İbnülemin Mahmut Kemal İnal
V
AKİT ve saati geldi, imparatorluk devri mizin son nesline mensub ve mümtaz bir şahsiyet olan İbnülemin de göçtü. Bu GÖÇTÜ tâbirini ben, bir kere dalla, Hafta’mn bu sayfalarında Hıza Tevfik için kullanmıştım. Bana o zaman bu tâ biri kullanmayı ilham eden feylesofun şu kıt'ası olmuştu:“ Henüz tükenmemiş kısmetin varsa, “ Kadehin dibinde kalan cur’adır. “ O cur’ayı elbet içeeeksiııdir...
“ Bu dünyadan da bir gün göçeceksindir!..” Tasavvufta bıı tâbir, âlenı-i fâniden ebedi âleme göç etmek anlamında kullanılır. Biz bura da, bir eİıl-i tarikat olan Mahmut Kemal için hem tasavvuftaki anlamında ve hem de uzun bir ömür heybetiyle ayakta kaldıktan sonra birgün çöküveren büyük binalara teşbihen kullandık. Efendi Hazretleri de cidden büyük, tarihî bir bi nanın çöküşü gibi çöküp gitti.
O ve onun devrinden kalan son şahsiyetler ayakta kaldığı müddetçe büyük ve şerefli bir ma zinin masallaşan varlığı onların ellerini tutarken,
Efendi Göçtü ve Bizlere
Bir HOŞ ŞADA Bıraktı.
Meşhur Süleyman Nazif’in şu tek mısraını:
Heıar gıbta o devr-i kadim Efendisine!..
Yalıya Kemal şöyle beyitlemişti:
Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine.
zinden faydalandırarak, birçok kayıtsızlan nükte leriyle azarhyarak, devamsızlıkları uzayanları göz den kaçırmıyarak nev'i hakikaten şahsına münha sır olan Pazartesi topluluğunu idame ettirmiştir. Pek çoklan ise onu bir gün dahi zahmete sok madan Pazartesi topluluğuna muntazaman
katıl-« P P ”
■ I ’Ustad Mahmut Kemal Mücalıit Sabahattin Beyin duruşunda.
dudaklarımıza değdirirken madde halinde duya biliyorduk.. Artık o son mübarek eller birbirini takiben ellerimizi terketnıektedirler. ibnülemin, ellerini ellerimizden çekmekle bizlere çok şey, lıem pek çok şey kaybettirmiş bulunmaktadır. Onun Pazartesi sohbetlerine ve fasıllanna mun tazaman devam edenler irinse bu kaybın telâfisi asla mümkün değildir. O Pazartesiler, ki kırk yıl dan fazla bir zamandan beri onun irfan daire sinde, iman nuru ve eşsiz zekâ lıalekasmda ku rulurdu. Ehl-i halden Naci Sıral Pazartesiler için şöyle diyor:
“ Hanendegân-ü üdeba saf beste meclisine; “ İbnülemin faslı detıür her Pazartesine.” tbnülemin'in Pazartesi fasıllarından feyz almıyan, bu halekadan gelip geçmiyen Türk mu sikisi bestecisi, icracısı ve şöhreti hemen yok gi bidir. İbnülemin dairesi eski Türk musikisine ya nın asırdan beri bir mihver vazife görmüştür dersek mübalâğa etmiş olmayız. Onun dairesi, arkada kalan bir devrin çeşitli hususiyetlerini bir araya toplıyarak bir mihrak olmuştur. Yani sa dece musiki mecmaı olmamış, İbnülemin nurlu şahsiyeti çevresinde zamanın ediplerini, şairleri ni, muharrirlerini, tarihçilerini hattatlannı, her branştan Profesörlerini toplamasını bilmiştir. Ki misini bir kelime ile taltif ederek, kimisini fey-
6
cenazesinde Tahsin Demiray ile yaııyana saygı
Merhumun Mecmuamız vedaetile
Türk Gençlerine
Nasihatları
“Gençliğin vatanına sadık ve âşık
olarak, onun menfaatine göre, gece
gündüz çalışmasını; mütedeyyin,
namuskâr, nefsine ve halka karşı
hileden uzak olmasını arzularım.
Sözün kısası, gençliğin her suretle
adam olmasını arzu ve böyle olaca
ğını da ümit ediyorum. Bilhassa, bir
şey öğrenmekle kendisini âlim say
mamasını ve yalnız maişete medar
olmak için tahsil etmemesini gön
lüm arzu eder.”
İlmine hülpnetliren insana fardı cehlidir. Ehli irfan cehlini, âlim oldukça anlıyor.
mışlardır. Hülâsa, Mercandaki Mühürdar Emin Paşanın konağı, Paşanın zamanından başhyarak gecen haftaya kadar ııev’i şahsına münhasır bir Türk-tslâm kulübü olagelmiştir. Bir kulüp ki, mü zik, beste, şiir, edebiyat, tarilı, hat, fikriyat, fel sefe, tasavvuf ve ilâhiyat'ı aynı zamanda ve her çeşit mensuplariyle birlikte sinesinde toplamıştır. Bu harikulâde neticeyi ve elli yıldan beri sürüp gelen İm topluluğu yaratan kuvvet benim görü şüme göre cemiyetin ihtiyaç ve temayülünde de ğil onun yaratıcı nurlu şahsiyetinden ve harikulâ de zekâsının feyzinden meydana gelmiştir. Hiç kimse onun gibi, insan zekâsının ve insan ruhu nun bu derece çeşitli temayüllerini ve ihtisas dal larım bu derece kudretle ve salâhiyetle ne toplı- yabilmiştir ve 11e de bundan sonra toplıyabilecek- tir. Oııuıı mislini ve menendini ne 18 inci asır Avrupasının meşhur salonlarında ve ne de asrı mızın garp medeniyeti irfan âleminde bulmak mümkün değildit. O tek geldi ve tek gitti.
Mercandaki konak niçin eşsizdi ve niçin eşsiz kalacaktır? Bunun sebebini son yüz yıllık tarihte aramak icap eder. Şu son yüzyıl içiıı, mihveri İstanbul olan bir âlemde çok velveleli, çok geniş ve genişliği ııisbetnıde derin tesirli vekayi cereyan etmiştir. Bu Orta Şark âleminde muazzam içtimai sarsıntılar ve bu sarsıntılarla birlikte büyük çatlamalar, yarılmalar, yıkılmalar ve çöküntüler meydana gelmiş, âdeta bir kıt'a parça parça olmuş, dağılmış ve kendisiyle bir likte sathında mevcut ne varsa yerle bir olmuş tur.
ibnülemin bu yıkılan âlemin ortasında bir büyük medeniyetin kıymetlerini mazisine hür- metkâr; anasına, babasına ve cedlerine bağlı bir lıavırlı evlât sadakatiyle birer birer ve göz yaş ları içinde derleyip toplamağa çabalamış; mad dî ve mânevi kırılmış ve parçalanmış olan şey leri birbirine ekliyerek onları muhafaza altına almağa çalışmıştır. Onu bir fert olarak, kendi ha yatını ve şahsî meselelerini tamamen unuttu racak, hattâ dünya evine ginneği unutturacak kadar fedakâr kılan işte bu hayırhah evlâtlık hissidir. O bu his ve bu düşünce ile, çocuklu ğundan başlıyaıak, kendini elde mevcut maziyi toplamağa vermiş ve bütün bir ömür toplamış tır. Madde halinde toplıyamadıklanm, yerini ve oluşunu bildiklerini de kalemiyle tesbit etmiştir. Eserleri bu gayretin tipik ifadesidir. (Son Asır Şairleri) 11i bu zihniyetle 12 cilt olarak meydana getirmiştir. (Son Asır Sadrazamları) da bu gay retin mahsulüdür. Devlet arşivinde. Evkaf ve Is lâm Müzelerinde o tükenmez çalışmaları aynı meııbadaıı kuvvet almakta idi. Son eserini eıı çok sevdiği, hayatta yegâne zevki olan musikiye has retmişti. Bu eserini tamamlaması için muhiti, hissedilir bir telâşla, kendisini zaman zaman teş vik ediyordu. Bu teşvikçiler arasında ben de bu lundum. Eser kısmen baskıya hazır bir hale gel mişti. Fakat maalesef onun istediği şekilde ta mamlanamadı. B11 esere ibnülemin: (HOŞ ŞA DA!..) adını takmıştı. Hikmetli bir tecelli!.. Son eseri efendinin cidden HOŞ ŞADA oldu. Lâkin hoş şadalar sadece kubbede kalırdı. İbnülemin’in (Hoş Şada) sı ise hem kubbede, hem irfan kütüp hanemizde kalacaktır. Allah gani gani rahmet eyleye, bizleri de irşatlı yolundan ayırmaya...
Tahsin DEMİRAY
N O T : Üslad'a ait Oğ uz Özdenin bir röportaj yazısı ve fotoğrafları Hafta'mn 28 Temmuz 1950 ta rihli vc 44 sarılı nüshasındadır.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi