğini savundular. Liberalizmin ünlü sloganı “laissez faire” de fizyokratlara istinaden bu dönemde kullanılmaya başlamıştır.20
Fizyokratların etkisiyle tarım sektöründeki gelişmeler üretimin artmasını ve daha kalabalık kitlelerin beslenmesine olanak sağlamış, merkantil dönemin büyük korkusu “kıtlığın” aşılmasını sağlamıştı.
Ekonominin her alanında kazanç sağlanmasına elverişli bir ortam oluşmuş, ticaret zenginliğinin artması ile özgürlük güçlenmişti. Ekonomik anlamda yenilenen toplumsal dengelerin, siyasal anlamda da yenilenmesi bekleniyordu. Ekonomik olarak güçlenen burjuvazi, siyasî iktidar üzerinde hak talep etmekteydi.21 Ulus devletleşme sürecinin de aynı dönemde görülmeye başlamasıyla, eski referans kaynakları ile düzen tesis edebilmek imkânı kalmamıştı. Feodalizmin egemenlik yapısı yerini toplumsal-siyasal formasyonun en tipiği olan merkeziyetçi devlet yapılanmasına ve buna bağlı yurttaşlık anlayışına bırakıyordu.22 Yaşanan bu büyük değişim iktidarın kaynağı, sahipliği ve meşruiyetinin nereden kaynaklandığı ve nasıl paylaşılacağı hususunda problemlere neden olmaktaydı. Liberalizm, ihtiyaç duyulan bu yeni düzene yeni referans dayanakları aramanın bir sonucu olarak doğmuş ve gelişmişti.23
Bu doğuş döneminin filozofu, devlet faaliyetini doğal hukukla sınırlayan ve bu faaliyetin limitini bireysel hakların korunması olarak gösteren John Locke’tur (1632–1704). “Locke’un liberal siyasî düşüncedeki önemi, toplumsal ve siyasî var oluşu, başlangıçta doğa halinde yaşayan ve ‘doğal haklara’ sahip olan insanların kendi aralarında anlaşarak devleti
20 David BOAZ: Libertarianism, 38.
21 Ayferi GÖZE: Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, 173.
22 Mustafa ERDOĞAN: “Liberalizm ve Türkiye’deki Serüveni”, 23.
23 Halis ÇETİN: Liberalizm, (Sivas; Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1996) 7.
kurdukları varsayımıyla temellendirmesinden ileri gelmektedir.”24 Locke, devletten önce gelen bir şeyler olması gerektiğini düşünmektedir. Locke’a göre bunlar insanların sahip olduğu -doğadan kaynaklanmaları nedeniyle-
“doğal haklar” olarak adlandırılan haklar grubudur. Locke bu iddiasını
“doğa durumu” teorisi ile açıklamak ister.25
Aslında, doğa durumu ahistorik ve fiktif bir teoridir.26 Locke, insanların bir zamanlar hiçbir devletin otoritesinde olmadan yaşayabildikleri iddiasında bulunur. Locke doğa durumunu, insanların, doğal kanunların sınırları içinde müsaade istemeksizin ve bir başkasının boyunduruğunda olmadan eylemde bulunabildiği ve mülkleri üzerinde özgürce tasarrufta bulunabildiği biçiminde resmeder.27 Fakat bu doğa durumu bir özgürlük durumu olsa da, aşırı bir serbestlik ortamı demek değildir: İnsan herhangi birisini ortadan kaldırma özgürlüğüne sahip değildir. Tüm insanlar eşit ve bağımsızdır ve kimse bir diğerinin malına, canına ve özgürlüğüne zarar vermemelidir.28 Bunu sağlayan, doğa durumunda yaşayan insanları yöneten doğal hukuktur. Doğal hukuk, insanları esaret, mülklerine tecavüz ve sebepsiz ölümlerden azade kılan doğal bir haktır.29
Doğa durumu bazı problemler barındırmaktadır ve sürdürülebilir değildir. Her insanın kendi başına buyruk olduğu bir yerde yaşam, düzenli, barış içinde ve kuralları öngörülebilir olamazdı. Özellikle herkesin
24 Mustafa ERDOĞAN: “Liberalizm ve Türkiye’deki Serüveni”, Libertarianism, Libertarianism, 24.
25 David BOAZ: Libertarianism, 37.
26 Bertrant Russell aksini düşünür: “Locke’a göre doğa durumunun ne denli örnekleyici bir varsayım olduğu ve nereye kadar tarihsel bir olgu olduğu açık seçik değildir; ama ben onun bunu gerçekmiş gibi düşündüğü kanısındayım.” Bertrand RUSSELL: Batı Felsefesi Tarihi: Aydınlanma Çağı, (İzmir: İlya Yayıncılık, 2001), 176.
27 Charles K. ROWLEY: “Klasik Liberalizmde Yaşayan ve Ölen Nedir?” Liberal Düşünce, (Ankara: Güz 1997), 64.
28 Bertrand RUSSELL: a.g.e., 178.
29 Donald TANNENBAUM; David SCHULTZ: Siyasi Düşünce Tarihi: Filozoflar ve Fikirleri, (Ankara; Liberte, 2005), 231.
kendisine karşı işlenen suçların yargıcı olması cezaların ölçüsü konusunda sıkıntılar yaratmaktaydı. Zayıflar devamlı korku, güçlülerse düşmanları karşısında tedirginlik içindeydiler. İşte bu sıkıntıları aşabilmek için insanlar bir araya gelerek rızaya dayalı siyasi toplulukları oluşturdular.30 İnsanlar bir toplum sözleşmesine rıza gösterdiklerinde, suç işleyenlere karşı sahip oldukları bireysel doğal haklarından feragat etmişlerdir. Ancak, insanlar doğal haklarının sadece sınırlı bir kısmını hükümete devrederler. Ondan, özgürlükleri ve mülkiyeti korumasını ve yasaya uygun yargılama yetkisini kullanmasını beklemektedirler.31
Sonuç olarak Locke’un bu faraziyeyi kullanması devletin müdahale alanlarının sınırını belirlemek istemesi nedeniyledir. Yukarıda belirtildiği üzere rızaya dayalı siyasî toplumların sözleşme ile kurulmasının iki temel nedeni, güvenlik ve cezalandırmadır. Dolayısıyla devlete de bu iki alan sözleşme ile terkedilmiştir. Hükümetlerin meşruiyetleri bu alanda faaliyet gösterip göstermedikleri ile ilgilidir. Bu sınırların dışına çıkan hükümetlerin uyruklarının sözleşmeden kaynaklanan “direnme hakkı” vardır. Locke ile başlayan bu sürecin sonunda, kuvvetler ayrılığı, yerinden yönetim, temsili demokrasi gibi kavramlar aracılığıyla devlet gücünün sınırlandırılması yeni bir değer olarak Batı medeniyetinin gündemine taşınmıştır.32
Bir entelektüel ve siyasî gelenek olarak liberalizm tarihsel olarak başlıca üç kaynaktan beslenmiştir. Bunlardan ilki yukarıda anlatıldığı üzere liberalizmin ilk büyük düşünürü olan John Locke’tur. İkincisi İskoç Aydınlanması ve özellikle Locke’un doğal haklar yaklaşımını iktisadî açıdan temellendiren Adam Smith’tir (1723–1790). Smith’in liberal düşünceye en büyük katkısı “görünmez el” faraziyesidir. Ve son olarak da Immanuel Kant.33
30 David THOMSON: Siyasî Düşünce Tarihi, (İstanbul: Şule, 1997), 91.
31 Donald TANNENBAUM; David SCHULTZ: Siyasi Düşünce Tarihi: Filozoflar ve Fikirleri, 232
32 Sosyal Bilimler Ansiklopedisi; (İstanbul; Risale, ?), 366–367.
33 Mustafa ERDOĞAN: “Liberalizm ve Türkiye’deki Serüveni”, 24.
İskoç Aydınlanması David Hume (1711–1776), Adam Smith (1723–
1790) ve Adam Ferguson’un (1723–1826) fikirleri etrafında şekillenmiştir.
Bu geleneğin temel kabulleri “kendiliğinden doğan düzen” ve “doğal özgürlük” kavramlarıdır. David Hume toplumda barış ve adaletin tesis edilmesinin kaynağını soyut akılla tasarlananlarda ya da ilahî olarak insanlığa verilmiş olanlarda aramak yerine, yararlılığı tecrübe ile görülmüş, uzlaşmaya dayalı pratiklere bakmak gerektiğini ileri sürmüştür.
Hume’un bu görüşü “kendiliğinden doğan düzen” ve toplumsal kurumların evrim yoluyla gelişmesi fikirlerine de kaynaklık etmiştir.34
Adam Smith ise bir milletin zenginliğinin kaynağının, planlamacı ve merkantilist ekonomik anlayışlara nispetle, aşikâr bir biçimde “doğal özgürlük sistemine” dayandığına inanıyordu.35 1776’da yayınlanan büyük eseri “Milletlerin Zenginliği”nde Smith, “doğal özgürlük” prensibini, yani devletin müdahalesi olmadan kişinin istediğini yapabilme özgürlüğünü ve refahın üretim ve mübadele ile elde edilebileceğini savunuyordu.36 Milletlerin Zenginliği’inde Smith’in ana ilgisi iktisadî gelişmedir. Smith işbölümü ve piyasa büyüklüğü arasındaki ilişkiyi, tasarrufun ve sermaye
Burada Erdoğan liberalizm felsefi-tarihsel üç kaynağından bahsetmektedir. Ancak klasik liberalizm açısından bu kaynaklar arasında derece farkı olduğu açıktır. Bu kaynaklardan ilk ikisinin klasik liberalizm üzerindeki etkisi hayatîdir. Öte yandan Liberaller bir şekilde Kant’tan ve onun özellikle, “kişisel özerklik”, “kişilerin ahlakî değerleri bakımından eşitliği” ve “evrenselci adalet anlayışı” fikirlerinden etkilenmişlerdir. Ancak Kant liberalizmin akılcı temellerinin de baskın kaynaklarından biridir. Mustafa ERDOĞAN: “Liberalizm ve Türkiye’deki Serüveni”, 25.
Yayla, Liberalizm kitabının “Klasik Liberalizmin Felsefî Temelleri” bölümünde şu düşünürler üzerinden kronolojik anlatımda bulunur: John Locke, David Hume, Adam Smith, John S. Mill, Herbert Spencer ve Frederic Bastiat. Kant bu liste içinde yer almaz.
Atilla YAYLA: Liberalizm, 28–128.
34 “Klasik liberal çizgideki bütün düşünürler İskoç Aydınlanması geleneğinden bir ölçüde etkilemişlerdir.” Mustafa ERDOĞAN: a.g.m., 25
35 Wesley MITCHELL: Types of Economic Theory Vol: 1 and 2, (New York; Agustus Kelley, 1967), 48; Zikreden, Robert L. FORMANI: “Adam Smith Capitalism’s Prophet”
Economic Insights, vol: 7, ?.
36 Mark SKOUSEN: Modern İktisadın İnşası, 19.
birikiminin büyüme üzerindeki önemini, işbölümü ve tasarrufun ekonomideki etkili potansiyelinin ortaya çıkmasına neden olan kendiliğinden düzeni ve devletin doğal hakları koruyacak bir yasal sistemin uygulayıcısı olarak teşekkülünün gereğini anlatmaktadır.37
Smith’e göre toplum, kendi çıkarlarını maksimize etmek isteyen bireylerden mürekkep bir olgudur. Böyle bir toplum, devlet tarafından biçimlendirilen ve planlanan ilişkilerin hâkim olduğu bir yapıdan refah seviyesi daha yüksek, daha özgür ve daha istikrarlı olacaktır.38 Bu toplumun iktisadî refahını geliştirecek üç temel öğe vardır: Özgürlük, kişisel çıkar ve rekabet. Toplumu bir arada tutan şey, kişisel çıkarlarını arayan bireylerin, hedeflenmemiş bir sonuç olarak aynı zamanda,
“görünmez el” marifetiyle toplumun da menfaatine destek olmasıdır.39 Smith Miletlerin Zenginliği’nin ünlü paragrafında şöyle der:
Akşam yemeğimizi sofamızda bulmamız kasap, biracı veya fırıncının cömertliğinden değil, onların kendi menfaatlerine saygılarından ötürüdür. Biz onların insanlığına değil, öz-sevgilerine hitap ederiz… Sermaye… ve emek harcayan her birey…
ne kamu menfaatini destekleme niyetindedir, ne de ona ne kadar destek olduğunu bilir. … Niyetinin bir parçası olmayan bir amacı desteklemek için, görünmez bir el tarafından yönlendirilir. … Kendi menfaati peşinde koşmakla, çoğunlukla toplumun da menfaatine destek olmuş olur.40
