b u i l t ? I
S»hife $
A K Ş A M
So« yedi padişah (İkinci Mahmut, Abdfllmccıt, Abdftlâm , Murat, AbdSfhamit, Reşat, Vahıdeddta) dcvhrlarlnda
Yazan : SU LEY M AN KANI — Teren ¡ne. iktibas hakkı mahfuzdur — Tefrika NO. 202
Abdülhamit yaz kış neden hep
açık arabaya binerdi?
Yıldız bahçesindeki köşklerden Clhannüma köşkü
Abdülhamit kadar nefsini halk* tan esirgıyen padişah görülme miştir. A li Suavi vakası Abdül- iıamidin bu tarzda hareketine en
müessir olan hadisedir.
Selâmlık ve mur.yede resimle rinden, her ramazanın on beşin de yapılması mecburî Hırkaişerif ziyaretinden başka zamanlarda halka kendisini göstermez, daha doğrusu sarayından çıkmazdı.
Cuma selâmlığı evvelce İstan bul (Selâtin) camilerinden birinr de, Beşiktaşta icra olunurken A b dülhamit Hamidiye camiini inşa ettirdikten sonra daima bu cami de yapılmıştır.
Selâmlık günü sabah saat on birden itibaren İstanbulun muhte lif semtlerinden hareket eden piyade, süvari askerleri Hamidi ye camiimn etrafını ihata ederdi. Bu askerlerin arasında zuhaf alayları kıyafetlerde en ziyade nazarı ceîbederdi.
Selâmhk resmini sefaretler er kânından ve muteber ecnebiler den seyre gelenler camiin karşı sındaki binada salonlara kabul olunurlardı.
İspanyada Barselonda yakala nan bir listede anarşistlerin İtal ya kralı Ombertodan sonra Ab- dülhamidi Öldürmeğe karar ver dikleri mezkûr bulunduğundan korkusu artan Abdülhamit bu gi bi merasimde hazır bulunabilme leri için ecnebilerin sefaretler den mahsus tavsiye getirmelerini usul ittihaz eylemişti. Abdülhamit vehme kapılarak camiin karşısın da ecnebi seyyahlara mahsus köş kü bir gün içinde yıktırmıştı.
Böyle tavsiye getiren ecnebiler nöbetçi mabeyincilere kartlarım göstererek salona kabul edilir lerdi.
Ecnebi prenslerin, elçilerin ve meşhur ecnebilerin • kabulü için büyük mabeyin dairesinde müzey yen bir salon vardı.
Selâmlıktan sonra padişah ha zan bu daireye gelirdi.
31 mart hadisesinde Kabulînin mürteciletr tarafından itlâftada Abdülhamit bu dairede bulunu yordu.
Selâmlığı seyre gelen ecnebiler arasına lisan bilir, hafiyeler karı şırdı. Bunlar seyircilerin tavırla rım tetkik ederler, konuştuklarına kulak kabartırlardı.
Padişah geçerken selâmlık ala yına fotoğraf makinesi tevcih et mek yasaktı.
Muhafız askerler cami etrafın da toplanıp aşılmaz bir duvar ha lini alınca ortada faaliyet başlar, uzun istamboîinler giymiş zenci haremağaları görünürdü.
Selâmlıkta ecnebi bir prensin bulunması gibi fevkalâde günler de makamı mehdi ülyayı salta natla, sultan ve kadın efendilerin doldurduğu on, on iki araba da merasimde bulunarak şaşaayı ar tırırlardı.
Bu kadın arabaları hadim ağa ları, hademeler tarafından takip edilerek ve asker tarafından se- ' unlanarak yavaş, yavaş cami av
lusuna girerlerdi; arabaların, he men atları alınır, bir sıraya dizi lir, hanımlar araba içinde ka lırdı.
Padişahın kendi şehzadeleri de ayrı, ayn at veya arabalarile, yan larında yaverleri ve adamlarile gelirlerdi.
En küçük yaşta bulunanların bile askerî üniformalarile geçer ken ağır başlı adamlar gibi selâm verişleri garip bir manzara idi.
Hünkâr arabasının geçeceği yo la tanzifat arabalarile kum dökü lürdü.
Hazırlık bitince gidiş müdürü Hacı Mahmut efendinin verdiği işaret üzerine sarayın büyük ka pısı açılır, vezirler ve müşürler- den, ricalden mürekkep üniforma lı alay pürvekar ve haşmet görünür
dü. Bu zevat cami avlısında yer tutarlardı.
Abdülhamit namına tanzim edil miş marş sesine (padişahım çok yaşa!) nidaları karışırdı.
Abdülhamit ibadet arzusundan ziyade bir saltanat ananesi diye
hiç terkedemediği selâmhk resim lerine evvelce at ile, sonraları kö rüğü kapalı bir faytonla, göğ sünde yalnız (hanedanı âli osnıan) nişanı olduğu halde çıkardı.
Bir kaza veya suikast vukuunda atlayıp kurtulabilmek için daima açık arabaya binerdi; kapalısile çıkmazdı. Faytonunun yarı kapalı körüğünün meşin kaplamasile içindeki çuha astarı arasında bir tabaka çelik zırh lâvhası bulun duğu rivayet edilirdi.
Araba sarayda hünkâr dairesi nin kapısı önüne gelir, padişah bindikten sonra küçük mabeyin kapısından ilerilerdi. Yanında şehzadesi Bürhaneddin efendi, karşısında Gazi Osman paşa, onun vefatından sonra (1 ) serasker R ı za paşa bulunurdu.
Abdülhamit etrafı selâmhya- rak geçerdi. Şehzadelerinin önün den geçerken tebessüm gösterirdi. Padişahın maiyetinde güzel ta kımlarla mücehhez atlar getirilir di. Alay cami kapısı merdiveni önünde durur, Abdülhamit araba dan iner, merdiveni sürat ve sühu-[1] Abdülhamit Osman paşadan sonra mabeyin mûftırlüğüntl kimseye tevcih ' etmemiştir.
letle çıkınca gene umuma bir se lâm verir, içeriye girerdi; bu sı rada şeyhülislâm ile evkaf nazırı karşılarlardı. Çavuşlar:
— Padişahım mağrur olm a; senden büyük Allah v a r!... dîye bağırdıktan sonra Abdülhamit ca mi binası içindeki hünkâr daire sine dahil olurdu.
Bu dairenin önünde iki silâhşor nöbet beklerdi.
Namaz bitince Abdülhamit dış merdivenin önüne getirilmiş bir arabaya biner, en âlâ cinsten se çilmiş atların dizginlerini bizzat ele alır, arabayı kendi idare ede rek süratle uzaklaşırdt.
Alaya iştirak eden - çoğu koca vücutlu - büyük rütbeliler yaya olarak arabanın etrafında koşu- şurlardı; atlı olanlar ite, kaka pa dişahı takip ederlerdi.
Harem arabaları dönerken ka dınlar pencerelerden etrafa para serperlerdi. (Arkası var)
A K Ş A M
İlân tarifesi
Sahife Kuru? 1 Santim 4 0 0 2 » 2 5 0 3 » 2 0 0 4 - 5 » 1 0 0 İç sahifelerde » 6 0 Son ilân sahifelerinde s. 3 0Y*
Bir ay içinde 100 santimden fazla ilân verenlere hususî tenzilâtlı tarife tatbik olunur.
Mektep ve neşriyat, doğum , nişan, akit, teşekkür ve ölüm, icra, tapu ve mahkeme ilânları için hususî
tarife tatbik lunur.
Gazetem izde neşredilecek ilânlar için müracaat yeri;
ilâncılık Türk L t Şirketi
Ankara caddesi. Kahraman zade han. T el. 2 0 0 9 4 - 2 0 0 9 5
Brükselde bir nümayiş
Brüksel 21 ( A . A , ) —- Polis, alman sefareti önünde nümayiş teşebbüsünde bulunan ve Toerg- ler’in serbest bırakılması için bir istida vermek istiyen 103 kadar talebeyi dağıtmıştır, iki talebe tevkif olunmuştur.Sahife 10
A K Ş A M
S o a jre d ijp â d ifa h J][k iııe il^ ^
rr
:
Yazan : SÜ LEY M AN KANI — Tercüme, iktibas hakin mahfuzdur — Tefrika no
.
209İftarlarda verilen diş kirası,
muharremde dağıtılan paralar
Ramazanın birinci günü saray*ida iftara gelen sadrıazama, şey
hülislâma, seraskere biner, müşür*
lere beşer yüz altm diş kirası ve rilirdi.
Ramazanın ik'nci gününden iti. baren iftara gelen rical arasında > şahısları malûm ve isimleri atiye defterine dahil bulunanlara yüz ellişer ve yüzer, ulemaya derece lerine göre ikişer yüzerden ellişer altına kadar atiyeler verilirdi.
Baş mabeyinci bendegân daire lerinde kenara, bucağa sıkışmış imamlara, fıkaraya padişahtan istizan etmeden daire sahibi va- sıtasile atiye tertibinden üçer, be şer altın vermeğe mezun idi.
Her akşam it’ am olunan asker ve zabitlere maaşlarının birer misli ihsan olunurdu.
Gazete muharrir ve başmuhar rirlerinden kırk altın derecesinde
diş kirası alanlar olurdu.
Mutfaklarda alelâde bir çok fıkara iftar ederlerdi.
Beşiktaş, Ortaköy mahallele rinde halkın çoğu tablakârlam ar tırdıkları yemekleri satın alırlar dı. Bir kızarmış tavuk, bir sahan pişmiş et üç kuruş, börek, pilâv, hamur tatlıları yüzer para, ikişer kuruş, sebzeler altmış, paraya sa tılırdı.
