• Sonuç bulunamadı

Yargı Kararları. HAZIRLAYAN: Av. Güldeniz DOĞAN ALKAN* * Ankara Barosu.

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Yargı Kararları. HAZIRLAYAN: Av. Güldeniz DOĞAN ALKAN* * Ankara Barosu."

Copied!
72
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

HAZIRLAYAN: Av. Güldeniz DOĞAN ALKAN*

(2)
(3)

YARGI KARARLARI

Anayasa Mahkemesi’ne 24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1(b) maddesi- nin Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin itiraz yoluyla iptal başvurusu, iptal başvurusunun 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40/4 ve 41/2. maddeleri gereğince yöntemine uygun olmaması nedeniyle reddine dair karar

Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, önüne gelen Türk Patent Enstitüsü aleyhine açılan Türk Patent Enstitüsü Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptaline ilişkin davada somut uyuşmazlığa uygulanacak hüküm niteliğindeki 24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen (b) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak Anayasa’nın 10., 13., 35., 48. ve 91. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek iptal davası açmıştır.

Anayasa Mahkemesi, itiraz yoluna başvuran mahkemenin itiraz konusu kural hakkında daha önce de Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunduğu ve mah- kemenin 2015/15 esasına kayıtlı olan bu başvurunun, bakılmakta olan dava dosyası için de bekletici mesele sayılması gerektiğini, ancak buna rağmen tekrar başvuruda bulundulduğuna, bu nedenle 6216 sayılı Kanun’un 41/2. madde- sine aykırı olan itiraz başvurusunun, aynı kanunun 40/4. maddesi gereğince yöntemine uygun olmadığından esas incelemeye geçilmeksizin reddedilme gerektiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi

12.11.2015 Esas Sayısı: 2015/93 Karar Sayısı: 2015/98

Anayasa Mahkemesi’ne 24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/1(b) maddesi- nin Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin itiraz yoluyla iptal başvurusu, iptal başvurusunun 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40/4 ve 41/2. maddeleri gereğince yöntemine uygun olmaması nedeniyle reddine dair karar

Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, önüne gelen Türk Patent Enstitüsü aleyhine açılan Türk Patent Enstitüsü Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptaline ilişkin davada somut uyuşmazlığa uygulanacak hüküm niteliğindeki 24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların

(4)

Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen (b) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak Anayasa’nın 10., 13., 35., 48. ve 91. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek iptal davası açmıştır.

Anayasa Mahkemesi, itiraz yoluna başvuran mahkemenin itiraz konusu kural hakkında daha önce de Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunduğu ve mah- kemenin 2015/15 esasına kayıtlı olan bu başvurunun, bakılmakta olan dava dosyası için de bekletici mesele sayılması gerektiğini, bu nedenle 6216 sayılı Kanun’un 41/2. maddesine aykırı olan itiraz başvurusunun, aynı kanunun 40/4. maddesi gereğince yöntemine uygun olmadığından esas incelemeye geçilmeksizin reddedilme gerektiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi

12.11.2015 Esas Sayısı: 2015/93 Karar Sayısı: 2015/99

Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla iptal başvurusu, Anayasa Mahkemesi’nin 24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fık- rasının (b) bendinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 48. ve 91. maddelerine aykı- rılığı gerekçesiyle iptali talebine ilişkin ilgili hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığına yönelik kararı

Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, önüne gelen Türk Patent Enstitüsü aleyhine açılan Türk Patent Enstitüsü Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptaline ilişkin davada somut uyuşmazlığa uygulanacak hüküm niteliğindeki 24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiş- tirilen (b) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak Anayasa’nın 2., 5., 13., 48. ve 91. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek iptal davası açmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurunun ilk incelemesi sonucunda eksiklik bulunmadığına karar vererek esastan incelemeye geçmiştir. Mahkeme işin esastan incelenmesinde, iptali istenen kuralın aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markaların tescil edilemeyeceğini düzenlediğini, Anayasa’nın 35. maddesinde devletin mülkiyet hakkına ilişkin negatif yükümlülüklerinin yanı sıra üçüncü kişilerden gelebilecek müdahaleleri önleme şeklinde pozitif bir yükümlülüğe de sahip olduğunu, iptali istenen kuralın markanın tekliği, ayırt ediciliği, taklit edilememe ve belli ölçüde

(5)

garanti sunma işlevini temin ettiğini, bu maddeyle kişiler adına daha önceden tescil edilmiş markaların taklit edilmesinin, tescilli marka ile aynı olan ya da karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılmasının ve tescilli markanın itibarından dolayı haksız bir yarar elde edecek veya tescilli markanın itibarına zarar verecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin kullanılmasının önlenmesinin amaçlandığını, bu kuralın hem daha önce kendisi adına tescil işlemi yapan marka sahiplerinin mülkiyet hakkını hem de markaya güvenerek iş ve işlem yapacak üçüncü kişileri korumaya yönelik olduğunu belirtmiştir. Son olarak söz konusu kural kanunla kabul edildiğinden Anayasa’nın 91. maddesine aykırı olmadığını belirterek iptal isteminin reddine karar vermiştir. Bu karar Türk marka hukukunda mutlak ret gerekçeleri kapsamında yer alan ve TPE’ye maddede belirtilen koşulları taşıyan markaları re’sen reddetme hakkı veren hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığının tespiti ve bu nedenle uygulanmaya devam edecek olması bakımından önem arz etmektedir.

Anayasa Mahkemesi

23.12.2015 Esas Sayısı: 2015/15 Karar Sayısı: 2015/118 R.G. Tarih- Sayı: 7.1.2016 -29586

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini davasında başvurucuya çıkarılan tebligatın usulsüz olması sebebiyle savunma ve delil sunma haklarının kullanılamaması, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine yönelik iddialar

Başvuru, 24.04.2013 tarihinde İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla Anayasa Mahkemesi’ne yapılmıştır. Başvurucu, kendisine ait özel eğitim faaliyet sürdürülen iş yerinin devri ve kiralanması hususunda davacı şirket ile eskiye dayalı hukuki ilişki ve uyuşmazlıklar bulunduğunu belirt- miştir. Davacı şirket, “Fen Bilimleri Merkezi” ibaresini on yıldır kullanmakta olduğunu, ayırt edicilik kazandırdığını, marka olarak tescil ettirmek istediğini belirterek, başvurucu adına TPE nezdinde tescilli “FEB Fen Bilimleri Merkezi”

markası aleyhine hükümsüzlük davası açmıştır. İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi davanın kabulüne, markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar vermiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen Karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 7/6/2012 tarihli ve E.2010/8986, K.2012/9916 sayılı ilamı ile onanmıştır. Başvurucu, kendisine ait marka aleyhine açılan kullanmama nedeniyle iptal davasında taraf teşkili sağlanmadan usulsüz tebligat yapılarak karar verildiğini, adresi olarak gösterilen ve tebligat çıkarılan adresin davacıya

(6)

ait olduğunu, mahkemece yeterli adres araştırması yapılmadığını, usulsüz tebligat nedeniyle savunma hakkını ve davada delillerini bildirme hakkını kullanamadığını, Yargıtay onama ilamının yeterli gerekçe içermediğini belir- terek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Anayasa Mahkemesi başvuruyu mahkemeye erişim hakkı ve gerekçeli karar hakkı yönlerinden incelemiştir. Somut olayda, davacı 27/4/2009 tarihli dava dilekçesinde davalı başvurucunun adresini “Barbaros Bulvarı Hasfırın Caddesi Sinan Paşa İş Merkezi Kat: 4 Beşiktaş/İstanbul” olarak göstermiş, mahkemece dava dilekçesi davalı başvurucunun bildirilen bu adresine tebliğe çıkarılmış, tebligat “muhatabın adresten ayrıldığı, yeni adresi olmadığından çıkış merciine iade” şeklinde ilgili mahalle muhtarlığının notu da düşülmek suretiyle iade edilmiştir. Davacı vekili davalı başvurucuya tebligat gönderilen adresin TPE’de kayıtlı adresi olduğunu belirterek 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre tebligat yapılmasını istemiş ve dava dilekçesi, tensip tutanağı ve davacı delil listesi aynı adrese bu maddeye göre tebliğ edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, baş- vurucunun TPE nezdinde tescilli markaları olduğunu, başvuru formu ekinde yer alan marka tescil belgelerinden başvurucunun adresinin “Barbaros Bulvarı Hasfırın Caddesi Sinan Paşa İş Merkezi Kat: 4 Beşiktaş/İstanbul” şeklinde kayıtlı olduğunu, belirtilen adresin başvurucu adına vekâletname düzenlenmesi sırasında noterde ve yakın zamanda marka tescil işlemlerine ilişkin olarak resmî bir kurum olan TPE nezdinde kullanıldığı, başvurucunun resmî makamlar ve devlet kurumları nezdinde daha önce kullanmış olduğu adrese tebligat çıkarıl- masına rağmen yargılamaya katılamaması sebebiyle İlk Derece Mahkemesinin yeterince özenli davranmadığının söylenemeyeceğini belirterek mahkemeye erişim hakkı ihlali iddiasının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karar, Fikri ve Sınaî Haklar Mahkemelerinde açılan davalarda, TPE nezdinde kayıtlı olan adreslere tebligat yapılabileceği ve bu adreslere yapılacak tebligatın geçerli olacağına hususunda önem arz etmektedir.

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararı

Başvuru Numarası:2013/2731 Karar Tarihi: 16.12.2015

Endüstriye tasarım belgelerinin hükümsüzlüğü ve sicilden terki davası, bozma üzerine verilen direnme kararı, direnme kararının Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulması

Karara konu olan uyuşmazlıkta, davacı, davalıların “masa” tasarımları için endüstriyel tasarım belgesi aldıklarını, tasarımların yenilik ve ayırt edicilik nite- liklerinin bulunmadığı ve teknik bakımdan tasarımcıya seçenek bırakmadığını

(7)

ileri sürmüş, davalılara ait “masa” ve “masa ayağı profili” isimli endüstriye tasa- rım belgelerinin hükümsüzlüğünü talep etmiştir. Mahkeme, sunulan deliller ve bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay tarafından, mahkemenin somut uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle bilirkişi görüşüne başvurduğunu, ancak bu yolda alınan hukukçu bilirkişi görüşü benimsenmek suretiyle davanın reddine karar veril- diğini, oysa uyuşmazlığın, 554 sayılı KHK hükümlerinden kaynaklandığına göre dava konusu tasarımların yeni ve ayırt edici olup olmadığı hususunda tasarımcı bilirkişi görüşü alınması gerektiğini, uzman olmayan hukukçu bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmasının doğru görülmediğini belirterek bozma kararı verilmiştir. Bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi direnme kararı vermiş, uyuşmazlık Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir. HGK kararında, hükümsüzlüğü istenilen 2006/416 numaralı “masa”, 2005/8653 numaralı “çoklu masa” ve 2003/2992 numaralı “masa ayağı profıli” tasarım olarak davalılar adına tescil edildiğini, mahkemenin, tasarımların yenilik ve ayırt edicilik vasıflarının bulunup bulunmadığı ve teknik bakımdan tasarımcıya seçenek bırakmayan tasarımlardan olup olmadığı iddialarının tespiti yönünden hukukçu bilirkişiden görüş aldığını, bilirkişi raporunda bir kısım masa tasarımları yönünden yeni ve ayırt edicilik vasıflarının bulunmadığı hususunu kataloglarda sunulan masa görüntüleri karşılaştırılarak tespit edilmeye çalıştığını, ancak tek- nik özellikleri bakımından üreticiye seçenek bırakıp bırakmadığı, harc-ı alem olup olmadığı, tasarımların yeni ve ayırt edici özelliklerinin bulunup bulun- madığı hususunu belirtmediğini, esasen bu hususların bilirkişinin uzmanlık alanı dışında olduğunu, bu durumda mahkemece içinde tasarım konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişilerin bulunduğu yeni bir bilirkişi kurulundan dosyadaki raporlar arasındaki duraksamayı gideren ve davacıların itirazlarını da karşılayacak şekilde rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğini belirterek direnme kararının bozulmasına karar vermiştir. Bu karar bilirkişi incelemelerinde uyuşmazlık konusu özel ve teknik bilgiye sahip olan bilirkişilerin inceleme yapması gerektiği ve söz konusu teknik konuda uzman olmayan bilirkişi raporu ile hüküm kurulmasının isabetsiz olacağı hususunda önemli bir karardır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı 16.9.2015 E. 2013/11-2376 K. 2015/1762

Patent tecavüzünün tespiti davası, bolar istisnası, sözlü yargılama için taraflara süre verilmesi ve gün tayin edilmesi

(8)

Somut uyuşmazlıkta, davacı vekili, müvekkilinin uzun süren emek ve çabalar sonucunda “Tygacil” ilacını geliştirdiğini, bu ilaçla ilgili incelemeli patentinin bulunduğunu, davalının bu ilacın tamamen aynısı/temelde benzeri için kısaltılmış ruhsat başvurusunda bulunduğunu, bu surette müvekkilinin patent haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek patent tecavüzünün tespitini talep etmiştir. Davalı vekili, ruhsat başvurusunda bulunmanın ve bu başvuru için gereken analiz ve testleri yapmanın “Bolar İstisnası” olarak anılan serbesti nede- niyle patent ihlali oluşturmayacağını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Mahkeme, davalının ürününü henüz kullanmadığını, piyasaya sürmediğini, ticaret alanına çıkarmadığını, ilaçların ruhsatlandırılmasının bolar istisnası kapsamında olduğunu gerekçe göstererek davanın reddine karar vermiştir.

