SAYFA
CUMHURİYET
KÜLTÜR
Selim Cebeci ilk resim sergisi ile Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde
Tuvalin içinde yaşayanlar
ESRA ALİÇAVUŞOĞLU__________ ‘Foto-realistler’, 1960’lann sonlarında
Amerika’da ilk etkisini yitirmeye başla yan pop-art’a yeni bir soluk kazandırma amacıyla çıktılar sanat dünyasının karşı sına. İşledikleri konuyu öznelliğe ve şi irselliğe düşmeden, belgesel fotoğrafın algısal ve kavramsal yorumdan annmış ta rafsız bakış açısıyla vermeyi hedeflediler. Hedefleri yerini buldu, hâlâ da bulmaya devam ediyor. Örneğin son yıllarda Du-
ane Hanson’un gerçek insan boyutların
daki heykelleri izleyicileri şaşırtmaya de vam ediyor.
Şu günlerde Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde sergilenen Selim Ce beci’nin resimleri de foto-realist bir üslup özelliği taşıyor.
‘Resim için mimarlığı bıraktım’
Hikâye anlatmıyor, resimlerine son nok tayı koymuyor Cebeci. Sanatçının resim lerine konu olan insanlar tuvalin içinde ya şamaya devam ediyorlar. Orhan Pa-
nıuk’un, “Bu geniş, açık, büyük, dürüst resimlerle karşılaştığımızda bu insanlar ara sında ne konuşulduğunu, keder ve kırgın lığın konusunun ne olduğunu, insanlara ya kışan bu tıkış tıkış ve dengeli y a kinliğin ne- denini sorarız kendimize. Ne olmuştur da bu kederli erkeğe, dostça sarılan arkada şı onu teselli etmeye çalışmaktadır? Bu kederli ve yorgun kadınlan düşüncelere iten nedir? Kimi tanıdık, kimi efsanevi bu man zara parçacıklarının çevresinde bu tanı dık ve yorgun gövdeler niye toplanmış tır?” sözleri de Cebeci’nin resimlerine
birkaç kez dikkatlice bakmamıza neden oluyor. Çünkü o insanların neler konuş tuğunu duymak, aralarında neler geçtiği ni anlamak istiyorsunuz.
“Bir süre sonra, ama, bu sorulann Se lim Cebeci’nin resimlerine yaklaşmanın iyi bir yolu olmadığını anlarsınız. Bu resim lere sinen kırıklık, keder ve yorgunluk duygusunu anlamak için resmedilen za manın gerisine, olayların başlangıcına, ar kadaki esas nedene gitmeye gerek yok tur” diyen Pamuk gibi siz de ressamın sö
zünü dinleyip sadece resmin sesine kulak vermeyi yeğliyorsunuz.
1972’de mimari eğitimini tamamlayan ve 1990 yılından itibaren sadece resimle ilgilenen Cebeci, ilk kez sergiliyor resim lerini. İki bölümden oluşan sergi 9 Ocak tarihine dek açık kalacak.
- Resim ve mimari ay rı dallar olsalar da, benzerlikleri de var. Mimariden resme
ge-R
^esimlerime
foto-realist ya da
natüralist
diyebilirsiniz.
Resimlerimde
hikâyeler
anlatmıyorum. Her
resim sadece resim
olarak bitiyor.
Biçim, form,
resimsel disipline
ait ne varsa o
önplana çıkıyor.
. nsani boyutları
farklı oranlarda
geliştirmeyi, daha
anıtsal formları
seviyorum. İzleyici
tuvalin içinde
kaybolsun, bunlar
hoşuma gidiyor.
çişiniz nasıl oldu?
SELİM CEBECİ -1983’ten bu yana mi
marlık yapmıyorum. Resimle ilgilenme ye başlamamın bir süreci var elbette. Da ha önce de resim yapıyordum. Ama bu tür bir disiplin içinde değildi. Daha çok ‘öy
lesine’ çalışmalardı bunlar. Ama mimar
lığı bıraktıktan sonra tamamen resme yö neldim. Bunların tümü zaten kendi disip liniyle birlikte geliyor, ikisini bir arada ya şamak pek mümkün değil bana göre. Re sim için bıraktım mimarlığı. Mimarlık daha kolektif bir dal, resimde ise tek ba- şınızasmız. Tek başmalığı yeğledim aslın da.