Ramazanda bittabi bu alışveriş artardı. Müteaddit çorbalar îftar- cıiarda yemeğe iştiha bırakmaz dı; tablakârlar daha ziyade ye mek artırabilirlerdi; bu artmış ye mekler mutfaktan kabul olunma dığından tablakârlarm kazançları ziyadeleşirdi.
Abdülhamit maiyetine, vü kelâya, ecnebilere bol, bol ihsan lar ederdi. Hal ve mevkilerine gö re on liradan bin liraya kadar ati yeler, kendi markasile altın saat- lar bahşeylerdi.
Bir çok ecnebi matbuatı cebi hümayundan, mesture tahsisatın dan para alırlardı.
Her cuma Eyüpte kurbanlar ke silir, fıkaraya sadakalar tevzi olu nurdu.
Ekser vükelâ ve rical cenazele rinin teçhiz vc tekfin masarifi cebi hümayunca tesviye edilirdi.
Muayede resimlerinde şehza deler ve damatlardan sonra şirvan- da temaşada haa^r bulunan ecne biler ve musîkacılar çekilir, salon da erkek kalmaz, o vakit sultan lar ve kadın efendiler, ikballer, gözdeler, sair ruhsatı haiz kadın lar padişahın el ve eteğini öper lerdi.
Muayede bitince padişah Be şiktaş sarayından Yıldıza avdet eylerdi.
Temaşaya mezun olarak Be şiktaş sarayına gelmiş olan misa fir hanımlara bu sarayda reçel ve peynirden, sövüş ve mevsim dol malarından mürekkep bir kahvaltı ikram olunurdu.
Kadınlar sonra Yıldıza gider ler, Şale köşkünde ârâm eylerler, akşama doğru tepsiler içinde ge tirilen yemeklerle it’am olunur lardı.
Mihmandar cariyeîer
refaka-Yıldız bahçesindeki
tinde bu dairenin her tarafını ge zerlerdi; ikametlerine tahsis olu nan odalarda kendilerine birer omuz örtüsü verilir, yanlarına bi rer sürahi limonata ve su bırakı lırdı. Padişah tarafından bunlar dan bazılarına müceddeden, ba zılarına tebdilen şefkat nişanları, kırmızı atlas keselerle atiyeler ve rilirdi.
Kâtip kalfa isimleri okur, hazi nedar usta gümüş tepsiler üstün de bulunan bu hediyeleri alarak elden, ele sahiplerine teslim ey lerdi.
Akşamdan sonra sultanlar ve misafir hanımlar Yıldız tiyatro suna götürülür, tiyatro bitikten sonra hepsi yerlerine iade olu nurdu.
Kurban bayramlarında Abdül hamit Beşiktaş sarayının binek taşma gelince arabadan iner, ara ba bir tarafa çekilirdi.
Binek taşı önüne boynuzları al tın yaldızlarla varaklanmış, tüy leri kmalaşmış büyük üç, dört koç getirilir, bendegândan biri hünkâra içinde altm işlemeli halis çelikten üç bıçaklı bir mahfaza arz ve takdim eder, hünkâr bu mahfazayı açar, mevkibi hüma yun ile beraber gelip binek taşını saran müşürlerden birine zephe vekâletle mahfazayı verir, kendisi saraya girerdi.
Padişah giderken koçlar birer, birer yatırılarak bu müşür tara fından zephedilirdi.
Kurbanların etleri tasadduk edilirdi.
Maiyeti seniye erkânı harbiye müşürü Şakir paşa bu zeph ve kâleti vazifesini senelerce ifa et miştir.
Her kurban bayramından üç gün evvelden başiıyarâk kadın efendilere, evli ve evlenmemiş sultanlara, şehzadelere, ikballere, hazinedar ustaya, kâtip kalfalara,
saraydan çırak edilip çıkarılmış bazı muteber azatlılara, zenci ağa lara, selâmlıktaki bendegâna kur banlıklar tevzi olunurdu.
Kurban defterinde isimleri ya zılı olanlar adamlarını gönderir, tevzi mahallinden koyunları aldı- rırlardı.
Yekûnu bir kaç bine varan bu kurbanların bedeli cebi hümayun dan verilirdi.
Sarayın et sadakalarından fıka- radan başka Beşiktaş ahalisinden
havuzlardan biri
bir çoğu mütenaim olurdu.
Hızır günü de kurban defterle rine göre kuzu tevziatı yapılırdı. Saray mutfağında binlerce kuzu doldurulur, içli, dışlı saray halkı sofralarına birer tane verilir, sa ray mutfağına yaklaşmak fırsatı nı bulan zengine, fakire sofralar kurulur, hepsi kuzu dolması ve tatlı ile it’am edilirdi.
O gün İstanbuldaki askerlere de kuzu dolması ve irmik helvası tevzi olunurdu.
Sonraları kuzu ziyafetleri âli
m ektepler talebesine de teşm il
edilmişti. Bu ziyafetler mevsim ve hava müsait bulundukça Kâ- ğıthanede olurdu.
Kuzu masarifi kurban masra fından fazla olurdu. Bu paralar da tamamen cebi hümayundan çıkardı.
Aşure günü Yıldız meydanına kazanlar konulur, akşama kadar herkese getirdikleri kaplarla aşu re tevzi olunur, askere de aşure pişirilirdi.
Yapılan mevlit alaylarında en derim Topkapı sarayı hüddamı marifetile askerlerden başka Yıl dız civarında toplanmış binlerce ■kadına, erkeğe ikişer külâh şeker
tevzii mutat idi.
İpekli futalar içinde dağıtılan şekerler ekseriya yağma edil diğinden müvezziierin ayaklar al tında ezilmemesi için beşer polis ve askerle muhafazasına çalışı lırdı! Buna rağmen müvezziier- ıden fessiz, üstü, başı para lanmış futalarının bir tutam par çası kalmış olarak avdet edenler görülürdü.
Bu şeker tevziatı da sonraları gene âli mekteplere kadar teşmil edilmişti. Hattâ bir sene mülkiye mektebinde beşinci sınıftan bu şe kerleri kabul etmeyip ayak altın da ezenler olmuş, bu cüretlerin den dolayı her biri bir tarafa nef- yedilmişti.
Senebaşı - muharrem - tebriki için saraya gelen vükelâya o se neye mahsus basılmış altın ve gü müş meskûkâttan yüz ellişer altın lık verilirdi. Bu paralar serkarin bey marifetile tabaklara vaz ile takdim edilirdi.
Diğer zairler de miktarı me muriyet ve makamlarına göre ten kis edilmek üzere bu yolda atiye- lerle ikram görürlerdi.
Sahife ft
A K Ş A M
Sea ytdi padişah (İkinci Mahmut, Abd&lmceit, Abdülâıtiı, Marat, AbdOlhamit, Reşat, Vahideddfa) dcvirlcrlnda
Yazan : SU LEYM AN KANI - Tercüraa, iktibas hakin mahftwdur - Tefrika no
.
210Yıldızın harem dairesi tek horozlu
bir kümese benzerdi
Yıldızda Clhannüma köşkünden boğazın görünüşü
Abdülmecit ve Abdülâziz de virlerinde saray kadınlarının açık lıkları dillerde destan olmuştu. Abdülhamit zamanında kadınlara karşı çok sıkı muamele bir kaide haline girmiş, Abdülhamidin da iresinde gözüne ilişmiyen ve he vesini tahrik etmiyen ve şehzade lerin paylarına düşmiyen kadın lar perhizkârlığa mahkûm edil miştir !
Abdülhamit:
-— Ben bilirim! Babamın, am camın kadınları ne mallardır! Ben bilirim!
Derdi. Bu müşahedesi ve bilgi- sile o kendi «mallarının» hariçte revacını menetmek, bunlardan in- tifaı yalnız kendisine hasretmek ister idi.
Abdülhamit bu baptaki itinayı gittikçe şiddetlendirmiş, seneler giçtikçe haremden harice kuş uç maz olmuştu. H iç yoktan, ufak bir şüphe Abdülhamidi gazebe getir meğe kâfi idi. Saraya hariçten kimsenin girmesi ihtimali onu çi leden çıkarırdı.
Haremi hümayunun hariçle mü nasebeti padişahın en ziyade ves vesesini tahrik edecek bir şeydi. Kendi kadın efendilerinin, ikbal ve gözdelerinin değil saray harici ne çıkmaları, saray dahilinde bah çelerde gezmeleri, hava almaları bile izinsiz olamazdı. Bu suretle Abdülhamit haremini tek horozlu bir kümes, yahut hâkimi kendisi, orta zaman kadın manastırı hali ne getirmeğe çalışmıştır.
Bu manastırın bekçileri bermu tat zenci hadım ağalar idi.
Zenci çocukları hususî vasıta larla Afrika içlerinden saraya cel- bedilirdi. Bunlar sarayda sünnet olur gibi hadım edilirlerdi..
Bu zavallıların sünnet çocukları halinde sarayda, üstlerinde enta rilerde dolaştıkları görülürdü. Ya raları iyileşince bu «kızlar ağası civcivlerine» birer isim takmak lâzım gelirdi. Çocuklar kızlar ağa sının huzuruna getirilir, orada bunlara Mercan, Gazanfer, Cev her gibi yahut Allahın 99 ismin den birine bir (a b d ) kelimesinin ilâvesile Abdülgani gibi bir isim takılırdı. Bu isimler ikişer vara kaya yazılır, bu varakalardan biri
isim sahibinin yatağına asılır, di ğeri cebine konurdu. Bu varaka lar herkesle berabermişim sahibi ismini tamam öğreninceye kadar böyle mahfuz kalırdı.
Bu acemi gençler lalaları yanın da sarayda ifa edecekleri vazife ye alıştırılır, talim ve terbiye edi lirlerdi.
