ANTEP’te bir kazaya müdahale etmek için olay yerine giden ekiplere ve İHA’nın canlı yayın aracına otobüs çarptı. Kazada 3 itfaiye, 4 sağlık personeli ile İHA çalışanı Muhammed Abdulkadir Esen ile Umut Yakup Tanrıöver’in de bulun- duğu 16 kişi hayatını kaybetti, 21 kişi yaralandı. s.3
KATLIAM GIBI KAZA
Polis tutuklu yakınlarına
izin vermedi s.3 Kılıçdaroğlu, kadınların
taleplerini dinledi s.9 RSF 202 Afgan gazetecinin
tahliyesine yardım etti s.11 Patrick van Aanholt’tan
ırkçı yoruma tepki s.12 t t t t
BUGÜN
yazılarıyla
Güvenlikneden tehlikelidir?
Serdar Değirmencioğlu s.5
‘Beni asla
yıldıramayacaksınız’
Mumia Abu Jamal s.10
AVRUPA’NIN GÜNDEMİ
‘Çin ile ekonomik bir savaşın bedeli daha ağır olur’ s.10
Fotoğraf: DHA
Fahiş zamlara karşı emsal karar
ÖZEL üniversitelerin öğrenim ücretlerine yaptığı yüzde 300’e varan fahiş zamlara öğrencile- rin tepkisi sürerken Bakırköy 6.
Ticaret Mahkemesi, özel üni- versitelerin en fazla yüzde 79.60 zam yapabileceğine hük- metti. Karar emsal niteliği ta- şırken avukatlar öğrencilere
‘dava açın’ çağrısı yaptı. s.4
Yandaşa avantadan 206 milyon avro!
TÜRKİYE’nin ‘Kamu-Özel İşbirliği’
modeliyle yapılan ilk bölgesel ha- valimanı olan Zafer Havalima- nı’nda verilen yolcu garantisinin yüzde 1’i bile karşılanamadı. IC İçtaş, 52 milyon avro maliyetle yaptığı havalimanı için 206 mil- yon avro kasasına koyacak. s.5
Fotoğraflar: Adsız Günebakan/AA Fotoğraflar: Adsız Günebakan/AA
Gide gide / Adnan Özyalçıner
Kimdir devlet? Kimin yanındadır? / Hilal Tok
Yaz sıcaklarında spor yapabilmek için 7 tavsiye / Çeviren: Senem Adıgüzel Islıkla bir şeyler çalın / Ayşen Şahin
Sinemayı sinema yapanlar: Cemil Filmer / Mesut Kara
PAZARPAZAR sayfaları ‘Almanya bizi kıskanıyor’ efsanesi ne kadar gerçek?
Pazar sayfaları 6-7-8 Yücel ÖZDEMİR
emek evrenseldir
G Ü N L Ü K
www.evrensel.net21 Ağustos 2022 PazaruYıl: 21uSayı: 7654uFiyat: 3 TLFiyat: 3 TL
Boğaziçi taviz vermeyecek!
Kayyum rektörün uygulamalarına karşı aylardır mücadele eden Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri kararlı: Akademik özerklik ve öğrencilerimizin zarar görmemesi için taviz vermeyeceğiz.
Cengiz Kırlı kayyuma karşı nöbet eyleminde.
(Fotoğraf:
Arkadaş Özakın)
HUKUKSUZLUK DİZ BOYU
BOĞAZİÇİ Üniversitesi’nin kayyum rektörünün üniversitenin akademik özerkliğine ve kadro- lara yönelik hukuksuz müdahaleleri sürüyor.
Son bir haftada Atatürk Enstitüsü’nün seçil- miş müdürü Prof. Dr. Cengiz Kırlı görevden alındı, akademisyen Can Candan’ın mahkeme kararına rağmen üniversiteyle ilişiği kesildi.
Mithat Alam Film Merkezi Genel Koordina- törü Zeynep Ünal ve emekçisi Elif Ergezen’in görevine son verildi.
‘ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ’
ATATÜRK Enstitüsü’nin seçilmiş müdürü Prof.
Dr. Cengiz Kırlı, görev süresi dolmadan, res- mi tebliğ yapılmadan görevden alındığını be- lirterek “Boğaziçi’de muhalefet sindirilmek is- teniyor, mıntıka temizliği yapılıyor” dedi. Bo- ğaziçi’de öğretim üyelerinin akademik özgür- lüğü savunduğu için büyük zararlar gördüğü- nü ama vazgeçmediğine dikkati çeken Kırlı
“Akademik özgürlük ve öğrencilerimizin zarar görmemesi için taviz vermeyeceğiz” dedi. s.4
ELIF ERGEZEN: SANAT VE AKADEMI ANCAK ÖZGÜR OLDUĞUNDA VAR OLUR s.4
5. EDREMİT Kitap Fuarı’nda düzenlenen ‘Türkiye’nin Solu” konulu panele TİP Genel Başkanı Erkan Baş, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, SOL Parti PM üyesi Alper Taş katıldı. En geniş ittifakın büyük bir ihtiyaç ol- duğunu söyleyen EMEP Genel Başkanı Akdeniz hem 7’li ittifak çalışmaları- na hem de sosyalist güç birliğine atıf yaparak, “7+4, 7’den büyüktür, 4’ten de büyüktür. Bu iki oluşum birleşmeli.” dedi. s.9
EMEP GENEL BAŞKANI AKDENİZ: Sosyalist güç birliği kuruldu
SOL Parti, Türkiye Komü- nist Partisi, Türkiye Ko- münist Hareketi ve Devrim Hareketi’nin bir araya geldiği Sosyalist Güç birliği ilan edildi.
Yapılan açıklamada
“AKP’nin yarattığı fela- ketle bütünlüklü bir he- saplaşma adeta bir ha- yat memat meselesine dönüştü.” denildi. s.9
‘Emeğimizin
karşılığını istiyoruz’
TİS görüşmelerinde anlaşma sağla- namaması üzerine 5 Ağustos’tan beri grevde olan Technomix fab- rikasında çalışan işçiler emekle- rinin karşılığını istiyor. Yüzde 98 oranında kadın işçinin çalıştığı fabrikadaki işçiler, tüm işçilere de dayanışma çağrısı yapıyor. s.2
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
En geniş ittifak en büyük ihtiyaç
Fotoğraf: Saffet Yılmaz/Evrensel
TÜRKIYE MISIR ILIŞKILERI NEDEN BIR TÜRLÜ NORMALLEŞEMIYOR?
Ihsan Çaralan’ın yazısı sayfa 3’te
2 1 A ğ u s t o s 2 0 2 2
P a z a r
evrensel 2
[email protected]
kadın
GÜNLÜK
evrensel
Günlük Yaygın Süreli Gazete
Bülten Basın Yayın Reklamcılık Tic. Ltd. Şti. Adına Sahibi:
Kürşat Yılmaz Genel Yayın Yönetmeni:
Fatih Polat
Yazı İşleri Müdürü:
Erdi Tütmez Sorumlu Yazı İşleri Müdürü:
Görkem Kınacı Haber Müdürü:
Cem Şimşek
Yönetim Yeri: Adres: Mehmet Akif Ersoy Cad. Mehmet Çıbıkçı İş Merkezi No: 2 K: 2 İşyeri No: 21 Şirinevler/B.Evler-İSTANBUL Tel: 0212 909 48 01 Fax: 0212 654 15 04 Dağıtım: Turkuvaz
Dağıtım Pazarlama A.Ş. Banka Hesap No: Bülten Basın Yayın Reklamcılık Tic. Ltd. Şti.
TEB Yeşilköy Şubesi IBAN: TR83 0003 2000 0540 0000 2600 57
günlük
evrensel
’i bayinizde bulamıyorsanız Bayinin unvanını ve bayilik numarasınıdağıtım servisimize bildirin, gazetenizi bayinize ulaştıralım.
