• Sonuç bulunamadı

Yetmiş sene evvel İstanbul

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Yetmiş sene evvel İstanbul"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

30 İkincikânun 1936

Yetmiş sene evvel

İSTANBUL

Mevlevilerde çok kıvrak, san’atlarmı tam yapan bir

dansörden başka bir şahsiyet göremedim!

Mevlevi dervişleri dönerken

îstanbulun müslüman sekenesini gör - mek için en münasib zamanda bulunuyo­ ruz: Geçen asırda kıyafet daha yekne - sakmış, ve gelecek asırda da muhakkak ki gene yeknesak bir şekil alacak. Şimdi bir değişme buhranı içinde bulunduğundan ötürüdür ki, kıyafet, harikulade bir ne - newü gösteriyor. Halkın büyük bir küt­ lesi, inkılâbcılann ileri hareketile ihtiyar Türklerin mukavemeti arasında çalka - nıyor.

Eski Türkiye ile yeni Türkiye müca­ delesi, kıyafette aydın olarak görünüyor. İhtiyar Türk hâlâ sarıklı, kaftanlı ve an’aneye uygun olarak sarı çedik pa - puçludur. Uyanık Türk, çenesine kadar düğmeli siyah ve uzun pardesü (istan - bulin) ve pantolon giyer; başında sade­ ce bir fes vardır. Bunların arasında da daha gençleri, cür’etkâr delikanlılar, ka­ palı ve uzun istanbulinleri atmış, göğsü açık redingot giymektedirler, ayakların­ da açık renk pantolonlar, boyunlarında zarif kıravatları ve ellerinde bastonları vardır; ve yaka deliklerine de bir çiçek iliştirilmiştir.

Kaftanlı Türkle pantolonlu Türk ara­ sında bir uçurum vardır. Sarıklı hâlâ sırat köprüsüne inanır, beş vakit aptestini alır, ibadetini yapar ve evine akşam ezanile beraber girer. Pantolonlu Türk peygam­ bere gülümser, fotoğrafını çıkartır, fran- sızca konuşur ve gecesini tiyatroda geçi­ rir. Bu ikisinin arasında da çekin - genler bulunmaktadır, ki bazıları elân sa­ rık sarar, ama küçüktür, fes giydiği za - man birdenbire göze batmasın diye. B a­ zıları hâlâ kaftanlıdır, fakat ne göze ba­ tan renkler, ne kuşak ve ne de çedik pa- puç kalmıştır; buna mukabil başlarında fes bulunur; yavaş yavaş, son kalan şey­ leri de atacaklardır.

Yalnız kadınlar eski yaşmak ve ferace­ yi muhafaza etmektedirler. Fakat bu yaş­ mak artık pek şeffaftır; feracenin altında da ekseriya Parisin en son moda resim - lerine göre dikilmiş bir fistan bulunur.

Her yıl binlerce kaftan düşüyor; ve bacaklara binlerce pantolon çekiliyor; hergün bir ihtiyar Türk ölüyor ve bir münevver Türk doğuyor; dua kitabını gazete, çubuğu sigara, arabayı kupa, darbukayı piyano, Emsile ile Binâyı fransızca gramer, ahşab evi kârgir ev is- tihlâf etmektedir.

Herşey karışıyor, herşey değişiyor, belki bir asırdan az bir zaman içinde, ihtiyar Türkiyenin bakayasını aramak i- çin Anadolunun en uzak vilâyetlerinin en ıssız köşelerine gitmek lâzım gelecektir.

Önümden geçen şu dervişler de bu son günlerin simalarındandır: Bunlar Mev­ levi dervişleridir ki Beyoğlu caddesinde çok meşhur bir tekkeleri var. Hiç şüphe­ siz ki Mevlevileri biribiri arkasından de­ veran meydanına girerken görmek çok cazibdir: Devetüyü bir cübbeye sarın - mışlar, baş iğilmiş, kollar kavuşturulup saklanmış, barbar, tatlı ve yeknesak bir musiki kendilerine refakat etmektedir; öyle bir musiki ki, Üsküdar mezarlıkla

-rınm selvilerinde inliyen rüzgâra benzi - yor, gözleri açıkken insana rüyalar gör­ dürüyor. Bir defa çevreyi döndükten son­ ra mihrabın önünde ağır ve muhteşem bir hareketle karşılıklı ikişer ikişer iğilir - ler; sonra, sırtlarından, canlı bir hare­ ketle cübbelerini yere atıp bembeyaz u- zun entarilerile (tennurelerile), kolları a- çık, baş bir cebze ile yana iğilmiş, dön - meye başlamaları çok güzel bir sahnedir.

Mevleviler, sanki görünmiyen bir elle arkalarından itiliyormuş gibi meydana a- tılırlar; beyaz, hafif, fırıl fırıl, tennure şişik ve dalgalı, gözler yarı kapanmış müsavi mesafelerle dönmeğe başlarlar.

Birçok seyyahların görüp tasvir ettik­ lerinin hilâfına, ben bu Mevlevi derviş­ lerde harikulâde kıvrak, yorulmaz, san­ atlarını tam bir soğukkanlılıkla yapan

bir dansörden başka bir şahsiyet göreme­ dim. Hatta onların yüzünde istihfaf edici tebessümler bile gördüm. Bir gene derviş gördüm ki, karşısındaki tribünden bir Ingiliz kadınının yiyecek gibi bakan na - zarlarından hiç te çekinmiş, hırçınlaşmışa benzemiyordu; ve içlerinden bir çoklarını öyle cürmü meşhud üzerinde yakaladım ki, iğilip arkadaşlarının 'elini öpecek yer­ de gizlice ısırıyor, beriki de onun elini cimdikliyerek mukabele ediyordu.

En ziyade gözüme çarpan, her yaş ve simada olan bu adamların, bizim birçok salon dansörlerimizi kıskandıracak poz ve hareketlerindeki zarafet ve letafetti: Bu, pek tabiî ki şark ırklarının, vücudün hususî bir yapılışına borçlu oldukları bir imtiyazdı.

Bir başka gün tekkenin bir höceresine girmiştim. Orada deverana hazırlanan bir derviş gördüm. Bu uzun boylu, narin, tüysüz bir delikanlı idi. Kız gibiydi. Bir aynanın karşısında beyaz tennuresinin be­ lini kuşakla sıkıyordu; bize doğru döndü ve gülümsedi. Elleri, ince vüçudünün et­ rafında dolaşıyor, acele acele fakat tatlı bir eda ile, bir artist gözile elbisesinin her tarafını düzeltiyordu; tıpkı tuvaletine son çekidüzeni veren bir kadın gibi; ve arka­ sından o uzun eteklerde, hakikaten, bir balo için giyinmiş ve aynada kendisini seyreden bir güzel gene kıza benziyordu. Desdemonanm Othelloya dediği gibi: «Hakikaten garib şeyler!..»

REŞAD EKREM KOÇU

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Second-order band-pass filter obtained by cascading a low-pass filter and a high-pass filter is also presented as an application example of the proposed first-order

Bir toplumun bütün değerleri dilinde barınır. O dili anlamanın yolu ise söz varlığını incelemekten geçer. Zira toplumların bütün birikimleri dilinde var

Benny Lee 及外交部北美司薦任科員 Miss Irene Wang

Bu sergi Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.

Koçak (2013) tarafından 211 branş öğretmeni ile yapılan ortaokul yönetici- lerinin sosyal iletişim becerilerinin öğretmen motivasyonuna etkisinin araştırıldığı

Toplum böyle bir anlayış açısından ortaya konur, örneğin savaş yılla­ rının güç ekonomik koşulla­ rının yol açtığı ekmek kıtlı­ ğını konu edinen

Hor şeyi kolay kolay beğen- ıniyen, yahut evvelâ beğenir görünüp de hatır için "fikir değiştiren Haindi Tanpmar, tabii güzel hanımların gru- punda;

C, B’nin “biz bu say›lar› bulamayaca¤›z” cümlesinden sonra flu flekilde düflünür: “ B ikimizin de say›lar› bulamayaca¤›ndan emin oldu¤una göre say›lar›n ikisi de