• Sonuç bulunamadı

Abdülhamit yaz kış neden hep açık arabaya binerdi?

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Abdülhamit yaz kış neden hep açık arabaya binerdi?"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

b u i l t ? I

S»hife $

A K Ş A M

So« yedi padişah (İkinci Mahmut, Abdfllmccıt, Abdftlâm , Murat, AbdSfhamit, Reşat, Vahıdeddta) dcvhrlarlnda

Yazan : SU LEY M AN KANI — Teren ¡ne. iktibas hakkı mahfuzdur — Tefrika NO. 202

Abdülhamit yaz kış neden hep

açık arabaya binerdi?

Yıldız bahçesindeki köşklerden Clhannüma köşkü

Abdülhamit kadar nefsini halk* tan esirgıyen padişah görülme­ miştir. A li Suavi vakası Abdül- iıamidin bu tarzda hareketine en

müessir olan hadisedir.

Selâmlık ve mur.yede resimle­ rinden, her ramazanın on beşin­ de yapılması mecburî Hırkaişerif ziyaretinden başka zamanlarda halka kendisini göstermez, daha doğrusu sarayından çıkmazdı.

Cuma selâmlığı evvelce İstan­ bul (Selâtin) camilerinden birinr de, Beşiktaşta icra olunurken A b ­ dülhamit Hamidiye camiini inşa ettirdikten sonra daima bu cami­ de yapılmıştır.

Selâmlık günü sabah saat on birden itibaren İstanbulun muhte­ lif semtlerinden hareket eden piyade, süvari askerleri Hamidi­ ye camiimn etrafını ihata ederdi. Bu askerlerin arasında zuhaf alayları kıyafetlerde en ziyade nazarı ceîbederdi.

Selâmhk resmini sefaretler er­ kânından ve muteber ecnebiler­ den seyre gelenler camiin karşı­ sındaki binada salonlara kabul olunurlardı.

İspanyada Barselonda yakala­ nan bir listede anarşistlerin İtal­ ya kralı Ombertodan sonra Ab- dülhamidi Öldürmeğe karar ver­ dikleri mezkûr bulunduğundan korkusu artan Abdülhamit bu gi­ bi merasimde hazır bulunabilme­ leri için ecnebilerin sefaretler­ den mahsus tavsiye getirmelerini usul ittihaz eylemişti. Abdülhamit vehme kapılarak camiin karşısın­ da ecnebi seyyahlara mahsus köş­ kü bir gün içinde yıktırmıştı.

Böyle tavsiye getiren ecnebiler nöbetçi mabeyincilere kartlarım göstererek salona kabul edilir­ lerdi.

Ecnebi prenslerin, elçilerin ve meşhur ecnebilerin • kabulü için büyük mabeyin dairesinde müzey­ yen bir salon vardı.

Selâmlıktan sonra padişah ha­ zan bu daireye gelirdi.

31 mart hadisesinde Kabulînin mürteciletr tarafından itlâftada Abdülhamit bu dairede bulunu­ yordu.

Selâmlığı seyre gelen ecnebiler arasına lisan bilir, hafiyeler karı­ şırdı. Bunlar seyircilerin tavırla­ rım tetkik ederler, konuştuklarına kulak kabartırlardı.

Padişah geçerken selâmlık ala­ yına fotoğraf makinesi tevcih et­ mek yasaktı.

Muhafız askerler cami etrafın­ da toplanıp aşılmaz bir duvar ha­ lini alınca ortada faaliyet başlar, uzun istamboîinler giymiş zenci haremağaları görünürdü.

Selâmlıkta ecnebi bir prensin bulunması gibi fevkalâde günler­ de makamı mehdi ülyayı salta­ natla, sultan ve kadın efendilerin doldurduğu on, on iki araba da merasimde bulunarak şaşaayı ar­ tırırlardı.

Bu kadın arabaları hadim ağa­ ları, hademeler tarafından takip edilerek ve asker tarafından se- ' unlanarak yavaş, yavaş cami av­

lusuna girerlerdi; arabaların, he­ men atları alınır, bir sıraya dizi­ lir, hanımlar araba içinde ka­ lırdı.

Padişahın kendi şehzadeleri de ayrı, ayn at veya arabalarile, yan­ larında yaverleri ve adamlarile gelirlerdi.

En küçük yaşta bulunanların bile askerî üniformalarile geçer­ ken ağır başlı adamlar gibi selâm verişleri garip bir manzara idi.

Hünkâr arabasının geçeceği yo­ la tanzifat arabalarile kum dökü­ lürdü.

Hazırlık bitince gidiş müdürü Hacı Mahmut efendinin verdiği işaret üzerine sarayın büyük ka­ pısı açılır, vezirler ve müşürler- den, ricalden mürekkep üniforma­ lı alay pürvekar ve haşmet görünür­

dü. Bu zevat cami avlısında yer tutarlardı.

Abdülhamit namına tanzim edil­ miş marş sesine (padişahım çok yaşa!) nidaları karışırdı.

Abdülhamit ibadet arzusundan ziyade bir saltanat ananesi diye

hiç terkedemediği selâmhk resim­ lerine evvelce at ile, sonraları kö­ rüğü kapalı bir faytonla, göğ­ sünde yalnız (hanedanı âli osnıan) nişanı olduğu halde çıkardı.

Bir kaza veya suikast vukuunda atlayıp kurtulabilmek için daima açık arabaya binerdi; kapalısile çıkmazdı. Faytonunun yarı kapalı körüğünün meşin kaplamasile içindeki çuha astarı arasında bir tabaka çelik zırh lâvhası bulun­ duğu rivayet edilirdi.

Araba sarayda hünkâr dairesi­ nin kapısı önüne gelir, padişah bindikten sonra küçük mabeyin kapısından ilerilerdi. Yanında şehzadesi Bürhaneddin efendi, karşısında Gazi Osman paşa, onun vefatından sonra (1 ) serasker R ı­ za paşa bulunurdu.

Abdülhamit etrafı selâmhya- rak geçerdi. Şehzadelerinin önün­ den geçerken tebessüm gösterirdi. Padişahın maiyetinde güzel ta­ kımlarla mücehhez atlar getirilir­ di. Alay cami kapısı merdiveni önünde durur, Abdülhamit araba­ dan iner, merdiveni sürat ve sühu-[1] Abdülhamit Osman paşadan sonra mabeyin mûftırlüğüntl kimseye tevcih ' etmemiştir.

letle çıkınca gene umuma bir se­ lâm verir, içeriye girerdi; bu sı­ rada şeyhülislâm ile evkaf nazırı karşılarlardı. Çavuşlar:

— Padişahım mağrur olm a; senden büyük Allah v a r!... dîye bağırdıktan sonra Abdülhamit ca­ mi binası içindeki hünkâr daire­ sine dahil olurdu.

Bu dairenin önünde iki silâhşor nöbet beklerdi.

Namaz bitince Abdülhamit dış merdivenin önüne getirilmiş bir arabaya biner, en âlâ cinsten se­ çilmiş atların dizginlerini bizzat ele alır, arabayı kendi idare ede­ rek süratle uzaklaşırdt.

Alaya iştirak eden - çoğu koca vücutlu - büyük rütbeliler yaya olarak arabanın etrafında koşu- şurlardı; atlı olanlar ite, kaka pa­ dişahı takip ederlerdi.

Harem arabaları dönerken ka­ dınlar pencerelerden etrafa para serperlerdi. (Arkası var)

A K Ş A M

İlân tarifesi

Sahife Kuru? 1 Santim 4 0 0 2 » 2 5 0 3 » 2 0 0 4 - 5 » 1 0 0 İç sahifelerde » 6 0 Son ilân sahifelerinde s. 3 0

Y*

Bir ay içinde 100 santimden fazla ilân verenlere hususî tenzilâtlı tarife tatbik olunur.

Mektep ve neşriyat, doğum , nişan, akit, teşekkür ve ölüm, icra, tapu ve mahkeme ilânları için hususî

tarife tatbik lunur.

Gazetem izde neşredilecek ilânlar için müracaat yeri;

ilâncılık Türk L t Şirketi

Ankara caddesi. Kahraman zade han. T el. 2 0 0 9 4 - 2 0 0 9 5

Brükselde bir nümayiş

Brüksel 21 ( A . A , ) —- Polis, alman sefareti önünde nümayiş teşebbüsünde bulunan ve Toerg- ler’in serbest bırakılması için bir istida vermek istiyen 103 kadar talebeyi dağıtmıştır, iki talebe tevkif olunmuştur.

(2)

Sahife 10

A K Ş A M

S o a jre d ijp â d ifa h J][k iııe il^ ^

rr

:

Yazan : SÜ LEY M AN KANI — Tercüme, iktibas hakin mahfuzdur — Tefrika no

.

209

İftarlarda verilen diş kirası,

muharremde dağıtılan paralar

Ramazanın birinci günü saray*

ida iftara gelen sadrıazama, şey­

hülislâma, seraskere biner, müşür*

lere beşer yüz altm diş kirası ve­ rilirdi.

Ramazanın ik'nci gününden iti. baren iftara gelen rical arasında > şahısları malûm ve isimleri atiye defterine dahil bulunanlara yüz ellişer ve yüzer, ulemaya derece­ lerine göre ikişer yüzerden ellişer altına kadar atiyeler verilirdi.

Baş mabeyinci bendegân daire­ lerinde kenara, bucağa sıkışmış imamlara, fıkaraya padişahtan istizan etmeden daire sahibi va- sıtasile atiye tertibinden üçer, be­ şer altın vermeğe mezun idi.

Her akşam it’ am olunan asker ve zabitlere maaşlarının birer misli ihsan olunurdu.

Gazete muharrir ve başmuhar­ rirlerinden kırk altın derecesinde

diş kirası alanlar olurdu.

Mutfaklarda alelâde bir çok fıkara iftar ederlerdi.

Beşiktaş, Ortaköy mahallele­ rinde halkın çoğu tablakârlam ar­ tırdıkları yemekleri satın alırlar­ dı. Bir kızarmış tavuk, bir sahan pişmiş et üç kuruş, börek, pilâv, hamur tatlıları yüzer para, ikişer kuruş, sebzeler altmış, paraya sa­ tılırdı.

Ramazanda bittabi bu alışveriş artardı. Müteaddit çorbalar îftar- cıiarda yemeğe iştiha bırakmaz­ dı; tablakârlar daha ziyade ye­ mek artırabilirlerdi; bu artmış ye­ mekler mutfaktan kabul olunma­ dığından tablakârlarm kazançları ziyadeleşirdi.

Abdülhamit maiyetine, vü­ kelâya, ecnebilere bol, bol ihsan­ lar ederdi. Hal ve mevkilerine gö­ re on liradan bin liraya kadar ati­ yeler, kendi markasile altın saat- lar bahşeylerdi.

Bir çok ecnebi matbuatı cebi hümayundan, mesture tahsisatın­ dan para alırlardı.

Her cuma Eyüpte kurbanlar ke­ silir, fıkaraya sadakalar tevzi olu­ nurdu.

Ekser vükelâ ve rical cenazele­ rinin teçhiz vc tekfin masarifi cebi hümayunca tesviye edilirdi.

Muayede resimlerinde şehza­ deler ve damatlardan sonra şirvan- da temaşada haa^r bulunan ecne­ biler ve musîkacılar çekilir, salon­ da erkek kalmaz, o vakit sultan­ lar ve kadın efendiler, ikballer, gözdeler, sair ruhsatı haiz kadın­ lar padişahın el ve eteğini öper­ lerdi.

Muayede bitince padişah Be­ şiktaş sarayından Yıldıza avdet eylerdi.

Temaşaya mezun olarak Be­ şiktaş sarayına gelmiş olan misa­ fir hanımlara bu sarayda reçel ve peynirden, sövüş ve mevsim dol­ malarından mürekkep bir kahvaltı ikram olunurdu.

Kadınlar sonra Yıldıza gider­ ler, Şale köşkünde ârâm eylerler, akşama doğru tepsiler içinde ge­ tirilen yemeklerle it’am olunur­ lardı.

Mihmandar cariyeîer

refaka-Yıldız bahçesindeki

tinde bu dairenin her tarafını ge­ zerlerdi; ikametlerine tahsis olu­ nan odalarda kendilerine birer omuz örtüsü verilir, yanlarına bi­ rer sürahi limonata ve su bırakı­ lırdı. Padişah tarafından bunlar­ dan bazılarına müceddeden, ba­ zılarına tebdilen şefkat nişanları, kırmızı atlas keselerle atiyeler ve­ rilirdi.

Kâtip kalfa isimleri okur, hazi­ nedar usta gümüş tepsiler üstün­ de bulunan bu hediyeleri alarak elden, ele sahiplerine teslim ey­ lerdi.

Akşamdan sonra sultanlar ve misafir hanımlar Yıldız tiyatro­ suna götürülür, tiyatro bitikten sonra hepsi yerlerine iade olu­ nurdu.

Kurban bayramlarında Abdül­ hamit Beşiktaş sarayının binek taşma gelince arabadan iner, ara­ ba bir tarafa çekilirdi.

Binek taşı önüne boynuzları al­ tın yaldızlarla varaklanmış, tüy­ leri kmalaşmış büyük üç, dört koç getirilir, bendegândan biri hünkâra içinde altm işlemeli halis çelikten üç bıçaklı bir mahfaza arz ve takdim eder, hünkâr bu mahfazayı açar, mevkibi hüma­ yun ile beraber gelip binek taşını saran müşürlerden birine zephe vekâletle mahfazayı verir, kendisi saraya girerdi.

Padişah giderken koçlar birer, birer yatırılarak bu müşür tara­ fından zephedilirdi.

Kurbanların etleri tasadduk edilirdi.

Maiyeti seniye erkânı harbiye müşürü Şakir paşa bu zeph ve­ kâleti vazifesini senelerce ifa et­ miştir.

Her kurban bayramından üç gün evvelden başiıyarâk kadın efendilere, evli ve evlenmemiş sultanlara, şehzadelere, ikballere, hazinedar ustaya, kâtip kalfalara,

saraydan çırak edilip çıkarılmış bazı muteber azatlılara, zenci ağa­ lara, selâmlıktaki bendegâna kur­ banlıklar tevzi olunurdu.

Kurban defterinde isimleri ya­ zılı olanlar adamlarını gönderir, tevzi mahallinden koyunları aldı- rırlardı.

Yekûnu bir kaç bine varan bu kurbanların bedeli cebi hümayun­ dan verilirdi.

Sarayın et sadakalarından fıka- radan başka Beşiktaş ahalisinden

havuzlardan biri

bir çoğu mütenaim olurdu.

Hızır günü de kurban defterle­ rine göre kuzu tevziatı yapılırdı. Saray mutfağında binlerce kuzu doldurulur, içli, dışlı saray halkı sofralarına birer tane verilir, sa­ ray mutfağına yaklaşmak fırsatı­ nı bulan zengine, fakire sofralar kurulur, hepsi kuzu dolması ve tatlı ile it’am edilirdi.

O gün İstanbuldaki askerlere de kuzu dolması ve irmik helvası tevzi olunurdu.

Sonraları kuzu ziyafetleri âli

m ektepler talebesine de teşm il

edilmişti. Bu ziyafetler mevsim ve hava müsait bulundukça Kâ- ğıthanede olurdu.

Kuzu masarifi kurban masra­ fından fazla olurdu. Bu paralar da tamamen cebi hümayundan çıkardı.

Aşure günü Yıldız meydanına kazanlar konulur, akşama kadar herkese getirdikleri kaplarla aşu­ re tevzi olunur, askere de aşure pişirilirdi.

Yapılan mevlit alaylarında en­ derim Topkapı sarayı hüddamı marifetile askerlerden başka Yıl­ dız civarında toplanmış binlerce ■kadına, erkeğe ikişer külâh şeker

tevzii mutat idi.

İpekli futalar içinde dağıtılan şekerler ekseriya yağma edil­ diğinden müvezziierin ayaklar al­ tında ezilmemesi için beşer polis ve askerle muhafazasına çalışı­ lırdı! Buna rağmen müvezziier- ıden fessiz, üstü, başı para­ lanmış futalarının bir tutam par­ çası kalmış olarak avdet edenler görülürdü.

Bu şeker tevziatı da sonraları gene âli mekteplere kadar teşmil edilmişti. Hattâ bir sene mülkiye mektebinde beşinci sınıftan bu şe­ kerleri kabul etmeyip ayak altın­ da ezenler olmuş, bu cüretlerin­ den dolayı her biri bir tarafa nef- yedilmişti.

Senebaşı - muharrem - tebriki için saraya gelen vükelâya o se­ neye mahsus basılmış altın ve gü­ müş meskûkâttan yüz ellişer altın­ lık verilirdi. Bu paralar serkarin bey marifetile tabaklara vaz ile takdim edilirdi.

Diğer zairler de miktarı me­ muriyet ve makamlarına göre ten­ kis edilmek üzere bu yolda atiye- lerle ikram görürlerdi.

(3)

Sahife ft

A K Ş A M

Sea ytdi padişah (İkinci Mahmut, Abd&lmceit, Abdülâıtiı, Marat, AbdOlhamit, Reşat, Vahideddfa) dcvirlcrlnda

Yazan : SU LEYM AN KANI - Tercüraa, iktibas hakin mahftwdur - Tefrika no

.

210

Yıldızın harem dairesi tek horozlu

bir kümese benzerdi

Yıldızda Clhannüma köşkünden boğazın görünüşü

Abdülmecit ve Abdülâziz de­ virlerinde saray kadınlarının açık­ lıkları dillerde destan olmuştu. Abdülhamit zamanında kadınlara karşı çok sıkı muamele bir kaide haline girmiş, Abdülhamidin da­ iresinde gözüne ilişmiyen ve he­ vesini tahrik etmiyen ve şehzade­ lerin paylarına düşmiyen kadın­ lar perhizkârlığa mahkûm edil­ miştir !

Abdülhamit:

-— Ben bilirim! Babamın, am­ camın kadınları ne mallardır! Ben bilirim!

Derdi. Bu müşahedesi ve bilgi- sile o kendi «mallarının» hariçte revacını menetmek, bunlardan in- tifaı yalnız kendisine hasretmek ister idi.

Abdülhamit bu baptaki itinayı gittikçe şiddetlendirmiş, seneler giçtikçe haremden harice kuş uç­ maz olmuştu. H iç yoktan, ufak bir şüphe Abdülhamidi gazebe getir­ meğe kâfi idi. Saraya hariçten kimsenin girmesi ihtimali onu çi­ leden çıkarırdı.

Haremi hümayunun hariçle mü­ nasebeti padişahın en ziyade ves­ vesesini tahrik edecek bir şeydi. Kendi kadın efendilerinin, ikbal ve gözdelerinin değil saray harici­ ne çıkmaları, saray dahilinde bah­ çelerde gezmeleri, hava almaları bile izinsiz olamazdı. Bu suretle Abdülhamit haremini tek horozlu bir kümes, yahut hâkimi kendisi, orta zaman kadın manastırı hali­ ne getirmeğe çalışmıştır.

Bu manastırın bekçileri bermu­ tat zenci hadım ağalar idi.

Zenci çocukları hususî vasıta­ larla Afrika içlerinden saraya cel- bedilirdi. Bunlar sarayda sünnet olur gibi hadım edilirlerdi..

Bu zavallıların sünnet çocukları halinde sarayda, üstlerinde enta­ rilerde dolaştıkları görülürdü. Ya­ raları iyileşince bu «kızlar ağası civcivlerine» birer isim takmak lâzım gelirdi. Çocuklar kızlar ağa­ sının huzuruna getirilir, orada bunlara Mercan, Gazanfer, Cev­ her gibi yahut Allahın 99 ismin­ den birine bir (a b d ) kelimesinin ilâvesile Abdülgani gibi bir isim takılırdı. Bu isimler ikişer vara­ kaya yazılır, bu varakalardan biri

isim sahibinin yatağına asılır, di­ ğeri cebine konurdu. Bu varaka­ lar herkesle berabermişim sahibi ismini tamam öğreninceye kadar böyle mahfuz kalırdı.

Bu acemi gençler lalaları yanın­ da sarayda ifa edecekleri vazife­ ye alıştırılır, talim ve terbiye edi­ lirlerdi.

Kafkasyanın genç, güzel kızla­ rı, ekseriya küçükken saraya alı­ nır, orada terbiye edilirdi.

Esirci Hüseyin efendi ile Emi­ ne hanım sarayın cariye müteah­ hidi gibi bir vaziyette idiler.

Bazı vilâyet valileri para ile satın aldıkları kızları saraya tak­ dim ederlerdi. Çerkesler ve Gür­ cülerden evlâdını ve akraba kız­ larını saraya takdim eyliyebilme- ği şeref addedenler var idi.

Sultan Mahmudun kızı ve A b ­ dülhamidin halası A dile sultanın yetiştirdiği kızlar sarayca mute­ ber addolunurdu.

Abdülhamit çocuklarına vere­ ceği kadınların ekseriya A dile sul­ tan sarayında terbiye edilmiş gü­ zel kızlardan olmasını tercih ederdi.

Tanzimat can hürriyetini temin etmişti. Fakat en parlak ve kuv­ vetli göründüğü senelerde bile padişah ile tanzimatm en yüksek ricali nefislerini odalık kullanmak zevkinden bir türlü mahrum ede­ memişlerdi; saray ve konak ha­ remleri zenci kölelerden hadım ağalarile dolu bulunuyordu. Ya- ptlah nizam sanki kendilerine ta­ allûk etmezmiş gibi bu zavallıları esaretten azat etmek kimsenin ha­ tırından bile geçmiyordu!

Hele cariye alışverişi üstü hafif örtülüce eskisi gibi devam edi­ yordu.

İstilâ devrinde her taraftan harp ganimeti gibi getirilen yahut kor­ sanlar tarafından aşırılıp satılan kızlar için padişah ve şehzade sa­ raylarında, vezirlerle rical konak­ larında iştihalı alıcılar bulunur­ du. Bu devir kapandıktan sonra beyaz kız ticareti Kafkasya taraf­ larına, Çerkeş, Gürcü, Lezgı kız­ larına inhisar eylemişti.

Rusyanm Kafkasyayı ele geçir­ mesinden sonra burada da bu ti­ caret daralmış, zor olmuştu.

Kafkasyadan bir kaç yüz bin nüfusun Osmanlı diyarına nakil ve mühacereti cariye ticaretini daha ziyade dahile inhisar ettir­ mişti.

Mithat paşa Tuna valiliğinde tanzimatm can hürriyeti kaydını tatbik etmek, sarayları cariyeler- den boşaltmak, padişah ile şeh­ zadeleri hereks gibi aile teşkiline alıştırmak ve mecbur etmek mak- sadile kız ticaretine darbe vurmak için mütemadi teşebbüslerde bu­ lunmuştu.

Kendisi Tuna vilâyetinde kal­ dığı müddetçe buna kısmen mu­ vaffak olmuş idise de Anadoluda ve Rumelinin başka cihetlerinde yerleştirilen Kafkasyalılar arasın­ da bu yolda alışverişin refini dü­ şünen olmamıştı.

Mithat paşa Tuna vilâyetinden kaldırıldıktan sonra oradaki çer- keşlerin de diğerlerinden farkı kalmamıştı.

Bu suretle bilhassa saraylar es­ kisi gibi Çerkeş, Gürcü, Abaza kızlarile doldurulmakta devam edegelmişti. İstanbulda bulunan­ lardan da ailesi itma ve ikna olu­ narak küçük yaşında saraya alı­ nan kızlar olurdu.

(Arkası var)

’"

a k ş a m

İlân tarifesi

Sahife Kuru? 1 Santim 4 0 0 2 » 2 5 0 3 » 2 0 0 4 -5 » 1 0 0 İç sahifelerde » 6 0 Son ilân sahifelerinde s. 3 0

*

Bir ay içinde 100 santimden farda ilân veren lere hususî tenzilâtlı tarife tatbik olunur.

Mektep Ve.neşriyat, doğum, ¡nişan, akit, teşekkür ve ölüm, icra, tapu ve mahkeme ilânları için hususî

tarife tatbik lunur.

Gazetemizde neşredilecek ilânlar için müracaat yeri:

ilâncılık Türk Lt. Şirketi

Ankara caddesi, Kahraman zade han. T el. 2 0 0 9 4 - 2 0 0 9 5

(4)

S ahife 8* / A K Ş A M

Son yedi padişah (ikinci MahamÇ A b d Bİmccit, Abdttlâzlıc, Morat, Abdülhamit, Reşat, Vahideddla) devirlerine!«

Y azan : SÜLEYM AN KANI — Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur — Tefrika no

.

211

Padişah gözdesinin hotozunu başından

alır keserdi. Bu muamele..

Yıldızda cihannOma köşkünden Sarayburnu ve Uskddarın görünüşü

Saraya kız toplamak için bap zen saraydan memuren hadım ağaları gönderilirdi; - eski za­ manlarda ordu için bu şekilde devşirme toplanırdı!

Bu işle uğraşan âdeta cariye acentalığı eden Çerkeş, Gürcü beyleri de vardı.

Bu suret ve vasıtalarla saraya alman genç ve acemi kızlara ev­ velâ birer isim, verilir, bu isim­ ler bir kâğıda yazılarak aîınları üstüne bağlanırdı. Bu suretle hem saray kadınları bunların isimlerini öğrenir, hem ekseriya türkçe bil- miyen ve ailesile münasebeti ke­ silen bu kızlar çağınla çağınla kendi adlarına alışırlar, eski isim­ lerini unuturalrdı.

Bunlar bir kalfanın terbiyesi al­ tına verilirdi. Bu terbiyede oku­ yup yazmadan ziyade musiki, raks, teganni, yürüyüş ve enda­ ma verilecek ahenk, sarayın usul ve âdatı, el işleri gibi zarafet ve zevki okşıyacak noktalara ehem­ miyet verilirdi. Padişah veya şeh­ zadeye meşrubat, yahut terlikleri ve çamaşırları takdim edilirken, efendisi ellerini yıkarken alına­ cak hürmet vaz ve tavrı gibi şeyler de bu talimler meyanın- da idi

Kalfalar bu çocuklara valide gi­ bi bakarlardı. Her hallerinden kalfalar mesuldü. Çocuklar da bü­ yüyünce valid eliklerine yardım ederlerdi.

Bu talim ve terbiye iki sene, bazen yaşa ve kabiliyete göre daha fazla sürerdi. Kalfası kızııi yetiştiğini haber verince ha­ zinedar usta, hattâ bazen Vali­ de Sultan tarafından kız âdeta imtihan edilircesine tetkike tâbi tutulurdu.

Artık bu kız gözde ve ikbal dimağa namzet olurdu. Bunun için bir tesadüfle padişah nazarı­ nın kendi üzerinde tevakkuf ede­ ceği zamana kadar beklemeye mecburdu.

Haremi hümayunda silsile itibarile başta eskidenberi valide «ultan bulunurdu .

Valide sultanın vefatında bu makam padişahın süt validesi, yahut tayası tarafından işgal edi­ lirdi. Bu takdirde dvletlû, is- metlû (mehdi ülyayi saltanat) ye­ rine (makamı mehdi ülyayi sal-

m at) geçerdi. Bu İkincilere de

valide sultan gibi muamele olu­ nurdu.

Abdülmecit validesi genç iken vefat eden oğlu Hamit efendiyi kızkardeşi Cemile Sultan ile bin­ likte üçüncü kadını Perestu kadın efendiye tevdi ederken:

— Senin evlâdın olmadı. Ben Hamit ile Cemileyi sana evlât ve­ riyorum !

Demiş, ondan sonra Perestu ka- dmefendi de Sultan Hamide va- Iidelik eylemiştir. Abdülhamit efendi padişah olunca Perestu kadın da makamı mehdi ülyayi saltanat olmuştur.

Abdülhamit zahiren valideli- ğine çok hürmet ve tazim gösterir ise de işlere karıştırmazdı; çok defa gönlünü kırdığı için kadın saraydan ayrılarak Nişantaşmda bir konakta otururdu.

Birinci, ikinci, üçüncü, dördün­ cü kadmefendileri sırasile birinci, ikinci., ilh ikballer takip ederdi.

Bu ikballer için eskiden kulla­ nılan haseki tabiri son zamanlar­ da metrûk idi. İkballerden sonra da gözdeler gelirdi.

Kadmefendiler kızlarını (sul­ tan, sultan efendi) diye çağırır­ lar, oğullarına yalnız (efendi) derlerdi.

Kadın efendi bulunduğu mec­ lise kendi kızı da olsa bir sultan gelince kıyam çder, sultan da ge­ lip kadın efendinin elini öperdi. Kadın efendiler ne kadar genç olurlarsa olsunlar sultanlar onla­ rın kızlan sayılırdı. Hazinedar usta valide sultanın eteğini öper, sultanlann ve kadın efendilerle ikballerin eteklerine varırdı.

Saraya misafirete gelen vükelâ karılarını hazinedar usta (Şale) köşkünde ağırlardı. Bu hanımlar buraya gelince hazinedar ustanın eteğini öperlerdi.

Abdülhamit sarayın alelâde iş­ leri için alınacak cariyelerin asıl ve nesline itina eylemezdi; şehza­ deler dairesine ayrılan cariyeler için de uzun tetkike lüzum gör­ mezdi.

Ancak kendisine hazinedar ola­ cak kadınların, mutlaka iyi ve asil çerkes ailelerinden olmasına dikkat ederdi. Bunların mutlaka güzel olmaları şart değildi.

Abdülhamidin daima dört ka­ dını olmuştu. İkballerinin adedi de dörtten aşağı düşmemiştir. A y­

rıca hazinedarları ye gözdeleri de yardı.

Gözdelerden birisi çocuk doğu­ racağı zaman kendisine üç odalık bir daire hazırlanırdı.

Gözdeler padişahın yatak oda­ sına başlarında hotuzlan, uzun etekli elbiselerde giderlerdi;

Gebelikleri tahakkuk edince padişah gözdesinin hotuzunu ba­ şından alır, keserdi. Bu muamele gözdenin kıymeti arttığını mevkii yükseldiğini gösterir ise de diğer taraftan padişaha takarrü- bünün seyrekleşeceğine dahi de­ lâlet ederdi!

Gözdeler ikballer sırasına ge­ çince kısa etekli elbise giymeğe mezun olurlardı.

Abdülhamit iki kişilik bronz bir ‘ karyolada yatardı.

Yatak odasında bir şezlong bu­ lunurdu.

Gündüzün haremde bulunduk­ ça Abdülhamidin yanında ikbal­ lerinden biri dururdu. Akşam ye­ meğinden sonra bu ikbal çekilir, yatma zamanı gelince Abdülhamit hazinedarlardan birisine o gece hangi ikbal ile kalacağını haber verir, bunun mazereti olduğu an­ laşılır ise diğer birini ister idi. Bu kadın gece yarısına, bazan sonra­ ya kadar padişahın yanında kalır, sonra çekilirdi.

Abdülhamidin en ziyade emni­ yetini celbetmiş bir ikbali saatler­ ce emir ve davete muntazır vazi­ yette dairesinde beklerdi; padi­ şah firaşma giren ikbali çekil­ dikten sonra bu davete muntazır ikbaline haber gönderir, o da gelip sabaha kadar şezlongta yatardı.

Arkasında nedimlerinin kitap okudukları büyük bir paravana yatak ile şezlongu kapardı.

Padişahın uykusunu davet ede­ cek olan kitap okuma bundan son­ ra başlardı.

Sultan Hamidin öğle yemeğin­ den sonra istirahate çekildiği sı­ rada dahi bazan beğendiği bir ik­ balini nezdine davet eylediği olurdu. Böyle günlerde haremde

(halvet var) denilirdi.

(Arkası var)

{

Zekât ve Fitrenizi

Tayyare Cemiyetine veriniz. ]

(5)

Sahife 8

....ı■ ımrtııin"i iri)#ír Mí' m

A K Ş A M

Sen ytdi padişah (İkinci Mahmut, Abdfllmccit, AbdOlâris, Murat, AbdQlhamlt, Reşat, Vahidendin) davİrUriuda

Y a z a n : SÜ LEY M AN KANI - Tercûma, iktibas hakkı mahftudar

Tefrika

no

.

£12

Yıldız bahçelerinde salıncaklar,

çiçek muharebeleri

Yıldız sarayında AbdQlhamldln yanan tıususT dairesi Önündeki harem bahçesi

hazinedar olmak mümkün değil» di. Hazinedar usta yahut kadın efendiler yanında terbiye gören sekiz, on yaşlarında iki, üç «ha­ zinedar k ız» bulunurdu ki bun­ lar zamanı gelinceye kadar bu firaşa namzet addedilirdi. Bunla­ ra rakıs, musiki, el işleri, jimnas­ tik oyunları gibi hoşa gidecek hünerler öğretilmesine sureti mahsusada ve diğerlerinden fazla' itina olunurdu.

Sarayda yetiştirilen küçük kız­ lardan birisinin bir şehzade da­ iresine gönderilmesi kendisine arzolunur da Abdülhamit:

— Dursun!

Emrini verecek olursa bu kızın kendisi için yetiştirilmesini iste­ diği anlaşılırdı. O zaman bu kıZ başka dairede ise hazinedar usta' nezdine gönderilirdi.

İyi terbiye görmüş, kırk yıllık hayatını sarayda geçirmiş hazine­ darlar arasından intihap olunan hazinedar ustalar sarayın zabıta memuru idiler.

Valide sultandan sonra harem­ de bunların hükmü geçerdi.

Hazinedar ustanın başında iki tarafa salıverilmiş takma saç ö r ­ güleri, elinde altın saplı kırbaç bulunurdu. Zerüzivere müstagrak

dolaşırdı.

Cariye ve kalfalardan nöbetçi bulunanlar iki hünkâr sofrasında beklerlerdi. Bunların başında baş­ kâtip denilen kadın bulunurdu. Başkâtip saray harem teşrifatınca mevki itibarile hazinedar usta­ dan sonra gelirdi.

Bu kadından cariyeler pek kor­ karlardı.

Bu harem başkâtibinin de ba­ şında iki takma saç sarkardı. Bu da sırmalı çepken giyerdi. Elin­ deki bastonun ortasında koca bir elmas bulunurdu.

Hazinedarlar adeden çok idi­ ler. Vazifeleri sultan Abdülha- midin hususî hizmetlerini- gör­ mekti.

Padişah tarafından hariçte ve dahildeki sultanlara ve sair ha­ rem erkânına yazılacak tezkere­ leri kâtip kalfalar yazarlardı.

Üçüncü kâtip kalfa haremi hü­ mayunu tiyatroya davet ederdi.

Nöbetçi kalfalar da gene emek­ tarlar arasından ayrılarak padi­

şahın hizmetine bakan tecrübeli kadınlardı.

Haremin tathiratma kırk kadar cariye bakardı. Bunların yanla­ rında terbiye edilmek üzere ve­ rilmiş acemiler de bulunurdu.

Bunlar cümleten nefsi şahane­ ye hizmet ederlerdi ki şehzade saraylarındaki kadınlardan ve yetişmiş şehzadelerden daima müçtenip bulunmağa mecbur idi­ ler.

Hünkârın oturduğu odaya, bil­ hassa habgâhma davetsiz kim­ senin tekarrübe salâhiyeti yoktu. Yalnız hazinedar ustalarla nö­ betçi kalfalar lüzum üzerine her daireye girerlerdi.

Kadın efendilere, ikbal ve -özdelere hizmet eden cariyeler

padişah odasına giremezlerdi. Kadın efendilerle ikballerin ve sultanların birer hazinedar, kâ­ tip, mühürdar, esvapçı, ibriktar, şerbetçi, kahveci, kalfalarla kâh­ ya kadını bulunurdu. Bir de ha­ rem ağalanndan intihap edilmı bir baş ağa olurdu.

Abdülhamit Abdülm ecit ve Abdülâzize nisbetle bendegânmı, kadın ve cariyelerini az düğer­ di. Maamafih en ziyade emniyet ettiği kadın ve ikballerini bile döğdüğü olurdu. Her dayaktan sonra bunlar birer elmas ve hediye ile taltif edilirdi.

Abdülhamit eline su döken kızı beğenirse lâtife olarak yüzüne su serperdi. Abdülhamitten böy­ le bir iltifata nail olmak o kız için hayatınca unutulmayacak bir hadise olurdu.

Harem dairesi bahçesindeki küçük havuz başında kurulan bir salıncakta kızlar, keyifli za­ manlarında Abdülhamidin göz­ leri önünde kolan vururlardı. Bu salıncağın oturulacak yeri maro­ kenden yapılmıştı.

Bazan kızlar ve kadınlar ha­ remde (N is) in çiçek muharebe­

lerini taklit ederlerdi; iki takım olurlar, her bir takım ayni renk­ ten hoş ve ha fif esvaplar giyer, karşı karşıya geçerler, gülüşerek çiçeklerle döğüşürlerdi.

Abdülhamit te bu çiçek atış­ ma manzarasını zevk ve lezzetle temaşa ederdi.

Fatihin, Yavuzun, Kanunînin bu torunu da işte böyle muhare­ belerde hazır bulunurdu!

Ekseriya küçük yaşlarında sa­ raya getirilen bu kızlar arasında ateşli çağında letafetini, tarave­ tini vücudu biçimsiz, kendinden başkasını düşünmez ve sevmez bir ihtiyara - padişah dahi olsa - feda etmeğe razı olmıyanlar, sultan Hamide mukavemet edenler de çıkmıştır.

Abdülhamit bu yolda mukave­ metlerde çok üzülür, kızar, mu­ kavemeti kırmak, ret edeni us­ landırmak için her çareye baş vururdu.

Bunlardan birisi hayli muka­ vemet ettikten sonra nihayet pa­ dişahın firaşına girmeğe riza gös­ termişti. Abdülhamitte maksada vusulden sonra bir daha kadın­ cağızın yüzüne bakmamıştır.

(Arkası var)

Son zamanlarda Londrada eski usul arabalar yeniden meydana çıkmıştır. Bunların içinde arabacının arkada oturduğu ve oradan beygiri idare ettiği arabalar da vardır. Arabaların meydana çık­ masına sebep kış ve kar münasebetile otomobillerin pek yavaş gitmesidir.

(6)

Sahife 10

A K Ş A M

Sen yedi padişah (ikinci Mahmut, Abdttlmccıt, AbdttlâtU, Murat, Abdülhamit, Rea^ç, Vahideddln) dtvirltrlnd»

Y a z a n : SULEYMAN KANİ — Tercüme, iktibas hakin mahftudur —

Tefrika n o. 213

Behice hanım Abdülhamide “Sen

benim babam olursun,, dedi

" .t

"* ■ Wmi

i

Yıldız bahçesindeki av ve nişan kulelerinden biri

Düzcede A baza beyi Alyos be­ yin kızı beşinci ikbal Behice ha­ nım da Abdülhamide mukavemet edenlerdendi.

Kafkasyadan kız getirmek müş­ külâta uğradıkça memleket dahi­ lindeki Çerkeş ve Abaza aileleri kızlarının saraya celbi için ihti­ yar olunan fedakârlık ve zahmet artıyordu.

Bolu sancağına tâbi Düzce ka­ zasında oturan ve reji muhafaza

memuriyetinde müstahdem bu­ lunan Abaza beylerinden Alyos bey Sultan Abdülhamide Sohum tarafından gelmiş abazalardan otuz kadar kız tedarik ve takdim eyliyerek sarayca marufiyet ka­ zanmıştı.

Bir defa böyle kız seçme me- muriyetile giden bir haremağası Alyos beyin on iki, on üç yaşların da bir kızını görmüş, beyenmiş, fakat validesi Nazlı hanımı ikna edemediği için alamamış, Istan- bula avdetinde keyfiyeti Abdül­ hamide anlatmıştı.9

Padişah kızın saraya celbi için mahsusen bir haremağası gönder­ di. Nazlı hanım bu defa da muva­ fakat etmedi; ancak haremağası kızının bir şehzade hanımı ola­ cağını söyliyerek iknaa muvaffak oldu.

Behice hanım saraya gelince: — Annemi, babamı isterim! Diye tutturdu; babası Alyos bey İstanbula getirilerek silâhşorlu­ ğa tayin edildi.

Abdülhamit hanımı görerek be­ ğendi. Bir şehzadesine verecek iken kendisi almağı tercih etti. Baş ikbal Müşfika hanıma arzu­ sunu açtı.

Fakat Behice hanımın iknaı ko­ lay olmadı. Bir defa Abdülhamidin yüzüne karşı:

— Sen benim babam olursun! Bile dedi. Fakat nihayet gerek baş ikbalin, gerek hazinedarların tergibile ve 2000 liraya nikâh kı­ yılmak suretile Behice hanım pa­ dişah firaşma girmeğe ırza edil­ di.

Yeni gözde gebe kalınca çocu­ ğunu düşürmesi istenildi.

Behice hanım:

— Ben çocuğu köyden getirme­ dim ya! Niçin düşürecekmişim! diye reddetti. Beşinci ikbal sıfa- tile Behice hanıma bir daire veril­ di. Burada Nureddin ve Bedreddin efendiler ikiz olarak dünyaya gel­ diler; Bedreddin efendi bir bu­ çuk yaşında vefat etti.Behice ha­ nımın babası Alyos bey miralay­ lığa kadar terfi etti. Alyos bey gayet iri yarı idi. Kendisi gibi yüksek boylu olan küçük Haşan jile yan, yana giderken nazarı celbetmemeleri kabil değildi. Al­ yos beyin Abdülhamide kayın pe­ der olmakla iftihar eylemesi pa­ dişahın hiç hoşuna gitmezse de Abdülhamit epi zaman buna ta­ hammül göstermişti.

Behice hanım da sarayda ka­ dınlarla iyi geçinmiyordu. O da — Ben ancak kendi haneda­ nımla iftihar ederim!

Diye gururunu göstermekten kinmiyordu.

Diğer kadınların kıskançlığı da tesirini gösterince Behice hanım ¡nihayet Sultan Hamidin iltifatın­ dan büsbütün mahrum kalmıştı. Abdülhamidin bazen pek mide- sizliği tutardı. ıRaksedişi, piya­ no, keman çalışı, dekoltesi, her hangi bir tavrı hareketi, edası hoşuna giden bir cariyeyi, çir­ kin de olsa, istifraş ederdi. Pa­ dişahın bu hevesleri en adî işlerde kullanılan bir cariyeyi kadmefen- diliğe kadar çıkardığı olurdu.

Abdülhamti sarayındaki cari- yelerden çıkmak, çırak edilmek arzusunda bulunanları tutmaz, derhal çıkartırdı.

Bir gün hünkâr dairesinin bir yerinden yangın çıkmış, deıhal yetişilerek söndürülmüştü.

Sarayda yangına karşı takayyüt ziyade idi. Gece, gündüz nöbetçi­ ler her tarafı sık, sık devr ile ne­ zaret ederlerdi.

Ancak yangının çıktığı yer pek adam uğrağı olmamakla oraya bakılamamıştı.

Yangın söndürüldükten sonra bunda suikast emaresi hissedilmiş, bu hal padişahı büyük telâşa ve vesveseye düşürmüştü. Bu kadar bekçileri, devriyeleri varken pa­ dişahın karargâhına yaklaşmağa mütecasir nasıl imkân bulmuştu? Bu hal Sultan Hamidi tethiş eyle­ mişti.

Bu yangın hariçten gelmiş bi­ risi tarafından değil de canını emniyet ettiği bu bekçiler, tüfek­ çilerden biri tarafından yapılmış ise?

Bu mülâhaza artık Abdülha- mitte huzur bırakmadı.

İçeride, dışarıda sıkı tahkikler neticesinde şu neticeye varıldı: Cariyelerden birisi sarayda du- ramıyacak halde sıkılmıştı; çırak olarak çıkarılmasını arzu ile kal­ fasına bir kaç defa niyazını arzet- miş ise de talebi isaf edilmemişti! Cariye bundan pek ziyade inki­ sara uğrıyarak saraydan kurtul­ mak için burasını ateşe vermek, kargaşalıktan fırsat bularak kaç­ mak çaresini düşünmüş yangını ika eylemişti.

Yangının telâş ve heyecandan, pek az maddî zarardan başka ne­ ticesi olmamıştı.

Sultan Hami t cariyeyi cezalan­ dırmadı. Bilâkis harçlık ve cihaz

tertibile çırak etti. Talep ve niya­ zına karşı lakayt kalmış olan ma­ fevkini ve bu işi mühimsememiş olanları ise istemedikleri halde çırak etmek suretile saraydan çı­ karttı.

Sultan Hamidin içtiği sigarala­ rın tütünleri sarayda bir depoda hıfzedilirdi. Tütün yaprakları sa­ rayda kıyılır ve kâğıtlara sarı­ lırdı.

Bir defa bu yaprak tütün depo­ sunda da bir yangın olmuştu: G öz­ delerden Feleksu beşinci ikbal Be­ hice hanımı kıskandığı, Abdülha­ mit kendisini iltifatından ve kur- biyetinden mahrum ettiği için in­ tikam kastile yaprak tütünlere ateş bırakmıştı.

Behice hanım o sırada gebe idi. Feleksu iptida bu işin kendisine kalfası olan ikinci hazinedarın - Ahmet Şevket ve Rıza paşaların hemşiresi Mihrımenent hanıme­ fendi - tarafından talim edildiği­ ni, hatta para ve elmas vadedildi- ğini söylemişti.

Abdülhamit bu yangın mesele­ sinin tahkikini şifre kâtibi Asım beye tevdi eylemiş, o da mesele­ nin (Behice hanım belki korkar da çocuğunu düşürür) diye bu kız tarafından ve hiç bir talim ve teş­ vike müpteni olmıyarak yapıldı­ ğını meydana çıkarmıştı.

Esasen yangın büyükçe bir za­ rar ika etmeden söndürülmüş ol- masile mesele kıskanç gözdenin saraydan çıkarılması, bir defa aleyhinde böyle bir söz çıkan ha­ zinedarın da sürülmesi ile kapan-

nMŞti. (Arkası var)

SELANİK BANKASI

|

Tarihi te’ sisi: 1888

Sermayesi:

Tamamen tediye edilmiş: 30,000,000 Frank

merkezi idaresi: İstanbul I

Türkiyedeki şubeleri:

Galata. İstanbul. İzmir. Samsun | Adana. Mersin

Yunanistaııdaki Şubeleri: | Atina. Selanik. Kavala. Pire.

Her nevi banka muameleleri- § Kredi mektupları. Her nevi meskûkât ile hesap küşadt- Çek

(7)

Sahife 8

A K Ş A M

Son yedi padişah (ikinci Mahmut, AbdOlmccit, Abdülâzls, Murat, Abdülhamit, Reşat, Vahideddlp,) devirlsrlnd*

Y a za n : SÜ LEYM AN KANI Tercüras, iktibas hakkı mahfuzdur — Tefrika n o. 214

Abdülhamit Cicibebeğin elinde

rovelveri görünce..

Abdülhamidin şehzadeliğinde dünyaya gelmiş olan bir kızı, Ul­ viye sultan, on iki yaşlarında iken yanmıştır.

Bu kız gizli sigara içmeğe alış­ mıştı; validesinden de pek çeki­ nir, korkardı. Bir gün böyle siga­ ra içerken annesinin gelmekte ol­ duğu zannile ve şaşkınlıkla siga­ rasını hemen hafif tül elbisesinin içinde sakladı; esvap tutuştu; kızcağız ateşi söndüremedi. Sa­ raylılar yemekte oldukları için kı­ zın feryatları vaktinde duyula- madı.

Bu hadise şu suretle de rivayet edilir:

Ulviye sultan kibrit kutusile oynuyordu. Kibritler birden ateş aldı; annesi bu sırada diğer bir odada piyano çalmakla meşgul idi; ilk feryatları duyamadı.

Ulviye sultanın bu suretle vü­ cudunda hasıl olan yanıklar niha­ yet ölümünü intaç etti.

Babasına kızın tecennün ede­ rek kendisini külhana attığı haber verildi; hakikî sebep hakkında malûmat verilemedi.

Ancak Abdülhamit vakadan pek ziyade müteessir oldu. Tahki­ kat icra ederek hakikati öğrendi. Kızın validesine darıldığı gibi dikkatsizlikleri ve muhafazada ihmallerini anladığı nöbetçileri biribiri arkasından dairesinden çıkardı ve nefyetti. Bu sırada Yu­ nanlılarla hudut ihtilâfı çıkmış idi. Bu mesele de bu gaile arasın­ da kapandı.

Ulviye sultanın elbisesi tutuştu­ ğu vakit Abdülhamidin beslediği bir papağanın:

— Yangın var!

Diye bağırdığı, padişahın işin aslını öğrendikten sonra saray­ lılara:

— Bir papağan kadar olama­ dınız!

Diye çıkıştığını saraylılar söy­ lerlerdi.

Abdülhamidin bazı cariyeleri külhanda yaktığı şayiası vardır. Bu rivayetin aslı yoktur. Böyle bir şayianın çıkmasına şu vakanın se­ bep olmuş bulunması muhtemeldir:

Yıldız sarayında tamirat ve tezyinat işleri hemen hiç eksik ol­ m azdı.Adi hizmetlerde kullanı­ lan bir cariye sarayda çalışmakta olan bir İtalyan nakkaşa âşık olur; ne yaparsa yapar, yolunu bulur, nakkaş ile bir çok defalar görü­ şür. Nihayet gebe kaldığını anla­ yınca cürmünün meydana çıkma­ sına mahal kalmamak için intiha­ ra karar verir.

Bir gece fırsat kollıyarak ken­ disini şehzadeler dairesindeki bir külhana atar, sonra dayanamaz, dışarıya fırlar. Külhana odun nakline yarıyan köprü üstünde ba­ ğırıp çağırmağa, çırpınıp tepin­ meğe başlar.

(Kızın külhanın dehlizinde el­ bisesine ispirto dökerek kibritle tutuşturduğunu, vücudu yanmağa başlayınca dayanamadığını söyli- yenîer de vardır.)

Feryatlarını nöbetçi kalfalar duyup yetişirler; fakat cariyeyi

Abtiülhamldln yanan hususi dairesinden kalan parçalardan; Banyo dairesinin dışardan görünüşü

ölümden kurtarmak mümkün ola­ maz.

Abdülhamidin dairesinde (ci­ ci bebek) diye çağırdığı ve pek sevdiği on üç, on dört yaşlarında Nazlıyar isminde bir Çerkeş kızı var idi.

Abdülhamit bu kızı sevimli bir Van kedisi gibi yanından ayırmaz­ da. Büyük bir ikbal ve hâkimiye­ te namzet görüldüğü için daha bu yaşta kendisini kıskananlar olu­ yordu. Bir gün bu genç kız yanın­ da iken padişah namaza durdu. O namaz kılarken kızcağız masa üs­ tünde bulduğu bir rovelver ile oynamağa başladı.

Abdülhamit selâm verirken bu­ nu gördü. Kızın elinden hemen rovelveri aldı; kızı da bir daha odasına uğratmadı.

Bu kızcağızın bu hareketi bir suikast talimile yapmış olup ol­ madığı öğrenilmek üzere işkence­ lere konulduğu rivayeti vardır.

Her halde kız biraz zaman son­ ra çırağ edilerek evlendirildi.

Bazan Abdülhamidin nazarı şehzadelerin, sultanların dairele­ rine kadar uzanırdı. Daha şehza­ deliğinde (büyük efendi) nin - yani biraderi veliaht Murat efen­ dinin - dairesine gider, gelir iken orada Vuslatseza isminde güzel bir kız görmüş, beğenmiş, mek­ tuplaşarak, haberleşerek kızı Ha­ cı Hüseyin bağına aşırmış idi.

Murat efendi bunu haber alın­ ca:

— Biraderim kızı benden iste­ seydi vermez imi idim, ki böyle uygunsuz bir harekette bulundu?

Diye serzeniş ile iktifa eyle­ mişti.

Hamit efendi bir müddet sonra Vuslatseza hanımdan aldığı gön­ lünü başkalarile eğlendirmeğe baktığı için hareminde kıskançlık gürültüleri olmuş, nihayet Vuslat­ seza hanımı Sakızlı bir zat ile ev­ lendirmek suretile dairesinden çı­ karmağa mecburiyet hiseyle- mişti.

Abdülhamitte bu başka daire­ lere göz atma hevesi saltanata geç­ tikten sonra da devam etmiştir.

Saray haricinde oturan evlen­ miş sultanlar saraya geldikçe ma­ iyetlerinde kızlar da getirirlerdi.

Bir gün Abdülhamit haremi hümayunda şarkılı bir balet tertip ettirmiş, kalabalık olması için sul­

tanların dairelerindeki oyun ta­ kımlarından da kız istemişti.

Rakkaseler arasında büyük kızı Zekiye sultanın cariyelerinden (Mestiâlem) Abdülhamidin dik­ katini celbetti.

Ertesi günü iki harem ağası pa­ dişah tarafından Zekiye sultana giderek bu kızı istediler.

Bu Zekiye sultan dairesi için büyük bir şeref idi! Mestiâlem için de beşaret!

Rüyasında bile nail olmadığı böyle bir m üjde ile biçare Çerkeş kızı sevincinden bayılacak bir ha­ le geliyordu? Gözde olacak, ikbal olacak, bir de çocuğu olursa valide sultan sırasına girecekti!

Zekiye sultan Mestiâlemin tu­ valetini bizzat kendi yaptı.

Üstüne başına lâvantalar sürdü; kızı müzeyyenata garketti.

(Mestiâlem) mutantan bir araba­ ya bindirildi. Yanında atlı harem ağası olduğu halde saraya gön­ derildi; makamı mehdi ülyayı saltanatın yanma sevkedildi. Âdet ve usuller, padişaha hizmet hak­ kında ders almağa başladı.

Bu da dört gün sürdü. Kız bu yolda da kemale gelince padişah huzuruna takdim olundu.

Fakat bilinemez ne oldu? A b ­ dülhamidin duyduğu arzu mu sön­ müştü? Kız gözüne eğlence akşa­ mı kadar güzel mi görünmedi? Kızı görür görmez kaşlarını çattı: — Hayır bu değil, götürün bunu!

Dedi. Kızcağız henüz doğmağa başlamış bu gururdan mahcubiyet ve hacaletin son derecesine düşe­ rek kalbinden vurulmuşa döndü. Her debdebeden âri bir halde ve bir harem ağası refakatinde Zeki­ ye sultana iade edildi.

Kız bu hakarete tahammül ede­ medi. Kahroldu; sarardı, soldu; nihayet ölüm döşeğine düştü.

(Arkası var)

Tayyare Cemiyetine vereceğiniz

Z E K A T ve F İT R E

Tayyare, Hilâliahmer ve Hima- yeietfal Cemiyetleri arasında

(8)

«Sahife 8

A K Ş A M

Sop yedi padişah (ikinci Mahmut, Abdülmecit, Abdülâriz, Murat, Abdülhamit, Reşat, Vahideddin) devirlerinde

Yazan: SU LEY M AN KAN! — Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur — T efrika n o. 219

Abdülhamit bir kadını nasıl

nikâh ederdi

Ahdülhamıdin dört kadın efen­ disi daima nikâhlı olmamıştır; ba­ zı ikballerde de nikâhlanmıştır.

Yanan Ulviye sultanın validesi baş kadın efendinin vefatında baş kadın efendi olan ikinci kadın büyük şehzade Selim efendinin, ve şehzade Ahmet efendi ile Z e­ kiye sultanın; sıra ile derecesi yükselen ikinci kadın efendi Nai- me sultan ile Abdülkadir efendi­ nin, üçüncü Mestan kadın efendi Bürhanettin efendinin, dördüncü Emsaînur kadın efendi Şadiye sultanın, baş ikbal Müşfika hanım Ayş.e sultanın, üçüncü ikbal Sa- zekâr hanım Refia sultanın, dör­ düncü ikbal Fatma Pesent hanım dokuz aylık iken kuş palazından vefat eden Hatice sultanın, beşin­ ci ikbal Behice hanım Nureddin efendinin, altıncı ikbal Saliha ha­ nım Abit efendinin anneleri idi. Şehzadeler sarayda mahsur ve hariç ile ihtilâttan memnu bir hayat geçirdiklerinden tahsilleri mahdut kalmıştı. Yalnız her biri bir iş, çoğu musiki öğrenmişti.

Bunlar on yaşma gelince anne­ leri yanından ayrılır, kendilerine ayrı daire tahsis olunurdu, hepsi­ nin musikiye merakı, bilhassa Bürhanettin efendinin istidadı zi­ yade idi.

(Sanayii nefise) mektebi mual­ limi (V alori) efendi şehzadelere resim dersi verirdi.

Şehzadeler askerî rütbeleri ha­ izdiler amma alaylarının yüzünü ancak selâmlık resimlerinde gö­ rürlerdi. Abdülkadir ve Ahmet efendiler süvari, A b dür rahim efendi topçu, Bürhanettin efendi bahriyeli idiler.

Abdülhamit sultanların nikâh­ larında vekâlet eden şeyhülislâm­ lara bin altın atiye ihsan eder, di­ ğer vekil ile şahitlere muhtelif kıymetlerde eşyadan hediyeler verirdi.

Kırım muharebesi esnasında İs- tanbula gelen Fransız kibarından madam dö Sentarno Abdülmecit ile görüştüğü sırada müslüman- larm dört kadın alabilmesi sebep­ lerini sormuştu da Abdülm ecit:

— Evet! Dört kadın alırız! Bi­ risini gözleri için, diğerini ağzı, ve çenesi için; üçüncüsünü şunun, dördüncüsünü de butum için! lâti- fesile cevap vermişti.

Babası ve ecdadı gibi Abdül­ hamit te dört kadın haricinde göz­ de ve ikballerinin cazibeli gözle­ rinden, şehvetengiz dudakların­ dan, balık eti vücutlarından veya narin endamlarından kâm almak­ ta ihmal eylememiştir! Yalnız o tahta geçtikten sonra diğer padi­ şahlar gibi harem hayatının ha­ ricinde kendisine zevk arama­ mıştır.

Sarayda kadın efendi olmak için ikballer adeta nöbet bekler­ lerdi. Kadın efendilerden biri öbür dünyaya göçmeli idi ki ik­ baller de bu mertebeye terfi ede­ bilsinler.

Kadın efendilerden birisi vefat edince diğerleri arasında sıra ile 'erfi yapılır, baş ikbal olan da

Şetızadagân dairelerindeki hamam külhanına giden köprü

- nikâhlı olsun, olmasın - kadın efendi olur, ikballer arasında da gene sıra ile dereceler yükselirdi.

Abdülhamit bir kadını kendisi­ ne nikâh edeceği gün ya şeyh Za- fir efendi yahut sarayın baş ima­ mı hünkârın hususî dairesine cel- bedilir, nikâh merasimini yapar­ lardı. Başmabeyinci, başkâtip ya­ hut esvapçı başı birer tarafın ve­ killeri olurlardı.

Bu merasimde vazife ifa eden­ lerin her biri de mertebelerine gö­ re mühim nikâh atiyelerine nail olurlardı.

Abdülhamit gebe kalan müstef- reşelerinden birisinin doğurma zamanı gelince yanma becerikli ve yaşlıca kalfalardan birini ve­ rirdi. Bu hanımın baş kalfası ma­ kamında işlerine bakan bu kalfa doğan çocuğun (aba) sı olurdu. Çocuk şehzade olsun, sultan ol­ sun büyüdükten sonra da bu kal­ faya (aba) diye çağırmakta de- Vam ederdi.

tığının yanına, ya görünecek bir yere arzuhalini bırakır, hemen gidip kendi odasına kapanırdı. Çırak oluncaya kadar hizmette bulunmaz, kimse ile ihtilât etmez, hele hanımının yüzüne hiç çıka­ mazdı.

Yalnız onu arzusunda haklı bu­ lan kalfalar istidasının tervici için propaganda yaparlardı.

Çıraklık istiyen hanımından ( sonra padişahın rızası lâhik olun- cıya kadar beklemeğe mecbur idi. Böylece aylar, seneler geçtiği olur­ du. Hatta beş seneye kadar bek- liyenler görülmüştür.

İşte saray haricinde (saraylı hanım) denilen kadınlar şu veya bu şekillerle saraydan çırak edil­ miş hanımlardır.

Bazan bunlardan odalarında beklemekten bıkarak yahut arka­

daşları tarafından ikna edilerek çıraklık talebinden feragat eden­ ler de olurdu. Bu takdirde evvelce Bir şehzade veya sultan doğun­

ca kendisi için çocuklu veya ço­ cuğu henüz vefat etmiş bir Çerkeş süt nine aranır, para ile satın alı­ narak saraya celbedilirdi. Bu ka­ dın o şehzade veya sultanın (da- ye) si olurdu.

Abdülhamit bıkınca, bir sebep­ le gözünden düşünce, saraydan çıkarılmağı icap eden mühim bir sebep zuhur edince gözdelerini çırak eder, bunları kendisinin iltifat ve teveccühüne nail olan­ lara, büyük memurlara, saray adamlarına nikâh ile tezviç ey­ lerdi.

Gözdelerden başka cariye ve kalfaların çıraklık talebinde bu- j lunmaları saraydan bıkkınlık ma­ nasını işrap eylediği için adeta i ayıp sayılırdı; kanunu esasî ilâ­ nından sonra bile bunlar için da­ rılmak, esaret hayatına nihayet vermek hakkı tanınmamıştı!

Biri böyle çırak çıkarılmak is­ tese kimse buna delâlet etmez, istiyenin mensup olduğu prenses veya kadın efendiye kimse gidip şifahen bir şey söyliyemezdi.

Bu şerait altında çıraklığı isti- * yen işini bizzat görmeli idi. O da j kimseye görünmeden fırsatını bu­ lup hanımının odasına girer ya ya s-,

ne hizmette iseler gene o hizmette devam ederlerdi.

(Arkası var)

f ^

Tayyare Cemiyetine vereceğiniz

Z E E A T ve F İT R E

Tayyare, Hilâliahmer ve Hima- yeietfal Cemiyetleri arasında

paylaşılacaktır.

b, I ... ... al

Büyük Fırsat

İzmir de acele

SATILIK E V

İzmirin n güzel ve ferah bir yerinde, iki kat üzerinde yedi oda, bir sofa, mutfak ve sair istirahat esbabını havi, etrafı geniş ağaçlık bahçelerle muhat, güzel manzaralı, vapur ve tramvaya beş dakika mesafede çok kullanışlı bir ev acele satılıktır.

Görmek için İzmir, Karan- tine İskele caddesinde 60 nu­ maradaki eve, anlaşmak için İstanlda Akşam tahrir müdürü Enis Tahsin, yahut İzmir Bas­ mahanede İzmir - Kasaba hattı teftiş dairesinde Füruzan beye müracaat etmelidir.

(9)

Sahife &

_________________________________________ A K Ş A M

Soo yedi padişah (ikinci Mahmut, Abdfllmccit, AbdUlâzlz, Murat, Abdülhamit, Reşat, Vahidcddlp) devirlerinde

Yazan : SÜ LEYM AN KANI — Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur — Tefrika NO< 210*

Sarayda çocuk düşürtmek âdeti ve

Abdülhamit hakkındaki fikirler

İkballer ile hazinedarlar ve ka­ dın efendiler hiç bir sebep ve ba­ hane ile sarayı terkedemezlerdi. Saraydan çırak edilen saraylı hanımlar yeni efendilerinin hane­ lerinde itibar ve hürmete naif olurlardı.

Son senelerde çırak edilmek için yeni bir sebep daha bulun­ muştu:

Her hangi bir zatın hareminde olanı, geçeni saraya yetiştirmek.

Abdülhamit böyle bir hizmete lüzum görünce haremi hümayu­ nundan bir münasibini çırak ede­ rek o zata ikram ve lûtufta bulun­ muş olurdu!

Bu casusluk sarayca da cari is6 de mükâfatı başka türlü olurdu.

Bir gün kadın efendilerden bi­ rinin hizmetinde bulunan bir ca­ riye Abdülhamıdin hoşuna git­ mişti.

Padişah cariyeyi çağırttı. Kız o sırada hanımının mendillerini yı­ kamakta idi. Üstünü, başını düzel­ terek huzuru hümayuna çıktı.

Padişah bu kadın efendiye gü- cenmişti. Kıza hanımının etvar ve harekâtı, hissiyatı hakkında kendisine malûmat verirse gözde ve ikbal olacağım ifham etti. Kız bir iki gvm sonra kadın efendinin Abdülhamit için:

(Pek ihtiyar! Sevilecek hali y o k !) demiş olduğunu haber verdi. A(ibdülhamit :

Kalplerindeki düşünceler du­ daklarındaki sözlere uymıyanla- rm davasını ben böyle görürüm!

Diyerek kadın efendinin bir da­ ha yüzüne bakmadı. Casusluk eden kızı da vadini ıncaz suretile mükâfatlandırdı.

Abdülhamidin kadın ve ikbal­ leri arasında en ziyade emniyeti­ ni celbetmiş olan Ayşe sultanın validesi baş ikbal Müşfika hanım idi.

Kadın efendiler ve ikballer arasında kendilerini padişaha be­ ğendirmek hususunda rekabet, haset hisleri kemalinde idi.

Abdülhamit bazan bunların kıskançlıklarını tahrik ederdi. Bu yüzden gücenmeler, nazlar, istiğ­ nalar olur, padişah mahiyetini bil­ diği bu hareketlere tahammül gös­ terirdi.

Fakat bu kadınlara karşı ekse­ riya dürüst hareket eder ve biri­ nin vakit ve hizmetine diğerini tecavüz ettirmemeğe itina eylerdi. Abdülhamit kıskançlığı şiddetli olduğunu, kendisine baş ağrısı olacağını bildiği ikballerini idare için bazan zahmete bile katla­ nırdı.

Yeni bir gözdesine oda tefriş edileceği sırada hariçten gelecek eşyayı görmemesini iltizam ettiği ikbalini bizzat alıp iltifatlarla sa­ rayın aksi cihette bir odasına, bahçesine, kuşhaneye götürdüğü, oyaladığı olurdu.

Sarayda çocuk düşürtmek eski bir âdet idi. Bilhassa şehzade ha­ remleri için bunda ısrar edilirdi. Tanzimattan sonra şehzadele­ rin, sultanların doğan çocuklarım boğmak, yahut göbeğini

kesmiye-Yıldız sarayının

rek ölüme bırakmak gibi vahşet­ ler ortadan kalkmış ise de çocuk­ ları doğmadan düşürtmek ananesi son zamanlara kadar devam ey­ lemiştir.

Abdülhamit zamanında da sa­ rayda çocuk düşürtmekte bilgiç sayılan kalfalar vardı. Çocuk dü­ şürmek, düşürtmek bu devirde de çok olmuştu.

Çocuk düşürmeğe razı olmıyan bazı odalıklar göğüslerine sün­ ger yerleştirerek ilâcı bu süngere içirtmek marifetini gösterirler, çocuklarını saklamak, kurtarmak yolunu bulurlardı.

Saray kadınlarının hepsi aldık­ ları terbiye muktezasmca padişa­ hı pek büyük görürlerdi. Onların nazarında diğer hükümdarların hepsi bu (Allahın yeryüzünde göl­ gesinin, topraklar ve denizler ha­ kanının) birer tabiinden başka değillerdi. Yalnız « o hain Moskof ve hilekâr İngiliz» gibi bazıları «ne hikmeti ilâhiyeye mebnidir, bilinm ez!» işte baş kaldırmışlardı!

Almanya imparatoriçesi İstan- bula geldiği zaman makamı mehti ülyayı saltanat Perestu kadın efendi

kendisinden kabul esnasında el öpme gibi bir hareket beklemiş, imparatoriçe ihtiramkârane bir tavırla selâm vermekle iktifa edince bunu padişahın ve dola- yısile kendisinin yüksek maka­ mına karşı bir hürmetsizlik addile canı sıkılmıştı. Valde sultan ka­ bul resmi hitamında yanındaki kadmlarar:

— Misafir, pek kaba bir şey! Demişti!

Sarayı dolduran bu kadınlar harice çıkmakta, gezmekte serbes değillerdi. Yalnız kandil günle­ rinde, ramazanın on beşinde hır­ ka alayı gününde sarayın yüksek sınıf kızlan, kadınları istanbulda gezmeğe çıkabilirlerdi.

Ramazanda saray hayatı biraz genişlerdi. Fakat bu da tekayyüt altında olurdu.

O günlerde ikindi vakti Sul- tanahmetten Fatihe kadar cad­ dede saray arabalannın katar gi­ bi geçtiği görülürdü. Her araba­ da renk, renk feraceli, ve ince yaşmaklı yaşlıca ve genç süslü ve zarif ikişer, üçer saraylı görülürdü.

Bu arabalar âdeta zencirleme

saltanat kapısı

bir taraftan gider, diğer taraf­ tan dönerdi. Arabaların araba­ cıları yanında ellerini göğüslerine kavuşturmuş seyisler, çıraklar arkasında da ellerinde fil dişin­ den ya gümüş savatlı kamçılarla atları üstünde zenci harem ağa­ lan bulunurdu. Şehzade harem­ leri bu günlerde de çıkmazlardı. Bu günler bu kadınların çoğu için «fındıkçılık» etmek üzere yegâ­ ne müsait zamanlar idi.

Katarlar arasına sokulabilen gençlerin arabalarından kadın­ lara işaretler, tebessümler edilir, karşılıklı gözler süzülür, mendil­ ler gösterilir, beşuş veya mahzun tavırlar alınırdı.

Fakat araba bekçisi harem ağası bunların farkına varmamalı idi! Yoksa derhal müthiş bir tavır ve nazar bu kuru ve uzak tatlı emel­ lere zahirini katardı. Yayalar­ dan arbalara yaklaşan cüretkâr­ lardan ise kamçı darbelerine ma­ ruz kalanlar olurdu.

Zaten ne olsa bu zevk gezinti­ nin devam ettiği iki saate inhisar ederdi.

(Kandil piyasa) lart o seneler­ de İstanbul zevk âleminin bir hu­ susiyeti sayılırdı.

Cüîûs günleri (19 ağustos) sa­ rayda şehzade ve suiltan daireleri donanma yapmakta tekabete gi­ rişirlerdi.

Her sene hangi dairede donan­ ma en parlak yapılmış ise harem

halkı arasında günlerce bunun sözü geçerdi. (Arkası var)

f Bir tashih — Perşembe günkü tef­ rikamızda Abdülhamidin kayın pederi Albus beyin ismi Alyos diye çıkmıştır. Tashih eder ve özür dileriz. ]

Sadakai Fıtır

İstanbul MUftiliğinden: Âlâ edna orta Buğday 10 8 5,20 Arpa 13 10,20 0 00 Hurma 208 130 0 0 0 Kuru üzüm 78 65 52

Hava kuvvetlerimizin itilâ ve terakkisi için her türlü muave­ netin ifası vatanî vazifelerimi­ zin en mühimlerinden bulundu­ ğu cihetle bu bapta Diyanet iş­ leri riyaseti aliyesinden sadır olan fetva mucibince sadakai fıtır ve zekât ile mükellef bulu­ nanların Tayyare cemiyetine yar­ dımda bulunmaları arzolunur.

(10)

Sah i fe 8

A K Ş A M

Son J«cH padişah (ikinci Mahmut, AbdOlmecit, Abdülârit, Murat, Abdülhamİt, Reşat, Vahideddin) devirlerinde

Hakkı Şinasi beyin Konyaya

sürülmesine sebep olan hadise

Saray içinde kadınlar çok de­

fa biribirlerini yemeğe davet eder­ lerdi. Bu yemekler saatlerce sü­ rerdi.

Sultanlar ile kadm efendiler ye­ meklerini yatak odalarına getirt­ meği tercih ederlerdi. Esasen sa­ rayda büyük ve muntazam yemek odası da yoktu. Cariyeler sofra etrafında diz çökerek veya bağ­ daş kurarak ortadaki bakır sa­ handan çatalsız ve ellerile yer­ lerdi.

Mısır hidivinin validesi - vali­ de paşa - Abdülhamidin pek tak- dirkân id i; Abdülhamİt te ken­ disine daima iltifat ederdi.

Valide paşa İstanbulda bulun­ dukça her cuma saraya gelir, Y ıl­ dız tiyatrosunda padişah locasın­ da ikram görürdü.

Valide paşa ve sair büyük ri­ cal hanımlarına sarayda ziyafet verildiği vakit bu kadınlar umu- men üstünde gayet müzeyyen sof­

ra takımları bulunan masalarda frenk usulünce yemek yerlerdi.

Sofralarda yemekler on beş ka­ bı bulurdu. Kaplar tablakârlar marifetile ve tablalarla hareme nakledilirdi.

Harice çıkamıyan saraylıların vükelâ familyalarınca arasıra zi­ yaret edilmesine müsaade vardı. Bu ziyaret te külfetsiz olamaz­ dı. Kızlar beyaz, kadınlar uzun etekli beyaz veya renkli esvaplar giymeğe, başlarında hotuzu fera­ celerinin rengine uydurmağa, saç­ larına mücevherat takmağa mec­ bur idiler.

Abdülhamidin üç hemşiresi Ce­ mile, Seniye, Fatma sultanların zevçleri damat Mahmut Celâled- din, Mahmut, Nuri paşalar A b ­ dülhamİt devrinde rahat yüzü gö­ rememişlerdir. Yalnız dördüncü hemşiresi Me-îha sultan zevci Fe­ rit paşa - Vahdettin zamanında sadrıazam - ile münzeviyane ve asude vakit geçirebilmişlerdir.

Abdülhamİt büyük kızı Ze­ kiye sultanı Gazi Osman paşanın oğlu Nureddin paşaya tezviç et­ mişti.

Beyoğlunda Nureddin paşanın metresi olduğu rivayet edilen mo­ distra Kamelya validesi, hizmet­ çisi, köpeğile birlikte katledil­ mişti.

Zekiye sultanın kocasını kıs­ kanmak yüzünden bu katilde zi- methal olduğu yolunda sözler çok deveran eylemiştir.

Abdülhamİt kızı Naime sul­ tanı tahta çıkınca ilk doğan evlâ­ dı olmak itibarile (taht kızım ) diye çok severdi. Almanya impa- ratoriçesine kadınlarından yal­ nız Naime sultanın validesini tak­ dim eylemişti. Naime sultan di­ ğer sultanlardan biraz farklı mu­ amele görür, babasını ziyarete di­ ğerlerinden daha serbesçe gelebi­ lirdi.

Ancak bu sultan pek zayıftı. Daire tabibi Hakkı Şinasi bey ken­ disini biraz şişmanlatmak için ar­ senik şiringalan yapıyordu. Fa­

Yıldız sarayında berıdegân dairesi

kat sultanın vücudunu yabancı bir nazarın görmesi caiz olamıya- cağı için fanilâ ve çamaşırlar şi* ringa edilecek noktadan deline­ rek, kesilerek tedaviye böyle de­ vam ediliyordu.

Bu tdaviden fayda görülmüş, sultan vücutça hayli kilo kazan­ mıştı. Bu neticeden Abdülhamİt pek memnun oluyordu. Ancak fa­ nilâ ve çamaşırların her vakit 'böyle atılmasına mahal görmiyen zevci Kemaleddin paşa nihayet:

— Bu enjeksiyonu ben de yapa­ bilirim!

Diyerek işi üstüne aldı. Fakat iyi mi yapamadı, dozu mu ziyade kaçırdı; ne olduysa oldu; Naime sultan yeniden zayıflamağa baş­ ladı.

Tedavinin Kemaleddin paşa eline girdiğini bilmiyen Abdülha­ mİt buna merak ediyor, amma bir türlü sebebini anlıyamıyordu.

Bir gün yanına gelen kızının çantasında şişeler gördü; sordu; enjeksiyonların damadı tarafın­ dan yapıldığını öğrendi; Naime sultanın pul, pul derileri soyulu­ yordu,

Kemaleddin paşanın komşusu Hatice sultan ile münasebette bu­ lunduğu şayiaları da bu sırada meydan almıştı.

Abdülhamİt Kemaleddin paşa­ nın karısı Naime sultanı zehirle­ mek istemiş olmasından şüphelen­ di. Doktorlar toplandı. Konsomas­ yonlar yanıldı. Sultanın arsenik şiringalarile gerçekten zehirlen­ diği tahakkuk eyledi.

Abdülhamİt bizzat takip ettiği bu meselenin tahkikini şifre kâ­ tibi Asım beye tevdi etti. Fakat kast anlaşılamadı. Bununla bera­ ber Kemaleddin paşa Bursaya, Hakkı Şinasi bey Konyaya nefye- dildi.

Bu sıralarda Hatice sultanın bir saraylısile Naime sultanın bir saraylısı hastalanmış, Etfal has­ tanesinde buluşarak ahbap olmuş­ lardı. Hatice sultan saraylısının sultanile muhabere ettiği Abdül- hamide jurnal edilmesi üzerine Ragıp paşa gönderilerek bu sa­ raylı sıkı sorguya çekildi. Mek- 1 tonlar bulundu. Fakat bunlarda zehirlenme hadisesine taallûk

eder cihet görülmedi. İki saraylı saraylarından çıkarıldı. Yalnız Naime sultanın saraylısına Asım beyin delâletile 300 kuruş maaş tahsis olundu.

Abdülhamİt hazinedarlarından Hayrandilin acemisi ve yetiştir­ mesi olan Pesendi görüp beğen­ miş, kendisine gözde edinmişti. Bu Fatma Pesent hanımdan Hati­ ce sultan isminde bir kızı da olun­ ca bu hanımın itibarı pek artmıştı. Hatice sultan küçükken vefat et­ mekle Abdülhamİt Hamidiye Et­ fal hastanesini bu kızı namına yaptırmıştı.

Abdülhamİt bir gün Yıldızın dış bahçesinde Yıldız itfaiye ta­ burundan iki neferin gezmekte olduğunu görür; gidiş müdürü Mahmut efendiye bunların kün­ yelerini zaptettirir. Bunlardan A rif efendi isminde birisi yekten mülâzim rütbesine terfi olunur.

Pesent hanımı yetiştiren hazi­ nedar Hayrandil hanım 300 lira ihsan ile çırağ edilir ve 1000 ku­ ruş hazinedarlık maaşı da hayat kaydile verilmek üzere bu A rif efendi ile evlendirilerek Boluya gönderilir.

Abdülhamİt kızı Ayşe sultanili validesi yanında büyümüş Dürrü-yektavı da firasma almak iste­ miş, fakat kız hanımının üstüne bu ikbali reddeylemişti. O vakit Abdülhamİt:

— Yaşlıyım! Onun için beni istemiyor!

Diye kızmıştı; Ayşe sultanın validesi nihayet kızı kandırmağa m uvaffak olmuş, kızcağız gözde­ ler arasına katılmıştı. Abdülhamİt evvelki imtinamın öcünü almak istiyerek bu defa Dürrüyekta ha­ nımı da saraydan çıkarır ve gene mülâzim rütbesine terfi ettiği di­ ğer itfaiye neferde evlendirir; Çoruma gönderir. Fakat ne ihsan rüyekta hanım Corumda uzun naz ve nimet içinde büyümüş Dür- rüyekta hanım Çorumda uzun müddet yaşayamaz; İstanbula ge­ lerek başmabeyincı A li paşaya müracaat eder. A li paşanın ta- vassutile kendisine Kadıköyünde bir ev bahşedilerek kocası da ts- tanbula celbedilir.

(Arkası var)

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

In vitro study demonstrated that the anti-tumor effects of LOR in COLO 205 cells were mediated by causing G(2)/M phase cell growth cycle arrest and caspase 9-mediated

It can also improve the ways of whole healthcare manage system by analyzing, evaluating a nd spreading the result of healthcare to prevent from wasting of healthcare resources

Araflt›rmac›lar görüntülerin ayr›nt›l› incelemeleri sonucunda, ikili sal›m kuram›n›n bu izotop için geçersiz kald›¤›n› ve sal›nan protonlar aras›ndaki

dilimizdeki “müjde” kelimesinin tam karşılığıdır. Çoğulu da تﺎﻳﺮﺸﺑ gelir.. Bu kelime fiil olarak ailevi münasebet anlamında kullanılmıştır. 71 Allah,

[r]

The high density lipoprotein-cholesterol (HDL-C) levels were significantly higher in the AD1, AD5 and AD10 groups than in the AD0 group.. However, the fecal cholesterol and bile acid

Nezih Eldem Taşkışla’nın otel olma­ sına karşı çıkarken, “Bir tarihi yapı eğer fonksiyonlarını yitirmişse, topluma yeniden kazandırılmak için hayata katılmaksızın

La Porte etait passee dans la defensive, mais la Republique Polonaise avait elle - meme cesse de compter comme une puissance, &#34;Le spectre de l'aneantissement menaçant depuis