0.850 302 20 67 [email protected]
21 Ağustos 2022 Pazar / Sayı: 7654
Ankara: (Birkan Bulut) Karanfil Sokak, No: 11/16 Kızılay Tel: (0312) 4194480 Faks: 4194483 İzmir: (Özer Akdemir) Oğuzlar Mah. Gaziler cad. No: 133 D:701 Kapılar Tel: (0232) 4457020 Faks: 4845755 Adana: Cemal Gürsel Caddesi Ali Hikmet İş Hanı Kat:2 No: Tel-Faks: (0322) 3631016 Diyarbakır: Yenişehir Mah. Ali Emiri 5. Sokak Ademoğlu Apt. No: 8 D:
7 Yenişehir Tel: (0412) 2282613 Almanya/Köln: (Serdar Derventli) Tel: (0049) 2215108970-71 / 2219131271 Faks:
2219131269 Fransa/Paris: (Yıldız Eren) Tel: (0033) 148240473 Faks: 142469227 İngiltere: Tel: (0044) 2072758440 Faks:
(0044) 2072757245 İstanbul Baskı: Kuzey Veb Ofset San. Tic. Ltd. Şti Tayakadın Mah. Yassıören Cad. No:75/1 Arnavut- köy/İstanbul Tel: 0212 682 61 62 Adana Baskı: Arslan Güneydoğu Gazetecilik, Matbaacılık ve Kağıtçılık A.Ş. Yeni Doğan Mh. 2108 Sk. No: 18/A Yüreğir/ADANA Ankara Baskı: Arslan Güneydoğu Gazetecilik, Matbaacılık ve Kağıtçılık A.Ş. Saray Osmangazi Mh. Sütçü İmam Sk. 2108 Sk. No: 33 Pursaklar/ANKARA İzmir Baskı: Arslan Güneydoğu Gazetecilik,Matba-
acılık ve Kağıtçılık A.Ş. Metal İşleri San. Sit. 2. Cadde No.93 Kısıkköy, Menderes/İzmir
TECHNOMIX GREVİNDEN KADIN İŞÇİLER DİRENİŞ ALANINDAN SESLENİYOR:
Sennur UNAY Bursa
B
ursa’da faaliyet yürüten, çalı- şanların yüzde 98’inin kadın işçi olduğu Technomix fabri- kasında Türk Metal Sendi- kasında örgütlenen işçiler, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde an- laşma sağlanamaması üzerine 5 Ağus- tos’ta greve çıktı. Grevlerini kararlılıkla sürdüren işçilere pek çok dayanışma zi- yareti de gerçekleşiyor. Bursa Kadın Platformu olarak biz de geçtiğimiz gün- lerde bir dayanışma ziyaretinde bulun- duk ve kadın işçilerle sohbet etme imka- nı yakaladık.Kendilerini greve götüren sürecinin daha iyi koşullarda çalışmak olduğunu anlatan bir kadın işçi, “Bizde genelde maddi sıkıntılar vardı. Çok fazla işi çok düşük ücretle yapıyorduk. Verilen zam- lar bir işimize yaramıyordu. Şu an örne- ğin asgari 5 bin 500, bizim ücretimiz de 6 bin lira. Yılbaşında asgari ücrete zam gelince yine maaşımız asgari ücrete denk oluyor. Ben 5 yıllık işçiyim, arka- daşım 2 yıllık. Ben 6 bin 500 lira alıyor- sam arkadaşım 7 bin alıyor. Halbuki ben 40 parçanın 40 tanesine de hakimim ama o 3-5 tanesini biliyor sadece. Kıde- min hiçbir anlamı yok. Birbirimize düşe- lim, emeğimizin anlamı da kalmasın di- ye yapıyorlar bunu. Bu durumları fabri- kaya bildirdiğimizde hiçbir sonuç alama- dığımız için biz de sendikal mücadelemi- zi başlattık. Sendikayla da çoğu şartta anlaştıkları halde uygulamadılar. Biz de grev kararı aldık” diye anlatıyor onları greve götüren nedenleri…
EVDE ÇALIŞMAYI LÜTUF GİBİ SUNDULAR İKİ KAT
PERFORMANS İSTEDİLER
Ana şirketleri Almanya’da olan ve yıllardır Bursa’da faaliyet gösteren Tech- nomix fabrikasında işçiler, Türkiye’de de Bosch ve Cengiz Makine’ye çalışıyor- lar. Kadınlar çalışma koşulları açısından da pek çok zorlukla karşılaşmış. Bir ka- dın işçi büyük dikkat gerektiren bir iş yapıyor olmalarına rağmen emeklerinin nasıl küçük görüldüğünü şöyle anlatıyor:
“Bizde parça kontrolü var. Çok küçük enjeksiyon parçalarının göz kontrolünü
yapıyoruz, teknoskop ile on kat büyüte- rek kontrolünü yapıyoruz. Herkesin la- boratuvarlar şeklinde masası ve teknos- kobu var. Üretimden çıkan ürün kontrol edilmeden müşteriye gidemiyor ama işi- miz küçümseniyor. Emeğimizin karşılı- ğını alamıyoruz. Çok fazla çalışıyoruz.
Şu an 7 buçuk saat çalışıyoruz ama me- saili çalıştığımız dönemler oldu. Sayı baskısı çok oluyor.”
Bu zorluklar pandemide kat kat art- mış, o dönemi şöyle anlatıyor: “Pande- mide evden çalıştırıldık. Kadınlar çok iyi bilir. Ya çocuğumuz çekiştirdi eteğimi- zin ucundan ya eşimiz ‘Yemek nerede?’
dedi. Ama yine de sabahlara kadar par- ça bakan arkadaşlarımız oldu. Ben ba- kamadım çocuğum küçüktü, 15 gün da- yanabildim, arkadaşım 5 ay bu şekilde çalıştı. Fabrikada atıyorum bir günde 5 bin adet isteniyorsa evde 10 bin adede çıktı bu. Fabrikada 7 buçuk saatte yap- maya uğraştığımızın iki katını evde iste- diler. ‘Evdesiniz, daha rahatsınız sabaha kadar çalış ama bana o sevkiyatı yetiştir’
dediler resmen. Bunlara rağmen hepi- miz evde de fabrikada da çok özverili çalıştık. Bu süreçte yol, yemek gibi şey- leri hiç talep bile etmedik. Sadece tek- noskoplar elektrik harcıyor. Elektrik üc- retini karşılayın bari dedik ama bu tale- bimiz de karşılanmadı…”
‘SENDİKALI OLMASAYDINIZ HAKKINIZI VERECEKTİK’
KANDIRMACASI
Bütün bu ağır koşullar altında fabri- kaları kapanmasın diye, işsiz kalmamak için her denileni yapmaya devam ettik- lerini söylüyorlar. Ama sendikanın adı- nın geçmesi bile değiştirmeye başlamış bazı şeyleri. Bir kadın işçi şöyle örnek- lendiriyor bunu: “Önceleri taleplerimize cevap verilmezken, 14 Mart’ta sendika süreci başladığı gibi hepimizin hesabına 1000 lira elektrik parası yatırıldı. Bir yerde bir şekilde toplanıp bir araya gel- memiz gerekiyordu.” Ama sendikalaşma süreci başlayınca işçiler arasında ayrım yaratmak, işçileri birbirine düşürmek için patron da boş durmamış: “Şimdi de
‘Siz sendikayı fabrikaya sokmasaydınız biz anlaşırdık’ diyorlar. İçerideki arka- daşlarımıza da ‘Onlar böyle yapmasaydı size ikramiye verecektik’ demişler. Evet çoğu hakkımız verildi ama toplu iş söz-
leşmesini imzalamıyorlar. Zaten bu hak- ları veriyorsun neden imzalamıyorsun?”
diye anlatıyorlar bunu.
Fabrikanın içinde Technomix ve Final olarak iki şirket var; işçiler o firmadan diğer firmaya gönderilerek aralarındaki iletişimin de kesilmeye çalışıldığını akta- rıyor. Durumu bir kadın işçi şöyle anla- tıyor: “Technomix’te 120 sendika üyesi var, 9 kişi de Final’de. Grev kararı çık- masın diye iki şirket arasında personel değiştirip durdular. Oylamada çoğunluk sağlanmasın diye uğraştılar. Ama biz yi- ne de greve çıktık. Çünkü oylama yapıl- madı greve çıkacağımız çok net bir ka- rardı. Greve iki gün kala patron görüş- mek istedi ama biz kararımızdan dön- meyeceğiz dedik.”
İÇERİDE çalışmaya devam eden arkadaşla- rına yönelik ciddi bir baskı olduğunu aktaran kadın işçilerden biri şöyle anlatıyor bu eziyeti:
“İçerideki arkadaşlarımız bizimle konuştuğun- da hemen yanlarına çekip ‘Senden beklemez- dim, ona neden sarıldın’ diyorlar. Arkadaşım gözüme bakıyor, göz kırpıp öyle geçiyor yanı- ma gelemiyor. İçeride greve çıkmak isteyip bu baskılardan çekinenler var. Yönetim tarafından psikolojik baskı görüyorlar.”
Bu baskının en somut örneği Şerife Musi’nin yaşadıkları. Şerife doğum iznindeyken greve katılan arkadaşlarının yanında görüldüğü için izni iptal edilmiş. Hakkını alıncaya kadar arka- daşlarıyla birlikte grev alanında olacağını söy-
leyen Şerife de “6 ay doğum iznim vardı. 4 ayını kullandım, 20 Ekim’e kadar devam edecekti.
Bundan sonraki 2 aylık süreci sildiklerini söyle- diler. Grev alanında bulunmam sebebiyle do- ğum iznimi iptal ettiklerini söylediler. Ben de böyle bir şeyin olamayacağını söyledim. Bizi çok boş insanlar zannediyorlar ama avukat ar- kadaşlarım var, böyle bir şey yapamayacakla- rını söylüyorlar. Doğum izni silinemez. Geçmişe dönük ihtar çekilmesi gerekiyor. Ama bana ih- tar çekilmedi. Geriye dönük o 4 ayı nasıl ispat- layacaklar? 6 ay için tek izin kağıdına imza atı- lıyor. Bunu bölseler benim imzam yok” diyerek anlatıyor yaşadığı hukuksuzluğu.
Grev çadırına gelebilmek için 1 yaşındaki
bebeğini uyutup 15 yaşındaki çocuğuna ema- net ettiğini söyleyen Şerife, “Neyse ki evim ya- kın fabrikaya. Yakın oturabildiğim için gelebili- yorum zaten, keşke sabahtan akşama kadar kalabilsem arkadaşlarımın yanına. Ama maale- sef olmuyor” diyor.
Şerife halen çalışmaya devam eden arka- daşlarının kaygılarını anladığını ama yine de birlik olsalardı her şeyin daha farklı olabilece- ğini düşünüyor, “Herkes birlik olsaydı böyle bir şey olmayacaktı. Ama herkesin bir korkusu var; aile geçindirme derdi, işiz kalma korkusu var. Eşi çalışan çalışmayan; çocuğu olan olma- yan herkes birlik olsaydı her şey daha güzel olurdu…”
TÜRK Metal Sendikasına üye olan ve başka fabrikadan Technomix işçilerine desteğe gelen Merve Arı da grev alanın- da. “Biz de Türk Metal’e üye işçileriz.
Sendikalı olmanın birçok olanağını, des- teğini gördük. Bu nedenle buranın da sendikalı bir yer olmasını isteriz. Bu yüz- den de arkadaşlarımıza desteğe geldik.
Bizim çalıştığımız fabrikada sendika uzun süredir var ve haklarımızı alabiliyo- ruz. Bence bütün sektörlerde sendika olmalı. Hem ücretler konusunda hem de diğer haklarımız açısından. Pandemi döneminde çalışmadık, maaşımızı da aldık. Arkadaşlarımız dirensin çünkü ancak direne direne kazanacağız” diye- rek işçileri birlik, beraberlik içinde hakla- rını almaya çağırıyor Merve de.
GREVDEKİ ARKADAŞLARINA DESTEK VERDİ DOĞUM İZNİ İPTAL EDİLDİ
KIZ KARDEŞİNİ KADIN CİNAYETİNDE YİTİREN HAMİDE EVREN:
‘Devlet işini yapsın, kadınları korusun’
Elif Ekin SALTIK Ankara
EVLİLİĞİNİN ikinci gününden iti- baren şiddet görmeye başlayan bir ka- dındı Döndü Şengül. Şiddet görmeye başladığında karakola başvurup “Bu adamın silahı var ve beni silahla tehdit ediyor” dese de hiçbir önlem alınma- mış. Döndü, Şükrü Şengül’den ayrılma- ya çalışsa da defalarca çocukları için dönmek zorunda kalmış. Ta ki kızı ba- basının istismarına maruz kaldığını an- latana kadar. İstismar sonrası karakola gidip şikayette bulunmak isteyen Dön- dü bu sefer de istismarcıyı koruyan şu sözlerle karşılaşmış: “Bak öyle bir şey yoksa erkeği zor durumda bırakma. Be- nim de kız çocuğum var. Ben de çocu-
ğumun üstünü örtüyorum.”
Bütün bunları Döndü’nün ablası Ha- mide Evren anlatıyor bize. “Çocuğun ifadesi pedagoglar eşliğinde alındı. İfa- desinin doğru olduğu anlaşılınca Sosyal Hizmetler çocuğa el koydu. Bir kadın için çocuğunun kendi öz babası tarafın- dan istismar edilmesi, bunu kabul ede- bilmek, şikayet etmek toplumda çok zor bir olayken bir de karakolda karşı karşıya kaldığı durumu görebiliyor mu- sunuz?” diyor öfkeyle Evren.
İSTİSMAR ‘BEKARETİ BOZULMADI’ DENİLEREK AKLANDI!
Döndü Şengül şikayetinden vazgeç- miyor, Şükrü Şengül gözaltına alınıp serbest bırakılıyor, “Bana iftira attılar”
diyor. “Bunu tutuklayın beni öldürür”
diyen Döndü’nün sesini ise hiçbir ku- rum duymuyor ve çocuğunu sosyal hiz- metlerden geri aldıktan 9 gün sonra öl- dürülüyor. Şükrü Şengül “eşe karşı kas- ten öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet cezası alırken, “Çocuğun nite- likli cinsel istismarı” suçundan verilen 30 yıl hapis cezası, İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu. Mahkeme, “çocu- ğun bekaretinin bozulmaması” gerek- çesiyle Şengül’ün beraatına karar verdi.
‘HİÇBİRİMİZ HAYATIMIZA ESKİSİ GİBİ DEVAM
EDEMİYORUZ’
Hamide Evren öfkeyle devam edi- yor: “Ben her kadın cinayetinde aynı şeyleri yaşıyorum. Sonra çıkıp o katiller,
‘namus’ diyor ve kendi cinayetini böy- le aklamaya çalışıyor, bu cesaretlerini aklım almıyor. Her gün her gün ka- dınlar öldürüyor. Ne zaman bitecek, ne zaman son bulacak. Şimdi bir tek kız kardeşim mi öldü? Biz, bütün aile olarak öldük. Çocuklarım, çocukları...
Artık hiçbirimiz hayatımıza eskisi gibi devam edemiyoruz. Kızı ilaçlarını bı- rakmıştı, adam istismardan beraat edince yeniden kullanmaya başladı ilaç. Hepimizin psikolojisi altüst. Hiç- birimiz iyi değiliz, hiçbirimiz güvende değiliz. Korkmazdım hiç, ama artık dışarı çıktığımda korkuyorum. Bu olaylara göz yumularak toplumun psi- kolojisini bozmanın ne anlamı var?
Biz şiddetten kaçmak için elimizden geleni yaptık. Devlete, adalete sığın-
dık. Daha ne yapalım? Benim 4 tane kızım var, biri evli. Ama hepsi için çok endişeliyim.”
CEZASIZLIK OLDUĞU SÜRECE CİNAYETLER BİTMEZ
Pek çok koruma talebine, kararına rağmen kadınların öldürülmesini de cezasızlık politikalarına bağlıyor Ev- ren: “Yasalar var evet ama bu kadar cezasızlık olduğu sürece kadın cina- yetleri bitmeyecek. ‘Şiddetle mücade- le ediyoruz’ diyorlar fakat hiçbir şey yapmıyorlar. İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırıyorlar. Katillere ‘işinizi tamam- layın’ diyorlar. Adalete güvenmeyece- ğiz de ne yapacağız? Artık devlet işini yapsın. Kadınları korusun…”
HAKLARIMIZ İÇİN SENDİKALAŞMAK ÖNEMLİ...
BAŞKA FABRİKADAN DESTEĞE GELEN MERVE:
Emeğimizi küçük görenler,
direnişimizin büyüklüğüne lüğüne
baksınlar!
“Fabrikada 7 buçuk saatte yapmaya uğraştığımızın iki katını evde
istediler. ‘Evdesiniz, daha rahatsınız
sabaha kadar çalış ama bana o
sevkiyatı yetiştir’
dediler resmen.
Bunlara rağmen özverili çalıştık.”
Fotoğraflar: Ekmek ve Gül
2 1 A ğ u s t o s 2 0 2 2
P a z a r
evrensel 3
[email protected]
haber
KISA... KISA
Koruma kararı vardı bıçakladı
AFYON’da M.U.Ş., boşanma aşamasında olduğu ve hakkında uzaklaştırma kararı aldıran eşini bıçakla yaraladıktan sonra 5 aylık bebeklerini kaçır- dı. M.U.Ş., bir süre sonra Kula Devlet Hastanesi’ne getirdiği bebeği, çok ağladığını belirterek sağlık görev- lilerine teslim ettikten sonra kayıplara karıştı.
Yaralı kadının ve bebe- ğin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.
(AFYON)
Berberlere yeni
düzenleme
TİCARET Bakanlığı, 1 Ekim’den itibaren tüm berber, kuaför ve güzellik salonlarının haftanın bir günü kapalı olması yönünde karar aldı. Berber, kuaför ve güzellik salonlarının aynı gün kapanması zorunlu olmayıp valilerce bu üç grup için ayrı ayrı kapanma günleri tespit edilebilecek.
(ANKARA)
5 endemik balık koruma altında
TÜRKİYE’de nesli yok olma tehlikesindeki endemik balık türlerin- den 5’i, laboratuvarda korumaya alındı.
Balıklardan 3’ünün üretimi başarıya ulaşır- ken, 2’sinin çalışmaları sürüyor. Bu balıklar sadece Acıgöl, Kırkgöz ve Nemrut Gölü, Boğaçayı ile Manavgat- Peri Köprüsü arasındaki iç sularda yaşıyor.
(ANTALYA)
Oltaya caretta takıldı
MERSİN’in Silifke ilçe- sinde amatör balıkçılık yapan Muhittin Mert’in attığı oltaya takılan Caretta caretta yavru- su takıldı. Mert’in özenle sahile çektiği oltasındaki yavru, çev- redekilerin de yardı- mıyla yara almadan kurtarıldı. Caretta caretta yavrusu yeni- den denize bırakıldı.
(MERSİN)
D
ün dündür bugün bugün” tekerlemesi, Demirel’e atfedilse de bunu Demirel’in götü- remediği kadar uç nok- taya götürenin Erdoğan olduğunu söylememek haksızlık olur.Bunun son örneğine, Erdoğan’ın önceki gün Ukrayna ziyareti dönü- şünde uçakta gazeteci- lerle yaptığı konuşmayla tanık olduk.
Konuşmasında diplo- masinin önemine uzun- ca değinen
Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Devletler arasında hiçbir zaman siyasi diyalog veya diplomasi kesip atılamaz.
Her zaman her an bu tür diyaloglar olur, olmalıdır…
Diplomasiye ne denli ihtiyacımız olduğunu bütün dünya gördü… Bizim Esed’i yenmek gibi bir derdimiz yok…” diyerek yıllardır aşağıladığı, duayen bir “mon- şer” gibi, diplomasi kitabının orta yerinden konuştu.
Sonunda sözü Mısır’la ilişkilerin bir türlü “normal- leşememesi”ne getiren Erdoğan, “Mısır’la da alt düzeyde, yani bakanlar seviyesinde temaslarımızı devam ettiriyoruz. Temenni ederiz ki üst düzeyde de bu adımı en güzel şekilde atalım” diyerek, Sisi‘yi ziya- rete hazır olduğu mesajını da verdi!
MISIR’LA ‘İSTİKŞAFİ GÖRÜŞMELER’
20 AYDIR SÜRÜYOR!
Aslına bakılırsa, Mısır’la ilişkilerin “normalleştiril- mesi” girişimleri, 2020’nin sonlarında, yani İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerle ilişkilerin normalleştirilmesi girişimlerinden de önce başlamıştı.
2020 sonlarında istihbarat örgütleri düzeyinde başlayan görüşmelerin 2021 başlarında bakanlıklar düzeyinde “istikşafi görüşmeler” olarak sürdüğü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından da açıklanmıştı.
Nitekim Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın 8 Mart 2021’de, “Mısır hâlâ Arap dünyasının beyni ve kalbidir. Mısır’la Doğu Akdeniz, Libya ve dünyanın unutmuş gibi göründüğü Filistin meselesinde iş birliği
yapmak istiyor ve ikili ilişkilerimizi görüşmek istiyo- ruz...” diyerek Mısır’ın bölgedeki önemine dikkat çekerken aynı zamanda kendilerinin de meydanlar- dan “Eyyy darbeci, katil Sisi!” haykırışlarını ve rabia işareti yapma dönemini geride bıraktıklarını, Mısır’la ilişkilere çok önem verdiklerini açıkça söylemişti.
Ancak o günlerde pek de sözü edilmeyen İsrail, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerin normalleştiril- mesi girişimleri ortada yokken başlayan Mısır’la iliş- kilerin 20 aydır “istikşafi görüşmelere” saplanıp kal- ması, “Mısır’la neden normalleşilemiyor” sorusunu da büyütüyor.
MISIR ‘TÜRKİYE’NİN, PRENSİPLERİNE UYUMLU ADIM ATMASI’NI BEKLİYOR
Türkiye’den Mısır’la ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda hevesli açıklamalar geliyordu ama Mısır biraz fazla ağırdan alıyordu. Çünkü Mısır “ilişkileri normalleştirelim” diye kapısına gelen, yıllardır kendi- lerine hakaret eden, aşağılayan Erdoğan ve yöneti- minin önce ilişkileri neden bozduğunun hesabını vermesini de istiyordu.
Yani Mısır diplomasisi, “Dün dündür, bugün
bugün!” demiyordu!
Nitekim İbrahim Kalın’dan bir hafta sonra, 15 Mart 2021’de Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Shoukry;
“Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için Ankara’nın adımlarını Mısır’ın prensip ve hedefle- riyle uyumlu atması gerektiğini, Türkiye’den Mısır’ın ilkeleri ve amaçları doğrultusunda gerçek hareketler geldiği takdirde ilişkilerin normale dönmesi için temel oluşacağını” söyleyerek Kalın’ın hamaset kokan açıklamasına pek de itibar etmediklerini gösterdi.
Mısır medyasında, bu ilkelerin Türkiye’nin Arap topraklarında askeri operasyonlar yapma, üsler kurma girişimlerden, başka ülkelere rejim dayatma gibi tutumlardan vazgeçmesi olduğuna dair gayri resmi açıklamalar, yorumlar yer aldı. Yani Mısır, Türkiye’nin Suriye ve Libya başta olmak üzere Arap ülkelerinden çekilmesini, rejim dayatma girişimleri- ne son vermesini, Türkiye ile ilişkilerin normalleştiril- mesinin temeli olarak gördüğünü söylüyordu!
MISIR’IN PRENSİPLERİ TÜRKİYE’NİN ARAP ÜLKELERİNE MÜDAHALESİYDİ!
Üstelik Mısır bunları öylesine söyleyip geçmiyordu.
Tersine Mısır, Türkiye’nin yeni Osmanlıcı Ortadoğu
politikasına karşı en sert duran ülkeydi.
Nitekim Arap Ligi’nin dışişleri bakanlarının katıldı- ğı toplantı sonrasında yayımlanan bildiride Libya, Irak ve Suriye gibi Kuzey Afrika ülkelerinde ve Ortadoğu’da Ankara’nın müdahalelerinin bölge güvenliğini “tehdit ettiğini” öne sürerek, Türkiye’nin
“provokasyonlarına son vermesi”ni de içeren bir dizi kararın çıkarılmasında Mısır başrolü oynadı. Ayrıca 9 Ekim 2019’da yapılan “Barış Pınarı Harekatı”nı şiddet- le kınayan Mısır Dışişleri Bakanlığı, harekatı, “Arap devletinin egemenliğine yönelik küstah ve kabul edi- lemez bir saldırı” olarak niteliyordu. Mısır’ın çağrısıyla toplanan Arap Birliği de “Barış Pınarı Harekatı” ve Türkiye’nin Arap ülkelerinde giriştiği operasyonları sert biçimde kınadı.
Yani Mısır’ın Dışişleri Bakanının, Türkiye ile ilişki- lerin normalleştirilmesi için “Ankara’nın adımlarını Mısır’ın prensip ve hedefleriyle uyumlu atması gerek- tiğini” söylemesinin, darbeci Abdülfettah Sisi’nin Erdoğan düşmanlığı ve kaprislerinden ibaret olma- dığını, daha çok “Arap dünyasının beyni ve kalbi”
Mısır’ın resmi tutumunu gösterdiğini söylemek ger- çeğe daha yakın bir ifade olur.
PRENSİPLER SADECE MISIR’IN PRENSİPLERİ Mİ?
Burada akla, “Peki bu tutum sadece Mısır’ın tutu- mu mu” sorusu geliyor.
Elbette değil. Arap Birliği açıklamalarının altına imza atan, bugün Türkiye ile ilişkileri “iyi” olan Suudi Arabistan, BAE ve diğer Arap ülkelerinin de tutumu- dur. Ama burada muhtemelen Mısır’a böyle rol biçil- miş! Bu yüzden de Türkiye’nin sadece Suriye değil, Libya, Irak, Sudan, Katar’daki üslerinin boşaltılması ve yeni Osmanlıcı politikalardan geri adım atılması, Erdoğan yönetimiyle Arap ülkeleri arasında yeniden gündeme gelebilecek bir sorun olmaya devam ede- cektir.
Kaldı ki Mısır sadece Mısır da değildir. Çünkü Mısır, Suriye’de nihai bir barış söz konusu olduğunda, sadece Suriye’de değil Libya’da ve Doğu Akdeniz’deki enerji sorununda da İsrail, Yunanistan (AB), Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini kullanarak, Türkiye’yi en çok zorlayabilecek ülkelerden birisidir.
Bu yüzden de Mısır-Türkiye ilişkilerinin şeklen olsa bile gerçek anlamıyla normalleşmesi kolay olmayacaktır.
HABERÝN ÝÇÝNDEN
İhsan Çaralan [email protected]
TÜRKİYE MISIR İLİŞKİLERİ NEDEN BİR TÜRLÜ NORMALLEŞEMİYOR?
Fotoğraf: DHA
Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AAFotoğraf: DHAFotoğraf: DHA
A
ntep’te katliam gibi kaza meydana geldi. İlk belirle- melere göre 16 kişi yaşamını yitirdi, 21 kişi yaralandı. Tar- sus-Adana-Gaziantep (TAG) Otoyolu’nun Nizip bölümünde bir aracın şarampole devrildiği kazaya müdahaleye gelen park halindeki ambulans ve itfaiye aracı ile bölgede bulunan İhlas Haber Ajansı’nın (İHA) canlı yayın aracına yolcu otobüsü çarptı. Kazada başka bir göreve giderken kazayı görüp, yaralılara yardım eden İhlas Haber Ajansı çalışanı Muham- med Abdulkadir Esen ile Umut Yakup Tanrıöver de hayatını kaybetti.KAZAYA MÜDAHALE EDENLERE ÇARPTI
Gaziantep Valisi Davut Gül, kazada 16 kişinin hayatını kay-
bettiğini belirterek, “Otobüs kaza yapı- yor. Buna itfaiye, sağlık ekipleri ve diğer mesai arkadaşlarımız müdahale eder- ken, 200 metre geride başka bir otobüs kaza yapıyor. Kaza yapan otobüs kaya- rak ekiplerimize ve yaralılara çarpıyor.
İlk belirlemelere 16 vatandaşımız vefat etti. Şu an müdahaleler devam ediyor.
Yaralılar hastaneye sevk ediliyor. Mille- timizin başı sağ olsun” dedi. Gaziantep Valisi Gül ayrıca, “(Ni- zip’teki kaza) İlk be-
lirlemelere göre 16
vefat eden vatandaşımız var, aralarında 3 itfaiye personeli, 4 sağlık personeli, 2 gazeteci var” dedi. DHA muhabirinin görgü tanıklarından aktardığına göre, otobüsün hız nedeniyle devrilerek kaydı- ğı belirtildi. Kaza bölgesine çok sayıda polis ve sağlık ekibi yönlendirildi.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, An- tep’te 16 kişinin hayatını kaybettiği tra- fik kazasına ilişkin Nizip Cumhuriyet Başsavcılığının gerekli adli tahkikatı başlattığını bildirdi. Bakan Bozdağ, şun- ları kaydetti:
“Önemli olan bu tür kazaların, bu tür olayların olmamasıdır. Bundan sonraki süreçte de böyle bir kazanın olmamasını temenni ediyorum. İhlas Haber Ajan- sı’nın temsilcisinin orada vefatı var, İh- las Haber Ajansına ve basın camiamıza da başsağlığı ve sabır diliyorum. Hem sağlık çalışanlarımız, hem itfaiyeciler var. Onlar vesilesiyle de itfaiyecilerimi- ze, sağlık çalışanlarımıza da başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Yardıma giderken beklenmedik bir kazayla karşı karşıya maalesef kaldılar. Temennimiz böyle olayların bir daha tekrar etmemesidir. “ (HABER MERKEZİ)
KAZAYA MÜDAHALE EDERKEN OTOBÜS ÇARPTI
Katliam gibi kaza Katliam gibi kaza
Bir kazaya müdahale etmeye gelen ambulans, itfaiye ve İHA’nın canlı yayın aracına otobüs çarptı. İlk belirlemelere göre 16 kişi hayatını kaybetti, 21 kişi yaralandı. Hayatını kaybedenler arasında 3 itfaiye personeli, 4 sağlık personeli, 2 gazeteci var.
HASTA ve infazları yakılan tutukluların yakınları, Adalet Nöbeti’nin 22. haftasın- da İstanbul Kartal Meydanı’nda bir araya geldi. Polis Kartal Meydanı başta olmak üzere HDP Kartal ilçe binasını ablukaya aldı. Açıklamaya Valiliğin yasak kararını gerekçe göstererek izin vermeyen polis, açıklamaya katılanlara izin vermedi ve alandan uzaklaştırdı. Tutuklu yakınlarına, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Özgür Kadın Hareketi (TJA), Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Örgütü, mil- letvekilleri ve Gençlik Meclisi üyeleri, De- mokratik Bölgeler Partisi (DBP) temsilci- leri, Barış Anneleri Meclisi, Marmara Tu- tuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaş- ma ve Dayanışma Derneği (MATU- HAY-DER) ile Anadolu Yakınlarını Kay- beden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanış- ma Derneği (ANYAKAY-DER) yönetici- leri destek verdi. HDP İstanbul Milletve- kili Ali Kenanoğlu polis ablukasına ve açıklamaya izin vermemesine tepki göster- di. (İstanbul/EVRENSEL)
Polis tutuklu yakınlarının açıklamasına izin vermedi
Fotoğraf: MA
MARDİN’in Kızıltepe ilçesine bağlı Perêketa (Atatürk) Mahallesi’nde bir sü- redir artan uyuşturucu satışı ve kullanı- mına karşı halk ayağa kalktı. Gece gün- düz herkesin gözü önünde devam eden uyuşturucu ticaretine karşı 3 gündür nö- bet tutan mahalleli, uyuşturucu satışının önlenmemesini protesto etmek için her gece yürüyüş gerçekleştiriyor.
‘GENÇLERİMİZ ERİYOR’
Gençler, sokak başlarına “Kızılte- pe’de gençlerimiz uyuşturucu yüzünden eriyip gidiyor. Analar ağlamasın uyuştu- rucuya son”, pankartı açtı. Bir süre alkış- lar ve ıslıklarla eylemlerini sürdüren ma- halleli, adına Hamit Aras, açıklama ya- pıt. (HABER MERKEZİ)
Uyuşturucuya karşı nöbet
Fotoğraf: MA
Fotoğraflar:
Adsız Günebakan/AA
“
2 1 A ğ u s t o s 2 0 2 2
P a z a r
evrensel 4
[email protected]
haber
KISA... KISA
‘Can
güvenliğim yok’ istifası
SARIYER
Zekeriyaköy’de, trafik- te tartıştığı kişilerin sal- dırdığı 4.5 yıllık İETT otobüsü şoförü İhsan Uzun, benzer saldırıları çok sık yaşadığı ve can güvenliği kalmadı- ğını söyleyerek göre- vinden istifa etti.
İçindeki yolculara korku dolu anlar yaşa- tan ve şoförün istifası- na yol açan saldırgan- lar şikayet üzerine gözaltına alınmıştı.
(İSTANBUL)
Sarıgöl fayı kırılabilir
DOKUZ Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Manisa’da 2020’de etkili olan şid- detli yağmur sonrası Sarıgöl ilçesindeki fayında hareketliliğinin yılda 15 santimetreye ulaştığını söyledi. Fay hattındaki çökmenin ayrıca bölge halkının yer altı sularının çeki- minden kaynaklandığı- nı ifade eden Sözbilir,
“Sarıgöl fay hattı dep- rem olmadan da doğa ve insan kaynaklı kırı- labilir” dedi. (İZMİR)
Dokuz bin yıllık
salon
DİYARBAKIR’ın Sur ilçesinde 9 bin yıllık Amida Höyük’teki Artuklu Sarayı’nda arkeolojik kazı çalış- maları yeniden başla- dı. Kazı Başkanı Prof.
Dr. İrfan Yıldız, sarayın kabul salonunun gün yüzüne çıkarılacağını belirterek, “Kabul salo- nunun Roma ve Artuklu dönemlerine ait döşeme katmanları- nı ortaya çıkartmaya çalışıyoruz. Bugüne kadar yüzde 90’lık kısmı tamamlandı”
dedi. (DİYARBAKIR)
Engelliyi ezip kaçtı
KAĞITHANE’de sokak üzerinde geri manevra yapan otomobil sürü- cüsü akülü aracıyla ilerleyen engelliyi ezdi.
İki otomobil arasında kalarak ağır yaralanan engelli Sebahattin İnce kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Kazaya neden olan sürücü olay yerinden kaçtı. Kaza anı ise güvenlik kamerası tarafından kaydedildi.
(İSTANBUL)
Ekinsu Devrim DANIŞ İstanbul
B
oğaziçi Üniversitesi’nin kay- yum rektörü Prof. Dr. Naci İnci, üniversitede demokratik karar alma mekanizmalarını işleten birimlere yönelik sin- dirme politikalarını sürdürüyor. Geçtiği- miz hafta Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nün seçilmiş müdürü tarihçi Prof. Dr. Cengiz Kırlı’nın görev süresi dolmadan yerine kayyum rektör tarafın- dan Sevtap Demirci müdür olarak atan- dı. Aynı hafta Boğaziçi Üniversitesi Mit- hat Alam Film Merkezi Genel Koordi- natörü Zeynep Ünal ve projeler yöneti- cisi Elif Ergezen’in görevine son verildi.Boğaziçi Üniversitesi yönetimi, mahke- me kararına rağmen okulla ilişiğini kes- tiği akademisyen Can Candan’ın ise üni- versiteye girişini engellemeye devam ediyor. Üniversite içerisinde hukuksuz atamalarla gayrimeşru bir kadrolaşma devam ederken 1.5 senedir akademisyen ve öğrencileri özek ve demokratik üni- versite mücadelesi de istikrarlı bir şekil- de sürüyor.
Boğaziçi Üniversitesi’nde uzun süre- dir devam eden anti-demokratik uygula- maları, hukuksuz işten çıkarmaları ve son süreçte yaşananları tarihçi Prof. Dr.
Cengiz Kırlı ve belgesel film yönetmeni Elif Ergezen ile konuştuk.
Görevden alınma sürecinizi anlatabilir misiniz? Size nasıl bir gerekçe sunuldu?
Görevden alındığımda yaklaşık 1.5 yıldır Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Ens- titüsünde görev yapıyordum. Müdürün normal koşullarda görev süresi 3 yıldır.
Yani görev süremin tamamlanmasına yaklaşık 1.5 yıl varken görevden alınmış oldum. Görevden alındığımı 8 Ağus- tos’ta rektörlük tarafından üniversitenin ilgili akademik ve idari birimlerine elekt- ronik bilgi sistemi üzerinden gönderilen resmi yazıdaki yeni müdür atamasıyla öğrendim. Dolayısıyla tüm üniversite ile aynı anda haberim oldu. Bir görevden alınma yazısı ayrıca bana tebliğ edilme- di, dolayısıyla herhangi bir resmi gerek- çe de sunulmadı.
‘MİKRO DÜZEYDE
MUHALEFET SİNDİRİLMEK İSTENİYOR’
Boğaziçi Üniversitesi yönetimi tarafın- dan uzun süredir idari birimlere, dekanlık- lara ya da enstitülere yönelik hukuksuz atamalarla gayrimeşru bir kadrolaşma gerçekleştiriliyor. Sizce bu antidemokratik uygulamalarla amaçlanan nedir?
Haklarında disiplin soruşturması açı- larak YÖK tarafından görevlerinden alı- nan 3 fakülte dekanımız açısından amaç- lanan çok belliydi: Senato ve Üniversite Yönetim Kurulu üyesi olan seçilmiş de- kanlarımız yerine dışarıdan atama yapı- larak üniversitenin bu en yüksek iki ku- rulunda çoğunluğu ele geçirmek ve iste- dikleri kararları muhalefet engeline ta- kılmadan çıkarmak. Şu anda çok daha mikro düzeyde müdahaleler yapılıyor.
Enstitü müdürü olarak ben senato üye- siydim ama zaten senato çoğunluğu şu anda rektörlükle beraber hareket ettiği için benim görevden alınmamın yönetim açısından stratejik bir önemi yok. Son 10 günde alınan bir dizi karar, örneğin mu- halif emekli öğretim üyelerinin dersleri- nin kapatılması, Can Candan’ın sözleş- mesinin geçen yıl aynı duruma dair lehte mahkeme kararına rağmen yeniden uza- tılmaması gibi, daha mikro düzeyde mu- halefetin sindirilmesi amacını taşıyor ve- ya bu günlerde olanlar bir anlamda çok dar bir hedefe odaklanmış, bir hocamı- zın ifadesiyle: “mıntıka temizliği.”
‘ÖĞRENCİLERİMİZ ZARAR GÖRMESİN DİYE UĞRAŞACAĞIZ’
Demokratik teamüllere uygun olmayan bu atamanın Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü bünyesinde çalışan akademis- yenler ve öğrenciler açısından ne gibi so- nuçları olabilir?
Bu süreçte en önemli konu öğrencile- rin zarar görmemesi. Atatürk Enstitüsü olarak bizim asli işimiz yüksek lisans ve
doktora öğrencilerine ders vermek, tez danışmanlıkları yapmak. Öte yandan üniversitenin tüm öğrencilerine iki dö- nem zorunlu İnkılap Tarihi dersleri yine enstitümüz tarafından veriliyor. Ama bu ders başka üniversitelerde olduğu gibi yüzlerce öğrenciyi büyük anfilere dol- durmadan, görece tartışma ortamı yara- tabileceğimiz küçük sınıflarda yapıyoruz.
Çok az sayıda bir akademik kadro ile tüm üniversiteye önemli ve kapsamlı bir hizmet veriyoruz. Bu nedenle, tüm üni- versitenin selameti açısından bu hassas yapının zarar görmemesi önemli. Bizler de tüm olumsuzluklara rağmen gerek li- sans gerekse yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin zarar görmemesi için eli- mizden gelen ne varsa yapmaya devam edeceğiz.
‘AKADEMİK ÖZERKLİĞİ SAVUNDUK’
Geçtiğimiz hafta Boğaziçi’de 29 bölüm ve 3 enstitü bu hukuksuz atamayı kabul et- mediklerini ifade eden bir metni kamuo- yuyla paylaştı. Öğrencileriniz de ‘Cengiz Kırlı Seçilmiş Enstitü Müdürümüzdür!’ di- yerek Güney Kampüste bir basın açıklama- sı gerçekleştirdiler... Bundan sonrası için öğretim üyelerinin tutumu ne olacak?
Bunu zaman gösterecek. Umuyoruz ki yeni atanan müdür az önce aktarmaya çalıştığım bu hassas yapının korunmasını sağlamaya çalışır, enstitünün yapısını bo- zacak, yukarıdan gelebilecek taleplere karşı sağlam durur. Başka bir deyişle öğ- retim üyelerinin asli tutumu, yeni atanan müdüre her gün bunu hatırlatmak ola- caktır. Dediğim gibi önemli olan öğrenci- lerin zarar görmemesi. Bir buçuk yılı aş- kın bir süredir Boğaziçi’nde olup bitenle- re karşı duruş sergileyen tüm öğretim üyelerinin asıl kaygısı da hep bu yönde oldu. Protesto ettiler, akademik özerklik- lerini savundular, bundan dolayı çok za- rar da gördüler, ama bir gün bile öğren- cilerine karşı olan sorumluluklarından taviz vermediler. Atatürk Enstitüsü ho- caları olarak bizler de vermeyeceğiz.
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK ENSTİTÜSÜ’NÜN SEÇİLMİŞ MÜDÜRÜ PROF. DR. KIRLI:
Akademi ve öğrencilerimiz için
TAVİZ VERMEYECEĞİZ
UZUN süredir Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nde çalışıyordunuz. İşten çı- karılma sürecinizi anlatabilir misiniz?
Evet, 15 senedir Mithat Alam Film Merkezi emekçisiyim. Bu sene ocak ayı başında Rektör Naci İnci’nin yönetim kurulu başkanı olduğu Bo- ğaziçi Üniversitesi Vakfından bir ihtarname aldık.
Ofis dışında bulunduğumuz günler sorgulanıyor- du. Bu 15 yıl boyunca bir kere bile bununla ilgili rektörlükten bize bir soru sorulmadığı gibi, en ufak bir sorun da yaşamamıştık. Bunu bugün bu rektörlükle yaşıyor oluşumuzun Boğaziçi Üniver- sitesi’nde neredeyse iki seneye yakın bir süredir yaşadığımız hak gaspları ile ilişkisini kurmak herhalde kimse için güç değildir. Bizi itibarsızlaş- tırmayı hedefleyen kafa bulandırıcı ihtarnamele- re yeterli ve gerekli cevabı verdiğimizi düşünü- yorum. Zaten bu kararın gerisindeki niyet en kı- sa süre içinde kendini deşifre edecektir. Yaşa- dıklarımızın bir gecede kurulma
kararı alınan İletişim Fakültesi ile bir ilgisi olduğuna dair işaretleri almaya başladık bence. Kampüse alınmadığımız gün ayrıca rektör- lükten kişilerce apar topar mer- kezin anahtarı da değiştirildi. Ve İletişim Fakültesinde görevlendi- rildiğini öğrendiğimiz Cihat Arınç, Mithat Alam Film Merkez’ini ofisi olarak kullanmaya başladı bile.
‘MERKEZ SİNEMAYA ÇOK DEĞERLİ İSİMLER KAZANDIRDI’
Mithat Alam Film Merkezi, yolu sinema ile kesişmiş birçok kişi için hem seçkin film arşivi hem de biriktirdiği hafıza ile önemli bir yer tu- tuyor. Sizce bu hukuksuz işten çıkarmanın ar- ka planında Mithat Alam Film Merkezi’nin işlev- sizleştirilmesi hedefleniyor olabilir mi?
Mithat Alam çok öngörülü bir insandı ve Mit- hat Alam Film Merkezi’nin özerk ve özgün yapısı- nı koruyacak mesleki çalışma düzenini ve hu- kukî altyapıyı sağladığını düşünüyorum. Akademi ve sinema sektörü arasında bir köprüdür. Ta- mamen öğrenci odaklıdır ve sinemaya çok de- ğerli isimler kazandırmıştır. İçinde bulunduğu bi- na da dahil olmak üzere her şey Mithat Alam›ın bağışı ile sağlanmıştır. Burada da başka bir Va- kıf, Mithat Alam Eğitim Vakfı (MAEV) devreye giri- yor. Mithat Bey›in vefatı ile beraber tüm hakları
MAEV›e devretmiştir. Binanın ve Boğaziçi üniver- sitesi vakfına yapılan şartlı bağışın kullanım ta- sarrufu da MAEV›e aittir. Mithat Alam Film Mer- kezi’nin Genel Koordinatörü de şartlı bağış söz- leşmesine göre Mithat Alam Eğitim Vakfı tarafın- dan atanır. Dolayısıyla aslında genel koordinatö- rü işten çıkarma ve yerine bir görevlendirme yapma yetkisi sadece MAEV’e ait. Bu iki vakıf arasında sözleşme ile de güvence altına alınmış bir durum. O nedenle Mithat Bey’in öngörüsüne ve kurduğu bu yapıya güveniyorum. Ve Mithat Alam Film Merkezi’nin bu süreçten daha güçlü çıkacağına inanıyorum.
‘ÜNİVERSİTELERİN ÖZERKLİĞİNDEN SÖZ ETMEK MÜMKÜN DEĞİL’
Sizce mevcut yönetim kültürel ve sanatsal üretimleri sınırlandırarak, buralara ayrılan büt- çelerde kısıntıya giderek bir kültürel dönüşüm çabası içinde olabilir mi?
Kültürel dönüşüm çabası hemen hemen her yerde karşımıza çıkıyor. Si- nemada da üniversitelerde buna karşı sürdürülen ciddi bir mücadele var. İm- kanların kısıtlanmasından çok gücün ve kaynakların belli kişilere aktarılması diye tanımlamak daha doğru sanki. Bu- gün Türkiye’de üniversitelerin özgürlü- ğünden söz etmek mümkün değil. Bo- ğaziçi Üniversitesi yönetimi tarafından da uzun süredir idari birimlere, dekan- lıklara ya da enstitülere yönelik atamalar ve öğ- renci kulüplerine müdahaleler bu yaklaşımdan ayrı değerlendirilemez diye düşünüyorum. 11 Ağustos’ta İç İşleri Bakanlığı tarafından valilikle- re gönderilen “Üniversitelerde Güvenlik ve Barın- ma Tedbirleri” adlı genelgede “terör örgütleri ile iltisaklı olduğu değerlendirilen öğrenci kulüpleri ve kadın platformları gibi illegal yapılanmaların üniversite içindeki yasa dışı faaliyetleri takip edi- lecek ve propaganda çalışmalarına dönebilecek faaliyetlerine izin verilmeyecek,” deniyor. Bunun da tüm bu tartışmalar arasında gözden kaçma- ması gerekir. Tek bir haftada olanlara baktığı- mızda bence asıl meselenin bizim işten çıkarıl- mamızdan ibaret olmadığı görülür. Düşünce ve ifade özgürlüğünün bu kadar yok sayıldığı bir or- tama ‘üniversite’ diyebilmek çok güç. Çünkü sa- nat ve akademi özgür olduğunda ancak var ola- bilir.
Görevden alınan Atatürk Enstitüsü’nün seçilmiş müdürü Prof. Dr. Cengiz Kırlı, görev süresi
dolmadan, resmi tebliğ yapılmadan görevden alındığını belirterek
“Boğaziçi’de mikro düzeyde muhalefet sindirilmek isteniyor,
‘mıntıka temizliği’
yapılıyor “dedi.
GÖREVDEN ALINAN MİTHAT ALAM FİLM MERKEZİ EMEKÇİSİ ELİF ERGEZEN:
SANAT VE AKADEMI ANCAK
ÖZGÜR OLDUĞUNDA VAR OLABILIR
Fotoğraf: Can Candan
Fotoğraf: Kişisel arşiv
Fotoğraf: Arkadaş Özakın
ÖZEL üniversitelerin öğrenim ücretlerine uyguladığı yüzde 300’e varan fahiş zamlara öğ- rencilerin tepkisi sürerken zam oranları tartış- ma yarattı. Bakırköy 6. Ticaret Mahkemesi, özel üniversitelerin en fazla yüzde 79.60 zam yapabi- leceğine hükmetti.
Beylikdüzü’nde bulunan özel bir üniversiteye yönelik Bakırköy Tüketici Mahkemesinde dava açıldı. Dava sonucunda Bakırköy 6. Tüketici Mahkemesi, özel üniversitenin TÜİK tarafın- dan belirlenen temmuz ayı TÜFE oranı olarak hesaplanan yüzde 79.60 oranı ile öğrencilerin kayıtlarının tedbirden yenilenmesine karar ver- di. Alınan karar doğrultusunda özel üniversi- te 2021-2022 yılı öğrenim ücreti üzerinden en fazla yüzde 79.60 zam oranı ile kayıtları yenile- yebilecek.
‘DÜRÜSTLÜK KURALINA AYKIRI’
Avukat Murat Bostan, özel üniversitelerde okuyan öğrencilerin yaşadıkları hukuksuzlukla- ra dikkat çekerek “Özel okullar kayıt aşamala- rında yüzde 5, yüzde 10
gibi taahhütlerde bu- lundular. Bu taahhütler hukukta hicaptır. Özel üniversiteler bu şekilde öğrencilerin iradelerini kendi okullarının tercih edilmesi yönünde şekil- lendirdiler. Söz konusu işlem tüketici, idare ve rekabet hukuku açısın- dan yasalara aykırıdır.
Üstelik öğrencilerin ya- tay geçiş haklarının dol- masından sonra bu
zamlar açıklanmıştır. Bu durumda özel üniversi- teler öğrencilerin kayıt ücretlerini ödememeleri durumunda bir yıllarının yanmasını göze almış- lardır. Bu dürüstlük kuralına aykırıdır” dedi.
‘ÖĞRENCİLERN DAVA AÇMALI’
Müvekkili adına yaptığımız başvuruyla ihtiya- ti tedbir kararını mahkemeye kabul ettirdikleri- ni dile getiren Av. Bostan “Şimdilik yüzde 79.60 olarak talebimizi kabul ettirdik. Fakat biz bu- nunla da yetinmeyeceğiz. Yüzde 5, yüzde 10 gi- bi okullarında taahhüt ettiği oranlar üzerinden esas davamızı açacağız. Üniversiteler taahhüt ettikleri bu yüzde 10 artış oranına uymak zorun- dadırlar. Açacağımız esas davada da bunun so- nucunu almaya çalışacağız. Yüzde 200›lük zamlı tarifeden de kayıtlarını yenileyen arkadaşlarımız için de hiçbir şey geçmiş değil. Zamlı şekilde kayıtlarını yenileyen arkadaşlarımız sebepsiz zenginleşmeye bağlı davalarını açıp, paralarını geri almaları mümkün. Tüketici Mahkemesin- den aldığımız ihtiyati tedbir kararı emsal teşkil etmektedir. Esas davamızda da yüzde 79 değil yüzde 10 olması şeklinde çabalayacağız” diye konuştu. (İstanbul/DHA)
MAHKEMEDEN EMSAL KARAR:
Özel üniversiteler en fazla yüzde 79 zam yapabilir
YÖK BAŞKANI: HUKUKI BIR MECBURIYET YOK!