Kafkasyanın genç, güzel kızla rı, ekseriya küçükken saraya alı nır, orada terbiye edilirdi.
Esirci Hüseyin efendi ile Emi ne hanım sarayın cariye müteah hidi gibi bir vaziyette idiler.
Bazı vilâyet valileri para ile satın aldıkları kızları saraya tak dim ederlerdi. Çerkesler ve Gür cülerden evlâdını ve akraba kız larını saraya takdim eyliyebilme- ği şeref addedenler var idi.
Sultan Mahmudun kızı ve A b dülhamidin halası A dile sultanın yetiştirdiği kızlar sarayca mute ber addolunurdu.
Abdülhamit çocuklarına vere ceği kadınların ekseriya A dile sul tan sarayında terbiye edilmiş gü zel kızlardan olmasını tercih ederdi.
Tanzimat can hürriyetini temin etmişti. Fakat en parlak ve kuv vetli göründüğü senelerde bile padişah ile tanzimatm en yüksek ricali nefislerini odalık kullanmak zevkinden bir türlü mahrum ede memişlerdi; saray ve konak ha remleri zenci kölelerden hadım ağalarile dolu bulunuyordu. Ya- ptlah nizam sanki kendilerine ta allûk etmezmiş gibi bu zavallıları esaretten azat etmek kimsenin ha tırından bile geçmiyordu!
Hele cariye alışverişi üstü hafif örtülüce eskisi gibi devam edi yordu.
İstilâ devrinde her taraftan harp ganimeti gibi getirilen yahut kor sanlar tarafından aşırılıp satılan kızlar için padişah ve şehzade sa raylarında, vezirlerle rical konak larında iştihalı alıcılar bulunur du. Bu devir kapandıktan sonra beyaz kız ticareti Kafkasya taraf larına, Çerkeş, Gürcü, Lezgı kız larına inhisar eylemişti.
Rusyanm Kafkasyayı ele geçir mesinden sonra burada da bu ti caret daralmış, zor olmuştu.
Kafkasyadan bir kaç yüz bin nüfusun Osmanlı diyarına nakil ve mühacereti cariye ticaretini daha ziyade dahile inhisar ettir mişti.
Mithat paşa Tuna valiliğinde tanzimatm can hürriyeti kaydını tatbik etmek, sarayları cariyeler- den boşaltmak, padişah ile şeh zadeleri hereks gibi aile teşkiline alıştırmak ve mecbur etmek mak- sadile kız ticaretine darbe vurmak için mütemadi teşebbüslerde bu lunmuştu.
Kendisi Tuna vilâyetinde kal dığı müddetçe buna kısmen mu vaffak olmuş idise de Anadoluda ve Rumelinin başka cihetlerinde yerleştirilen Kafkasyalılar arasın da bu yolda alışverişin refini dü şünen olmamıştı.
Mithat paşa Tuna vilâyetinden kaldırıldıktan sonra oradaki çer- keşlerin de diğerlerinden farkı kalmamıştı.
Bu suretle bilhassa saraylar es kisi gibi Çerkeş, Gürcü, Abaza kızlarile doldurulmakta devam edegelmişti. İstanbulda bulunan lardan da ailesi itma ve ikna olu narak küçük yaşında saraya alı nan kızlar olurdu.
(Arkası var)
’"
a k ş a m
İlân tarifesi
Sahife Kuru? 1 Santim 4 0 0 2 » 2 5 0 3 » 2 0 0 4 -5 » 1 0 0 İç sahifelerde » 6 0 Son ilân sahifelerinde s. 3 0*
Bir ay içinde 100 santimden farda ilân veren lere hususî tenzilâtlı tarife tatbik olunur.
Mektep Ve.neşriyat, doğum, ¡nişan, akit, teşekkür ve ölüm, icra, tapu ve mahkeme ilânları için hususî
tarife tatbik lunur.
Gazetemizde neşredilecek ilânlar için müracaat yeri:
ilâncılık Türk Lt. Şirketi
Ankara caddesi, Kahraman zade han. T el. 2 0 0 9 4 - 2 0 0 9 5
S ahife 8* / A K Ş A M
Son yedi padişah (ikinci MahamÇ A b d Bİmccit, Abdttlâzlıc, Morat, Abdülhamit, Reşat, Vahideddla) devirlerine!«
Y azan : SÜLEYM AN KANI — Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur — Tefrika no
.
211Padişah gözdesinin hotozunu başından
alır keserdi. Bu muamele..
Yıldızda cihannOma köşkünden Sarayburnu ve Uskddarın görünüşü
Saraya kız toplamak için bap zen saraydan memuren hadım ağaları gönderilirdi; - eski za manlarda ordu için bu şekilde devşirme toplanırdı!
Bu işle uğraşan âdeta cariye acentalığı eden Çerkeş, Gürcü beyleri de vardı.
Bu suret ve vasıtalarla saraya alman genç ve acemi kızlara ev velâ birer isim, verilir, bu isim ler bir kâğıda yazılarak aîınları üstüne bağlanırdı. Bu suretle hem saray kadınları bunların isimlerini öğrenir, hem ekseriya türkçe bil- miyen ve ailesile münasebeti ke silen bu kızlar çağınla çağınla kendi adlarına alışırlar, eski isim lerini unuturalrdı.
Bunlar bir kalfanın terbiyesi al tına verilirdi. Bu terbiyede oku yup yazmadan ziyade musiki, raks, teganni, yürüyüş ve enda ma verilecek ahenk, sarayın usul ve âdatı, el işleri gibi zarafet ve zevki okşıyacak noktalara ehem miyet verilirdi. Padişah veya şeh zadeye meşrubat, yahut terlikleri ve çamaşırları takdim edilirken, efendisi ellerini yıkarken alına cak hürmet vaz ve tavrı gibi şeyler de bu talimler meyanın- da idi
Kalfalar bu çocuklara valide gi bi bakarlardı. Her hallerinden kalfalar mesuldü. Çocuklar da bü yüyünce valid eliklerine yardım ederlerdi.
Bu talim ve terbiye iki sene, bazen yaşa ve kabiliyete göre daha fazla sürerdi. Kalfası kızııi yetiştiğini haber verince ha zinedar usta, hattâ bazen Vali de Sultan tarafından kız âdeta imtihan edilircesine tetkike tâbi tutulurdu.
Artık bu kız gözde ve ikbal dimağa namzet olurdu. Bunun için bir tesadüfle padişah nazarı nın kendi üzerinde tevakkuf ede ceği zamana kadar beklemeye mecburdu.
Haremi hümayunda silsile itibarile başta eskidenberi valide «ultan bulunurdu .
Valide sultanın vefatında bu makam padişahın süt validesi, yahut tayası tarafından işgal edi lirdi. Bu takdirde dvletlû, is- metlû (mehdi ülyayi saltanat) ye rine (makamı mehdi ülyayi sal-
m at) geçerdi. Bu İkincilere de
valide sultan gibi muamele olu nurdu.
Abdülmecit validesi genç iken vefat eden oğlu Hamit efendiyi kızkardeşi Cemile Sultan ile bin likte üçüncü kadını Perestu kadın efendiye tevdi ederken:
— Senin evlâdın olmadı. Ben Hamit ile Cemileyi sana evlât ve riyorum !
Demiş, ondan sonra Perestu ka- dmefendi de Sultan Hamide va- Iidelik eylemiştir. Abdülhamit efendi padişah olunca Perestu kadın da makamı mehdi ülyayi saltanat olmuştur.
Abdülhamit zahiren valideli- ğine çok hürmet ve tazim gösterir ise de işlere karıştırmazdı; çok defa gönlünü kırdığı için kadın saraydan ayrılarak Nişantaşmda bir konakta otururdu.
Birinci, ikinci, üçüncü, dördün cü kadmefendileri sırasile birinci, ikinci., ilh ikballer takip ederdi.
Bu ikballer için eskiden kulla nılan haseki tabiri son zamanlar da metrûk idi. İkballerden sonra da gözdeler gelirdi.
Kadmefendiler kızlarını (sul tan, sultan efendi) diye çağırır lar, oğullarına yalnız (efendi) derlerdi.
Kadın efendi bulunduğu mec lise kendi kızı da olsa bir sultan gelince kıyam çder, sultan da ge lip kadın efendinin elini öperdi. Kadın efendiler ne kadar genç olurlarsa olsunlar sultanlar onla rın kızlan sayılırdı. Hazinedar usta valide sultanın eteğini öper, sultanlann ve kadın efendilerle ikballerin eteklerine varırdı.
Saraya misafirete gelen vükelâ karılarını hazinedar usta (Şale) köşkünde ağırlardı. Bu hanımlar buraya gelince hazinedar ustanın eteğini öperlerdi.
Abdülhamit sarayın alelâde iş leri için alınacak cariyelerin asıl ve nesline itina eylemezdi; şehza deler dairesine ayrılan cariyeler için de uzun tetkike lüzum gör mezdi.
Ancak kendisine hazinedar ola cak kadınların, mutlaka iyi ve asil çerkes ailelerinden olmasına dikkat ederdi. Bunların mutlaka güzel olmaları şart değildi.
Abdülhamidin daima dört ka dını olmuştu. İkballerinin adedi de dörtten aşağı düşmemiştir. A y
rıca hazinedarları ye gözdeleri de yardı.
Gözdelerden birisi çocuk doğu racağı zaman kendisine üç odalık bir daire hazırlanırdı.
Gözdeler padişahın yatak oda sına başlarında hotuzlan, uzun etekli elbiselerde giderlerdi;
Gebelikleri tahakkuk edince padişah gözdesinin hotuzunu ba şından alır, keserdi. Bu muamele gözdenin kıymeti arttığını mevkii yükseldiğini gösterir ise de diğer taraftan padişaha takarrü- bünün seyrekleşeceğine dahi de lâlet ederdi!
Gözdeler ikballer sırasına ge çince kısa etekli elbise giymeğe mezun olurlardı.
Abdülhamit iki kişilik bronz bir ‘ karyolada yatardı.
Yatak odasında bir şezlong bu lunurdu.
Gündüzün haremde bulunduk ça Abdülhamidin yanında ikbal lerinden biri dururdu. Akşam ye meğinden sonra bu ikbal çekilir, yatma zamanı gelince Abdülhamit hazinedarlardan birisine o gece hangi ikbal ile kalacağını haber verir, bunun mazereti olduğu an laşılır ise diğer birini ister idi. Bu kadın gece yarısına, bazan sonra ya kadar padişahın yanında kalır, sonra çekilirdi.
Abdülhamidin en ziyade emni yetini celbetmiş bir ikbali saatler ce emir ve davete muntazır vazi yette dairesinde beklerdi; padi şah firaşma giren ikbali çekil dikten sonra bu davete muntazır ikbaline haber gönderir, o da gelip sabaha kadar şezlongta yatardı.
Arkasında nedimlerinin kitap okudukları büyük bir paravana yatak ile şezlongu kapardı.
Padişahın uykusunu davet ede cek olan kitap okuma bundan son ra başlardı.
Sultan Hamidin öğle yemeğin den sonra istirahate çekildiği sı rada dahi bazan beğendiği bir ik balini nezdine davet eylediği olurdu. Böyle günlerde haremde
(halvet var) denilirdi.
(Arkası var)
{
Zekât ve Fitrenizi
Tayyare Cemiyetine veriniz. ]
Sahife 8
....ı■ ımrtııin"i iri)#ír Mí' m
A K Ş A M
Sen ytdi padişah (İkinci Mahmut, Abdfllmccit, AbdOlâris, Murat, AbdQlhamlt, Reşat, Vahidendin) davİrUriuda
Y a z a n : SÜ LEY M AN KANI - Tercûma, iktibas hakkı mahftudar
Tefrika
no.
£12Yıldız bahçelerinde salıncaklar,
çiçek muharebeleri
Yıldız sarayında AbdQlhamldln yanan tıususT dairesi Önündeki harem bahçesi
hazinedar olmak mümkün değil» di. Hazinedar usta yahut kadın efendiler yanında terbiye gören sekiz, on yaşlarında iki, üç «ha zinedar k ız» bulunurdu ki bun lar zamanı gelinceye kadar bu firaşa namzet addedilirdi. Bunla ra rakıs, musiki, el işleri, jimnas tik oyunları gibi hoşa gidecek hünerler öğretilmesine sureti mahsusada ve diğerlerinden fazla' itina olunurdu.
Sarayda yetiştirilen küçük kız lardan birisinin bir şehzade da iresine gönderilmesi kendisine arzolunur da Abdülhamit:
— Dursun!
Emrini verecek olursa bu kızın kendisi için yetiştirilmesini iste diği anlaşılırdı. O zaman bu kıZ başka dairede ise hazinedar usta' nezdine gönderilirdi.
İyi terbiye görmüş, kırk yıllık hayatını sarayda geçirmiş hazine darlar arasından intihap olunan hazinedar ustalar sarayın zabıta memuru idiler.
Valide sultandan sonra harem de bunların hükmü geçerdi.
Hazinedar ustanın başında iki tarafa salıverilmiş takma saç ö r güleri, elinde altın saplı kırbaç bulunurdu. Zerüzivere müstagrak
dolaşırdı.
Cariye ve kalfalardan nöbetçi bulunanlar iki hünkâr sofrasında beklerlerdi. Bunların başında baş kâtip denilen kadın bulunurdu. Başkâtip saray harem teşrifatınca mevki itibarile hazinedar usta dan sonra gelirdi.
Bu kadından cariyeler pek kor karlardı.
Bu harem başkâtibinin de ba şında iki takma saç sarkardı. Bu da sırmalı çepken giyerdi. Elin deki bastonun ortasında koca bir elmas bulunurdu.
Hazinedarlar adeden çok idi ler. Vazifeleri sultan Abdülha- midin hususî hizmetlerini- gör mekti.
Padişah tarafından hariçte ve dahildeki sultanlara ve sair ha rem erkânına yazılacak tezkere leri kâtip kalfalar yazarlardı.
Üçüncü kâtip kalfa haremi hü mayunu tiyatroya davet ederdi.
Nöbetçi kalfalar da gene emek tarlar arasından ayrılarak padi
şahın hizmetine bakan tecrübeli kadınlardı.
Haremin tathiratma kırk kadar cariye bakardı. Bunların yanla rında terbiye edilmek üzere ve rilmiş acemiler de bulunurdu.
Bunlar cümleten nefsi şahane ye hizmet ederlerdi ki şehzade saraylarındaki kadınlardan ve yetişmiş şehzadelerden daima müçtenip bulunmağa mecbur idi ler.
Hünkârın oturduğu odaya, bil hassa habgâhma davetsiz kim senin tekarrübe salâhiyeti yoktu. Yalnız hazinedar ustalarla nö betçi kalfalar lüzum üzerine her daireye girerlerdi.
Kadın efendilere, ikbal ve -özdelere hizmet eden cariyeler
padişah odasına giremezlerdi. Kadın efendilerle ikballerin ve sultanların birer hazinedar, kâ tip, mühürdar, esvapçı, ibriktar, şerbetçi, kahveci, kalfalarla kâh ya kadını bulunurdu. Bir de ha rem ağalanndan intihap edilmı bir baş ağa olurdu.
Abdülhamit Abdülm ecit ve Abdülâzize nisbetle bendegânmı, kadın ve cariyelerini az düğer di. Maamafih en ziyade emniyet ettiği kadın ve ikballerini bile döğdüğü olurdu. Her dayaktan sonra bunlar birer elmas ve hediye ile taltif edilirdi.
Abdülhamit eline su döken kızı beğenirse lâtife olarak yüzüne su serperdi. Abdülhamitten böy le bir iltifata nail olmak o kız için hayatınca unutulmayacak bir hadise olurdu.
Harem dairesi bahçesindeki küçük havuz başında kurulan bir salıncakta kızlar, keyifli za manlarında Abdülhamidin göz leri önünde kolan vururlardı. Bu salıncağın oturulacak yeri maro kenden yapılmıştı.
Bazan kızlar ve kadınlar ha remde (N is) in çiçek muharebe
lerini taklit ederlerdi; iki takım olurlar, her bir takım ayni renk ten hoş ve ha fif esvaplar giyer, karşı karşıya geçerler, gülüşerek çiçeklerle döğüşürlerdi.
Abdülhamit te bu çiçek atış ma manzarasını zevk ve lezzetle temaşa ederdi.
Fatihin, Yavuzun, Kanunînin bu torunu da işte böyle muhare belerde hazır bulunurdu!
Ekseriya küçük yaşlarında sa raya getirilen bu kızlar arasında ateşli çağında letafetini, tarave tini vücudu biçimsiz, kendinden başkasını düşünmez ve sevmez bir ihtiyara - padişah dahi olsa - feda etmeğe razı olmıyanlar, sultan Hamide mukavemet edenler de çıkmıştır.
Abdülhamit bu yolda mukave metlerde çok üzülür, kızar, mu kavemeti kırmak, ret edeni us landırmak için her çareye baş vururdu.
Bunlardan birisi hayli muka vemet ettikten sonra nihayet pa dişahın firaşına girmeğe riza gös termişti. Abdülhamitte maksada vusulden sonra bir daha kadın cağızın yüzüne bakmamıştır.
(Arkası var)
Son zamanlarda Londrada eski usul arabalar yeniden meydana çıkmıştır. Bunların içinde arabacının arkada oturduğu ve oradan beygiri idare ettiği arabalar da vardır. Arabaların meydana çık masına sebep kış ve kar münasebetile otomobillerin pek yavaş gitmesidir.
Sahife 10
A K Ş A M
Sen yedi padişah (ikinci Mahmut, Abdttlmccıt, AbdttlâtU, Murat, Abdülhamit, Rea^ç, Vahideddln) dtvirltrlnd»
Y a z a n : SULEYMAN KANİ — Tercüme, iktibas hakin mahftudur —
Tefrika n o. 213Behice hanım Abdülhamide “Sen
benim babam olursun,, dedi
" .t
"* ■ Wmi
i
Yıldız bahçesindeki av ve nişan kulelerinden biri
Düzcede A baza beyi Alyos be yin kızı beşinci ikbal Behice ha nım da Abdülhamide mukavemet edenlerdendi.
Kafkasyadan kız getirmek müş külâta uğradıkça memleket dahi lindeki Çerkeş ve Abaza aileleri kızlarının saraya celbi için ihti yar olunan fedakârlık ve zahmet artıyordu.
Bolu sancağına tâbi Düzce ka zasında oturan ve reji muhafaza
memuriyetinde müstahdem bu lunan Abaza beylerinden Alyos bey Sultan Abdülhamide Sohum tarafından gelmiş abazalardan otuz kadar kız tedarik ve takdim eyliyerek sarayca marufiyet ka zanmıştı.
Bir defa böyle kız seçme me- muriyetile giden bir haremağası Alyos beyin on iki, on üç yaşların da bir kızını görmüş, beyenmiş, fakat validesi Nazlı hanımı ikna edemediği için alamamış, Istan- bula avdetinde keyfiyeti Abdül hamide anlatmıştı.9
Padişah kızın saraya celbi için mahsusen bir haremağası gönder di. Nazlı hanım bu defa da muva fakat etmedi; ancak haremağası kızının bir şehzade hanımı ola cağını söyliyerek iknaa muvaffak oldu.
Behice hanım saraya gelince: — Annemi, babamı isterim! Diye tutturdu; babası Alyos bey İstanbula getirilerek silâhşorlu ğa tayin edildi.
Abdülhamit hanımı görerek be ğendi. Bir şehzadesine verecek iken kendisi almağı tercih etti. Baş ikbal Müşfika hanıma arzu sunu açtı.
Fakat Behice hanımın iknaı ko lay olmadı. Bir defa Abdülhamidin yüzüne karşı:
— Sen benim babam olursun! Bile dedi. Fakat nihayet gerek baş ikbalin, gerek hazinedarların tergibile ve 2000 liraya nikâh kı yılmak suretile Behice hanım pa dişah firaşma girmeğe ırza edil di.
Yeni gözde gebe kalınca çocu ğunu düşürmesi istenildi.
Behice hanım:
— Ben çocuğu köyden getirme dim ya! Niçin düşürecekmişim! diye reddetti. Beşinci ikbal sıfa- tile Behice hanıma bir daire veril di. Burada Nureddin ve Bedreddin efendiler ikiz olarak dünyaya gel diler; Bedreddin efendi bir bu çuk yaşında vefat etti.Behice ha nımın babası Alyos bey miralay lığa kadar terfi etti. Alyos bey gayet iri yarı idi. Kendisi gibi yüksek boylu olan küçük Haşan jile yan, yana giderken nazarı celbetmemeleri kabil değildi. Al yos beyin Abdülhamide kayın pe der olmakla iftihar eylemesi pa dişahın hiç hoşuna gitmezse de Abdülhamit epi zaman buna ta hammül göstermişti.
Behice hanım da sarayda ka dınlarla iyi geçinmiyordu. O da — Ben ancak kendi haneda nımla iftihar ederim!
Diye gururunu göstermekten kinmiyordu.
Diğer kadınların kıskançlığı da tesirini gösterince Behice hanım ¡nihayet Sultan Hamidin iltifatın dan büsbütün mahrum kalmıştı. Abdülhamidin bazen pek mide- sizliği tutardı. ıRaksedişi, piya no, keman çalışı, dekoltesi, her hangi bir tavrı hareketi, edası hoşuna giden bir cariyeyi, çir kin de olsa, istifraş ederdi. Pa dişahın bu hevesleri en adî işlerde kullanılan bir cariyeyi kadmefen- diliğe kadar çıkardığı olurdu.
Abdülhamti sarayındaki cari- yelerden çıkmak, çırak edilmek arzusunda bulunanları tutmaz, derhal çıkartırdı.
Bir gün hünkâr dairesinin bir yerinden yangın çıkmış, deıhal yetişilerek söndürülmüştü.
Sarayda yangına karşı takayyüt ziyade idi. Gece, gündüz nöbetçi ler her tarafı sık, sık devr ile ne zaret ederlerdi.
Ancak yangının çıktığı yer pek adam uğrağı olmamakla oraya bakılamamıştı.
Yangın söndürüldükten sonra bunda suikast emaresi hissedilmiş, bu hal padişahı büyük telâşa ve vesveseye düşürmüştü. Bu kadar bekçileri, devriyeleri varken pa dişahın karargâhına yaklaşmağa mütecasir nasıl imkân bulmuştu? Bu hal Sultan Hamidi tethiş eyle mişti.
Bu yangın hariçten gelmiş bi risi tarafından değil de canını emniyet ettiği bu bekçiler, tüfek çilerden biri tarafından yapılmış ise?
Bu mülâhaza artık Abdülha- mitte huzur bırakmadı.
İçeride, dışarıda sıkı tahkikler neticesinde şu neticeye varıldı: Cariyelerden birisi sarayda du- ramıyacak halde sıkılmıştı; çırak olarak çıkarılmasını arzu ile kal fasına bir kaç defa niyazını arzet- miş ise de talebi isaf edilmemişti! Cariye bundan pek ziyade inki sara uğrıyarak saraydan kurtul mak için burasını ateşe vermek, kargaşalıktan fırsat bularak kaç mak çaresini düşünmüş yangını ika eylemişti.
Yangının telâş ve heyecandan, pek az maddî zarardan başka ne ticesi olmamıştı.
Sultan Hami t cariyeyi cezalan dırmadı. Bilâkis harçlık ve cihaz
tertibile çırak etti. Talep ve niya zına karşı lakayt kalmış olan ma fevkini ve bu işi mühimsememiş olanları ise istemedikleri halde çırak etmek suretile saraydan çı karttı.
Sultan Hamidin içtiği sigarala rın tütünleri sarayda bir depoda hıfzedilirdi. Tütün yaprakları sa rayda kıyılır ve kâğıtlara sarı lırdı.
Bir defa bu yaprak tütün depo sunda da bir yangın olmuştu: G öz delerden Feleksu beşinci ikbal Be hice hanımı kıskandığı, Abdülha mit kendisini iltifatından ve kur- biyetinden mahrum ettiği için in tikam kastile yaprak tütünlere ateş bırakmıştı.
Behice hanım o sırada gebe idi. Feleksu iptida bu işin kendisine kalfası olan ikinci hazinedarın - Ahmet Şevket ve Rıza paşaların hemşiresi Mihrımenent hanıme fendi - tarafından talim edildiği ni, hatta para ve elmas vadedildi- ğini söylemişti.
Abdülhamit bu yangın mesele sinin tahkikini şifre kâtibi Asım beye tevdi eylemiş, o da mesele nin (Behice hanım belki korkar da çocuğunu düşürür) diye bu kız tarafından ve hiç bir talim ve teş vike müpteni olmıyarak yapıldı ğını meydana çıkarmıştı.
Esasen yangın büyükçe bir za rar ika etmeden söndürülmüş ol- masile mesele kıskanç gözdenin saraydan çıkarılması, bir defa aleyhinde böyle bir söz çıkan ha zinedarın da sürülmesi ile kapan-
nMŞti. (Arkası var)
SELANİK BANKASI
|
Tarihi te’ sisi: 1888
Sermayesi:
Tamamen tediye edilmiş: 30,000,000 Frank
merkezi idaresi: İstanbul I
Türkiyedeki şubeleri:
Galata. İstanbul. İzmir. Samsun | Adana. Mersin
Yunanistaııdaki Şubeleri: | Atina. Selanik. Kavala. Pire.
Her nevi banka muameleleri- § Kredi mektupları. Her nevi meskûkât ile hesap küşadt- Çek
Sahife 8
A K Ş A M
Son yedi padişah (ikinci Mahmut, AbdOlmccit, Abdülâzls, Murat, Abdülhamit, Reşat, Vahideddlp,) devirlsrlnd*
Y a za n : SÜ LEYM AN KANI Tercüras, iktibas hakkı mahfuzdur — Tefrika n o. 214
Abdülhamit Cicibebeğin elinde
rovelveri görünce..
Abdülhamidin şehzadeliğinde dünyaya gelmiş olan bir kızı, Ul viye sultan, on iki yaşlarında iken yanmıştır.
Bu kız gizli sigara içmeğe alış mıştı; validesinden de pek çeki nir, korkardı. Bir gün böyle siga ra içerken annesinin gelmekte ol duğu zannile ve şaşkınlıkla siga rasını hemen hafif tül elbisesinin içinde sakladı; esvap tutuştu; kızcağız ateşi söndüremedi. Sa raylılar yemekte oldukları için kı zın feryatları vaktinde duyula- madı.
Bu hadise şu suretle de rivayet edilir:
Ulviye sultan kibrit kutusile oynuyordu. Kibritler birden ateş aldı; annesi bu sırada diğer bir odada piyano çalmakla meşgul idi; ilk feryatları duyamadı.
Ulviye sultanın bu suretle vü cudunda hasıl olan yanıklar niha yet ölümünü intaç etti.
Babasına kızın tecennün ede rek kendisini külhana attığı haber verildi; hakikî sebep hakkında malûmat verilemedi.
Ancak Abdülhamit vakadan pek ziyade müteessir oldu. Tahki kat icra ederek hakikati öğrendi. Kızın validesine darıldığı gibi dikkatsizlikleri ve muhafazada ihmallerini anladığı nöbetçileri biribiri arkasından dairesinden çıkardı ve nefyetti. Bu sırada Yu nanlılarla hudut ihtilâfı çıkmış idi. Bu mesele de bu gaile arasın da kapandı.
Ulviye sultanın elbisesi tutuştu ğu vakit Abdülhamidin beslediği bir papağanın:
— Yangın var!
Diye bağırdığı, padişahın işin aslını öğrendikten sonra saray lılara:
— Bir papağan kadar olama dınız!
Diye çıkıştığını saraylılar söy lerlerdi.
Abdülhamidin bazı cariyeleri külhanda yaktığı şayiası vardır. Bu rivayetin aslı yoktur. Böyle bir şayianın çıkmasına şu vakanın se bep olmuş bulunması muhtemeldir:
Yıldız sarayında tamirat ve tezyinat işleri hemen hiç eksik ol m azdı.Adi hizmetlerde kullanı lan bir cariye sarayda çalışmakta olan bir İtalyan nakkaşa âşık olur; ne yaparsa yapar, yolunu bulur, nakkaş ile bir çok defalar görü şür. Nihayet gebe kaldığını anla yınca cürmünün meydana çıkma sına mahal kalmamak için intiha ra karar verir.
Bir gece fırsat kollıyarak ken disini şehzadeler dairesindeki bir külhana atar, sonra dayanamaz, dışarıya fırlar. Külhana odun nakline yarıyan köprü üstünde ba ğırıp çağırmağa, çırpınıp tepin meğe başlar.
(Kızın külhanın dehlizinde el bisesine ispirto dökerek kibritle tutuşturduğunu, vücudu yanmağa başlayınca dayanamadığını söyli- yenîer de vardır.)
Feryatlarını nöbetçi kalfalar duyup yetişirler; fakat cariyeyi
Abtiülhamldln yanan hususi dairesinden kalan parçalardan; Banyo dairesinin dışardan görünüşü
ölümden kurtarmak mümkün ola maz.
Abdülhamidin dairesinde (ci ci bebek) diye çağırdığı ve pek sevdiği on üç, on dört yaşlarında Nazlıyar isminde bir Çerkeş kızı var idi.
Abdülhamit bu kızı sevimli bir Van kedisi gibi yanından ayırmaz da. Büyük bir ikbal ve hâkimiye te namzet görüldüğü için daha bu yaşta kendisini kıskananlar olu yordu. Bir gün bu genç kız yanın da iken padişah namaza durdu. O namaz kılarken kızcağız masa üs tünde bulduğu bir rovelver ile oynamağa başladı.
Abdülhamit selâm verirken bu nu gördü. Kızın elinden hemen rovelveri aldı; kızı da bir daha odasına uğratmadı.
Bu kızcağızın bu hareketi bir suikast talimile yapmış olup ol madığı öğrenilmek üzere işkence lere konulduğu rivayeti vardır.
Her halde kız biraz zaman son ra çırağ edilerek evlendirildi.
Bazan Abdülhamidin nazarı şehzadelerin, sultanların dairele rine kadar uzanırdı. Daha şehza deliğinde (büyük efendi) nin - yani biraderi veliaht Murat efen dinin - dairesine gider, gelir iken orada Vuslatseza isminde güzel bir kız görmüş, beğenmiş, mek tuplaşarak, haberleşerek kızı Ha cı Hüseyin bağına aşırmış idi.
Murat efendi bunu haber alın ca:
— Biraderim kızı benden iste seydi vermez imi idim, ki böyle uygunsuz bir harekette bulundu?
Diye serzeniş ile iktifa eyle mişti.
Hamit efendi bir müddet sonra Vuslatseza hanımdan aldığı gön lünü başkalarile eğlendirmeğe baktığı için hareminde kıskançlık gürültüleri olmuş, nihayet Vuslat seza hanımı Sakızlı bir zat ile ev lendirmek suretile dairesinden çı karmağa mecburiyet hiseyle- mişti.
Abdülhamitte bu başka daire lere göz atma hevesi saltanata geç tikten sonra da devam etmiştir.
Saray haricinde oturan evlen miş sultanlar saraya geldikçe ma iyetlerinde kızlar da getirirlerdi.
Bir gün Abdülhamit haremi hümayunda şarkılı bir balet tertip ettirmiş, kalabalık olması için sul
tanların dairelerindeki oyun ta kımlarından da kız istemişti.
Rakkaseler arasında büyük kızı Zekiye sultanın cariyelerinden (Mestiâlem) Abdülhamidin dik katini celbetti.
Ertesi günü iki harem ağası pa dişah tarafından Zekiye sultana giderek bu kızı istediler.
Bu Zekiye sultan dairesi için büyük bir şeref idi! Mestiâlem için de beşaret!
Rüyasında bile nail olmadığı böyle bir m üjde ile biçare Çerkeş kızı sevincinden bayılacak bir ha le geliyordu? Gözde olacak, ikbal olacak, bir de çocuğu olursa valide sultan sırasına girecekti!
Zekiye sultan Mestiâlemin tu valetini bizzat kendi yaptı.
Üstüne başına lâvantalar sürdü; kızı müzeyyenata garketti.
(Mestiâlem) mutantan bir araba ya bindirildi. Yanında atlı harem ağası olduğu halde saraya gön derildi; makamı mehdi ülyayı saltanatın yanma sevkedildi. Âdet ve usuller, padişaha hizmet hak kında ders almağa başladı.
Bu da dört gün sürdü. Kız bu yolda da kemale gelince padişah huzuruna takdim olundu.
Fakat bilinemez ne oldu? A b dülhamidin duyduğu arzu mu sön müştü? Kız gözüne eğlence akşa mı kadar güzel mi görünmedi? Kızı görür görmez kaşlarını çattı: — Hayır bu değil, götürün bunu!
Dedi. Kızcağız henüz doğmağa başlamış bu gururdan mahcubiyet ve hacaletin son derecesine düşe rek kalbinden vurulmuşa döndü. Her debdebeden âri bir halde ve bir harem ağası refakatinde Zeki ye sultana iade edildi.
Kız bu hakarete tahammül ede medi. Kahroldu; sarardı, soldu; nihayet ölüm döşeğine düştü.
(Arkası var)
Tayyare Cemiyetine vereceğiniz
Z E K A T ve F İT R E
Tayyare, Hilâliahmer ve Hima- yeietfal Cemiyetleri arasında
«Sahife 8
A K Ş A M
Sop yedi padişah (ikinci Mahmut, Abdülmecit, Abdülâriz, Murat, Abdülhamit, Reşat, Vahideddin) devirlerinde
Yazan: SU LEY M AN KAN! — Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur — T efrika n o. 219
Abdülhamit bir kadını nasıl
nikâh ederdi
Ahdülhamıdin dört kadın efen disi daima nikâhlı olmamıştır; ba zı ikballerde de nikâhlanmıştır.
Yanan Ulviye sultanın validesi baş kadın efendinin vefatında baş kadın efendi olan ikinci kadın büyük şehzade Selim efendinin, ve şehzade Ahmet efendi ile Z e kiye sultanın; sıra ile derecesi yükselen ikinci kadın efendi Nai- me sultan ile Abdülkadir efendi nin, üçüncü Mestan kadın efendi Bürhanettin efendinin, dördüncü Emsaînur kadın efendi Şadiye sultanın, baş ikbal Müşfika hanım Ayş.e sultanın, üçüncü ikbal Sa- zekâr hanım Refia sultanın, dör düncü ikbal Fatma Pesent hanım dokuz aylık iken kuş palazından vefat eden Hatice sultanın, beşin ci ikbal Behice hanım Nureddin efendinin, altıncı ikbal Saliha ha nım Abit efendinin anneleri idi. Şehzadeler sarayda mahsur ve hariç ile ihtilâttan memnu bir hayat geçirdiklerinden tahsilleri mahdut kalmıştı. Yalnız her biri bir iş, çoğu musiki öğrenmişti.
Bunlar on yaşma gelince anne leri yanından ayrılır, kendilerine ayrı daire tahsis olunurdu, hepsi nin musikiye merakı, bilhassa Bürhanettin efendinin istidadı zi yade idi.
(Sanayii nefise) mektebi mual limi (V alori) efendi şehzadelere resim dersi verirdi.
Şehzadeler askerî rütbeleri ha izdiler amma alaylarının yüzünü ancak selâmlık resimlerinde gö rürlerdi. Abdülkadir ve Ahmet efendiler süvari, A b dür rahim efendi topçu, Bürhanettin efendi bahriyeli idiler.
Abdülhamit sultanların nikâh larında vekâlet eden şeyhülislâm lara bin altın atiye ihsan eder, di ğer vekil ile şahitlere muhtelif kıymetlerde eşyadan hediyeler verirdi.
Kırım muharebesi esnasında İs- tanbula gelen Fransız kibarından madam dö Sentarno Abdülmecit ile görüştüğü sırada müslüman- larm dört kadın alabilmesi sebep lerini sormuştu da Abdülm ecit:
— Evet! Dört kadın alırız! Bi risini gözleri için, diğerini ağzı, ve çenesi için; üçüncüsünü şunun, dördüncüsünü de butum için! lâti- fesile cevap vermişti.
Babası ve ecdadı gibi Abdül hamit te dört kadın haricinde göz de ve ikballerinin cazibeli gözle rinden, şehvetengiz dudakların dan, balık eti vücutlarından veya narin endamlarından kâm almak ta ihmal eylememiştir! Yalnız o tahta geçtikten sonra diğer padi şahlar gibi harem hayatının ha ricinde kendisine zevk arama mıştır.
Sarayda kadın efendi olmak için ikballer adeta nöbet bekler lerdi. Kadın efendilerden biri öbür dünyaya göçmeli idi ki ik baller de bu mertebeye terfi ede bilsinler.
Kadın efendilerden birisi vefat edince diğerleri arasında sıra ile 'erfi yapılır, baş ikbal olan da
Şetızadagân dairelerindeki hamam külhanına giden köprü
- nikâhlı olsun, olmasın - kadın efendi olur, ikballer arasında da gene sıra ile dereceler yükselirdi.
Abdülhamit bir kadını kendisi ne nikâh edeceği gün ya şeyh Za- fir efendi yahut sarayın baş ima mı hünkârın hususî dairesine cel- bedilir, nikâh merasimini yapar lardı. Başmabeyinci, başkâtip ya hut esvapçı başı birer tarafın ve killeri olurlardı.
Bu merasimde vazife ifa eden lerin her biri de mertebelerine gö re mühim nikâh atiyelerine nail olurlardı.
Abdülhamit gebe kalan müstef- reşelerinden birisinin doğurma zamanı gelince yanma becerikli ve yaşlıca kalfalardan birini ve rirdi. Bu hanımın baş kalfası ma kamında işlerine bakan bu kalfa doğan çocuğun (aba) sı olurdu. Çocuk şehzade olsun, sultan ol sun büyüdükten sonra da bu kal faya (aba) diye çağırmakta de- Vam ederdi.
tığının yanına, ya görünecek bir yere arzuhalini bırakır, hemen gidip kendi odasına kapanırdı. Çırak oluncaya kadar hizmette bulunmaz, kimse ile ihtilât etmez, hele hanımının yüzüne hiç çıka mazdı.
Yalnız onu arzusunda haklı bu lan kalfalar istidasının tervici için propaganda yaparlardı.
Çıraklık istiyen hanımından ( sonra padişahın rızası lâhik olun- cıya kadar beklemeğe mecbur idi. Böylece aylar, seneler geçtiği olur du. Hatta beş seneye kadar bek- liyenler görülmüştür.
İşte saray haricinde (saraylı hanım) denilen kadınlar şu veya bu şekillerle saraydan çırak edil miş hanımlardır.
Bazan bunlardan odalarında beklemekten bıkarak yahut arka
daşları tarafından ikna edilerek çıraklık talebinden feragat eden ler de olurdu. Bu takdirde evvelce Bir şehzade veya sultan doğun
ca kendisi için çocuklu veya ço cuğu henüz vefat etmiş bir Çerkeş süt nine aranır, para ile satın alı narak saraya celbedilirdi. Bu ka dın o şehzade veya sultanın (da- ye) si olurdu.
Abdülhamit bıkınca, bir sebep le gözünden düşünce, saraydan çıkarılmağı icap eden mühim bir sebep zuhur edince gözdelerini çırak eder, bunları kendisinin iltifat ve teveccühüne nail olan lara, büyük memurlara, saray adamlarına nikâh ile tezviç ey lerdi.
Gözdelerden başka cariye ve kalfaların çıraklık talebinde bu- j lunmaları saraydan bıkkınlık ma nasını işrap eylediği için adeta i ayıp sayılırdı; kanunu esasî ilâ nından sonra bile bunlar için da rılmak, esaret hayatına nihayet vermek hakkı tanınmamıştı!
Biri böyle çırak çıkarılmak is tese kimse buna delâlet etmez, istiyenin mensup olduğu prenses veya kadın efendiye kimse gidip şifahen bir şey söyliyemezdi.
Bu şerait altında çıraklığı isti- * yen işini bizzat görmeli idi. O da j kimseye görünmeden fırsatını bu lup hanımının odasına girer ya ya s-,
ne hizmette iseler gene o hizmette devam ederlerdi.
(Arkası var)
f ^
Tayyare Cemiyetine vereceğiniz
Z E E A T ve F İT R E
Tayyare, Hilâliahmer ve Hima- yeietfal Cemiyetleri arasında
paylaşılacaktır.
b, I ... ... al
Büyük Fırsat
İzmir de acele
SATILIK E V
İzmirin n güzel ve ferah bir yerinde, iki kat üzerinde yedi oda, bir sofa, mutfak ve sair istirahat esbabını havi, etrafı geniş ağaçlık bahçelerle muhat, güzel manzaralı, vapur ve tramvaya beş dakika mesafede çok kullanışlı bir ev acele satılıktır.Görmek için İzmir, Karan- tine İskele caddesinde 60 nu maradaki eve, anlaşmak için İstanlda Akşam tahrir müdürü Enis Tahsin, yahut İzmir Bas mahanede İzmir - Kasaba hattı teftiş dairesinde Füruzan beye müracaat etmelidir.
Sahife &
_________________________________________ A K Ş A M
Soo yedi padişah (ikinci Mahmut, Abdfllmccit, AbdUlâzlz, Murat, Abdülhamit, Reşat, Vahidcddlp) devirlerinde
Yazan : SÜ LEYM AN KANI — Tercüme, iktibas hakkı mahfuzdur — Tefrika NO< 210*
Sarayda çocuk düşürtmek âdeti ve
Abdülhamit hakkındaki fikirler
İkballer ile hazinedarlar ve ka dın efendiler hiç bir sebep ve ba hane ile sarayı terkedemezlerdi. Saraydan çırak edilen saraylı hanımlar yeni efendilerinin hane lerinde itibar ve hürmete naif olurlardı.
Son senelerde çırak edilmek için yeni bir sebep daha bulun muştu:
Her hangi bir zatın hareminde olanı, geçeni saraya yetiştirmek.
Abdülhamit böyle bir hizmete lüzum görünce haremi hümayu nundan bir münasibini çırak ede rek o zata ikram ve lûtufta bulun muş olurdu!
Bu casusluk sarayca da cari is6 de mükâfatı başka türlü olurdu.
Bir gün kadın efendilerden bi rinin hizmetinde bulunan bir ca riye Abdülhamıdin hoşuna git mişti.
Padişah cariyeyi çağırttı. Kız o sırada hanımının mendillerini yı kamakta idi. Üstünü, başını düzel terek huzuru hümayuna çıktı.
Padişah bu kadın efendiye gü- cenmişti. Kıza hanımının etvar ve harekâtı, hissiyatı hakkında kendisine malûmat verirse gözde ve ikbal olacağım ifham etti. Kız bir iki gvm sonra kadın efendinin Abdülhamit için:
(Pek ihtiyar! Sevilecek hali y o k !) demiş olduğunu haber verdi. A(ibdülhamit :
Kalplerindeki düşünceler du daklarındaki sözlere uymıyanla- rm davasını ben böyle görürüm!
Diyerek kadın efendinin bir da ha yüzüne bakmadı. Casusluk eden kızı da vadini ıncaz suretile mükâfatlandırdı.
Abdülhamidin kadın ve ikbal leri arasında en ziyade emniyeti ni celbetmiş olan Ayşe sultanın validesi baş ikbal Müşfika hanım idi.
Kadın efendiler ve ikballer arasında kendilerini padişaha be ğendirmek hususunda rekabet, haset hisleri kemalinde idi.
Abdülhamit bazan bunların kıskançlıklarını tahrik ederdi. Bu yüzden gücenmeler, nazlar, istiğ nalar olur, padişah mahiyetini bil diği bu hareketlere tahammül gös terirdi.
Fakat bu kadınlara karşı ekse riya dürüst hareket eder ve biri nin vakit ve hizmetine diğerini tecavüz ettirmemeğe itina eylerdi. Abdülhamit kıskançlığı şiddetli olduğunu, kendisine baş ağrısı olacağını bildiği ikballerini idare için bazan zahmete bile katla nırdı.
Yeni bir gözdesine oda tefriş edileceği sırada hariçten gelecek eşyayı görmemesini iltizam ettiği ikbalini bizzat alıp iltifatlarla sa rayın aksi cihette bir odasına, bahçesine, kuşhaneye götürdüğü, oyaladığı olurdu.
Sarayda çocuk düşürtmek eski bir âdet idi. Bilhassa şehzade ha remleri için bunda ısrar edilirdi. Tanzimattan sonra şehzadele rin, sultanların doğan çocuklarım boğmak, yahut göbeğini
kesmiye-Yıldız sarayının
rek ölüme bırakmak gibi vahşet ler ortadan kalkmış ise de çocuk ları doğmadan düşürtmek ananesi son zamanlara kadar devam ey lemiştir.
Abdülhamit zamanında da sa rayda çocuk düşürtmekte bilgiç sayılan kalfalar vardı. Çocuk dü şürmek, düşürtmek bu devirde de çok olmuştu.
Çocuk düşürmeğe razı olmıyan bazı odalıklar göğüslerine sün ger yerleştirerek ilâcı bu süngere içirtmek marifetini gösterirler, çocuklarını saklamak, kurtarmak yolunu bulurlardı.
Saray kadınlarının hepsi aldık ları terbiye muktezasmca padişa hı pek büyük görürlerdi. Onların nazarında diğer hükümdarların hepsi bu (Allahın yeryüzünde göl gesinin, topraklar ve denizler ha kanının) birer tabiinden başka değillerdi. Yalnız « o hain Moskof ve hilekâr İngiliz» gibi bazıları «ne hikmeti ilâhiyeye mebnidir, bilinm ez!» işte baş kaldırmışlardı!
Almanya imparatoriçesi İstan- bula geldiği zaman makamı mehti ülyayı saltanat Perestu kadın efendi
kendisinden kabul esnasında el öpme gibi bir hareket beklemiş, imparatoriçe ihtiramkârane bir tavırla selâm vermekle iktifa edince bunu padişahın ve dola- yısile kendisinin yüksek maka mına karşı bir hürmetsizlik addile canı sıkılmıştı. Valde sultan ka bul resmi hitamında yanındaki kadmlarar:
— Misafir, pek kaba bir şey! Demişti!
Sarayı dolduran bu kadınlar harice çıkmakta, gezmekte serbes değillerdi. Yalnız kandil günle rinde, ramazanın on beşinde hır ka alayı gününde sarayın yüksek sınıf kızlan, kadınları istanbulda gezmeğe çıkabilirlerdi.
Ramazanda saray hayatı biraz genişlerdi. Fakat bu da tekayyüt altında olurdu.
O günlerde ikindi vakti Sul- tanahmetten Fatihe kadar cad dede saray arabalannın katar gi bi geçtiği görülürdü. Her araba da renk, renk feraceli, ve ince yaşmaklı yaşlıca ve genç süslü ve zarif ikişer, üçer saraylı görülürdü.
Bu arabalar âdeta zencirleme
saltanat kapısı
bir taraftan gider, diğer taraf tan dönerdi. Arabaların araba cıları yanında ellerini göğüslerine kavuşturmuş seyisler, çıraklar arkasında da ellerinde fil dişin den ya gümüş savatlı kamçılarla atları üstünde zenci harem ağa lan bulunurdu. Şehzade harem leri bu günlerde de çıkmazlardı. Bu günler bu kadınların çoğu için «fındıkçılık» etmek üzere yegâ ne müsait zamanlar idi.
Katarlar arasına sokulabilen gençlerin arabalarından kadın lara işaretler, tebessümler edilir, karşılıklı gözler süzülür, mendil ler gösterilir, beşuş veya mahzun tavırlar alınırdı.
