T.C.
TRAKYA ÜNİVERSİTESİ
TIP FAKÜLTESİ
RUH SAĞLIĞI VE
HASTALIKLARI ANABİLİM DALI
Tez YöneticisiProf. Dr. Ercan ABAY
TRAKYA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ
ÖĞRENCİLERİNDE SOSYAL ANKSİYETE
BOZUKLUĞU VE BELİRTİLERİ İLE TÜKENMİŞLİK
DÜZEYLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
(Uzmanlık Tezi)
Dr. Çağdaş Öykü MEMİŞ
TEŞEKKÜR
Uzmanlık eğitimimde ve tez çalışmam boyunca gösterdiği her türlü destek ve yardımdan dolayı tez yöneticim Prof. Dr. Ercan ABAY’a, Anabilim Dalımız öğretim üyeleri, Prof. Dr. Erdal VARDAR, Prof. Dr. Cengiz TUĞLU, Prof. Dr. Okan ÇALIYURT, Yrd. Doç. Dr. Yasemin GÖRGÜLÜ ve Yrd. Doç. Dr. Rugül KÖSE ÇINAR’a ve çalışmanın yürütülmesinde katkıları olan araştırma görevlisi arkadaşlarıma teşekkür ederim.
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ VE AMAÇ
... 1GENEL BİLGİLER
... 3TÜKENMİŞLİK SENDROMU ... 3
SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU ... 27
TÜKENMİŞLİK VE SOSYAL ANKSİYETE ARASINDAKİ İLİŞKİ ... 41
GEREÇ VE YÖNTEMLER
... 42BULGULAR
... 46TARTIŞMA
... 82SONUÇLAR
... 98ÖZET
... 101SUMMARY
... 103KAYNAKLAR
... 105EKLER
SİMGE VE KISALTMALAR
DSM-IV-TR : Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-Fourth Edition- Text Revision (Ruhsal Bozuklukların Tanımlanması ve Sınıflandırması El Kitabı,
Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı)
ECA : Epidemiologic Catchment Area (Epidemiyolojik Alan Araştırması) ICD-10 : International Classification of Diseases-10 (Hastalıkların Uluslararası
Sınıflaması)
LSAÖ : Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği
MMPI : Minnesota Multiphasic Personality Inventory (Minnesota Çok Yönlü Kişilik
Ölçeği)
MTÖ : Maslach Tükenmişlik Ölçeği
MTÖ-GA : Maslach Tükenmişlik Ölçeği-Genel Anket
MTÖ-İHA : Maslach Tükenmişlik Ölçeği-İnsanlara Hizmet Verenler Anketi MTÖ-ÖA : Maslach Tükenmişlik Ölçeği-Öğrenci Anketi
NCS : National Comorbidity Survey (Ulusal Eştanı Çalışması)
NCS-R : National Comorbidity Survey-Replication (Ulusal Eştanı Çalışmasının
Tekrarı)
WHO : World Health Organisation (Dünya Sağlık Örgütü)
GİRİŞ VE AMAÇ
Tükenmişlik “iş yerindeki kişiler arası kronik strese yanıt olarak gelişen psikolojik bir sendrom” olarak tanımlanabilir (1). İnsanlara hizmet sunan işlerde çalışanlar kronik strese maruz kalabilirler (2). Bu yüzden günümüzde ilk olarak tükenmişlik kavramı insana hizmet veren mesleklerde ortaya atılmıştır (3). Her geçen gün doktorlar ve sağlık çalışanları artan tükenmişlik riski ile karşı karşıyadır ve bu durum sağlık hizmetlerini tehdit etmektedir (4). Son dönemlerde yapılan araştırmalar hekimlerin tükenmişliklerinin temellerinin tıp fakültesinde atıldığına işaret etmektedir (5). Konuyla ilgili tıp fakültesi öğrencilerinde yapılan çalışmaların bazılarında tükenmişlik yıllar içinde artarken (6,7), bir kısmında tükenmişliğin bazı boyutlarında artış (8-10) gözlense de yıllar içinde doğrusal artış olmadığını (11) belirten sonuçlar da bulunmaktadır. Yani mevcut çalışmalar sonucu konuyla ilgili genel bir kanı oluşmamıştır. Bu nedenle bütün sınıfları içeren bir çalışma yapılarak, tıp öğrencilerinin tükenmişlik düzeylerinin yıllar içinde artış gösterdiği hipotezini test etmeyi amaçladık.
Sosyal anksiyete bozukluğu gençlerde daha sık olarak görülen bir bozukluktur (12-17). Ülkemizde üniversite öğrencilerinde yapılan çalışmalarda yaş arttıkça sosyal anksiyete belirtilerinin azaldığı saptanmıştır (18-21). Tedavi edilmemiş sosyal anksiyete bozukluğu sosyal izolasyon, eğitim potansiyeline ulaşamama, meslek hayatında potansiyelini kullanamama gibi sonuçlar doğurabilmekte ve psikiyatrik eştanılar oldukça sık olarak gözlenebilmektedir (12,22,23). Hem normal popülasyonda hem de sosyal anksiyete bozukluğu olan kişilerde en sık gözlenen sosyal anksiyete semptomlarının topluluk önünde konuşma olduğu belirtilmektedir (14,20,24-28). Üniversite öğrencilerinde yapılan çalışmalarda da “seyirci önünde konuşma ya da rol yapma” en sık anksiyete duyulan durum
olarak belirtilmiştir. Üniversitede topluluk önünde konuşma gerekliliği sık karşılaşılan bir durumdur (19,26). Bu açıdan sosyal anksiyete bozukluğu olsun ya da olmasın konuşma ile ilgili kaygıların yoğun bir şekilde görülebildiği hipotezinden yola çıkılarak sosyal anksiyetenin üniversite öğrencilerindeki yaygınlığının, sınıflar arasında nasıl değişim gösterdiğinin değerlendirilmesi çalışmamızın bir diğer amacıdır (12,22,23).
Yapılan çalışmalar tükenmişlik ile depresyon, anksiyete, somatizasyon ve diğer psikiyatrik hastalıklar arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır (1,29-32). Ülkemizde yapılan çalışmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir (33-36). Bununla birlikte McCranie ve Brandsma (37) “Minnesota Multiphasic Personality Inventory” (MMPI) kullanarak yaptıkları çalışma sonucu, düşük benlik saygısı, yetersizlik düşüncesi, sosyal anksiyete ve sosyal çekilme alt ölçek puanları yüksek kişilerin daha fazla tükenmişlik yaşadıklarını ortaya koymuştur. Bandura (38) öz yeterliliği (“self-efficacy”) “bireyin belli bir performansı göstermesi için gerekli etkinlikleri düzenleyip başarılı bir biçimde gerçekleştirme kapasitesi hakkında kendine ilişkin yargısı” olarak tanımlamıştır. Öz yeterlilik ile tükenmişlik arasında ilişki olduğunu savunan birçok çalışma, öz yeterliliği düşük kişilerin tükenmişlik düzeylerinin fazla olduğunu (39,40) veya en azından düşük öz yeterliliğin tükenmişliğin duygusal tükenme, duyarsızlaşma gibi boyutlarında artış veya düşük kişisel başarı algısı ile ilgili olduğunu belirtmektedir (41-44). Ayrıca tükenmişlik ile benlik saygısı arasında da negatif korelasyon olduğuna dair birçok yayın mevcuttur (45-48).
Benzer bir şekilde sosyal anksiyetesi olan bireylerin de öz yeterlilikleri düşüktür (49-51). Bununla paralel olarak yüksek sosyal anksiyetesi olanların benlik saygılarının da düşük olduğu belirtilmektedir (52-56). Bu bağlamda sosyal anksiyetesi yüksek bireylerin düşük öz yeterlikleri ve benlik saygıları sonucu tükenmeden korunmak için gerekli uygun baş etme yöntemlerini kullanamayabilecekleri ve tükenmişlik ile sosyal anksiyete arasında ilişki olabileceği hipotezinin test edilmesi çalışmamızın bir diğer amacıdır. Tükenmişlik bir kez oluştuğu zaman sürme eğilimindedir. Bu açıdan oluşumunun engellenmesi için yapılacak müdahaleler çok önemlidir (30). Çalışmamızda öğrencilerin tükenmişlik ve sosyal anksiyeteleri ile ilgili elde edilecek verilerin bu alanda kullanılabilmesi mümkün olacaktır.
Çalışmamızın öncelikli amacı tıp öğrencilerinde sınıflar arasında tükenmişlik düzeylerinin ve sosyal anksiyetenin nasıl değişim gösterdiğinin ve tükenmişlik ile sosyal anksiyete arasında ilişki olup olmadığının belirlenmesidir.
GENEL BİLGİLER
TÜKENMİŞLİK SENDROMU Tükenmişliğin Tanımı
İnsanların işleri ile olan ilişkileri ve işler ters gittiğinde bu ilişkide ortaya çıkan zorluklar sonrası oluşan tükenmişlik modern çağımızın sorunudur (1). Tükenmişlikle ilişkili birçok tanımlama yapılmıştır. Freudenberger (57) tükenmişliği “enerji, güç veya kaynaklar üzerinde aşırı beklentiler oluşturarak başarısızlığa uğramak, başarısız olma veya yorulup tükenmek” şeklinde, Pines ve Aronson (58) “duygusal olarak zorlayıcı olan durumlara uzun süre maruz kalmaktan kaynaklanan bedensel, duygusal ve mental bir bitkinlik hali” olarak tanımlamışlar, Maslach ve Shaufeli (59) ise “etyolojisi çok faktörlü, durumsal bir tablodan çok ilerleme gösteren bir süreç” olarak kavramsallaştırmışlardır.
Son dönemlerde anlaşılmaktadır ki, tükenmişlik oldukça sık olarak gözlenmektedir. Bu sık gözlenen önemli durumun neden ve nasıl oluştuğu, nasıl başa çıkılabileceği, korunma yolları ve tükenmişlikle nasıl mücadele edilebileceği klinisyenlerin önemle üzerinde durduğu bir konu olmaktadır. Bu yüzden hem araştırmacılar hem de klinisyenler tükenmişliğin üzerinde durmaya değer bir sosyal sorun olduğunu düşünmektedir (3).
Tükenmişlik sorunu nedeniyle daha önce yapılmamış iş stresi ve çalışanlara yardım gibi konular üzerinde birçok araştırma yapılmaya başlanmıştır. Özellikle İsviçre ve Hollanda gibi bazı Avrupa ülkelerinde resmi bir tanı olarak sosyal güvenlik sistemlerinde yer almaya başlamıştır. Artık tanı kılavuzlarında yer almakta, klinisyenler tanı koyma ve tedavi için eğitilmektedir. Ayrıca psikiyatristler, psikologlar, sosyal çalışma uzmanları gibi birçok
meslek dalı konuya eğilmekte ve özel tedavi programları, korunma amaçlı çalışma grupları, örgüt içi danışmanlık gibi birçok müdahale uygulanmaktadır (3). Kariyer gelişimi sırasında tükenmişliğin çalışanlara verilen destek ve rehberlik hizmetlerinin etkisini azalttığına dair yayınlar mevcuttur (60). Aynı zamanda birçok profesyonel tükenmişlik kurbanlarını tedavi etmekte, onlara konu ile ilgili eğitimler vermekte ve şirketlere tükenmişlik ve korunma yolları hakkında destek olmaktadır (3).
Tükenmişlik köken olarak İngilizce’de “burnout” kelimesinden türetilmiştir. Terim olarak enerjinin akıp gitmesini tanımlar. Kelime kökeni ise, mumun yanarak ateşini tüketmesidir. “Bir mum yanmaya başlayınca, aynı parıltıyı vererek yanmaya devam edebilmesi için yeterli kaynaklarla beslenmeye devam etmesi gereklidir” şeklinde bir bakış açısının tükenmişliği anlamada fayda göstereceğini belirtilmiş ve tükenmişlik yaşayan çalışanların üretkenlik kapasitelerinin azalacağını öne sürülmüştür (3).
Tarihçe
Bu tanım ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde 1970’lerde insanlara yardım hizmeti sunan mesleklerde çalışanlarda ortaya atılmıştır. Aslında fikrin ilk ortaya atılışı 1961 yılında ruhsal baskı ve hayal kırıklığına uğramış bir mimarın işinden ayrılması ve Afrika ormanlarına yerleşmesini konu alan bir tükenmişlik olgusuna dayanır. Konu ile ilgili ilk yazınlarda kişinin ileri derecede yorgunluk, işi ile ilgili idealizm ve tutku kaybını içeren bir fenomen tanımlanmıştır. Bu dönemlerde tükenmişlik, halk arasında yaygın kullanımı olan bir tanımdı ve bilimsel olmamakla itham edilmekteydi. O dönemde iş hayatıyla ilgili diğer araştırmalar bilim adamlarının ürettiği teorilerden kaynaklanmaktaydı. Tükenmişlik ile ilgili araştırmalar ise, iş hayatından kaynaklanan bilgileri kullanarak aşağıdan yukarıya doğru geliştirilmekteydi. Tükenmişlikle ilgili bir diğer kayda değer durum da hem konunun uzmanlarının hem de sosyal eleştirmenlerin tükenmişliğe sistematik araştırmalardan önce odaklanmış olmalarıydı (1).
“Burnout” terimi Amerika’da uyuşturucu kullananlar tarafından “kronik madde kullanımının yıkıcı etkisini” anlatan bir argo kelimeden köken almış ve ilk kez Freudenberger (61) tarafından 1974 yılında sendromu tanımlamak için kullanılmıştır. Freudenberger, bu sendromu evsizler ve madde bağımlıları için hizmet veren St. Mark’s isimli ücretsiz bir klinikte konsültan psikiyatrist olarak çalışırken gözlemlediği fiziksel belirtiler ve davranışsal işaretlerle karakterize, “enerji, güç veya kaynaklar üzerinde aşırı beklentiler oluşturarak başarısızlığa uğramak veya yorulup tükenmek” şeklinde tariflemiştir (57). İronik bir şekilde
Freudenberger sendromu tanımlamadan önce kendisi de iki kez tükenmişlik yaşamıştır ve ilk yazınlarını otobiyografi şeklinde yazmıştır (3).
Aynı dönemde fakat bağımsız bir şekilde Maslach ve ark. (63) da insana hizmet veren meslek grupları ile görüşmeler yapmaktaydı. Kendisi, araştırmacı sosyal psikolog olan Maslach (62) bu gözlemleri sonucu “sıkça duygusal tükenme, hastalar veya başvuranlara karşı olumsuz algılar, hisler ve iş başarısını kötü yönde etkileyen duygusal kargaşa ile sonuçlanan kriz durumu tespit” etmişti (3). Maslach ve ark. (63) bu görüşmeler, gözlemler ve gelişmeler sonucu tükenmişliği belirleyebilmek için çok boyutlu bir ölçek geliştirmişlerdir.
İlk dönemlerde tükenmişlik, özellikle insanla uğraşan meslek gruplarının sağlık, sosyal çalışma, psikoterapi, hukuk veya güvenlik alanlarında çalışanların bir sorunu olarak değerlendirilmekteydi. Maslach (63) tarafından yapılan ilk tanım tükenmişliğin “insanlarla çalışan kişilerde oluşan duygusal tükenme, duyarsızlaşma (depersonalizasyon) ve bireysel başarıda düşme ile karakterize bir sendrom” olduğuydu. Fakat 1980’lerin sonunda araştırmacılar ve klinisyenler tükenmişliğin insana hizmet eden meslek gruplarının dışında da oluşmakta olduğunun farkına varmaya başladılar. Örneğin müdürler, müteahhitler, mühendis ve işçiler bu durumla karşılaşıyorlardı. Bu durumda tükenmişlik tanımının genişlemesi gerekmekteydi. Ayrıca yaratıcılık, problem çözme veya danışmanlık gerektiren iş alanları da tükenmişlikle karşılaşmaktaydı. Bu daha genel durumu Maslach “kişinin işini değersiz görmesi ve kendi kapasitesi konusunda şüpheye düşmesiyle karakterize bir tükenme durumu” olarak tanımlamıştı. Sonunda tükenmişlik literatüre “kişinin psikolojik olarak tükenmesine yol açan fiziksel kaynakların boşaltılması” olarak girmiştir (3).
Tükenmişliğin Boyutsal Tanımı
Maslach (1) tükenmişliği “iş yerindeki kişiler arası kronik strese yanıt olarak gelişen psikolojik bir sendrom” olarak tanımlamıştır. Ona göre tükenmişliğin üç ana boyutu vardır. Bunlar ağır duygusal tükenme, işe karşı oluşan duyarsızlaşma, ilgisizlik hissi; kişinin kendisini işe yaramaz hissetmesi; kişisel başarı eksikliğidir. Tükenme, bireyin duygusal kaynaklarının tükenmesi ve enerjisinin azalmasını tanımlamaktadır. Duygusal tükenmişlik temeldir ve stresle ilişkili boyuttur ve çalışanlar yaptığı iş nedeni ile kendisini aşırı yüklenmiş, tükenmiş hissetmekte ve duygusal anlamda kendilerini işlerine verememektedirler. Duyarsızlaşma ise, kişinin hizmet verdiklerine karşı onların birer fert olduklarını dikkate almaksızın takındığı olumsuz, gayri ciddi tavır ve duyguları tanımlamaktadır. Çalışan, müşterinin hayatında gereğinden fazla yer tuttuğunu düşünmektedir. Kişisel başarı eksikliği
motivasyonu düşmüştür, kontrol eksikliği ve çaresizlik hisseder. Kişi iş dışındaki faaliyetlere yönelmektedir (63,64).
Duygusal tükenme, tükenmişlik sendromunun temel özelliğidir. Tükenmişlik yaşamış veya yaşamakta olanlar hakkında konuşan insanlar, bu durumu tanımlamak için genelde tükenme kelimesini kullanırlar. Bu temel yapı nedeniyle tükenmişliğin tek boyutlu olduğunu savunanlar olmasına rağmen Maslach (1) “duygusal tükenmenin tükenmişlik sendromu açısından olmazsa olmaz olduğunu, fakat başlı başına yeterli olmadığını” savunmaktadır. Duygusal tükenme tükenmişlik sendromunun stres boyutunu yansıtsa da kişilerin insanlarla ve işleriyle olan ilişkilerini atlamaktadır. Maslach ve arkadaşlarına göre, duygusal tükenme sadece bir semptom değil kişinin ağır iş yükü ile başa çıkabilmek için geliştirdiği, işi ile arasına mesafe koyma çabasıdır. Bu tespite paralel olarak Gabbe ve ark. (65), iş yükü fazla olan çalışanlarda duygusal tükenmişliğin de fazla olduğunu belirtmiştir. Doktorların da iş yükü ne kadar fazla ise tükenmelerinin o kadar fazla olduğu bildirilmiştir (48).
Tükenme etyolojisi çok faktörlü, durumsal bir tablodan çok ilerleme gösteren bir süreçtir (59). İnsana hizmet veren meslek gruplarında çalışanlar, hizmet alanların yüksek beklentileri nedeniyle tükenebilirler. Duyarsızlaşma kişinin hizmet alanla arasına mesafe koyma çabasıdır. Kişiler hizmet verilenleri bir obje olarak değerlendirdiklerinde sorunlar daha kolay başa çıkılabilir hal alır. İnsanla uğraşan meslekler dışında kalan mesleklerde ise çalışanlar umursamaz, ilgisiz bir tutum geliştirerek bilişsel uzaklaşmayı (cognitive distancing) tercih ederler (1).
Kişisel başarı eksikliği ve tükenmişlik arasındaki ilişki daha karmaşık bir durumdur. Leiter (66)’e göre, iş yerindeki süreğen ve ezici talepler kişinin duygusal olarak tükenmesine ve duyarsızlaşmasına yol açar ve kişiyi başarısızlık hislerine götürür. Duygusal tükenme ve duyarsızlaşma kişisel başarı eksikliği ile iç içedir. Tükenme ve duyarsızlaşma hem kişinin başarısını azaltır hem de tükenmişken kişinin kendisini başarılı hissetmesi zordur. Sonuçta kişisel başarı eksikliği oluşur (1). Lee ve Ashforth (67) ise, hem tükenmenin hem de duyarsızlaşmanın beraber oluşabileceğini savunmuşlardır.
Tükenmişlik Sendromunun Oluşumu
İş ile ilişkili stresörlerin tükenmişliği nasıl etkilediği ile ilgili en uzun soluklu çalışmalardan biri Perio ve ark. (68) tarafından 2001 yılında yapılmış ve iş ile ilişkili stresörlerin uzun dönemde her üç tükenmişlik boyutunun da öngörücüsü olduğu belirtilmiştir. Tükenmişliğin nasıl oluştuğuna dair birçok teori mevcuttur. Bunlardan biri en iyi ve en
idealist çalışanların tükenmişlik yaşadıklarıdır. Bu durum “yanıp tükenebilmek için (burnout teriminin karşılığı olarak) yanıyor olmak gerekir” şeklinde açıklanmaktadır. Buradaki ana fikir idealist kişilerin kendilerini en çok adayanlar olacağı, gösterdikleri fedakarlıkların ise kendilerini tükenmişliğe götüreceğidir. İkinci bir teori ise; tükenmişliğin uzun süren kronik iş stresine maruz kalma sonucu oluştuğudur. Bu bakış açısına göre, kişiler iş değiştirmezse tükenmişlik kişilerin kariyerlerinin sonlarında oluşmaktadır. Bu teoride tartışılması gereken konu, tükenmişliğin oluşması için aşırı yük gerekli midir ? Yoksa sadece yük tükenmişlik için yeterli midir (1)?
Tükenmişliğin oluşumuna yönelik diğer model de boyut modelidir. Bu modele göre tükenmişlik; duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı eksikliği aşamalarının sıra ile oluşması sonucu gelişir. Bu bakış açısıyla tükenmişliğin oluşumunda birçok alternatif vardır. Örneğin bir alternatif; duyarsızlaşmanın oluşması ve onu kişisel başarısızlığın izlemesi ve son olarak tükenmenin olmasıdır. Leiter ve Maslach (69)’ın hemşirelerde yaptığı bir çalışma sonucu geliştirdiği bir diğer boyutsal hipoteze göre; önce tükenme olur, bu duyarsızlaşmaya sebep olur ve en son kişisel başarısızlık gelişir. Yani ilk olarak yöneticiyle yaşanan stresli ilişkiler sonucu tükenme hissi oluşur. Ardından iş arkadaşları ile aralarında uyum ve destek eksikliği varsa duyarsızlaşma oluşur. Duyarsızlaşma kalıcı olursa, kişinin işe yaradığını hissetme düşünceleri azalır. Bu modele göre ilk olarak duygusal tükenme, sonra duyarsızlaşma en son olarak da kişisel başarı eksikliği algısı oluşur (1).
Tükenmişliğin Evreleri
Edelwich ve Brodsky (70) tükenmişliği dört evre olarak tanımlamışlardır:
1. Evre (coşku evresi “ethusiasm”): Bu evrede kişide coşku, şevk ve yüksek bir enerji
düzeyi vardır. İşi ile ilgili yüksek beklentiler içindedir. Mesleği her şeyin önündedir ve işini yaparken sıklıkla hizmet sunduğu insanlarla gereğinden fazla özdeşleşmektedir. Uzun ve yorucu bir çalışma içindedir, gereksiz yükler altına girer, kendisinden çok şey beklemekte, dinlenmeye zaman ayırmamakta, tüm durumlarda en ideal biçimde davranmaya çalışmakta, her zaman başarılı olmayı beklemektedir. Ancak bu çalışma tarzı ve hizmet verilen kişilerle aşırı özdeşleşme kişinin enerjisini hızlı ve verimsiz bir biçimde tüketmesine yol açar. Zamanla daha zorlu durumlarla karşılaştıkça, mesleğindeki bilgi ve deneyim eksikliğinin de eklenmesi ile yıpranmaya, mesleki doyumu azalmaya ve hayal kırıklığı giderek artmaya başlar.
2. Evre (durağanlaşma evresi “stagnation”): Bu evrede kişi artık mesleğini
uygularken karşılaştığı güçlükler, hayal kırıklıkları, iş yeri sorunları, düşük ücret, fazla mesai gibi nedenlerle coşku evresindeki enerjisini, çalışma ve insanlara yardım etme arzusunu yitirmeye başlamıştır. Daha önce düşünmediği ya da önem vermediği düşük ücret, fazla mesai, boş zamanın olmaması gibi sorunlar giderek dikkatini çekmeye ve onu rahatsız etmeye başlar. Kişi o zamana kadar özel yaşamını geri plana ittiği ve geliştirmediği için yaşamın başka alanlarında da doyum elde edemeyecek ve mutsuz olacaktır. Eğer yeterli gelir, dinlenecek zaman, doyurucu sosyal ilişkiler gibi insanca gereksinimleri karşılanmazsa, bir süre sonra kişinin meslek yaşamı çıkmaza girer.
3. Evre (engellenme evresi "frustration"): Başka insanlara yardım ve hizmet etmek
için çalışmaya başlamış olan kişi, insanlara istediği gibi yardım edemediğini görmüştür. İnsanları, sistemi ve olumsuz çalışma koşullarını değiştirmenin ne kadar zor olduğunu anlar ve yoğun bir engellenmişlik duygusu yaşar. Taşıdığı yüke rağmen yetkisi yoktur ya da çok sınırlıdır, karar mekanizmalarında yer alamamaktadır ve değerinin bilinmediğine inanmaya başlar. Düşük ücret, düşük statü ve uzun çalışma saatleri bir türlü düzelmemektedir. Üstelik hizmet sunduğu kişilerden aldığı olumsuz tepkiler de onu daha çok yıpratmakta ve bu işi yapıp yapmamayı sorgulamasına neden olmaktadır. Bu evredeki kişi eğer kendini ifade edebilir, sorunların çözümü için adım atabilir ve sorumluluk alabilirse tükenmişliğin son evresine ilerlemekten kurtulabilir. Ancak eğer kişi uygun olmayan (maladaptive) baş etme yollarına başvurur ya da kendini ifade etmek yerine içine kapanır, kendini ifade etmez, sorunlardan ve sonunda hizmet vermekten de kaçınmaya başlarsa, bu tutum bir süre sonra kişiyi tükenmişliğin son evresine götürecektir.
4. Evre (umursamazlık evresi "apathy"): Bu evrede artık kişi engellenmişlik ve öfke
duygularını yitirir, yaptığı iş ile olan duygusal bağını kaybeder. Başlangıçta mesleğini uygularken yaşadığı aşırı özdeşimin yerini bıkkınlık ve can sıkıntısı almıştır. Mesleğini ekonomik ve sosyal güvence için sürdürmekte, ondan zevk almamaktadır. Kötü giden şeyleri değiştiremeyeceğini düşünür. Bu konuda ümitsizdir, ayrıca risk almak da istememektedir. İdeallerini kaybetmiştir ve meslektaşlarında ya da hizmet sunduğu kişilerde gördüğü duyguları alaycı bir tavır (cynicism) ile karşılar. Böyle bir durumda iş yaşamı kişi için bir doyum ve kendini gerçekleştirme alanı olmaktan çok uzak, kişiye ancak sıkıntı ve mutsuzluk veren bir alan olacaktır. Bu evreye kadar gelen bir bireyin tükenmişliğinin giderilmesi
oldukça zordur. Eğer iş koşullarında kapsamlı değişiklikler yapılamazsa ya da gerekli psikiyatrik yardım sağlanmazsa tablo meslek yaşamı boyunca sürebilir.
Bu evrelendirme, tükenmişliği anlamayı kolaylaştıran bir bakış açısı sağlamaktadır. Ancak aslında tükenmişlik kişinin bir evreden diğerine atladığı kesikli bir süreç değil, sürekli bir durumdur. Kişideki tablonun mutlaka bu evreleri izlemesi gerekmez, evreler atlanabilir, bir evrede takılıp kalınabilir, dalgalanmalar olabilir (71).
Tükenmişliğin Belirtileri
Bireysel belirtiler: Bireyde tükenme durumunda ortaya çıkabilecek başlıca belirtiler
şunlardır: Zaman zaman bilişsel becerilerde güçlükler yaşama, kronik sinirlilik hali, kişiler arası ilişkilerde bozulma, yorgunluk, enerji kaybı, çok uyuma ya da uykusuzluk, işe gitmek istememe, hayal kırıklığı, çökkün duygu durum, kolayca ağlama, anksiyete, apati, boşluk ve anlamsızlık hissi, yaptığı işten emin olamamak veya yaptığı işi beğenmemek, kendini beğenmemek, negatif kendilik imajı, şüphecilik ve izolasyon hissi, baş ağrısı, sırt ağrısı, hazımsızlık gibi bedensel belirtiler, psikosomatik hastalıklar, yaratıcılığın azalması, hizmet verdiği insanlara karşı ilgisini ve duygularını kaybetme, iş ahlakına, etik yönüne önem vermeme, meslektaşlara, hizmet verilen kişilere veya mesleğe karşı alaycı bir tavır, savunmacılık, eleştiriye aşırı duyarlılık, işteki verimin azalması, karar vermede yetersizlik, kendine ve işteki mekanına bakımda azalma, küçük olaylara aşırı tepkiler verme, işle ilgilenmek yerine başka şeylerle ilgilenme ve vakit geçirme, içine kapanma şeklinde sıralanabilir (72,73).
Kurumsal belirtiler: Tükenmişliğin bireysel olduğu kadar kurumsal belirtileri de
vardır. Bir iş yerinde çalışanlar arasında tükenmişliğin yaygın olduğu durumlarda ortaya çıkan başlıca işaretler şunlardır: İşten ayrılmaların sık oluşu, personelin hızlı bir döngü içinde değişmesi, hizmetin niteliğinin düşmesi, bu yönde şikayetlerin gelmesi, çalışanların sık sık işe geç gelmesi, iş yerinden erken ayrılması, gün içinde sık sık dışarı çıkması, çalışanlarda kişiler arası çatışmaların artması, iletişim ve uyumda belirgin azalma olması, çalışanların duygusal ve bedensel sorunlarının artması, iş yerinde yaratıcılıkta ve üretkenlikte azalma olması şeklinde sıralanabilir (73,74).
Tükenmenin Nedenleri
Tükenmenin bireysel ya da kurumsal nedenleri olabilir. Tükenmenin ortaya çıkmasında çoğu kez bir arada rol oynayan başlıca bireysel ve kurumsal nedenler şöyle sıralanabilir (72):
Bireysel nedenler: Kronik ruh hastaları ile çalışmak, kronik, ilerleyici ve ölümcül
hastalığı olan kişilerle çalışmak, mesleki gelişimin ve eğitimin yetersiz kalması, yeterli sosyal desteğe sahip olmamak, hobiler gibi dinlendirici aktivitelerin bulunmaması, mizah duygusuna sahip olmayan, her şeyi çok ciddiye alan kontrolcü bir yapıya sahip olmak, başarısızlığa aşırı duyarlı, engellenme eşiği düşük bir insan olmak.
Kurumsal nedenler: Bir iş yerinde tükenmişliğin ortaya çıkmasında ya da
şiddetlenmesinde rol oynayan yönetime ilişkin başlıca etmen ve uygulamalar şöyle sıralanabilir: Demokratik olmayan, hiyerarşik ve merkeziyetçi bir yönetim tarzı, yapıcı olmayan bir eleştiri tarzının kullanılıyor olması, objektif ödüllendirme araçlarının olmaması, çalışanlara eleştiri ve ödüllendirme konusunda eşit davranılmaması, çalışanların mesleki gelecekleri konusunda kendilerini güvensiz hissetmesi, belirsizlik ve engellenme yaşıyor olmaları, çalışanların biraz dinlenebilecekleri, birbirleri ile konuşup dertleşebilecekleri ortamlarının ve zamanlarının olmaması, iş yerinde çalışan kişilere yönelik, onların bilgi ve becerilerini güncelleştirebilecekleri bir sürekli eğitim olanağının olmaması, zaman alıcı rutin bürokratik işlerin yoğun olması, çalışanların gereksinimlerini dikkate alan bir yönetim anlayışının bulunmaması, iş yükünün fazla olması, hep aynı hasta-müşteri türü ile çalışma, sürekli aynı işi yapma, sürekli ağır, yavaş ilerleme gösteren hastalarla-müşterilerle çalışma, işin rutin olması, araştırma gibi heyecanların bulunmaması, uzun çalışma saatleri (73,74).
Tükenmişlik Nerede Oluşur?
İş ile ilgili faktörler: İş memnuniyeti ile tükenmişlik arasında negatif ilişki olduğuna
ilişkin birçok veri mevcuttur. Fakat bu iki durum arasındaki neden-sonuç ilişkisi hala net değildir. Acaba tükenmişlik mi iş memnuniyetsizliğini arttırmaktadır, yoksa iş memnuniyetinde düşme mi tükenmişliğe zemin hazırlamaktadır? Alternatif bir teori de kötü çalışma şartlarının tükenmişliğe ve iş memnuniyetsizliğine yol açıyor olması olabilir (1).
Yoğun iş yükü çalışanlar üzerinde yoğun bir stres yaratmaktadır. Çalışanların iş yükü arttıkça duygusal tükenme ve duyarsızlaşmaları belirgin bir şekilde artış göstermektedir (75). İş yükünün yanı sıra zaman baskısı güçlü bir şekilde tükenmişlik sendromu özellikle de
tükenme boyutu ile ilişkilidir. Özellikle iş yerinde rol karmaşası (iş yerinde karmaşık istekler olduğunda oluşur, “role conflict”) veya rol belirsizliği (işi iyi yapabilmek için yeterli bilgi yoksa, “role ambiguity”) varsa tükenmişlik riski artar (68). İş ile ilişkili sorunlar arasında iş yerinde sosyal desteğin tükenmişlik ile çok ilişkili olduğu, özellikle de yöneticinin desteğinin iş arkadaşlarının desteğinden bile daha önemli olduğu görülmektedir. Ayrıca geribildirim eksikliği olan ve karar alma konusunda etkili olmayanlarda ve özerk olmayan kurumlarda tükenmişlik fazladır (1).
Sektör ile ilgili faktörler: Tükenmişlik insanla ilgilenen mesleklerde özellikle bakım
veren ve öğreten rolündeki kimselerde sık görülür. Araştırmalar göstermiştir ki, insanla temasın ve özellikle zorlayıcı taleplerin olduğu iş ilişkilerinde tükenmişliğin yüksek olduğu fakat insanla ilişkinin düşük olduğu iş gruplarında (bilgisayar programcıları gibi) bile tükenmişliğin oluşabildiği anlaşılmıştır. Ayrıca çalışmalar; iş ile ilişkili stresörlerin (iş yükü, zaman baskısı veya rol karmaşası gibi), hizmet verilen ile ilişkilerden (kronik veya terminal hasta ile ilgilenme, ölümle veya ölen bir kişiyle karşılaşma) daha yüksek oranda tükenmişlikle ilişkili olduğunu göstermektedir (1).
Meslek grupları ve tükenmişlik boyutları arasındaki ilişkiye bakıldığında, güvenlik güçlerinin yüksek duyarsızlaşma, başarısızlık düzeyleri ve düşük duygusal tükenme düzeyleri gösterdiği, öğretmenlerin en yüksek oranda duygusal tükenme gösterdiği fakat duyarsızlaşma ve başarısızlığın yüksek olmadığı belirtilmiştir. Tıp alanında ise farklı sonuçlara raslamak mümkündür. Örneğin düşük tükenme ve duyarsızlaşma ve yüksek başarısızlık düşüncelerinin olduğunu belirten yayınlar mevcuttur. Ruh sağlığı çalışanlarında ise Amerika Birleşik Devletleri’nde düşük, Hollanda’da ise yüksek tükenme ve duyarsızlaşma gösterdiği saptanmıştır. Bu bulgular, çalışılan sektörün tükenmişliği belirgin derecede etkilediğini ortaya koymaktadır (1).
Tükenmişlik Kimlerde Oluşur?
Yaş: Tüm demografik veriler içinde yaş tükenmişlik ile en ilişkili bulunmuş olanıdır.
Genel olarak genç çalışanlarda tükenmişlik düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (31). Otuzlu ve kırklı yaşlara göre yirmili yaşlarındaki çalışanların daha fazla tükenmişlik yaşadıkları belirtilmektedir. Yaşın iş deneyimi ile olan ilişkisi göz önüne alındığında kişinin kariyerinin başında tükenme yaşama riski en yüksek olarak gözükmektedir. Fakat yaş ile tükenmişliğin ilişkisi konusunda soru işaretleri de mevcuttur. Özellikle sağkalım yanlılığının (survival bias) bu durumu etkileyebileceği yani tükenmişlik yaşayanların işten ayrılmaları ve daha az iş
bulabilmeleri nedeniyle tükenmişliğin yaşla ilişkili bulunmasının mümkün olabileceğini savunan yazarlar da mevcuttur (1). Konuyla ilgili genel kanı yaş ile tükenmişliğin azalması olsa da konu ile ilgili farklı sonuçları olan çalışmalar da mevcuttur. Lindbom ve ark. (76), tükenmişliğin 50 yaş üzerinde orta yaş ve gençlere göre daha sık görüldüğünü, Ahola ve ark. (77) ise, cinsiyete ve yaş gruplarına göre kişilerin tükenmişlikten etkilenme durumlarının değiştiğini belirtmekte genç kadınlarda yaş ve tükenmişlik arasında ters ilişki olduğunu, orta yaşlı kadınlarda ilişki olmadığını, yaşlı kadınlarda ise pozitif ilişki olduğunu, erkeklerde ise genç yaşta negatif, orta yaşta pozitif, ileri yaşta ise negatif ilişki olduğunu belirtmektedirler. Fakat ilişkinin çok güçlü olmadığını belirten çalışmalar da mevcuttur. Sonuç olarak, yaşın tükenmişliğe etkisi hem karmaşık hem de çok belirgin değildir. Muhtemelen çalışma hayatı boyunca tükenme bazı dönemlerde artmakta bazı dönemlerde azalmaktadır. Bireylerin sosyal hayatlarında ve iş hayatlarında karşılaştıkları olaylar tükenmişlik konusunda yaştan çok daha etkili olmaktadır.
Cinsiyet: Genel olarak cinsiyet tükenmişliğin güçlü bir öngörücüsü değildir. Bazı
araştırmalar kadınların bazı araştırmalar erkeklerin daha fazla tükenmişlik yaşadıklarını, bazı çalışmalar ise her iki cinsiyetin tükenmişliklerinin eşit oranlarda olduğunu belirtmektedir. Fakat genel olarak çalışmalar erkeklerin duyarsızlaşma skorlarının daha fazla olduğunu ayrıca bazı çalışmalar da kadınların duygusal tükenme seviyelerinin yüksek olduğunu savunmaktadır (1,6,78,79). Ayrıca çalışmalar kadınların düşük kişisel başarı algılarının olduğunu, özellikle hem çocuğu olan hem de çalışan kadınların daha fazla tükenmişlik yaşadıklarını ortaya koymaktadır (80). Erkeklerin neden daha sık olarak duyarsızlaştıklarının nedeninin basitçe vurdumduymaz olduklarından kaynaklandığı düşünülebilir. Ancak kabul gören bir açıklama, erkek rolünün, güç, bağımsızlık, ayrı olma, kolay incinmeme gibi vurgulara sahip olmasıdır (81). Bu bağlamda duyarsızlaşma erkeklerin bastırılmış duygularını yansıtmaktadır. Başka bir açıklama ise, bir diğer erkeklik rolü olan hedefe odaklı düşünme sistemidir. Erkekler yarışmacıdır ve erkeklik hisleri başarı odaklıdır. Duyarsızlaşmaları rakiplere güvenmeme düşüncesinden de kaynaklanıyor olabilir. Bu özellikle tehdit ve stres altında kişiyi antisosyal ve saldırgan hislere götürebilir ki, bunlar duyarsızlaşmaya yol açıyor olabilir (31).
Üniversite öğrencilerinde yapılan çalışmalarda ise cinsiyet farklılıkları saptanmayan (11,82-84) ve kadınların daha fazla duygusal tükenme yaşadığını belirten (9) çalışmalar mevcuttur.
Medeni durum ve aile: Medeni durum ile tükenmişlik ilişkisinde ise, bekarlar evlilere
oranla daha yüksek tükenmişlik riskine sahiptirler. Hatta evlenmemişlerin tükenmişlik riskleri boşanmışlardan bile fazladır. Yani en riskli grup evlenmemişler sonra boşanmışlar en az riskli grup ise evlilerdir (1). Boşanmışlar duygusal tükenme konusunda oldukça risklidir ve bu konuda bekarlara yakındır, fakat aynı zamanda daha az duyarsızlaşma ve kişisel başarı eksikliği yaşama eğiliminde olmalarından ötürü bu alanlarda da evlilere yakındırlar (78).
Bekar olmak gibi çocuğu olmamak da tükenmişlik için risk oluşturabilmektedir. Ancak bu bilgi çocukların fazladan duygusal yük oluşturdukları ve duygusal tükenmeyi alevlendirdikleri bilgisiyle ters düşmekle birlikte çocuklu ailesi olanlarda tükenmişlik daha az görülmektedir (78).
Eğitim durumu: Çalışmalar eğitim seviyesi arttıkça tükenmişliğin de arttığını ortaya
koymaktadır. Bu durum eğitim seviyesi yüksek kişilerin büyük sorumlulukları olan işlerde çalışmalarından kaynaklanıyor olabilir. Bir diğer bakış açısı da yüksek eğitimli kişilerin işlerinden yüksek beklentilerinin olduğu yönündedir (1). Bu kişiler daha idealist ve arzulu olabilirler. Fakat yardımcı olma rollerine hazır değillerse kendi ideallerindeki rolleri ile gerçeklerin çarpışması tükenmişlikle sonlanabilir (78). Ayrıca azınlıkların daha fazla tükenmişlik yaşadıklarına dair çalışmalar mevcut (85) olmakla birlikte literatürde bu konuyla ilgili genel bir kanı oluşturacak yeterli veri yoktur.
Kişisel özellikler: Maslach (78)’a göre, tükenmişlik her insanda ve her durumda
oluşmaz. Bireyin kişisel örgütlenmesindeki değişiklikler genel yapıyı etkiler. Kişiliği ruhsal, duygusal ve sosyal beceri ve özelliklerin eşsiz bileşeni olarak tanımladığımızda, bireyin kişiler arası ilişkileri, problemlerle baş etme yolları, kendini ifade ediş şekli, duygularını ifade edişi, kendilik algısı kişiliğinden etkilenir ve kişilik yapısı da tükenmişlik açısından çok önemlidir.
Araştırmalar bireysel kaynakların tükenmişliği azaltabildiğini göstermektedir. Bu bireysel yeterliliklerin en önemlilerinden biri de öz yeterliliktir. Bandura’ya (38) göre, öz yeterlilik, “bireyin belli bir performansı göstermesi için gerekli etkinlikleri düzenleyip başarılı bir biçimde gerçekleştirme kapasitesi hakkında kendine ilişkin yargısı”dır. Daha genel bir anlatımla ifade etmek gerekirse, öz yeterlilik bireyin yapabildikleri hakkında sahip olduğu inançlardır. Öz yeterlilik, davranış üzerinde etkili olduğu ileri sürülen temel kavramlardan biridir ve kişide ne kadar fazla ise yapılan işte başarı o kadar artar, kişinin heyecanı,
uyarılmışlığı o kadar azalır. Kendilik inancının öğrencilerin motivasyonlarını arttırdığı ve akademik başarıda kilit rol oynadığını ileri sürmüştür. Ayrıca kendilik inancı öğrencilerin motivasyonları ve öğrenme güçleri konusunda bir öngörücüdür (86).
Greenglass ve Burke (75) baş etme yöntemleri, öz yeterlilik gibi bireysel kaynakların yaşanan stresli olayların etkilerini azalttığını bildirmiştir. Ayrıca kendi eforları ile sorunu çözmeye çalışanların (kontrol ederek başa çıkma, “control coping”) hem öz yeterliliklerinin fazla olduğu hem de daha az duyarsızlaştıklarını belirtmişlerdi. Leiter (87) tükenmişliğin kişinin etkinliğini azalttığını, öz yeterlilik ve kendi kaderini tayin edebilme düşüncesi ile ters ilişkili olduğunu belirtmektedir. Çalışmalarında temel iki tip baş etme yönteminden bahsetmiştir. Kontrol baş etme yöntemi, durumları değiştirme konusunda yüksek enerji ve iyimserliği, kaçış baş etme yöntemi ise, pasif ve karamsar olmayı ifade etmektedir. Leiter’e göre kontrol baş etme yöntemi iş ile ilgili sıkıntıyı azaltıyor, mesleki tatminini arttırıyordu. Başa çıkma yöntemlerinden kaçma ise artmış iş ile ilgili sıkıntı ve mesleki tatminsizliğe neden oluyordu. Ayrıca kaçma ile problemlerle baş etmeye çalışanların, olayları kontrol altına alarak sorunlarla baş etmeye çalışanlara göre daha çok duyarsızlaşarak daha çok duygusal tükenme yaşadıkları ve daha fazla tükenmişlik yaşadıkları belirtilmektedir. Kontrol baş etme yöntemi sayesinde, yaptıklarının sonuçlarının kendi elinde olduğunu düşünenler iş yerinde stres yaşadıklarında kişisel başarı algıları daha iyi durumda kalmaktadır (31).
Tükenmişliğe Eşlik Eden Durumlar: Tükenmişlik, bireyin yaşantısının her yönünü
etkileyebilir. Kişilerarası ve aile ilişkilerinde sorunlar yaşamasına ve genel olarak yaşama karşı olumsuz bir bakış açısı ve tutum geliştirmesine neden olabilir. Bu bağlamda tükenmişlik ve depresyonun bazı ortak özellikleri paylaşması beklenebilir. Örtüşen özellikleri olmasına karşın, tükenmişlik ve depresyonun ayrı sendromlar oldukları, aralarında anlamlı düzeyde ilişki olduğu ve bir arada görülebildikleri kabul edilmektedir. Depresyon düzeyi yükseldikçe duyarsızlaşma ve duygusal tükenmişliğin arttığı, kişisel başarının düştüğüne dair birçok çalışma dikkati çekmiştir (34,35). Ülkemizde yapılan çalışmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir (33,36). Özellikle daha önce depresyon geçirmiş kişiler tükenmişlik açısından risk altındadır (30). Sonuç olarak depresyona meyilli kişiler tükenmişliğe de meyillidir. Fakat dikkat edilmesi gereken bir konu tükenmişliğin, depresyonun aksine iş ile ilişkili ve duruma özel olmasıdır (1).
Birçok çalışma tükenmişliğin sadece depresyonla değil depresyon, anksiyete ve somatizasyon ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. (31). Ayrıca tükenmişlik intihar
düşüncelerini de arttırmaktadır (88). Araştırmalar tükenmişlik ve stresin hem fiziksel hem de psikolojik temelleri olduğu sonucuna varmıştır. Bununla birlikte birçok çalışmada stresin tükenmişlik için bir risk olduğu belirtilmiştir (11,42). Eştanının varlığı, iş yükünün fazlalığıyla da ilişkilidir. Greenglass ve ark. (75), 1363 hemşirede yaptıkları çalışmada iş yükünün depresyon ve anksiyete seviyeleri üzerinde etkisinin olduğu sonucuna varmıştır (75). Al-Dubai ve Rampal’ın yaptıkları çalışmada da, psikiyatrik eştanısı olan doktorlarda tükenmişliğin anlamlı derecede fazla olduğunu belirtilmiştir (32). Ayrıca McCranie ve Brandsma (37) 440 hekime MMPI uygulamış ve düşük benlik saygısı, yetersizlik düşüncesi, disfori ve obsesiflik, pasiflik, sosyal anksiyete ve sosyal çekilme alt ölçek puanları yüksek kişilerin daha fazla tükenmişlik yaşadıklarını ortaya koymuştur. Fiziksel hastalığı olanlarda da tükenmişlik daha sık olarak gözlenmektedir. Ayrıca tükenmişlik ne kadar ağırsa fiziksel hastalığın görülme olasılığı da o kadar artmaktadır. Tükenmişlik özellikle erkeklerde kardiyovasküler sistem hastalıklarıyla, kadınlarda ise kas iskelet sistemi hastalıkları ile ilişkili bulunmuştur (89). Doktorlarda yapılan çalışmalarda hem mevcut hem de geçmişte geçirilmiş depresyon ile tükenme arasında ilişki vardır (29). Özetle tükenmişlik birçok ruhsal bozukluk ve fiziksel hastalıkla ilişkilidir.
Tükenmişliğin Sonuçları
Bu konu ile ilgili çalışmalar genelde iş performansı ile ilgilidir. Ayrıca sağlık sorunları ile ilgili çalışmalar da yapılmıştır. Çalışmaların en önemli eksikliği verilerin öz bildirim formları ile toplanıyor olmasıdır (1).
İş performansı üzerine etkileri: Günümüzde birçok iş alanı küçülmekte hatta bazı
meslekler ortadan kalkmakta ve yeni iş sahaları açılmaktadır. Bu hızlı değişim hem özel sektörü hem de kamu sektörünü etkilemektedir. Milyonlarca kişi işini kaybetmekte veya çalışanlarda işini kaybetme korkusu yaratmaktadır. Bu durum hem çalışanlar hem de aileleri için psikolojik bir stres kaynağı olmaktadır. Bireyler ancak uzun dönem aynı işte çalıştıklarında kendilerini iş yerine bir şeyler vermiş, özverilerinin karşılığında ise ödüllendirilmiş olarak görürler. Fakat son dönemlerdeki veriler bunun değiştiğini göstermektedir. Bu da kişinin ruhsal iyilik halini kötü etkilemektedir (31).
İş güvencesinin olmaması işçileri öfke ve saldırganlığa götürür. Özellikle işten çıkarılma dönemlerinde, işçiler kendilerini ihanete uğramış olarak görmekte, öfke ve güvensizlik hissetmektedirler. Öz kaynaklar kavramına (“equity theory”) göre, insanlar kişiler
arası ve organizasyonlarla ilişkilerinde yatırım yaparlar ve kazanım elde ederler. Bir ilişkide yatırımlar ve kazanımlar benzer olmalıdır. Eğer kazanımlarının yatırımlarını karşılamadığını düşünürlerse sıkıntı hissederler ve motivasyonları azalır. İş güvencesi olmaması nedeniyle, insanlar kazanımlarının yatırımlarını karşılamadığını hisseder ve kişide duyarsızlaşma ve nefret oluşur. Kişinin işi ile ilişkili duyarsızlaşması ve kendini işinden geri çekmesi tükenmişliğin önemli bir yansımasıdır (31).
Tükenmişlik, işten ayrılma ve iş devamsızlığıyla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca işine düzenli devam edenlerde de iş performansında azalmaya neden olmaktadır. İş memnuniyetini azaltmakta, hem kişinin hem de işyerinin verimini düşürmektedir. Tükenme yaşayan kişiler ayrıca iş arkadaşlarını da olumsuz etkileyebilmekte ve kişisel çekişmeler oluşmakta ve bunlar da işleri olumsuz etkilemektedir (1). Hemşireler üzerinde yapılan bir çalışmada tükenmişlik hem çalışanın kendisi hem de yönetici tarafından bildirilen azalmış iş performansı ve daha fazla sağlık nedenli izin (özellikle psikiyatrik) ve istifa planları ile ilişkili bulunmuştur (90). Ayrıca tükenmişliğin kişinin aile hayatını da olumsuz etkilediğine dair yayınlar bulunmaktadır (91).
Sağlık üzerine etkileri: Sendromun duygusal tükenme boyutunun stres ile ilişkili
sağlık problemleri üzerine daha fazla etkili olduğu düşünülmektedir. Tükenmişlik ve madde kullanımı arasında ilişki olduğunu gösteren yayınlar da vardır. Tükenmişliğin nevrotik kişilik ve iş ile ilişkili nevrasteni ile de ilişkisi vardır. Tükenmişlik ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi açıklayan iki temel fikir vardır. Birincisi tükenmişlik başlı başına bir bozukluktur. İkincisi ise daha önce de belirtildiği gibi tükenmişlik birçok ruhsal hastalıkla ilişkilidir ve ruh sağlığına olumsuz etkiler yaratan bir durumdur (1).
Çocukluk çağı karmaşası yaşamış ve psikolojik olarak sağlıklı bir çocukluk geçirmiş iki grubun karşılaştırılmasında sağlıklı çocukluk geçirmiş bireylerin kişiler arası ilişki gerektiren işlere daha fazla ilgi duyduğu, daha uzun süre bu işlerde çalıştığı, işlerine daha çok ilgi duyduğu ve işlerinden daha memnun oldukları belirtilmiştir (92).
Tükenmişlik nasıl değerlendirilir?
Her ne kadar Kopenhag Tükenmişlik Ölçeği (93) ve Oldenburg Tükenmişlik Ölçeği (94) gibi alternatifleri var olsa da Maslach Tükenmişlik Ölçeği halen tükenmişlik sendromu için en sık kullanılan değerlendirme yöntemidir (3).
Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin (MTÖ) üç tipi bulunmaktadır. İlk olarak insanla uğraşan meslek grupları için MTÖ-İHA (Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin İnsanlara Hizmet Verenler için Anketi) geliştirilmiş, sonra daha yaygın kullanılabilen kişiye odaklı Maslach Tükenmişlik Ölçeği-Genel Anket (MTÖ-GA) adı altında daha yaygın kullanılabilecek bir şekli geliştirilmiş ve son olarak da öğrenciler için Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin Öğrenci Anketi (MTÖ-ÖA) oluşturulmuştur (1,82).
Tükenmişlik Tıbbi Bir Tanı mıdır? Sosyal Bir Sorun Mudur?
Tükenmişlik sendromu ile ilgilenen araştırmacılar tükenmişliği iki temel şekilde ele almaktadır. Maslach’ın başını çektiği düşünce üç boyutlu modeli savunmaktadır. Bir diğer grup ise bu sendromu “sadece bir tükenme durumu” olarak ele almaktadır. Bu düşünceyi savunan Pines ve Aronson tükenme durumunun “fiziksel, duygusal ve ruhsal” olmak üzere üç değişkeni olduğunu, Kristensen ise tükenmenin “fiziksel veya psikolojik” olabileceğini belirtmiştir. Kristensen ayrıca tükenme iş ile ilişkili, müşteri ile ilişkili ve kişisel tükenme olmak üzere üçe ayırmıştır. Özellikle kişisel tükenmişliğin henüz çalışmaya başlamamış gençlerde, işsizlerde, erken emeklilerde, tutuklularda ve ev kadınlarında da oluşabileceğini öne sürmüştür (3,95).
Buradaki anahtar konu ise, hekimlerin özellikle danışanın bilgilendirilmesi, tedavi veya çalışanların tazminatları konusunda sınırları belirgin tanılara ihtiyaç duymalarıdır. Hekimler bu bozukluk veya sendrom var veya yok biçiminde kesin ayrımlara ihtiyaç duyarlar (3).
Tükenmişlik tanısı: Maslach ve Shaufeli (59) tükenmişliğin kavramsallaştırılması ile
ilgili 1993 yılında yaptıkları çalışmada beş yaygın eleman tanımladılar:
1. Ruhsal veya duygusal tükenme, yorgunluk ve depresyon gibi rahatsızlık semptomları hakimdir.
2. Ruhsal ve davranışsal semptomlar üzerindeki vurgu daha ön plandadır. 3. Tükenmişlik sendromu iş ile ilişkilidir.
4. Semptomlar kendilerini daha önce psikopatoloji yaşamamış “normal” kişilerde belli eder.
5. Olumsuz tutum ve davranışlar nedeniyle azalmış etkinlik ve iş performansı oluşur (1). Bu kavramsallaştırmadaki birçok eleman iş ile ilişkili nevrasteni tanısına
Bağımsız olarak belirlenmiş tükenmişlik tanısını oluşturabilmek için farklı bir tanı ölçütünü kesme noktası oluşturmada kullanmak gerekir. Bu amaçla Schaufeli ve ark. (97), nevrasteniyi ağır tükenmişlik ile eş değer olarak değerlendirdiler. “International Classification of Diseases-10” da (ICD-10) nevrasteni tanısı F48.0 (96) başlığı altında tanımlanmaktadır (3).
Nevrasteni: ICD-10’a göre bu bozuklukta önemli kültürel değişkenlikler vardır.
Temelde örtüşen iki ana çeşidi görülür. Bir tipinde esas özellik zihinsel faaliyetten sonra artmış yorgunluk şikayetidir. Bu sıklıkla meşguliyet sergilemesi veya günlük görevlerin tekrarında biraz azalmayla birliktedir. Zihinsel yorgunluk, istenmeden zihne giren çağrışımlar, anıların dikkati dağıtması, dikkat toplamada güçlük şeklinde yakınmalar vardır.
Diğer hoş olmayan fiziksel hislerin çeşitleri her iki tip de sıktır. Bunlar, baş dönmesi, gerginlik baş ağrısı, genel dengesizlik hisleridir. Zihinsel düşme ve bedensel iyi hissetme ile ilgili kaygılar, sinirlilik, zevk almama, hafif derecede depresyon ve anksiyete genellikle vardır. Uyku başlangıç ve orta dönemi sıklıkla bozulmuştur. Ancak aşırı uyku da olabilir. Yorgunluk sendromu vardır (96).
Shaufeli (97), kişiye tükenmişlik tanısı konabilmesi için nevrasteni semptomlarının iş ile ilişkili ve tedavi olmayı gerektirecek kadar ağır olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu tanı ölçütlerine göre her üç MTÖ ölçeğine göre kesme puanları belirlenmiştir. Ayrıca, toplam tükenmişlik için de bir kesme puanı belirlenerek tanı konulabilmesi sağlanmıştır. Bu dönüşümle birlikte tükenmişlik sendromu artık psikolojik fenomenden tıbbi bir tanıya dönüşmektedir. Hollanda ve İsveç bu dönüşümü tamamlamıştır. Bunun bir sonucu olarak, bir klinisyen tükenmişlik kelimesini kullandığında orta veya ağır tükenmişliği kastetmektedir. Tıbbi tanılar net sınıflamalar gerektirir, ancak günlük pratik birçok farklı değişkenin beraber değerlendirilmesi ile tanı konmasına izin verir (3).
İnsanla Uğraşan Mesleklerde Tükenmişlik
İnsanlarla uğraşan meslek gruplarında hizmet verilenlerle yoğun bir ilişki kurulması gerekmektedir. Genelde çalışan-hizmet alan ilişkisi hizmet alanın mevcut şikayeti (psikolojik, sosyal ve/veya fiziksel) üzerine kurulmuştur. Bu şikayet doğası gereği öfke, utanç, korku veya umutsuzluk üzerine kurulmuştur ve sorunların çözümleri kolay değildir. Sonuç olarak insanlara hizmet sunan işlerde çalışanlar kronik strese maruz kalabilirler. Bu stres, duygusal olarak tüketici olabilir ve tükenmişlik riskini ortaya çıkarır (2).
Tıp ve tükenmişlik: Avrupa İş Güvenliği ve Sağlığı Ajansının (The European Agency
for Safety and Health at Work) (98) iş kaynaklı streslerle ilgili araştırmasında iş ile ilişkili en sık sağlık şikayetinin, kas-iskelet sistemi hastalıkları (sırt ağrısı, kas ağrıları) ardından ise bitkinlik, stres ve sinirlilik, uyku sorunları, anksiyete gibi semptomların olduğu belirtilmektedir. Ayrıca şiddete ve kötü muameleye maruz kalanların en sık olarak uyku sorunları, anksiyete, sinirlilik ve stres gibi psikolojik semptomları, şiddetle karşılaşmayanlara göre neredeyse dört kat fazla bildirdikleri belirtilmektedir. Bu kişilerin sadece psikolojik değil aynı zamanda karın ağrısı gibi fizyolojik şikayetleri ve tüm iş ile ilişkili sağlık sorunları da fazladır. Şiddete uğrayan kişilerin uğramayanlara göre özellikle son bir yılda daha fazla sağlık nedenli işe devamsızlık yaptıkları belirtilmektedir. Sağlık çalışanları en yüksek oranda şiddete ve tehdide uğrayan meslek grubudur. Sağlık sektörü en gelişmiş esneklik ve takım çalışması düzeyine sahip sektördür. Türkiye haftalık 55 saatlik çalışma saati ortalamasıyla Avrupa’da en fazla ortalama çalışma süresi olan ülkedir. Ayrıca hafta sonu çalışma da en fazla Türkiye’dedir. Uzun çalışma saatlerinin en önemli negatif etkisi iş ve gündelik hayat dengesi üzerindedir. Hem çalışma saati fazla olan (32,99) hem de iş yükü fazla olan doktorların tükenmişlikleri de fazladır. İş yükünün fazla olmasının yanında işlerinde daha az seçim hakkı ve serbestlikleri olan doktorlar daha fazla tükenmektedirler (48).
Amerika Birleşik Devletleri’nde 1986-1997 yılları arasında yapılan bir çalışma; her geçen yıl doktorların meslekleri ile ilgili daha az memnun olduklarını ve özellikle hastalarına ayırdıkları zamanın az olması, yetersiz boş zaman ve yüksek kalite için kendilerine yapılan baskı nedeniyle tatminlerinin az olduğunu ortaya koymaktaydı (100). Ayrıca doktorlardaki mesleki memnuniyetsizlik birinci basamak hekimler, cerrahlar, infeksiyon hastalıkları uzmanları, anesteziyologlar gibi birçok dalda bildirilmiştir (4).
Amerika Birleşik Devletleri’nde asistanlarda yapılan bir çalışmada %50 oranında tükenmişliğe rastlanmıştır. En sık kadın doğum (%75) ve dahiliye (%63) en az da aile hekimliği (%27) ve psikiyatri asistanlarında (%40) tükenmişlikle karşılaşılmıştır. Asistanlığın ilk yılında olma, bekar olma, kişisel stres, üniversiteden memnun olmama tükenmişlik ile ilişkili bulunmuştur (101). Her geçen gün doktorlar ve sağlık çalışanları artan tükenmişlik riski ile karşı karşıyadır ve bu durum sağlık hizmetlerini de tehdit etmektedir (4).
İş stresi doktorlarda tükenmişliği ve diğer psikiyatrik hastalıkları arttırmaktadır. İş memnuniyeti ise doktorları tükenmişlikten korur. İş yoğunluğunun fazla olduğunu düşünme, iyi yönetilemediğini düşünme, acı çeken hastayla baş etme tükenmişlikle ilişkilidir. İş memnuniyetsizliği; partner, akraba, iş arkadaşları ile ilişkileri, profesyonelliği, entelektüel
uyaranları olumsuz etkiler. İletişim ve yönetim becerilerinin yetersiz olduğunu düşünen doktorlarda tükenmişlik seviyeleri daha yüksek saptanmaktadır. Bu nedenle sağlık çalışanlarını tükenmişlikten korumak için iletişim ve yönetim becerilerinin arttırılması faydalı olabilir (102). Halbesleben ve ark. (103) duygusal tükenmişlik yaşayan doktorların hastalarının daha az memnun olduğunu ve iyileşme sürelerinin daha uzun olduğunu tespit etmiştir.
Son dönemlerde yapılan araştırmalar hekimlerin tükenmişliklerinin temellerinin tıp fakültesinde atıldığına işaret etmektedir (5). Bu açıdan bakıldığında tıp fakültesi öğrencilerinin tükenmişlik konusunda eğitilmeleri ve baş etme yöntemleri konusunda bilgilendirilmelerinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Tıp öğrencileri ve tükenmişlik: Tıp öğrencileri kendilerinin psikolojik olarak güçlü
yanlarını ve duygusal zayıflıklarını ve kendi karakter özelliklerini anlamalıdır. Kendi temel ilkelerini, ideallerini, hayat felsefelerini açıkça dile getirebilmeli ve bunları eğitimlerindeki hedefleri ile örtüştürebilmelidir. Yetiştiği ailenin yapısının, ırkın, kültürün ve cinsiyet gibi faktörlerin kişilerin tutum ve kabiliyetlerini nasıl etkilediğini bilmeli ve bunları hastalarla konuşabilmelidir. Hastalara duyulan sempati ve empatinin farkını anlayabilmeli ve bunları kullanabilmelidir. Belirsizlik, risk alma ve güvence arama davranışları sırasında kendi tutumlarını bilmeli, hastayla otonomi, yardımseverlik, zarar vermeme ve adalet gibi tutumlar çerçevesinde bir ilişki kuracağını açıklayabilmelidir. Zor hasta-doktor ilişkilerinde bile hislerini fark edebilmelidir (104).
Hastalarına iyi bir hizmet verebilmek ve iyi bir tıp profesyoneli olabilmeleri için doktorların merhametli, hastalarına empati ile yaklaşan, fedakar, adanmışlık duygularına sahip olmaları gerekmektedir. Bunlar da ancak iyi bir ruh sağlığı ile gerçekleşebilir. Bu açıdan doktorların iyilik halinin bir öncüsü olarak tıp öğrencisinin iyilik hali tıp eğitimi açısından kritik bir öneme sahiptir (105).
Dunn ve ark. (105)’nın “başa çıkma tüpü (rezerv tankı)” kavramsal modeline göre, öğrencilerin iyilik halinin korunması başa çıkma tüpüne, gelen pozitif girdiler (başa çıkma rezervuarını doldurur) ve negatif girdiler (başa çıkma rezervuarını boşaltır) kişinin temel yapısı ile birleşerek ruhsal hastalıkları, direnç veya tükenmişlik, duyarsızlaşma gibi olumlu ve olumsuz sonuçları oluşturur.
Bu modele göre öğrenciler bir iç yapıya sahiptir. Kişilik özellikleri, mizaç, baş etme stilleri bu iç yapıyı oluşturur ve iç yapı rezervuarlarını tekrar doldurmaya veya boşaltmaya
yarar. Öğrenciler hem adaptif hem de adaptif olmayan başa çıkma yöntemlerini kullanırlar. Örneğin, ağır sınavlar öncesi, bazı öğrenciler daha fazla başa çıkma rezervine sahiptir, diğerleri ise anksiyete ve depresyona daha yatkındır. Bu ikinci grup öğrenciler daha küçük bir stres etkenini büyük bir tehditmiş gibi görebilirler. Erken ergenlik dönemindeki gelişi de (kökeni, ailesinden temel alarak bir birey haline gelmesi ve kültürel profesyonel kimliğini kazanması) iç yapının oluşumda önemlidir. Tıp öğrencilerinde bu durum çok iyi çalışılmamış olsa da intörn ve asistanlarda araştırılmış ve önemi ortaya konmuştur (105).
Chandavarkar ve ark. (106), tıp öğrencilerinden anksiyete ve depresif semptomları yüksek olanlarının performanslarını yetersiz gördüklerini, obsesif özellikleri olan öğrencilerin ise kendilerini daha başarılı gördüklerini belirtmişler, obsesyonların adaptif olabileceğini diğer anksiyete semptomlarının ise adaptif olmayan birer savunma mekanizması olduğunu öne sürmüşlerdir. Ayrıca kız, depresif veya yaşı büyük öğrencilerin performanslarını daha düşük gördüklerini obsesyonların 1. sınıfta en fazla olduğunu ve ilerleyen sınıflarda azalmakta olduğunu belirtmişler, 3. sınıf öğrencilerinde ise anksiyete ve depresyonun en yüksek seviyede olduğunu vurgulamışlardır.
Obsesyona yatkınlık ve kompulsiyona yatkınlık gibi kişilik özellikleri tıp öğrencilerinin beklentilerini etkileyebilir ve savunmasız, dayanıksız hissetmelerine neden olabilir. Obsesyona yatkınlık ister adapif olsun ister adaptif olmasın baş etme rezervuarında önemli bir yeri vardır (105). Dışadönük kişilik yapısı ve arkadaş canlısı, anlayışlı (agreeableness) olmak tükenmişlikle ters orantılıdır (48). Negatif girdiler stres, iç çatışma, zaman ve enerji ihtiyaçlarıdır ve bunlar öğrencilerin tıp eğitimi sırasında baş etme rezervuarını boşaltır (105).
Stres birçok nedenle artabilir. Başa çıkma tüpü modelinde müfredat, psikolojik faktörler ve öğrencinin karakteristik özellikleri artmış strese neden olabilir (105). Yapılan çalışmalar da tıp öğrencilerinin yüksek stres ile karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır (10). Fakat aynı stresörlerin bazı öğrenciler için elastikiyeti arttırabileceği unutulmamalıdır.
Genelde tıp öğrencileri akademik hayatlarının başlarında sınıflarının en başarılı öğrencileridir. Tıp hayatlarına başladıklarında öğrenciler yeni bir döneme girer ve bu dönemde sınıfın en iyilerinden olamama düşüncesi anksiyete yaratır. Bazı hassas öğrencilerde özellikle siyah-beyaz düşüncesi olanlarda başarı “vardır ya da yoktur” şeklinde bir düşünce geliştirebilir. Yüksek kendilik beklentileri gerçekleşmeyince anksiyeteleri ve depresif duygu durumları artar (105). Soruna odaklı baş etme yöntemlerini kullanan öğrencilerin ise kişisel başarı algıları artar (83).
Müfredatın stresi de öğrenciler üzerinde gerginlik yaratır. Bu durum öğrenciler için fark edilemeyen ayrı bir stres kaynağıdır. Öğrenciler genelde kendilerini eforlarının %150’sini kullanıyor gibi hissederler. Zıt bir şekilde, öğretim üyeleri düzgün bir şekilde ders anlatamaz ders programını düzgün hazırlayamazlarsa uyumsuzluk duygusu oluşabilir ve mükemmeliyetçi öğrenciler bu hissi daha da fazla yaşarlar. Negatif döngü oluşur ve öğrenciler memnuniyetsizliklerini dile getirdiklerinde fakülte; öğrencileri tembel olarak görebilir, öğrencilerse fakültenin öğrencilerin eğitimine yeterince önem vermediğini düşünebilir. Fakülte öğrencilerin endişelerine empati kuramayabilir. Müfredat ve uygulanış şekli öğrencilerin stres seviyelerini arttırır ve baş etme rezervini boşaltır (105).
Tıp fakültesi öğrencilerinde tükenmişlik: Tıp öğrencilerinde tükenmişlik birçok
araştırmaya konu olmuştur ve bunların çoğu klinik eğitimin ağırlıklı olduğu yıllara odaklanmıştır. MTÖ tükenmişlik ile ilişkili araştırmalarda oldukça sık bir şekilde kullanılıyor olmakla birlikte tıp öğrencilerinde kullanımı konusunda soru işaretleri mevcuttur (82).
Gutrie ve ark. (8)’nın 1, 4 ve 5. sınıf tıp öğrencilerini takip etmesi sonucu yaptıkları çalışmada Maslach Tükenmişlik Ölçeği’nin İnsanlara Hizmet Verenler Anketi (MTÖ-İHA) tipini uyguladıkları çalışmalarında 5. sınıf öğrencilerinin 4. sınıf öğrencilerine göre anlamlı derecede daha fazla duygusal tükenmişlik yaşadıklarını, fakat duyarsızlaşma ve kişisel başarı açısından aralarında fark olmadığı belirtilmekteydi. Willcock ve ark. (6), Avustralya’da son sene öğrencileri (5. sınıf) ve intörnleri kapsayan ve öğrencileri 5. sınıfta iki, intörnlük döneminde de dört kez gördükleri bir çalışmada (çalışma deseninden de anlaşılacağı gibi ülkemizden farklı olarak Avustralya’da tıp eğitimi 5 yıl ve intörnlük mezuniyet sonrası çalışılan yıl olarak değerlendiriliyor) MTÖ-İHA kullanmışlar ve intörlerin duygusal tükenme ve duyarsızlaşmalarının 5. sınıflara oranla anlamlı derecede yüksek olduğunu bulmuşlardı, fakat kişisel başarı algısı alt ölçeğinde ise anlamlı fark bulamamışlardı. Dahlin ve ark. (9), duygusal tükenme ve geri çekilme (Dysengagement) olmak üzere iki alt ölçekten oluşan Oldenburg Tükenmişlik Ölçeği’ni kullanarak (107), 1, 3 ve 6. sınıf öğrencilerinde yaptıkları çalışmada ilk iki çalışmadan farklı olarak öğrencilerin duygusal tükenme düzeyleri arasında anlamlı fark bulunamamıştı, fakat diğer çalışmalara göre oluşan bu farklılığı çalışmanın yapıldığı Karolinska Enstitüsü’nde son yıl sınavının olmamasından kaynaklanmış olabileceğinin üzerinde durmuşlardı. Çalışmada duyarsızlaşma konusunda 1. ve 3. sınıf öğrencileri arasında fark yokken özellikle 6. sınıf öğrencilerinin duyarsızlaşmalarının anlamlı derecede yüksek olduğunu belirtmişlerdi. Rosen ve ark. (7), Amerika Birleşik Devletleri’nde
MTÖ-İHA ve diğer bazı anketlerle yaptıkları intörnlüğün başlangıç ve sonu arasındaki farkları araştırdıkları çalışmada intörnlerin yıl sonunda tükenmişlik düzeyleri artmaktaydı. Dyrbye ve ark. (10) 1, 2 , 3 ve 4. sınıflardan oluşan 545 tıp öğrencisinde yaptıkları çalışma sonucunda, duyarsızlaşma ve kişisel başarı algısı puanlarında anlamlı artış olduğunu saptamışlardı. Santen ve ark. (11) 1,2,3 ve 4. sınıflardan oluşan 249 tıp fakültesi öğrencisinde yaptıkları çalışmada 1 ve 2. sınıfları klinik öncesi, 3 ve 4. sınıfları ise klinik olarak değerlendirmişlerdi. Çalışmanın sonunda duygusal tükenme ve duyarsızlaşmanın 1. sınıftan 3. sınıfa kadar artış gösterdiği ve 3. sınıflarda en yüksek seviyelere ulaştığı, kişisel başarı eksikliğinin 2. yılda en yüksek olduğu yıllar içinde artış gösterdiği belirtilmiş bunun sebebinin öğrencilerin klinik eğitimi sırasında uzmanlaşmaya başlamalarından kaynaklanabileceği yorumunu yapmıştı. Sevencan ve ark. (108), intörnlerde tükenmişlik alt ölçekleri ile öğrencilerin kaç aydır intörnlük yaptıkları arasında anlamlı ilişki bulamamışlardır.
Öz yeterlilik Tükenmişlik İlişkisi
Bandura’ya göre öz yeterlilik, bireyin belli bir performansı göstermesi için gerekli kaynakları düzenleyip başarılı bir biçimde gerçekleştirme kapasitesi hakkında kendine ilişkin yargısıdır. Daha genel bir anlatımla ifade etmek gerekirse, öz yeterlilik bireyin yapabildikleri hakkında sahip olduğu inançlardır. Öz yeterlilik, davranış üzerinde etkili olduğu ileri sürülen temel kavramlardan biridir ve ne kadar fazla ise yapılan işte başarı o kadar artar, kişinin heyecanı, uyarılmışlığı da o kadar azalır (109). Öz yeterlilik ile tükenmişlik arasında ilişki olduğunu savunan birçok çalışma, öz yeterliliği düşük kişilerin tükenmişliklerinin fazla olduğunu belirtmektedir (39,40). Evers ve ark. (41), ise öz yeterliliğin tükenmişliğin kişisel başarı algısı ile ters orantılı olduğunu, fakat duygusal tükenmeyi ve duyarsızlaşmayı etkilemediğini belirtmektedir. Benzer bir şekilde, Duran ve ark. (42), öz yeterliliğin tükenmişliğin alt ölçeği olan akademik yeterlilik ile ilişkili olduğunu belirtmiştir. Salanova ve ark. (43) ile Skaalvik ve ark. (44) ise, öz yeterlilik algısı ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma arasında anlamlı negatif ilişki tespit etmiştir. Sonuç olarak, literatür öz yeterlik ile tükenmişlik arasında negatif bir ilişki olduğunu ortaya koymakla beraber konu ile ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğu açıktır.
Benlik Saygısı Tükenmişlik İlişkisi
Kişi kendini eleştirebilir veya kendini tümden olumlu bulabilir. Kişinin kendini beğenmesi, kendi benliğine saygı duyması için üstün niteliklerinin olması gerekmez, çünkü
benlik saygısı, kendini olduğundan aşağı veya olduğundan üstün görmeksizin kendinden memnun olma, kendini olumlu, beğenilmeye, sevilmeye değer bulma ve özüne güvenmeyi sağlayan olumlu bir ruh halidir.
Literatürde, benlik saygısı ile tükenmişlik arasında negatif korelasyon olduğuna dair birçok yayın vardır (45-47). Doktorlarda yapılan bir çalışmada tükenmişlikle düşük benlik saygısı arasında ilişki bulunmuştur (48).
Tükenmişliği Önleme ve Başa Çıkma Yöntemleri
Tükenme, tek tek belirtilere ve hatta tek başına tükenme yaşayan bireye yönelik müdahaleler ile giderilebilecek bir sorun değildir. Bir sendrom ve sistem sorunu olarak ele alınması gereklidir. Çünkü genellikle bireysel, kurumsal ve hatta sistemden kaynaklanan etmenlerin bir arada rol oynaması ile ortaya çıkmaktadır. En iyisi baştan ortaya çıkarıcı etmenlerin giderilmesi, bu olmuyorsa erken dönemde tanınarak hızla müdahale edilmesidir. Çünkü yerleşik ve ilerlemiş bir tükenme tablosunun giderilmesi oldukça zor olmaktadır. Duygulara odaklı baş etme yöntemlerini daha fazla kullananlarda duygusal tükenme ve duyarsızlık yüksek, kişisel başarı ise düşüktür. Hedefe odaklı baş etme yöntemlerini kullananlarda ise her üç tükenme boyutu ile ters orantılı olmaları önemlidir (110). Tükenmeyi önlemek ve onunla başa çıkmak için yapılabilecekler sistemi oluşturan basamaklar düzeyinde şöyle sıralanabilir (73);
Devlet yönetimi düzeyinde yapılması gerekenler: İnsana hizmet veren mesleklerde
sistemdeki ödül kaynaklarının arttırılması, uzun çalışma saatlerinin azaltılması, düşük ücret sorununun giderilmesi, tatil ve sosyal aktivite olanaklarının arttırılması, personel yetersizliği sorununa çare bulunması, merkeziyetçi-hiyerarşik yönetim şekillerinden daha demokratik, yatay, sorumluluk ve yetkileri paylaştıran yönetim yaklaşımlarına yönelinmesi için devletin önderlik etmesi gerçekleştirilmesi gereken değişikliklerin başında gelmektedir (70,73,74). Bu tür düzeltmeler aslında tükenme sorununun büyük ölçüde üstesinden gelmeyi sağlayabilir.
İş yeri yöneticileri düzeyinde yapılması gerekenler: Yöneticilerin yalnızca hizmet
sunulan kişilere karşı değil, bu hizmeti sunan kendi elemanlarına karşı da destekleyici olmaları ve onların sağlığına özen göstermeleri gereklidir (111). Yöneticiler çalışanlarına karşı açık olmalı, sıkıntılı bir durumda kendisine başvurabileceklerinin mesajını sözel ve davranışsal olarak verebilmelidirler. Yöneticiler elemanlarından neler beklediklerini baştan
belirtmeli, kendi verdikleri sözlere uymalı, elemanının sorumluluğunda olmayan konularla ilgili beklenti taşımamalı, elemanlarını gereksiz bürokratik işlerden uzak tutmalıdırlar. Elemanların gereksinim duyduğu sürekli eğitim olanaklarının sağlanması da karşılaşılan mesleki zorluklarla baş edilmesi açısından gereklidir. Sürekli aynı işi yapmak yerine rotasyonlar ile çalışmanın tükenmeyi önlediği bildirilmektedir. Yöneticiler elemanlarının rotasyon ile çalışmaları ve değişik tipte gereksinimleri olan kişilere hizmet vermelerine izin veren bir çalışma programı uygulamalıdırlar (72,112). Yöneticiler elemanlarını üzerinde çalıştıkları konuda okumaları, bilimsel toplantılara katılmaları ve araştırmalar yapmaları konusunda desteklemelidirler. Yöneticiler zamanın ve şartların gereklerine göre izledikleri uygulamalarda değişiklikler yapabilmeli, artık gerekmeyen uygulamalardan vazgeçebilmeli, gerekli yeni yöntemleri uygulamaya sokabilmelidirler. Yöneticiler zaman zaman ekip içi sorunların tartışıldığı toplantılar düzenlemeli, ancak bu toplantılarda adil olmalı, uzayıp giden yararsız konuşmalara izin vermemeli ve elemanlarının bireysel sorunlarını tüm topluluğun önünde değil, özel konuşmalıdırlar (72). Hoşgörülü, esnek, adaletli, katılımcı bir yönetim anlayışı ve dinleyen, değer veren bir yönetici, tükenmenin önlenmesi ve giderilmesinde son derece önemlidir (73).
İş arkadaşları düzeyinde yapılması gerekenler: Aynı yerde çalışan kişilerin zaman
zaman iş dışı konularda konuşmaları ve birlikte hoşça vakit geçirmeleri, aralarında daha sıcak ve yakın bir ilişki kurulmasını sağlayarak birbirlerine olan desteklerini arttırır. Birlikte çalışanların uyumlu bir ekip çalışması içinde olmaları, aralarında adil bir görev paylaşımının olması, hem hizmetin kalitesini arttırır hem de ilişki sorunlarını önler. Birlikte çalışmaktan doğan sorunları zamanında, sorun kronikleşmeden çözmeleri son derece yararlıdır. Ayrıca ekibin işte karşılaştıkları sorunları ve duygusal zorlukları paylaşabilecekleri destekleyici gruplara katılmaları da etkili bir koruyucu yaklaşımdır (112,113). Daha kıdemli iş arkadaşları işe yeni başlayan kişilere gerçekçi ve aşırı idealize olmayan daha adaptif rol modelleri olabilmelidirler (70). Özellikle erkekler için iş yerinde destekleyici bir ortam içinde olmanın kritik bir önemi olduğu bildirilmektedir (72,73).
Aile düzeyinde yapılması gerekenler
Ailesi tarafından sevilen ve yeterince desteklenen bireylerde tükenmeden korunma şansı daha yüksektir. Çünkü bu yolla kişi işi dışında var olduğu ve takdir edildiği bir alan bulmuş olacak, mesleki başarı ve doyum hayatın tümü değil, olması gerektiği gibi hayatın yalnızca bir