- Yapıtlarınıza mimarlık eğitiminizin yansıdığını söyleyebilir miyiz?
Yararlanmamak söz konusu değil. Bu her dal için geçerli. Eğer herhangi bir sa nat dalında formasyonunuz varsa bu, uğ raş alanınıza hemen yansır. Bu hem mi marlık hem de resim için geçerli. Birbi rinden kolay kolay kopamaz. Mimarlık eği timim resim malzemesi, elemanı olarak
yansıdı yapıtlarıma. Ama bu benim bilinç li olarak yaptığım bir şey değil.
- Resimlerinizde tıpkı foto-realistler gi bi şiirsellikten kaçındığınızı gözlemliyo ruz. Ay rica hikâye de anlatmadığınızı söy lüyorsunuz...
Resimlerime foto-realist ya da natiira- list diyebilirsiniz. Evet, resimlerimde hi kâyeler anlatmıyorum. Her resim sadece resim olarak bitiyor. Belki ilk bakışta gö ze batan bazı unsurlar olabilir ama hikâ yeden kaçınmaya çalışıyorum. Resmin kendi anlatımı çok daha önemli. Biçim, form, resimsel disipline ait ne varsa o önplana çıkıyor.
‘Bir resim tuzaklara açıktır’
- İçerik ikinci planda, biçimin arkasın da duruyor diyebilir miyiz?
Kesinlikle evet. Öyle bir çaba yok. Re sim elemanlarını seçiyorum sadece. Yok- saen baştan, “Ben bu hikâyeyi yapacağım” diye başlamıyorum işe. Ama duyarlık ay nı çizgide.
- Resimlerinizdeki sinematografik gö rüntüleri neye bağlıyorsunuz?
Sinema çok yakınımızda olan, her gün iç içe olduğumuz ayrı bir sanat dalı. Ama ayrı sanat dalı derken içinde o kadar çok ortak yan var ki diğer sanat dallarıyla. Çocukluğumuzdan bu yana sinemayla iç içey iz. Bu yüzden sinema benim çok önem verdiğim bir çalışma türü. Bundan dola yıdır ki resimlerimde önemli bir yer tu tuyor.
- Resimleriniz tesadüfi görüntüler mi?
Belki finalle ilgili olarak söyleyebili riz bunu. Ancak başlangıçta tesadüf yok, ciddi bir tasarım süreci var. Hatta zaman zaman iş bittikten sonra bu kadar düşün meye gerek var mıydı diye düşünüyorum çünkü, mümkün olduğu kadar azaltmaya çalışıyorum bu düşünme sürecini. Ama so nuçta istediğimi gerçekleştirmem için te sadüfe güvenemem. Bu biraz da dediği niz gibi mimarlık disiplininden gelmiş olmamla ilgili. Çünkü kontrol söz
konu-- Tuvalleriniz insani boyutlarda, bu ge rek sergilemede gerekse alıcı açısından belli riskleri beraberinde getirmiyor mu?
Evet ama, bu beni çok ilgilendirmiyor. İnsani boyutları çok seviyorum. İnsani boyutları farklı oranlarda geliştirmeyi se viyorum. Ufaltmaktan daha çok büyük ve biraz daha anıtsal formları seviyorum. Hatta daha da genişlesin, büyüsün istiyo rum. İzleyici tuvalin içinde kaybolsun, bunlar hoşuma gidiyor.
- Peki resimlerinizdeki figürlerin yüz ifadelerine dönecek olursak duygusallık tan söz edebilir miyiz?
Hüzün değil ama içe dönük diyebiliriz. Çünkü hüzün çok sıradan bir durum de ğildir, çok ciddi bir durumdur, insanların en dürüst olabildikleri durumdur denile bilir. Bu yüzden ben altını çizmiyorum hüz nün, alışılmış anlamda. Melankoli değil, daha çok arınma ve boşalma var resim lerde. Bir resim tuzaklara çok açıktır. Alt yapınızda hangi dal ağır basıyorsa onu bulaştırabilirsiniz, ama o değildir!..
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi