KİTAIÎLAR vc SANATLAR
Hamidiye kahramanı
Rauf beyin geciken
basübâdelmevli
«Cumhuriyet'ten bu yana Kurtuluş Savaşı ve Devrimler edebiyatında Mustafa Kemal'in yeri lâyık olduğu kadar yüceltilirken, diğerlerinin yerleri hiç de lâyık olmadık ları kadar küçültülmüştür.»
« RAU F O R B A Y» — Yazan: Feridun Kandemir — Yakın Ta
rihimiz Yayınları, 1965 İST. 208 sayfa, 10 TL.
M U STAFA K E M A L — RAUF OR B AY
«M em leketi başarıya ğöiüren mücadeleye çok kimsenin eli karışmıştır..»
"■JiAMİDlYE Kahramanı, son Osmanlı .Mebusan Meclisinde Heyeti Temsiliye nin delegesi, Birinci Türkiye B, M. Mec lisi İcra Vekilleri Heyeti Reisi, Millî Kurtuluş Savaşını hazırlayan ve yürü tenler arasında önde gelen siyaset ve Devlet adamı, sonraların büyükelçisi Ra uf Orbay, bu kitapta kendini savunuyor. Kitabın özü Rauf Orbay’ın Kurtuluş Savaşı yıllarını ve zaferin hemen sonra sını içine alan hâtıraları. Kitabı yayınlı- yan Feridun Kandemir de Rauf Beyin Kurtuluş Savaşının hazırlanmasında ve yönetiminde Mustafa Kemal’le elele gör düğü hizmetleri anlatıyor; bir çeşit, gör düğü hizmete karşılık Rauf Bey ağır bir haksızlığa uğradı demeye getiriyor.
Bizler için Rauf Bey’in hakkı yendi mi yenmedi mi sorusundan çok, hakkı yendiyse, nasıl ve niçin yendi sorusuna cevap aramak çok daha önemlidir. Bura da da meseleye, «etraf» şöyle yaptı, öte ki iftira etti, beriki kin güttü gibi kişisel bir yön vermemek, yakın tarihimizin bazı özelliklerini gereğiyle anlamamızı kolaylaştıracak bir tutum olur.
Topluca girişilen hareketlerde hemen her zaman olan şey: Hareketi başarıya götüren mücadeleye çok kimsenin eli ka rışmıştır; başarının meyvası, iktidar, birinin elinde kalır. Çok kere bu kimse başarıya ulaşmakta emeği geçenler için de en üstün kabiliyetleri kendinde top layan adamdır. Girişilen hareketin niteli ğini iyi sezmiştir. Hareketin nereden gel diğini nerede durması gerektiğini, nerede kakmayacağını, nereye kadar gidebilece ğini arkadaşlarından iyi bilir. Kişileri ve toplulukları «idare» etmekte, hareketin tutarlı olması, elverişli bir ortama ula şabilmesi için zaman zaman gerekli ta vizleri vermekte, zaman zaman da sert çıkışlar yapmakta ustadır. Herşeyin üs tünde, gerçekçi bir insan ve siyaset an layışına bel bağlamıştır. Hareketi yö nünden saptırmamak için seferber ede ceği kuvvetleri, yararlanacağı kavram ları, kullanacağı sloganları iyi seçer. Ka rarları, varmak istediği noktaya göre isa betli, hükümleri kesindir. Toplumda ha tmi sayılan ve sayılacak çeşitli çıkarlar ve eğilimler onun siyasetinde, giderek, onun iktidarında beliren ortak bir te minat çizgisi üzerinde birleşirler. İktidar bir onun eline kalır ama, öncüler ara sında iktidara en lâyık görüleni de odur. öbürleri, tarihin gelişimi içinde beliren, onun da ötesinde bu iktidar gerçeğini i- yi kavrıyamadıkları için, sonraki tutum ları, tercihleri ve kararlarıyle kendilerini saf dışı kılmmıya mahkûm ederler.
«Mesele sadece mizaç meselesi değildi.»
Cumhuriyetin kurulduğu şualarda ve sonraları Mustafa Kemal’le Rauf Bey ve Kurtuluş Savaşının diğer ön derleri arasında buna benzer bir durum vardı. Daha ilk baştan, Meclis içinde olsun, d işarda olsun, bir Mustafa Ke mal Paşa meselesi kafaları uğraştır maktaydı. Onun yanında, onun emrinde düşmana karşı savaşa atılanlar en üs tün kabiliyetin eline en geniş yetkile ri vermekten çekinmediler, ama düşman
yenildikten sonra Mustafa Kemal Paşa bu yetkileri geri verir mi vermez mi so rusu da akıllarının kenarmdan geçmedi değil. Savaş smasında Meclis içindeki Birinci Grup, İkinci Grup çatışması, Cumhuriyetin ilânından önceki günler de başgösteren buhran, Rauf Beyin çev resinde gelişen Hâkimiyeti Milliye tar tışmaları biraz da bu meselenin, ufak vesilelerle de olsa, su yüzüne çıkan b e lirtileriydi. Kuşkuların zihinlerde yer leşmesinde ve Kandemir’in kitabında da görüldüğü gibi zaman zaman sert çı kışlara sebep olmasında, belki, Mustafa Kemalin mizacının ve bazı hesaplarının payı oldu; fakat mesele tek başına bir mizaç meselesi değildi. Türkiyede İt tihatçılarla birlikte kendini göstermeye başlayan milliyetçi görüşün gerekli kıl dığı siyasal tutumu göze alamıyanlar karşılarında o mizacı buldular.
Kurtuluş Savaşı’nm mantığı, savaş yıllarının getirdikleri ve götürdükleri, zaferden sonra Türkiyenin tutacağı yo lu kendiliğinden çizmişti. Bir bakıma İttihatçıların başlayıp türlü sebeplerle sonuçlandıramadıkları hareket bir so nuca ulaşacaktı. Türkiye’de merkezci bir idare kurulacak, onun öncülüğü ve önderliğiyle İslâm dini ilkelerine daya nan Osmanlı toplumunun yapısı, Batının
milliyetçi ilkelerine dayanan çağdaş bir toplum yapışma dönüştürülecekti. Bu, ancak, sıkı bir rejimle, tepeden inme yöntemlerle (metod) gerçekleşti rilebilirdi. Milliyetçi-merkezci görüşe bel bağlıyanlar, ister Türkiye’nin hızla ilerleyip Batı ülkelerinin medeniyet katına varmasını dileyen ülkücüler ol sunlar, ister çıkarlarını o görüşün ge tireceği müesseselerin teminatında gö renler olsunlar, bunun böyle olmasını istiyordu. Kurtuluş Savaşının toplumda yarattığı kaynaşmalar, Kuvayi Milliye’ den düzenli orduya geçiş sırasında açı lan bazı yaralar, Rus İhtilâlinin ve savaşta Ruslarla işbirliğinin bazı bölge lerde, bazı çevrelerde doğurduğu yan kılar da idarede merkezci eğilime güç katan etkenler (âmiller) arasmdaydı. O - nun için, tarihin o döneminde, o günün şartlan içinde yenibaştan kurulmak ta olan Türk Devletinin ana dâvâsı mil lî egemenlik dâvâsı olamazdı. Önce, millî egemenlik kavramının birgün ge rekli teminatlarıyle işler hâle gelmesini sağlıyacak temel kuruluşlar aşamından (merhale) geçmek gerekiyordu. Mili! Kurtuluş Savaşma atılan ya da katılan çevreler de ülkülerini ve geleceklerini bu görüşe bağlamışlardı. Rauf Bey or taya bir millî egemenlik dâvâsı atmakla yalnız bir mizaca karşı çıkmış olmuyor, aynı zamanda, kendisi bilsin bilmesin, akmtıya kürek çekiyordu.
Merkezci rejimine karşı yine merkezci rejim
Rauf Bey’in siyasi safdilliğine en güzel örnek, Hilâfet konusunda tutu mudur. Rauf Bey, hâtıralarında, Hilâfete yürekten inanmadığını, o sıralarda Tür kiye ile diğer İslâm ülkeleri arasında yararlı bir bağ olabileceğini düşünerek kaldırılmasını vakitsiz bulduğunu, onun
için bu işe girişenlere karşı olduğunu söylüyor. Bunun doğruluğuna inanma mak için bir sebep yok. Yalnız, şu var, Rauf Bey’in ve ona katılan Kâzım Kara- bekir Paşa’nm bu tutumları Mustafa K e mal’in giriştiği işte ne gibi bir taktik yürütmeye niyetli olduğunu hiç mi hiç anlamadıklarını gösterir. Milliyetçi-mer kezci siyasetin başarısı, o zamanki şart lar içinde, ancak, milliyetçi-merkezci görüşe rakip sayılabilecek görüşlerle ge lenekleri temsil eden burumların üze rine yürümekle mümkün olabilirdi. Re jimin merkezci eğilimini kuvvetlendir menin en iyi yolu, merkezci rejime gö nüllerini kapalı tutanların karşısın* yi ne merkezci rejimi çıkarmaktı. Tepeden inme üst yapı devrimleri ancak böy le gerçekleşirdi. Atatürk’ün devrim si yasetinde bu taktik anlayışının her za man büyük payı olmuştur. Onunla bu anlayışı paylaşmıyanların onun yanın da, tabiî, yeri olmıyacaktı.
Rauf Bey’in hâtıraları günümüzde gerçek bir tarih bilincine (şuur) var mak isteyenlerin önemli sayacakları bir soruna (mesele) dokunuyor. Millî Kur tuluş Savaşı başarısında, teker teker kişileri ele alacak olursak, en büyük pa yı olan şüphesiz Atatürk’tü. Rauf Bey de, sık sık, Mustafa Kemal varken mü cadeleye bir başkasının önderlik etme sinin düşünülemiyeceğini, hiç de düşü nülmediğini belirtiyor. Fakat, biliyoruz. Cumhuriyetten bu yana Kurtuluş Sa vaşı ve Devrimler edebiyatmda Musta fa Kemal’in yeri lâyık olduğu kadar yü celtilirken, diğerlerinin yerleri hiç de lâyık olmadıkları kadar küçültülmüş tür. Sıkıntıları, çaresizlikleri, tehlike leri, heyecanı ve fedakârlıkları payla şanların el birliğiyle ulaştıkları başarı
bir ona mâledilmiştir. Cumhuriyet reji mi bu tercihin ardında yer almıştır. U - zun yıllar, daha çok yakın günlere ka dar, başkalarından, başkalarının yaptık larından söz açmak nerdeyse «millî men faatlere aykırı faaliyetten» sayılırdı. Cumhuriyetten bugüne kırk yılı aşk m bir süre geçtiği halde, hâlâ, bir tarihçi çıkıp da bir Rauf Beyin, bir Ali Fuat Paşanın, bir Karabekir Paşanın hayatı nı anlatan dört başı mâmur bir eser yazmadı.
Feridun Kandemir’in kitabını okur ken bu konu özellikle insanın dikkati ni çekiyor. Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’in gördüğü işin önemini belirt mek için başkalarının, meselâ Kâzım Karabekir Paşanın, meselâ Ali Fuat Pa şanın, Rauf Bey’in, hattâ Çerkeş Ethem ve kardeşlerinin gördükleri işi hiç ka tına indirmek neden gerekti? Taptaze Mustafa Kemal gerçeğini sonradan saran biraz kaba kabuk, «Tek Adam» efsane si nerden çıktı? Mustafa Kemal Paşayı Anadolu’ya çeken havayı, orada tutan ortamı hazniıyanlar onlar ve onlar gibi daha nice adı şânı unutulmuşlar, değil miydi? Mütareke yıllarının İstanbul’unda vatanı kurtarmak amacıyle beyhude hü kümet değişiklikleri peşinde koşmaktan çaresiz ve ümitsiz düşen M. Kemal Paşa y ı Ankara'nın Gazi Paşası yapanlar bu gün niçin, sanki Tarihte değillermiş gi bi, kendilerini Tarihe sunup, «Biz de vardık,» demek ihtiyacını duyuyorlar?
Onlar döküldüler, Mustafa Kemal ayakta kaldı, Cumhuriyete başkan O oldu, iktidar onun elinde kaldı demekle bu sorunlar m cevabı verilmiş olur mu? Sanmıyorum!
T ektaş AĞAOĞLU