CUMHURİYET
İktisadî hareketler
Bir çuval hikâyesi
Buğdayı koruma vergisinin ihdasın - danberi un çuvallarına vurulan mühürler, şimdi bir meseleye yol açmış bulunuyor. Meselenin esası şudur:
M aliye Vekâleti unun çuvaldan çık - ması için behemehal ağzının açılmasına lüzum olmadığını, altından da çıkabile - ceğini hesab etmiş ve bunun üzerine de - ğirmenlerin müstamel un çuvallarına un koymalarını menetmiştir. Bu suretle bir hilekârlık yapılmasına meydan verilmiye- cektir.
M alûmdur ki, çuval memleketimize haricden gelir. Bu vaziyette çuval tedari ki bir takım külfetlere tâbidir. H er defa sında yeni çuval tedarik etmek için evvelâ memleket haricine mühim miktarda d ö - vizin çıkmasını kabul etmek lâzımdır. Bundan sonra bu dövizin tedariki veya takas imkânının temini müşkülâtı başgös- termiyecektir. Bütün bunları takiben da ima yeni çuval kullanmanın eski çuvala nazaran husule getireceği fiat farkı, ek - meğin maliyet fiatma da tesir yapacaktır.
Bu fiat farkı 10-15 kuruştur, fakat az görülemez. Daha müsaid bir formül bu lunması, lâzım ve zaruridir.
F. G.
ADLİYEDE
Birahanede bir hâdise
Jozefin isminde Romanyalı bir kadın, Karaköyde bir birahanede hâdise çıkar mış, getirilen çatalla bıçağın temiz ol mamasından çıkan hâdise büyümüş, ka dın bağırıp çağırmıştır. Bunun üzerine çağırılan polis Rifatı tahkir ettiği iddi- asile, İstanbul A sliye Dördüncü Ceza mahkemesinde dün muhakemesi başla mıştır. Müddeiumumîlik, Jozefinin tev kifini istemiş, fakat mahkeme, serbest olarak muhakemesinin devamını karar laştırmıştır. Tahkikatın tamamlanması için, muhakeme kalmıştır.
Bir dolandırıcı takib edildi
Üç kişinin beşer lirasını dolandırdığı iddiasile yakalanan Mehmed, Sultanah- med Birinci Sulh Ceza mahkemesine yol lanmıştır. Tahkikata göre, Mehmed, Gülhane hastanesine muayeneye giden Bahçeköylü Ziyanın önüne çıkmış, «ora da benim tanıdığım doktorlar vardır, se ni istediğin gibi muayene ettiririm» di ye beş lirasını dolandırmış. Haşan is minde yaşlı bir adam, ailesile Yalova- ya gideceği sırada, Köprüde yanma yak laşmış, «sana ve ailene ucuz bilet alı rım. V er bana beş lira da bozdurayım» demiş, parayı alınca kaçmış. Topkapıda Osmandan da «bir peynir alış verişi yap tım, üzerimde ufaklık yok, ver beş lira da şimdi getiririm» diye parayı alınca kayıblara karışmış. Kendisi, sorgusunda son iki hâdiseyi ikrar etmiş, ancak ilki ni kabule yanaşmamıştır. Suçlu, tevkif edilmiştir.
Tevkif edilen balıkçı
' Ankara caddesinde Nailin dükkânında kavga çıkaran balıkçı Sadullah, komiser Eteme sövdüğü iddiasile Dördüncü Ce zaya gönderilmiş, tevkif olunmuştur.
Birer buçuk ay hapis
Orta mekteb talebesi olduklarını söy- liyen Mustafa ve Rasim isimlerinde iki gene, «Ferah» tiyatrosu önünde Rifat adlı birinin arka cebinden 17 lirasını yankesicilik suretile aşırmaktan Adliye- ye verilmişlerdir. Bu parayı sonradan yarı yarıya paylaşmışlardır. Sultanah- med Üçüncü Sulh Ceza mahkemesince, birer buçuk ay haois kararile beraber, tevkif edilmişlerdir.
Mevkuf Alman mühendisi
Sahte vesika tanzimi iddiasile yaka lanan ve Sulh Ceza mahkemesince tev kif olunan tayyare inşaat mühendisi
H orst
Franke isimli Alman genci, dün de Adliyeve getirilmiş, dosyası Müddei umumîlikçe Birinci Sorgu Hâkimliğine yollanmıştır. Yeniden sorguya çekilenm evkufun
tahkikatı devamMoiz’in muhakemesi
Beyoğlunda kıskançlıkla karısı Kalo- vu bıçaklıyarak öldürmekten mevkuf Moiz’in muhakemesine İstanbul Ağırceza mahkemesinde dün devam edilmiştir. Dünkü celsede müdafaa yapılmış, bıça ğın, boğuşma sırasında kazaen saplan dığı, vak’ada öldürme kasdi bulunma dığı ve şiddetli tahrikin mevcudiyeti kaydile yapılan müdafaadan sonra, ka rarın bildirilmesi 15 şubata bırakılmış tır.
irisi mı oldurdu
Mevlevihanekapısmda Kaleiçi denilen yerdeki bir evde oturan elli beş yaşın da Nazire, evinde ölmüş olarak bulun muş, polisçe vaziyet Müddeiumumiliğe haber verilmiştir. Bunun üzerine Adliye doktoru Enver Karanla Müddeiumumi muavini Orhan Koni, Kaleiçine gitmiş ler, doktor cesedi muayene etmiş, ba caklarda yara, bere izleri görmüştür. Do- layısile cesed Morga kaldırılmıştır.
Tevkif edilen hırsız
Arnavudköyünde Yaninin evinden eş ya çalıp kaçarken yakalanan İhsanın muhakemesi, İstanbul Asliye Dördüncü Ceza mahkemesinde bitmiştir. Suç sabit görülmüş, 10 ay hapis kararı verilerek
t.evk’ f pflîİm te tir.
Ş E H R İ N İ Ç İ N D E N
« Bir
şu
dağın
ardında,
eğer
orada da
bulamazsam seyredin siz bendeki feryadı»
«N a şid hasta...» dedikleri zaman ev - velâ şaşaladım. Onun hastalığı bile bana bir «tu h af» geldi. Fakat, sonra evine gi dip de o kabına sığmıyan sevimli san’ at- kârı, kül kedisi gibi, yatağına uzanmış görünce adeta keyfim kaçtı. Fakat N a - işd; hasta halinde de gene o eski Naişd- di. Yastıklar arasına gömdüğü başını güç lükle kaldırdığı halde, bizi ayakta karşı lamak istiyordu:
— Geçmiş olsun... G ü ld ü :
— Benim pek aldırdığım yoktu y a !., dedi, bir ara sol gözüm eskisi gibi gör - memeğe başlayınca telâşa düştüm. A l - lah.. A llah .. İlânlardaki büyük yazıları seçiyorum da küçük yazjları bir türlü çı karamıyorum! V akit geçirmeden doktora koştum! o da bana:
— Gözünden evvel, kendini bir iyice muayene ettirmelisin!..
Demesin m i?.. A l sana bir merak da ha!.. İş, « A k il Muhtar» üstadımıza ka - dar dayandı. Meğerse, bizim «tansi yon » umuz artmış!.. Şu «darıdünya» da yirmi iki tansiyonum olacağına, bir tek pansiyonum olsaydı, yüreğim yanmıya - çaktı! Efendim, sizin anlıyacağınız, göze giden küçük damarlardan biri çatlamış. Şimdi hekimlerin tavsiyesile adamakıllı perhize yattık!»
Ensesini göstererek ilâve etti:
— Şuracığa, beş on tane de sülük vur duk!.. H ep, biz bizi sömürecek değiliz ya... A rayerde sülükler de geçinsin, de - dik. N e yaparsın: Merhamet icabı...
