T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTA ASYA’YA YÖNELİK POLİTİKASI VE KAZAKİSTAN
Yüksek lisans Tezi
Yerik ILYASSOV
Ankara - 2010
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTA ASYA’YA YÖNELİK POLİTİKASI VE KAZAKİSTAN
Yüksek lisans Tezi
Yerik ILYASSOV
Tez Danışmanı
Yrd. Doç. Dr. Özlem KAYGUSUZ
Ankara - 2010
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTA ASYA’YA YÖNELİK POLİTİKASI VE KAZAKİSTAN
Yüksek lisans Tezi
Tez Danışmanı:
Tez Jürisi Üyeleri
Adı ve Soyadı İmzası
... ...
... ...
... ...
... ...
... ...
... ...
Tez Sınavı Tarihi ...
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE
Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim.(……/……/201…)
Tezi Hazırlayan Öğrencinin
Adı ve Soyadı
………
İmzası
………
İÇİNDEKİLER
İÇİNDEKİLER………i
KISALTMALAR………...iii
GİRİŞ………...1
I. BÖLÜM AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTA ASYA’YA YÖNELİK POLİTİKALARININ KAVRAMSAL TEMELLERİ 1.1.AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası………..7
1.1.1. Uluslararası Bir Aktör olarak AB………..7
1.1.2. Yeni Uluslararası Tehditler ve AB………13
1.1.3. Avrupa’daki Yeni Güvenlik Yaklaşımları ve AB’nin Ortak Dış ve Güvenlik politikasında Orta Asya’nın Yeri………..21
1.1.4. Orta Asya’nın Jeopolitik Önemi………...24
1.1.4.1. ABD………...30
1.1.4.2. Rusya………..31
1.1.4.3. Avrupa Birliği………32
1.2. AB’nin Orta Asya ile Karşılıklı İlişkileri: Geçmişi ve Bugünü………...35
1.2.1. AB ve Orta Asya ülkeleri Arasında İşbirliği Oluşması……….35
1.2.2. İşbirliğinin Amaçları ve Çıkarları……….42
1.2.3. İşbirliğinin Güncel Sorunları ve Perspektifleri……….47
II. BÖLÜM AB’NİN YENİ KOMŞULUK POLİTİKASI VE EKONOMİK, SİYASİ İŞBİRLİĞİNİN ULUSÜSTÜ MEKANİZMALARI 2.1. AB ve Orta Asya ülkeleri arasındaki işbirliğinin temel belgeleri ve Programları:Avrupa Birliği’nin Komşuluk Politikası………...55
2.2. Dış politika aracı olarak TACIS programı………...60
2.3. SPECA………..………..………..………..……….69
2.4. Enerji-ulaşım alanındaki projeler………..………..……….71
2.4.1. Yeni İpek Yolu: TRACECA………..………..……….71
2.4.2 INOGATE………..………..………..………..…..76
2.5. 2007–2013 AB’nin Orta Asya’ya Yönelik Bölgesel Yardım Stratejisi………...78
III. BÖLÜM AB NİN ORTA ASYA POLİTİKASINDA KAZAKİSTAN’IN YERİ VE DIŞ VE GÜVENLİK POLİTİKALARI BAKIMINDAN ÖNEMİ 3.1. Kazakistan’ın Bölgedeki Önemini Artıran Özellikleri………88
3.1.1.Genel Özellikler………..………..……….90
3.1.2.Coğrafi Konum ve Demografik Özellikler………..………..96
3.1.3.Siyasi Yapı………..………..………..………...98
3.1.4.Ekonomik Yapı………..………..………105
3.1.5.Enerji ve Doğal Kaynaklar………..……….110
3.2. Kazakistan’ın Dış Politikası ve Bölgedeki Uluslararası Güçlerle İlişkileri…...117
3.2.1. Kazakistan Dış Politikasının Genel Özellikleri………..117
3.2.2. Kazakistan’ın Yeni Dış Politika Konsepti………..125
3.2.3.Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği………..………..127
A) Uluslararası Tehditler………..……….129
B) Uluslararası Güvenlik Politikası………..……….130
C) Milli Güvenlik Stratejisi………..……….131
3.2.4.Bölgesel Entegrasyon Çabaları………..………..132
3.3. AB-Kazakistan İlişkileri………..………..………137
3.3.1.Bağımsızlık Sonrası İlişkiler………..………..137
3.3.2.Sektörel Anlaşmalar………..………..……….140
3.3.3.AB Mali Yardımları………..………..……….143
3.3.4.AB Projeleri………..………..………..………...144
3.4. AB Kazakistan İlişkilerinde Stratejik Öncelikler………..………146
3.5. AB ve Kazakistan İşbirliğinin Sorunları ve Perspektifleri………149
SONUÇ………..………..………..………..………155
KAYNAKÇA………..………..………..………..…………...164
KISALTMALAR AB : Avrupa Birliği
ABD : Amerika Birleşik Devletleri
AGİT : Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AET : Avrasya Ekonomik Topluluğu
AGSK : Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği AGSP : Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası ASİ : Avrupa Siyasi İşbirliği
BAB : Batı Avrupa Birliği
BDT : Bağımsız Devletler Topluluğu BM : Birleşmiş Milletler
BTC : Bakü Tiflis Ceyhan
CACO : Central Asian Cooperation Organization CFSP : Common Foreign and Security Policy
CICA : Conference on Interaction and Cooperation in Central Asia CNPC : Chinese National Petroleum Company
DCI: Development Coorperation Instrument DTÖ : Dünya Ticaret Örgütü
EBRD : European Bank for Reconstruction and Development ECHO : European Commission Humanitarian Office
EurAsEC : Eurasian Economic Community EU : European Union
IMF : International Monetary Fund
INOGATE : Interstate Oil and Gas Transport to Europe
İKT : İslam Kalkınma Teşkilatı KOBİ : Küçük ve Orta Boy İşletmeler NATO : North Atlantic Treaty Organization OAİT : Orta Asya İşbirliği Teşkilatı
ODGP : Ortak Dış ve Güvenlik Politikası OİA : Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması
OPEC : Organization of the Petroleum Exporting Countries PCA : Partnership and Cooperation Agreement
SSCB : Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği SCO : Shanghai Cooperation Organization ŞİÖ : Şangay İşbirliği Örgütü
SPECA: UN Special Programme for the Economies of Central Asia TACIS :Technical Assistance for the Commonwealth of Independent States
TİKA : Türk İşbirliği Kalkınma Ajansı
TRACECA : Transport Corridor Europe-Caucasus-Asia TUPNT : Treaty on Universal Prohibition of Nuclear Tests
GİRİŞ
Avrasya kıtasında Asya ve Avrupa’nın kesişim bölgesinde bulunan ve bu nedenle stratejik bir öneme sahip olan Orta Asya, yüzyıllardır iki kıtayı bir araya getirmektedir. Orta Asya ülkelerinden Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan ile bağımsızlıklarını kazandıkları dönemden bu yana çok çeşitli etnik kökenleri içine alan bir anlayış ve bölgeler arası iletişim geliştirerek siyasi ve ekonomik alanda önemli bir gelişme göstermiştir.
Tarihsel süreç içerisinde çeşitli nedenlerden ötürü her zaman için önemli bir konumda yer alarak gündemdeki yerini korumuş olan Orta Asya, özellikle Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında yıkılıp tarihe karışmasının ardından dünya konjonktüründe yaşanan gelişmeler ile birlikte çok daha önemli bir konuma yükselmiştir. 1991 yılının Orta Asya için önemli bir milat olması, bölgenin, bu tarihten itibaren ‘‘büyük güçler’’in rekabet alanı haline gelmesi ile açıklanabilir. Bu rekabetin aktörleri olarak büyük güçler şeklinde nitelendirilen ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya gelmektedir. Bu büyük güçleri, İran, Çin, Hindistan, Pakistan ve Türkiye takip etmektedir. Bu listede son zamanlara kadar eksik olan bir başka büyük güç, Avrupa Birliği de yaşanan son gelişmeler ile birlikte Orta Asya’daki rekabete daha etkin bir şekilde katılmak üzere hazırlanmaya başlamıştır. İki kutuplu uluslararası sistemin çözülmesiyle ortaya çıkan yeni uluslararası yapılanma ve güçler dengesi tüm dünyayı etkilediği gibi AB’yi de etkilemiş, Avrupa’nın tehdit ve güvenlik anlayışı yeniden değerlendirmeye alınmıştır. Avrupa’daki mevcut düzenin korunması için uluslararası kuruluşların da yeni roller üstlenmesi ve “Yeni Avrupa Düzeni’ni oluşturan
Birleşmiş Milletler (BM),Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT),Kuzey Atlantik İttifakı (NATO), Avrupa Birliği(AB) ve Avrupa Konseyi’nin işbirliği içinde çalışma ve yeniden yapılandırılmaları gerekmiştir.1
Berlin Duvarı’nın yıkılma süreci döneminde Avrupa Birliği daha çok genişleme sürecine yoğunlaştığı için, Orta Asya o dönemde AB’nin gündeminde yer almamıştır. Bölgenin enerji kaynakları bakımından AB için büyük önemi kavranınca, AB üyesi ülkeler Orta Asya ile ilgilenmeye başlamışlardır. Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan ile imzalanan Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmaları 1999’da yürürlüğe girmiştir.2Eski Sovyet Cumhuriyetleri ile imzalanan ortaklık ve işbirliği anlaşmaları, AB ve ilgili ülkeler arasında gelecekteki ekonomik ve siyasi ilişkilerin gelişiminde çerçeve anlaşmaları niteliğindedir. Avrupa Birliği’nin Orta Asya Stratejisi, barışçıl, demokratik ve ekonomik olarak güçlü bir Orta Asya’nın oluşturulması, komşu ülkelerde barışın korunması ve refahın sağlanmasını amaçlamaktadır.3 Strateji ile AB, bu ülkelerle olan işbirliğindeki öncelikli alanları belirlemekte, ikili ve bölgesel işbirliğine dayalı bir yaklaşım getirmektedir. AB’nin Orta Asya için geliştirmiş olduğu strateji, bölgedeki AB politikalarının genel çerçevesini oluşturmaktadır.
AB’nin bölgeye yönelik ilgisi günümüze kadar üç noktada toplanmıştır ve bu üç amaç doğrultusunda AB, projeler geliştirmiştir.
Bunlardan birincisi söz konusu bölgenin ekonomik potansiyelidir. Bölgenin sahip olduğu doğalgaz ve petrol rezervleri AB için büyük bir önem arz etmektedir.
1Süleyman, Şensoy, Avrupa Birliği – Türkiye Orta Asya’nın çok boyutlu güvenliği, 24.10.2009, http://www.siyasaliletisim.org/suleyman-sensoy-kose-yazileri/189-avrupa-brl-tuerkye-orta-asyanin- cok-boyutlu-guevenl.html
2European Union, “EU A World Player” Avroope on the move,European Commission Directorate- General for Press and Communication, Manuscript finalised in July 2004.
3Süleyman, Şensoy,a.g.m.
Özellikle Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan doğalgaz krizi sonrasında enerji açısından alternatif yollar arayışına gitmek zorunda olduğunu gören AB, bu kapsamda Orta Asya’yı potansiyel bir enerji alanı olarak da görmektedir. Orta Asya strateji belgesinde ifade edildiği biçimiyle AB’nin güvenli bir enerji akışını gerçekleştirmeyi başarmasına yönelik politikalar, tüm bu politikaların ana çekirdeğini oluşturmaktadır.
AB’nin bölgeye yönelik politikasının ikinci önemli nedeni, güvenlik ve istikrar arayışıdır ve bu politika Afganistan merkezli yürütülmektedir. Afganistan’da görev yapmakta olan Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü (ISAF) kapsamında bölgede asker bulundurmakta olan AB üyesi ülkeler, bu kapsamda uluslararası terörizm, radikal dini faaliyetler, uyuşturucu ticareti, insan ve silah kaçakçılığı gibi tehditleri kaynağında durdurmak istemektedir; böylece hem kendi bölgeleri hem de dünya genelinde bir tehdit olmaktan çıkarmak istemektedirler.4
Üçüncü ve son önemli sebep ise, AB’nin Orta Asya bölgesini, bölgede etkili olan diğer bölgesel ve küresel aktörlerle iyi bir işbirliği zemini olarak görmesi yönündeki algısıdır. Bu aktörlerin başında ABD, Rusya ve Çin gelmektedir.
Özellikle Çin’in dünya çapında bir ekonomik güç olarak rekabet şartlarını yönlendirmesi, deyim yerindeyse oyunun kurallarını belirleyen role bürünmesi ABD’nin olduğu kadar AB’nin de gözünü korkutmaktadır. Hatta sadece uzak bir coğrafyadan göz korkutmanın ötesinde, Afrika gibi AB’nin arka bahçesi olan bölgelerde de AB’ye alternatif politikalar geliştirerek vahşi pazar kapma yarışının bir
4Şensoy, a.g.m.,s.3.
numaralı oyuncusu haline gelmesi AB’nin Çin ile rekabette farklı yollar arayışını hızlandırmış ve Orta Asya jeopolitiğini bir derece daha artırmıştır.5
Geniş bir açıdan bakıldığında farklı yönlerdeki tüm bu politikaların aslında ortak bir amaca hizmet ettiği ve bu ortak amacın da bölge içinde ve bölgeler arasında demokratik, şeffaf, istikrarlı ve güvenli bir ortam oluşturarak, enerji transferi gibi ana konuların huzur içerisinde gerçekleştirilmesinin başarılmasıdır.
Bu nedenle tezin ilk bölümünde öncelikle uluslararası bir aktör olarak AB’nin Avrupa’daki yeni güvenlik politikaları ve AB’nin ODGP’ sinde Orta Asya’nın yeri ve öneminin anlaşılması açısından öncelikle ODGP oluşum süreci ve yapısı incelenmiştir. Sonra da AB’nin genel Orta Asya Strateji’si ele alınmıştır. Ayrıca Orta Asya Bölgesi’nin AB’nin bölge politikasının oluşumuna temel teşkil eden jeopolitik konumu incelenmiştir. Bu bölümde AB’nin yeni güvenlik yaklaşımlarının hangi koşullar altında oluşturulduğunu anlamak için de yeni uluslararası tehditler tanımlanmıştır.6
Çünkü Çin gibi küresel güç adayı, üstelik nükleer güç sahibi bir ülke bir tarafında, Rusya gibi eskisi kadar olmasa da bölgede etkisini korumaya çalışan yine nükleer güç sahibi ve eski gücünü toplamaya çalışan diğer önemli iki büyük ülkenin çevrelediği Doğu-Batı, Kuzey-Güney geçiş koridorlarının kesişme noktasında bulunan Orta Asya Bölgesi, birçok jeopolitik teoride “kilit bölge” olarak
5Şensoy, a.g.m.,s.3-4.
6Evrosoyuz i Tsentralnaya Aziya: Strategiya Novogo Partnerstva (AB ve Orta Asya: Yeni İşbirliğinin Stratejisi), 23.10.2009, / http: // europa. eu. int/comm
tanımlanmıştır. Aynı zamanda AB, Orta Asya ile karşılıklı ilişkilerini başladığı zamandan hem günümüze kadar gerçekleşen ve yapılan yani tarihi yöntemle incelenmiş olan anlaşmaları hem projeleri hem de günümüzde meydana gelen bazı sorunları bu bölüm kapsamaktadır.
İkinci bölümde AB’nin yeni komşuluk politikası ve ekonomik, siyasi işbirliğinin ulusüstü mekanizmaları analiz edilerek araştırılmıştır. Orta Asya Bölgesi’nin jeopolitik önemini bir kat daha artıran sahip olduğu enerji kaynakları özellikle Hazar Bölgesi’ndeki kaynaklardır. Bu nedenle bu bölümde enerji kaynakları da kısaca incelenmiştir. Enerji kaynakları konusu başlı başına geniş bir konu olması nedeniyle bu tezde kaynaklar petrol, doğalgaz, boru hatlarının dışa açılım güzergahları ve bölge için oldukça önemli olan elektrik enerjisi ile sınırlandırılmıştır. Bunun için Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra kurulan 5 devlet ve topraklarının önemli bir kısmı Orta Asya’da bulunan Rusya Federasyonu ile AB arasında imzalanan Ortaklık Anlaşması, Yeni İpek Yolu olarak tanılan TRACECA (Transport Corridor Europe-Caucasus-Asia), INOGATE (Interstate Oil and Gas Transport to Europe) ve TACIS (Technical Assistance to CIS)7 programlarının uygulamaya konulması, AB’nin Orta Asya’ya Yönelik 2007-2013 Bölgesel Yardım Stratejisi ve petrol ve doğalgaz bakımından dışa bağımlı olan AB ülkeleri için AB’nin Orta Asya bölgesinde önemli ekonomik çıkarları, özellikle bölgedeki hem siyasi hem de ekonomik açısından daha önemli ülkeler ile ilişkisi incelenecektir.
Üçüncü bölümde ise özel olarak Kazakistan’ın AB’nin Orta Asya politikası açısından öneminin anlaşılması için Kazakistan’ın bölgede değerini artıran
7Marat Rysbekov, “Kazakistan’ın Avrasya Ekonomik Topluluğundaki Yeri ve Önemi”, Asya- Avrupa Dergisi, Sayı:3, 04 Mart 2006.
özellikleri, Kazakistan’ın dış politikası ve bölgedeki diğer güçlerle ilişkileri ve AB- Kazakistan ilişkilerinde ortaya çıkan anlaşmalar, projeleri detayla incelenmiştir.
Sonuç bölümünde AB ve Orta Asya, özellikle AB-Kazakistan ilişkilerinde stratejik önceliklerin neler olduğu ve AB için Kazakistan’ın sahip olduğu hangi özellikleri nedeniyle diğer Orta Asya ülkelerinden daha ayrıcalıklı bir konuma sahiptir gibi tezin bütününde cevap aranan soruların genel bir değerlendirmesi yapılacaktır.
Tezin hazırlanması sırasında genelde İngilizce, Rusça ve Türkçe, Kazakça ikincil kaynak taraması yapılmıştır. Tezin yazım aşamasında Kazakistan’da bulunulması ise konuyu Kazakistan’ın, Rusya’nın bakış açısıyla da değerlendiren kaynaklara erişim olanağı sağlamıştır. Kazakistan Üniversiteleri, Milli Kütüphanesi ve çeşitli araştırma ve uygulama merkezlerinde araştırma sırasında edinilen izlenimler Kazakistan’la ilgili genel değerlendirmelerde kişisel gözlem olarak son bölümde yer almıştır. AB’nin, Türkiye’nin, Rusya’nın ve Orta Asya Cumhuriyetleri’nin resmi internet sitelerinden resmi stratejiler, politikalar ve konuyla ilgili anlaşmaların incelenmesi bakımından yararlanılmıştır.
BİRİNCİ BÖLÜM
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTA ASYA’YA YÖNELİK POLİTİKALARININ KAVRAMSAL TEMELLERİ
1.1. AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası 1.1.1. Uluslararası Bir Aktör olarak AB
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ilk dönemlerde AB’nin Orta Asya konusundaki stratejileri diğer global güçlerin gerisinde kalmıştır. AB için ABD’nin ki gibi güçlü bir Orta Asya politikasının varlığından söz edilemez. Bağımsızlığın ilk yıllarında AB’nin Orta Asya’da öncelikli çıkarları olmaması da buna neden olmuştur.
Bununla birlikte AB bağımsızlıktan bu yana BDT için Teknik Yardım (TACIS) çerçevesinde yaptığı mali ve teknik yardımlarla bölgenin ekonomik kalkınması ve demokratikleşmesini desteklemiştir. Bölgeye en çok mali ve teknik yardım AB tarafından yapılmıştır. Bölge ülkelerinin birçok alanda işbirliğine, desteğe ve bilgiye ihtiyacı olması, AB’nin desteği ve işbirliğini bu ülkeler için daha da değerli kılmaktadır.8
11 Eylül saldırıları sonrasında ise AB, Orta Asya’nın kendi istikrar ve güvenliği için önemini anlamış ve Orta Asya’da istikrarın sürdürülmesi için ekonomik kalkınma ve demokrasinin geliştirilmesine destek olmayı güvenlikle ilgili öncelikli politikaları arasına almıştır. Bölgenin öneminin kavranmasını sağlayan diğer önemli olay ise Rusya’nın neden olduğu enerji krizidir.9 Doğalgazın önemli kısmını Rusya’dan temin eden AB ülkeleri Rusya’nın enerjiyi tehdit aracı olarak
8J.Sehring, A.Warkotch, The EU and Central Asia (AB ve Orta Asya), NY:Routledge, 2009, Part 1, s.16.
9 “Rusya’nın devlete ait gaz şirketi Gazprom tarafından yapılan açıklamada, Ukrayna’ya gaz verilmesinin 1 Ocak saat 10.00 itibariyle kesildiği ve 2009’da yeni bir anlaşma yapılmadığı takdirde de, gaz arzının devam etmesine yönelik hiçbir yasal mecburiyet bulunmadığı kaydedildi.”
(Rusya Ukrayna’ya verdiği gazı kesti, AB panikte), 02.01.2009,
http://www.euractiv.com.tr/enerji/article/rusya-ukraynaya-verdigi-gazi-kesti-ab-panikte-003997
kullanması ihtimaline karşı ve enerji güvenliğini sağlamak açısından kaynak çeşitliliği arayışına girmişlerdir. Orta Asya Bölgesi zengin Hazar kaynaklarıyla AB için de iyi bir alternatif oluşturmaktadır. Maastricht Anlaşması ile benimsediği Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) çerçevesinde kendi savunma ve güvenlik sistemlerini oluşturmaya ve uluslararası alanda etkili küresel bir güç olmaya çalışan AB için Orta Asya Bölgesi’nin istikrarı da çok önemlidir.
AB’yi küresel bir aktör yapan öncelikle ekonomik ve ticari başarısıdır. AB dünyadaki birçok ülkeyi ve bölgeyi içine alan anlaşmalar ağına ve dünyadaki en büyük dış ticaret hacmine sahiptir. 5 kıtadaki yardım projelerine ayda 500 milyon AVRO harcanmaktadır.10
AB, ODGP ile dünya sahnesinde tek bir güç olarak hareket edebilmeyi ve sonunda da siyasi birlik oluşturmayı arzulamaktadır. Bu kapsamda savunma yeteneğini geliştirmek için bir güvenlik ve savunma politikası oluşturmaya çalışmaktadır. AB dünya çapında güvenliğin ve istikrarın sağlanmasına yardım etmekle kendi sınırları içindeki insanların güvenliğini de sağlamayı hedeflemektedir.
Global aktör olarak AB, 450 milyonluk nüfusuyla (ABD ve Rusya’nın toplam nüfusundan fazla) dünyanın en büyük hacmine sahiptir ve dünya zenginliğinin dörtte birini oluşturmaktadır.11 Fakir ülkelere diğer yardım veren kurumlar veya ülkelerin hepsinden daha fazla yardım yapmaktadır. AB’nin para birimi olan avro, dolardan sonra uluslararası finansal piyasalarda ikinci sırada gelmektedir. II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki ulusları ve insanları bir araya getirerek daha çok güvenliği ve
10Bretherton,C.; Vogler,J., The European Union as a Global Actor (Küresel Aktör Olarak AB), NY:
Routledge,1999, Part 1.
11Bozdemir, I., Avrupa Birliği- Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Ekonomik İlişkileri, s.2., 28.10.2009, http://www.dtm.gov.tr/dtmadmin/upload/ead/disticaretgelistirmedb/turk%20cumhuriyetleri/sayfa117.
doc
barışı sağlamak amacıyla kurulan AB’nin kurulduğu sırada dünya gücü olmak gibi bir amacı yoktu. Ancak Birlik genişleyip, sorumlulukları artıkça dünyanın geri kalan kısmıyla ilişkilerini yeniden düzenlemek durumunda kaldı. Gümrük sınırlarını kaldırarak, Birlik sınırları içinde daha fakir bölgelerin gelişmesine ve barışçıl bir işbirliği ortamının oluşmasına yardım etti.12
Birliğin diğer ülkeler ve uluslararası örgütlerle işbirliği içinde çalışması üyelerin her birine ekonomik gelişme ve istikrar gibi avantajlar sağlamıştır. Birlik aynı zamanda uluslararası alanda üye ülkelerin yasal ekonomik ve ticari çıkarlarının en iyi şekilde savunulmasını sağlamıştır.
AB’nin Birlik sınırlarının ötesinde de istikrar ve güvenliğin yaygınlaşmasını sağlamak hedefi, Birliğin ODGP geliştirmesi gerekliliğini doğurmuştur, böylece dünyada daha geniş bir alanda istikrar, işbirliği ve uzlaşma için tek bir güç olarak hareket edebilme olanağına kavuşma çabası ortaya çıkmıştır.
Kırk yıldan fazla süren Soğuk Savaş dönemi dünyayı iki kutba ayırmıştır. Bu dönemin sona ermesi ise daha karmaşık ve öngörülmesi zor bir dünya düzeninin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu da çatışmaların önlenmesi, barışın korunması ve terörle mücadele gibi konularda AB’nin daha çok müdahil olmasını gerektirmiştir.
AB, Afganistan’ın yeniden yapılanması için 1 milyon AVRO vermiş, 2003 yılında Balkanlar ve Afrika’da da ODGP çerçevesinde ilk görevlerini yüklenmiştir.13 Daha geniş bir alanda daha güvenli ve istikrarlı bir dünya yaratmaya çalışmakla AB, kendi sınırları içinde hayatın daha güvenli hale gelmesine çalışmaktadır.
AB, ülkelerin ortak ekonomik ve politik çıkarlar etrafında nasıl başarıyla biraraya gelebileceğinin başarılı bir örneği olduğunu göstermiştir. Dünyanın diğer
12Michael, Gehler, Avrupa, Çev. Özgür Pozan, İstanbul, İnkılap, 2005, s.112.
13Boaz Mark, EU Launches African Clinical Trials Program, IAVI Report-February/ April, 2003.
bölgelerinde birlik oluşturmak isteyen ülkeler için de iyi bir model olmaktadır.
Örneğin Orta Asya Bölgesi’ndeki ülkeler AB’yi bölgede oluşturacakları birlik için model olarak almaktadırlar. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra Avrupa’da patlak veren anlaşmazlıklar ve son zamanlarda oldukça gündemde olan uluslararası terörizm sorunu AB liderlerinin daha etkili bir şekilde ortak hareket etme gerekliliğini ortaya koymuştur. Son 15 yılda Birlik ekonomik konumundan faydalanarak uluslararası politik ve güvenlikle ilgili konularda daha fazla rol almak için yoğun çaba harcamaktadır.14
1990’lı yılların başında AB Avrupa’da güvenlik alanında bir güç olamamıştır.
AB’nin Eski Yugoslavya ve Kosova’da herhangi bir varlık gösterememesi, dış politikada ortak karar alma ve eylemde bulunma yeteneği olmamasından kaynaklanmaktadır. Eski Nato Genel Sekreteri Javier Solana’nın Yüksek Temsilcisi olduğu Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) da bu konuda yeterli güce sahip değildir. Solana Komisyona değil Konsey’e bağlıdır. Dolayısıyla 25 ülke bakanlarının ortak çıkarlarını gözeterek dış politika kararları almak oldukça zordur.
Öte yandan AB NATO’dan bağımsız savunma politikaları oluşturmaya çalışsa da AB’nin güvenliğinin sağlanmasında NATO’nun egemenliği devam etmektedir. 15
AB ekonomik alanda başarılı bir birlik olsa da, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası oluşturmakta pek başarılı değildir, bunun önemli bir nedeni de AB’nin ODGP mekanizması içinde etkin bir ortak karar mekanizması olmamasıdır. Fransa ve Almanya’nın diğer üye ülkelerden daha etkin konumda görülmesi, İngiltere’nin ABD ile birlikte hareket etmesi ve üye ülkelerin ulusal güvenlik ve savunma
14European Union, “EU A World Player” Avroope on the move,European Commission Directorate- General for Press and Communication, Manuscript finalised in July 2004
15Michael Gehler, Avrupa, Çev. Özgür Pozan, İstanbul, İnkılap, 2005, s.112.
alanında çok hassasiyet göstermeleri de AB’nin ODGP mekanizmasının işlerlik kazanmasını güçleştirmektedir.16
AB tarafından güvenlik ve savunma alanında yakın tarihe kadar bir karar alınmamıştır. Nice ve Amsterdam Anlaşmaları ile ODGP’nin eksik yönleri giderilip daha etkili olması için kararlar alınmışsa da, AB’nin Yugoslavya’da ve son olarak da Irak krizi gibi fiili olarak yaşanan sorunlarda bir varlık gösterememesi global bir güç olarak uluslararası alanda henüz yeterince etkin olmadığını göstermektedir. Gerçek bir global güç olabilmesi için ODGP’nin etkinliğinin artırılması ve AB’nin askeri yaptırım gücünün de olması gerekir. Dolayısıyla ODGP, her zaman NATO’nun gölgesinde kalmaktadır. Yeni katılan ülkelerle üye sayısı da artan AB’nin siyasi birliğini oluşturması daha da güçleşmiştir. AB üye ülkelerinin kendi dış politikalarını oluşturma hakkından feragat edip görüş birliğini oluşturması ve ortak hareket edebilmelerinin güçlüğü, ODGP için aşılması gereken en temel sorundur. Ancak siyasi olarak güçlü ve etkili bir ODGP’ye sahip AB, ABD karşısında önemli bir denge unsuru olabilecektir. Doğu Blok’unun çökmesiyle başlayan uluslararası değişimler, AB’yi de etkilemiş ve dünya çapında bir rol almaya zorlamıştır. Sadece ekonomik birlik olarak varlık göstermenin artık yetmediği anlaşılmış, siyasi olarak da işbirliği ve tek bir güç olarak hareket edebilme gerekliliği doğmuştur. Bunu sağlayacak olan da ortak bir dış ve güvenlik politikasıdır.
Aslında savunma anlamındaki ilk girişim Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT)’nun imzalandığı 1951 tarihinden bile önce 1950 yılında “Pleven Planı” adı altında ortak bir Avrupa Ordusu ve Avrupa Savunma Topluluğu kurulması için
16 Halil Bilecen, "Maastricht Antlaşması’ndan Günümüze Avrupa Birliği Ortak Dış ve Güvenlik Politikası", UHP, C.1, Sayı: 1-2, 2005 Kış-Bahar, s. 1-34.
yapılan çalışmalardır.17Ancak uzun yıllar etkisi sürebilecek olan bu plan, 30 Ağustos 1954’te Fransız Parlamentosu’nun vetosu nedeniyle işler hale gelememiştir.18 Avrupa için o dönemde ekonomik ve demokratik yapıların kurulması için savaşın neden olduğu hasarların ortadan kaldırılması her şeyden öncelikliydi. İç piyasaların oluşması ve parasal birliğin sağlanması için federal bir yapının gerekmediği düşünülüyor, politik işbirliği ve egemenlik haklarının kısmen devredilmesi yeterli görülüyordu.19
Öte yandan 1960’lı yıllarda yaşanan ekonomik bütünleşme ile ilgili gelişmeler “Altıları” siyasal alanda topluluk çatısı altında olmasa bile hükümetler arası boyutta işbirliğine zorlamıştır. Avrupa Siyasi İşbirliği (ASİ) Projesinin oluşmasına neden olan 27 Ekim 1970’deki “Davignon Raporu” ile ilk defa üye devletlerin dış politika alanında eşgüdüm sağlanması hedeflenmiştir.20 Ancak bu rapor 1 Temmuz 1987’de yürürlüğe giren Tek Avrupa Senedi (ATS) ile AT’ye dâhil edilmiş ve kurumsallaşmıştır. Bu girişim AT ülkelerinin dış politikada ortak bir tutum içinde hareket etmelerini sağlayamasa da ODGP’nin temelini oluşturduğu söylenebilir. ATS ile amaçlanan hedeflerin çoğu hayata geçirilmiş ve AB ekonomik olarak küresel bir güç olma yolunda önemli adımlar atmıştır. 1990’lı yıllarda yaşanan gelişmeler, özellikle Doğu Bloğunun çökmesi sonucunda ise Birliğin ortak bir dış ve güvenlik politika oluşturması kaçınılmaz olmuştur.21
1.1.2. Yeni Uluslararası Tehditler ve AB
17Derek W.Urwin, The Community of Europe: A History of European Integration since 1945, Longman, 1995, p.18.
18Gehler, a.g.e.,s.51-52.
19Gehler, a.g.e.,s.51.
20Mehmet Özcan, “AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası”,Turkishweekly,29 Ekim 2004, http://www.turkishweekly.net/turkce/makale.php?id=18#_ftnref12#_ftnref12
21Özcan, a.g.m.
1 Kasım 1993’de yürürlüğe giren Maastricht Anlaşması’nda Avrupa Topluluğu(AT), Avrupa Birliği (AB) olmuştur. AB’nin dayandığı üç sütundan biri (II. sütun) Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) olmuştur. Avrupa Siyasi İşbirliği(ASİ)’nin yerini ODGP almıştır. ASİ çerçevesinde tek taraflı olarak özgürce hareket edebilen üye ülkelerden artık “bağlılık” ve “karşılıklı dayanışma” ilkelerine göre sistematik bir işbirliği içinde hareket etmeleri beklenmekteydi. Maastricht Anlaşması ODGP’nin amaçlarını dile getirmekle kalmamış, aynı zamanda, ODGP için çeşitli uygulama araçlarını (ortak tutum, ortak eylem ve ortak karar) da ortaya koymuştur.
Zaman içinde ise Maastricht Anlaşması ile oluşturulan ODGP özellikle Avrupa’da meydana gelen uluslararası anlaşmazlıklarda etkin olmaması nedeniyle çok eleştirilmiştir. Bosna, Kosova ve Irak krizi gibi daha da artırılabilecek örneklerde AB’nin dış politika ve savunma alanında ortak ve etkili bir tutum alamaması ODGP’de ciddi değişiklik ve düzenlemeler yapılmasını kaçınılmaz hale getirmiştir.
Dolayısıyla 1 Mayıs 1999’da yürürlüğe giren Amsterdam Anlaşması22 ile ODGP’de bir takım yenilikler yapılmıştır. Öncelikle ODGP’nin uygulama araçları (ortak strateji vs.) çeşitlendirilmiş ve kullanım kuralları belirlenmiştir. Bu anlaşma ile yapılan önemli bir değişiklik de ODGP’nin amacına uygun şekilde yürütülmesi amacıyla Yüksek Temsilci atanmasıdır. Bir nevi Birliğin Dışişleri Bakanı olarak hareket edecek olan Yüksek Temsilcilik görevine NATO Genel Sekreteri Javier Solana Madariaga Ekim 1999’da beş yıllığına getirilmiştir. Bu Anlaşma ile bir de
“Ortak Planlama ve Analiz Birimi” oluşturulmuştur. Diğer bir değişiklik de Birliğin görev alanındaki genişlemedir. Amsterdam Anlaşması ile AB’nin savunma ve
22Treaty of Amsterdam, Official Journal C 340 of 10 November 1997.
güvenlik politikalarına “insani amaçlı barış faaliyetleri”, “kriz yönetimi” ve “dış sınırların korunması” gibi unsurlar eklenmiştir.
Ancak karar alma yapısında bazı iyileştirilmelere gidilse de oybirliği ilkesinin hala birçok konuda geçerliliğini korumakta olması, etkin bir dış politika oluşturulmasına engel olmaktadır. Bu sebeple ODGP’nin içeriği ve uygulama alanında yapılan değişikliklere rağmen, etkinliği ve uygulanabilirliliği tam olarak sağlanamamıştır. Bu durum ise, AB üyesi ülkeleri Maastricht Anlaşması’ndan itibaren daha çok sivil inisiyatifler ile yürütülen ODGP kapsamında yeni bir savunma ve güvenlik yapılanması arayışına itmiştir.
Bu konuda hukuki bir revizyonun gerekliliğini gören AB, Nice’de yapılan AB Zirvesi’nde ODGP’nin uygulanabilirliği için yeni kararlar almıştır. 26 Şubat 2001’de imzalanan Nice anlaşması ile Batı Avrupa Birliğinin23 (BAB) kriz yönetimi işlevleri AB’ye dahil edilmiştir. AB’nin askeri kapasitesinin geliştirilmesi, daimi, siyasal ve askeri yapıların kurulması gibi kararlar da Birliğin ODGP’sı açısından olumlu gelişmelerdir. Nice Anlaşması ayrıca Birliğin bütünü olarak karar alıp amaçlarını gerçekleştirmenin zor olduğu durumlarda üye devletler (en az sekiz üye devlet) kendi aralarında artırılmış işbirliği kurabilirler hükmünü içermektedir.24
Soğuk Savaş döneminde ABD’ye olan gereksinim nedeniyle AB’nin savunma politikasını sağlayacak olan BAB gelişmemiş ve NATO’nun gölgesinde kalmıştır. Ancak Soğuk Savaş sonrası Avrupa’da Amerikan varlığının azalma
23Batı Avrupa Birliği (Western European Union, WEU), yarı etkin bir Avrupa güvenlik ve savunma örgütüdür. 17 Mart 1948 tarihinde imzalanan Brüksel Antlaşması’yla birlikte kurulmuş ve 1954 yılında İtalya ile Batı Almanya’nın katılımlarıyla büyümüştür. (http://www.main-board.eu/siyaset- bilimi/256126-bati-avrupa-birligi-bab.html)
24 Halil Bilecen, "Maastricht Antlaşması’ndan Günümüze Avrupa Birliği Ortak Dış ve Güvenlik Politikası", UHP, C.1, Sayı : 1-2, 2005 Kış-Bahar, s. 1-34.
tehlikesi AB’yi kendi savunma ve güvenlik kimliğini oluşturma konusunda arayışlara itmiştir.
ABD Avrupa savunmasına ayrılan kaynaktan rahatsızdır, savunmaya yılda 165 milyar dolar harcayan AB’nin, ABD’nin yıllık savunmasının %60’ı olan bu tutarla NATO’dan bağımsız bir örgütlenme ile güvenlik alanında başarılı olması güç görünmektedir. ABD’yi destekler nitelikteki İngiliz politikası ve bağımsız bir Avrupa savunmasından yana olan Fransız görüşünün aksine, savunmaya diğer ülkelerden daha az kaynak ayıran Almanya yine NATO’nun şemsiyesi altında AGSP geliştirilmesinden yanadır.25 AB’nin güvenlik ve savunma alanındaki arayışları 1999’da gerçekleştirilen Köln ve Helsinki Zirve’lerinde de sürmüş ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) bu şekilde ortaya çıkmıştır. Aslında AGSP’nin temeli İngiltere ve Fransa’nın 4 Aralık 1998 tarihinde Saint –Malo zirvesinde atılmıştır. 1997’de imzalanan Amsterdam Anlaşması Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasını (AGSP) hayata geçirme hedeflerini ortak bir deklarasyonla açıklamıştır. Bu deklarasyonda ilk defa Birliğin uluslararası krizlere müdahale edebilmek için otonom eylem kapasitesine sahip askeri güçle desteklenmiş operasyonel birim oluşturmasının gerekliliği belirtilmiştir. 26
Haziran 1999’ da gerçekleştirilen Köln Zirvesi’nde daha önce Batı Avrupa Birliği (BAB)’ne ait olan Petersberg görevleri (insani yardım, kurtarma, barışı koruma ve kriz yönetiminde muharebe kuvveti) olarak adlandırılan BAB’ın kriz yönetimine ilişkin görevlerinin 2000 yılında AGSP’ye dâhil edilmesi kararlaştırılmış ve AB’nin askeri yapılanmasına (küçük de olsa) ilişkin çeşitli komitelerin kurulması kararlaştırılmıştır. Birbirini izleyen Avrupa zirveleri de (Helsinki, Feira ve Nice) BM
25Kamer Kasım, Nato’ya ve ABD-AB İlişkilerine Etkisi Bakımından Ortak Avrupa Dış ve Güvenlik Politikası,,2002, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, C.1,Sayı: 2, Bahar, 2002,s.87–89.
26Bilecen,a.g.e.,s.5-8.
ilkelerine uygun, BM Güvenlik Konseyi yetkilerini tanıyarak, Birliğe uluslararası kriz yönetiminde özerk eylem kapasitesi kazandırma isteğini gerçekleştirmek için somut adımlar atılmasına vesile olmuştur.27
Aralık 1999’da gerçekleştirilen Helsinki Zirvesi’nde ise askeri kabiliyetler bakımından ana hedefler belirlenmiştir. Bu hedefler; 2003 yılına kadar Petersberg görevlerinin tamamını gerçekleştirebilecek kapasitede 60 gün içinde kriz bölgesine konuşlandırılabilecek ve bir yıl kadar orada idame ettirilme niteliğine sahip 60 bin kişilik Acil Müdahale Gücü’nün kurulmasına karar verilmiştir. Bu zirvede ayrıca kriz durumunda Konsey içinde politik kontrol ve stratejik yönlendirme yapacak Politik ve Güvenlik Komitesi ve bir Askeri Komite oluşturulmasına karar verilmiştir.
2000’deki Feira Zirvesi’nde28 ise dört öncelikli alanda kriz yönetiminin sivil taraflarını geliştirmeye karar vermiştir. Bunlar polis, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, sivil yönetimin güçlendirilmesi ve sivil korumadır. Polis hizmeti için konulan hedeflerin uygulanması için üye ülkelerin kriz yönetiminde kullanılabilecek şekilde, 5 bin kişilik bir polis gücü oluşturmaları ve bunların içinden 1000 kişiyi 30 günden daha kısa bir sürede yerleştirebilmesi öngörülmüştür. Aralık 2001’de yapılan Leaken Zirvesi’nde AB’nin kriz yönetimi operasyonlarını uygulayabilecek duruma geldiğini duyurulmuştur. AB üyesi olmayan NATO üyesi ülkelerin AB Acil Müdahale gücüne katılımları konusundaki belirsizlik 2002 Brüksel Zirvesi’nde düzeltilmiştir. Ayrıca bu zirvede AGSP’nin hiçbir koşulda NATO müttefiki bir ülkeye karşı kullanılmayacağı, NATO askeri kriz yönetiminde AB üye ülkelerine karşı eyleme geçemeyeceği kararlaştırılmıştır.29 Mayıs 2003’de AB, Acil
27Özcan, a.g.m.
28Presidency Conclusions, Feira European Council, 19–20 June 2000,
http://ue.eu.int/ueDocs/cms_Data/docs/pressData/en/ec/00200-r1.en0.htm, 24 Şubat 2006.
29Özcan, a.g.m.
Müdahale Gücü’nün operasyonel hale geldiğini ilan etmiştir. 1 Şubat 2003’de yürürlüğe giren Nice Anlaşması30 ile de BAB’ın AB içindeki görevleriyle ilgili maddeler AB Anlaşması’ndan çıkarılmıştır. ODGP ile ilgili olarak çoğunluk sistemi ile karar alınan alanlar genişletilmiştir.
1999 yılından itibaren AB’nin AGSP oluşturma çabası çerçevesinde
“NATO’nun askeri imkân ve yeteneklerinden yararlanma talebi” NATO ile AB işbirliği ve dayanışmasını zorunlu kılmıştır. Bunun ilk görüldüğü tarih Haziran 1996 NATO Bakanlar Konseyi’nin Berlin toplantısıdır. Bu toplantıda NATO içinde bir AGSK’nin geliştirilmesine karar verilmiştir. Savunma konusundaki AB NATO etkileşimindeki en önemli sorunu, bu yeni oluşumun AB üyesi olmayan NATO müttefiki ülkeler ve NATO’nun genel misyonuna olan etkisi oluşturuyordu. AB ile NATO arasında konuya ilişkin anlaşmaya ise 16 Aralık 2002’de varılmıştır. Bu yeni düzenleme ile AB’nin düzenleyeceği harekâtlarda NATO’nun planlama ve lojistik imkânlarından yararlanılması kararlaştırılmıştır.31
AB’nin AGSP için yaptığı tüm bu çalışmalar ve gelişmelerin ışığında son yıllarda uluslararası krizlerde kendi askeri ve güvenlik gücü ve politikaları dahilinde dünyanın çeşitli yerlerinde görevler almaya başlamıştır.
11 Mart 2003’te ise Avrupa Komisyonun yayımladığı, Avrupa Komşu Ülkeler Politikası’nın temel prensiplerini ortaya koyan “Daha Geniş Avrupa ve Komşuluk: Doğu ve Güneydeki Komşularımızla İlişkilerimizin Yeni Çerçevesi”32 adlı bir belge ile genişleme sonrası AB’yi çevreleyecek ülkeleri kapsayan Belge
30Treaty of Nice, Official Journal C 80 of 10 March 2001.
31NATO-EU Declaration on ESDP, 16 December 2002, http://www.Europea-euun.
org/articles/en/article_1871_en.htm, 21 Şubat 2006.
32Commission of the European Communities, Wider Avroope-Neighbourhood: A Framework for Relations with our Eastern and Southern Neighbours, Communication from the Commission, Brussels, 11 Mart 2003, COM (2003), 104 final.
AB’nin komşu ülkelerle ilişkileri yeniden şekillendirme zorunluluğunun birinci öncelikleri arasında olduğunu gösteriyordu. AB’nin küresel ve bölgesel bir güç olma arayışı “Daha İyi bir Dünyada Güvenli Avrupa” başlıklı rapora dayalı “Daha İyi bir Dünyada Güvenli Avrupa: Avrupa Güvenlik Stratejisi”nin kabul edilmesi ile pekiştirilmişti.33
Öte yandan 29 Ekim 2004’de son şeklini alan ancak Fransa ve Hollanda’daki referandumlar sonucu yürürlüğe giremeyen AB Anayasası da, ODGP’ye ilişkin bir takım önemli değişiklikler ortaya koyuyordu. Anayasada ODGP, dış politikanın tüm alanlarını kapsıyor ve üye ülkeler arasında tedrici bir geçişle ortak bir savunma politikasının oluşumunu öngörüyordu. Tüm bu gelişmeler ve yeni savunma ve güvenlik mekanizmalarına rağmen, aslında AB’nin ne dış politika alanında üye ülkeler arasındaki politikaları uyumlaştırma ve ortak kararlara alabilme ne de tam anlamıyla işleyen ODGP oluşturma çabaları sonuç vermiştir.
Ancak AB’nin genişlemesiyle oluşan yeni sınırlar, AB’yi genişleme dışında kalan bölgelerden gelebilecek tehditlere karşı da harekete geçmek ve yeni politikalar üretmek zorunda bırakacaktır. Bununla birlikte yeni güvenlik stratejileri kapsamında tanımlanan yeni güvenlik alanları; askeri, siyasal, ekonomik, çevresel, teknolojik ve toplumsal güvenliktir. Yeni tehditlerin34 askeri boyutu azdır, daha çok küreselleşmenin yol açtığı ulusal toprak ve vatan kavramlarını da aşan küresel tehditler bu yeni güvenlik boyutunu ortaya çıkarmıştır. Güvenlik kavramının
33“Actor and the Role of Interregionalism”, European Foreign Affairs Review, 10 (4), 2005, s.535–
552.34Yeni tehditler kavramı, güvenlik kavramının yeniden tanımlanmasında olduğu gibi ve hatta ondan da yaygın bir biçimde 90’lı yıllar boyunca fazlasıyla kullanılır olmuştur. “Yeni karşılıklı bağımlılıklar”, “olumsuz karşılıklı etkileşimler”, “enlemesine tehditler”, “Stratejik nitelikteki aseri olmayan tehditler” gibi anlamlara sahiptir. /Dedeoğlu, Beril, Dünden Bugüne Avrupa Birliği, Boyut Kitapları:İstanbul, 2003, s.422./
tanımındaki diğer bir değişiklik de tehdit kavramının yanında daha genel bir kavram olan risk kavramının daha ağırlıklı olarak yer almasıdır.
AB açısından önemli olan bu yeni tehditlerin en başında terörizm gelmektedir. Devletler ve toplumların en temel tehdidi olarak değerlendirilen terörizm, demokrasilerin en temel istikrarsızlık nedeni olarak da değerlendirilmektedir. Terörizmin tam bir tanımını yapmak da zordur. 21. yüzyılın arifesinde azgelişmiş dünya artan nüfusla birlikte milliyetçi ve dinsel uyanışlar sonucu aşırı davalar için harekete geçen terörist gruplara şahit olacaktır.
Diğer önemli tehdit ise organize suçlardır. Bu da oldukça esnek bir kavramdır. Uluslararası suç örgütlerinin silah, nükleer madde, uyuşturucu, organ kaçakçılığı, insan kaçakçılığı gibi yasadışı faaliyetlerini ulusal sınırlara ilişkin endişe taşımadan yürütmeleri organize suç olarak tanımlanmaktadır. IMF kaynaklarına göre yasa dışı faaliyetlerden elde edilen yıllık gelir yılda 3000 milyar franka ulaşmıştır.
Mafyanın hakim olduğu klasik ülkelerin doğu ve güneydeki yeni taraftarları ile işbirliği yapmaları sonucu birçok ülkede etkili oldukları söylenmektedir. Uyuşturucu trafiği de önemli tehditler arasındadır. Yıllık uyuşturucu ticaretine ilişkin rakamlar 300 ile 500 milyar dolar gibi rakamlarla ifade edilmektedir.35
İktisatçı Pierre Moussa’ya göre güneyden kuzeye ihracatın en önemli kalemi olan uyuşturucunun, üretim, işleme ve satış aşamalarında elde edilen yüksek karlılık son yıllarda üretimdeki artışının da nedenidir.36 Yasadışı üretim yapan ülkeler Afganistan, İran, Pakistan (Altın Kavşak), Birmanya, Laos, Tayvan (Altın üçgen)
352006 Avrupa Uyuşturucu Raporu, Yasa Dışı Uyuşturucu Ticareti,
http://www.karapara.gen.tr/tipolojiler/Yasa%20D%C4%B1%C5%9F%C4%B1%20Uyu%C5%9Fturu cu%20Ticareti.doc
36Pierre Moussa, Caliban Naufrage ,Les Relations Nord-Sud a la fin du XX éme siecle,Fayard, Paris,1994,s.101.,(Aktaran Esra Çayhan, “The European Union’s Central Asia Strategy”, Ahmet Yesevi Üniversitesi Bilig Dergisi,Sayı: Bilig 26-Yaz 2003. )
grubudur. Son zamanlarda Meksika, Çin, Vietnam, Kolombiya ve Orta Asya ülkelerinde de artan bir üretim görülmektedir.
Uyuşturucu trafiğinin güneyden kuzeye önemli bir güzergahı da Orta Asya Bölgesi’nden Rusya’ya ulaşmaktadır. Avrupa’yı korkutan ve tehdit olarak algıladığı diğer bir olgu da uluslararası göçtür. İstikrarsızlığa doğrudan neden olan bir olgu olmamasına rağmen kitleler halinde gelip Avrupa’yı istila edebilecek göçmenler resmi olarak bir risk olarak tanımlanmaktadır. Başlangıçta Avrupa bütünleşmesi güvenlik konusunu dikkate almamıştır. 1990’lı yıllarda terör, uyuşturucu ile mücadele, sınır denetimi gibi stratejik konuları içeren iç güvenlik kavramı ortaya çıkmıştır. Bu yeni tehditler karşısında Avrupa’nın en etkili polis kuruluşu olan Avrupa Polis Teşkilatı (EUROPOL) oluşturulmuştur.
Çift kutuplu sistemin sona ermesiyle Doğu-Batı ideolojik çatışmasına endeksli güvenlik ve savunma anlayışlarına sahip askerler, siyasetçiler, silah üreticileri, gazeteciler, akademisyenler ve uzmanlar yön çizelgelerini yitirmiş ve yeni tehdit arayışlarına yönelmişlerdir Doğu-Batı karşıtlığının yerine Kuzey-Güney karşıtlığı ve radikal İslam tehdidi konulmaya başlanmıştır. AB de bu gelişmelerden etkilenerek Avrupa güvenliği için yeni hukuksal kanallar oluşturmaya çalışmaktadır.37
37Philippe Marchesin, “Yeni Tehditler” Karşısında Avrupa”, Çev. Beril Dedeoğlu, Dünden Bugüne Avrupa Birliği, Der. Beril Dedeoğlu, Boyut Kitapları, Ekim 2003,s.421-433.
1.1.3. Avrupa’daki Yeni Güvenlik Yaklaşımları ve AB’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikasında Orta Asya’nın Yeri
AB başlangıçta Orta Asya’yı, NATO’nun genişlemesi, nükleer gücün kontrolü ve silahsızlanma gibi bölgedeki tüm sorunları Batı’nın güvenliği ve BDT’nin jeo-stratejisi genel çerçevesi içinde değerlendirmiştir. 38
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle askeri tehdidin ortadan kalkması AB’de güvenlik konusunun yeniden sorgulanmasına neden olmuştur.39 Dışarıdan gelen bir saldırıya yönelik sınırları savunmayı içeren eski güvenlik kavramının yerini transnasyonalizasyon denilen ulusların dışında gelişen olgulardaki artış nedeniyle güvenlik kavramı genişlemiştir, güvenlik artık sadece ulusal güvenlikle sınırlı kalmamakta iç ve dış güvenlik kavramları içice girmektedir.40 AB, bu dönemde güvenlik stratejisini artık sınırların savunulması değil sınır ötesindeki menfaatlerin korunması olarak değiştirmiş ve bu bağlamda Orta Asya’da oluşabilecek istikrarsızlığın kendi güvenliği için de tehdit olabileceğini algılamaya başlamıştır.
1995 yılında AB’nin, BDT’ye TACIS kapsamında yapılan yardımı artırmaya karar vermedeki amacı, ekonomik modernleşme, ekonomik ve politik reformların desteklenmesi ve bu sayede AB politikasının esas amacı olan güvenlik ve istikrarı sağlamaktır. AB istikrarı sağlamak için ABD’nin aksine ekonomi, finans ve politik alanlarını da kapsayan çok yanlı bir politika izlemeyi tercih etmiştir. ABD’nin güvenlik stratejisinin esas önceliği ise BDT’den kaynaklanabilecek her türlü askeri
38Laumulin, Murat, The Security, Foreign Policy and International Relationship of Kazakhstan After Independence: 1991-2001 (Bağımsızlık Sonrası Kazakistan’ın Güvenliği, Dış Politikası ve
Uluslararası İlişkileri: 1991-2001), Almaty, 2002., s.212.
39Acar, Cemal, Soğuk Savaş Dönemi-Süper Güçlerin Hakimiyet Kavgası, Mm Yayıncılık, AnkaraBasım: 1991, s.20.
40Laumulin, a.g.e., s.77-79.
ve politik tehdidi yerinde yok etmek ve uzaklaştırmaktır.41AB ise ABD’ye göre daha yumuşak bir politika izlemektedir.
İki kutuplu sistemin çözülmesi ile ABD dünyanın tek süper gücü durumuna gelmiştir. Bununla birlikte 21.yüzyıl çok kutuplu bir sisteme doğru gitmektedir.
Değişen dünya dengeleri sonucu 21. yüzyılda güvenlik konseptine askeri boyutun yanında siyasi, ekonomik, sosyal ve teknolojik boyutlar da eklenmiştir. Uluslararası güvenlik kavramının öncelikleri ise; uluslararası terörizmle mücadele, demokratikleşme ve ekonomik kalkınma olmuştur. Stratejik güvenlik konsepti ise sınırların korunması değil sınır ötesi menfaatlerin korunması olarak değişmiştir.
Olumsuz gelişmelerin ve çatışmaların oluşmadan önlenmesi ve yerinde çözülmesi söz konusu strateji kapsamındadır.42
Orta Asya Bölgesi’nin AB için önemi de bu strateji kapsamında değerlendirilmektedir. Soğuk Savaş sonrası AB için doğrudan nükleer güç ve uluslararası terörizmden başka tehdit kalmamıştır. Bu dönemde de AB’nin güvenlik arayışları NATO ile ilişkileri çerçevesinde sürmektedir.
Soğuk Savaş’ın sonucu Avrupa’nın bölünmüşlüğü de ortadan kalkmış fakat bu sefer de milliyetçilik, organize suç, uluslararası terörizm, kitle imha silahın artması genel güvenlik ve barış ortamını tehdit etmeye başlamıştır.
Yeni Avrupa yapılanması çerçevesinde oluşturulan ODGP kapsamında BDT ile ilişkiler ayrı bir önem taşımaktadır. Bu ülkelerle bütünleşme öngörülmediği için AB’nin bu ülkelerdeki yaptırım gücü kısıtlı kalmaktadır. AB yeni güvenlik stratejisinde Orta Asya’daki istikrarsızlığın AB’yi de tehdit edeceği görüşünü
41Laumulin, a.g.e.,s.77-79.
42Hasret Çomak, Avrupa’da Yeni Güvenlik Anlayışları ve Türkiye, İstanbul, Tasam Yayınları, Ekim 2005, s.11.
benimsenmiştir. İstikrarı sağlamak ve korumak için izlenecek politikalarda öncelikli olan bu ülkelerde demokratikleşme ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesidir.
Uluslararası sistemde ise güvenlik politik garantilere dayanmaktadır. Bu bağlamda Avrupa’nın güvenliğini tehdit eden tüm faktörleri içeren geniş çaplı bir güvenlik kavramına ihtiyacı vardır.
Varşova Paktı’nın ortadan kalkması NATO’nun kuvvet yapısında önemli indirimler ve stratejilerinde önemli değişiklikler yapmasına neden olmuştur. Ayrıca yeni ve alan dışı görevler getirilmiştir. Bunlar BM, AGİT ve AB ile yakın çalışma ilişkileri geliştirmek, yeni askeri komuta ve kuvvet yapıları oluşturmaktır. AGİT özellikle 11 Eylül’den sonra bölgedeki güvenliği artırma çalışmalarına aktif olarak katılmıştır. AGİT Orta Asya’da temel hukuk ve demokrasi gibi değerlerin yerleşmesi için de ciddi çabalar göstermiştir. Bu da demokratik kurumların yerleşmesinde başarılı sonuçlar doğurmuştur. Uzun vadede bölgede istikrarı sağlayacak ana unsur demokratik kurumların yerleşmesi olduğundan AGİT bunu sağlayacak donanıma sahiptir. AB de AGİT’in bölgedeki gücünü daha da artırmak için desteklemektedir.
Son on yılda AB ve AGİT’in bölge üzerinde ve içindeki politikalarında önemli işbirliği seviyelerine ulaşılmıştır. AGİT’in İnsan Hakları Ofisi ve Demokrasi Kurumları’nın projelerinin yarısı AB fonlarından karşılanmıştır. Bu konudaki AB- AGİT ortak projelerine 850.000 AVRO kaynak sağlanmıştır. Bölgede koordine ve birbirini tamamlayan ortak çalışmalar iki tarafın da gücünü daha da artırmasını sağlayacaktır.43
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla tek kutuplu hale gelen uluslararası sistemin gelecekte çok kutuplu sisteme dönüşeceği öngörülmektedir.44Bu yeni sistemde etkili
43Avrupa Topluluğu, http://ec.Europea.eu/comm/external_relations/ceeca/index.htm, 12 Mayıs 2006.
44Çomak, a.g.e., 11-13.
olacak yeni global güçlerin başında ise AB ve Çin gelmektedir. Rusya’nın da bu yeni sistemde bir denge unsuru olarak yer alacağı öngörülmektedir. Rusya’nın bölgede yeniden nüfuzunu artırma çalışmaları ve Rusya Çin yakınlaşması yakın dönemdeki mücadelenin ilk işaretleri olarak sayılabilir. 21 yüzyılda Avrupa güvenlik yapısı oluşturulmasında BDT ve dolayısıyla Orta Asya’nın konumu çok önemlidir.
BDT ülkelerindeki geleceğin belirsizliği ve istikrarsızlık potansiyeli nedeniyle AB ve NATO güvenlik ve savunma ile ilgili yapılanmalarını oluştururken bu bölgedeki gelişmeler dikkatle gözlenmeli ve dikkate alınmalıdır. AB’nin bütünleşmesi ve hür bir Avrupa BDT ülkelerinin Avrupa ile sağlıklı bir şekilde kaynaşmalarıyla mümkün olabilecektir.
1.1.4 Orta Asya’nın Jeo-Politik Önemi
Orta Asya jeopolitik yapısını belirleyen ana unsurların başında küresel güce sahip ABD, Rusya, Çin ve AB gibi uluslararası aktörlerin birbirleri ve Orta Asya ülkeleri ile olan ilişkileri gelmektedir.45
Jeopolitik kavramının kurucusu sayılan Sir Halford John Mackinder'in
"merkez bölge" (heartland) olarak adlandırdığı Doğu Sibirya ile Volga havzası arasında uzanan ve Orta Asya'yı da içeren geniş ova "dünya adasını"
denetleyebilmek için mutlaka elde tutulması gereken bir bölgeydi.46
Mackinder bu görüşünü "Doğu Avrupa'ya egemen olan Merkez Bölgeyi denetler. Merkez Bölgeye egemen olan Dünya Adasını denetler. Dünya Adasına egemen olan dünyayı denetler" sözleriyle belirtmişti. 1948'de ABD Ulusal Güvenlik
45Laumulin, M., Tsentralnaya Aziya v zarubejnoy politologyi i mirovoy geopolitike(Dış Siyaset Bilimi ve Dünya Siyasetinde Orta Asya), Cilt 1, KİSİ, Almatı,2005.
46 Tsentralnaya Aziya do I posle 11 Sentiyabriya: geopolitika I bezopastnost' (11 Eylül Öncesi ve Sonrası: jeopolitika ve güvenlik), Almaty: KISI, 2002, s.209.
Konseyi'nin hazırladığı ilk raporlardan birinde, Sovyetler Birliği'nin tüm Avrasya Bölgesine hakim olmasının ABD açısından kabul edilemez olduğunu ve Mackinder'in Merkez Bölge olarak adlandırdığı toprakların Sovyetler Birliği'nin egemenliğinde olduğu bir ortamda yapılması gerekenin, bu bölgeye kenar teşkil eden bölgelerin ABD tarafından denetlenmesinin hayati olduğunun altı çizilmekteydi.
1950’de ABD Başkanı Harry Truman tarafından onaylanarak yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Konseyi'nin 68 numaralı kararı ile "uluslararası komünizmin çevrelenmesi"
ABD'nin başlıca dış politika önceliği haline gelmiştir.47
Dünyada, 1990’lı yılların başından itibaren yeni bir siyasal atmosfer şekillenmektedir. Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle, yeni siyasal aktörler, yeni güç ilişkileri, yeni çıkar çatışmaları ve yeni egemenlik arayışları siyasal atmosferin unsurları olarak belirginleşmektedir. Bu dinamik ortamda yeni “jeopolitik boşluklar”
yeni sürecin egemenlik ve güç ilişkilerinin odağı durumuna gelmiştir. Bu yeni düzen arayışında küresel güçler için Orta Asya Bölgesi birçok bakımdan öne çıkmaktadır.
Küresel güçler jeopolitik ve ekonomik çıkarlar sağlamaya çalışırken yeni bağımsızlığını kazanan cumhuriyetler de bu mücadeleden faydalanarak bağımsızlıklarını pekiştirmeye ve ekonomik kalkınmalarını gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.48
Gorbaçov’un SSCB’yi yeniden yapılandırmak için izlediği Perestorika (Yeniden Yapılanma) ve Glasnost (Açıklık) politikası eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin bağımsızlık taleplerine zemin hazırlamıştır. Çöküşü durdurabilmek için yapılan 19 Ağustos 1991 darbesi de durumu değiştirmemiş
47 Henry J. Brajkovic, The Foreign Policies of Harry S. Trumen, Yale – New Haven Teachers Institute, California, 1975,p.56.(Aktaran Oznobishev, S., Rossiya i SŞA: Nevypolnennaya povestka dniya (Rusya ve ABD: Gerçekleşmeyen Gündem), Mirovaya Ekonomika i Mejdunarodnye Otnosheniya, Moskova, 2005,Sayı:1, s.34.
48Laumulin, a.g.e.s.98.
Yeltsin’in müdahalesi ile Sovyet Sistemi yıkılarak bölgede15 yeni bağımsız devlet ortaya çıkmıştır. Yeni stratejik ilişkiler Merkez Bölge’de Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya; Orta Asya’da Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Güney Kafkasya’da Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan olmak üzere üç grup halinde ortaya çıkmıştır. Kuzey – Güney ve Doğu - Batı bağlantı yollarının kesişme noktasında bulunan Orta Asya, eskiden İpek Yolu’nun kazandırdığı avantajları şimdi doğal kaynak zenginlikleri ve coğrafi konumu sayesinde tekrar elde etmeye çalışmaktadır. Bölgenin zenginliği sadece petrol ve doğalgazdan oluşmamaktadır.
Kömür, uranyum, demir, altın ve alüminyum gibi çok sayıda ve miktarda maden ve metal kaynaklarına da sahiptir. Bölge tahıl, pamuk ve et üretiminde hem kendine yeterlidir hem de ihracat yapmaktadır. Ayrıca iyi eğitimli nüfusa, bilimsel ve teknik potansiyeli de vardır. Ancak doğal kaynakları zengin olan bu bölgede kaynakların dağılımı dengeli değildir. Kazakistan ve Türkmenistan enerji kaynaklarına (petrol ve gaz); Kırgızistan ve Tacikistan su kaynaklarına sahiptir. Özbekistan ise enerji kaynakları konusunda kendi kendine yeterli bir konumdadır.49
Orta Asya’nın jeo-stratejik konumuna gelince, Rusya ve Çin gibi iki büyük güç arasında tampon bölge oluşturmaktadır, Kuzey Kafkasya ve Çin/ Afganistan arasında yer alması bölgeyi mal ve insan hareketleri (uyuşturucu, silah, v.s.) için transit geçit alanı haline getirmektedir. Özellikle bölge için sorun olan Afganistan kaynaklı uyuşturucu trafiği Orta Asya Bölgesi’nden Rusya ve Avrupa’ya ulaşmaktadır. İran ve Türkçe konuşan ülkeler (Azerbaycan) arasında bulunması ise, bölgeyi iki farklı dil grubunun etkisinde bırakmaktadır. Kazakistan, Türkmenistan,
49 Heidemaria Gürer, “Forms of Regional Cooperation in Central Asia”(Orta Asya’da Bölgesel İşbirliğinin Formları), Conference Paper Given at the Workshop on “Facing the Terrorist Challenge - Central Asia’s Role in Regional and International Cooperation”, Reichenau, 05-08 November 2004, http://www.dcaf.ch/_docs/CentralAsia_terror/Ch.1.pdf , 02 Haziran 2005.
Kırgızistan Cumhuriyeti ve Özbekistan’da Türk unsurlar, Tacikistan’da ise Farsi unsurlar ağırlıklı olarak yer almaktadır. Azerbaycan da dahil edilirse Orta Asya’nın yüzölçümü Avrupa ve Asya arasındaki 4 milyon km2’lik bir alanı kapsamaktadır.
Yüzölçümünün büyüklüğüne oranla nüfus daha az ve seyrek olarak dağılmıştır. Amu Derya ve Sır Derya nehirlerinin arasında yaklaşık 65 milyon nüfus yaşamaktadır.
Toprakların büyük kısmı çöl ve steplerden oluşmaktadır. Tarıma elverişli alan sadece
% 7,8’lik kısımdır. Orta Asya Bölgesi Avrupa ve ABD açısından öncelikli olarak kaynak çeşitliliği, fiyat rekabeti ve enerji güvenliği açısından yaşamsal önem taşımaktadır. Orta Asya ülkeleri sahip oldukları petrol, doğalgaz ve diğer ihraç mallarını Rusya, Çin, Güney Asya, İran ve Türkiye piyasalarına güvenli şekilde ulaştırmak zorundadır. Bölgeye yakın sorunlu bölgelerden Afganistan’daki rejim değişikliği ve Türkmenistan’ın işbirliği çabalarına daha fazla katılması bölgeyi daha güvenilir hale getirecek ve Doğu-Batı ve Kuzey-Güney taşıma koridorlarını yeniden tercih edilebilir bir rota haline getirecektir.50
Orta Asya bir enerji arz bölgesidir. Hazar Denizi havzasındaki zengin rezervler önümüzdeki yüzyılda dünya ihtiyacının önemli bir kısmına cevap verebilecek potansiyeldedir. Üretim ve taşıma konusunda gerekli iyileştirmeler yapıldığı takdirde uzun vadede Afganistan’a, Çin’e, Güney Asya’ya ve hatta Rusya kanalıyla Doğu Avrupa’ya ihracat yapabilecek kapasiteye sahiptir. Öte yandan Orta Asya’da bölgenin refah düzeyini artırmak amacıyla çeşitli uluslararası kredi kurumlarının teşvikleri mevcuttur. Orta Asya devletlerinin üyesi oldukları Asya Kalkınma Bankası, “Mekong Alt Bölgesi Planı” ile Güney Doğu Asya’da bölgesel işbirliğini teşvik etmektedir. Bu çerçevede banka yardımıyla Orta Asya’da sınırları
50Laumulin, M., Tsentralnaya Aziya v zarubejnoy politologyi i mirovoy geopolitike(Dış siyaset bilimi ve dünya politikalarındaki Orta Asya), Cilt 1, KİSİ, Almatı,2005.
birbirine bağlayacak çok sayıda yol projesi gerçekleştirilmiştir. AB’nin TRACECA programı Orta Asya Cumhuriyetleri’ne kendi ihtiyaçlarını tanımlamaları konusunda danışmanlık sağlamaktadır. 51
İki kutuplu sistemin sona ermesiyle ABD tek süper güç haline gelmiştir, Rusya Federasyonu da İngiltere, Almanya, Çin gibi büyük devletlerle bir arada değerlendirilmeye başlanmıştır. Güç dengelerinin köklü bir şekilde değişmesi ve ideolojik kutuplaşmanın ortadan kalkması, Soğuk Savaş döneminde ideolojilere sığınılarak yapılan güç mücadelesinin niteliğini değiştirmiş, güç mücadelesi daha açık bir biçimde yapılmaya başlamıştır. Uluslararası sistemin uluslararası hukuk temeline dayalı olduğu varsayımı bir kenara bırakılarak, uluslararası sistemin güç ilişkilerine dayalı, hiyerarşik, kuralsız (uluslararası hukukun hiyerarşik yapıya hizmet ettiği) ve değerlerden (demokrasi, insan hakları, vs.) bağımsız işleyen bir sisteme daha çok benzediği görülmektedir.52
Batı değerlerinin yaygınlaşması anlamına gelen “küreselleşme” olgusu yeni bağımsızlık kazanan cumhuriyetlerde de etkili olmuştur. Komünist sistemin yerine örnek alınan sistem batının değerleri olan serbest piyasa ekonomisi ve demokrasidir.
Küreselleşme sadece Batı değerlerinin yaygınlaşması değil uluslararası sistemde de önemli değişikliklere neden olmuş, uluslararası ilişkilerin aktörleri artık sadece devletler değil büyük çokuluslu şirketler, örgütler, çıkar grupları hatta mafya ve yasadışı gruplar bile birer aktör olarak küresel sistem ilişkilerine dahil olmuştur.53 Orta Asya’nın jeopolitik durumunda da Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’nün yanında,
51Güven, Delice, “Orta Asya Ülkeleri ve Bölgesel İşbirliği Girişimleri” , Avrasya Etüdleri Yıl: 12, Sayı: 27-28 (2005),2005, s.109-115.
52 Mert Gökırmak “Avrasya Jeopolitiğinde Türkiye”,Uludağ Üniversitesi İİBF Dergisi, Cilt: 19 Sayı:4, Kış Dönemi Aralık 2001.
53Laumulin, a.g.m., s.10-15.