• Sonuç bulunamadı

Şubemiz Yeni Hizmet Binasında

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Şubemiz Yeni Hizmet Binasında"

Copied!
24
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)
(2)

Şubemizin yeni hizmet binası 8 Haziran 2007, Cuma günü seçkin davetlilerimiz ve üyelerimizin katıl- dığı tören ile açıldı. Odamız Genel Başkanı Ali Fahri ÖZTEN, Genel Sekreter Ertuğrul CANDAŞ ve Ge- nel Sayman Asiye Ülkü Kutlu ve İs- tanbul Şube Başkanı Mehmet Ali CANDAŞ’ ın katıldığı törene ayrıca Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat DURAK, İzmir Milletvekilleri Bülent BARATALI, Türkan MİÇOĞULLA- RI, İzmir Milletvekili adaylarından Ertan ÖZEN, İzmir Vali Yardımcısı Mustafa AYDIN ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz KOCAOĞ- LU ile diğer TMMOB’ye bağlı Şube Temsilcileri katılımlarıyla açılışımızı onurlandırmışlardır.

Yeni hizmet binasının açılış ko- nuşmasında İzmir Şube Başkanı Muhittin SELVİTOPU, ortaya çıkan eserin, Şubemizin kuruluşundan bugüne kadar büyük bir özveri ile çalışan yönetim kurullarının çalış- malarını karşılıksız bırakmayan Ge- nel Merkez yönetimimizin desteği ile ortaya çıktığını söyledi. Muhittin SELVİTOPU devam eden konuş- masında; “60 kişilik modern eğitim salonu, yönetim kurulu ve komisyon toplantı odası ve uygun fiziksel ça- lışma koşullarına sahip personeli- miz ile birlikte üyelerimizin gereksi- nimlerinin hızlı ve kaliteli bir şekilde karşılanabileceği büyüklükte çalış- ma ortamı oluşturulduğunu” belirtti.

Özellikle Meslek İçi Eğitim ve Bel- gelendirme Yönetmelikleri kapsa- mında yapılacak eğitimlerin etkin bir şekilde gerçekleştirileceğini ifa- de eden SELVİTOPU, 10.dönem çalışma programında yer alan çağ- daş, teknik altyapısı olan bir mekâ-

Şubemiz Yeni Hizmet Binasında

nın elde edilmesi hedefinin gerçek- leştirildiğini, hızla gelişen ve deği- şen dünyamızda ve ülkemizdeki bu gelişim ve değişimin içinde yer al- mak için çağdaş eğitim ve çalışma koşullarında sahip olunması gerek- tiğini söyledi. SELVİTOPU ayrıca İzmir’de Harita Mühendisi yetiştiren Jeodezi ve Fotogrametri Mühendis- liği bölümünün olmamasının büyük bir eksiklik olduğunu belirtti ve bun- dan sonraki süreçte İzmir’de bulu- nan herhangi bir Üniversitede bölü- mün açılması yönünde Odamızın bütün gücüyle çalışacağını söyledi.

Bu amaçla Şubemiz bünyesinde oluşturulan komisyon tarafından bir rapor hazırlandığını, üniversiteleri- mize ve İzmir kamuoyuna önümüz- deki günlerde sunulacağını ifade et- ti. Şubemizin kurucu üyelerinden ve aynı zamanda İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR yaptığı konuş- masında; Şubemizin Alsancak’taki ilk hizmet binasının, tüm üyelerin bağışları sayesinde alındığını, bu- günlere kolay gelinmediğini ve geç- mişi düşündüğünde bugün sahip olunan hizmet binasının çok değerli ve anlamlı olduğunu ifade ederek, gelinen noktanın mesleğimiz ve meslektaşlarımız adına gurur verici olduğunu söyledi.

Genel Başkanımız Ali Fahri ÖZ- TEN ise; İzmir Şubesi 10. Dönem yönetim kuruluna ve yeni hizmet bi- nasının alımında katkısı olan tüm üyelerimize teşekkür ederek, üyele- rimizin hizmetine sunulan yeni hiz- met binasında Türkiye’ de 10 000’nin üzerinde Odamıza kayıtlı harita mühendisi bulunduğunu söy-

leyerek, meslek içi eğitimin önemini vurguladı ve bu anlamda İzmir Şu- besinin, her ayrıntısı düşünülmüş önemli bir mekân kazandırdığını söyledi. Geçmişte Odaların maddi anlamda önemli sıkıntılar yaşadığı- nı ancak bugün üyelerimizin deste- ği ile gelinen noktada en iyi hizme- tin verilebileceği fiziksel çalışma ve eğitim koşullarının sağlanması an- layışında olduklarını belirten ÖZ- TEN, İzmir Şubesi tarafından ka- zandırılan hizmet binasının her yö- nüyle genel merkez ve diğer şube- lerimize örnek teşkil ettiğini söyledi.

Açılışta konuşan İzmir Büyükşe- hir Belediyesi Başkanı KOCAOĞ- LU, İzmir genelinde en çok harita ve kadastro mühendisi çalıştıran kurumun Büyükşehir Belediyesi ol- duğunu söyledi. Mühendislerin da- ha sağlıklı mekânlarda çalışması- nın önemli olduğunu vurgulayan KOCAOĞLU, "Genel merkezin de desteği ile İzmirli harita ve kadastro mühendislerinin böyle bir mekâna sahip olması ve burada üyelerine eğitim olanağı sağlaması, bizi gu- rurlandırdı." diye konuştu. Eğitim olanaklarıyla yeni binanın oda ça- lışmalarına daha çok verim getire- ceğine inandığını belirten KOCA- OĞLU, İzmir üniversitelerinde bu- lunmayan Jeodezi ve Fotogrametri mühendisliği bölümü açılması için de ellerinden gelen her türlü katkıyı sağlayacaklarını ifade etti.

Ayrıca burada Şube Binamızın değişiklik ve dekorasyonunu yapan MŞB İnşaat Turizm San. ve Tic.

A.Ş’nin tüm çalışanlarına Mustafa Şafak Baran’ın şahsında teşekkür ediyoruz.

(3)

T

ürkiye zor bir dönemden geçiyor.

Siyasette, ekonomide, sokaklarda ve toplumsal yaşamın her alanında gerilim ve kriz giderek tırmanıyor. Tırmanan bu gerilim, ne toplumun iradesini parlamentoya yansıtmayan bir seçimle, ne de herhangi bir geçici düzenlemeyle aşılabilir. İçinden geçmekte olduğumuz kriz, 12 Eylül'den bu yana bizlere dayatılan yaşam biçiminin, siyaset tarzının, ekonomik politikaların ürünüdür. Dolayısıyla krizi aşmanın yegâne yolu, "Darbe Hukuku"nun ve ülkemizde yarattığı toplumsal, siyasi ve ekonomik erozyonun yaşamımızın her alanından çıkarılmasıdır. Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle doruğa çıkan mevcut siyasal kriz, basit anlamda "yöneticilerin niteliği" üzerinden yürütülecek bir tartışma ile aşılamaz. Siyasal Krizin Çözümü, Her Alanda Köklü

Demokratik Dönüşümün Sağlanmasındadır.

Bugünün siyasal krizinin temelinde, siyasetin toplumsal dayanaklarından ve demokrasiden uzak bir alanda yürütülüyor olması

yatmaktadır. 12 Eylül hukukunun yarattığı baskı, geniş halk kesimlerini siyasetten uzaklaştırmış, emek ve meslek örgütlerini, demokrasi güçlerini siyasete müdahalenin uzağına itmiştir.

Krizin çözümü için siyasal alanda acilen bir demokratikleşme süreci başlatılmalıdır. Bunun için seçim sistemi ve siyasi partiler yasası derhal değiştirilmelidir. Temsil sistemi, yasaklardan ve eşitsizliklerden arındırılarak demokratik bir içerikle yeniden

düzenlenmelidir. Tüm toplum kesimlerini siyasetin içine doğrudan davet eden bir yaklaşım süratle hayata geçirilmelidir. Kriz, salt siyasal yaşamda nükseden bir olgu değil, ülkemizin ekonomik hayatının da yapısal bir sorunudur. Bu sorunun kaynağı, halkı yok sayan, emekçilerin taleplerini duymayan, yoksulların yaşam hakkını görmezden gelen neo-liberal ekonomik politikalardır. Bizler, ülkeyi içinden çıkılmaz bir kâbusa sürükleyen neo-liberal ekonomik politikaların terk edilerek, halkın ihtiyaçları doğrultusunda, emekten ve halktan yana bir ekonomik programın hayata geçirilmesini istiyoruz.

Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında yaşanan tahribat giderilerek, sosyal alanda

Nasıl Bir Türkiye

İstiyoruz?

DİSK, KESK, TMMOB, TTB, TDB’nin

6 Haziran 2007 Ankara Ortak Açıklaması:

(4)

yaşanan yıkımı telafi edecek önlemler alınmalıdır.

Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanları, kamusal bir bakışla yeniden yapılandırılmalıdır. Giderek büyüyen zenginler ile yoksullar arasındaki açığın kapatılması için sosyal destekleme programları hayata geçirilmelidir. Çalışma yaşamındaki esnek,

güvencesiz, sigortasız istihdam uygulamalarına, antidemokratik baskı yasalarına son verilmelidir.

Gericiliğin ve Irkçılığın Çözümü Özgürlüklerin Genişletilmesidir! Siyasetin

antidemokratikleştirilmesi ve ekonominin neo- liberalleşmesi ile ortaya çıkan

yoksulluk/yoksunluk/işsizlik ve örgütsüzleşme süreçleri toplumda yaşanan hızlı muhafazakârlaşma ile eş zamanlı gitmiştir. İmam hatiplerle, zorunlu din eğitimiyle, kuran kurslarıyla, Türk İslam sentezi politikalarla, devlet

kurumlarında ve medya aracılığıyla tüm

toplumda yayılan tek tiplilik insanlarımızın bir arada, dostça yaşama kültürünü yok

etmektedir. Irkçı-şoven bir anlayışla farklı kimliklerin toplumsal ve siyasal yaşamda kendisini ifade etmesi engellenmiştir. İnsanları birbirine düşman eden, toplum içindeki bağları

kopararak parçalanmaya iten bu ötekileştirici, düşmanca politikalar, toplumsal bütünlüğümüzün en büyük tehdididir. Her türden etnik, dini, cinsiyet v.b kimliklerin özgürce yaşanabildiği, farklı kültürlerin ve düşüncelerin kendilerini ifade olanaklarının yaratıldığı, özgürlükçü bir laiklik anlayışının egemen olduğu, bir arada kardeşçe yaşama kültürüyle yoğrulmuş bir ülke, toplumsal barış ve huzurun tek reçetesidir.

Son günlerde ülkenin dört bir tarafı yeni cenazeler ile sarsılıyor. Ağlayan tüm annelerin acısı yüreğimizi yakıyor. Biz yine söylüyoruz; son 20 yılı aşkın bir süreç bu sorunun şiddete dayalı politikalarla çözülemeyeceğini göstermiştir. Silahların konuştuğu ortamlarda demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Biz bütün sorunlarda olduğu gibi bu sorunun da barışcıl ortamda ve demokratik yöntemlerle çözülebileceği inancını taşımaktayız. Şiddet ve gerilim ortamlarının yarattığı kitlesel kamplaşmalar ülkemizin ve insanımızın yararına değildir.

Türkiye'nin, "kitlesel refleks" çağrıları ile toplumu kamplaştırma ve kitlesel çatışma ortamı yaratma yerine, kardeşçe bir arada yaşamı sağlayacak iklimin yaratılmasına ihtiyacı vardır.

IMF ve Dünya Bankası nezdinde karnesi A olan AKP, bir yandan demokrasicilikoyunu oynarken öte yandan polisin görev ve yetkilerini düzenleyen yasadaolduğu gibi antidemokratik uygulamaları Meclis'ten

geçiriveriyor. Emekçiler, AKP'nin bu oyununun bilincindedir. Biz aşağıda imzası bulunan emek ve meslek örgütleri; içinden geçmekte olduğumuz seçim sürecinde, yürütülen sosyo-ekonomik politikaların sonucu olan krizin geçici ve kısmi tedbirlerle aşılamayacağına inanıyoruz. İlkesizleşmiş ve birbirinin aynısı hale gelmiş mevcut siyasi partiler Türkiye'nin sorunlarına köklü çözüm üretmekten aciz haldedir. Türkiye'nin temel sorunu anti demokratik yasalar, emek karşıtı özelleştirmeci politikalar ve halkın karar mekanizmalarından uzaklaştırılmasıdır.

Yapılması gereken, krizin temelinde yatan nedenlerin doğru tespit edilerek ona uygun köklü ve bütünlüklü

bir çözüm üretilmesidir.

Yoksulluğa, Irkçılığa ve Gericiliğe Teslim Olmayacağız! Halkımıza dayatılan sahte

çözümlerin çıkmaz yol olduğunu, ırkçılığa varan milliyetçi söylemlerin, sosyal ve siyasal yaşamı din temelli anlayışa göre kurgulamak isteyenlerin ülkemizi içinden çıkılmaz bir kaosa doğru sürüklediklerini, bu kaostan çıkış yolunun demokrasi dışı yöntemlerle olamayacağını bir kez daha ifade ediyoruz. Çözüm; eşit, özgür, bağımsız, demokratik ve laik bir Türkiye'de bir arada kardeşçe yaşam anlayışının egemen olmasından geçecektir.

Tüm siyasi partileri seçim döneminde kamplaşma ve ayrışmayı körükleyen bir söylemden uzak durmaya, ülkemizin temel sorunlarına yönelik somut projelerle halkın oyunu talep etmeye çağırıyoruz.

TÜRKİYE DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU

KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU

TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ TÜRK DİŞ HEKİMLERİ BİRLİĞİ

(5)

2-6 Nisan 2007 tarihleri arasında ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde 11.Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı yapıldı. Ayrıca Bu kapsamda “Ölçme Teknolojileri ve Yazılım Fuarı da gerçekleştirildi.

11. Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı‘nın açılış törenine Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Zeki ADLI, Milli Emlak Genel Müdürü İlyas ARLI, DSİ Genel Müdürü Prof. Dr. Veysel EROĞLU, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşarı Sabri ERBAKAN, CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet SELVİ, AKP temsilcisi milletvekili Mikail ASLAN katıldılar ve birer konuşma yaptılar.

Açış konuşmalarından sonra Kurultay‘a bazı özel nedenlerden dolayı katılamayan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet SOĞANCI, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir TOPBAŞ, Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz ÖZAK, CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL, Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN ve

11. Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı Yapıldı

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER‘in Kurultay için gönderdikleri mesajlar okundu.

Daha sonra, Odamız çalışmalarının kamuoyu ile paylaşılmasında vermiş oldukları katkılardan ve emeklerden dolayı; KanalB‘yi temsilen Levent EKE‘ye, Cumhuriyet gazetesini

temsilen Zeynep ŞAHİN‘e, Başkent TV‘yi temsilen Nigar POLAT‘a, Birgün gazetesini temsilen Özlem ZORCAN‘a, Evrensel gazetesini temsilen Onur BAKIR‘a, Yeni Çağ gazetesi‘ni temsilen Ceyhun BOZKURT‘a plaketleri verildi.

Plaket töreninin ardından Ölçme

Aziz KOCAOĞLU, Doç. Dr. Aziz KONUKMAN, Erdal KARADEMİR, Prof.Dr. Birgül A. Güler, Erol KARAKULLUKÇU

(6)

Teknolojileri ve Yazılım Fuarı‘nın açılışı yapılarak Kurultay‘ın açılış bölümü tamamlandı.

Kurultayımıza 740 delege, 123 katılımcı, 149 öğrenci ve dışarıdan çok sayıda izleyici katıldı.

Kurultay‘ın ilk gün oturumlarında yerel yönetimler oturumu ve neoliberal politikalar oturumu düzenlendi. Kurultay‘ın ikinci günü olan 3 nisan Salı günü ise

üniversitelerden gelen öğrenciler

"gençlik oturumu" başlığındaki oturumda hazırladıkları özgün konularda sunumlarını yaptılar. Aynı gün yapılan "Eğitim" başlıklı oturumdan sonra Kurultayımızın mesleğimiz anabilim dallarından oluşan teknik oturumlarla devam etmiştir.

Kurultayın ilk günü yapılan “Yerel Yönetimler Oturumu”na Ankara Üniversitesinden Prof.Dr. Birgül A.

Güler, Gazi Üniversitesi’nden Doç.

Dr. Aziz KONUKMAN, Datça Belediye Başkanı Erol

KARAKULLUKÇU, İzmir Milletvekili ve Şube Üyemiz Erdal KARADEMİR ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz

KOCAOĞLU katıldı.

Ayrıca; Kurultayda Şube Üyemiz Zeynep Özege İzmir Büyükşehir Belediyesi Coğrafi Adres Bilgi Sistemi Çalışmaları hakkında bir sunum yaptı.

Şube Üyemiz Zeynep Özege sunumunu yaparken...

Ölçme Teknolojileri ve Yazılım Fuarı’ndan bir görüntü...

Kurultayın ilk günü yapılan “Yerel Yönetimler Oturumu” konuşmacıları...

(7)

Tapu ve Kadastro Genel Müdür- lüğünün 160. Kuruluş yılı Muğla İl- mizde Muğla Kadastro Müdürlüğü ve Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Muğla temsilciliği ile birlikte ortaklaşa tören düzenlenerek kut- landı.

Tapu ve Kadastro Genel Müdür- lüğünün 160. Kuruluş yılı nedeniyle 21.05.2007 Pazartesi günü saat:

9.45 de Muğla Kadastro Müdürü Emin MADRAN’ın Atatürk Anıtına çelenk koymasıyla tören başlamış- tır.

Akabinde Muğla Valisi Sayın Mustafa Temel KOÇAKLAR’a Ka- dastro Müdürü Emin MADRAN, HKMO Eski Genel Başkanı Hüse- yin ÜLKÜ, M.Ü. Öğretim Üyeleri Fevzi TEZCAN, Ula Tapu Sicil Mü- dürü Seyit DEVİREN, Kontrol Mü- hendisi Ahmet ŞAHAN, SAN Mü- hendislik Temsilcisi Melek KACER ve V.H.K.İ. Fatma UYSAL'ın bulun- duğu heyetle makamlarında neza- ket ziyaretinde bulunuldu.

Tapu ve Kadastro Genel Müdür- lüğünün 160. Kuruluş yılı nedeniyle Muğla Kadastro Müdürlüğü ve TMMOB HKMO’ sı Muğla temsilcili- ği ile birlikte Muğla Konakaltı kültür merkezinde tören düzenlemiştir.

Törene Muğla Vali Yardımcısı Sa- yın Rıfat ATA Muğla Belediye Baş-

Muğla’da Ortak Etkinlik

Tapu Kadastro’nun 160.Yılı Muğla’da Kutlandı

KUTLAMA PROGRAMI

09.45 Atatürk Anıtına Çelenklerin konulması Saygı Duruşu, İstiklal Marşı

Muğla Valisi Sayın Mustafa T. KOÇAKLAR’a makamında ziyaret 11:00 AÇILIŞ (Saygı Duruşu, İstiklal Marşı Konuşmalar)

14:00 GPS Çalışmaları Sunumu (Kontrol Mühendisi Mesut İLBAY) 15:30 Harita Bilgi Bankası Sunumu (Kont.Müh. Mesut İLBAY)

16:30 İhale Sistemi Kadastro Çalışmaları (Kont.Müh. Semih GÖÇMEZ) Konakaltı Kültür Merkezi - MUĞLA

20:30 160. Yıl Kutlama Yemeği - CNS Tesisleri MUĞLA

Kutlama etkinliği aenıta çelenk koyarak saygı duruşuyla başladı...

(8)

kan Vekili Selahattin SAPMAZ , İl Milli Eğitim Müdürü Mustafa AK- SAN, Kadastro Müdürü Emin MAD- RAN, HKMO Eski Başkanı Hüseyin ÜLKÜ, M.Ü. Öğretim Üyeleri Fahri- ye ve Fevzi TEZCAN, Hüseyin ÖK- TEN, Kadastro Müdürlük çalışanla- rı, Muğla’da görev yapan serbest Harita Mühendisleri ve Muğla Üni.

öğrencileri katıldı.

Törenin açılış konuşmaları Ka- dastro Müdürü Emin MADRAN, HKMO Eski Başkanı Hüseyin ÜL- KÜ, Muğla Vali Yardımcısı Sayın Rıfat ATA tarafından yapılmıştır.

Kadastro Müdürü Emin MAD- RAN konuşmasında kısaca; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Tesis Kadastro, TAKBİS, TARBİS, Harita Bilgi Bankası, CORS-TR gibi başlıca projelerinden ve kurum per- sonelinin özlük haklarının iyileştiril- mesinden bahsetmiştir.

HKMO Eski Başkanı Hüseyin ÜLKÜ konuşmasında kısaca cep- teki paranın ve taşınmazların bölü- şülmesi halinde azalma yaşanaca- ğını, bilgi ve sevginin paylaşılması halinde azalmanın tersine bir artı- şın olacağını dile getirdi. Bunun ya- nında bir meslek gurubunun yaptığı işte, gerçek boyutundan 1/1000, 1/2000, 1/5000 ve daha küçük öl- çek oranlarında yapılan küçültme- nin o mesleğin halinin ve dıştan ba- kışta zor bir durumda olduğunu ifa- de etmiştir.

Muğla Vali Yardımcısı Sayın Rı- fat ATA ise Yer yüzünü önce ülkele- rin paylaştığını, sonra da bu ülke- lerde yaşayan kişilerin paylaştığını, mülkiyet hakkının anayasal hak ol- duğunu ifade etmiştir.

Törende mesleğimizin tanıtım filmi gösterilmiştir.. Ayrıca GPS ça- lışmaları, Harita Bilgi Bankası ile il- gili Kont.Müh. Mesut İLBAY, İhale Kadastro çalışmalarına yönelik Kont. Müh. Semih GÖÇMEZ tarfın- dan sunumlar yapılmıştır.

Akşam ise Muğla CNS tesisle- rinde kutlama yemeği düzenlen- miştir. Yemeğe Muğla Valisi Musta- fa Temel KOÇAKLAR, Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet YURTSEVEN, Adalet Komisyonu Başkanı Akar KARASU, Kadastro Hakimi Arzu YURTSEVEN, Bölge Müdürü Se- mih URAL, Şube Müdürü Mahmut ÜLKER, Muğla Kadastro Müdürü Emin MADRAN, HKMO Eski Baş- kanı Hüseyin ÜLKÜ, HKMO Muğla

Temsilcisi Şükrü TELLİ, Milas Ka- dastro Müdürü Şerif ASLAN, Mar- maris Tapu Sicil Müdürü Hüsamet- tin DURAK, Ortaca Tapu Sicil Mü- dürü Ramazan DOĞAN, Ula Tapu Sicil Müdürü Seyit DEVİREN, Köy- ceğiz Tapu Sicil Müdürü Nurettin ALPTÜRK, M.Ü. Öğretim Üyeleri Fahriye ve Fevzi TEZCAN, Hüseyin ÖKTEN, Marmaris Emlakçılar Der- neği Başkanı Yusuf Kenan AKKUŞ ile HKMO' na kayıtlı Muğla da ser- best çalışan Harita Kadastro Mü- hendisleri, Muğla Kadastro perso- neli (Toplam : 204 kişi) katılmıştır.

Gecede Kadastro Müdürü Emin MADRAN Tapu ve Kadastronun 160. yılı nedeniyle bir konuşma yapmışlardır.

Muğla Valiliği ziyaretine katılanlar toplu halde...

160. Yıl Yemeğine katılanlardan bir grup...

160. Yıl pastası kesilirken...

(9)

Yönetim Kurulu Başkanımız Muhittin Selvitopu Sky Televizyonunda yayınlanmakta olan “Kent ve İmar”

Programının konuğu oldu.

Başkanımız İzmir’ de Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümünün açılması, Yeni Şube Binamızın alımı, TUS uygulamaları, Kentsel Dönüşüm, Yabancılara arsa satışı, Yerel

Yönetimlerle Şubemiz ilişkileri ve CBS konusunda Odamız görüşlerini belirtti.

Şube Başkanımız Muhittin Selvitopu SKY-TV’nin

konuğu oldu

04.04.2007 Günü saat 14.00’de Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı ile İzmir’de Jeodezi ve Fotog- rametri Mühendisliği Bölümü açılması konusunda görüşül- dü. Görüşmeye Yönetim Ku- rulu Başkanımız Muhittin Selvitopu, Yönetim Kurulu Üyemiz S.Selçuk Savcı ve Bö- lüm açılmasıyla ilgili Komis- yon Üyelerimiz İbrahim Eri- şir, A.Kemal Karayel ve Ali- can Demirkesen katıldı.

Yönetim Kurulu Başkanımız Muhit- tin Selvitopu, Yönetim Kurulu üyele- rimiz S.Selçuk Savcı, Lütfi Ünal, Üyelerimiz A. Kemal Karayel ve Ali- can Demirkesen 26 Haziran 2007 Sa- lı Günü İzmir Yüksek Teknoloji Ens- titüsü Rektörü Prof. Dr. Zafer İL- KEN’i ziyaret etti. Toplantıda İzmir İlinde bir Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümünün açılmasının önemi üzerinde durularak Sayın İL- KEN’e bu konuda Şubemizce hazır- lanmış olan dosya sunuldu. Çok sıcak bir konukseverlik örneği gösteren Sayın Rektör ile yine çok sıcak bir sohbet ortamında konu hakkında dü- şünce alışverişinde bulunuldu. Ko- nuyu ilgiyle dinleyen Prof. Dr. Zafer İLKEN, yetkili kurullarıyla görüşe- ceğini belirtti.

İzmir’de Jeodezi-Fotogrametri Mühendisliği

Bölümünün açılması için girişimlerimiz sürüyor

Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü

Prof. Dr. Emin Alıcı’ya önerimizi ilettik

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Zafer İlken önerimizi yetkili kurullarında görüşeceğini söyledi...

Önerimizi ilgiyle dinleyen İYTE Rektörü Prof. Dr. Zafer İlken Şube Başkanımız Muhittin Selvitopu ile birlikte (üstte) A.K.Karayel, A.Demirkesen, S.Savcı, Rektör Z. İlken, M. Selvitopu ve L. Ünal (altta)

(10)

Önemli bir işi nedeniyle Şube Binamızın açılışına katılamayan Konak İlçe Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ 16 Haziran Cumartesi Günü Şubemizi ziyaret ederek meslek odamızı onurlandırmıştır.

Yönetim Kurulumuz Yeni Şubemizdeki İlk Yönetim toplantısını 11 Haziran 2007 Pazartesi Günü yapmıştır.

Yeni binamızda ilk Yönetim Kurulu toplantımız

Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ’dan

Şubemizin yeni hizmet binasını kutlama ziyareti

(11)

“ Sonuç böyle olacaksa, neden yaşadım ki? ” dedi, “bunca çileyi”

“Onca ağır bedelin karşılığı bu mu olmalıydı?

Oysa daha on altı yaşındaydım.

Aykırı, yaramaz, küçük bir kızdım.

Çok inatçı ve çok güçlüydüm; Ya da bana öyle geliyordu.

Daha çocukluktan yeni geçiyordum genç kızlığa. Kendimi dev

aynasında görüyordum. Önce ailemi, sonra ülkemi, sonra da dünyayı değiştirip düzeltecektim.

En azında öyle diyordu

ağabeylerim, ablalarım, okuduğum kitaplar….

Başta ailem olmak üzere çok akıl verenler, ya da o zaman ki yorumumla akıl satanlar oldu.

Oysa ben, çoktan kararımı vermiştim. Bu kutsal yolda ölüm vardı, dönüş yoktu.

Umut kervanına ben de katılmıştım.

Artık aranan biriydim. Adım da, izim de kayıptı. Kimisine göre dağlarda, kimisine göre yurt dışında, kimine göre kocaya kaçmıştım.

Bir yıl geçmeden anamı kaybettim.

Ama yollarım yolsuzdu. Dedim ya artık aranan biriydim; Dönemezdim.

Ne ölüsünü görebildim anamın, ne de mezarını.

Hep beni sayıklamış hasta

yatarken; Ölümden önceki son sözü de ben olmuşum. Anamın

ölümünden sonra aile içinde çoktan yargılanmış ve hüküm giymiştim.

Tüm suç, gıyabımda bana yüklenmişti.

Sonrasını nerelerde nasıl yaşadım?

Doğrusu ben de çok fazla

anımsamıyorum. Her günüm ayrı bir yaşam, ayrı bir mekandı.

Yakalandığımda yirmisine yaklaşmıştı yaşım. Çok direndim.

Adımdan ötesini kimseye

söylemedim. Altı ayrı hapishanede

Bir Darbe Anısı...

Hıdır ÇAM

evinde gizlenmiştim yakalanmadan önce.

Sahi kim yollamıştı beni sana; onu bile hatırlamıyorum.

Sana o kadar çok ısınmıştım ki anlatamam. Abim gidiydin. Babam gibiydin. Sevgi de var mıydı? Sahi var mıydı? Bir insan, hem babası, hem abisi, hem de sevgilisi gibi sever miydi birini?

Duygularım o kadar karışıktı ki.

Hapisler de bile yıllarca düşündüm;

düşündüm ama?

Her neyse…

Şimdi bir kitapçı da çalışıyorum.

Kent kent dolaşıp sol yayınları pazarlıyorum. Öyle zoruma gidiyor ki gençliğimi, duygularımı, umutlarımı pazarlamak.

Dünden beri buradayım. Her gittiğim yerde senin adını verdiler. Doğrusu bu adreste karşıma senin çıkacağın aklımın ucunda bile geçmemişti.