Yargıtay, 6100 sayılı kanunun 186. maddesine göre mahkemenin  tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet edeceğini, taraflara çıkartılacak olan davetiyede belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususunun bildirile- ceğini, sözlü yargılama aşamasında taraflara son sözleri sorularak hüküm tefhim edileceğini, sözlü yargılama safhasında tarafların kanıt sunmadan kendisi ve karşı tarafın iddia ve savunmaları ile kanıtlarıyla ilgili hukuki değerlendirme yaparak neden haklı olduklarını açıklama hakkı elde edeceklerini, hâkimin de gerektiğinde salt hukuki değerlendirmeye esas olmak üzere taraflara soru sorma ve tereddütlü noktaları son kez açıklığa kavuşturma imkanına sahip olacağını belirtmiştir. Olayda, 24.12.2014 tarihinde ön inceleme duruşması yapılmış, aynı duruşmada ön incelemenin bittiği belirtilerek tahkikat aşamasına geçilmesine dair ara karar tesis edilmiş, yine aynı celsede tahkikatın bittiği de belirtilerek sözlü yargılama aşamasına geçilmiş, tahkikatın bittiği tefhim edildikten sonra davacı vekili “bu celse sözlü yargılama yapılmasına muvafakat etmediklerini”

beyan etmiş, mahkemece, 6100 sayılı HMK’nın 186. maddesi uyarınca sözlü yargılama için gün tayin edilmeden ve taraflara süre verilmeden doğrudan dava- nın reddine karar verilmiştir. Yargıtay, HMK’nın ilgili hükümlerine uyulmadan ve tarafların iddia ve savunma haklarını kısıtlayacak şekilde hüküm kurulması nedeniyle bozma kararı vermiştir. Bu karar, sözlü yargılama duruşması için ayrı bir gün tayin edilmesinin ve tarafların son kez dinlenmesinin, iddia ve savunma hakkının kısıtlanmaması açısından önem taşıdığını ve usul kurallarına aykırılığın bozma sebebi olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi

16.11.2015 E. 2015/4951 K. 2015/12065

(9)

Bilgisayar yazılımlarının ilk kullanıcıdan satın alınarak ikinci el ürün olarak satılması, bu satımın program üzerindeki telif haklarını ihlal etmiş sayılmaması, bilgisayar programlarının ikinci el satıcılığı ve lisanslanması, telif haklarının ihlali

Somut uyuşmazlıkta, davacı OEM (“Orijinal Ürün Üreticisi – Original Equipment Manufacturer”) satışı yoluyla yazılımın birlikte satıldığı bilgisa- yardan COA (“Özgünlük Belgesi – Certificate of Authorization”) etiketinin sökülmesi halinde OEM lisansının kaçak, kopya veya korsan haline gelmediğini, bilgisayar alan kullanıcının OEM lisansını kaldırması, bilgisayarından silmesi veya bilgisayar üzerindeki COA etiketini sökmesinin davalının haklarını ihlal sayılmayacağını belirterek davalının piyasaya sürülen işletim sistemleri ile yazılımlarının hangi yollarla piyasaya sürüldüğüne bakılmaksızın ilk kullanıcı tarafından yasal yollarla satın alındıktan sonra ikinci el ürün olarak alınıp satılmasının davalının FSEK veya başka kanun, sözleşme ve düzenlemelerden doğan haklarına tecavüz etmediğinin, davalıya ait ürünlerin ikinci el olarak alınıp satılmasının hukuka uygun bir işlem olduğunun tespitini talep etmiş- tir. Davalı, dava konusu bilgisayar programlarının satışının değil, kullanım haklarının bilgisayar şirketlerine veya 3. kişilere lisansla verildiğini, bunun basit ruhsat devri olduğunu, lisans sözleşmesinde programların belirli şart- larda devredilebileceğine ilişkin hükümler yer aldığını, buna göre de program üzerinde iddia edildiği şekilde tahrifat yapılamayacağını, davacının eylemleri ile kendisinin lisans sözleşmesinden doğan haklarına zarar verdiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme, somut uyuşmazlıkta OEM isimli ikinci el bilgisayar programlarını bulundurma ve lisanslama hakkı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, davacının davalının bilgisayar programlarının ikinci el satıcılığını veya lisanslamasını yaptığının belirlendiğini, OEM lisans sözleşmesinin 16. maddesinde yazılımın 3. kişiye ancak lisanslı aygıtla birlikte doğrudan devredilebileceğinin düzenlendiğini, taklit söz konusu olmadığından orijinal programın bilgisayardan ayrı olarak devrini yasaklayan bu maddenin fikri mülkiyet korumasını değil ikinci el pazarını kontrol altında tutmayı amaçladığını, sözleşme hükmünün fikri mülkiyet bakımından yasal bir temeli bulunmadığını, yazılımların aynı zamanda başka bilgisayarlarda aktif olarak kullanılmakta olduğunun davalı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle dava konusu programların ilk kullanıcıdan satın alınarak 2. el ürün olarak satılmasının davalının programlar üzerindeki telif haklarını ihlal etmediğinin tespitine karar vermiştir. Yargıtay, bilgisayar programının ikinci el satışını yasaklayan OEM lisans sözleşmesinin 16. maddesinin, 5846 sayılı FSEK’in 23/2. maddesindeki emredici hükmü karşısında geçerli olmaması nedeniyle yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar vermiştir. Bu karar, telif hakları

(10)

ile korunmakta olan bir bilgisayar programının ilk kullanıcıdan yasal yollarla satın alındıktan sonra 2. el ürün olarak satılmasının bu program üzerindeki telif haklarını ihlal etmemesi bakımından önemlidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi

27.06.2014 E. 2014/17376 K. 2015/8772

Türk Patent Enstitüsü Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu Kara- rının iptali, markanın farklı mal ve hizmetlerde kullanılmasının tanınmış markanın itibarına zarar verip vermeyeceği, tanınmış marka, tanınmış markanın sulandırılması

Somut uyuşmazlıkta, davalı şirket tarafından “CROCODILE + ŞEKİL”

ibaresinin 11, 20, 21 ve 24. sınıflarda marka olarak tescil edilmesi için TPE’ye başvuruda bulunulmuş, başvurunun Resmi Marka Bülteninde kısmen yayın- lanması üzerine davacı şirket tarafından başvuruya karşı tanınmış “Şekil (tim- sah)” markasına dayanılarak 556 sayılı KHK’nın 8/1(b), 8/4 ve 35. maddeleri uyarınca itirazda bulunulmuştur. TPE önündeki itiraz süreçlerinde davacı şirket tarafından yapılan itirazlar davalı şirket başvurusu ile itiraza gerekçe olarak gösterilen davacı şirkete ait markanın iltibasa yol açabilecek derecede benzer olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkeme aşamasında davacı şirket davalının müvekkilinin tanınmışlığından yararlanma amacında olduğunu iddia ederek TPE YİDK’in ilgili kararının iptaline ve marka başvurusunun reddine, tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket savunmasında markaların benzer olmadığını, “Crocodile” ibaresinin ülkemizde bilinirliğinin düşük olduğunu, plastik sektöründe faaliyet gösterdiğini ve mar- kalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, zira faaliyet alanlarının farklı olduğunu savunmuştur. Mahkemece, markaların kapsamında bulunan malların örtüşmediği, aynı sınıf içerisinde bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olmasının her koşulda ve başvuru kapsamındaki tüm mal ve hizmet- ler yönünden kendiliğinden tescil engeli olarak görülemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi,

“Crocodile” sözcüğünün İngilizcede “Timsah” anlamına geldiğini, bu hususun ülkemizde de ortalama tüketici tarafından bilinen bir husus olduğunu, davacının

“Şekil (timsah)” markasının özellikle giyim sektöründe çok tanınmış olduğunu, davalı markasındaki emtia listesindeki mal ve hizmetler farklı türden olsa dahi

“CROCODİLE” ibaresinin davacı markası aleyhine haksız bir yarar sağlayacağı, markasının itibarına zarar vereceği veya ayırt edici karakterini zedeleyeceği gerekçesiyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma

(11)

üzerine yerel mahkeme, “CROCODİLE” kelime markası ile “TİMSAH ŞEKLİ”

tanınmış markası arasında zayıfta olsa bir benzerlik bulunduğunu, ancak bu benzerliğin her koşulda iltibas veya tanınmışlıktan kaynaklanan tescil engelle- rinin varlığını gerektirmeyeceğini, dava konusu başvuru kapsamındaki mal ve hizmetlerin davacı markaları kapsamındaki mal ve hizmetler ile örtüşmediğini, tanınmış markanın sahip olduğu imaj veya ünün, başvurudaki farklı mal veya hizmetlerin tümüne aktarılabileceğinin peşin olarak kabulünün tanınmış mar- kaya hukuken sağlanan korumadan daha fazla bir koruma sağlamak anlamına geleceğini, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetlerin inşaat/yapı sektörüne ve mutfak eşyaları ihtiyaçlarına yönelik mallar olduğunu, alıcıları, satış yerleri, karşıladıkları gereksinimler itibariyle davacının tanınmış olduğu tekstil/hazır giyim sektörüyle ilişkilendirme ihtimali olmayan ürünler olduğunu, davacı markalarının tanınmış olduğu bir kısım Avrupa Birliği ülkelerinde “CRO- CODILE” ibaresinin yalnızca farklı mal ve hizmetler için değil, davacının tanınmış olduğu giyim ve tekstil ürünlerini kapsayacak şekilde 25. sınıftaki mallar üzerinde dahi tescilli olduğunu, dolayısıyla AB uygulamasında “CRO- CODILE” ibaresinin davacı dışındaki kişiler adına tekstil ürünleri yönünden tescile engel oluşturacak şekilde yorumlanmadığını, davacı markasına menşe ülkesi olan Fransa ve AB’de tanınmayan genişlikte bir korumanın ülkemizde tanınmasının uygun bir değerlendirme olmayacağı gerekçesiyle direnme kararı vermiştir. Direnme kararı üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu davacının

“TİMSAH ŞEKLİ” markasının giyim sektöründe çok tanınmış olması karşı- sında “CROCODILE” ibareli marka başvurusunun farklı mal ve hizmetleri kapsasa dahi tanınmış markayı sulandıracağı gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar vermiştir. Davalı şirketin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, davalı marka başvurusu kapsamındaki mal ve hizmetler ile tekstil/hazır giyim sektöründeki malların ilişkilendirme ihtimali olabilecek ürünler olmadığını, tanınmış markanın sulandırılma olasılığının somut olayda gerçekleşmediğine karar vererek yerel mahkemenin direnme kararının onanmasına karar vermiştir. Bu karar, şekil markası ile o şeklin yazıyla ifadesi olan kelime markası arasında belirli bir benzerlik olduğunu, bir markanın belirli bir sektörde tanınmış olmasının, kendiliğinden farklı mal ve hizmetler yönünden tescil engeli oluşturmayacağını ve her somut olayda 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi koşullarının değerlendirilmesi gerektiğini karar verilmesi itibariyle önem arz etmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

29.01.2016 E. 2015/11-3127 K. 2016/114

(12)

YARGI KARARLARI ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Esas Sayısı: 2015/93 Karar Sayısı: 2015/98 Karar Tarihi: 12.11.2015

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korun- ması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin birinci fık- rasının, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen (b) bendinin, Anayasa’nın 10., 13., 35., 48. ve 91. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Davacı tarafından marka tescili için yapılan başvurunun Türk Patent Enstitüsü tarafından reddedilmesi üzerine söz konusu kararın iptali talebiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 7. maddesi şöyledir:

“Madde 7- Aşağıda yazılı işaretler marka olarak tescil edilemez:

5 inci madde kapsamına girmeyen işaretler,

b) (Değişik : 22/6/2004 - 5194/13 md.) Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapıl- mış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markalar,

c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren veya malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar.

d) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adları mün- hasıran veya esas unsur olarak içeren markalar,

(13)

e) Malın özgün doğal yapısından ortaya çıkan şeklini veya bir teknik sonucu elde etmek için zorunlu olan, kendine malın şeklini veya mala asli değerini veren şekli içeren işaretler,

f) Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya üretim yeri, coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak markalar,

g) Yetkili mercilerden kullanmak için izin alınmamış ve dolayısıyla Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesine göre reddedilecek markalar,

h) Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi, külterel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği diğer armalar, amblemler veya nişanları içeren markalar,

ı) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 27/5/2015 tarihli ve E.: 2015/33, K.:

2015/50 sayılı Kararı ile.)

j) Dini değerleri ve sembolleri içeren markalar, k) Kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı markalar.

(Ek fıkra : 3/11/1995 - 4128/5 md.;Değişik:22/6/2004 – 5194/13 md.) Bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise (a), (c) ve (d) bentlerine göre tescili reddedilemez.”

II- İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri gereğince yapılan ilk inceleme toplantısında, başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer DURAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

2. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hak- kında Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır.” denilmiştir.

3. 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrasında ise “...Açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvuruları, Mahkeme tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedilir.” hük- müne yer verilmiştir.

(14)

4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından, itiraz konusu kural hakkında daha önce de Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulduğu anlaşılmakta olup Mahkememizin E.2015/15 esasına kayıtlı olan bu başvurunun, bakılmakta olan dava dosyası için de bekletici mesele sayılması gerekirken, tekrar başvuruda bulunulduğu anlaşılmıştır.

5. Açıklanan nedenlerle, 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun, Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından, esas incelemeye geçilmeksizin reddi gerekir.

III- HÜKÜM

24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen (b) bendinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi- nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) ve 41. maddesinin (2) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 12.11.2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Üye

Serruh KALELİ Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜÜye Üye

Alparslan ALTAN Üye

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUNÜye Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Erdal TERCANÜye

Muammer TOPAL Üye Üye

M. Emin KUZ Üye

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYAÜye Üye

Rıdvan GÜLEÇ

(15)

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI  Esas Sayısı: 2015/93

Karar Sayısı: 2015/99 Karar Tarihi: 12.11.2015

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korun- ması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin birinci fık- rasının, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen (b) bendinin, Anayasa’nın 10., 13., 35., 48. ve 91. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Davacı tarafından marka tescili için yapılan başvurunun Türk Patent Enstitüsü tarafından reddedilmesi üzerine söz konusu kararın iptali talebiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 7. maddesi şöyledir:

“Madde 7- Aşağıda yazılı işaretler marka olarak tescil edilemez:

5 inci madde kapsamına girmeyen işaretler,

b) (Değişik : 22/6/2004 - 5194/13 md.) Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapıl- mış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markalar,

c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren veya malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar.

d) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adları mün- hasıran veya esas unsur olarak içeren markalar,

e) Malın özgün doğal yapısından ortaya çıkan şeklini veya bir teknik sonucu elde etmek için zorunlu olan, kendine malın şeklini veya mala asli değerini veren şekli içeren işaretler,

(16)

f) Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya üretim yeri, coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak markalar,

g) Yetkili mercilerden kullanmak için izin alınmamış ve dolayısıyla Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesine göre reddedilecek markalar,

h) Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi, külterel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği diğer armalar, amblemler veya nişanları içeren markalar,

ı) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 27/5/2015 tarihli ve E.: 2015/33, K.:

2015/50 sayılı Kararı ile.)

j) Dini değerleri ve sembolleri içeren markalar, k) Kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı markalar.

(Ek fıkra : 3/11/1995 - 4128/5 md.;Değişik:22/6/2004 – 5194/13 md.) Bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise (a), (c) ve (d) bentlerine göre tescili reddedilemez.”

II- İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri gereğince yapılan ilk inceleme toplantısında, başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer DURAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

2. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hak- kında Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “İtiraz yoluna başvuran mahkemede itiraz konusu kuralın uygulanacağı başka dava dosyalarının bulunması hâlinde, yapılmış olan itiraz başvurusu bu dosyalar için de bekletici mesele sayılır.” denilmiştir.

3. 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrasında ise “...Açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvuruları, Mahkeme tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedilir.” hük- müne yer verilmiştir.

4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından, itiraz konusu kural hakkında daha önce de Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulduğu anlaşılmakta olup Mahkememizin E. 2015/15 esasına kayıtlı olan bu başvurunun, bakılmakta

(17)

olan dava dosyası için de bekletici mesele sayılması gerekirken, tekrar başvuruda bulunulduğu anlaşılmıştır.

5. Açıklanan nedenlerle, 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun, Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından, esas incelemeye geçilmeksizin reddi gerekir.

III- HÜKÜM

24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen (b) bendinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi- nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) ve 41. maddesinin (2) numaralı fıkraları gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 12.11.2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Üye

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz Üye PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜÜye Üye

Alparslan ALTAN Üye

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUNÜye Üye

Celal Mümtaz AKINCI Üye

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL Üye Üye

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin Üye GÖKCAN

Kadir ÖZKAYAÜye Üye

Rıdvan GÜLEÇ

(18)

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI  Esas Sayısı: 2015/93

Karar Sayısı: 2015/118 Karar Tarihi: 23.12.2015 R.G. Tarih-Sayısı: 7.1.2016 - 29586

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen (b) ben- dinin, Anayasa’nın 2., 5., 13., 48. ve 91. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Davacı tarafından marka tescili için yapılan başvurunun Türk Patent Enstitüsü tarafından reddi işleminin iptali talebiyle açılan davada, iti- raz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME HÜKMÜ

Kanun Hükmünde Kararname’nin itiraz konusu kuralın da yer aldığı 7.

maddesi şöyledir:

“Marka tescilinde red için mutlak nedenler

Madde 7- Aşağıda yazılı işaretler marka olarak tescil edilemez:

a) 5 inci madde kapsamına girmeyen işaretler,

b) (Değişik : 22/6/2004 - 5194/13 md.) Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markalar,

c) Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren veya malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar.

(19)

d) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adları mün- hasıran veya esas unsur olarak içeren markalar,

e) Malın özgün doğal yapısından ortaya çıkan şeklini veya bir teknik sonucu elde etmek için zorunlu olan, kendine malın şeklini veya mala asli değerini veren şekli içeren işaretler,

f) Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya üretim yeri, coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak markalar,

g) Yetkili mercilerden kullanmak için izin alınmamış ve dolayısıyla Paris Söz- leşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesine göre reddedilecek markalar,

h) Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi, külterel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği diğer armalar, amblemler veya nişanları içeren markalar,

ı) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 27/5/2015 tarihli ve E.: 2015/33, K.:

2015/50 sayılı Kararı ile.)

j) Dini değerleri ve sembolleri içeren markalar, k) Kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı markalar.

(Ek fıkra : 3/11/1995 - 4128/5 md.;Değişik:22/6/2004 – 5194/13 md.) Bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise (a), (c) ve (d) bentlerine göre tescili reddedilemez.”

II- İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri gereğince Zühtü ARSLAN, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M.

Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN ve Kadir ÖZKAYA’nın katılmalarıyla 18.2.2015 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulun- madığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III- ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer DURAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmünde kararname hükmü,

(20)

dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- İtirazın Gerekçesi

3. Başvuru kararında özetle, marka tekliği ilkesinin çağdaş hukukta karşı- lığının olmadığı, marka başvuru ve tescili ile önceki marka ya da hak sahiple- rinin bu başvuruya yönelik itirazlarının günümüzde tamamen serbest piyasa koşullarına göre çalışma ve sözleşme hürriyeti çerçevesinde değerlendirildiği, hukuk devleti ilkesinin salt Anayasa’da yer almasının yeterli olmadığı, dev- letin tüm organlarının yetkilerinin kanunlarda objektif, açık ve herkese eşit uygulanabilir bir biçimde düzenlenmesi gerektiği, Devletin temel amaç ve görevlerinin Anayasa’da sayılmış olduğu, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğu, mülkiyet hakkı kapsamında bulunan ve bir sınai hak türü olan marka hakkına ilişkin düzenleme ve sınırlandırmaların kanun yerine kanun hükmünde kararname ile yapılamayacağı, marka hakkına ilişkin düzenlemelerde bu hakkın elde edilmesine getirilen sınırlandırmaların, açık, net, denetlenebilir, herkese eşit uygulanabilir ve ölçülülük ilkesi ile bağdaşır olması gerektiği, itiraza konu kuralla getirilen bir işaretin ancak tek bir kişiye marka olarak verilebileceği ilkesinin amacını aşan bir düzenleme olduğu, önceki marka ile iltibas teşkil eden ve “ayırt edilemeyecek derecede” benzer işaretlerin nisbi red nedenleri arasında bulunması gerekirken mutlak red nedeni olarak düzenlenmiş olduğu, daha önce tescil edilmiş veya başvurusu yapılmış marka ile aynı olma halinin, karşılaştırılan işaretlerin özdeş, farksız, tıpatıp taklit, aynen veya bire bir kopya olmalarını ifade ettiğini, ancak ayırt edilemeyecek kadar benzerlik ilkesinin orta düzeydeki alıcıda bıraktığı genel izlenimlerin hemen hemen aynı olma şeklinde tanımlandığı, müşteri kitlesi nezdinde markaların yazılış, okunuş, görsel veya işitsel olarak aynı imiş gibi algılanıp algılanmayacağı üzerinde Türk Patent Enstitüsü tarafından sübjektif bir değerlendirme yapıldığı, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu, dolayısıyla herkesin marka hukuku alanında serbestçe sözleşme yapma ve markasını dilediği gibi bir başkasına devretme sonucunu doğuran sözleşmeler yapma hürriyetine de sahip olduğu, başvuru sahipleri bakımından ancak itiraz halinde nispi red nedeni olarak tartışılması gereken durumların kamu otoritesince re’sen dikkate alınarak reddedildiği, bu durumun marka hakkının elde edilmesi sürecinde hakkın özünü zedeleyen, kişi hak ve hürriyetlerine demokratik bir ülkede beklenebilecek müdahaleyi aşan bir sınırlamaya zemin oluşturduğu ve kuralın mutlak red nedeni olarak uygulanmasından ötürü önceki marka sahibinin başvurunun tesciline açıkça muvafakat vermesine rağmen markanın idarece tescil edilmediği, bu nedenle sadece başvuru sahibinin değil, tescile muvafakat veren marka sahibinin de sözleşme hürriyeti kapsamındaki ticari çalışmalarının

(21)

engellendiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 5., 13., 48. ve 91. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

4. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural Anayasa’nın 35. maddesi yönünden de incelenmiştir.

5. İtiraz konusu kural, aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markaların tescil edilemeyeceğini düzenlemektedir.

6. Anayasa’nın 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmü yer almıştır.

7. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarından- dır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, Devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörüle- bilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır.

8. Anayasa’nın 35. maddesinde, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkı- nın kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olan mülkiyet hakkı, bireye emeğinin karşılığına sahip olma ve geleceğe yönelik planlar yapma olanağı tanıyan temel bir hak olup maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz malvarlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir.

9. Anayasa’nın 35. maddesiyle Devlete, bireylerin mülkiyet hakkına saygı gösterme ve haksız müdahalede bulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün

(22)

yanında, üçüncü kişilerden gelebilecek müdahaleleri önleme şeklindeki pozitif bir yükümlülük de yüklenmektedir.

10. Mülkiyet hakkının konusunu, maddî ve gayrimaddî mallar oluşturmak- tadır. Taşınır ve taşınmaz mallar maddî mallar kapsamında iken, fikrî ve sınaî mülkiyet hakları gayrimaddî mallar kapsamında bulunmaktadır. Bir markanın sahibine sağladığı haklar ise “marka hakkı” olarak adlandırılmakta ve marka hakkı, fikrî ve sınaî mülkiyet hakları kapsamında yer almaktadır.

11. Marka; bir işletmenin mal veya hizmetlerini bir başka işletmenin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla kişi adları dâhil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınla- nabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir.

12. Bu tanım ışığında marka temel olarak, işletmelerin üretimini yaptıkları malları veya sundukları hizmetleri diğer işletmelerinkinden ayırt etme işlevini üstlenmektedir. Marka, bu işlevi sayesinde, tüketicilerin bundan önceki tec- rübelerinden dolayı memnun kaldıkları ürünleri diğer ürünlerden ayırmasını sağlayarak tüketicilerin satın alma kararlarını daha kolay vermelerini de sağlar.

13. Marka hakkı, markanın 556 sayılı KHK hükümlerine göre tescil edilmesi ile elde edilir. Tescilli veya başvuru halindeki bir marka başkasına devredilebi- lir, miras yoluyla intikal edebilir, kullanma hakkı lisans konusu olabilir, rehin edilebilir ve teminat olarak gösterebilir.

14. Markanın tekliği, ayırt ediciliği, taklit edilememe ve belli ölçüde garanti sunma işlevine sahip olabilmesi üçüncü kişilerin markadan bekledikleri temel özelliklerdir. Dava konusu kural bu özellikleri temin etmesinin yanı sıra, kişiler adına daha önceden tescil edilmiş markaların taklit edilmesinin, tescilli marka ile aynı olan ya da karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılmasının ve tescilli markanın itibarından dolayı haksız bir yarar elde edecek veya tescilli markanın itibarına zarar verecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin kullanılmasının önlenmesi amacıyla tesis edilmiştir. Söz konusu güvencelere aykırılık teşkil eden durumlarda yargı yerlerince gerekli denetimler yapılabilecek olup olası hak kaybı halinde de mahkemeler kuralda yer alan unsurlar çerçevesinde davaları çözümleyecektir. Dolayısıyla aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markaların kamu otoritesince tescil edilmemesini öngören kural, hem daha önce kendisi adına tescil işlemi

(23)

yapan marka sahiplerinin mülkiyet hakkını hem de markaya güvenerek iş ve işlem yapacak üçüncü kişileri korumaya yöneliktir.

15. Anayasa’nın 91. maddesinin ilk fıkrasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Bakanlar Kurulu’na kanun hükmünde kararname çıkarma yet- kisi verebileceği, ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel hak- lar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği öngörülmüştür.

16. 556 sayılı KHK’nın itiraz konusu 7. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilerek kanunla kabul edilmiş olduğu için Anayasa’nın 91. maddesine aykırılığından söz edilemez.

17. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 35. ve 91. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

18. Kuralın Anayasa’nın 5., 13. ve 48. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

IV- HÜKÜM

24.6.1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının, 22.6.2004 tarihli ve 5194 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen (b) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 23.12.2015 tarihinde OYBİRLİ- ĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Üye

Serruh KALELİ Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜÜye Üye

Alparslan ALTAN Üye

Hicabi DURSUN

Erdal TERCANÜye Üye

Muammer TOPAL Üye

M. Emin KUZ Hasan Tahsin Üye

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYAÜye Üye

Rıdvan GÜLEÇ

(24)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ YUSUF İZZETTİN SİLİER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/2731) Karar Tarihi: 16/12/2015

BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Fatma KARAMAN ODABAŞI Başvurucu : Yusuf İzzettin SİLİER

Vekili : Av. Selim BAKTIAYA I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini davasında başvu- rucuya çıkarılan tebligatın usulsüz olması sebebiyle savunma ve delil sunma haklarının kullanılamaması, Yargıtay onama ilamının yeterli gerekçe içermemesi ve dava sonunda markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiş olması nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/4/2013 tarihinde İstanbul 3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

(25)

4. Bölüm Başkanı tarafından 28/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edi- lebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 30/3/2015 tarihli görüş yazısına karşı başvurucu beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, kendisine ait özel eğitim faaliyeti sürdürülen iş yerinin devri ve kiralanması hususunda davacı şirket ve davacı şirket ortağı/yönetim kurulu üyesi olan N.A. arasında eskiye dayalı hukuki ilişki ve bu ilişki çerçevesinde süregelen hukuki uyuşmazlıklar bulunduğunu belirtmiştir.

8. Davacı şirket; “FEN BİLİMLERİ MERKEZİ” ibaresinin on yılı aşkın süredir kullanılmakta olduğu, ibareye ayırt edicilik kazandırıldığı ve marka olarak tescil ettirilmek istendiği bu kapsamda başvurucunun Türk Patent Ens- titüsü (TPE) nezdinde tescilli bulunan “FEB FEN BİLİMLERİ MERKEZİ”

ibareli markasının gerek ilgili mevzuat gerek yargı kararlarınca belirtildiği şekilde kullanılmadığı gerekçesiyle 24/6/1995 tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 14.

ve 42. maddeleri kapsamında markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesi istemiyle başvurucu aleyhine 27/4/2009 tarihinde İstanbul 3.

Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır.

9. Mahkemece 17/3/2010 tarihli ve E.2009/50, K.2010/53 sayılı karar ile davanın kabulüne, markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“Davanın niteliği itibarıyla davalının, kullanılmaması sebebiyle iptali istenen markayı tescil edildiği 41. sınıftaki hizmetlerde kullandığını kanıt- laması gerektiğinden, ispat yükü davalıda olduğundan ve dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati davalıya tebliğe çıkartıldığı halde adresten ayrıldığın- dan bahisle iade edilmesi üzerine, davalının Ticaret Sicil Memurluğu’nda kayıtlı adresine tebligat gönderildiği anlaşılmakla, aynı adrese Tebligat Kanununun 35. maddesi gereğince davetiye tebliğ edildiği halde duruşmaya katılmadığı, davaya cevap vermediği anlaşıldığından, bu kez davalıya 556 sayılı KHK’nın 14. maddesinde belirtilen kapsamda markayı kullandığına

(26)

dair delil ve belgeleri ile varsa defter ve kayıtlarını ibraz etmesi için kesin süre verildiğine dair meşruhatlı tebligat gönderilmiş ve verilen sürede herhangi bir belge ibraz edilmediği gibi duruşmaya da katılmamış ve konuyla ilgili açıklama yapmamış ve bir delil sunmamış olması sebebiyle, tescilli ve davaya konu markayı tescilden itibaren 5 yıl süreyle veya tescilli olduğu dönemde kesintisiz 5 yıl süreyle kullanmadığı sonucuna varıldığından”

10. Başvurucu tarafından temyiz edilen Karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi- nin 7/6/2012 tarihli ve E.2010/8986, K.2012/9916 sayılı ilamı ile onanmıştır.

Karar gerekçesi şöyledir:

“Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçe- sinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve taraflar arasında İstanbul 2. Sulh Hukuk Mah- kemesinin 2008/149 E.-854 K. sayılı dosyasında görülen dava sonucunda verilen 17.07.2008 tarihli karar ile kira sözleşmesinin feshi nedeniyle işbu davanın davacısı … A.Ş.’nin, işbu davanın davalısı Yusuf İzzettin Silier’e ait “Hasfırın Caddesi, Sinan Paşa İş Merkezi, Kat:4-5, Beşiktaş/İstanbul”

adresindeki işyerinden tahliye edilmiş bulunmasına, diğer bir deyişle işbu davada davalı Yusuf İzzettin Silier anılan adreste kat maliki olup, işyerinin anılan karar ile davacının zilyetliğinden alınarak kendisine verilmesine, kaldı ki davalı Yusuf İzzettin Silier vekilinin temyiz dilekçesinin ekinde sunduğu 18.06.1997 tarihli vekaletnamede dahi Yusuf İzzettin Silier’in adresi olarak, ‘’Hasfırın Caddesi, Sinan Paşa İş Merkezi, Kat:4-5, Beşiktaş/

İstanbul” adresinin gösterilmiş bulunmasına, yine davalıya ait dava konusu markanın 28.05.2007 tarihinde yenilenmesi sırasında da davalı Yusuf İzzettin Silier tarafından TPE’ne de aynı adresin bildirilmiş olmasına, hatta anılan davalının başka vesilelerle aynı markaya dayanarak TPE’ne 04.05.2010 ve 26.05.2010 tarihlerinde yaptığı itiraz dilekçelerinde dahi anılan adresin belirtilmiş bulunmasına, bu durum karşısında mahkemece 27.04.2009 tarihinde açılan işbu davada, davalı Yusuf İzzettin Silier için

“Hasfırın Caddesi, Sinan Paşa İş Merkezi, Kat:4-5, Beşiktaş/İstanbul” adre- sine tebligat çıkarılmasında bir usulsüzlüğün bulunmamasına, mahkemece davalıya keşide edilen ilk tebligatın “adresten ayrıldığı ve yeni adresinin tespit edilemediği” meşruhatı ile iade edilmesine, bundan sonra çıkarılan tebligatın da “muhatabın adresinden ayrıldığı ve yeni adresinin de buluna- madığı” meşruhatı ile Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine uygun şekilde yapılmış olmasına, daha sonraki tebligatların da aynı şekilde yapılmasına, ayrıca Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca yeni adresin sadece tebliğ memurunca araştırılması gerekmekte olup, tebligat çıkaran mercice (Mahkemece) adres araştırması yapılmasına gerek bulunmamasına göre…”

(27)

11. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 22/2/2013 tarihli ve E.2012/16908, K.2013/3174 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

12. Nihai karar 26/3/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup bireysel başvurunun 24/4/2013 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

13. 556 sayılı KHK’nın “Markanın kullanılması” kenar başlıklı 14. mad- desinin birinci fıkrası şöyledir:

“Markanın, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde, haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde, marka iptal edilir.”

14. Aynı KHK’nın 42. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 9/4/2014 tarihli ve E.2013/147, K.2014/75 sayılı kararı ile iptal edilen ancak dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan birinci fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“ Aşağıdaki hallerde markanın hükümsüz sayılmasına yetkili mahkeme tarafından karar verilir:

c)14 üncü maddeye aykırılık. (Ancak, 5 yılın dolması ile davanın açıl- dığı tarih arasında ciddi biçimde kullanma hükümsüzlük nedeni sayılmaz.

Dava açılacağı düşünülerek kullanma gerçekleşmiş ise, mahkeme davanın açılmasından önceki üç ay içerisinde gerçekleşen kullanmayı dikkate almaz.)”

15. 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11/1/2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 10. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.”

16. 7201 sayılı Kanun’un 6099 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 34. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu fasıl hükümleri adli, idari ve askeri kaza mercilerince yapılacak tebligat işlerinde tatbik olunur.”

17. 7201 sayılı Kanun’un 6099 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 35. maddesi şöyledir:

“Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapıl- mış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan

(28)

kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.

(Değişik: 19/3/2003-4829/11 md.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.

(Değişik: 19/3/2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.

(Ek: 06/06/1985 – 3220/12 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 16/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru- cunun 24/4/2013 tarihli ve 2013/2731 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu; kendisine ait markanın kullanılmaması sebebiyle hüküm- süzlüğüne ilişkin olarak açılan davada taraf teşkili sağlanmadan usulsüz tebligat yapılarak karar verildiğini, adresi olarak gösterilen ve tebligat çıkarılan adresin davacıya ait olduğunu, kendisinin yaklaşık olarak on yıldır “Cevdet Paşa Caddesi No:139/10 Bebek/Beşiktaş” adresinde ikamet ettiğini, iş adresinin de ticaret sicil kayıtlarında “Akmazçeşme Sokak No:28/2 Beşiktaş” olarak geçti- ğini, Yargıtay ilamında adres olarak dayanak gösterilen vekâletnamenin 1997 tarihini taşıdığını, Mahkemenin İstanbul Ticaret Sicili Memurluğuna yazdığı yazıya eksik ve hatalı cevap verildiğini, Mahkemece yeterli adres araştırması yapılmadığını, adresi davacı tarafından bilmesine rağmen yanlış adres bildiri- lerek Mahkemenin yanılttığını, usulsüz tebligat nedeniyle savunma hakkını ve davada delillerini bildirme hakkını kullanamadığını, Yargıtay onama ilamının yeterli gerekçe içermediğini, bir kısım temyiz itirazlarına cevap verilmediğini belirterek Anayasa’nın 35. ve 36. maddeleri kapsamında güvence altına alınman mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir.

(29)

B. Değerlendirme

20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, başvuruya konu markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkin davasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

21. Başvurucunun; davada taraf teşkili sağlanmadan usulsüz tebligat yapılarak karar verilmesi, savunma ve davada delillerini bildirme hakkını kullanamaması ve tebligatın usulsüz olmasına bağlı olarak aleyhine açılan davanın kabulüne, markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesine yönelik şikâyetinin özünün mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası olduğu anlaşıldığından konu mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiş; Yargıtay ilamının yeterli gerekçe içermediği ve bir kısım temyiz itirazlarına cevap verilmediği yönündeki iddiası ise yine adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası

22. Başvurucu; kendisine usulüne uygun olarak tebligat yapılmadığından, davadan haberdar edilmediğinden, davaya katılamadığından, savunma ve delillerini sunma imkânı bulamadığından şikâyet etmekte; tebligat çıkarılan adresin davacıya ait adres olduğunu, Mahkemece yeterli adres araştırması yapılmadığını, davacı tarafın adresini bilmesine rağmen yanlış adres bildirerek Mahkemeyi yanılttığını, Yargıtay ilamında adres konusunda dayanak gösterilen vekâletnamenin 1997 tarihini taşıdığını ileri sürmektedir.

23. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun şikâyetlerinin adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilerek bu kapsamda görüş hazırlandığı, mülkiyet hakkına ilişkin ayrıca görüş verilmesine gerek duyulmadığı, başvurucu ile davacı taraf arasında yakın tarihlerde başvuruya konu yargılama dışında başka hukuki uyuşmazlıkların da bulunduğu, buna göre İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkeme- sinin 18/3/2010 tarihli ve E.2009/401, K.2010/72 sayılı kararda başvurucunun adresinin “İstiklal Caddesi Kallavi Sokak No:18 Beyoğlu/İstanbul” olarak göste- rildiği, bu karara dayalı olarak vekâlet ücretinin tahsili amacıyla Kadıköy 2. İcra Müdürlüğünün E.2010/10698 sayılı dosyası ile 4/5/2010 tarihinde başlatılan icra takibinde aynı adrese icra emri gönderildiği, yine davacının başvurucuya 30/6/2008 tarihinde Beyoğlu 3. Noterliği aracılığıyla gönderdiği ihtarnamede başvurucunun adresinin “Elmadağ Mahallesi Cumhuriyet Caddesi No:8 Kat:4

(30)

Daire: 7 Şişli/İstanbul” olarak gösterildiği, bu kapsamda davacının başvurucunun güncel adresini bildiği hâlde Mahkemeye bildirmeyerek başvurucunun davaya katılmasına ve çelişmeli yargılama ilkesinin uygulanmasına imkân vermediği, bu yöndeki bir davranışın dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebileceği ve şikâyetin incelenmesinde belirtilen hususların da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.

24. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

26. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşı- masının ötesinde Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgür- lüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013).

27. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir.

Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleş- tiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Öte yandan, kişilerin haklarında yapılan yargılamaya katılabilmeleri, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin de etkin şekilde uygulana- bilmesi bakımından oldukça önemlidir.

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Sözleşme sisteminin, bazı durumlarda Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’nin 6. maddesiyle güvence altına

Referanslar

Benzer Belgeler

6/2 hükmü uyarınca, marka sahibinin ticari vekili veya temsilcisi adına, marka sahibinin izni alınmadan marka tescili yapılması halinde; marka sahibi kullanım için yetki

6/2 hükmü uyarınca, marka sahibinin ticari vekili veya temsilcisi adına, marka sahibinin izni alınmadan marka tescili yapılması halinde; marka sahibi kullanım için yetki vermemiş

G-urapayi muslinine mahsus Bezini Al eni

Hatta yurtd~~~nda ya~ayan, dolay~s~yla do~rudan do~ruya siyasi veya kültürel bask~~ alt~nda kal- mam~~~ olan K~r~m ve Kazan Tatarlanmn da özel olarak kendi aralar~nda kö- kenlerini

Altında bir dizi ürün olabileceği için 'aile' markası olarak adlandırılır, ancak kurumsal marka değildir.. •

Anılan durumların, başvuruya konu işaretin Almanca konuşan halkın genelinin “Fack Ju Göhte” şeklindeki işareti ahlaken kabul edilemez olarak algılamadığını

 Marka özgünlüğünün alt boyutu olan bağlantı, kontrol ve orjinallik boyutlarının marka imajı üzerindeki etkisinde olumlu yönde anlamlı bir etkisi olduğu

Çalışma kapsamında incelenen tezlerde ana tez konusu olan marka kişiliği, marka kimliği, marka imajı ve marka konumlandırma ile ilişkilendirilerek incelenen