• Sonuç bulunamadı

[Taha Toros hakkında yazı]

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "[Taha Toros hakkında yazı]"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

-rpb

astf*

*■ i

TAHA TOROS • 1912'de Adana'da doğdu. Adana Lisesi'ni (1930) ve İÜ Hukuk Fakültesi'ni (1933) bitir­ di. Bir süre lise edebiyat öğretmenliği yaptı. Adana Sanayi Odası'nda genel sekreterlik, Ticaret Bakanlı­ ğında başmüfettişlik gibi görevlerde bulunduktan sonra 1975'te emekliye ayrıldı. Paris'te kültür tarihi­ mizle ilgili araştırmalarda bulundu; Vatikan arşivle­ rinde Osmanlı Devleti ile Papalık arasındaki ilişkileri inceledi; Polonya'da konferanslar verdi. Şiirle edebi­ yata girdi; daha sonra tarih, sanat, folklor, biyografi alanlarında çalıştı; kültür tarihimizle ilgili zengin bir arşiv oluşturdu. Gazete ve dergilerde yayımlanan çok sayıda yazı dizisi var. Kitap olarak basılmış başlıca yapıtları şunlar: iki Ses Geliyor (şiirler, 1931), Türk Ka­

dın Şairleri (antoloji, 1934), Toroslarda Tahtacı Oymakla­ rı (1938), Köy İktisadiyatı (1938), Şair Ziya Paşanın Ada­ na Valiliği (1940), Dadaloğlu (1940), Türk Hatipleri

(1949), Geçmişte Türkiye-Polonya lljşkileri (1983), Fikret

Mualla (1986), İlk Kadın Ressamlarımız (1988).

geçmişin tadı var...

Abdülaziz’le Âli Paşa'nın kamuoyu üzerine görüşmelerinden Or­ han Kemal'in babası, "İstiklâl Mahkemelerinin mucidi, başkanı ve mahkûmu" Abdülkadir Kemali Beye... "Nolaydı yâr nolaydı / Yâr bâde dolduraydı" şarkısının güfte yazarı Hacı Hayri Beyin bir ra­ mazan günü poker oynarken heyecanlanıp öteki dünyaya gidişin­ den Ümit Yaşar doğduğu gün içilen lohusa şerbetine...

Taha Toros'la söyleşimize son yüz elli yıllık tarihin nice "si- ma"sı, birbirinden ilginç nice olayı giriyor. Adana'da yetişmiş çağ­ daş sanatçılarımıza (Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Dağlarca, Ümit Yaşar) ilişkin renkli anılar giriyor... O anlatırken, sanat ve edebiyat dünyamızın ünlülerine ayırdığı -henüz yayımlanmamış- kitabının adını anıyorum kendi kendime: "Mazi Cenneti''^ Bir de, çok sev­ diği Yahya Kemal'in "Bir hatıra zevki var kederde" dizesini...

(*) 1992'de yayımlandı.

(2)

Tarihle öylesine iç içe ki, kendi anılarından söz etmeye başla­ mışken, çağrışımlarla başka kişilere, başka olaylara geçiveriyor; böylece değişik kişilerin yaşantılarını da kendi yaşantısına katmış, daha zengin bir dünya yaratmış oluyor. "Biyografi"yi başlıca çalış­ ma alanlarından biri olarak seçmiş olduğunu gözönüne alırsak, bu­ nu doğal karşılarız: "Uzun atlama yapacak sporcu," diyor, "geriden koşa koşa gelir, sonra atlar. Biyografi de işte bu koşudur. Onu yap­ mazsanız, iyi atlayamazsınız."

Bizde biyografi türüne gereken önemin verilmediğinden yakı­ nıyor; bu yüzden pek çok yanlışa, yanılgıya düşüldüğünü ve bun­ ların yinelenegeldiğini anlatıyor (Ben, Haldun Taner'in biyografi yazarlığı üzerine görüşünü anımsıyorum: "Çetin bir ceviz").

Yanlışlar... Taha Toros'un ilerde yayımlayacağı bir kitabın ko­ nusu bu. Bir tarihçinin taraf tutmadan, gerçeği araştırıp ortaya koyması gerektiğini belirterek ilginç örnekler veriyor:

"Atatürk, 'Sanalsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir' sözünü güzel sanatlar için değil, zanaatkârlar için söylemiştir. Ayrıntıları, 1939'da basılan Atatürk'ün Adana Seya­

hatleri adlı kitabımda var: 1923'te Adana'ya geldiği zaman Esnaf

Birliği Başkanı, gazeteci Ahmet Remzi Yüregir bir konuşma yap­ mıştı. Kalaycı, kömürcü, duvara, dülger, nalbant, semerci, maran­ goz... Atatürk, bunların huzurunda, bunlara seslenerek dedi ki: 'Bu gibi meslekler eskiden gayrimüslimlere yaptırılırdı. Hatta adını bilmediğim bir padişah, belki de Kanuni Sultan Süleyman, bir Müslümanın, bir Türkün bu mesleklerden birini yaptığını görünce üzülmüş. Böyle bir şey yoktur. Gayrimüslimler çekilip gitmişler­ dir, bunu biz yapacağız. El becerisiyle iş üretenler o işi yapmadık­ ça, bir milletin damarlanndan biri kopmuş demektir.' Bu sözün gü­ zel sanatlarla ilgisi yoktur. Nitekim Ankara'daki esnaf kuruluşları büyük bir site yaptırmış, kapısına bunu yazdırmıştır. Atatürk'ün güzel sanatlarla ilgili başka sözleri var: 'Efendiler, reisicumhur ola­ bilirsiniz, mebus olabilirsiniz, ama sanatkâr olamazsınız' gibi..."

Bir örnek daha: "Cumhurbaşkanı (Kenan Evren) bir süre önce Muş'a gitti, 'Ey Muşlular' dedi, 'ben bu tarafta askerlik yaptım, o zamandan biliyorum. Ne güzel, Muş'un o halk türküsündeki yo­ kuşu kalmamış. 'Bu, Yemen Türküsüdür. 'Burası Muş’tur yolu yo­

kuştur'. Yemen'de kayalık bir dağ vardır, adı Muş'tur. Oraya giden

asker ölüyor. Bunun Muş iliyle ne ilgisi var?"

Tarihçi için en önemli kaynak, hiç kuşkusuz, arşivdir, belgedir. Taha Toros'un evlerine sığmayan, bir bölümünü kiraladığı depoda

(3)

bulundurmak zorunda kaldığı arşivinde neler var? Son halife Ab- dülmecid'in genel sekreteri Hüseyin Nakıp Beyden bağış yoluyla kendisine kalan belgelerle Paris elçisi Salih Münir ve Viyana elçisi Mahmut Nedim Paşalardan, yazar Abdülhak Şinasi Hisar'dan ka­ lan belgeler başta olmak üzere, çeşitli konularda on binlerce dokü­ man... Taha Toros, Paris'te kaldığı süre içerisinde bütün parasını bitpazarında bulduğu, Türkiye'den kaçırılarak götürülmüş harita, resim, kartpostal vb ile birtakım eşyaya yatırıyor ve bunları 17 san­ dık içerisinde Türkiye'ye getiriyor... Anadolu'da dolaşırken, Har- put Süryani Kilisesi'nden alınma, ilk Hıristiyanlık döneminden kalmış vaftiz taşı (beşini Almanlar çalmış, biri Macaristan'daki bir müzede), Alevilerin dinsel törenlerinde kullanılan horoz vb tarihi eşyayı elde edip yok olmaktan ya da kaçırılmaktan kurtarıyor.

Amerikalılar, yüklüce bir para karşılığında arşivini satın al­ mak istiyorlar, (arşivindeki belgelerin bilgisayara yüklenmesi iki buçuk yıl alacak), geri çeviriyor. Bu arşiv, onun "besini". (Ama gençlere bir öğüdü var: "Benim gibi çok dağılmasınlar. Bir iki konu alsınlar, onu geliştirsinler," diyor.) Kırk elli yıldır dostlarıyla birlik­ te gerçekleştirdikleri "kültür sohbetleri" de "besin değerinde"... Bu­ na karşılık, biraz içine dönük yaşamaktan, biraz alıngan oluşundan yakınıyor. Yine de, yurt içinden ve dışından araştırmacıların, bilim adamlarının kendisini aramalarından, bilgisinden ve arşivinden yararlanmalarından hoşnut görünüyor- elinden gelen yardımı hiç­ bir zaman esirgemiyor.

Şimdi 1920'li yıllara, Taha Toros'un çocukluk dönemine kadar gidebiliriz. Babası bilgili, tarihe, gezi kitapları okumaya meraklı bir din adamı. Genişçe bir kitaplığı var. O kitaplık, edebiyat sevgisinin ilk tohumu oluyor. Daha ilkokuldayken, yaz aylarında Toroslara, yaylaya çıktıkça, gelip geçen aşiretlerden türküler derlemeye yöne­ liyor.

Ortaokulda karakalemle ya da çini mürekkebiyle öğretmenle­ rinin, özellikle ulûm-i diniye hocasının karikatürlerini çizmeye başlıyor. Resim öğretmeni bu yeteneğini geliştirmeye çalışırken din dersleri hocası bu eğiliminden dolayı kızıyor. Kızıyor ve baba­ sına şikâyet ediyor. Ama, -bütün derslerden on numara aldığı için- tam numara vermekten geri kalmıyor.

Türkçe öğretmeni, Şahap Rıza Bey: Dârülbedayi'de (sonra İs­ tanbul Şehir Tiyatrosu) diksiyon dersi vermiş, oyunlar yazıp sah­ neye koymuş. İlk Türk filmlerinden birinin, Hüseyin Rahmi'den uyarlanan Miirebbiye'nin gerçekleştirilmesine katkıda bulunmuş,

(4)

hatta kadın kılığına girip "Mürebbiye" rolünü oynamış... Ve bir "ai­ le faciası"na yol açtığı için, geri dönmemek üzere İstanbul'dan ayrı­ lıp Anadolu'da Türçe-edebiyat öğretmenliğine başlamış... işte bu Şahap Rıza Bey, edebiyatı sevdiriyor, Namık Kemal'i, Fikret'i tanı­ tıyor, aruzu öğretiyor...

Taha Toros'un ilk manzumeleri ve çizgileri (resimli bulmaca vb) İstanbul'daki çocuk dergilerinde yayımlanıyor. Lisedeyken, o sırada Maarif Emini olarak Adana'da bulunan edebiyat tarihçisi İs­ mail Habib Sevük, okul müdürü aracılığıyla onu yanına çağırtıp, şiir defterinden seçtiği manzumeleri çıkardığı Maarif Mecmuası' nda yayımlıyor (1927). Latin harflerinin alınmasından sonra adı Mcmle-

ket'e dönüşen bu dergide ve Ankara'da çıkan Hoyaf'ta şiir yayımla­

mayı sürdürüyor; ilk şiir kitabını da lise sıralarındayken bastırıyor

(Toros Demetleri, 1929).

Adana'da folklor derlemeleriyle başlayan araştırmacılık tutku­ su zamanla kültür konularına yöneliyor ve şiiri bırakıyor.

inceleme ve arşiv çalışmalarının kendisini adeta başka bir dünyada yaşattığını, bu yaşında bile tutkuyla çalıştığını söyleyen Taha Toros, mutluluğa ulaşmayı başarmış az sayıda kişilerden biri. Diyor ki: "Geçmişi gelecek nesle aktarmakta bir köprü kurabilmek, şüphesiz, zevkine doyulmayan bir mutluluk."

104

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

On binlerce tarihseverin, adım yıllardanberi saygı ve sevgi ile anageldi- ği Ahmed R efik; her eseri üçer beşer kere basılıp kapışa kapışa alınmış ve

Taşkışla, M açka ve Gümüşsü­ yü binalarının İT Ü ’nün kent içi öğretim merkezleri olduğu ve bu binaların çevresine bilim ve kültüre ağırlık verecek

Sonra sırasıyla Nazım’dan Ahmet Güvenç'in bestelcdiği“Yaşamak”şiirini, Aslıgül Ayaş’ın bestelediği “Seviyorum Seni” şiirini, Aslıgül Ayaş’la

Distorsiyon ürünü otoakusük emisyonların değerlendirilmesinde; ortalama olarak preoperatif olarak hiçbir frekansta emisyon elde edilemezken, postoperaif olarak l kHz dışında

Vakta ki Yenicaminin yapılmasına karar veril­ diği sıralar oradan Balata, Hasköye; daha sonra Ortaköye, Kuzguncuğa; en sonra da Kuledibine, Şişhane

yazdığı makaleler sonraları oğlu mü­ hendis Yusuf Razi tarafından Fran- sızcaya çevrilerek Pariste bastırılmış ve bu kitabın Çek diline yapıla»

kendi İçtimaî düşüncelerini ve düsturla­ rını daha parlak bir belâgatle başka mev­ zularda istediği gibi genişletebilir, belki o zaman onu okuyanlar da ne

Al ümi myu mun yeni den değerl endiril mesi konusu enerji t asarrufu sağl a ması nedeni yl e ekono mi k ol duğu gi bi, bu i şl e mlerde gerekli yatırı mın biri ncil al