Kusura bakma çok doluyum. Seni karşımda görünce çok duygulandım.

Yıllarca kimseye bir şey

anlatamadım. Şimdi öyle rahatladım ki. Gözlerimin yaşardığına aldanma;

dedim ya duygulandım. Öyle mutluyum ki şu an. Yirmi yaşında ve seninle o küçük gecekondudayım sanki.

Ya sen? Sen nerelerde nasıl yaşadın o günden beri? Bir ara senin de içeriye düştüğünü

duymuştum. Ne kadar yattın onu da bilmiyorum. Şiddetle karşıydın evliliğe. Özgürlük filan diyordun;

Özgür müsün bari? ”

Gözlerim yaşardı. Kızım canlandı gözlerimin önünde. Henüz on altı yaşında ve öyle saf, öyle temiz ki.

Kelimeler düğümlendi boğazımda.

Konuşamadım.. Yirmi yıl öncesini anımsadım; dün gibiydi. “İki çay ve bir simit ” dedim sekretere “ misafirin ki çok açık ve şekersiz olsun ” … beş yıl yattım.

Sonrasında sözde çıkmıştım. Sanki zemheri de karda yürüyordum. Her vardığım yerde izlerim göz hapsindeydi.

O büyük ağabeylerim, ablalarım, ya yurtdışına kaçmış, ya hala içeride, ya da buzullar gibi eriyip gitmişlerdi sermayenin küresel ısınmasıyla.

Aileme dönmeye karar verdim.

Haber yolladım gitmeden önce. Çok özlediğimi söyledim. Cevabı, hançer gibi saplandı yüreğime. Yollarım yolsuzdu. Anamın katiliydim onlara göre. Evimin beşiği, sırat köprüsü;

içerisi katran kazanıydı.

Bir keresinde anamın mezarına uğradım. Saatlerce hüngür hüngür ağladım. Başımdan geçen her şeyi uzun uzun anlattım; ama duydu mu, inandı mı? Ama olsun en azında biraz olsun ben rahatladım.

Sonra bir dokuma atölyesine girdim.

İki yıl kadar da orada çalıştım.

Başıma gelmeyen kalmadı.

Kadın ve çaresiz olmak ne zormuş bu toplumda. Her tatlı sözün ardında ne büyük ihanetler varmış yaşayarak gördüm. Çok ama çok büyük bedeller ödedim. Hala bir yanım sakat sayılır. Ama inan ki çok piştim.

Şimdi düşünüyorum da bir zamanlar altı milyar insan için yola çıkmıştım;

şimdi tek başıma, yapayalnızım.

Bir erkek arkadaşım olmuştu üç yıl kadar önce. Bir yıla yakın birlikte yaşadık. Evlenecektik. Ama olmadı.

Anamın yolunu tıkayan acılı yıllar ve yaşadığım işkenceler, benim analık kanallarımı da tıkamıştı.

Şimdi hafızamı da kaybetmiş durumdayım. Sanki o yıllar, yalan yıllardı, bir düştü, hiç yaşanmamıştı, ya da yaşayan ben değildim.

Ama seni hatırladım. Bir hafta kadar

(12)

B

abam Balkan savaşına, Birinci Dünya Savaşına ve Kurtuluş Savaşına katılmış bir yedek subaydı. Bu savaşların hemen hepsinde büyük yaralar almış ve sonunda malul gazi olmuştu. Babamın akciğerine saplanan bir kurşun, ömrünün sonuna kadar çıkarılamadı ve ıstıraplı bir yaşam sürdürmesine neden oldu.

Babamın anlattığı savaş anıları iki cilt kitap dolduracak kadar çoktu.

Ben ve kardeşlerimin ömrü, bu anıları dinlemekle geçti.

Cumhuriyet Gazetesi

yazarlarından İlhan Selçuk'un yayımladığı "Yüzbaşı Selahattin’in Anıları" isimli kitapta yazılanlar, babamın yaşamına çok

benzemektedir. Balkan Savaşının başlangıcındaki subaylarımızın % 95'i şehit olmuştur. Geri kalanı da babam gibi malul gazi olarak yaşamıştır.

Babamın anlattığı olaylardan bir tanesi şudur: Babam Birinci Dünya Savaşının başlangıcında Çanakkale'de görevlendirilmiş.

Fakat; kısa bir süre sonra birliğini Almanya'ya, Galiçya cephesine göndermişler. Böylelikle babam da Almanya'ya gitmiş ve üç yıl süreyle orada savaşmış, çeşitli yaralar almış.

Almanlar bütün Türk subaylarına, savaş bölgesinin haritalarını dağıtmış ve bir kurs düzenleyerek, bu haritalardan nasıl

yararlanabileceklerini de anlatmışlar. Subaylarımız bu kurslarda öğretilenleri evvelce hiç bilmiyorlarmış. Kursta

Prof. Dr. Tahsin Tokmakoğlu

öğrendikleri bilgiler, oradaki savaşlarda çok yararlı olmuş.

Subaylarımız "Biz bu bilgileri daha önce niçin öğrenmemiştik"

diyerek söylenmişler ve çok üzülmüşler.

Babam Galiçya savaşlarında Üç yıl kaldıktan sonra yurda dönmüş ve Kurtuluş Savaşına girmiş. Savaşın başlangıcında görmüş ki; Savaş yapılacak arazinin hiç haritası yok.

"Harita olmadan savaş nasıl yapılabilir? Diye sormuş ve yanıt aramışlar

Alelacele yapılan haritalardan yararlanmaya çalışmışlar.... Fakat çok sıkıntı çekmişler. Haritanın ne kadar faydalı bir araç olduğunu, çok acı olaylar yaşayarak öğrenmişler.... Galiçya'da haritadan yararlan, Türkiye'de yararlanma

Çocukluğumda babam bu olayları ayrıntılı bir şekilde anlatır ve "Ne yazık ki ülkemizin hala doğru dürüst bir haritası yapılmadı. Yarın SAVAŞ OLURSA, gene haritasız mı savaş yapacağız der ve çok üzülürdü.

1949 yılında genç bir Orman Mühendisi olarak çalışıyordum. O yıl Orman Genel Müdürlüğü ile Harita Genel Komutanlığı arasında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma gereğince; ülkemizin tamamının 1/25000 Ölçekli topografik haritaları yapılacaktı. Arazide nirengi ağı kurulacak, askeriyenin fotoğraf uçağı da fotoğraf çekecek, sonra da, askeriyenin harita çizim aletlerinden yararlanılarak, topoğrafik haritalar yapılacaktı.

Yapılmasını çok istediğim bir harita

Bir Orman Mühendisinin Gözüyle Harita ve Harita Mühendisliği

(13)

Orman alanlarındaki nirengi ağlarını kurma işi ile gerekli olan koordinat ve kot hesapları, Orman Mühendisleri tarafından

yapılacaktı.

1949 yılında önce bir kurs yapıldı ve 1950 yılında da harita yapımına başlandı. Ben de bu göreve atandım ve Karadeniz kıyısındaki Abana ilçesinin haritasını yaptım.

Babamın o yıl duyduğu sevinci asla unutamam. “Demek ki ülkemizin haritasının yapılmasına başlandı, hem de en modern yöntem uygulanıyo. Ölmeden bu günleri görebildim, ne mutlu bana” der ve çok sevinirdi.

Dört yıl harita yapımında çalıştıktan sonra, bir burs kazanarak ABD'ye gittim. Orada harita yapma konusunda ihtisas yapmak istediğimi bildirdim ve bir yıl süreyle Üniversitede eğitim gördüm. Yurda döndükten sonra, Orman Fakültemizden haritacılık (geodezi) kürsüsüne katılmaklığım istendi, katıldım. 34 yıl süreyle bu kürsüde çalıştım ve kürsü

başkanlığına kadar yükseldim ve emekli oldum, toplam

memuriyetim 40 yılı buldu.

Emekli oluşumdan üç yıl önce inceleme yapmak amacı ile, Londra'da bulunan “Deniz Aşırı Ülkelerdeki Arazi Kullanma İşleri” isimli dairede 6 ay kadar çalıştım ve yapılmakta olan çalışmaları inceledim, örnekler alarak yurda döndüm. Orada gördüğüm çalışmalar çok ilginçti, beni çok etkiledi. Orada

bulunduğum günlerde, Güney Kamerun için “Arazi Kullanma Haritası” yapılıyordu. Ben de onunla ilgilendim, çalışmaları yakından inceledim.

Yapılan çalışmaların çok kısa özeti şudur: Asya veya Afrika

ülkelerinden herhangi biri, İngiltere'ye başvurarak arazisi için kullanma haritası yaptırmak istediğini bildirirse; Jeolog, toprakçı, botanikçi, ziraatçi, ormancı ve haritacıdan oluşan 5-6 kişilik bir heyet o ülkeye gidiyor.

Heyet bu ülkenin gezilebilen yerlerini geziyor, notlar tutuyor, bazı ölçüler yapıyor ve Örnekler alarak Londra'ya dönüyorlar.

Heyetin bu çalışması 3-4 ay içinde bitiyor. Aldıkları Örnekler; Teşhis edemedikleri taş, toprak ve bitkilerden oluşmaktadır ve çok azdır. Haritacının yaptığı işler;

gidebildiği yerlerden bir kısmının enlem ve boylam dereceleri ile denizden yüksekliklerini

ölçmekten ibaret oluyor. Enlem ve boylam değerleri yıldızlardan, yerel saat farklarından yararlanılarak yapılıyor.

Yükseklikler- de barometrelerle ölçülüyor. Uzun boylu uğraşarak nirengi ağı kurmuyorlar, koordinat hesabı yapmıyorlar. Heyet arazi çalışmalarını bitirirken, fotoğraf uçağı da gidiyor ve arazinin tamamının fotoğraflarını çekiyor.

3-4 ay içinde arazi çalışmasını bitiren heyet, Londra'da önce şu üç ha-ritayı yapıyor:

1- Topoğrafik Harita:

Arazide nirengi ağı kurmadan bu haritayı yapabilmek için, "Havai Nirengi" denilen bir yöntemden yararlanıyorlar. Evvelce arazide sık bir nirengi ağı kurmadan, topografik harita yapılamazdı.

Zamanla bu nirengi ağı çok seyrekleştirildi. Son bulunan

"Havai Nirengi" sayesinde, yok denilebilecek kadar azaltıldı. Bu

stediğim bir harita

yle Harita ve Harita Mühendisliği

(14)

nedenle haritacıların arazinin pek az yerine gitmesiyle, harita yapılabilir bir durum oluştu.

2- Vejetasyon Haritası:

Özel fotoğraf filmlerinden yararlanılarak, arazideki bitki örtülerinin cinsleri

saptanabilmektedir. Bu işi yapan kimseler, Özel kurslardan geçirilmektedir. Botanikçiler bu fotoğrafları inceleyerek ve tuttukları notlardan da yararlanarak, bütün arazi parçalarındaki bitki örtülerini saptayabilmekte ve fotoğrafların bir kopyası üzerine yazmakta veya işaretlemektedirler. Daha sonra da bu işaretler topoğrafik haritanın bir kopyası Üzerine işlenmekte ve böylelikle; Ülkenin vejetasyon haritası (bitki çeşitlerini gösteren harita) oluşmaktadır.

3- Toprak Haritası:

Bitki çeşitlerini gösteren film olduğu gibi, kaya çeşitlerini gösteren filmler de bulunmaktadır.

Özel kurslardan geçirilmiş olan jeologlar ve toprakçılar, bu fotoğrafları inceleyerek, tuttukları notlardan da yararlanarak, bütün arazi parçalarındaki toprak tiplerini saptayabilmekte ve fotoğrafların bir kopyası üzerine işaretlemektedirler. Daha sonra bu işaretler, topoğrafik haritanın bir kopyasına işlenmekte ve

böylelikle, ülkenin toprak haritası ortaya çıkmaktadır.

İlk üç harita bu şekilde

tamamlandıktan sonra sıra "Arazi Kullanma Haritasının yapımına gelmektedir. İlk üç haritanın yapımında çalışan uzmanlar ve ilgili gördükleri başka uzmanlarla birlikte, küçük bir sinema

perdesinin karşısına oturmakta ve çekilen hava fotoğrafları ikişer ikişer perdeye aksettirilmektedir.

Uzmanlar gözlerine Özel gözlükler takarak, perdedeki görüntüleri üç boyutlu olarak görmektedirler. Böylelikle heyet, bir uçağa binmiş ve arazinin üzerinde havada duruyormuş gibi

bir duruma geliyor. Heyet arazi parçalarını teker teker inceleyerek ve gerekli tartışmaları da yaparak, çeşitli kararlar alıyorlar. Bu kararlar arazi parçalarının bundan sonraki yıllarda nasıl

kullanılmasının uygun olacağını belirtmektedirler. Bu kararların başlıcaları şunlardır:

- Şu yamaçta çok erozyon var, burası acele ağaçlandırılmalıdır.

- Şu düzlükte tarım yapılıyor, tarıma devam edilmelidir.

- Az eğimli olan şu yamaçta tarım yapılıyor, burası mer'a olmalı

Her arazi parçası için bu şekilde kararlar alınıyor ve topoğrafik haritanın bir kopyası üzerine işleniyor. Bu kararlar alınırken, ilk yapılan üç hari-tadan geniş çapta yararlanılıyor.

Yapılan bu Arazi Kullanma haritaları, sonsuza kadar aynen kullanılacak değildir. Verilen son kararlar, on yıl için geçerlidir.

Orman Amenajman haritalarımız da böyledir. On yıl sonra yenileri yapılırken, eski kararların doğru olup olmadığı veya arazi kullanma bilimine ne kadar uygun olduğu araştırılır. Arazi parçalarını işleyecek kişilerin bu kararlara uymaları zorunludur. Aksi halde erozyon zamanla artacak, birçok yerleri seller basacaktır, arazi verimi de devamlı şekilde azalacaktır...

İleri ülkelerin uzun yıllar önce başladıkları ve bu günde sürdürmekte oldukları, arazi parçalarını özelliklerine göre kullanma ve böylelikle verimini arttırma, doğal dengeyi de koruma çalışmaları, fotogrametri bilimi sayesinde çok süratli ve kolaylıkla yapılabilir duruma gelmiştir. Bu nedenle de Asya ve Afrika ülkeleri, Avrupa ülkelerine bu haritaları yaptırmakta ve

uygulamaya da çalışmaktadırlar ....

Ne yazık ki ülkemiz için böyle bir harita bugüne kadar yapılmadı ve yapılmıyor ....

İnsanlarımız arazilerini canlarının istediği şekilde kullanıyor, böylelikle; erozyon ve seller devamlı şekilde artıyor ....

Londra'da bu haritaların yapımını gördükten, inceledikten ve örnekler de getirdikten sonra, ülkemizde yaptırmak için çok uğraştım. Raporlar yazdım, dergilere ve gazetelere de yazılar yazdım, fakat başaramadım. Biz de Afrikalılar gibi, bir Avrupa

ülkesine yaptıralım dedim, dinletemedim. Bu nedenle çok üzgünüm....

Bugün ülkemiz orman alanının, ülke alanına oranının % 20

olduğunu söylüyoruz. İlmen bunun yüzde kaç olması gerektiğini ise bilmiyoruz.... Bu haritalar yapılırsa 2/B tartışmaları da ortadan

kalkacaktır.

Fakirlikten kurtulabilmemiz için ilk yapmamız gereken iş, bütün doğal kaynaklarımızı bilimsel şekilde işletmeye başlamaktır.

Doğal kaynaklarımızın başında da topraklarımız gelmektedir.

Topraklarımızı bilimsel şekilde işletebilmemiz için de ilk yapmamız gereken iş,

topraklarımızın bütün Özelliklerini saptamaktır. Yani Arazi Kullanma Haritalarını yapmak ve sonucuna da uymaktır....

Rahmetli babam Ölmeden önce, ülkemizin topografik haritalarının yapıldığını görmüş ve çok sevinmişti. Ben de bugün aynı özlemle, arazi kul-lanma haritalarımızın yapıldığını ve uygulandığını görmek istiyor ve bekliyorum.

Acaba ölmeden önce görebilecek ve babam gibi mutlu olabilecek miyim?

(Bu yazı ORMAN ve AV Dergisinin Ocak-Şubat 2OO7 Sayısından alınmıştır )

(15)

Sayın Başkanım bize Sarıgöl’ü anlatır mısınız?

Ege Bölgesi’nde, Manisa iline bağlı bir ilçe olan Sarıgöl, doğusunda Denizli’ye bağlı Güney ilçesi ve Uşak İli’ne bağlı Eşme ilçesi, güne- yinde Buldan ve Kuyucak, batısında ise Alaşehir ilçesi ile çevrilidir. Ma- nisa’nın güneydoğu kesiminde yer alan Sarıgöl’ün orta ve batı kesimini Gediz Ovası, doğusunu da Alaşehir Ovası kaplamaktadır. Bu ovaların ku- zey ve doğu kesimini Uysal Dağı, güney kesiminin topografyasını ise Bozdağları şekillendirmektedir. İlçe topraklarını Alaşehir Çayı’nın baş- langıç kollarından Kocaçay ve Der- bent Deresi sulamaktadır. Alaşehir Çayı üzerinde kurulmuş olan Afşar

Halkın sevgisini kazanmalısınız!

Barajı yapay bir göl oluşturmuştur.

Deniz seviyesinden 320 m. yüksek- liktedir. İl merkezine 140 km. uzak- lıktaki ilçenin bugün merkezde 12.000 olmak üzere köyleri ile birlik- te 36.000 nüfusa sahiptir.

Doğal bitki örtüsü;dağlık alanlar- da çalı, meşe, yabani palamut ve çam; Ovalık alanlarda ise kavak,sö- ğüt,dut gibi ağaçlar vardır. Hemen hemen her tür meyve yetiştirilir.

Yüksek kesimlerde kestane, ceviz gi- bi ağaçlar bulunur.

İlçede Akdeniz iklimi hüküm sür- mekte olup, Sarıgöl iç, batı ve güney Ege arasında yer alan bir geçiş ikli- mine sahiptir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

İlçenin ekonomisi tarıma dayalı- dır. Yetiştirilen başlıca ürünler, üzüm, buğday, arpa, mısır ve pamuk- tur. Aynı zamanda Manisa’nın üzüm yetiştiren ilçeleri arasındadır. Yetiş- tirilen Sultaniye üzümün %80’i Sof- ralık %20’si de kurutularak değerlen- dirilir. Sofralık üzümün %60’ı da yurt dışına ihraç edilir.

2001 yılında yaşanan ekonomik kriz Sarıgöl’ü çok etkiledi. O zamana kadar ulusal gelir açısında ilk sıralar- da yer alan ilçe, bu krizle beraber ciddi sıkıntılar yaşamaya başladı.

Devlet tarımda ekonomik desteğini çekince yoksullaşma başladı. İşsiz- lik arttı ve dışarı göç vermeye başla- dık. Okuyan gençler doğal olarak ge- ri dönmüyor.Sarıgöl insanı sıcakkan-

Sarıgöl Belediye Başkanı Ömer Karcı:

Söyleşi: Zafer Beydilli

(16)

lalık ürünler yıkanıp, temizlendikten sonra ütülenerek kullanıma hazır hale getirilmektedir. İhtiyacı olanın kulla- nımına ücretsiz olarak verilmektedir.

Sanat alanına da yöneldik. Bu amaçla öğretmenlerimizin önderliğinde biri sanat diğeri halk müziği olmak üzere iki koro kurduk. Bu korolar 6 Hazi- randa Belediye düğün salonunda coşkulu ve halkın yoğun katılımının olduğu bir konser verdi. Bizim için hayati önemi olan araç parkımızı ta- mamladık. Parka; damperli kamyon, hidrolik kepçe, kanal açma aracı (çok amaçlı) iki traktör, fen işlerine binek aracı, su arızaya araç ve zabıtaya dört adet motorlu aracın yanı sıra birde makam aracı satın aldık. Bunlar Sarı- göl Belediyesinin ihtiyaç duyduğu araçlardı. Bunların finansmanının bü- yük bir kısmını İller Bankası aracılığı ile yaptık.

Sayın Başkanım İller Bankası- nın Anonim Şirkete dönüştü- rülmesi ve yapısal olarak ciddi değişiklere uğratılmasına yöne- lik çalışmalar var. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim göreve geldiğim 2004 yı- lından beri İller Bankası ile ilişkileri- miz oldu. En üst noktada Genel Mü- dürden en alt noktadaki elamana ka- dar kimden bir yardım istediysek kar- şılığını aldık. Bundan dolayı teşekkür ederim. Bilemediğimiz konularda bizleri aydınlatırken taleplerimiz de karşılıksız bırakılmadı. Ben bugün ki gibi yapısının devam ettirmesinden yanayım. Banka henüz işlevini ta-

1950 Yılında Sarıgöl’de doğan Ömer KARCI İlkokulu burada, Orta okulu Alaşehir’de okuduktan sonra Demirci (Manisa) öğretmen oku- lundan mezun oldu. Öğretmelik hayatına başladığı 1967 yılından son- raki ilk 7 yılını Salihli’nin Kendirlik Köyünde görev yaparak tamam- layan KARCI daha sonra 10 yıl doğduğu yer olan Sarıgöl’de öğretmen- lik yaparak devam ettirdi. 1973 yılında TÖB-DER üyesi olan Karcı, 1974–1980 yılları arasında Yönetim kurulu üyeliği ve daha sonrada 4 yıl başkanlık görevinde bulundu.1984 yılında siyasi bir davadan dolayı tutuklanan Karcı beraat etmesine rağmen, dönemin ünlü 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu gereği öğretmenlik görevine son verildi. Uzun sayılacak 11 yıllık bir ayrılık döneminden sonra 1995 yılında tekrar görevine dönen Karcı, 1999 seçimlerinden öğretmenlikten istifa ederek CHP ‘den aday olduğu Belediye Başkanlığı üç oyla kaybeder. Tekrar döndüğü öğretmenlikten 2002 yılında emekli olan Karcı 2004 seçim- lerinde yüzde 38.5 oy oranı ile CHP’den Sarıgöl Belediye başkanı seçilir. Karcı bugün Üniversite mezunu olan biri kız iki çocuk babasıdır.

lı, çalışkan ve konukseverdir. Sosyal bir yapıya sahip olan ilçe halkı aynı zamanda %100 lük bir okuma oranı- na sahiptir.

Başkanım Sarıgöl Belediyesi- nin altyapı, İmar, Harita çalış- maları ve teknik kadrosu hak- kında bilgi ala bilirmiyiz.Ayrı- ca projelerinizden bahseder mi- siniz?

Sarıgöl Belediyesinin gerek kanal gerekse içme suyu alt yapı çalışmala- rı tamamlanmış durumdadır. Belediye bünyesinde üç tekniker elamanla iş- lerimizi yürütmeye çalışıyoruz. Bu elamanların biri Harita diğerleri ise İnşaat ve Motor teknisyenidir. Yet- mediğimiz konularda özel çalışan Mühendislik bürolarında hizmet satın almaktayız İlçemizdeki tüm Mühen- dislik hizmetlerinde Oda vizelerini arıyoruz.

İmar planını 1989 yılında tamam- lanmış olup, dediğiniz gibi ‘imar pla- nını bir kentin anayasası olarak gör- me’ felsefesiyle bu güne kadar plan- lama kararları dışına çıkmamaya özen gösterdik. Bilindiği gibi Sarıgöl 1. sı- nıf tarım arazisi özelliğine sahip oldu- ğundan bu alanlara yerleşim izni ve- remiyoruz. Bu noktada ihtiyaçları ve talebi verimsiz alanlarda çözme yo- luna gidiyoruz.

İlçe halihazır haritası çok eski olup artık güncelliğini kaybetmiştir.

İller Bankasına müracaatımız oldu gerekli ön çalışma yapıldı. Şu anda programda olan yakın bir gelecekte ihalesinin yapılacağına inandığımız ve de beklediğimiz bir çalışmamız mev- cut. Ayrıca hayvan pazarı projemiz var. Bunun kredisini de İller Banka- sından sağlamaya çalışıyoruz. Pazar yerimizi yeniden düzenleyerek kapalı hale getireceğiz. Mezarlık alanımızı da yeniden düzenlemek için proje ça- lışmalarına başladık. Halk kütüpha- nemize ilave yaptık burada 8.000 adet kitabımız var. Buranın sorumlu- luğunu emekli bir öğretmen aldı ve günde yaklaşık 100 kişilik bir okur grubumuz oluştu. Kimileri için fazla- lık olan kimileri içinde ihtiyaçtır fel- sefesinden hareketle Sosyal bir mar- ket oluşturduk. Buraya getirilen faz-

mamlamış bir kurum değil. Bir çok belediyenin bu kuruma bugünde ihti- yacı var. Yeni yapılanmanın neler ge- tirip neler götürdüğü noktasında bir netlik yok. Belediyeler bu konuda yeterli aydınlatılamadı. Açıkçası neler olup bitiyor tam olarak anlamış deği- lim.

Sayın başkan ileriye yönelik projelerinizde bu kentin yaşa- yanlarını karar sürecinde ne kadar etkili kılıyorsunuz…

Bizim şu anda işlevsel olan Kent Konseyimiz var. Bu konsey yılda ya- sal olarak iki defa toplanması gereki- yor. Fakat biz bu toplantıyı daha sık yapıyoruz. Ayrıca her 28 Mart tari- hinde ilçede genel bir toplantı düzen- leriz. Bu toplantı gününü ve biçimini halk çok benimsedi. Hatta en son toplantı tarihine milli maç denk gel- mesine rağmen katılım üst düzeydey- di. Bu toplantılarda alınan öneri ve görüşler mutlaka Belediye Meclisin- de gündeme alınır ve bu doğrultuda çalışmalar yapılır.

Sayın başkan bir eğitimci ola- rak çocuklarla- gençlerle ileti- şim içerisinde olanımı yoksa şu andaki konumunuzda mı daha çok zorlandınız… Her ikisini nasıl değerlendirirsiniz.

İlginç bir soru oldu bu. Öncelikle şunu söylemem gerekir; öğretmenlik tek branşlık bir alandır. Ya sınıf ya da hangi dalın eğitimini almışsanız o alanda sizden beklenti olur. Ama Be- lediye başkanlığı çok branşlı bir

Sarıgöl Belediye Başkanı Ömer Karcı

(17)

la iş birliği yaparak organize edece- ğiz. Yine İlçe oluşumuzun 50. yılında da benzer çalışmalar yapacağız. Şu anda programları oluşturmaya ve bir takvime bağlamaya çalışıyoruz. So- nuçta Sarıgöl’e yakışır ve her kesi- min beğenisini kazanır bir çalışma olacağına yürekten inanıyorum. Bi- zim açımızda 3. Geleneksel Sultaniye Üzüm Festivali çok önemli. Bunun birçok nedeni var. Ama asıl önemli olan İlçemiz ekonomisi açısından hak ettiği kazanıma dönüşmesidir. Tüm çalışmalarımızı buna yoğunlaştırıyor ve bunun alt yapısını oluşturmaya ça- lışıyoruz. Burada şunun altını çizmek istiyorum, 10.000 kişinin katılımı ile gerçekleşen bu festivalin halk için ne kadar önem arz ettiğini ortadadır. Bu amaç doğrultusunda Denizli karayo- lu üzerinde yaklaşık 3500 dekarlık bir alanda Sultaniye Üzümünün daha kaliteli olarak işleneceği ve paketle- nip depolanacağı tesisler yapmayı planladık ve uygulamaya da geçtik.

Ancak bu koşulları yaratabilirsek yurtdışı taleplerini daha sağlıklı ola- rak karşılayabiliriz.

alan… Veya beklentiler o şekilde oluyor. Halk sizden o an hangi konu- ya çözüm arıyorsa onunla ilgili uz- man olmanızı bekliyor. Dolayısı ile yeri geliyor iyi bir doktor, iyi bir ka- sap, iyi bir manav veya teknik ele- man olmanızı bekliyor. Bu açıdan ba- kınca işinizin zor olduğunu görüyor- sunuz. Fakat tüm bunların yanında bence Belediye Başkanlığı Dün- ya’nın en keyifli işi olduğuna inanı- yorum ve bu duyguları taşıyarak bu görevimi yerine getirmeye çalışıyo- rum.

Sayın başkan yanlış bilgi edin- mediysek şu sıralar İlçeniz açı- sından üç önemli konu var.

Bunlar; Ulusal kurtuluşunuzun 85. Yılının yanı sıra İlçe oluşu- nuzun da 50. yılı ayrıca 3. Gele- neksel Sultaniye Üzüm Festiva- li… Neler diyeceksiniz

Sarıgöl açısından 85.yıl önemli.

Konunun amacı doğrultusunda içeri- ği zengin bir etkinlik programıyla bu özel günü tüm halkımızla birlikte kut- layacağız. Tabiî ki bunu sadece Bele- diye olarak değil diğer tüm kurumlar-

Yoğun sıcakların yaşandığı ve bir çok büyük kentte su sıkıntı- sı ve de özellikle İç Anadolu’da çölleşme belirtilerinin konuşul- duğu bu günlerde sizin Küresel Isınma ve bunların olumsuz so- nuçlarına ilişkin düşünce ve ça- lışmalarınız var mı?.

Dünyanın bence en önemli soru- nu bu. Bir an önce çözüm bulunmalı.

Geç kalınması halinde çocuklarımıza zor yaşam koşullarını miras bırakaca- ğız. Uluslararası sözleşme ve antlaş- malara herkes sadık kalmalı ve imza- lanmalı. Biz burada her yıl ağaçlan- dırma çalışmaları yapıyoruz. Bugün itibariyle 10.000 den fazla ağaç diki- mi gerçekleştirdik. Bunun yanı sıra sulama alışkanlığımızda köklü deği- şikliğe giderek damlama sistemine geçtik. Bu yolla ciddi su tasarrufu sağladık. Asıl benin dikkatimi çeken ise; halkın bu olaya daha bilinçli ve duyarlı yaklaşmasıdır. Örneğin biz daha önce her sabah ve akşam sokak cadde v.s. yerleri sulardık. Bunu yap- madığımız zamanda ciddi olarak eleştirilirdik. Son zamanlarda halk- Sarıgöl’den genel bir görünüş

(18)

Sarıgöl merkezinden bir görünüş...

Sarıgöl girişi ağaçlandırılmış ve yeniden düzenlenmiş...

tan bu konuda bir talep yok. Onlar da her şeyin farkında.

Başkanım önümüzde bir seçim var. Süreci nasıl değerlendiri- yorsunuz…

Tüm Türkiye açısından 23. Tem- muz sabahı çok önemli. O gün CHP’nin önemli bir atağı gerçekleş- tireceğine inanıyorum. Bu Demokra- tik, Laik, Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti açısından haya- ti bir öneme sahiptir. Aynı zamanda Cumhuriyet değerlerinin korunup ül- ke bütünlüğünün sağlanabilmesi açı- sından da önemlidir. Ayrıca genel an- lamda bozulan gelir dağılımının yeni- den düzenlenmesi de yine bu seçim sonuçlarına bağlıdır.

Sayın Başkanım sizce bir bele- diye başkanı nasıl özellikler ta- şımalı…

Başta bir Belediye Başkanının sağlık sorunu olmayacak. Öncelikli olarak bunu önemsiyorum. Sonra;

Başkanın ekonomik sıkıntısının , aile- siyle sorunlarının olmaması gereki- yor... Ayrıca partisiyle sıkıntılarının olmaması ve en önemlisi halkın sev- gisini kazanmış olması gerekiyor.

Elbette bunlara eklenecek daha baş- ka şeylerde olabilir örneğin işini çok seviyor olması gerekiyor. Bu temel değerlere ilaveten sosyal olmalı.

Çünkü bir Belediye başkanı insanın doğumundan ölümüne kadar geçen tüm aşamaların yakınında olan olması gereken kişidir. Çünkü insanlar tüm özel günlerinde Başkanı yakınında görmek istiyor. Kısacası, insanlarla olan iletişiminizde bir sıkıntınız varsa Belediye Başkanı olmamalısınız.

Ayrıca Belediye Başkanı olarak bir felsefenizin olması gerekiyor. Be- nim felsefem; herkese yakın,eşit ve emrinde olan belediye anlayışıdır.

Hiç kimsenin adamı değiliz ve hiç kimse bizim adamımız değil. Biz her- kesin adamıyız ve herkes bizim ada- mımız. Bu felsefe ile halkımıza hiz- met etmeye çalışıyoruz.

Sayın Başkanım Harita Ve Ka- dastro Mühendisleri Odası İz- mir Şubesi Yönetim Kurulu olarak; bizi kabul edip zaman ayırdığınız için teşekkü ederiz.

Sarıgöl’ün simgesi sultaniye üzümü...

(19)

S

iyasal Bilgiler Fakültesinde öğretim üyesiyim. Ka- mu yönetiminde uzmanlık alanım, doktora tezim ye- rel yönetimlerdi. Doçentlik tezi kalktı ama, son dö- neminde yapılmalı diye düşünmüştük. Devletin değişimi üzerine hazırladığım bir tezdi. Profesörlüğü belli bir kitap yazmasanız da veriyorlar artık zor değil, yine kamu yöne- timi ve siyaset biliminden aldım. Mühendislik kökenli de- ğilim, mühendislerin ve doktorların yönetime olan ilgileri- ni çok yakından bildiğim için kendimi yakın hissediyo- rum.

‘Toplumsal Kırılmalar’ gibi son derece geniş ve önem- li bir başlığımız var. Üç temel konu üzerinde durabiliriz.

Bunlardan bir tanesi bürokrasideki kırılmalar, yönetme sistemindeki kırılmalar. Bir diğeri genel olarak toplumsal yapının değişmesi olabilir, yönetimin değişmesi, toplum- sal yapının değişmesi. Son olarak küreselleşme nedir’e ?, bir kez daha net görüşlerimizi ortaya koyup tartışma aç- malıyız. Küreselleşme bir zorunluluk, bir kaçınılmazlık mıdır? Yoksa küreselleşme bir ideoloji, bir politika mıdır?

Biz Aziz hocanın çalışmalarını da bildiğimiz için şunu söyleyebilirim, küreselleşme kaçınılmazdır diyenlerin yüksek politika yaptıklarını düşünüyoruz. Küreselleşme- nin kaçınılabilir, dayanılabilir bir ideoloji, bir vizyon, bir politika olduğu kanısındayız. Mümkün olduğu kadar bu- nun üzerinde duralım diyoruz.

Bir araştırmadan başlayalım, bürokrasideki kırılmaları görmek için. Yönetimdeki kırılmaların anlamını ortaya çı- karabilmek için zihinsel egzersiz temeli olsun diye. 1962- 1964 yılında Ankara’ya gelen Clement Henry Dot isimli bir Amerikalı araştırma yapıyor. Anket çalışması son dere- ce basit 300 küsür üst düzey yöneticiyi konu alıyor. Ba- kanlıklarda çalışanlar çoğunlukda, bunların eğitimsel, kö- kensel temelleri ne diye bir dizi soru soruyor. Sorduğu so- ru, Türkiye’de devlette üst düzey yöneticilik yapanların baba meslekleri ile büyükbaba meslekleri nedir? Mühen- dislikte de çok karışık değil sanırım ölçme, sosyolojide de biz son derece basit ölçme becerisine sahibiz. Baba veya büyükbaba mesleğini seçerek bir toplumda elit bir yapı olup olmadığı son derece rahat görebilirsiniz. İkinci soru- da bu üst düzey yöneticiler üç büyük kentten mi geliyor yoksa diğer kentlerden mi geliyor. Biliyorsunuz İstanbul, İzmir Ankara bugün hale ağırlıklı yere sahip, bunun dışın- daki kentleri taşra sayıyor. Ve mezuniyet derecesini soru- yor. İlk sorunun sonucuna göre 62-64 yıllarında üst düzey devlet yöneticilerinin yüzde 75’inin baba mesleğinin me- murluk olduğu saptanıyor. Bu çok önemli memurluk bir kasta dönüşmüş demektir. Büyükbaba mesleği itibariyle bu oran çok düşük, normal çünkü Osmanlıda memuriyet

Toplumsal Kırılmalar

1870’lerde kurumlaştığı için az. Memuriyeti de sınıflandır- mış, üst düzey memurlar mı, yoksa sıradan memur mu?

Çıkan sonuç babalar üst düzey memuriyete mensup, yani ailevi bir kast sistemi gibi bir şey var. Bunların yüzde 55’inin üç büyük kentte doğup okuyanlar olduğu ortaya çıkıyor. O zaman nüfus az ama büyük bir yüzölçümüne sa- hip, ama yarısı üç büyük kentten geliyor. Bu demek oluyor ki memleketin çok büyük bir kısmını oluşturan taşradan yüzde 45 gibi bir kesim üst düzey yönetici. Araştırmaların sonucu çok açık. Türkiye’de memurluk yine memurluktan kaynaklanan bir elitin tekelindedir. Üst düzey memurluk- larda işçi, çiftçi, esnaf, tüccar gibi kesimlerin çocukları yoktur, çünkü bunlar yüzde 25 oranında var. Bunun dağılı- mına baktığında işçi çocukların yüzde 1, çiftçi çocukları yüzde 7.5, esnaf çocukları ise yüzde 3.5 olduğunu görü- yor. Buna karşılık nüfusun içinde çok az olmalarına rağ- men tüccar çocukların yüzde 11 düzeyinde üst düzey yö- neticiliklerde olduğunu saptıyor.

Dot’un vardığı sonuç şu, toplumun temel toplumsal sı- nıflarına son derece kapalı bir üst düzey yöneticilik yapısı vardır. Gözlemlerini aktardığı bölümde de şunu söylüyor;

son derece nazik, olgun insanlar. Nezaket öyle dereceler- de ki kendi ülkelerindeki halkın problemlerinden haber- sizler. Ayrıca idarenin alt kademelerinde olup bitenlerden de haberleri yok. Onların bu nezaketleri ve olgunlukları yerine toplumun alt kesimlerinden gelip bu makamlarda görev yapma şansı verilse idari yapı, daha enerjik, daha yaratıcı, halkın sorunlarına daha yakın bir üst düzey yöne- tici yaratabilir. Hantallaşmıştır, tembelleşmiştir, biçimsel usuller temel ihtiyaçların yerine geçmiştir.

1960’lı yıllarda Türkiye’de 27 Mayıs hareketi olmuş, ordu millet elele diye bir yürüyüş var bunun arkasında, çok canlı dönemler diye bilirim ben 60’lı yıllar Türki- ye’nin büyük demokratikleşme hareketi diye aklımızda kalmıştır. Belki 1930’lu yıllar için bunu söylese anlayabi- lirim. Ama bu manzara çürümenin başladığı 50-60 lı yıllar Türkiye’si için geçerliymiş.

Burada bir sorumuz var, bir toplumsal enerjiyi, top- lumsal sürekli hareketi sağlayabilmek için idari bünye çok önemlidir. Bu idari bünye nasıl olmalıdır? 60’lı yıllardaki manzara uygun mu, Dot’un eleştirileri uygun mu? Aris- tokrat denebilecek bir idari bünye var, büyük çiftçi sahip- leri, tüccarlar ve memurların çocuklarından oluşan bir yö- netim. Bu bünye biçimsel nezaket kuralları uğruna mem- leketi unutmuş, yoz, hantaldır, tasviye edilmelidir diyor.

Bunların yerine diğer idari sınıflardan insanlar gelmelidir.

Böylece memlekette idarenin verimliliği de artacaktır. Dot demiyor ama Türkiye’nin idaresi demokratikleşecektir.