YÜKSEKÖĞRETİM Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, vakıf üniversitelerinden indirim talep ede- rek İstanbul’da vakıf üniversitelerinin fahiş zamla- rına karşı alınan emsal kararına rağmen indirim konusunda hukuki bir mec-
buriyet olmadığını savundu.
Öğrencilerin ve ailelerinin yaşadığı mağduriyete rağ- men Özvar “Bu konuda bili- yorsunuz herhangi bir ka- nuni veya hukuki bir mev- zuat söz konusu değil. Bu- rada bizim yapmaya çalış- tığımız şey üniversiteleri- mizden bu konuda feda-
karlık. Bazı üniversitelerimiz Sayın Cumhurbaşka- nımızın ricalarına binaen geçen seneye nispetle yüzde 30-40 oranında zam yapmış oldular. Bu da hakikaten çok olumlu bir gelişme” dedi. Herkesi Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik şartlara uygun bir şekilde davranmaya teşvik etmek ve yönlendirmek istediklerini belirten Özvar “Yoksa burada bir hukuki bir mecburiyet olsa hukuki bir durum olsa elbette onun biz takipçisi oluruz. Bu- rada centilmenliğe dayalı bir anlayış söz konusu”
diye konuştu. (Ankara/DHA)
Fotoğraf: Evrensel
Fotoğraf: DHA
Fotoğraf: DHA
Fotoğraf: DHAFotoğraf: DHAFotoğraf: DHA
2 1 A ğ u s t o s 2 0 2 2
P a z a r
evrensel 5
[email protected]
haber
Serdar DEĞİRMENCİOĞLU
BENİM DE SESİM VAR
GÜVENLİK
NEDEN TEHLİKELİDİR?
Y
ıllardır dinliyoruz: Güvenlik çok önemli! Güvenlik sağlamak ise öyle kolay değil. Sağlamak için bol bol polis, bol bol asker gerek. Kaba güç ve silahlar olmadan güvenlik olmaz. Rejim böyle söylüyor.Milli güvenlik ise militarizmin en önemli kavramların- dan biri. Öyle ki, okullara ders olarak konulup, öğrencilere belletilmeye çalışılan, sürekli propagandası yapılan bir kavram.
Milli güvenlik ne anlama gelir anlamak için geriye, 1976 Ağustos ayına gidelim. Türkiye’den uzaklara, Kore’yi ikiye ayıran bölgeye. Bu bölgeye, “silahlardan arındırılmış bölge”
deniliyor. Bu, her iki yanına asker yığılmış ve yaşanmaz duruma getirilmiş bölge demek. Yani, bu bölgede ve çevresinde yaşam durmuş; yerine militarizm ve her an patlamaya hazır bir gerilim yerleştirilmiş. Durum 1953’den beri böyle…
18 Ağustos 1976. Bölgedeki bir ağacın budanması kararı verilir. Ağacın budanmasına karar verenler, güney- dekilerdir. Ağacı budama kararı, askeri bir karardır.
Ağacın dalları görüşü engellediği için budanacaktır.
Kuzeydekiler içinse bu askeri bir harekâttır ve ağacı budamaya gelenlerin geri çevrilmesi gerekir. Sonuç?
Ağacı budamaya gelenler püskürtülür ve bu arada iki subay öldürülür.
Bu budama girişimi ve saldırı ardından, milli güvenlik mekanizması hızla çalışır. Sayfalar dolusu raporlar hazır- lanır, yazışmalar yapılır; raporlar ABD Savunma Bakanlığı’na gönderilir. Kısa süre sonra devreye Beyaz Saray girer. Çoktan yaşanmaz kılınmış, “silahlardan arın- dırılmış bölge” içerisinde gerçekleştirilen bu ölümcül sal- dırıya en sert şekilde yanıt verilmesi gerektiği açıktır.
Dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger hemen misillemede bulunulmasını ve Kuzey Koreli askerlerin kal- dığı barakalara bir saldırı düzenlenmesini ister.
Barakalarda kalan askerlerin hepsi öldürüldüğünde ölümcül saldırının sorumluları da cezalandırılmış olacak- tır. Çünkü milli güvenlik bunu gerektirir. Bu konuda Güney Korelilere görüş sormak da gerekmez.
Verilecek en uygun tepkinin ne olduğu epeyce tartışı- lır ve sonuçta ağacın yarattığı sorunun ortadan kaldırıl- masına karar verilir. Ağaca yapılacak saldırının ve ger- çekleştirilecek büyük gövde gösterisinin adı, “Paul Bunyan Operasyonu” olacaktır. Operasyon 21 Ağustos tarihinde gerçekleştirilecektir.
Yüzlerce asker ve onları destekleyecek helikopterler, B-52 bombardıman uçakları ve bir uçak gemisi devreye sokulur. Operasyon büyük başarı ile gerçekleştirilir.
Toplam 45 dakika içerisinde ağaçtan geriye yalnızca göv- desi kalır. Ağaca yapılan büyük budama operasyonuyla dünyanın bir ucunda, ABD için milli güvenlik sağlanmıştır.
Neredeyse bir savaşa yol açacak denli büyütülen bu gerginlik yıllar sonra daha iyi anlaşılır. Silahlardan arındırılmış bölge aslında sürekli gerilim yaşanan bir savaş alanıdır. ABD askerlerine komutanları korkutucu olma görevi vermiştir. Kuzey Koreli askerlerin barakaları- na yaklaşıp, gürültü çıkarmak gibi yollar denerler.
Askerlerin görüntülerinin bile korkutucu olması istenir.
Kısa boylu askerler bölgeye sokulmaz. Bölgede gezecek askerler boyu 1.85 metre veya üzeri olanlardan seçilir.
Gövde gösterisinin her türü bu bölgenin ayrılmaz parçası- dır.Bütün bu ayrıntılar önemli. Milli güvenlik kavramının hemen arkasında işte böyle korkunç gerçekler var. İçi bitmek tükenmek bilmeyen militarizm ile dolu bir kav- ramla ancak düşmanlık üretilebilir. Günümüzde gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmesi gerektiği söylenen sınır içi ve ötesi operasyonların ne güvenlik, ne de barışla bir ilişkisi var. Operasyonlar ve savaş rejimin sürmesi için gerekli. Çocukların gereksinimi ise milli güvenlik değil, barış ve adalettir!
K
ütahya’da bulunan ve Türkiye’nin Kamu-Özel işbirliği finansman mo- deliyle yapılan ilk bölgesel havali- manı olma özelliğini taşıyan Zafer Havalimanı’nı yapan ve işleten fir- ma, yaptığı harcamanın 4 katını devletten ala- cak. IC İçtaş tarafından 52 milyon 187 bin avro maliyetle yapılan Zafer Havalimanı’nda garanti edilen yolcu sayısının yüzde 1’ine dahi ulaşama- dı. Bu nedenle işletici firmaya 2012 yılından 2021 yılına kadar 52 milyon 818 bin 762 Euro yolcu garantisi ödemesi yapıldı. Böylece IC İç- taş İnşaat şirketi yatırdığı parayı yalnızca 9 yılda çıkardı.Sözleşme süresi 29 yıl 11 ay olan havalimanı için garanti edilen yolcu sayısı nedeniyle sözleşme bitimi 2044 yılına kadar 152 milyon avro daha ödenecek. Zafer Havalimanı için 52 milyon yatı- rım yapan firma, sözleşmenin bitimine kadar yatı- rım bedelinin 4 katı olan 206.6 milyon avroyu ka- sasına koymuş olacak.
DHMİ AÇIKLADI
CHP İzmir Milletvekili ve KİT Komisyonu üyesi Atila Sertel, DHMİ’nin bilanço ve hesapla- rının görüşüldüğü KİT Komisyonu toplantısında Zafer Havalimanı için yolcu garantisi nedeniyle bugüne kadar ödenen toplam tutarı ve sözleşme bitimine kadar ödenmesi öngörülen meblağı sor- du. DHMİ tarafından verilen yazılı yanıt, Zafer Havalimanı işleticisi firmanın yaptığı yatırım be- delini yolcu garantilerinden çıkardığını, 2022 yı- lından itibaren alacağı ödemeleri de kar hanesine yazacağını ortaya koydu.
YOLCU GARANTİSİNİN
YÜZDE 1’İNE DAHİ ULAŞILAMADI
Yap-İşlet-Devret projelerinin ‘Yap-İç et-Dev- ret’ projeleri haline dönüştüğünü ifade eden Ser- tel, “Türkiye’de yaşayan halkımız yap-işlet-devret projeleri adı altında adeta soyuluyor. Yani vatan- daşın cebinden çıkan milyonlarca, milyarca Euro yandaş şirketlerin cebine akıtılmaya devam edi- yor. IC İçtaş şirketi bir koydu dört kazandı. 52 milyon 818 bin avroya yapılan Zafer Havalima- nı’nda garanti edilen yolcu sayısının yüzde 1’ine dahi ulaşılamadı. Yani sapma yüzde 98-99. Zafer Havalimanı için sözleşme süresi 29 yıl 11 ay. Bu şirket yatırdığı parayı 52 milyon 818 bin avro 9 yıl içerisinde tahsil etti. Şimdi tam 20 yıl boyunca Za-
fer Havalimanı’nı yapan ve işleten şirket oradan yolcu uçsa da uçmasa da, uçak inse de inmese de parasını alacak. Hazineden milyon avrolar ona akıtılacak. 52.8 milyon avroya yapılan Zafer Ha- valimanı için vatandaşlarımızın vergilerinden kesi- len paralarla bu şirkete 206.6 milyon avro para
ödenecek. Bu havalimanını devlet kendi imkanla- rıyla yapsaydı 9 yılda kendini amorti edecekti. Ve öyle de oldu. Havalimanına yatırılan para 9 yılda çıktı. Şimdi bu şirket 20 yıl daha halkımızdan para almaya devam edecek” diye konuştu.
(EKONOMİ SERVİSİ)
İKTİDAR ELİYLE YANDAŞA
206 MİLYON AVRO AKTI
GARANTİLİ projelerde kazananın devlet değil müteah- hit olduğunu dile getiren Sertel, yüzde 97’ye varan sapma- nın olduğu havalimanında kimsenin özeleştiri yapmadığını
“Hata ettik” demediğini söyledi. Sertel, şöyle devam etti:
“Bu havalimanı devlet imkanları ile yapılmış olsaydı çok daha ucuza yapılacaktı. İşletici firma yatırım para- sını 9 yılda çıkardı. Devlet yapsaydı 9 yıl sonra hiçbir yükümlülüğü kalmayacak 20 yıl daha yolcu garanti pa- rası ödemeye devam etmeyecekti. Ancak garanti yolcu sayısı verilerek Yap-İşlet-Devret modeliyle yapıldığı için devlet kasasından uçmayan yolcu için halkımızdan ke- silen vergilerden bu havalimanına zorunlu olarak işlet-
me parası veriliyor. 29 yıl 11 ay işletilecek bu havalima- nı. Bu süre boyunca milyonlarca Euro ödenecek. Bu kadar öngörüsüz bir şekilde verilen garanti hiçbir yer- de yok. İşçiye, memura, asgari ücretliye zam yaparken eli titrerken, yandaş müteahhitlere bu kadar bol kepçe para dağıtan başka iktidar yok. Bir de halkın cebinden para çıkmıyor, devletin cebinden para çıkmıyor denili- yor. Bu milyon Euro’lar kimin cebinden çıkıyor? Kendi ceplerinden mi ödüyorlar. Yazıktır, günahtır. Biraz öze- leştiri yapın, hata yaptık deyin. Ama o da yok. Rakamlar ortada olmasına rağmen körü körüne savunmaya devam ediyorlar.”
ŞİRKET 29 YIL 11 AY DAHA İŞLETECEK
TÜRK-İŞ’E bağlı Petrol-İş Sendikası İzmir Şu- besi 17. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi.
İzmir, Manisa ve Denizli’deki TPI Composite, Dyo Boya, Toyo Mürekkep, Acıselsan, Sodaş, Tet- ra-Pak Paketleme, Botaş, Form Koruyucu, Star Deri ve Gemaş fabrikalarında çalışan 4 bin 850 işçiyi temsilen 200 delege genel kurula katıldı.
Genel kurula 200 delegenin büyük bir kısmının yanı sıra Petrol-İş Genel Başkanı ve Genel Mer- kez yöneticileri ile Adana, Adıyaman, Ankara, Batman, Bursa, Çankırı, Düzce, Gebze, Kocaeli, İstanbul 1-2, Manisa, Mersin, Trakya ve Aliağa şube yöneticileri, Türk-İş 3. Bölge Temsilcisi Hay- rettin Çakmak, Türk-İş’e bağlı sendikaların baş- kanları ve yöneticileri de katıldı.
Kongrenin yapıldığı Anemon Ege Otel’in kon- ferans salonuna “Çalışanların vergi dilimi yüzde 15’e sabitlensin sermayenin vergisi arttırılsın”,
“Mezarda emeklilik istemiyoruz, emeklilikte yaşa takılanlarının sorunu çözülsün”, “Kıdem tazmina- tımız gasbedilemez”, “Kıdem tazminatımıza do- kunma” pankartları asıldı. İşçiler, sendika şubele- rinin işçiler tarafından, işçilerin kararlarıyla yöne- tilmesi gerektiğini kaydetti.
Açılış konuşması yapan mevcut şube başkanı Orhan Zengin, pandemiyle birlikte ekonomik so- runların daha da çoğaldığını söyleyerek, Türki- ye’de asgari ücretli çalışan sayısının arttığını hatır- lattı. “Siyasetimiz ne olursa olsun, ırkımız ne olursa olsun bir olmadığımız sürece hiçbir şey ya- pamayız. Bir olmamız lazım. Bir olmadığımız za- man bölünen hep emek tarafı oluyor” dedi.
‘İŞÇİ SINIFI OLARAK
BİRLİK İÇİNDE OLMALIYIZ’
Divan seçildikten sonra geçilen konuk konuş- malarında söz alan Petrol-İş Genel Başkanı Sü- leyman Akyüz, “Bizler pandemide çalışırken üre- time devam ederken bizleri yönetenler evlerinden çalıştı. Ve bunun faturasını küçülmelerle, işten atmalarla ve ücretsiz izinlerle biz işçiler ödedik.
Onun için ayrışma duygularını bir kenara bırakıp ortak paydamız sendikamızla işçi sınıfı hareketi olarak birlik içinde olmayız” diye konuştu.
Ukrayna-Rusya savaşına da değinen Akyüz,
“Savaşlar önce işçi sınıfı etkiliyor. Bizler barışı sa- vunuyoruz ve kapitalist sömürünün son bulması için mücadele ediyoruz” diye ekledi.
‘İŞYERLERİNDE KOMİTE KURMALIYIZ’
Çalışma ve mali raporların okunmasından sonra delegelerin konuşmalarına geçildi. TPI
Composite delegesi olan bir işçi, “Önümüzdeki toplu sözleşmeyi bu açıdan çok önemli olduğu- nu düşünüyoruz. O yüzden toplu sözleşme için şimdiden çalışmalıyız. İşyerlerinde toplu sözleş- me komitesi kurmalıyız” diye konuştu.
‘HATA YAPMAMAK İÇİN DOĞRU KARAR VERMELİYİZ’
Daha sonra söz alan TPI delegesi bir başka işçi de “Her seçimin bir bedeli vardır. Biz bu bedeli ödememek için ve hata yapmamak adına doğru karar vermeliyiz. Bizi biz yapan en önem- li nokta yol ayrımına geldiğimizde yaptığımız seçimlerdir” diye konuştu.
İşçinin, “Biz TPI’da çok yalnız kaldık” deme- sine diğer fabrikalardaki delegeler tepki göste- rirken salonda kısa süreli tartışma yaşandı.
‘İŞÇİNİN SÖZ HAKKI OLDUĞU YÖNETİMİ BİRLİKTE KURACAĞIZ”
Delege konuşmalarından sonra adayların konuşmasına geçildi. İki adayın yarıştığı seçim- lerde ilk olarak mevcut ve diğer listenin başkan yardımcıları söz alarak genel kurulu selamladı.
Daha sonra ilk sözü olan başkan adayı Cem Turan, ekonomik krizden işçilerin çok daha fazla etkilendiğini söyleyerek, “Hakkımızı bile
alamıyoruz. Gelmiş burada sendikacılar olarak kırıntıların hesabını yapıyoruz. Toplu sözleşme dediler, asgari ücreti reva gördüler. İyileştirme dediler, çocuk harçlığına mahkum ettiler. Peki ama bu düzen ne zamana kadar devam ede- cek?” diye sordu.
Turan, “Bize reva görülen her şeye kuzu gi- bi onay vermemizi isteyenler bilsinler ki, artık karşılarında ürkek, pısırık, geleceğinden kor- kan, tek başına kalmış işçiler yok, bundan son- ra da olmayacak. Artık yol açıldı, bundan son- ra bizi hiçbir güç yolumuzdan alıkoyamayacak- tır. İşçinin yönettiği, söz hakkı olduğu bir yönetimi birlikte kuracağız” diye konuştu.
Son olarak söz alan mevcut şube başkanı ve aday Orhan Zengin ise greve gitmeden sözleşmeyi işçilerin istemediği şekilde imza atmasıyla ilgili, “Ankara’da sözleşme bitti. Ge- nel başkanlar ve sözleşmeden sorumlu avukat oradaydı. Ben asla ben istemesem de zaten imzalanacaktı demedim. Ben imzalamadım dedim” diyerek kendini savundu. TPI direni- şiyle ilgili de direniş boyunca fedakarca çalış- masına rağmen sürekli kendisinin eleştirildiği- ni söyleyen Zengin, eleştirileri kabul etmedi.
(İzmir/EVRENSEL)
‘İşçinin yönettiği bir şube istiyoruz’
İZMİR Menemen ve Çiğli’de bulunan, rüzgar türbini kanadı üretimi yapılan ABD sermayeli TPI Composite fabrikasında çalışan işçilerin örgütlü olduğu Petrol-İş İzmir Şubesinin genel kurulu öncesi 1 delege işçi işten atıldı. Delege işçi seçimlere iki gün kala görev yerinde bulunmama gerekçesiyle 25. Madde uyarınca iş akdine son verildi.
“SENDİKALI BİR YERDE İŞTEN ATMAK BU KADAR KOLAY OLMAMALI”
İşçi, “8 yıldır TPI’da çalışıyorum ve bir buçuk ayda iki kere iş akdime son verildi. Dün mesai saati bitiminde iş akdime tekrardan son verildi. Bu süreç zorlayıcı ve aile yaşantısına etki eden bir süreç. Sebebinin
araştırılmasını istiyorum. Bizler dik durduk diye kimse yaftalayamaz. Burada birçok delege arkadaşımızın bir buçuk ay önce iş akdine son verildi. Bu insanlar genel çoğunluk olarak bakıldığında Cem Turan’ın
delegeleriydi. Bu zamlar alındıysa herkes kendine dönüp baksın, bu arkadaşların emeklerinin çabalarının sayesinde oldu” dedi.
İşten atıldığını daha ailesine bile söyleyemediğini aktaran işçi, “Son iki gündür çok baskı vardı. ‘Gitmen gerekiyor, cumartesi günü İzmir’de olmaman gerekiyor’
gibi söylemler oldu. İş akdimin son verileceği söylendi.
Doğal delege olduğumu ve bugün sendikal izinde olduğum gün halde işten çıkarıldım. Bu durum sizlerin sorunudur. Sendikalı bir yerde örgütlü bir fabrikada bu kadar basit olmamalı bir işçiyi işten çıkarmak. Sendika beni aramadı bile” dedi. Mevcut yönetim ve genel merkez işten atmaya sessiz kalırken TPI’daki delege işçiler de “Kurtuluş yok tek başıma ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Dik dur eğilme kardeşlerin seninle”
sloganları atarak işten atılan işçiye destek çıktı.
TPI’DA PATRONDAN İŞTEN ATMA SALDIRISI
Fotoğraf: DHA
Fotoğraf: Evrensel