Fakat araba bekçisi harem ağası bunların farkına varmamalı idi! Yoksa derhal müthiş bir tavır ve nazar bu kuru ve uzak tatlı emel lere zahirini katardı. Yayalar dan arbalara yaklaşan cüretkâr lardan ise kamçı darbelerine ma ruz kalanlar olurdu.
Zaten ne olsa bu zevk gezinti nin devam ettiği iki saate inhisar ederdi.
(Kandil piyasa) lart o seneler de İstanbul zevk âleminin bir hu susiyeti sayılırdı.
Cüîûs günleri (19 ağustos) sa rayda şehzade ve suiltan daireleri donanma yapmakta tekabete gi rişirlerdi.
Her sene hangi dairede donan ma en parlak yapılmış ise harem
halkı arasında günlerce bunun sözü geçerdi. (Arkası var)
f Bir tashih — Perşembe günkü tef rikamızda Abdülhamidin kayın pederi Albus beyin ismi Alyos diye çıkmıştır. Tashih eder ve özür dileriz. ]
Sadakai Fıtır
İstanbul MUftiliğinden: Âlâ edna orta Buğday 10 8 5,20 Arpa 13 10,20 0 00 Hurma 208 130 0 0 0 Kuru üzüm 78 65 52Hava kuvvetlerimizin itilâ ve terakkisi için her türlü muave netin ifası vatanî vazifelerimi zin en mühimlerinden bulundu ğu cihetle bu bapta Diyanet iş leri riyaseti aliyesinden sadır olan fetva mucibince sadakai fıtır ve zekât ile mükellef bulu nanların Tayyare cemiyetine yar dımda bulunmaları arzolunur.
Sah i fe 8
A K Ş A M
Son J«cH padişah (ikinci Mahmut, AbdOlmecit, Abdülârit, Murat, Abdülhamİt, Reşat, Vahideddin) devirlerinde
Hakkı Şinasi beyin Konyaya
sürülmesine sebep olan hadise
Saray içinde kadınlar çok defa biribirlerini yemeğe davet eder lerdi. Bu yemekler saatlerce sü rerdi.
Sultanlar ile kadm efendiler ye meklerini yatak odalarına getirt meği tercih ederlerdi. Esasen sa rayda büyük ve muntazam yemek odası da yoktu. Cariyeler sofra etrafında diz çökerek veya bağ daş kurarak ortadaki bakır sa handan çatalsız ve ellerile yer lerdi.
Mısır hidivinin validesi - vali de paşa - Abdülhamidin pek tak- dirkân id i; Abdülhamİt te ken disine daima iltifat ederdi.
Valide paşa İstanbulda bulun dukça her cuma saraya gelir, Y ıl dız tiyatrosunda padişah locasın da ikram görürdü.
Valide paşa ve sair büyük ri cal hanımlarına sarayda ziyafet verildiği vakit bu kadınlar umu- men üstünde gayet müzeyyen sof
ra takımları bulunan masalarda frenk usulünce yemek yerlerdi.
Sofralarda yemekler on beş ka bı bulurdu. Kaplar tablakârlar marifetile ve tablalarla hareme nakledilirdi.
Harice çıkamıyan saraylıların vükelâ familyalarınca arasıra zi yaret edilmesine müsaade vardı. Bu ziyaret te külfetsiz olamaz dı. Kızlar beyaz, kadınlar uzun etekli beyaz veya renkli esvaplar giymeğe, başlarında hotuzu fera celerinin rengine uydurmağa, saç larına mücevherat takmağa mec bur idiler.
Abdülhamidin üç hemşiresi Ce mile, Seniye, Fatma sultanların zevçleri damat Mahmut Celâled- din, Mahmut, Nuri paşalar A b dülhamİt devrinde rahat yüzü gö rememişlerdir. Yalnız dördüncü hemşiresi Me-îha sultan zevci Fe rit paşa - Vahdettin zamanında sadrıazam - ile münzeviyane ve asude vakit geçirebilmişlerdir.
Abdülhamİt büyük kızı Ze kiye sultanı Gazi Osman paşanın oğlu Nureddin paşaya tezviç et mişti.
Beyoğlunda Nureddin paşanın metresi olduğu rivayet edilen mo distra Kamelya validesi, hizmet çisi, köpeğile birlikte katledil mişti.
Zekiye sultanın kocasını kıs kanmak yüzünden bu katilde zi- methal olduğu yolunda sözler çok deveran eylemiştir.
Abdülhamİt kızı Naime sul tanı tahta çıkınca ilk doğan evlâ dı olmak itibarile (taht kızım ) diye çok severdi. Almanya impa- ratoriçesine kadınlarından yal nız Naime sultanın validesini tak dim eylemişti. Naime sultan di ğer sultanlardan biraz farklı mu amele görür, babasını ziyarete di ğerlerinden daha serbesçe gelebi lirdi.
Ancak bu sultan pek zayıftı. Daire tabibi Hakkı Şinasi bey ken disini biraz şişmanlatmak için ar senik şiringalan yapıyordu. Fa
Yıldız sarayında berıdegân dairesi
kat sultanın vücudunu yabancı bir nazarın görmesi caiz olamıya- cağı için fanilâ ve çamaşırlar şi* ringa edilecek noktadan deline rek, kesilerek tedaviye böyle de vam ediliyordu.
Bu tdaviden fayda görülmüş, sultan vücutça hayli kilo kazan mıştı. Bu neticeden Abdülhamİt pek memnun oluyordu. Ancak fa nilâ ve çamaşırların her vakit 'böyle atılmasına mahal görmiyen zevci Kemaleddin paşa nihayet:
— Bu enjeksiyonu ben de yapa bilirim!
Diyerek işi üstüne aldı. Fakat iyi mi yapamadı, dozu mu ziyade kaçırdı; ne olduysa oldu; Naime sultan yeniden zayıflamağa baş ladı.
Tedavinin Kemaleddin paşa eline girdiğini bilmiyen Abdülha mİt buna merak ediyor, amma bir türlü sebebini anlıyamıyordu.
Bir gün yanına gelen kızının çantasında şişeler gördü; sordu; enjeksiyonların damadı tarafın dan yapıldığını öğrendi; Naime sultanın pul, pul derileri soyulu yordu,
Kemaleddin paşanın komşusu Hatice sultan ile münasebette bu lunduğu şayiaları da bu sırada meydan almıştı.
Abdülhamİt Kemaleddin paşa nın karısı Naime sultanı zehirle mek istemiş olmasından şüphelen di. Doktorlar toplandı. Konsomas yonlar yanıldı. Sultanın arsenik şiringalarile gerçekten zehirlen diği tahakkuk eyledi.
Abdülhamİt bizzat takip ettiği bu meselenin tahkikini şifre kâ tibi Asım beye tevdi etti. Fakat kast anlaşılamadı. Bununla bera ber Kemaleddin paşa Bursaya, Hakkı Şinasi bey Konyaya nefye- dildi.
Bu sıralarda Hatice sultanın bir saraylısile Naime sultanın bir saraylısı hastalanmış, Etfal has tanesinde buluşarak ahbap olmuş lardı. Hatice sultan saraylısının sultanile muhabere ettiği Abdül- hamide jurnal edilmesi üzerine Ragıp paşa gönderilerek bu sa raylı sıkı sorguya çekildi. Mek- 1 tonlar bulundu. Fakat bunlarda zehirlenme hadisesine taallûk
eder cihet görülmedi. İki saraylı saraylarından çıkarıldı. Yalnız Naime sultanın saraylısına Asım beyin delâletile 300 kuruş maaş tahsis olundu.
Abdülhamİt hazinedarlarından Hayrandilin acemisi ve yetiştir mesi olan Pesendi görüp beğen miş, kendisine gözde edinmişti. Bu Fatma Pesent hanımdan Hati ce sultan isminde bir kızı da olun ca bu hanımın itibarı pek artmıştı. Hatice sultan küçükken vefat et mekle Abdülhamİt Hamidiye Et fal hastanesini bu kızı namına yaptırmıştı.
Abdülhamİt bir gün Yıldızın dış bahçesinde Yıldız itfaiye ta burundan iki neferin gezmekte olduğunu görür; gidiş müdürü Mahmut efendiye bunların kün yelerini zaptettirir. Bunlardan A rif efendi isminde birisi yekten mülâzim rütbesine terfi olunur.
Pesent hanımı yetiştiren hazi nedar Hayrandil hanım 300 lira ihsan ile çırağ edilir ve 1000 ku ruş hazinedarlık maaşı da hayat kaydile verilmek üzere bu A rif efendi ile evlendirilerek Boluya gönderilir.
Abdülhamİt kızı Ayşe sultanili validesi yanında büyümüş Dürrü-yektavı da firasma almak iste miş, fakat kız hanımının üstüne bu ikbali reddeylemişti. O vakit Abdülhamİt:
— Yaşlıyım! Onun için beni istemiyor!
Diye kızmıştı; Ayşe sultanın validesi nihayet kızı kandırmağa m uvaffak olmuş, kızcağız gözde ler arasına katılmıştı. Abdülhamİt evvelki imtinamın öcünü almak istiyerek bu defa Dürrüyekta ha nımı da saraydan çıkarır ve gene mülâzim rütbesine terfi ettiği di ğer itfaiye neferde evlendirir; Çoruma gönderir. Fakat ne ihsan rüyekta hanım Corumda uzun naz ve nimet içinde büyümüş Dür- rüyekta hanım Çorumda uzun müddet yaşayamaz; İstanbula ge lerek başmabeyincı A li paşaya müracaat eder. A li paşanın ta- vassutile kendisine Kadıköyünde bir ev bahşedilerek kocası da ts- tanbula celbedilir.
(Arkası var)
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi