Sahile 5
Yazan: Celâl Esad A R S E V E N T efrik a No. 13
Rıza Beyin mektebi için yaptığı albümden bir yaprak
Gayet kuvvetli olan Bal Mahmud bey garsonların bi- i rini yere serip öbürüne saldı- ! rıyor, Necati isminde za yıf ; ve çelimsiz bir arkadaş da ye
re yatarak, Mahmuda hücum ! etmek isteyenin ayaklarına i bastonunun kıvrık tarafını ta : karak yere düşürüyor ve | Mahmud da onu bir yumuk- : ta sersem ederek savaş dışı : bırakıyordu. Başı yarılanlar, eli yaralananlar vardı. K an ları gören müşterilerin ekse risi,
— Türkler bizi öldürüyor lar.
Diye bağırarak kapılara koşuyor ve polise haber ver- ;mek için telefonlar işliyordu. ¡Ben Viyanada resmî bir si- fatla bulunduğumdan ismim bu işe karışmaması için halk j la beraber dışarıya fırladım.
O esnada polisler ve etfaiye i kahveyi sardı. Bal Mahmudu yakalayarak götürdüler. Di- j ğerleri savuşmuştu.
Kendilerini dayaktan kur taran bu kahramanı hapis- j ten çıkarmak için bütün ar- ! kadaşlar harekete geçmiş ve I sefarete müracaat ederek ¡Mahmud beyin kabahatli ol- ! madiğini ve buna o adamın sebep olduğunu anlatmışlar- |dı. O zaman Avusturya ile Türkiye arasındaki dostluk münasebetiyle sefaretin te şebbüsü üzerine Mahmud
bey de serbest bırakıldı. B ir gün, biz Atlantis K afe de otururken Bal Mahmud, rakibini yenmiş bir pehlivan gururiyle tebessüm ederek yanımıza geldi. B ir alkıştır koptu. Ismarlanan çayım i- cerken bize şunları anlattı:
Onu hapishanede Viyâna- lıları titreten en azılı bir hay dudun bulunduğu höcreye koymuşlar. H erif Mahmudu kendine hizmet ettirmek is temiş ve biraz hırpalamış. Kollarına güvenen Bal Mah- jmud hemen onu boyunduru- Iğa alarak yere yatırmış ve ' başına vurduğu yumruk la r la sersemletmiş. Mahkû mun feryadlanna koşan ga r d iyan lar onu Mahmudun elin
den zor kurtararak Mahmudu müdüre götürmüşler.
Müdür, bütün Viyâna ka badayılarını ürkütmüş olan bu canavarı yere serin Mah- , muda hayretle bakarak:
— Türklerin kuvvetli ol duklarını bilirdim ama bu herifi dövecek bir Türk bu lunabileceğini tasavvur et mezdim. Sizi zincirden bâşka bir şey zabtedemiyecek, de mesi üzerine Bal Mahmud:
— Ben kahvede o şahsın Türklüğü tahkir emesine da- yanamıyarak kendimi kay bettim ve bir kahve halkının hücumuna uğrayan arkadaş larımı ölümden kurtarmak i- çin müdafaa ettim, yoksa bizi linç edeceklerdi. Asıl bu hâ diseye sebebiyet vereni hap setmeniz lâzımdı. Sonra, be ni niçin bir haydutla ayni höcreye koydunuz. Şayet yine oraya kaparsanız ben o adamı öldürürüm ve bundan da siz mesul olursunuz, de miş. Bunun üzerene hücresini değiştirmişler ve mahkûm olan bir zengin tüccarın bu lunduğu höcreye nakletmiş ler.
Bal Mahmudun bu meşhur kabadayıyı döğdüğünü ga r diyandan öğrenen tüccar onu
görünce sapsarı kesilmiş ve başka bir höcreye naklini is temiş. Muvafakat etmemiş ler.
Tüccar, Mahmudun sempa tisini kazanmak maksadiyle ve biraz da korkudan, ona takdim ettiği sigarayı Mah mudun büyük bir nezaket ve teşekkürlerle almâsı bu yeni arkadaşının korkulacak bir adam olmayıp bir centilmen olduğunu göstermiş ve ah bap olmuşlar. A rtık tüccar, her gün evinden gelen yemek leri ona ikram edermiş. On dan dolayı Mahmud epeyce semirmiş.
İstanbul» dönüş:
Gazinin îzm iri işgaline ka dar Viyanada hâdiselerle do lu bir hayat geçirdik. îstan- bula dönmek için henüz pa ram kâfi değildi. îstanbul- dan da artık para gelmek ü- mıdi kalmamıştı. Fakat mem leket hasreti artık dayanıl maz bir elem halini almıştı. Burada bir iş bulup yaşamak da imkânsızdı. N e yapıp ya pıp îstanbula dönmeliydim.
Seyahat için lâzımgelen pa rayı nasıl tedarik ettiğim de uzun bir hikâyedir. Bununla okuyucularımı daha fazla meşgul etmek istemem. Uzat mayalım, Tuna tarikiyle Is- tanbula geldim. Bu kadar u- zun bir zaman sonra Boğaz- içini geçerken duyduğum he yecanı anlatmak için Yahya Kemal kudretinde bir şair ol mam lâzımdır.
tıralardan biri de Sultan Ah- medde Am elî H ayat M ekte bindeki resim hocalığımdır. îlk çocukların yanma otu rup resimlerini tashih eder ken, karşımdaki siyah tahtalı muallim kürsüsünde, Rüşdi- yedeki resim hocam Halil be yin hayalini görür gibi ol muştum. Zaman ne kadar çabuk geçmişti. O vakit el lerimde ne yapacağını bilme yen kurşun kalem şimdi ne kadar usta olmuştu, ister dim ki Halil bey sağolsun da bana tutmasını öğrettiği bu kalemin şimdi neler yaptı ğını görsün ve iftih ar etsin. Kim bilir bu çocuklar arasın da benim için de bir gün böyle düşünenler olacak mı?
Onlar arasmda da henüz doğmamışların resimlerini tashih edecek hocalar çıkma yacak mı?
Sanayi-i N efise Mektebi ve Güzel Sonatlar Akademisi: B ir müddet sonra Ankara- da M aarif Vekili bulunan Hamdullah Suphi beyin beni Sanayi-i N efise Mektebine mimarî tarihi muallimi ola rak tâyin etmesi üzerine, vaktiyle ayrılmaktan büyük elem duyduğum mektebime kavuşmuştum.
Mektep Cağaloğlunda eski den Hukuk Mektebi olan bi nada idi. Müze yanındaki bi nasından atıldığı gündenberi oradan oraya sürünen bir gö çebe olmuştu. Dahilî taksima tı da müsait değildi.
O vakit müdür olan res sam Nazmi Ziyanın teşebbü süyle Fındıklıda eski Sul tan sarayı ve bilâhare Mec- lis-i Mebusan olan binaya
geçildi ve yeni bir teşkilât yapılarak mektebe Güzel Sa natlar Akademisi ismi veril di. Ressam Namık Ismail A - kademiye müdür oldu.
Ressam Nazmi Ziya: Ben artık muhitimi bul muştum. H er dersten sonra arkadaşlara ayn ayn tahsis edilen atelyeleri dolaşır, on larla resim hakkında müna kaşalara girişirdik. Benim en çok ziyaret • ettiğim atelye Nazmi Ziya merhumun atel- yesi idi. Orada onunla beraber saatlerce resim yapardık.
Impressionist tarzda mem leketin en ileri ressamların dan olan merhum Nazmi Ziya hakkında birkaç söz söyle meden geçemiyeceğim.
Nazm i Ziya resimlerini en sevdiğim bir ressamdı. İlk dersi Ressam A li Riza bey den almış ve Perişte Corot’ - nun atelyesinde çalışarak res min bütün gavamızını anla mış ve onun sonuna erişilmez bir umman olduğunu idrak etmişti. O, artık tabiattaki eşyanın şekil ve renginden zi yade güneş ve ışığın her ân değişen cilvelerini kavraya bilmek ve onu tesbit ederek ebedileştirmek istiyordu.
Cezanın dediği gibi, o da tabiatın en büyük hoca oldu ğuna kani idi. Bu sebeple hep tabiattan çalışır, fakat o manzarayı kendi ruhunun a- desesinden geçirerek ona, her kesin göremediği esrarı gös terirdi.
benimkine O da genç liğinde Sanayi-i N efiseye g ir mek ve resim öğrenmek için babasının mümanaatlarına mâruz kalmıştı. H attâ Sana yi-i N efise mektebinde imp- ressyonizme doğru gittiğini gören hocası Valeri onunla epeyce istihza etmiş ve onu bu yoldan çevirmeğe çalış mıştı.
Bu engeller onun en kud retli bir impressionist olma sına mâni olamadı. Onunla çok anlaşıyor ve ekseriya birlikte çalışıyorduk. Onun beğendiği ressamlardan biri de Çallı İbrahimdi. O da ara sıra Nazm i Ziyanın atelyesi- ne geliyor ve oradaki resim lerden birinin karşısında du rup:
— Voullahi, bu resim çok güzel, amma şu sarılar fazla, ağaçlar çok koyu, sema daha ışıklı olmalıydı, diye tenkide başlıyor ve yeni bir müna kaşa kapısı açıyordu.
Mebus oluncaya kadar ha yatımın en tatlı günleri bu sanatkâr arkadaşlar ve bu sanat muhiti içinde geçti.
Mebusluk beni bu âlemden ayırdı; fakat ben resimden ayrılmadım.
Uzun zamanlar çalışmala rım sonunda yaptığım yüzler ce yağlıboya ve suluboya re simlerime şimdi bakınca bir şey öğrendim ki o da: kendi ni üstad oldum sanan bir res samın sanat yolunun niha- yetsizliğini anlamak için dur madan yürümesi lâzımgel- diğidir. M eğer bir ressam, resmi henüz daha iyi bilme diğini bilmek için onu çok iyi bilmesi gerekmiş.
S O N
İlli resini hocalığım:
Asla unutam ayacağım da?1 '<fc
Resim hayatı fok benziyordu.
Taha Toros Arşivi