İdarenin demokratikleşmesi, verimli hale gelmesini isti- yorsanız, tüm toplumsal sınıflardan beslenmesi uygun di- ye görülür. 1960’larda durum hiç uygun değil.

Prof. Dr. Birgül Ayman GÜLER

(20)

Peki 1990’lı yıllarda bu durum nasıl? Buna ilişkin ola- rak biri Şükrü Özen diğeri Cahit Emre tarafından yapılmış iki araştırma var. Aynı ölçüleri almışlar, ortaya çıkan so- nuçlar oldukça farklı. Türkiye’de üst düzey yöneticiler, si- yasal kadroları, seçilmişleri söylemiyoruz. Müsteşar, ge- nel müdür, müdür yardımcısından söz ediyoruz. Sizce na- sıl bir sonuç çıkıyor?

Bugünü araştıran Özen ve Emre’nin araştırmalarının sonuçları şöyle: Özen’in araştırma sonuçlarına göre, mer- kezi yönetimde memur babanın çocuğu olan üst düzey yö- netici oranını yüzde 50 olarak saptıyor. Ancak bu memur- ların alt kademe öğretmen ve subay çocukları olduğu orta- ya çıkıyor. Yüzde 30 oranında işçi, çiftçi ve esnaf çocukla- rı, yüzde 20 oranında da serbest çalışan eczacı, hekim, avukat, sanayici, tüccar vs. çocukları çıkıyor. Oranlar de- ğişmiş görünüyor. Emre ise mülki idare üzeri araştırma yapıyor yani vali ve kaymakamlar için, oranlar son derece çarpıcı, yüzde 30 memur, yüzde 60 işçi, çiftçi ve esnaf ço- cuğu. 1960’dan 2000’li yıllara kadar geldiğinizde Türkiye idare ve yönetici sınıfı demokratikleşmiştir. Bunu diyebi- lir miyim, ölçüler ortada. Toplumun daha farklı kesimle- rinden beslenmiştir. Emekçi kesimlerin çocukları devlet idaresinde kritik mevkilerde görev almaya başlamışlardır.

Toplum bilimde bizim derdimizdir, üst, orta, alt sınıf diye konuşulur. Onu tercih etmiyorum. Alt sınıf emekçi kesim- dir, alt sınıf o zaman her zaman üst sınıftan değersizdir öy- le mi? Sermaye kesimi yani üst sınıf denilen kesim alt sını- fa göre daha değerlidir? Onun için objektif bakmak için bu alt üst kelimesini kullanmıyorum.

Sonuç bir Türkiye idaresi sınıfsal yapı ve değerler iti- bariyle demokratikleşmiştir. Dot diyordi ki aşağıdan ge- len sınıflardan gelen yönetciler olursa enerjik ve hayata sarılmış bir yönetiminiz olur. İdarede verimlilik artar. 30- 40 yıl sonra dönüyorum idarede verimlilik artmış mıdır?

Öğrenilmiş refleks, edinilmiş refleks olarak hayır diyoruz.

Ölçmeye kalksak durum biraz karışık aslında. Ama tartış- mayacağız bunu. Dot’un ölçülerine baktığımızda 60’dan günümüze toplumun farklı kesimlerinden beslenmesi, emekçi sınıfların çocuklarına açılarak demokratikleşmiş ve farklı sınıf temsilcileri arasındaki bu mücadele idareye belli bir dinamizma kazandırmış olsa gerekir. Yönetimde çok etraflıca konuşulan ve tartışılan bir konu. Bugün ida- renin demokratik bir yapıya sahip olduğunu söyleyebil- mek hiçbir şekilde mümkün değildir. Bu idare 1980 12 Eylül faşizminin üzerine inşa edilen bir idaredir. Ne mut- lu sizlere o günlerin yaşamadınız. Maalesef ben yaşadım daha 18 yaşında hayata taptaze baktığım bir yaşta yaşa- dım. Dilerim ne Türkiye, ne de başka bir ülke yaşasın o tür şartları. 25 yıl geçmesine rağmen üstünden 12 Eylül Ana- yasası’yla bütün sancıları yaşamaya devam ediyor. İdare- nin kendi içinde de halkla ilişkilerinde de davranışın de- mokratik olduğunu söyleyebilmek pek de mümkün değil.

Bu sorunu nasıl çözeceğiz, memleketin emekçi kesimin- den çocuklar en tepesinde en kritik kararları alıyorlar. On- ların tavırlarını nasıl açıklayacağız. İdare bir önceki dö- nemde olduğu kadar anti demokratik olmayı sürdürüyor.

Bu konuyu açık bırakmamak için formülümüze yeni bir

unsur eklememiz gerekecek. 1960’lı yıllarda Türkiye yapı- sı yani valilik, kaymakamlık, bir temel felsefe üzerinde yükseliyordu. Devlet kalkınmanın öncüsüdür. Özel sektör yetersizdir, devlet bütün unsurlara öncülük yaparak toplu- mu harekete geçiren öncüdür. Mali, insan, kaynakları ba- kımından geniş bir imkân alanına sahip yönetim örgütlen- memiz vardı. O yönetim örgütlenmesinin gerçeği olarak toplumu bu kadar derinden etkileyen üretici hangi sınıflar- dan geliyor diye soruluyordu, tüm sınıflardan gelirse de- mokrasi için iyi, belli bir sınıftan geliyorsa kötüdür genel- lemesi yapılıyordu. 12 Eylülden bu yana devletin toplum- daki tutumu değişmiştir. Emekçi sınıfların çocuklarına terk edilen o makamlar daha antidemokratik sonuçlar do- ğurmuştur çünkü bu emekçi çocukların bozukluğundan değil, devletin topluma karşı rolünün değişmesinden gel- miştir.

Devletin konumu ve rolü değişmelidir. Toplumda bu denli ağırlıklı bir role sahip olmamalıdır. Bu kadar büyük olan devlet örgütlenmesi topluma nefes aldırmaz, geri çe- kilmelidir. Özel sektör öncü rol üstlenmelidir. Devletin ro- lü düzenleme ve denetlemedir, ulus devlet bitmiştir. İçeri- de kendi başınıza karar verip yürüyemezsiniz. Küresel merkezler ne istiyorsa ona uygun yerel merkezlerle idare edilmelidir. Bir önceki dönemin kalkınmada öncü diye çı- kan şey kalkınmanın artçısı demektir. Özel sektörün öncü- sü olandan, özel sektörün tabisi olana geçilmiştir. Emekçi kökenli üst düzey yöneticileri içine girdiği anda öyle bir değişim söz konusu oldu ki, sermayenin egemenliğini ka- bul etmek durumunda kalmıştır. Bir üst soyutlama düze- yinde, bir başka kuruluş düzeyinde değişmiştir. Önce devlet özel sermayenin öncüsüydü, şimdi devlet bir bütün olarak sermayenin artçısı durumundadır.

Mühendislik mantığına ne kadar oturuyor, bizde de çok köşelidir herşey. Sosyal bölümler muğlâktır denir, de- ğildir. Hesap unsurudur, değişken unsurudur, değişkenle- rin karşılıklı konum hesabı üzerine yürüttüğümüz bir çalış- ma alanıdır.

Günümüzde devlet, toplumun içersinde özel sektör adı verilen ve kendisine dinamizma, heyecan, muazzam yara- tıcılıklar atfeden sermaye kesiminin hizmetinde olan dev- lettir. Bazılarınız ne yapıyor hoca propagandaya gelmiş di- ye düşünebilir. Bu sol söylem filan değil. Bunu liberal de- mokratlar böyle söylüyorlar. İktisat en gerici kesimdir, onlar böyle söylüyor. Günümüzde devletin tanımı şudur;

düzenleyici, denetleyici, yönetişimci devlet. Kürekleri kı- ran devlet, yani Erdemir, Seydişehir, Et ve Balık kurumu, memleketin okul ve hastanelerini elinden çıkarmış, yani küreklerini kırmış devlet dümene geçmiştir. Zaten dümen- deydi, şimdi sadece dümende. Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu ile Enerji Piyasası Düzenleme ve De- netleme Kurumu ile bir düzine üst kurum ile dümendedir.

Dümene fener rolü yapanlar iki merkezdir Washington ile Brüksel. Biri Amerika, diğeri AB olmak üzere. Günümüz- de küreklerini kırmış, yani fabrikalarını elden çıkarmış bü- yük bir hızla okullarını elden çıkarmaya başlamış. (Okul aile birlikleri okulları elden çıkarış örneğidir. Döner ser- mayeler hastaneleri piyasaya terk örneğidir, kamuda çalı-

Referanslar

Benzer Belgeler

3- Taşınmaz malın sahibine ve lehtara ait veya yetkili temsilcilerinin nüfus cüzdanı veya pasaportu ve temsil belgesi 4- Gerçek kişilerde fotoğraf ,.. 5- Bina

Büyük Ölçekli Harita ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği’ne uygun olarak ayrıntı ölçü ve ölçü krokilerini dosyalayabileceksiniz..  Ayrıntı

Stratejik Amaç Tapu kadastro hizmetlerinin kalitesini artırmak ve iyileştirmek Stratejik Hedef 2014 yılı sonuna kadar merkez ve taşra arşivini iyileştirmek. Performans Göstergesi

a) Devletin sorumluluğu altındaki tapu sicillerinin düzenli bir biçimde tutulmasını, taşınmazlarla ilgili her türlü akitli ve akitsiz tapu işlemleri ile tescil

Tapu Kadastro Modernizasyon Projesi (TKMP) Bu proje, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün kuruluşundan bu yana yürütülen kadastro çalışmaları sonucu

Sorgulama sonucu listelenen kayıtlardan, kadastro verisi ile entegre olanlar, sağda bulunan (+) butonu ile haritada görüntülenir.. Ayrıca listelenen kayıtlar veya

TC HITIT UNIVERSITESI, CEPNI MAHALLESI FEN LISESI CD NO 56, CORUMM.

Kontrol mühendisince, havale yapıldığı gün veya en geç ertesi gün MEGSİS üzerinde başvuruya ilişkin döner sermaye hizmet bedeli hesaplanarak tahsilatı için