BİYOLOJİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ BİYOTEKNOLOJİ UYGULAMALARINA YÖNELİK TUTUMLARI İLE
BİLİMSEL EPİSTEMOLOJİK İNANÇLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
EMİNE ÇAMUR
YÜKSEK LİSANS TEZİ
BİYOLOJİ ÖĞRETMENLİĞİ ANABİLİM DALI
GAZİ ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
TELİF HAKKI VE TEZ FOTOKOPİ İZİN FORMU
Bu tezin tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek koşuluyla tezin teslim tarihinden itibaren tezden fotokopi çekilebilir.
YAZARIN
Adı : Emine Soyadı : ÇAMUR
Bölümü : Eğitim Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Öğretmenliği Ana Bilim Dalı İmza :
Teslim tarihi :
TEZİN
Türkçe Adı : Biyoloji Öğretmen Adaylarının Biyoteknoloji Uygulamalarına Yönelik Tutumları ile Bilimsel Epistemolojik İnançları Arasındaki İlişki
İngilizce Adı : The Relationship of Pre-Service Biology Teachers’ Attitudes Towards Biotechnology Practices and Their Scientific Epistemologıcal Beliefs
ETİK İLKELERE UYGUNLUK BEYANI
Tez yazma sürecinde bilimsel ve etik ilkelere uyduğumu, yararlandığım tüm kaynakları kaynak gösterme ilkelerine uygun olarak kaynakçada belirttiğimi ve bu bölümler dışındaki tüm ifadelerin şahsıma ait olduğunu beyan ederim.
Yazar Adı Soyadı : Emine ÇAMUR
Jüri onay sayfası
Emine ÇAMUR tarafından hazırlanan Biyoloji Öğretmen Adaylarının Biyoteknoloji Uygulamalarına Yönelik Tutumları ile Bilimsel Epistemolojik İnançları Arasındaki İlişki” adlı tez çalışması aşağıdaki jüri tarafından oy birliği / oy çokluğu ile Gazi Üniversitesi Biyloji Eğitimi Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans tezi olarak kabul edilmiştir.
Danışman: Doç. Dr. Hikmet KATIRCIOĞLU ……….. Biyoloji Eğitimi Ana Bilim Dalı, Gazi Üniversitesi
Başkan: Yrd. Doç. Dr. Miraç YILMAZ ……….. Biyoloji Eğitimi Ana Bilim Dalı, Hacettepe Üniversitesi
Üye: Doç. Dr. Beril AKIN ………. Çevre Bilimleri Anabilim Dalı, Gazi Üniversitesi
Tez Savunma Tarihi: 26 / 02 / 2016
Bu tezin Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans tezi olması için şartları yerine getirdiğini onaylıyorum.
Unvan Ad Soyad
Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü
TEŞEKKÜR
Çalışmalarımda beni destekleyen ve yol gösteren danışmanım Doç. Dr. Hikmet KATIRCIOĞLU’na ve bana anlayış gösteren aileme teşekkür ederim.
BİYOLOJİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ BİYOTEKNOLOJİ
UYGULAMALARINA YÖNELİK TUTUMLARI İLE
BİLİMSEL EPİSTEMOLOJİK İNANÇLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
(Yüksek Lisans Tezi)
Emine ÇAMUR
GAZİ ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
Şubat 2016
ÖZ
Bu çalışmada, 2. sınıftan 5. sınıfa kadar biyoloji öğretmenliği bölümü öğrencilerinin biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumları, bilimsel epistemolojik inanç düzeyleri ve bunların arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya; Gazi Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği Bölümünde 2014 yılında; 2, 3, 4 ve 5. sınıfta öğrenim gören 113 öğrenci dahil edilmiştir. Öğretmen adaylarının; bilimsel epistemolojik inançlarını ölçmek için Pomeroy (1993) tarafından geliştirilen, Deryakulu ve Bıkmaz (2003) tarafından Türkçe'ye uyarlanıp düzenlenen “Bilimsel Epistemolojik İnançlar Ölçeği” ve biyoteknolojiye yönelik tutumlarını belirlemek üzere Dawson ve Schibeci (2003) tarafından geliştirilen, ve Sürmeli ve Şahin (2010) tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Biyoteknoloji Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS 15.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçek güvenirlikleri yönünden yüksek bir iç tutarlılık elde edilmiştir. Biyoloji öğretmen adaylarının; cinsiyetlerine, yaşlarına, mezun oldukları lise türüne göre biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumları ve bilimsel epistemolojik inançları arasında anlamlı bir fark olup olmadığını incelemek üzere bağımsız örneklemler için t testi, sınıf seviyelerine göre anlamlı bir fark olup olmadığı tek yönlü varyans analizi (ANOVA), biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumları ile bilimsel epistemolojik inançları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı konusu korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular incelendiğinde, biyoloji öğretmen adaylarının biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumlarının yüksek olduğu
bulunmuştur. Bilimsel epistemolojik inançlar yönünden; “geleneksel bilim anlayışları” ve “geleneksel olmayan bilim” anlayışları da yüksek bulunmuştur. Biyoloji öğretmen adaylarının “biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumları” ile hem “geleneksel” hem de “geleneksel olmayan” bilimsel inanışları arasında pozitif yönlü çok düşük düzeyde anlamlı olmayan bir ilişki tespit edilmiştir.
Bilim Kodu : 6.005
Anahtar Kelimeler : Biyoteknoloji, biyoteknolojiye yönelik tutumlar, bilimsel epistemolojik inanışlar
Sayfa Adedi : 65
THE RELATIONSHIP OF PRE-SERVICE BIOLOGY TEACHERS’
ATTITUDES TOWARDS BIOTECHNOLOGY PRACTICES AND
THEIR SCIENTIFIC EPISTEMOLOGICAL BELIEFS
(M.S Thesis)
Emine ÇAMUR
GAZI UNIVERSITY
GRADUATE SCHOOL OF EDUCATIONAL SCIENCES
February 2016
ABSTRACT
In this study it is aimed to search the pre-service biology teachers’ attitudes towards biotechnology, scientific epistemological belief levels and the relationship of them. 113 students of Gazi University Biology Teaching Department whose classes are 2’nd to 5’th, are included in the research. To measure pre-service teachers’ epistemolocigal beliefs, Pomeroy (1993)’s “Scientific Epistemological Belief Scale” is used. “The Biotechnology Attitude Scale” which is devised by Dawson and Schibeci (2003) is used for measuring attitudes towards biotechnology. This scale is adapted to Turkish and tested by Sürmeli and Şahin (2010). The data acquired by scales is analysed by SPSS 15 software. The reliability of “Scientific Epistemological Belief Scale” and “The Attitude Scale Towards Biotechnology Practices” are found high. “Attitudes towards biotechnology practices” and “epistemological beliefs” are also searched according to their relationships of gender, age, clasroom level and the background education properties by “t test” and ANOVA analysis. The relation of “attitudes towards biotechnology practices” and “epistemological beliefs” is measured by correlation coefficent. Pre-service biology teachers’ attitudes towards biotechnology practices is found high. Moreover, their “traditional scientific epistemological beliefs” and “non-traditional scientific epistemological beliefs” are also found high. As a result very low non significant relationship is found between pre-service
biology teachers’“Attitudes towards biotechnology practices” and “scientific epistemological beliefs”.
Science Code : 6.005
Key Words : Biotechnology, attitudes towards biotechnology, scientific epistemological beliefs
Page Number : 65
İÇİNDEKİLER
Sayfa
TELİF HAKKI VE TEZ FOTOKOPİ İZİN FORMU………. i
ETİK İLKELERE UYGUNLUK BEYANI ………. ii
JÜRİ ONAY SAYFASI……….. iii
TEŞEKKÜR……….... iv
ÖZ………... v
ABSTRACT……….. vi
İÇİNDEKİLER VE EKLER LİSTESİ.……… vii
TABLOLAR LİSTESİ ……… viii
1. BÖLÜM GİRİŞ ……….. 1 1.1. Problem Durumu……….. 1 1.2. Araştırmanın Amacı………. 5 1.3. Araştırmanın Önemi……… 6 1.4. Varsayımlar……….………... 7 1.5. Sınırlılıklar…..……….. 8 1.6. Tanımlar……… 8
2. BÖLÜM KAVRAMLAR VE LİTERATÜR TARAMASI.……… 10
2.1 Bilimsel Epistemolojik İnanışlar……….. 10
2.2 Biyoteknoloji Uygulamalarına Yönelik Tutumlar...……… 12
2.3 İlgili Araştırmalar………... 14
3. BÖLÜM YÖNTEM……… 25
3.1. Araştırmanın Modeli……… 25
3.2. Evren ve Örneklem………. 25
3.3. Verilerin Toplanması……… 26
3.3.1 Bilimsel Epistemolojik İnanç ölçeği……….. 27
3.3.2 Biyoteknoloji Tutum Ölçeği……….. 28
4. BÖLÜM BULGULAR VE YORUM…….………... 30
4.1. Araştırmada Kullanılan Ölçeklerin Güvenirlikleri……….. 30 4.2. Araştırmaya Katılan Biyoloji Öğretmen Adaylarının Cinsiyet, Yaş, Sınıf Düzeyi, Mezun Oldukları Lise Türüne İlişkin Yüzde Frekans
Dağılımları……… 31
4.3. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin
Tutum Düzeyleri……….. 31
4.3.1 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Cinsiyetlerine Göre;
Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin Tutumları Farklılaşmakta
mıdır?... 32 4.3.2 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Yaşlarına Göre;
Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin Tutumları Farklılaşmakta
mıdır?... 32 4.3.3 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Sınıf Seviyelerine Göre;
Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin Tutumları Farklılaşmakta
mıdır?... 33 4.3.4 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Mezun Oldukları Lise
Türüne Göre; Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin Tutumları
Farklılaşmakta mıdır?... 34 4.4. Biyoloji Öğretmen Adaylarının “Geleneksel Bilim” ve “Geleneksel
Olmayan Bilim” Anlayış Düzeyleri……… 35
4.4.1 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Cinsiyetlerine Göre;
Bilimsel Epistemolojik İnançları Farklılaşmakta mıdır?... 36 4.4.2 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Yaşlarına Göre; Bilimsel
Epistemolojik İnançları Farklılaşmakta mıdır?... 37 4.4.3 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Sınıf Seviyelerine Göre;
Bilimsel Epistemolojik İnançları Farklılaşmakta mıdır?... 38 4.4.4 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Mezun Oldukları Lise
Türüne Göre; Bilimsel Epistemolojik İnançları Farklılaşmakta
mıdır?... 39 4.5. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin
Tutumları ile Bilimsel Epistemolojik İnançları Arasında Anlamlı Bir
5. BÖLÜM SONUÇ VE ÖNERİLER……… 42
5.1 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin
Tutum düzeyleri……….. 42
5.1.1. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Cinsiyetlerine Göre
Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin Tutumları………. 43 5.1.2. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Yaşlarına Göre
Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin Tutumları………... 43 5.1.3. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Sınıf Seviyelerine Göre
Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin tutumları……….. 44 5.1.4. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Mezun Oldukları Lise
Türüne Göre Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin Tutumları………. 45 5.2 Biyoloji Öğretmen Adaylarının “Geleneksel Bilim” ve “Geleneksel
Olmayan Bilim” Anlayış Düzeyleri……….. 45
5.2.1. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Cinsiyetlerine Göre Bilimsel
Epistemolojik İnançları……….. 46
5.2.2 Biyoloji Öğretmen Adaylarının Yaşlarına Göre Bilimsel
Epistemolojik İnançları………. 47
5.2.3. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Sınıf Seviyelerine Göre
Bilimsel Epistemolojik inançları……… 47
5.2.4. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Mezun Oldukları Lise
Türüne Göre Bilimsel Epistemolojik İnançları……… 48 5.3. Biyoloji Öğretmen Adaylarının Biyoteknoloji Uygulamalarına İlişkin
Tutumları ile Bilimsel Epistemolojik İnançları Arasında Anlamlı Bir
İlişki Var mıdır?... 48
5.4. Öneriler……….. 49
5.4.1. Biyoteknoloji Uygulamalarına Yönelik Tutumlara İlişkin
Öneriler……….. 49
5.4.2. Bilimsel Epistemolojik İnançlara İlişkin Öneriler……….. 50 5.4.3. Biyoteknolojiye Yönelik Tutumlar ile Bilimsel Epistemolojik İnançlar Arasındaki İlişkiye İlişkin Öneriler……….. 51
EKLER……… 59
Ek 1 Pomeroy (1993) tarafından geliştirilen, Deryakulu ve Bıkmaz (2003) tarafından Türkçe’ye uyarlananan “Bilimsel Epistemolojik
İnançlar Ölçeği”……… 60
Ek 2 Bilimsel Epistemolojik İnançlar Ölçeği”ni Türkçe’ye uyarlayan
Prof. Dr. Deniz DERYAKULU’ndan alınan izin………. 62 Ek 3 “Bilimsel Epistemolojik İnançlar Ölçeği”nin geleneksel olmayan
bilim anlayışını yansıtan 8 maddesi……….. 63
Ek 4 Dawson ve Schibeci (2003) tarafından geliştirilen, Sürmeli (2010) tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Biyoteknoloji Tutum Ölçeği”……….. 64 Ek 5 Biyoteknoloji Tutum Ölçeği”ni Türkçe’ye uyarlayan
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 1 Araştırmaya Katılan Öğrencilerin; Cinsiyet, Yaş, Sınıf Seviyesi ve Lise Türü Değişkenlerine Göre Dağılımı………. 26
Tablo 2 Araştırmada kullanılan ölçeklerin güvenirlikleri Cronbach Alpha
katsayıları……….. 30
Tablo 3 Biyoloji öğretmen adaylarının biyoteknoloji uygulamalarına yönelik
tutumlarına ilişkin ölçek puan ortalamaları……….. 31
Tablo 4 Biyoloji öğretmen adaylarının cinsiyetlerine göre biyoteknoloji
uygulamalarına ilişkin tutumları………... 32
Tablo 5 Biyoloji öğretmen adaylarının yaşlarına göre biyoteknoloji
uygulamalarına ilişkin tutumları……….. 33
Tablo 6 Biyoloji öğretmen adaylarının sınıf seviyelerine göre biyoteknoloji
uygulamalarına ilişkin tutumları……….. 34
Tablo 7 Biyoloji öğretmen adaylarının mezun oldukları lise türüne göre
biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumları……… 35
Tablo 8 Biyoloji öğretmen adaylarının “geleneksel bilim” ve “geleneksel
olmayan bilim” anlayışlarına ilişkin ölçek puan ortalamaları………….. 35
Tablo 9 Biyoloji öğretmen adaylarının cinsiyetlerine göre bilimsel
epistemolojik inançları………. 36
Tablo 10 Biyoloji öğretmen adaylarının yaşlarına göre bilimsel epistemolojik
inançları………. 37
Tablo 11 Biyoloji öğretmen adaylarının sınıf seviyelerine göre bilimsel
epistemolojik inançları………. 38
Tablo 12 Biyoloji öğretmen adaylarının mezun oldukları lise türüne göre
bilimsel epistemolojik inançları……….. 39 Tablo 13 Öğretmen adaylarının biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumları ile
BÖLÜM 1
GİRİŞ
Bu bölümde; ilgili literatür özetlenmiş, epistemoloji ve biyoteknoloji kavramlarına, araştırmanın amacına, araştırmanın önemine, varsayımlara, sınırlılıklara ilişkin bilgilere yer verilmiştir.
1.1. Problem Durumu
Organizma ve hücrelerin kullanımıyla sorun çözmeyi ve ürün elde etmeyi sağlayan modern biyoteknoloji, içinde yaşamakta olduğumuz zaman dilimi açısından baş döndürücü bir hızla ilerlemektedir (James, 2012). Bu teknolojinin uygulama alanları tarım, sanayi, tıp, başta olmak üzere pek çok alanı kapsamaktadır (Erbaş, 2008).
Campbell ve Reece (2005)’e göre biyoteknoloji, yaşadığımız yüzyılın en önemli bilimsel devrimi olma yolunda ilerlemektedir. İnsanlar yüzlerce yıldır mikroorganizmaları, bitkileri ve hayvanları kullanmıştır. Fakat biyoteknolojinin gelişimi, yaşam düzeyimizi yükseltmek için organizmaların genetiğini yeni yöntemlerle değiştirmeye ve bunları ya da bunların ürünlerini kullanmamıza olanak tanımıştır. Şarap ve peynir yapımında mikropların kullanımı ve çiftlik hayvanlarının üretimi gibi yüzlerce yıl öncesinin uygulamaları biyoteknolojiye örnektir. Mutasyon ve genetik rekombinasyon gibi doğal genetik olayların her zaman bu olaylarda katkısı olmuştur. Fakat DNA’nın in vitro manipülasyonuna dayalı olan biyoteknoloji, daha önceki uygulamalardan farklıdır. Modern biyoteknoloji, belirli genleri değiştirmeye ve onları bakteri, bitki ve hayvan gibi birbirinden oldukça farklı canlılara aktarmaya imkan sağlar. Bununla birlikte, biyoteknoloji, hastalıkların tanısı ve tedavisinde tıbbi yönden sayısız katkı sağlamaktadır. Biyoteknoloji çalışmalarının en önemli yararı, genetik hastalıklardan sorumlu gen mutasyonlarının belirlenmesi ve bu şekilde tanı, tedavi ve bu koşulların önlenmesine giden yollara götürecek muhtemel bulguları sağlamasıdır (Aktaran Turan ve Koç, 2012).
Smith (2004) ve Kiziroğlu (2004)’e göre biyoteknoloji ve uygulamalarının temelleri çok eski çağlara dayanmaktadır. 6000 yıl öncesinde Sümerler ve Babilliler tarafından alkollü içeçeklerin yapımında biyoteknolojik yöntemler kullanılmıştır. 4000 yıl önce Mısırlılar hamur mayasını kullanarak ekmek yapmış, klasik biyoteknolojinin babası olarak kabul edilen Pasteur, 1857 ve 1876 yılları arasında mayalanma olayında mikroorganizmaların görev aldığını bulmuştur. 1897 yılında Buchner parçalanmış maya hücrelerinin alkolik mayalanmaya sebep olduğunu keşfetmiş, ancak mayalanmanın sebebinin maya hücresi değil içinde bulunan bir enzim olduğu sonraki araştırmalarda ortaya çıkmıştır. Mayalanma olayının anlaşılması biyoteknolojik anlamda ilk bilimsel açıklama olmuştur. Ancak, modern biyoteknolojik uygulamalar, 1953 yılında James Watson ve Fransis Crick adlı araştırmacıların DNA’nın çift sarmal yapısını bulması ile başlamıştır. Bu keşif 20. yüzyılın en önemli bilimsel buluşlarından biri olmuştur.
Modern biyoteknoloji endüstrisi, biyoteknolojik araçlar kullanarak çeşitli ürünler elde eden bazı firmalar aracılığıyla yürütülmektedir. Bu alanda araştırma - geliştirme faaliyetlerini yürüten çok uluslu büyük şirketler bulunmaktadır. 1980’lerde mütevazi bir şekilde başlayan biyoteknoloji endüstrisi, bugün Amerika Birleşik Devletlerinde yaklaşık iki yüz bin çalışan ve kırk milyar doları aşan bütçe ile dev bir sektör haline gelmiştir (James, 2012).
Basın yayın organlarında sürekli yer alması ve bazı toplumsal örgütler tarafından protesto edilmesi, biyoteknolojinin kamuoyu gündeminde önemli yer tutmasını sağlamaktadır. Toplumda biyoteknoloji konusunda soysal ve ahlaki yönden tutumlar farklı olduğu gibi farklı biyoteknoloji uygulamalarına yönelen dikkat ve eleştiriler de farklılık göstermektedir. Örneğin; tıp alanındaki uygulamalara yönelik tutumlar olumlu iken; gıda, tarım, çevre ve genetik modifikasyona yönelik risk algısının yüksek olduğu görülmektedir. Biyoteknoloji konusunda sahip olunan bilgi ya da bilimsel okuryazarlık bu alandaki tutumları önemli ölçüde etkilemektedir (Pardo, Midden ve Miller 2002).
Dawson ve Schibeci (2003), Gunter ve arkadaşları (1998), Lock ve Miles (1993), Masarani ve Moreira (2005) tarafından yapılan biyoteknoloji ile ilgili çalışmaların; genel olarak biyoteknoloji çalışmalarının riskleri, faydaları, kabul edilebilirliği gibi konular üzerine insanların tutum, görüş ve bilgilerinin değerlendirilmesi üzerine yoğunlaştığı ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber, yapılan bu çalışmalarda farklı ülkelerde farklı örneklem gruplarının yer almasıyla toplumun farklı kesimleri ve farklı yaş gruplarındaki bireylerin
tutumları ve görüşleri üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur (Aktaran Sürmeli ve Şahin, 2009).
“Bilgi nedir, Nasıl oluşturulur? “ gibi sorularla ilgilenen felsefe dalı epistemolojidir. Öğrencilerin bilimsel bilgiye ilişkin görüşlerinin ne olduğu merak konusudur. Bu da bilimsel epistemolojik inançlar olarak ifade edilmektedir. Bilimsel epistemolojik inançlar, bilimin ve bilimsel bilginin ne olduğu, nasıl üretildiği ve nasıl paylaşıldığı gibi konularda bireylerin felsefi anlayışlarını yansıtmaktadır (Acat, Tüken ve Karadağ, 2010).
Bazı araştırmacılar, inançları bilgi olarak değerlendirirken, bazıları da bilginin bir tür inanç olduğunu savunmaktadırlar. Bireylerin sahip oldukları bilgi yapılarını, yeni bilgiler, kanıtlama veya değişik mantık yürütme yöntemlerini kullanarak değiştirebilmek mümkün iken, inançları bu biçimde değiştirmek neredeyse imkansızdır. Bireylerin düşünce ve davranışları üzerinde inançlarının sahip olduğu bu güçlü ve belirleyici etki, eğitimcilerin inançları, öğrenme ve öğretim süreçleri açısından dikkate almalarını gerektirmiştir. Eğitim alanındaki çeşitli kuramlar farklı türdeki inançları ön plana çıkarmış ve eğitim araştırmalarının konusu haline gelmiştir. Örneğin, yapılandırmacı kuram temel ilgisini bilgi ve öğrenmeyle ilgili inançların yani bilimsel epistemolojik inançların üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bilimsel epistemolojik inançların hangi temel boyutlardan oluştuğunun belirlenmesine öncülük eden çalışmalar bireylerin epistemolojik gelişimlerini inceleyen çalışmalar olmuştur (Deryakulu, 2004).
Hofer (2004), kişisel epistemolojiyi, “bilme”nin nasıl oluştuğu, bilginin ne olduğu, nasıl yapılandırıldığı ve değerlendirildiği konularında bireylerin inanışını araştıran bir alan olarak tanımlamaktadır. Hofer (2001)’e göre bu alanda iki farklı yaklaşım üzerinde araştırmalar yoğunlaşmıştır. İlk yaklaşım, “bilgi ve bilme konularındaki inanışların” bir dizi gelişimsel basamak boyunca ilerlediğini iddia etmektedir. Öncülüğünü Schommer (1990)’in yaptığı ikinci yaklaşım ise epistemolojik inanışların kalem, kağıt ve diğer bir ifadeyle anket ile tespit edilebileceğini öne sürmektedir.
Bromme (2005)’e göre bilimsel epistemolojik inançlara ilişkin araştırmaların çoğu köken itibariyle, Perry (1970)’nin üniversite öğrencilerinin zihinsel ve ahlaki gelişimi üzerine olan ve yeni fikirler ortaya çıkaran çalışmasına dayanmaktadır. Bu alandaki araştırmalar, 1960’lı yıllardan 1990’lı yıllara kadar tek boyutlu olarak gelişme göstermiş, 1990’larda Schommer’in (bireysel epistemolojinin çok boyutlu ve bilgiye ilişkin inançların tek bir boyut içinde olmayacak kadar karmaşık bir yapıda olduğunu savunan) çalışmalarıyla çok boyutlu nitelik kazanmıştır (Aktaran M. K. Demir, 2012).
Kişisel epistemoloji, bireylerin “öğrenmeye ilişkin düşünce ve inançları” , “öğrenme çabaları ve biçimleri”, değişime direnme tutumları, problem çözme becerileri, tercihleri, karar verme süreçleri üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir (Erol ve Ercan, 2015).
Schommer (1990), bireylerin bilginin doğası ve bilginin kazanımına ilişkin inançlarını bilimsel epistemolojik inançlar olarak adlandırmaktadır. Kişisel epitemoloji beş boyutlu inançlar sistemini (bilginin örgütlenmesi, bilginin kesinliği, bilgi kazanımının kontrolü ve bilgi kazanımının hızı) ifade etmektedir. Schommer (1990); inanç eğilimi gelişmiş kişilerin, bilgili ve deneyimli olduğunu, bilginin gelişmekte olduğuna, bir kısım bilginin keşfedileceğine ve çok azının ise değişmez olduğuna inandıklarını ve okuduklarına eleştirel yaklaştıklarını ifade etmektedir. İnanç eğilimi gelişmemiş kişilerin; saf ve tecrübesiz olduklarını, bunların; bilginin büyük bir kısmının kesin olduğuna, bir kısım bilginin henüz keşfedileceğine ve bilginin sadece çok az bir kısmının değiştiğine inandıklarını belirtmektedir. Bu kişiler, okuduklarına eleştirel yaklaşmazlar, etkilenmeye ve kandırılmaya daha açıktırlar (Aktaran Apay, 2011).
Bilimsel epistemolojik inançların oluşumunu ve gelişimini etkileyen etmenler; zihinsel gelişim, yaş, aile yapısı, eğitim düzeyi ve içinde yaşanılan kültür olarak sınıflanabilir. Henüz güçlü biçimde kanıtlanmamış olmasına karşın, cinsiyetin ve öğrenim görülen alanın da bilimsel epistemolojik inançların biçimlenmesinde etkisi olduğu ifade edilebilir (Deryakulu, 2004).
Bireyin nasıl öğrendiği ve öğrettiğine yönelik olarak kendi kişisel yorumları, onun epistemolojik anlayışına dayanmaktadır. Bireyin epistemolojik anlayışı, onun gerçekliğe, gerçekliğe dayalı olarak bilginin ne olduğuna, bu bilginin nasıl öğrenildiğine, öğretildiğine ve üretildiğine yönelik bakış açısını belirler (Tezci ve Uysal, 2004).
Zeichner ve Tabachnick (1981)’e göre öğretmenlerin; geçmiş öğrencilik dönemlerinde edindiği inanışlar, uzun yıllar gizli kalmakta ve öğretmenlik mesleğine başlamaları ile birlikte ortaya çıkmaktadır.
Hasweh (1996), gelişmiş epistemolojik inanca sahip fen ve teknoloji öğretmenlerinin; sınıf içerisinde öğretim stratejilerini daha etkili kullandığını, öğrencilerin görüşlerine önem verdiğini, öğrencilerin cevaplarını hatalı olarak değerlendirmediklerini ve bu tür ifadeleri açıklamaya çalıştıklarını ifade etmiştir. Gelişmemiş epistemolojik inanışlara sahip öğretmenlerin; öğrencilerin fikirlerine önem vermediği, aksine verilen cevapları “yanlış”
ve “yetersiz” gibi ifadeler vermekle yetindiklerini ve doğru yanıtları açıklamadıklarını vurgulamıştır.
Bilimsel bilgi ya da diğer bir deyişle bilimsel epistemoloji, bilimdeki bilginin nasıl geliştiğini, doğruluğunun nasıl kanıtlandığını, bilgiye ulaştıran verilerin kalitesinin nasıl değerlendirildiğini ve teorik modellerin açıkladıkları olaylarla nasıl ilişkilendirildiklerini inceler. Bilimsel bilgi “ne biliriz?”, “nasıl biliriz?”, “bilgimize nasıl inanırız?” sorularıyla ilgilenmektedir. Felsefi açıdan ise bilimsel bilgi, bilgi kuramı (epistemoloji) içerisinde bilginin doğasını, kaynağını, doğruluk değerini, sınırlarını ele alan tartışma olarak karşımıza çıkmaktadır (Çoban ve Ergin, 2008).
Biyoloji öğretmen adaylarının; biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumları ile bilimsel epistemolojik inanç düzeyleri arasında ilişki var mıdır?
Literatüre bakıldığında; sıradan bireylerin, lise öğrencilerinin ya da üniversite öğrencilerinin biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumları ve epistemolojik inanışları konusunda çalışmalar yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Yenice ve Özden (2013), 8. sınıf öğrencilerinin bilimsel epistemolojik inançları; Köse ve Dinç (2012), fen ve teknoloji öğretmen adaylarının biyoloji öz-yeterlilik algılarıyla epistemolojik inançları; Turan ve Koç (2012), fen bilgisi öğretmen adaylarının biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumları; Bilen ve Özel (2011), üstün yetenekli öğrencilerin genetiği değiştirilmiş ürünler ile biyoteknolojiye yönelik bilgi düzeyleri ve tutumları; Chabalengula, Mumba ve Chitiyo (2011), Amerikan ilköğretim öğretmeni adaylarının biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumları; Sürmeli ve Şahin (2010), üniversite öğrencilerinin biyoteknoloji çalışmalarına olan tutumları üzerine çalışma yapmışlardır. Ancak; biyoloji öğretmen adaylarının biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumları üzerinde bilimsel epistemolojik inanışlarının etkisini inceleyen bir çalışma tespit edilememiştir.
1.2. Araştırmanın Amacı
Bu çalışmada, 2. sınıftan 5. sınıfa kadar biyoloji öğretmenliği bölümü öğrencilerinin; biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumları, bilimsel epistemolojik inanç düzeyleri ve bunların arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu genel amaca ulaşmak için aşağıdaki sorulara cevap aranacaktır:
1. Biyoloji öğretmen adaylarının biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumları ne düzeydedir?
a. Biyoloji öğretmen adaylarının cinsiyetlerine göre biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumları farklılaşmakta mıdır?
b. Biyoloji öğretmen adaylarının yaşlarına göre biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumları farklılaşmakta mıdır?
c. Biyoloji öğretmen adaylarının sınıf seviyelerine göre biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumları farklılaşmakta mıdır?
d. Biyoloji öğretmen adaylarının mezun oldukları lise türüne göre biyoteknoloji uygulamalarına ilişkin tutumları farklılaşmakta mıdır?
2. Biyoloji öğretmen adaylarının bilimsel epistemolojik inançları ne düzeydedir?
a. Biyoloji öğretmen adaylarının cinsiyetlerine göre bilimsel epistomolojik inançları farklılaşmakta mıdır?
b. Biyoloji öğretmen adaylarının yaşlarına göre bilimsel epistemolojik inançları farklılaşmakta mıdır?
c. Biyoloji öğretmen adaylarının sınıf seviyelerine göre bilimsel epistemolojik inançları farklılaşmakta mıdır?
d. Biyoloji öğretmen adaylarının mezun oldukları lise türüne göre bilimsel epistemolojik inançları farklılaşmakta mıdır?
3. Biyoloji öğretmen adaylarının biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumları ile bilimsel epistemolojik inanç düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki var mıdır?
1.3. Araştırmanın Önemi
Fen bilimlerinin ve özellikle biyoteknolojinin toplumsal boyutta anlaşılabilirliğinin artırılması ile mantıkla ya da bilimsel gerçeklerle bağdaşmayan görüşlerin yaygınlaşması engellenecektir. Bu nedenle, son yıllarda toplumun ve özellikle bu alanda eğitim alan öğrencilerin, biyoteknoloji konusundaki bilgi düzeyi ve biyoetik yaklaşımlarını açığa çıkarmaya yönelik araştırmalar önem kazanmıştır (Yüce, 2011).
Bir ülkenin ilerlemesi eğitim süreciyle yakından ilgilidir. Bu sürecin esas sorumlusu öğretmendir. Öğretmenler, öğrencileri sadece akademik ve mesleki olarak yönlendirmekle kalmaz, onlara dünya görüşü ve kişilik kazanma konusunda örnek olur. Öğretmenler;
hedeflenen amaçları öğrencilere kazandırmanın yanında kendi öğretme yöntemleri ve bakış açıları ile öğrencilerin tutum oluşturmalarına katkı sağlar (Kılıç, 2004).
Öğretmen inanışları; yeni yaklaşımlarla ilgili teknik ve etkinliklerin kabullenilmesinde, uygulanmasında öğretmen gelişiminin önemli bir parçası olarak rol oynamaktadır (Donaghue, 2003).
Jones (1993), öğretmenlerin kişilik ve inançlarının, öğrencilerin kişilik ve bakış açıları üzerinde etkili olduğunu ifade etmektedir (Aktaran Önen, 2011).
Bilimsel epistemolojik inançlar öğrenme-öğretme sürecini etkileyen önemli bilişsel unsurlardan birisidir. Araştırma bulguları bilimsel epistemolojik inançların öğrencilerin öğrenmesinin önemli bir öğesi olduğunu göstermektedir (Hofer, 2001).
Bernardo (2008); Brownlee, Tickle ve Nailon (2004)’e göre bir öğretmenin sahip olduğu epistemolojik inancın öğrencilerinin sahip oldukları epistemolojik inancın yönünün belirlenmesinde oldukça etkili bir değişken olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Araştırmalar da öğretmenlerin sahip oldukları bilimsel epistemolojik inançlar ile öğretim yöntemleri ve sınıf yönetimleri arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır (Aktaran Demir, 2012).
Yapılan literatür taramasında; ilköğretim, lise, yükseköğretim düzeyindeki öğrencilerin, öğretmenlerin biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlarının ve bilimsel epistemolojik inanç düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesine yönelik bir çok araştırmanın bulunduğu ancak; biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlar ile bilimsel epistemolojik inançlar arasındaki ilişkiyi konu edinen bir araştırma bulunmadığı tespit edilmiştir.
Bu araştırmadan elde edilen bulgu, sonuç ve önerilerin bir boşluğu dolduracağı ve benzer konularda yeni yapılacak araştırmalara yol gösterici olacağı öngörülmektedir.
1.4. Varsayımlar
1. Araştırmaya katılan öğretmen adaylarının ilgili özellik bakımından tüm evreni yansıttığı varsayılmaktadır.
2. Araştırmaya katılan öğretmen adaylarının ölçme aracındaki maddeleri samimi ve tarafsız bir biçimde cevapladıkları varsayılmaktadır.
1.5. Sınırlılıklar
1. Araştırma verileri, Ankara ilinde Gazi Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği bölümünde öğrenim gören biyoloji öğretmeni adayı öğrencilerinden (2. sınıftan 5. sınıfa kadar) gönüllülük esasına göre elde edilmiştir.
2. Öğrencilerin biyoteknolojiye yönelik tutumları, Dawson ve Schibeci (2003) tarafından geliştirilen, Sürmeli ve Şahin (2010) tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Biyoteknoloji Tutum Ölçeği”nin ölçtüğü özellikler ile sınırlıdır.
3. Öğrencilerin bilimsel epistemolojik inanışları, Pomeroy (1993) tarafından geliştirilen, Deryakulu ve Bıkmaz (2003) tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Bilimsel Epistemolojik İnançlar Ölçeği”nin ölçtüğü özellikler ile sınırlıdır.
1.6. Tanımlar
Epistemoloji (Epistemology): Epistemoloji, “bilme”nin nasıl oluştuğu, bilginin ne olduğu, nasıl yapılandırıldığı ve değerlendirildiği konularında bireylerin inanışını araştıran bir alandır (Hofer, 2004).
Bilimsel Epistemolojik İnançlar (Scientific Epistemological Beliefs): Bilimin ve bilimsel bilginin ne olduğu, nasıl üretildiği ve nasıl paylaşıldığı gibi konularda bireylerin felsefi anlayışlarını yansıtan inançlardır (Acat, Tüken ve Karadağ, 2010).
Biyoteknoloji (Biotechnology): Biyoteknoloji; canlı organizmaların ya da onların ürünlerinin insan yaşamını ve çevresini olumlu yönde değiştirecek biçimde kullanılmasını sağlayan teknolojilerin toplamıdır (Özcengiz, 2002).
Biyoteknoloji Uygulamaları (Biotechnology Applications): Tıp, tarım ve hayvancılık, gıda, çevre ve endüstri uygulama alanlarında yürütülen biyoteknolojik çalışmalardır (Kolankaya, 2000).
Geleneksel Bilim Anlayışı (Traditional Views of Science): Bilim insanlarının öznel bakış açılarının etkilerinin dışarıda tutulmaya çalışıldığı, doğaya ait nesnel gerçekleri ortaya koymaya çalışan, gözlemlere ve kontrollü deneylere dayanan, başkalarınca da tekrar edilebilir pozitivist bilim anlayışı. (Deryakulu ve Bıkmaz, 2003).
Geleneksel Olmayan Bilim Anlayışı (Nontraditional Views of Science): Bilim insanlarının bireysel inanç ve bakış açılarının, sezgilerinin, yaşadıkları kültürden edindikleri etkilerin
bilimsel araştırma sürecindeki önemini ve gerekliliğini vurgulayan yeni bilim anlayışı. Bu yeni bilim anlayışı “yapılandırmacı” (constructivist) ya da “postmodern” bilim anlayışı olarak ta adlandırılabilmektedir. (Deryakulu ve Bıkmaz, 2003).
Tutum (Attitude): Bireyin kendisine ya da çevresindeki herhangi bir nesneye toplumsal konuya, olaya karşı deneyim, bilgi, duygu ve güdülerine dayanarak örgütlediği zihinsel, duygusal ve davranışsal bir tepki ön eğilimidir (İnceoğlu, 2010).
BÖLÜM 2
KAVRAMLAR ve LİTERATÜR TARAMASI
Bu bölümde, araştırma problemi bağlamında bilimsel epistemolojik inançlar ve biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlar ile ilgili araştırmalara yer verilmiştir.
2.1 Bilimsel Epistemolojik İnanışlar
Bilimsel epistemolojik inançlar; bilimin ne olduğu, özellikleri, yöntemleri ve bilimin nasıl öğretilmesi gerektiğine ilişkin inanışları kapsamakta, bilimin ve geçerli – güvenilir bilimsel bilginin ne olduğu, nasıl üretildiği, nasıl paylaşıldığı gibi konularda bireylerin felsefi inanışlarını yansıtmaktadır (Deryakulu ve Bıkmaz, 2003).
Epistemolojik inanışlar; - edinilebilir,
- sözel olarak öğrenilebilir ya da kişisel deneyim ile kazanılabilir, - kalıcı oldukları durumlarda farklı davranışları etkileyebilir, - sonraki süreçte olumlu ya da olumsuz yönde doğrulanabilir,
- insanlar tarafından sözel olarak dile getirilseler bile, benimsenmemiş olabilir, - epistemolojik geleneklerin içinde gizlenmişlerdir,
- ne kadar erken elde edilirse, değiştirmek o kadar zordur,
- epistemolojistlerin tanımladıkları “bilgi”yi edinme sürecinde, deneyim sonrası bilgiye dönüşebilen geçici bir durumdur,
- Epistemolojik inanışlar; görevleri tanımlamada, görevlere ilişkin planlama ve karar verme gibi bilişsel süreçleri belirlemede; diğer bir ifade ile bilgi ve bilimsel bilgiyi organize ederek davranışları tanımlamada işlevseldir (Pajares,1992).
Bir öğretmene bir konu hakkında “ne düşünüyorsun?” ya da “ neye inanıyorsun? ” soruları sorulduğunda, alınan cevaplar o öğretmenin; sahip olduğu inanıştan bilgiye uzanan süreçlerini keşfetmemize olanak sağlar. Öğretmenlerin sahip olduğu farklı inanış sistemleri bulunmaktadır. Ayrıca öğretmenler aynı anda birden fazla inanç sistemine de sahip olabilmektedir. Öğretmenlerin inanışlarının, onların ”öğrenme, öğretme, bilim ve fen eğitimi” alanlarındaki görüşleri ile ilişkili olduğu hakkında güçlü kanıtlar bulunmaktadır. Bilimsel inanışlar bilimin doğasına ilişkin derslerden değil, bilimsel bilginin doğası ile ilgili “gizli müfredat” (aile, toplum, arkadaşlar vb.) tarafından şekillendirilmektedir (Pomeroy,1993).
Pomeroy (1993)’e göre bilimsel bilginin gözlem ve kontrollü deney ile elde edilebileceğini savunan Bacon’un mantık-deneyci görüşü diğer modern (gelenekçi olmayan) görüşlerle çatışmaktadır. Diğer bir gerilim ise; bilimi oluşturan bilime has özel süreçler ile bilimin kamuoyu algısı arasında yaşanmaktadır. Gelenekçi olmayan görüşler deney ve gözlemi tanımakla birlikte batı düşüncesine uymayan rüya, sezgi, ilham vb. bazı bilimsel süreçleri de kabul etmektedir. Geleneksel olmayan görüşü benimseyenler, bilimin Bacon’un görüşü üzerine inşa edildiği tezinin yanlış olduğunu iddia etmektedir.
Pomeroy (1993), bilimsel epistemolojik inanışları genel olarak “geleneksel” ve “geleneksel olmayan” olarak iki grupta toplamaktadır. Buna göre;
Geleneksel bilimsel epistemolojik görüş; deney, gözlem ve doğanın kontrol edilmesi konularına odaklanmaktadır. Deney ve gözlem ile elde edilen bilgi; değişmez ve kesindir. Bu görüşe sahip olanlar, yeni durumları açıklamak için var olan ve kabul görmüş teorileri kullanma eğilimindedirler. Yenilikçi bilim çalışanlarına göre çalışmalarında pozitivist ve geleneksel metotları tercih ederler. Çalışmalarının haklılığını iş arkadaşları ve çevrelerine açıklamak üzere oldukça çaba harcarlar. Bu görüşteki öğretmenler ise; derste geleneksel yöntem ve ders kitaplarına daha çok bağlıdırlar.
Geleneksel olmayan görüşü benimseyenler, pozitivist ve Bacon’a ait düşüncelere karşı çıkmakta, geleneksel olmayan bilimsel felsefi düşünceleri desteklemektedirler. Bilgi; bilim insanlarınca oluşturulduğundan, insanlara ait yanılgıları içerebilir ve değişebilir. Bilimsel bilgi kesin değildir. Bilimsel bilgi bütün ve “mutlak” değildir. Yeni deliller veya aynı verilerin farklı yorumuyla bilimsel bilgi değişebilir. Bu bilim anlayışı, bazı araştırmacılar tarafından “Yapılandırmacı” bazen de postmodern anlayış olarak ta adlandırılmaktadır. Bu görüşün baskın olduğu öğretmenler; öğrencilerin ders kitaplarındaki içerik ve metotlar
dışındaki bazı yöntemler ile de öğrenebileceğini düşünmektedirler. Bu öğretmenlerin “yapılandırmacı” görüşe yönelik duyarlılıkları daha fazladır. (Pomeroy, 1993)
2.2 Biyoteknoloji Uygulamalarına Yönelik Tutumlar
Biyoteknoloji; tarihsel gelişiminde uygulamalara bağlı olarak üç aşamaya ayrılmaktadır: 1. Geleneksel Biyoteknoloji: Çeşitli fermantasyon teknikleri ve uygulamaları yer almaktadır. Ekmek, şarap, yoğurt yapımı vb.
2. Klasik Biyoteknoloji: Mikrobiyal kökenli çeşitli enzimler, antibiyotikler, aminoasitler, proteinler, maya özütleri, pigmentler üretimi ve saflaştırılması vb. uygulamaları içermektedir.
3. Modern/Moleküler Biyoteknoloji: Biyoinformatik, tanı/sağıtım, biyoproses, biyokatalizleme, klonlama, transgenik uygulamalar veya genetik modifiye ürün çalışmaları, biyolojik /yapay organ veya organellerin üretimi, tanı kitleri ve aşı üretimleri vb. uygulamaları içermektedir.
Günümüzde biyoteknolojinin etkin olduğu dört temel sektörel alan bulunmaktadır. Bunlar;
1. Tıp alanındaki biyoteknolojik uygulamalar, 2. Tarımsal alandaki biyoteknolojik uygulamalar, 3. Çevresel alandaki biyoteknolojik uygulamalar
4. Endüstriyel alandaki biyoteknolojik uygulamalar (Topal, 2007).
İnsanlar biyoteknolojik gelişmelerden hem etkilenmekte hem de kaygı duymaktadırlar. 1980’lerden beri biyoteknolojinin riskleri ile ilgili yapılan tartışmalarda; çevresel, sosyo-ekonomik ve etik kaygılar öne çıkmaktadır. Buradaki risk ifadesi sadece somut zararları değil, aynı zamanda sosyal normları bozan, doğa ve toplum üzerinde kötü uygulamaları da ifade etmektedir (Levidow, 1997).
İnsanların, biyoteknoloji çalışmaları konusunda istenmeyen sonuçlar veya öngörülemeyen maliyetler ile ilgili olarak kaygıları kabul edilebilir olmakla birlikte, teknolojiyle ilgili hissettikleri derin korku, faydacılığa dayanan bir korku değildir. Daha çok, biyoteknolojinin sonuçta insanlığımızı, yani insanlık tarihindeki bilinen pek çok değişime karşın korunan kim olduğumuz ve nereye gittiğimizle ilgili duygularımızın her zaman temelini oluşturan esası yitirmemize yol açacağı korkusudur (Sürmeli 2008).
Arda (2004)’e göre biyoteknoloji konusunda insanlarda farklı tutumların oluşmasına yol açan ve çelişki yaratabilecek konular şunlardır:
- İnsan klonlama, tıbbi sorunlar, gen sahipliği sorunu, etik problemler,
- Gen patenti ile ilgili sorunlar, modifiye edilmiş organizmalarla ilgili güvenlik ve etik problemler,
- Doku mühendisliği için ek kaynağı insan embriyosu olan kök hücre çalışmaları ile ilgili problemler,
- Genetik profilin gizliliği ile ilgili problemler,
- Genetik olarak modifiye edilmiş organizmaların çevresel zararı, - Öjeni problemi, cinsiyet seçimi problemi,
- Biyolojik silah yapımı riski ile ilgili problemler.
Teknolojinin sunduğu bazı yollar, kimi zaman tartışmalara neden olmakta ve tartışmalı konular olarak gündeme gelmektedir. Tartışmalı terimi, mantıklı insanların oldukça farklı görüşlere sahip olması ve genellikle bu görüşlerden hiçbirinin genel kabul görmemesi, anlamına gelmektedir. Araştırmacılar, çağdaş bilim ve bilimin kullanımına ilişkin tartışmalı konuların, iki temel kaynağı olduğunu düşünmektedir. Birincisi; bilimin sonuçlarının toplumsal uygulamalarıdır. Bu durumda tartışmanın temel konusu; etik, politika, ekonomi, mevcut bilimsel kanıtlar gibi unsurlarla etkileşmektedir. Bilimin insanlar üzerine etkileri tartışılır ve yeni fikirler oluşturulur. İkincisi; bilimi, toplumsal tartışmalara konu etmektir. Burada; birinci durumda tartışılan konulara ilave olarak bilimsel kanıtın doğası üzerine tartışmalar gerçekleşir. Bu tartışmalar, bireylerin tutumları üzerinde etkili olmaktadır (Ratcliffe ve Grace, 2003).
Bilimle ilgili konulara yönelik tutum edinilmesinde, fen okuryazarlığı da önemli bir etkendir. Fen okuryazarlığı ya da birçok kişinin söylediği gibi bilimsel okuryazarlık, modern toplumun önemli bir sürecidir. Norris ve Philips (2003), fen eğitimi konusunda fen okuryazarlığının iki boyutundan söz etmiş ve bunlar arasındaki farkı şu şekilde açıklamıştır: Birincisi; fen ile ilgili konuları okuyabilmeyi ve yazabilmeyi içeren, temel fen okuryazarlığı, ikincisi; fende bilgili ve eğitimli olmayı içeren, türetilmiş fen okuryazarlığıdır. Yazar; temel fen okuryazarlığının, okuryazarlıkla ilgili kavramsal ve toplumsal boyutları için temel unsur olduğunu belirtmiştir (Aktaran Sürmeli, 2008).
Fujiwara ve Laulathaphol (2012)’a göre biyoteknoloji ve biyolojiye yönelik tutum geliştirilmesinde geçmiş öğrenime ait deneyimler çok önemlidir. Olumlu tutum geliştirmede eğitimin yeri yadsınamaz. İyi bir fen eğitimi almış ya da almakta olan bireylerin bilimsel inanış ve tutumları, neredeyse uzmanların tutum ve inanışlarına yaklaşmakta ve bu durum araştırmalarda da belirtilmiştir.
2.3 İlgili Araştırmalar
Pomeroy (1993), öğretmenlerin, bilimin doğasına ilişkin görüşlerini incelemiş; akademisyenlerin, ilkokul öğretmenlerinin ve ortaöğretim fen öğretmenlerinin bilimin doğasına ilişkin görüşlerini karşılaştırmıştır. Yazarın çalışmalarına; mantık ve deneye dayalı “geleneksel Bacon bilim anlayışı” ile “geleneksel olmayan (batılı düşünce tarzı tarafından tam olarak kabul görmeyen; rüya, sezgi vb. süreçleri de bilginin kaynağı olarak kabul eden) bilimsel anlayış” arasındaki gerilim, temel oluşturmuştur.
Pomeroy (1993)’a göre; geleneksel bilimsel epistemolojik görüş; deney, gözlem ve doğanın kontrol edilmesi konularına odaklanmaktadır. Deney ve gözlem ile elde edilen bilgi; değişmez ve kesindir. Bu görüşe sahip olanlar, yeni durumları açıklamak için var olan ve kabul görmüş teorileri kullanma eğilimindedirler. Yenilikçi bilim çalışanlarına göre çalışmalarında pozitivist ve geleneksel metotları tercih ederler. Çalışmalarının haklılığını iş arkadaşları ve çevrelerine açıklamak üzere oldukça çaba harcarlar. Bu görüşteki öğretmenler ise; derste geleneksel yöntem ve ders kitaplarına daha çok bağlıdırlar. Geleneksel olmayan görüşü benimseyenler; pozitivist ve Bacon’a ait düşüncelere karşı çıkmakta, geleneksel olmayan bilimsel felsefi düşünceleri desteklemektedirler. Bilgi; bilim insanlarınca oluşturulduğundan, insanlara ait yanılgıları içerebilir ve değişebilir. Bilimsel bilgi kesin, bütün ve “mutlak” değildir. Yeni deliller veya aynı verilerin farklı yorumuyla bilimsel bilgi değişebilir. Bu bilim anlayışı, bazı araştırmacılar tarafından “yapılandırmacı” bazen de postmodern anlayış olarak da adlandırılmaktadır. Geleneksel olmayan görüşü baskın olarak taşıyan öğretmenler; öğrencilerin ders kitaplarında yer alan içerik ve metotlar dışındaki bazı yöntemler ile de öğrenebileceğini düşünmektedirler. Bu öğretmenlerin “Yapılandırmacı Görüş”e yönelik duyarlılık ve katılımları daha fazladır.
Pardo, Miden ve Miller (2002), Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan insanların biyoteknolojiye yönelik tutumlarını incelemiştir. 15 Avrupa ülkesinden yaklaşık 15.900
yetişkin ile görüşme yapılmıştır. Görüşme yapılan grubun biyoteknoloji uygulamaları hakkında; %20’nin iyi, %35’nin orta ve %45 az seviyede bilgiye sahip olduğu bulunmuştur.
Görüşmede; - Besin üretimi,
- Dayanıklılık ve verimi arttırmak için bitkiler arası gen nakli,
- Farklı amaçlar için (ilaç, insülin üretimi vb.) insan genlerinin bakterilere transfer edilmesi,
- Bilimsel çalışmalar için genetiği değiştirilmiş hayvanların üretilmesi, - Doku ve organ üretimi için insan genlerinin hayvanlara nakledilmesi,
- Kalıtsal hastalıkların tespiti için genetik test yapılması gibi biyoteknolojik uygulamalar hakkında; fayda, risk ve ahlaki kabul edilebilirlik ve verdikleri destek yönünden insanlara görüşleri sorulmuştur.
Bazı biyoteknolojik uygulamalara yönelik olarak insanların görüşleri aşağıda verilmiştir:
- İnsan genlerinin bakterilere naklini insanların; % 79’u faydalı, %48’i riskli, % 71’i ahlaki bulmuş ve % 72’si desteklediğini belirtmiş,
- Genetik test yapılmasını insanların; % 83’ü faydalı, % 40’ı riskli, % 75’i ahlaki bulmuş ve % 76’sı desteklediğini belirtmiş,
- Genetiği değiştirilmiş hayvan üretilmesini insanların; % 58’i faydalı, % 58’i riskli, % 38’i ahlaki bulmuş ve % 43’ü desteklediğini belirtmiş,
- İnsandan hayvana gen naklini insanların; % 55’i faydalı, % 69’u riskli, % 36’sı ahlaki bulmuş ve % 39’u desteklediğini belirtmiş,
- Biyoteknolojik uygulamaların besin üretiminde kullanılmasını insanların; % 55’i faydalı, % 60’ı riskli, % 62’si ahlaki bulmuş ve % 44’ü desteklediğini belirtmiş,
- Bitkiler arası gen naklini insanların; % 59’u faydalı, % 50’si riskli, % 62’si ahlaki bulmuş ve % 58’i desteklediğini belirtmiştir.
Sonuçların incelenmesinde, Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan insanların, biyoteknolojik uygulamaları uygulamanın kendisini itibariyle değil, hizmet ettiği amaç, fayda ve sonuçları
yönünden dikkate aldığı anlaşılmıştır. Biyoteknoloji hakkında olumlu görüşün oluşmasında; bilimsel iyimserlik algısı ve biyoteknolojiye duyulan güvenin etkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca biyoteknoloji alanına ilgi duyan ve bu alanda bilgi sahibi olan insanların daha olumlu görüş bildirdikleri anlaşılmıştır.
Çolak ve Meral (2009); Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nde okumakta olan 651 öğrencinin bilimsel epistemolojik inançlarını bazı değişkenler (cinsiyet, bölüm, sınıf düzeyi, lise türü, sınıf tekrar etme) açısından incelemiştir.
Araştırma sonucunda öğrencilerin; sadece % 6,9’unun güçlü bir yapılandırmacı anlayışa, %30,4’ünün yapılandırmacı anlayışa, büyük bir kısmının ise (%60,4) geleneksel anlayışa, %2,3’ünün ise güçlü geleneksel anlayışı taşıdığı görülmüştür. Bilimsel epistemolojik inançların, sınıf düzeyi, cinsiyet ve sınıf tekrar etme değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık oluşmadığı ancak cinsiyet ve sınıf tekrar etme değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık oluşturduğunu tespit etmişlerdir (p<0.05). Buna göre baylar bayanlara; sınıf tekrarı yapmış olanlar yapmamış olanlara göre daha güçlü yapılandırmacı inanca sahip olarak bulunmuştur. Öğrencilerin bölümleri açısından, tekstil bölümünde okumakta olan öğrencilerin puanlarının diğer bölümlerde okumakta olanlara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin mezun oldukları lise türüne göre ise anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Araştırmacılar tarafından; öğretim sürecinin öğrencilerin bilimsel epistemolojik inançları üzerinde etkili bir değişken olabileceği belirtilmiştir. Bilinen çerçevenin dışına çıkan öğrencilerin alternatif çözümlerine ve düşüncelerine açık olmaları gerektiği vurgulanarak öğreticilere bu tür açılımlara izin veren bir eğitim ortamı ve iletişim biçimi oluşturabilmeleri için çalışma yapabilecekleri önerilmiştir.
Sürmeli ve Şahin (2010), üniversite öğrencilerinin biyoteknoloji çalışmalarına olan tutumlarını araştırmak için; Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Fen Bilgisi Öğretmenliği (124 öğrenci) , Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü (34 öğrenci) ve Tıp Fakültesinde öğrenim gören (klinik öncesi 64 öğrenci) toplam 222 üniversite öğrencisine “Biyoteknoloji Tutum Ölçeği” uygulamıştır.
Sonuçlar incelendiğinde; 222 öğrencinin tutumlarının çeşitlilik gösterdiği, mikroorganizmaların modifikasyonunun kabul edilme durumunun mikroorganizmaların kullanım alanına göre değiştiği anlaşılmıştır. Buna örnek olarak; bira ve şarap yapımında mikroorganizmaların modifikasyonunun yüksek oranda, insan ve hayvan gıdası için düşük oranda kabul görmüş olması verilebilir. Öğrencilerin; bitkilere ve hayvan gıdalarına yönelik genetik modifikasyonların kendilerini daha fazla etkileyeceğini düşündükleri ve bu
nedenle bu uygulamalardaki kabul oranının düşük olduğu öne sürülmüştür. Fakülte değişkenine göre aritmetik ortalamalar incelendiğinde; eğitim ve fen fakülteleri arasında fen fakültesi lehine, fen ve tıp fakülteleri arasında fen fakültesi lehine olumlu yönde bir farklılık bulunmuş, eğitim ve tıp fakülteleri arasında anlamlı bir fark elde edilememiştir. Bunun nedeninin biyoloji bölümü öğrencilerinin biyoteknoloji dersi almış olmaları olduğu düşünülmüştür. Tıp fakültesi öğrencilerinin insan gıdalarına yönelik genetik modifikasyonları uygunsuz bulmalarının, insan sağlığına verdikleri önemden kaynaklandığı değerlendirilmiştir.
Ayvacı ve Nas (2010), fen ve teknoloji öğretmenlerinin bilimin doğasını nasıl algıladıklarını ve bilimin doğası hakkındaki görüşlerini belirlemek amacıyla bir çalışma yapmışlardır. Ayvacı ve Nas’a göre bilim eğitmenlerine göre bilimin doğasının kesinleşmiş bir tanımı yoktur. Fakat bilimin ve bilimsel bilginin özellikleri üzerinde çalışma yapan bazı bilim insanları öğretmenlerin ve öğrencilerin bilimin doğasını bilmeleri gerektiği konusunda fikir birliğine varmışlar ve bilimsel bilginin özelliklerini şu şekilde açıklamışlardır:
- Bilimsel bilgi kesin değildir: Bilimsel bilgi bütün ve “mutlak doğru” değildir. Yeni delillerin ışığında veya aynı verilerin farklı yorumlanmasıyla bilimsel bilgilerin analizi değişebilir.
- Gözlem ve çıkarım arasında fark vardır: Gözlemler, duyularla doğrudan erişilebilen doğayla ilgili açıklamalardır. Çıkarımlara ise doğrudan ulaşılamaz.
- Bilimsel bilgi deneyseldir: Bilim insanları bilimsel bilgi üretmek için deneysel veri delillere ihtiyaç duyarlar.
- Bilimsel bilgi kısmen insan hayalciliğine ve yaratıcılığına bağlıdır: Bilim insanları hayallerini ve zihinlerini açıklamalar bulmak için kullanırlar. Buna karşın, bilim insanlarının yaratıcılığı ve hayal gücü kullanması sezgisel deneyimler veya deneysel deliller ile önem sırasına konulmak zorundadır.
- Bilimsel bilgi özneldir: Bireylerin önceki kökenleri, deneyimleri, altyapı bilgileri ve ön yargıları yaptıkları gözlemleri ve sonuçlarını etkiler.
- Bilimsel bilgi geniş bir toplum ve kültür içinde üretilir: Bilimsel bilgiler ekonomi, politika, din ve felsefe gibi kültürel ve sosyal unsurlardan büyük ölçüde etkilenirler.
- Bilimsel yasa ve teori arasında fark vardır: Yasalar gözlenen doğal olayları arasında yani olgular arasında yapılan genellemelerdir. Teoriler ise bu genellemelerin açık-lamalarıdır.
Öğrencilerin bilimin doğasıyla ilgili sahip olduğu inanışlar, bilimsel bilginin “nasıl oluştuğunu ve değerlendirildiğini anlama biçimlerini” ve “bilimi ne şekilde öğrenmeye çalıştıklarını” belirler.
Çalışmada özel durum metodolojisi kullanarak ve veri toplama aracı olarak 7 soruluk açık uçlu anketten yararlanmışlardır. Çalışmanın örneklemini Trabzon ilinde görev yapan 26 fen ve teknoloji öğretmeni oluşturmaktadır. Anketten elde edilen nitel bulgular betimsel olarak analize tabi tutulmuştur. Anket sorularından:
-“Bilimi nasıl tanımlarsınız?” sorusunu öğretmenlerin % 50’den fazlası “yeni ürün ortaya koymak ve bilinmeyenleri ortaya çıkarmak” olarak cevaplamıştır. Öğretmenlerin yarısının bilimi bu şekilde tanımlamasından; onların bilimi sınırlı bir alanla uğraşan, kesin ve değişmez gerçekleri ortaya çıkaran bir uğraşı alanı olarak anladıkları yani öğretmenlerin geleneksel bilim anlayışına sahip oldukları sonucuna varılmıştır.
-“Bilimin diğer araştırma alanlarından farkı nedir?” sorusunu öğretmenlerin % 50’si cevapsız bırakmış, % 27’si ise “Bilimsel çalışmada elde edilen bilgi kesindir” şeklinde cevaplamıştır.
-“Bilimsel bilginin gelişmesi için deneylere ihtiyaç var mıdır?” “neden?” sorusunu öğretmenlerin % 50’si “Bilimsel bilgiye ulaşılırken varsayımların ispatlanması gerekir. Varsayımlar deneylerle ispatlanır. Deney gereklidir” şeklinde cevaplamıştır. Buradan öğretmenlerin çoğunun varsayımların ispatlanması ve sonucun somut olarak görülmesi için deneyin gerekli olduğu görüşüne sahip olmasında; öğrencilerle fen derslerinde hipotez test etmeye yönelik kapalı uçlu deneyler yapmaları ve bu deneylerle gerçek bilimsel deneyler arasında bir ilişki kurmalarının etkili olduğu öne sürülmüştür.
-“Bilim insanlarının geliştirdiği teoriler zamanla değişebilir mi?” sorusuna öğretmenlerin % 50’si “Yapılan yeni deney ve gözlemler sonucu teorilerin tamamı ya da eksik yönleri yeniden yorumlanarak değişebilir.” şeklinde cevaplamıştır. Cevaplardan, bu soruyu öğretmenlerin, çağdaş bakış açısıyla açıkladıkları görülmüştür.
- “Bir teori ile bir kanun arasında bir fark var mıdır?” sorusunu öğretmenlerin % 54’ü “Teoriler deneylerle ispatlanmamıştır, zamanla değişebilir. Kanunlar ise deneylerle ispatlandığından değişmezler” şeklinde cevaplamıştır. Buradan; öğretmenlerin bilimsel
kanunları kesin doğrular olarak düşünmelerinin şaşırtıcı bir sonuç olmadığı bunun nedeninin; ders kitabında kanunların kesin doğrular olarak gösterilmesi ve genelde öğretmenlerin ders kitaplarının ve programın dışına çıkmamaları olarak gösterilmiştir.
-“Bir olayın sonucu farklı sebeplerle açıklanabilir mi?” sorusunu öğretmenlerin % 80’i açıklanabilir şeklinde cevaplamış, buradan öğretmenlerin yarısından fazlasının bilim insanlarının subjektifliğiyle ilgili gerçekçi görüşlere sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
- Bilimin sosyal ve kültürel değerlerle ilişkisi konusunda öğretmenlerin % 47’sinin “bilimsel gelişmelerin toplumun sosyal ve kültürel değerlerinin izlerini taşıdığı”, “bilimsel gelişmelerin toplumun bilime bakış açılarını etkilediği” şeklinde gerçekçi görüşlere sahip olduğu belirlenmiştir. Buradan, öğretmenlerin “bilimsel gelişmelerin toplumun sosyal ve kültürel değerlerinden bağımsız olduğu” şeklinde yetersiz bir görüşe sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
-“Bilimsel bilgiye ulaşmada hayal gücü ve yaratıcılık etkili midir?” sorusunda öğretmenlerin % 80’i etkili olduğunu ifade etmiştir. Buradan öğretmenlerin bilimin hayal gücü ve yaratıcılığa dayalı doğası hakkında gerçekçi görüşlere sahip oldukları görülmüştür. Araştırmanın sonucunda; çalışmaya katılan öğretmenlerin tam anlamıyla bilimin doğasının birçok özelliğinde gerçekçi bakış açısına sahip olmadığı değerlendirilmiştir.
Yüce (2011) tarafından, fen bilgisi öğretmenliği öğrencilerinin “biyoteknoloji konusundaki bilgi düzeyleri”nin ve öğrencilerin günlük yasamdaki “biyoteknoloji uygulamalarına yönelik biyoetik yaklaşımları”nın tutum, görüş ve değer yargıları çerçevesinde belirlenmesi amacıyla bir çalışma yapılmıştır. Araştırma, Gazi Üniversitesi (273 öğrenci) ve Kafkas Üniversitesi (231 öğrenci) Fen Bilgisi Öğretmenliği Anabilim Dalı’nda 2008-2009 eğitim-öğretim yılında öğrenim görmekte olan 504 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir.
- Grubun % 56’sı bayan % 44’ü ise erkektir.
- 504 öğrenciden, 131’i (%26,0) üniversiteye gelmeden önceki eğitim kurumlarından birinde biyoteknoloji ile ilgili ders almışken, 373’ü (%74,0) üniversiteye gelmeden önceki eğitim kurumlarında biyoteknoloji ile ilgili bir ders almamıştır.
- Üniversiteye gelmeden önce öğrencilerin, 307’si (%60,9) ilde, 143’ü (%28,4) ilçede ve 54’ü (%10,7) de köyde yaşamaktadır.
- 195’i (% 38,7) gelenek ve göreneklerin yaşamlarımda çok etkili olduğunu, 296’sı (% 58,7) gelenek ve göreneklerin yaşamlarında orta düzeyde etkili olduğunu ve 8’i (%1,6) gelenek ve göreneklerin yaşamlarında etkili olmadığını belirtmiştir.
Öğrencilerin biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlarının belirlenmesi amacıyla da “Biyoteknoloji Tutum Ölçeği” kullanılmıştır.
Genel olarak öğrenciler; uygulamaların etik olup olmadığına, dini yönden uygulanabilirliğine, doğal düzenin bozulmasına, insan sağlığına ve canlıların yaşam hakkına yönelik çekincelerini ortaya koymuşlardır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu sırasıyla mikroorganizmalar-bitkiler, hayvanlar ve en son olarak da insanlar üzerinde yapılan genetik değişiklikleri kabul edilebilir bulduklarını ifade etmişlerdir.
Ayrıca analiz sonuçlarına göre; fen bilgisi öğrencilerinin biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlarının cinsiyetlerine göre değişiklik göstermediği, Kafkas Üniversitesi’nde öğrenim gören fen bilgisi öğrencilerinin biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlarının Gazi Üniversitesi’nde öğrenim gören fen bilgisi öğrencilerinden daha olumlu olduğu, fen bilgisi öğrencilerinin biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlarının öğrenim görmekte oldukları sınıfa göre değişiklik göstermediği, üniversiteye gelmeden önceki eğitim kurumlarından birinde biyoteknoloji ile ilgili bir ders alan fen bilgisi öğrencilerinin biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlarının böyle bir ders almayan fen bilgisi öğrencilerinden daha olumlu olduğu, tutumların üniversiteye gelmeden önce yaşadıkları şehrin bulunduğu coğrafi bölgelere göre değişiklik göstermediği, ailelerinin aylık gelir durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık göstermediği, yaşamlarında gelenek ve göreneklerin çok etkili olduğunu belirtenlerin genetiği değistirilmiş organizmalı (GDO’lu) ürünlere yönelik ve insanlar üzerinde yapılan biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlarının daha olumsuz olduğu, yaşamlarında gelenek ve göreneklerin hiç etkili olmadığını belirten fen bilgisi öğrencilerinin ise insanlar tarafından canlıların genetiğinin değiştirilmesine yönelik tutumlarının daha olumsuz olduğu, yaşamlarında inanç ve dini değerlerin çok etkili olduğunu belirten fen bilgisi öğrencilerinin ise bazı soruları olumsuz cevapladıkları anlaşılmıştır.
Chabalengula, Mumba ve Chitiyo (2011), Amerikan ilköğretim öğretmeni adaylarının biyoteknoloji uygulamalarına yönelik tutumlarını belirlemek üzere araştırma yapmıştır. Midwest Üniversitesi (ABD)’nde 88 öğretmen adayı örneklem olarak alınmıştır. Bu öğretmenlerden daha önce 60’ının temel fen metotları, 28’nin ise ileri fen metotları kursu aldığı belirtilmiştir. Her iki kursu görmüş olan öğretmen adayları da, biyoteknoloji
uygulamalarının genel olarak kabul edilebilir olduğunu belirtmişlerdir. Kabul edilebilirlik derecesine göre (çoktan aza) bu uygulamalar: Biyoteknolojik uygulamalarda mikroorganizmaların kullanılması, bitki ve besinlerin genetik modifikasyonu, insan geninin modifikasyonu, hayvanların genetik modifikasyonudur.
- Öğrencilerin % 62’si bira üretiminde maya kullanılması, atıkların mikroorganizmalar aracılığıyla yok edilmesi gibi mikroorganizmaların kullanılmasını onaylamışlardır.
- % 52’si bitkilerin daha iyi büyümesi, besin değerinin arttırılması vb. nedenlerle bitkiler üzerinde yapılacak genetik modifikasyonu doğru bulmuşlardır.
- Sadece % 32’si insan geni modifikasyonunu, % 20’si hayvan genlerinin modifikasyonunu uygun bulmuştur.
Sonuç olarak mikroorganizmalar ve bitkilerin genetik modifikasyonu için yüksek kabul düzeyleri varken, insan ve hayvan genleri için kabul edilebilirlik düşüktür. Chabalengula, Mumba ve Chitiyo (2011), çalışmanın sonucunda; öğretmenlik programlarında biyoteknolojiye yeterince yer verilmesi ve öğretmen adaylarının bu konuda bilgilendirilmesi gerektiğini önermekte ve böylelikle öğretmen adaylarının daha yansız tutumlara sahip olabileceğini ve meslek hayatlarında öğrencilere daha faydalı olacaklarını belirtmektedir.
Bilen ve Özel (2011), üstün yetenekli öğrencilerin genetiği değiştirilmiş ürünler ile biyoteknolojiye yönelik bilgi düzeylerini ve tutumlarını incelemek üzere 2010-2011 eğitim öğretim yılında Denizli ve Kahramanmaraş Bilim Sanat Merkezlerinde eğitim gören 10 – 14 yaşlar arasında toplam 62 ilköğretim öğrencisini kapsayan bir araştırma yapmışlardır. Araştırmada veri toplamak amacıyla biyoteknolojiye yönelik tutum anketi kullanılmıştır. 5’li Likert tipi anket formu, “Kişisel Bilgiler”, “Bilgi Düzeyi” ve “Tutum” olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Ölçme aracının güvenilirliği (Cronbach-alpha güvenirlilik katsayısı) 0,75 olarak bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; 6., 7., ve 8. sınıf öğrencilerinin tamamının GDO (genetiği değiştirilmiş organizma)’lardan haberdar olduğu en düşük oranın ise %80 ile dördüncü sınıf öğrencilerine ait olduğu tespit edilmiştir.
GDO’ların üretim amaçlarına ilişkin cevaplar incelendiğinde dördüncü sınıf öğrencilerinin % 60’ı GDO’ların üretim amacının ürün miktarının artırılması ve ürünlerin raf ömrünün arttırılması amacıyla kullanıldığını ifade ederken, 5., 6., ve 7. sınıf öğrencileri GDO’ların üretim amacının ürünlerin raf ömrünün uzatılması olduğunu düşünmektedir. Öğrenciler,