37 Ramesh CHANDRA: Adam Smith and Competitive Equilibrium, (Glasgow: University of Strathclyde, ?), 3.
38 Robert L. FORMANI: “Adam Smith Capitalism’s Prophet”, ?.
39 Mark SKOUSEN: Modern İktisadın İnşası, 22-23.
40 Adam SMİTH: Milletlerin Zenginliği, (Random House, 1965), 14, 423. Aktaran, Mark SKOUSEN: a.g.e., 23.
Daha sonra, John S. Mill (1806–1873) gibi faydacı ekolün temsilcilerinin, “laisez faire”ci Herbert Spencer (1820–1902) ve fikirdaşı Frederick Bastiat (1801–1850) gibi düşünürlerin katkıları ve 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda yaşanan gelişmelerle liberalizm olgunluk dönemine ulaşmıştır. Klasik liberalizmin 20’inci yüzyıldaki büyük temsilcisi ise Friedrich A. Hayek’tir.41
Öte yandan, bir kelime olarak liberalizm diğer pek çok siyaset bilimi kavramına göre daha yenidir. Aslında “liberal” kavramı 14 yüzyıldan beri kullanılmakla beraber, çok farklı anlamlar ifade etmekteydi. Latince liber kökünden gelen kelime İspanyolcadan türetilmiş ve buradan da İngilizceye geçmiştir. Liber kelimesi İspanyolca’da bir sınıf olarak özgür insanları işaret ediyordu. Bu sıfatı kullanmak insanların köle olmadığını ya da bir feodal beye bağlı olmadığını belirtmekteydi. Kavram bir de sosyal bir tavır olarak açıklık, açık fikirlilik taraftarı olmak anlamı taşıyordu.42
Zamanla, İspanyollar siyasî olarak kavramı İngiltere’yi düşünerek43 ve İngiltere kökenli politikaları mahkûm eden negatif bir anlamda kullanmış, Locke’cu anayasal monarşi ve parlamenter yönetim ilkelerini savunanları
“Liberales” olarak adlandırmışlardır.44 Öte yandan Hayek, bugün yüklediğimiz anlamıyla kavramın, Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği eserindeki şu satırlardan kaynaklandığını düşünür: “Liberal ithalat ve ihracat sistemi” … “her insana, kendi menfaatlerini, liberal eşitlik, özgürlük ve adalet planı çerçevesinde kendi yolunda takibe izin verme.”45
41 Ana Britanica; Cilt 14, (Ana Yayıncılık; İstanbul, 1989), 455; Atilla YAYLA: “Liberalizm ve Türkiye” Liberal Bakışlar içinde, (Ankara; Liberte 2000), 158.
42 Adrew HEYWOOD: Political Ideologies, (New York; Palgrave Macmillan, 2003), 25.
43 Giovani SARTORİ: Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, (Ankara: Yetkin Yayınları,1996), 405.
44 Maurice CRANSTON: Freedom, (Longmans, Gren and Co., 1954), 67. Zikreden Atilla YAYLA: Liberalizm, (Ankara: Liberte,1998),15.
45 Friedrich A. von HAYEK: “Neden Muhafazakâr Değilim”, Liberal Düşünce, 34, (Ankara:
Bahar 2004), 81.
Siyasî alana girişi, siyasî bir bağlılığı ifade ediyor oluşu ise 19 yüzyılın başıdır. 1830’larda İngiltere’de Whigler kendilerini “liberal” olarak adlandırmaya başlamıştır. 1840’larda ise kavram tüm Avrupa’da ayırt edici bir siyasî pozisyonu niteler hale gelmiştir. Çok geçmeden “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ifadesinin yerini alarak, düşünce özgürlüğünü, ifade hürriyetini, basın özgürlüğünü ve özel mülkiyeti savunanlar tarafından kullanılmaya başlamıştır.46
2.1.1. Liberalizmin Tanımı
Genelde Batı demokrasilerinin egemen düşüncesi olarak bilinen liberalizmin, pek çok çeşidi ve melez biçimi vardır. Dolayısıyla, liberalizmin, diğer pek çok siyaset bilimi kavramında olduğu gibi, farklı birçok tanımı yapılmaktadır. Her tanımın, liberalizmin temel ilkelerine yaptığı vurgu değişiklik göstermektedir. Ancak, birçok tanım arasında, yapılan vurgu değişiklik gösterse de, liberalizmin temel ilkeleri üzerinde bir mutabakat olduğu söylenebilir.
Bu bağlamda liberalizm; “gerek ekonomi felsefesinde gerekse siyaset felsefesinde devlet, toplum ve birey arasındaki tüm ilişkilerde bireyin hak ve özgürlüklerini öne çıkaran; her bireyin vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünün tanınması gerektiğini savunan47; ayrıca, özgürlüğü bireysel ve toplumsal hayatın en temel değeri olarak kabul eden ve özgürlüğe uygun siyasî, hukukî ve iktisadî yapılanmaları savunan fikirler demeti veya esnek bir ideoloji”48 olarak tanımlanabilir.
46 Adrew HEYWOOD: Political Ideologies, 25; Atilla YAYLA: Liberalizm, 16.
47 Felsefe Sözlüğü, (Ankara; Bilim Sanat Yayınları, 2002), 891.
48 Atilla YAYLA: Siyasî Düşünce Sözlüğü, (Ankara; Liberte, 2003), 115.
Çetrefilli siyaset bilimi kavramlarını tanımlarken, bazen, onun ne olmadığının ya da neyin karşısında yer aldığının analizi de yol gösterici olabilmektedir. Liberal düşüncenin neyin karşısında olduğu açıktır:
Liberalizm ister monarşik ister feodal, askeri, ruhanî, cemaatçi olsun her türlüsünden mutlakıyetçiliğe karşıdır.49 Bu minvalde, liberalizmi şöyle de tanımlayabiliriz: “Toplumcu değil bireyci olan; pozitif değil negatif özgürlük anlayışına dayanan; yaygın, müdahaleci ve baskın değil sınırlı ve sorumlu devlet isteyen; yeniden dağıtıma ve sosyal adalet anlayışına karşı çıkan;
adaletin en iyi piyasa ekonomisi içinde kendiliğinden gerçekleşeceğine inanan” düşünce sistemi. Bu kapsamlı tanımlar liberalizmin temel ilkelerini de göstermektedir.50
Özetle liberalizm, bireyin özgürlüğünü; devlet ve organize çoklukların keyfi müdahalesinden masuniyetini; bireye sağlanan alanın genişlemesi için minimal devleti; serbest rekabete dayalı ve iktisadî kararları alma gücünün bir kişi, grup ya da devlete bırakılmadığı piyasa ekonomisini savunan bir anlayıştır.
Öte yandan liberalizm, her türlü siyasî ve felsefî düşüncede de görüldüğü gibi pek çok açıdan kritiklere konu olmuş; hem sol hem de sağ tandanslı düşünürlerce eleştirilmiştir.51 Liberalizm, sol taraftan, refah ve iktidarın birkaç kişinin elinde toplanmasına karşı hiç savunması olmayan
49 Sosyoloji Sözlüğü, (Ankara; Bilim Sanat Yayınları, 1999), 456.
50 Atilla YAYLA: Liberalizm, 26.
51 Liberalizme sosyalizmden yöneltilen eleştirilerin büyük bölümünde, liberalizm, 1789 Fransız İhtilali ile 1989 SSCB’nin dağılışı yılları arasında modern dünyanın baskın siyasî ideolojisi olarak görülmektedir -SSCB ile birlikte aslında yıkılanın liberalizm olduğu yönünde taraftar toplayan iddialar mevcuttur. Sosyalistler tarafından liberalizm tanımlanır ve tarihsel serüveni anlatılırken, onun Fransız Aydınlanmasına dayanan kökleri dikkatli tenkitlere konu olmaktadır. Ancak, liberalizmin İskoç Aydınlamasına dayanan kökleri, önemleri nispetinde sol tandanslı eleştiriler içinde yer bulamamıştır. Liberalizme yöneltilecek eleştirilerin dikkate değer ve etkili olabilmesi için, sosyalizmin, liberalizmin İskoç Aydınlanmasından kaynaklanan modeli ile yüzleşmesi ve onun temel argümanlarını sınaması kaçınılmaz görünmektedir.
ve insanın toplumsal ve siyasal doğasına ilişkin herhangi bir çözümlemeden yoksun, “özgür pazar” ideolojisi olmakla ve toplumsal etkeni arka plana iterek toplumlardan ayrı atomize bireylerin ya da soyut kuralların bulunduğunu kabul ettiği gerekçeleriyle eleştirilir.52
Liberalizme karşı en ciddi kritikler genellikle sosyalizm kaynaklıdır. En yalın haliyle bu eleştiri şöyledir: Liberal fikirler kapitalist sistemin baş aktörleri olan mülkiyet sahibi sınıfın ekonomik hak ve kazançlarını maksimize etmenin yolu53 ve meşrutî hükümet ve kişi özgürlüğü ideallerini yalnız bu sözü edilen sınıfın çıkarları için dillendiren bir ideolojidir.54 Ve bu ilkelerin önemi de, vazgeçilmezliği de konjonktüreldir. Ayrıca bu ilkeler genel, esnek ve korumasızdır. Kışlalı’ya göre, “burjuvazinin sorunlarına çözüm olmak için iki büyük ilkeye (eşitlik ve özgürlük) dayalı olarak doğmasıyla birlikte liberalizmde temel vurgu mülkiyet hakkıdır.” Bu hak o kadar hayatî ve diğer temel haklara nispetle o kadar öndedir ki Kışlalı,
“burjuvalar bu hakkın tehlikeye düştüğünü hissettikleri anlarda diğer tüm haklardan vazgeçebilirler; hatta nazizme ve faşizme verdikleri desteğin sebebi budur” iddiasında bulunur.55
Liberalizm, siyasi sistem içinde devlete uygun gördüğü pozisyon ve bakımında da eleştirilmiştir. Bu eleştiriye göre, liberalizmi temsil eden sınıf olarak burjuvazi, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” derken, devletten büyük balığın küçük balığı yutmasına müsaade edecek “yansız”
bir pozisyon almasını ister. Hak ve özgürlükler açısındansa liberalizm devletten sadece koruma beklemektedir. Oysa devletin vermesi, yaratması, sağlaması gereken sosyal hak ve özgürlükler vardır ve burjuva ideolojisi olarak liberalizm bunu ihmal etmektedir. Ayrıca liberalizm, iddiasının aksine, tüm toplum için başlangıçtaki koşulların eşit olduğu
52 Felsefe Sözlüğü, (Ankara: Bilim Sanat, 2003), 891.
53 Andrew HEYWOOD: Political Ideologies, 27.
54 George SABINE: Yakınçağ Siyasal Düşünceler Tarihi, (İstanbul: Cem Kültür, 200), 73.
55 Ahmet T. KIŞLALI: Siyasal Sistemler, (Ankara: İmge, 2003), 85.
ortalama bir düzeni tesis edememiştir. Bu, liberalizmin, “serbest rekabetten” beklenen sonuçları vermesine engel olacak bir durumdur.56
Liberal düşüncenin devlete olan bakış açısıyla ilgili bir başka eleştiri de Wallerstein tarafından dile getirilir. Wallerstein’ın, liberalizmin devlete bakışına yönelik eleştirileri bilindik olandan ziyadesiyle farklıdır.
Wallerstein, “liberaller jandarma devlet kavramını retorik olarak benimsemelerine rağmen bunu ciddi olarak hayata geçirecek bir şey yapmadılar. Bunun yerine devlete baştan beri akılcılığın en uygun aracı olarak baktılar” der. Wallerstein’a göre, modern dünyanın üç büyük ideolojisi (muhafazakârlık, sosyalizm ve liberalizm), devlet yapılarını pekiştirme konusunda birbirlerine yakınlaşmaktadırlar. 57
Sosyalistler, liberalizmi piyasaya atfettiği önem açısından da eleştirilmişlerdir. Piyasaya yönelik eleştiriler çeşitlidir. Yöneltilen bir eleştiride, piyasa, herkesin bir diğerinin pozisyonunu kolladığı ve hayatta kalmanın sırrının önce davranmak olduğu bir “savaş hali”, vahşi bir durum olarak nitelendirilir.58 Bir diğerinde ise, Polanyi, piyasa sistemini düpedüz bir ütopya olarak nitelendirir. Polanyi, 1944’de yayımlanan eseri Büyük Dönüşüm’ün piyasayla ilgili bölümüne, “toprağın özel mülk haline gelip soyut piyasaya konu olması atalarımızın yaptığı en acayip şeydir” diyerek başlar.59 Piyasanın asıl amacının özgürlük ve barışı korumak değil kâr ve maddi üretimi sağlamak olduğunu iddia eder. Bunlara ek olarak Polanyi,
“piyasa toplumu” istikrarsızdır. “Görünmez el” faraziyesi yanlıştır; kişisel menfaatleri peşinde koşan bireylerin “görünmez el” marifetiyle çatışmadan uzak kalmaları mümkün değildir der.60 Polanyi’ye göre, kendiliğinden
56 Ahmet T. KIŞLALI: Siyasal Sistemler, 263.
57 Immanuel WALLERSTEIN: Liberalizmden Sonra, (İstanbul: İletişim, 2003), 101.
58 Kadir CANGIZBAY: Komprador Rejimin Anatomisi, (Ankara: Özgür Üniversite Kitaplığı, 2000), içinde Fikret BAŞKAYA: “Piyasa Ekonomisi ve İşbitiricilik”, 11.
59 Karl POLANYİ: Büyük Dönüşüm, (İstanbul: İletişim, 2000), 249.
60 Karl POLANYİ: a.g.e., 265-284.
işleyen piyasa, toplumu yıkma tehlikesi göstermektedir, bunun karşısında düzenleyici önlemler almak gerekir.61
Liberalizme soldan yöneltilen eleştiriler içinde genel bir kabulü yansıtan bir başka kritikte, Wallerstein, liberalizmi, önce 1789–1989 döneminin, yani modern dünya sisteminin küresel ideolojisi olarak ilan eder; daha sonra da yıkılan SSCB ile birlikte çöküşünün başladığını söyler.
Wallerstein, liberalizmi, muarızı sosyalizm üzerinden izah etmekte ve tarihsel rolünü sürdürebilmesinin sosyalizmin yıkılması ile mümkün olmadığını söylemektedir.62
Sağdan liberalizme yöneltilen temel eleştiri ise muhafazakârlık tarafından seslendirilir. Muhafazakârlık, teorik olarak, yerleşik düzen, gelenek ve verili anlam dünyasının ve bunların kurucu öğelerinin müdafaası anlamına gelmektedir.63 Muhafazakârlığın sahip olduğu bu ilkelerin, onu liberalizmle karşı karşıya getirmesi kaçınılmazdır.
Muhafazakâr düşüncenin liberalizm eleştirisini kabaca şöyle özetlemek mümkündür: “Liberalizm yerleşik kurumlara ve geleneklere dayalı değildir ve bireysel özgürlüğün arttırılması toplumsal yapıları ve sınırlamaları gerektirirken liberalizm bunu göz ardı etmektedir.”64
Bununla birlikte, muhafazakârlık ve liberalizm arasındaki ilişkiyi, sosyalizm ve liberalizm arasındaki ilişki kadar kolay analiz edebilmek mümkün değildir. Muhafazakârlık ve liberalizm zaman zaman farklı amaçlarla da olsa aynı sonuçları talep edebilmekte, zaman zaman ise tamamen birbirinin muarızı ideolojiler olarak görülebilmektedir.65 Ortaya
61 Karl POLANYİ: a.g.e.,276.
62 Immanuel WALLERSTEIN: Liberalizmden Sonra, 9-11.
63 Ahmet ÇİĞDEM: Taşra Epiği, (İstanbul: Birikim, 2001), 37.
64 Felsefe Sözlüğü, 892.
65 Örneğin, Stern’in muhafazakâr devrim düşüncesinde liberalizm, “burjuva hayatı, materyalizm, parlamento, partiler ve siyasî liderlik boşluğu anlamına gelir. Liberalizm ayrıca bağlayıcı ruhsal ve dinsel birlikteliğin önündeki en büyük engeldir.” Stern FRİTZ:
The Politics of Cultural Despair. Zikreden Ahmet ÇİĞDEM: a.g.e., 53.
çıkış yıllarında, ekonomideki önemi gittikçe artan orta sınıfın siyasal hareketi olma özellikleri ile liberalizm, sanayi ve ticaret üzerindeki sınırlamaların son bulmasını talep etmekteydi. Ona karşı olanlar ise mevcut durumun devam etmesinde çıkarları olan toprak sahipleri ve aristokratlardı.66 Nitekim sosyalizmin önem kazanamaya başladığı 1848’e kadar liberalizmin karşısındaki tek siyasî pozisyon muhafazakârlıktı.
Ancak, muhafazakârlık ve liberalizm arasındaki ilişki tarihin her döneminde bu şekilde cereyan etmemiştir. Bu ilişkinin seyrini belirleyen, mevcut temayüllerin yönüne göre pozisyon alan muhafazakârlık olmuştur.67
Liberalizm ve muhafazakarlık arasındaki ilişkiye dair, Roggeven,
“liberalizmin bir şeyi muhafaza etmek için sebeplere ihtiyaç duymaktadır.
Oysa, muhafazakârlık için, geçmiş çağların bilgeliği her halükarda içinde bulunulan çağın bilgeliğinden üstündür.”68 Öte yandan: “siyasal reformcuların dünyevi ütopya rüyaları tarihimizin en kanlı yüzyıllarından birini yaşatmıştır. Muhafazakârlar ve liberaller hiçbir şeyde anlaşamasalar bile, şüphesiz, bu tür ütopyaların ortak düşmanları olduklarında hem fikir olabilir.”69 Özipek de, benzer şekilde, liberalizm ve muhafazakârlık arasındaki ilişkiyi “farlı gerekçelerden doğan beraberlik” olarak nitelendirmektedir. Felsefî olarak, hem liberalizm hem de muhafazakârlık totaliter devlete, kolektivizme, radikal ütopyacılığa, kurucu rasyonalizme karşı çıkmışlar; birbirlerinden farklı gerekçelerle olsa da serbest piyasayı, özel mülkiyeti ve sınırlı devleti savunmuşlardır.70
66 George SABINE: Yakınçağ Siyasal Düşünceler Tarihi, 163.
67 Belki de liberalizm ve muhafazakârlık arasındaki en net ayrım noktası Hayek’in İfadesiyle, “muhafazakârlığın değişime karşı keskin muhalefet tavrıdır. Liberalizm, değişime kategorik olarak negatif anlam yüklemez; kendiliğinden ortaya çıkan değişimin bastırılmasına karşı çıkar. Friedrich A. von HAYEK: “Neden Muhafazakâr Değilim”, 73–
75.
68 Sam ROGGEVEN: “Neden Liberal Değilim”, Liberal Düşünce, 34, (Ankara: Bahar 2004), 85.
69 Sam ROGGEVEN: a.g.m., 90.
70 Bekir B. ÖZİPEK: Muhafazakârlık, (Ankara: Liberte, 2004), 156.
Liberalizme yönelik bir başka kritik ise onunla, günümüzün “siyasî erdemi” olarak temayüz eden demokrasi arasındaki ilişki üzerinden yapılmaktadır. Carl Schmitt demokrasi ve liberalizm arasındaki gerilimli ilişkiye dikkat çeker. Ona göre, bireye yoğunlaşan bir ahlakî söylemi bulunan liberal bireyselcilik ile esas olarak politik olan ve homojenlik temelinde bir kimlik oluşturmayı hedefleyen demokrasi ideali arasında üstesinden gelinemez bir karşıtlık vardır. Schmitt, liberalizmin demokrasiyi ve demokrasinin de liberalizmi yadsıdığını ve parlamenter demokrasinin, liberalizm ve demokrasi arasındaki eklemlenmeden ibaret olması nedeniyle yaşayabilir bir rejim olmadığını ileri sürer. Schmitt’e göre, demokrasi, homojen bir demosun varlığını gerektirir ve bu durum her türlü çoğulculuk olanağını dışlar. Oysa liberalizmin sahip olduğu çoğulculuk anlayışı demokrasinin ihtiyaç duyduğu “biz”e zarar verecektir.71
2.2. Liberalizmin Temel İlkeleri
Liberalizmin temel ilkeleri tanımdan tanıma şu veya bu ölçüde farklılık göstermektedir. Ancak, birey, özgürlük, mülkiyet, doğal haklar, hukukun üstünlüğü, piyasa ekonomisi, minimal devlet ve kendiliğinden doğan düzen gibi kavramlar nerdeyse tüm tanımlamalarda ortaktır. Yine de bunca ilkenin kaynaklandığı üç temel prensip tespit edebilmek mümkündür: “Bireysel özgürlük, sınırlı ve sorumlu devlet ve serbest piyasa.”72
Bu çalışmada aşağıda ele alınan ilkeler elbette benim bakışımı yansıtmaktadır. Birbirleriyle mantıkî bağları olan bu ilkelere, liberalizmin temel ilkeleri yerine, belki de, klasik liberalizmin temel ilkeleri demek daha doğru olacaktır. Çünkü, tekrar etmek pahasına şu belirtilmelidir ki, klasik
71 Chantal MOUFFE: Demokratik Paradoks, (Ankara: Epos, 2002), 45–65.
72 David BOAZ: Libertarianism, 42.
liberalizm, Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’nin felsefi değerleri ile neredeyse birebir örtüşmektedir.
Çalışmanın bu bölümünde liberalizmin temel ilkeleri tek tek ele alınacak ve ana hatlarıyla açıklanmaya çalışılacaktır.73
2.2.1. Bireycilik
Liberalizmi anlatmada veya tanımlamada en kolay yararlanılabilecek ve pek çok açıdan da tatmin edici sonuçlar verebilecek temel kavram bireyciliktir. Bireycilik, kısaca, “herhangi bir toplumsal grup veya kolektif organ karşısında bireyin önceliğine ve üstünlüğüne olan inanç”74 ya da
“bireye birey olarak saygı göstermek; kanaat ve zevklerinin ne kadar dar olursa olsun, kendi sahası içinde kendine ait bir mesele olduğunu kabul etmek; insanların ferdî kabiliyet ve temayüllerini inkişaf ettirmelerinin arzuya şayan olduğuna inanmak” şeklinde ifade olunabilir.75 Liberalizmin temelinde, serbest piyasa toplumunda çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışan özgür, rasyonel birey anlayışı bulunur. Bu anlayışın temelinde beşeri
73 Liberalizmin temel ilkelerinin neler olduğu konusunda pek çok görüş vardır. George Sabine liberalizmin üç temel ilkesinden bahseder: Sınırlı devlet, girişim hürriyeti ve en geniş ve özgür bir şekilde yapılan sözleşmeler sonucunda ulaşılan düzenlemeler.
Mustafa Erdoğan liberalizmin temel ilkeleri olarak; bireyselliğe verilen önem ve insan hakları, serbest piyasa ekonomisi, sınırlı minimal devlet, hukuka bağlı devlet ve liberal rasyonalizmi sıralar. Karl Popper ise, devletin amacının yurttaşların özgürlüklerini korumak olduğu, kölelik karşısında özgürlüğe, organik toplumsal yapı yerine soyut topluma ve zorunlu görevlere değil, gönüllü birlikteliğe dayanan bir toplumsal yapıyı oluşturacak niteliklerden bahseder. Halis ÇETİN: “Liberalizmin Temel İlkeleri”, C. Ü.
İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, cilt 2, (Sivas: sayı1), 220. Ayrıca bkz. Atilla YAYLA:
Liberalizm, 158–160. Andrew HEYWOOD: Siyaset, 61–62. Mümtaz’er TÜRKÖNE (Ed):
Siyaset, (Ankara: Lotus, 2005),120–121.
74 Andrew HEYWOOD. Siyaset, 275.
75 Friedrich A. von HAYEK: Kölelik Yolu, (Ankara: Liberte, 1999), 19.