Başlığın karartıcılığı için kusura bakmayın, ama gerçekten böyle. Türkiye 'bir seçeneksizlik girdabında. Seçim yılına ayak basmak üzereyiz, ama seçimin sonuçları bu seçim sisteminde şimdiden belli gibi. Ekonomi ve finans dünyası ve bu dünyanın oyuncuları seçimin olası sonuçları üzerinden Türkiye hesaplarını yaptılar bile.
Ekonomik Forum'un İstanbul zirvesinde Merill Lynch, 2007 için önemli bir projeksiyon yaptı. Merill Lynch, seçimlerden sonra yeniden AKP iktidarı öngörüyor. Şimdiki kadar güçlü bir AKP iktidarı olmasa bile uluslararası sermayenin tercihi bu yönde. AKP'nin biraz güçten düşerek ve yanına bir ortak olarak var olan durumu devam ettirmesi üzerinde mutabakata varılmış gibi. Ayrıca yabancılar AKP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok sorun çıkarmayacağını düşünüyorlar. Buna bağlı olarak, "önümüzdeki günler sıkıntılı ama çok büyük dalgalanmaların olmayacağı günler olacak" görüşü hakim. Türkiye 2007 yılında Kıbrıs sorununu çözecek, Kürt sorununda da çok önemli adımlar atacak. İşte bunun için uluslararası sermayeye AKP-DYP koalisyonu gerekli. Giderek yükselen ve geçen hafta ayrıntısıyla nedenlerini ortaya koyduğumuz milliyetçi dalga, AKP'nin tek başına hem Kıbrıs hem de Kürt sorununun üstesinden gelmesine izin vermiyor. Dolayısıyla şimdilerde gözüken AKP-DYP koalisyonunun en güçlü olasılık olduğu. Mehmet Ağar bu öngörüye uygun olarak şimdiden gerekli ısınmaları yapmaya başladı bile. Dört partinin meclise gireceği hesabından yola çıkılarak yapılan projeksiyonlarda, CHP-MHP birlikteliğine aslında bu partilerin kendileri dışında kimse yüz vermiyor. Kıbrıs diretmesine rağmen AB'nin uzlaşan tavrı, Papa'nın "barış"
ziyareti Türkiye'nin hangi oyuncularla nerede duracağını az çok anlatıyor aslında.
BAZI BASİT GERçEKLER
finansın politik küreselleşmesi, yoluna ne-oconlarla devam etmeyecek. Bush ve ekibinin beklenen ara seçim yenilgisi, küresel sermayenin dünyayı Ortadoğu'dan başlayarak silahla yeniden biçimlendirme çabasının sonu oldu. Mart
2006'dan beri süregelen ve kapitalizmin bekası için giderek tehlikeli olmaya başlayan merkez bankaları savaşı da böylece sona erdi. Şimdi, ABD'nin her alanda aşamalı olarak geriye çekileceği yeni bir konsalidasyon dönemine giriyoruz. Bu süreçte AB genişlemesi daha öne çıkacak ve hızlanacak. Almanya'nın dönem başkanlığı çok önemli.
Önümüzdeki altı ay bu açıdan önemli gelişmelere gebe.
ABD; a) Ekonomik olarak b) Siyasi olarak c) Bu ikisinin sonucunda askeri olarak geri çekilecek. ABD ekonomik olarak geri çekilmek zorunda çünkü giderek tüm sistemin geleceği açısından tehlikeli olmaya başladı. Kapitalizm bir genel eşdeğer sorunu yaşamak üzere. Dolar artık küresel değişim aracı olma özelliklerini kaybetmeye başladı. Onun yerini alacak avronun arkasında henüz yerleşik bir siyasi güç yok. Yalnızca bu yüzden bile ABD, ikiz açık veren ve yüksek faizle ayakta duran bir ekonomi seçeneğini hızla terk etmek zorunda. Bunun orta dönemde anlamı, ABD savaş makinesinin de geri çekilmesi demek. Tabi bu ekonomi politikası değişimi siyasi bir değişimi de beraberinde
getirecek; yeni dönemde Demokratlar büyük ihtimalle işbaşında olacak. Böylece Büyük Ortadoğu Projesi gibi
"hızlandırılmış" silahlı piyasa çözümlerinin yerini AB genişlemesinin dinamikleriyle beslenen ABD destekli evrimci piyasa asimilasyonu alacak.
İşte Türkiye tam burada çok önemli bir geçiş noktası. Uluslararası sermaye 2005 ve özellikle ABD'nin geri çekilme belirtileri göstermeye başladığı 2006 yılı ortasından itibaren Türkiye'ye adeta akıyor. Uluslararası doğrudan yatırımlar (net) 2005'de 9 milyar 794 milyon dolar iken bu rakam 2006'nın yalnız Ocak-Eylül ayları arasında 12 milyar 804 milyon dolar olmuş, 2005'in Ocak-Eylül ayları doğrudan yabancı yatırımları ise sadece 3 milyar 860 milyon dolar. Bir yıllık artış yüzde 231.7. Yani Türkiye özellikle finans, hizmetler, bankacılık gibi alanlarda AB sermayesinin yoğun
ilgisine mahzar olmuş.
Bunun iki nedeni var; 1) ABD'nin geri çekileceğinin anlaşılması 2) Türkiye'nin AB müzakerelerine başlaması. Yine 2006 yılı nakit sermaye girişlerinin yüzde 92.2'si AB kaynaklı. 2005 yılında, Ocak-Eylül döneminde AB kaynaklı doğrudan uluslararası sermaye girişleri 2 milyar 898 milyon dolar iken bu rakam 2006'nın aynı döneminde 10 milyar 164 milyon dolar olmuş. Yani 2006'da Türkiye'nin cari açığını AB kaynaklı sermaye girişleri finanse etmiş. Bu gerçek kimsenin elinin tersiyle bir kenara koyacabileceği bir gerçek değil ve bu gerçeği görmeden Papa'nın Sü-leymaniye'de niye dua ettiğini de anlayamazsınız. Bu çerçevede artık Türkiye'nin cari açığı sorun değildir. Peki bu süreç devam edecek mi? Bütün işaretler eğer çok büyük siyasi bir kaza olmazsa bu sürecin devam edeceğini gösteriyor.
KOALİSYON KURULDU
bu senaryoya en uygun seçim sonucu AKP-DYP koalisyonudur. Tayyip Erdoğan'ın abisinin cenazesinde fotoğraf karesi olan bu birliktelik, Ankara kulislerinde "tabut koalisyonu" şeklinde siyasi literatüre geçmiş durumda. Ama Türkiye için bundan kötüsü tabi ki bir CHP-MHP koalisyonudur. İşte bu, tabutun mezara konup üstünün de yedi kat toprakla örtülmesi demek olur ki, bundan sonra Türkiye'nin yeryüzünü görmesi çok zordur. İşin acı tarafı Türkiye'nin mezar ittifakına karşı tek seçeneğinin tabut koalisyonu olması. Bu acı gerçeği herkesin masaya yatırması gerekmiyor mu artık?
DÜNYA: ABD YAVAŞLIYOR, AB VE JAPONYA ÖNDE
Dünya ekonomisindeki değişim ABD ekonomisinden başlıyor. Hem OECD raporunun hem de gelen verilerin ABD ekonomisindeki büyümenin düşeceğini, ancak enflasyon riskinin de devam ettiğini vurgulamasından sonra Japonya'da sanayi üretimindeki beklenmedik artış, uluslararası piyasalarda Japon Yeni'ni avro ve dolar karşısında yükseltirken, 'Japon ekonomisi eski parlak günlerine geri dönüyor mu?' sorusunu gündeme getirdi.
Japonya'da sanayi üretiminin ekimde önceki aya göre beklenmedik şekilde yüzde 1.6 oranında yükselmesi, ülke
ekonomisine ilişkin endişeleri azaltırken, faizlerin yakında yükseltileceği yolundaki görüşleri güçlendirdi. Japonya'nın faizleri yükseltmesi ABD ekonomisini güç durumda bırakacak. Bu durumda FED'in önemli bir yol ayrımına geleceği konuşuluyor. Gelişmeler üzerine avro, dolar karşısında son 20 ayın yeni zirvelerine çıkarken, İngiliz Sterlini de dolar karşısında son iki yılın yeni en yüksek düzeylerini gördü. Sterlin, dolar karşısında 1992 yılında bu seviyelerdeydi.
1992 yılında İngiltere'yi Avrupa Kambiyo Sistemin'den çıkmak zorunda bırakan Pound Krizi'ndeki düzeylerinin hemen altında bulunuyor. Bir çok uzman İngiltere ve ABD'nin izledikleri savaş yanlısı neoliberal politikaların sonuçlarını görmeye başladıkları konusunda hemfikir. Nitekim FED Başkanı Bernanke de geçen gün yaptığı konuşmada büyüme ve enflasyon konusunda dikkatli konuşmayı tercih ederken, ABD ekonomisi için iyi bir tablo çizmedi. ABD ekonomisinin normal bir hızla büyümeye devam edeceğini tahmin eden Ben Bernanke, çekirdek enflasyondaki rahatsızlık verici derecedeki yüksek seyrin yavaşlamasını beklediklerini kaydederken, enflasyon tehdidinin devam ettiğini söyledi. National Italian American Foundation'ın düzenlediği bir toplantıda konuşan
Bernanke, "Gelecek yıl ekonomi normal bir hızla büyümeye devam edecek gibi görünüyor. çekirdek enflasyonun adım adım şu anki seviyelerin altına inmesini bekliyoruz, enflasyonda ise artış riski devam ediyor" dedi. Maaşların ve ücretlerin artışının da enflasyonu tetikleyeceğini bildiren Bernanke, bunun önemli bir tehdit olduğunun altını çizdi.
Büyüme ve enflasyon görünümlerinin belirsizlikler taşıdığına dikkat çeken Fed Başkanı, verilere ve bunların orta vadeli tahminlere etkilerine bakarak müdahale kararı alınıp alınmaması gerektiğine karar verileceğini söyledi.
Konut inşaatlarındaki azalmanın gelecek yılda da devam etmesini beklediklerini anlatan Bernanke, bunun tüketim harcamaları veya işsizliğe de 'bulaştığı' yönünde bir bilginin şimdilik bulunmadığının altını çizdi.
Fed Başkanın sözlerini 'yakın zamanda faiz indirimi olmayacak' şeklinde yorumlayan piyasalarda, ABD Hazine bonoları düşüşe geçerken, hisse senetlerinde de kısmen gevşeme görüldü. Uzmanlar dünya ekonomisinde ABD'deki belirsizliği kaygıyla izlerlerken, doların geleceğindeki belirsizliğin de dünya ekonomisi için önemli bir risk olduğunun altını çiziyorlar. Öte yandan AB'deki büyümenin yeniden ivme kazanması ve özellikle Almanya'dan başlayan
iyileşmenin avro bölgesine yayılması avronun durumunu güçlendiriyor.
BORSA: KÖTÜLÜKLER SATIN ALINDI
MKB, AB şokunu zaten satın almıştı. Dolayısıyla raporun 6 Aralık tarihini beklemeden erken açıklanması pek etki yapmadı. İMKB , haftanın son gününde sıkışık ve temkinli bir seyir izledi. 38000 sınırına kadar düşüş gösteren İMKB 100 Endeksi, günü 28 puan (yüze 0.07) artışla 38197 değerinden tamamladı. İMKB, son gün de yerinde saydı.
Yurtdışı piyasalarına odaklanan endeks, ilk yarıda 38300-38500 bandına sıkışırken, ikinci yarıda satış baskısıyla günün en düşük seviyesi olan 38006'ya kadar geriledi. Hafta içinde AB'den gelen olumsuz haberlere rağmen moralini bozmayan Ulusal Endeks, yukarı yönlü hareketlerinde zorlanıyor. 38500 kritik direnç seviyesini kıramayan Ulusal Endeks, en yüksek 38450'yi gördüğü haftanın son gününde, temkinli seyrini korudu. Avrupa borsalarının yatay seyre girmesi, faiz ve dövizin sabah saatlerine kıyasla yükselişe geçmesi endekste satış baskısı yarattı. İMKB önümüzdeki hafta AB süreci ile ilgili olumlu haberleri bekleyecek, olumsuzlar zaten satın alınmış durumda. Bunun dışında tamamen uluslararası piyasalara bağlı hareket edecek. ABD verileri önemli.
Gündemde öne çıkan başlıkları ABD verileri ve Pazartesi günü açıklanacak olan enflasyon verileri olarak sıralayabiliriz. AB süreci de önemini korumaya devam ediyor.
PARA VE FAİZ: DÖVİZ VE FAİZ KIPIRDADI
Dövizde bütün hafta süren tedirginlik haftanın son gününde de devam etti. Faiz ise yüzde 21.50 bileşiğin üzerine geldi.
Avro-dolar paritesi 1.33'e geldi. Uluslararası piyasalarda parite 1.35 i görebilir. Haftanın son günü bankalararası
piyasadaki dolar kotasyonlarında alışta en düşük fiyat 1.4490 YTL, en yüksek fiyat 1.4510 YTL, satışta en düşük fiyat 1.4540 YTL, en yüksek fiyat 1.4570 YTL seviyesinde gerçekleşti.
Faizler de önümüzdeki hafta 21.50'in altını görmemiz zor.
Cemil ERTEM- [email protected] 04.12.2006