Ben bir aralık:
— Peki amma, dedim, sen böyle ya - takta kaldıkça sahneye çıkamazsın. Çıka mayınca da... N e demek istediğimi der hal anladı:
— Beni de asıl düşündüren o y a !., dedi, hemen A lla h yatırmasın! Yoksa, sı fırı tükettik, gitti...
— Çalışamadığınız geceler maaşınız işlemez m i?..
— Maaşımız var mı ki işlesin... Ben vaktile tiyatro sahibi olarak çalışırken, hastalık yüzünden işleri başına gelemiyen artistlere, yarım gündelik verirdim. Şimdi bu inceliklere kimse dikkat etmiyor! D e dim ya, hemen A lla h yatırıp da, kapılara baktırmasın... Şu bizim Asım babanın hali, aklıma geldikçe içim kan ağlıyor... Y a , yetmiş kuruş alacağım diye, eline ge çen paranın yarısını yol masrafına vere rek Yeşilköye taşınan yetmişlik Kemal babaya ne dersin?..
Bu yaştan sonra, adamcağız, ne iş ya pabilir?.. Dedim ya, hepimizin hali, de rece derece yürekler acısıdır!..
Ben sanki bu hastalığı durup durduk yer de mi kaptım?.. Prova yaparken, sözde ısınalım diye yarım kürek ateşi bir mangala koyup getirirler!.. K alorifer var amma, yakan kim?.. Titre bre titre!..
Gecenin üçünden, üç buçuğundan ev - vel, başı yastık yüzü görmiyen adam, y o rulmaz mı hiç?..
Birden sustu. Gözleri bellibeürsiz nem- lenmişti:
— Bırakalım, bu bahisleri... dedi, hem anlatması uzun sürer, hem de çene yor - maktan başka faydası yoktur!
— Ustad, dedim, bazı gazeteler, senin sahnede, müşkül bir vaziyete düştüğünü yazdılar, doğru mu?..
H iddetle yerinden fırladı:
— Ben sahnede hiçbir zaman müşkül vazivete düşmedim!
— Y ok , canım., dedim, öylesi değil. Gûya, bir ilâç almışsın da... Oyun esna sında, seni çok rahatsız etmiş. Hatta ara da bir sahneden kaçmağa mecbur olmuş - sun.
Verdiğim izahata gülmek mi, yoksa kızmak mı lâzım geleceğini bir müddet tayin edemedi. Fakat, neticede işi gene şakaya bozmağı tercih etti:
— A kıl, var, yakın var, canım !. İn san ilâç alıp da sahneye çıkar mı?. Ben bu kadar cJî>«îinr«iz adam mıyım?.. O
dedikleri ilâcı, oyun bitip, eve geldikten çok sonra, aldım.
Sordum :
— Şimdi doktorlar, ne diyorlar?.. — O n beş gün, istirahat edecekmişiz!. — Eh... dedim, on beş gün, uzun bir zaman sayılm az!. Bu vesile ile de biraz dinlenmiş olursun!
Başını salladı:
— Ben sahneden başka yerde dinlene- mem! A llah sizi inandırsın. Diken üstün de oturur gibiyim.»
Naşid bu sözleri söylerken, çıtır çıtır yanan bir çini sobanın başında geniş bir karyolaya kurulmuş, devetüyü kalın bat taniyeyi dizleri üstüne çekmişti.
9 3 9 markalı bir hoparlör, Londranm sesini odanın içine dolduruyordu.
Fakat, onun bu rahat dekor içinde de, o yarıyarıya nefesle ısınan çıplak sahne yi özlediğine şüphe yoktu!
Sordum :
— Turan tiyatrosu, ne olacak şimdi?.. — Galiba on beş gün için Dümbüllü- yü angaje etmişler. Buna memnun oldum. Biz ayağa kalkmaya kadar, yerimiz boş kalmamış olu r!»
Tem iz halk çocuğu Naşid, bu kompli manı, belli ki arkadaşlık gayretile yapı - yordu. Y oksa, yerinin hiç kimse tarafın - dan doldurulamadığını, o da bilirdi. Bu nu itirafa, kendi tevazuu mâni olabilir.
Fakat «N aşidsiz» sahnenin boş koltukla rı, şimdiden dile gelip haykırmağa başla - dılar:
— Naşidi isteriz!.. Naşidi isteriz!. Hasta san’ atkârı üzmemek için, ko -nuşmamızı kısa kesmeğe mecburduk. Ben, son bir sual daha sordum:
— Jübilenin parasından elinize epeyce birşey geçti mi bari?..
Kesik kesik öksürerek cevab verdi: — En büyük ümidim Partimizin yap mağı vadettiği yardımdadır. Hani, Nas- reddin H oca, bir gün eşeğini kaybetmiş. Şarkı çağıra çağıra, dolaşırmış.
— A y o l, demişler, insan bir kaybını ararken, telâşlanır. Sen ise, şarkı söylü - yorsun. Bu nasıl iş?..
H oca gülmüş:
— Bir şu dağın ardında ümidim kal dı, demiş, eğer orada da bulamazsam, seyredin siz bendeki feryadı...
Şimdi, Nasreddin H oca gibi ben de, ümid ışığile dolu gözlerimi, Partimizin yüksek erkânına çevirdim. Tem in edece ğim yardımla ihtiyarlık günlerimde, bir yuva kurabilirsem ne mutlu!.. Olmazsa, H oca gibi, sonunda bize de hüngür hün - gür ağlamak düşecek!..
SALÂH ADDIN GÜNGÖR
'DENİZ İŞLERİ
«Sur» vapuru
Deniz Bankın İzmir körfez hattında işleyen yeni vapurlarından Sur, havuz lanmak üzere limanımıza gelmiştir.
Teeyyüd etmiyen haber
Dün, bir gazete, memleketteki deniz işlerinin idaresinde birliği ve topluluğu temin etmek için Şirketi Hayriye ve Ha- lç idarelerinin de Deniz Bank tarafın dan mübayaa edileceği ve hatta bu hu susta müzakerelerin başladığının kuv vetle söylendiğini yazıyordu. Alâkadar- . lar, böyle bir şeyden ademi malûmat beyan ediyorlar.
DEMİR YO L L A İRİN D A
Otoraylar geliyor
Ankara ile İstanbul arasında işletil mek üzere sipariş edilen otoraylar, bu günlerde şehrimize gelecektir. Bunlar geldikten sonra İstanbul - Ankara yolu sekiz saatte katedilebilecektir.
Balık avlarken...
Tophanede oturan Yusuf oğlu Ahmed ile Ahmed oğlu Mehmed, gece Beşik- taşta Çırağan Sarayı önünde balık av larlarken, sandal alabora olmuş, denize düşen kazazedeler civardan geçen bir motor kantam îr.iT-fnT-ıi-v,,
___ T ■ h 1 J 5
D
uydunuzmu
?
Gene o semsiye
İngiliz BaşvekiliM . Ç em berlayn’in İtalya seyahati etra fında binhayli tafsi lât okuduk ve oku yoruz. Bu tafsilât ta« bir tanesi pek manidardır.
Başvekil, Ceno-
vada, trenden inip, kendisini karşılıyan- larla bir m üddet görüştükten sonra is tasyondan çıkarken, başını çevirip, par maklığın kenarına toplanan kalabalığa bakmış. V e , yüzünde geniş bir tebes - süm peyda olmuş. Çünkü, parmaklık ların kenarı, alkışlarla etrafı inleten yüz lerce insanla dolu imiş ve hepsinin elin de bir şemsiye varmış!
Bu manzarada güzel bir m üjde m a nası var. Sulh şemsiyesi doğurdu, hem de Italyada! J
Köpek vergisi
K öpek vergisi m e selesi, Framsada git gide yeni şekiller a- lıyor. Köpekleri iki kısma ayırıp lüks köpeikl erden fazla vergi, lüks olm ıyan- lardan az vergi a- lmmasına karar ve rilmiş.
E vde beslenen her köpek, aşağı yuka rı lüks sayılabileceğine göre bu işte na sıl bir tefrik yapılacağını pek anlayamam dım am m a, zahir, kılığına kıyafetine ba kacaklar.
Tehlikeli şey! V ergi korkusundan, kö- Değine tebdili kıyafet ettirenler çok olur sanırım.
Giden sene
1938 senesini ha- yırlısile selâmetledik am m a, dedikodusu hâlâ bitmedi. İk: kânunusani arasın daki on iki ay zar fında, A m erika ef kârı umumiyesini enfazla alâkadar eden hâdisenin ne oldu ğunu anlamak merakı, Am erikalıları, um um î araya müracaate şevketmiş. A lı nan netice şu.
Amerikalıların yüzde yetmişi Ç eko slovak hâdisesini 1938 in en heyecanlı ve en şayanı dikkat hâdisesi diye karşı lamış. Y ü zd e on, A lm anyadaki aleyh tarlığı; yüzde iki, E den’ in seyahati; yüz de gene iki, Korigan’ m uçuşu; yüzde bir, G arbo’ nun yeni film i lehine rey vermiş.
Y ü zd e on da şu fikirde: «G iden sene hiçbir m edenî adamın nazarı dikkatini celbetmeğe lâyık bir sene d eğild ir!»
Bu fikri nasıl buldunuz?
Bir kasırga rivayeti
Hava, iki gündenberi çok iyidir. Sıcak lık derecesi dokuz santigrada kadar çık mıştır. Diğer taraftan İtalyan heyetşi- naslarından Frederika isminde bir zat yazdığı bir makalede kânunusani ayı or tasında büyük bir kasırga olacağını, bu kasırganın memleketimizden geçerken mühim tahribat yapması muhtemel bu lunduğunu bildirmiştir. İtalyan konso losluğu, bu makaleyi alâkadar makama göndermiş, alelusul rasadhanenin de mütaleasını sormuştur. Rasadhane, ver diği cevabda bu kabil şeylerin tahmine sığamıyacağını kaydetmiştir. Bu kasırga haberinin geçenlerde Karadenizde zuhur eden fırtına ile alâkalı olduğu tahmin ediliyor.
— —»+•■ I —
ÜNİVERSİTEDE
Hukuk Fakültesi için yeni
kütübhane
Hukuk Fakültesi talebe sayısı günden güne arttığından mevcud kütübhane ih tiyaca kâfi gelmiyor. Şimdiye kadar ka palı bulunan eski biat salonu açılacak, burada büyük bir kütübhane tesis edile cektir.
Kayak seyahati
Her sene olduğu gibi, bu sene de Üni versite Rektörü Cemil Bilsel tarafından Uludağda bir kayak seyahati tertib edil miştir. K afile ayın 19 unda hareket ede rek on gün kadar kaldıktan sonra, 30 kânunusanide şehrimize dönecektir.
Kütübhanecilik kursu
Maarif Vekâleti tarafından lisan mu allimi yetiştirmek üzere bu sene açılan lisan kurslarına müşabih bir kütübha necilik kursu vücude getirilecektir. Bu kurs için Almanyadan, İlmî şöhreti haiz bir mütehassıs çağırılacaktır.
Dikkatsiz şoförün marifeti
Evvelki gece 24,10 da, Şehzadebaşmda Şişliden Fatihe giden şoför Suadın ida resindeki 3103 plâka numaralı otobüs, tramvay caddesinde dururken arkadan gelen vatman Ahmedin idaresindeki 179 numaralı tramvay arabasının sadamesi- ne maruz kalmıştır. Çarpışma neticesin de otobüs biletçisi Halid yaralanmış, her
n _ : „ . . « i . . , _ ı „ ^_____________ «j. , ^
İstanbul Şehir Ü niversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi