SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İKTİSAT ANABİLİM DALI
NETWORK TABANLI YENİLİK VE KONYA
UYGULAMASI
YÜKSEK LİSANS TEZİ
DANIŞMAN
Prof. Dr. Abdülkadir BULUŞ
HAZIRLAYAN Emine ERDOĞAN
074226001013
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
BİLİMSEL ETİK SAYFASI
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
Öğrencinin Adı Soyadı (İmza)
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
ÖNSÖZ
Çalışmanın anketlerinin düzenlenmesi sırasında emeği geçen hocalarım Yrd. Doç. Birol Mercan ve Arş. Gör. Mehmet Ali Aydemir’e, uygulama ve istatistiksel verileri analiz aşamasındaki yardımlarından ötürü Muhittin Koraş’a çok teşekkür ederim.
Araştırmanın uygulama aşamasında anketlerimi cevaplayarak çalışmanın tamamlanmasını mümkün kılan bütün katılımcı firmalara ilgi ve sabırlarından dolayı çok teşekkür ederim.
Çalışma sırasında danışmanlığı ve her türlü desteğinden dolayı kıymetli hocam Prof. Dr. Abdülkadir BULUŞ’a ve maddi, manevi her anlamda destekleriyle hep varlıklarını yanımda hissettiğim değerli aileme teşekkürlerimi sunarım.
Emine ERDOĞAN
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Adı Soyadı Emine ERDOĞAN Numarası: 074226001013 Ana Bilim/Bilim Dalı İktisat
Ö
ğrencinin
Danışmanı Prof Dr. Abdülkadir BULUŞ
Tezin Adı NETWORK TABANLI YENİLİK VE KONYA UYGULAMASI
ÖZET
Yoğunlaşan bilgi, teknolojik yenilikler ve küreselleşmenin etkisiyle çok karmaşık bir hal alan günümüz “Yeni Ekonomi”lerinde gelişmişlik ve rekabet üstünlüğünün sağlanması açısından gerçekleştirilen yenilikler önemli bir fonksiyona sahiptir. Bu bağlamda çalışmanın konusunu; yenilikler, yenilikler için destekleyici bir ortam oluşturması açısından networkler ve bu bağlantıdan hareketle network tabanlı yenilik incelemesi oluşturmaktadır.
Çalışmanın amacı; Konya ilinde yenilik faaliyetleri yürüten firmalar arasında yenilik sürecinde bir networkleşme olup olmadığına dair bir durum değerlendirmesi yapmaktır. Bu doğrultuda Konya ilinde TÜBİTAK destekli Ar-Ge projesi gerçekleştirmiş 49 firma üzerinde bir anket çalışması uygulanmış ve sonuçlar SPSS istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir.
Araştırmada elde edilen verilerin analizleri sonucunda, Konya menşeli yenilikçi firmalar arasında çok paydaş esaslı bir network yapılaşmasının varlığına dair bulgular tespit edilmiştir.
T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Name Surname Emine ERDOĞAN ID: 074226001013 Department/Field Economics
Student’s
Advisor Prof Dr. Abdülkadir BULUŞ
Research Title NETWORK-BASED INNOVATION AND KONYA CASE
ABSTRACT
Today, innovations have a significant function in terms of economic growth and competitive advantage in the “New Economy” which has become quite complex structure because of condensation of knowledge, technological innovations and globalization. In this respect, the issue of this study consists of innovations, networks which create a supportive environment for innovation and network-based innovation research.
The aim of the study is to make an assessment if there is a network among the firms carrying out innovation activities during the innovation process in the province of Konya. In this context, a survey was performed to 49 firms which managed to conduct a TÜBİTAK-supported R&D project in Konya and the results of the survey was evaluated by using SPSS statistical program.
The result of data obtained from this survey suggests that there is a network structure based on multi-stakeholder among the innovative firms in Konya has been identified.
İÇİNDEKİLER
BİLİMSEL ETİK SAYFASI... i
YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU ... ii
ÖNSÖZ ... iii ÖZET ... iv ABSTRACT ... v İÇİNDEKİLER... vi KISALTMALAR ... ix TABLOLAR LİSTESİ ... x
ŞEKİLLER VE GRAFİKLER LİSTESİ ... xii
GİRİŞ ... 1
BİRİNCİ BÖLÜM YENİLİK İÇİN KAVRAMSAL ÇERÇEVE 1.1. YENİ EKONOMİ... 4
1.1.1. Yeni Ekonominin Tarihi Dönüşümü... 6
1.1.2. Yeni Ekonominin Temel Özellikleri... 8
1.1.2.1. Bilgi ... 9
1.1.2.2. Yenilik ... 9
1.2.2.3. Network (ağ)... 9
1.2.2.4. Molekülleşme ... 10
1.1.3. Eski ve Yeni Ekonomi Arasındaki Farklar ... 10
1.2. KAVRAMSAL BOYUTUYLA YENİLİK... 13
1.3. İKTİSAT KURAMINDA YENİLİK YAKLAŞIMLARI ... 15
1.3.1. Klasikler ve Yenilik ... 16
1.3.2. Schumpeter ve Yenilik... 17
1.3.4. Evrimci Yaklaşım ve Yenilik... 20 1.4. YENİLİK TÜRLERİ ... 22 1.4.1. Ürün Yeniliği ... 22 1.4.2. Süreç Yeniliği ... 22 1.4.3. Pazarlama Yeniliği... 23 1.4.4. Organizasyonel Yenilik... 23 1.4.5. Radikal Yenilikler ... 23 1.4.6. Kademeli Yenilikler... 23 1.5. YENİLİĞİN ÖNEMİ... 24 1.6. YENİLİĞİN KAYNAĞI ... 25 1.7. YENİLİK SÜRECİ... 27 1.8. YENİLİKTE YAYILMA ... 29
1.9. YENİLİKTE FİRMA YAKLAŞIMI... 31
1.9.1. Firma Düzeyinde Yeniliğe Etki Eden Unsurlar ... 32
1.9.1.1. Piyasa Yapısı ve Yenilik... 32
1.9.1.2. Firma Büyüklüğü ve Yenilik ... 34
İKİNCİ BÖLÜM YENİLİK VE NETWORK BAĞLANTISI 2.1. KAVRAMSAL OLARAK NETWORK ... 38
2.1.1. Networklerin Ortaya Çıkış Süreci... 40
2.1.2. Network Türleri... 42 2.2. NETWORK VE YENİLİK İLİŞKİSİ ... 44 2.2.1. Network Dışsallıkları ... 46 2.2.2. Network Unsurları... 48 2.2.2.1. Güven... 48 2.2.2.2. Karşılıklılık... 48 2.2.2.3. Sosyal Sermaye... 48
2.3. NETWORK PAYDAŞLARI... 49
2.3.1. Firmalar... 49
2.3.2. Devletler... 50
2.3.2.1. Ulusal Yenilik Sistemleri... 51
2.3.2.2. Bölgesel Yenilik Sistemleri ... 53
2.3.3. Üniversiteler ve Araştırma Kuruluşları... 55
2.3.4. Müşteriler ... 56
2.3.5. Rakipler... 57
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM YENİLİK VE NETWORKLEŞMEYE YÖNELİK KONYA UYGULAMASI 3.1. ARAŞTIRMANIN AMACI VE VARSAYIMLARI ... 58
3.2. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ ... 59
3.2.1. Anket Formunun Hazırlanması... 59
3.2.2. Araştırmaya Katılacak Firmaların Seçilmesi ve Anketin Uygulanışı... 60
3.2.3. Verilerin Kodlanması, Düzenlenmesi ve Analizi... 61
3.3. ARAŞTIRMANIN BULGULARI ... 62
3.3.1. Konya İlinde Araştırmaya Katılan Firmaların Genel Yapısı ... 62
3.3.2. Firmalarda Yapılan Araştırma-Geliştirme Faaliyetlerine İlişkin Veriler... 68
3.3.3. Ankete Katılan Firmaların Yeniliğe İlişkin Bilgilerinin Değerlendirmesi... 70
3.3.4. Araştırmaya Katılan Firmalarda Network İncelemesi ... 79
3.3. YENİLİK VE NETWORK YAPILAŞMASINA YÖNELİK BULGULAR ... 85
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME ... 89
KAYNAKÇA ... 93
KISALTMALAR AB : Avrupa Birliği
ABD : Amerika Birleşik Devletleri AKTİSAD : Aktif İşadamları Derneği AR-GE : Araştırma Geliştirme
BİT : Bilgi ve İletişim Teknolojileri BTSO : Bursa Ticaret ve Sanayi Odası BTYK : Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu BYS : Bölgesel Yenilik Sistemleri DTM : Dış Ticaret Müsteşarlığı EML : Endüstri Meslek Lisesi
KOBİ : Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler
KOSGEB : Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi MYO : Meslek Yüksek Okulu
O.S.B. : Organize Sanayi Bölgesi
OECD : Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü REF : Rekabet Forumu
TEPAV : Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı TEYDEB : Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı TİDEB : Teknoloji İzleme ve Değerlendirme Başkanlığı TÜBİTAK : Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu TÜİK : Türkiye İstatistik Kurumu
UYS : Ulusal Yenilik Sistemleri vd. : Ve diğerleri
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 1: Eski ve Yeni Ekonomi Arasındaki Farklılıklar... 12
Tablo 2: Konya’da Araştırmaya Katılan Firmaların kuruluş yılları ... 62
Tablo 3: Konya’da Araştırmaya Katılan Firmaların Niteliği ... 63
Tablo 4: Konya’da Araştırmaya Katılan Firmaların Sermaye Payı Dağılımı ... 63
Tablo 5: Konya’da Araştırmaya Katılan Firmaların Ölçeğe Göre Sınıflandırılması ... 64
Tablo 6: Firmaların Çalışanlarının Eğitim Durumuna Göre Sınıflandırılması... 64
Tablo 7: Araştırmaya Katılan Firmaların Kalite Belgesi Sahiplik Durumu... 65
Tablo 8: Araştırmaya Katılan Firmaların Kalite Belgelerinin Türüne Göre Dağılımı... 66
Tablo 9: Araştırmaya Katılan Firmaların Ana Ürünlerini Üretim Süresi Dağılımı ... 66
Tablo 10: Araştırmaya Katılan Firmaların Satış Pazarı Dağılımı ... 67
Tablo 11: Firmaların Web Sayfası Sahipliği Durumu... 67
Tablo 12: Araştırmaya Katılan Firmaların Ar-Ge Durumu... 68
Tablo 13: Araştırmaya Katılan Firmaların Ar-Ge Sıklık Düzeyi ... 68
Tablo 14: Firmaların Ar-Ge Faaliyetleri Yürüttüğü Yıllara Göre Dağılımı... 68
Tablo15: Firmaların Ayrı Bir Ar-Ge Departmanı Sahipliği Durumu... 69
Tablo16: Firmaların Ar-Ge Harcamalarının Toplam Maliyet İçindeki Payı Dağılımı .. 69
Tablo 17: Firmaların Yenilik Faaliyetleri Öncesinde Gerçekleştirdikleri Hazırlıklar ... 70
Tablo 18: Araştırmaya Katılan Firmaların Gerçekleştirdiği Yenilik Türü Dağılımı... 71
Tablo 19: Araştırmaya Katılan Firmalardan Yenilik Süreci Devam Edenlerin Dağılımı ... 72
Tablo 20: Firmaların Yenilik Desteklerinden Haberdarlık ve Kulanım Durumu ... 72
Tablo 21: Araştırmaya Katılan Firmaları Yeniliğe Yönelten Etkenler ... 73
Tablo 22: Araştırmaya Katılan Firmalarda Yenilik Fikrinin Ortaya Çıktığı Birimler ... 74
Tablo 23: Firmalardan Yenilik Sürecinde Başarısız Olanların Dağılımı ... 75
Tablo 24: Firmalardan Yenilik Sürecinde Başarısız Olmaları Nedenleri... 75
Tablo 25: Yenilik Sürecinde Firmaların Yararlandıkları Bilgi Kaynakları Dağılımı .... 76
Tablo 26: Firmalardan Yenilikleri İçin Patent Başvurusunda Bulunanların Dağılımı... 77
Tablo 27: Firmaların Yenilikleri İçin Patent Başvurusunda Bulunmama Nedenleri ... 77
Tablo 28: Yenilik Faaliyetlerinin Önem Dercesine Göre Etkilerinin Dağılımı ... 77 Tablo 29: Firmalar Açısından Yenilik Faaliyetlerini Engelleyen Faktörlerin Dağılımı 78
Tablo 30: Yenilik İçin Başka Kuruluşlarla Ortak Araştırma Faaliyeti Yürütme
Durumu ... 79
Tablo 31: Yenilikte Diğer Kuruluşlarla Gerçekleştirilen Araştırma Faaliyeti Türleri ... 80
Tablo 32: Yenilik İçin Başka Kuruluşlarla İşbirliği kurma Durumu... 80
Tablo 33: Yenilik Sürecinde Firmaların İşbirliği Yaptığı Paydaşlar... 82
Tablo 34: Yapılan İşbirliğinin Aşaması... 83
Tablo 35: Yapılan İşbirliğinin Amacı... 84
ŞEKİLLER VE GRAFİKLER LİSTESİ
Şekil 1: Schumpeter’e göre Endüstrideki Dalgalanmalar, Hızları, Süreleri ve Sektörler 7
Şekil 2: Doğrusal Yenilik Modeli... 27
Şekil 3: Etkileşimli Yenililik Süreci Modeli ... 28
Şekil 4: Yeniliğin Toplumda Yayılma Süreci ... 30
Şekil 5: Network Yapılanması Örneği (Almanya Oberbayern, Darmstadt Bölgesi) ... 39
Şekil 6: Firmaların Networkleşmesi (Ağlaşması) ... 46
Şekil 7: Türkiye’nin Ulusal Yenilik Sisteminin İşlevsel Yapılanması... 53
Şekil 8: Bölgesel Yenilik Sistemi’nin Temel Yapısı... 55
Grafik 1: Firmalara Verilen Hibe Destek Tutarının İllere Göre Dağılımı (İlk 20/1995-2009)... 61
Grafik 2: Konya’da Araştırmaya Katılan Firmaların kuruluş yılları... 62
Grafik 3: Konya’da Araştırmaya Katılan Firmaların Niteliği ... 63
Grafik 4: Konya’da Araştırmaya Katılan Firmaların Ölçeğe Göre Sınıflandırılması .... 64
Grafik 5: Firmaların Çalışanlarının Eğitim Durumuna göre Sınıflandırılması ... 65
Grafik 6: Araştırmaya Katılan Firmaların Ana Ürünlerini Üretim Süresi Dağılımı ... 66
Grafik 7: Araştırmaya Katılan Firmaların Satış Pazarı ... 67
Grafik 8: Firmaların Ar-Ge Faaliyetleri Yürüttüğü Yıllara Göre Dağılımı... 69
Grafik 9: Firmaların Ar-Ge Harcamalarının Toplam Maliyet İçindeki Payı Dağılımı .. 70
Grafik 10: Araştırmaya Katılan Firmaların Yeniliğe Hazırlık Faaliyetleri ... 71
Grafik 11: Araştırmaya Katılan Firmaların Gerçekleştirdiği Yenilik Türü Dağılımı .... 72
Grafik 12: Firmalarda Yenilik Fikrinin Ortaya Çıktığı Birimler... 74
Grafik 13: Yenilik Sürecinde Firmaların Yararlandıkları Bilgi Kaynakları Dağılımı .. 75
Grafik 14: Yenilik İçin Başka Kuruluşlarla Ortak Araştırma Faaliyeti Yürütme Durumu ... 79
Grafik 15: Yenilik İçin Başka Kuruluşlarla İşbirliği Kurma Durumu... 80
Grafik 16: İşbirliği Yapılmamasının Nedenleri... 81
Grafik 17: Yenilik İçin Başka Kuruluşlarla İşbirliği Kurma Durumu... 82
Grafik 18: Yapılan İşbirliğinin Aşaması ...Hata! Yer işareti tanımlanmamış. Grafik 19: Yapılan İşbirliğinin Amacı... 84
GİRİŞ
Walt Disney soranlara “her şey bir fareyle başladı” demişti. Günümüzde bu ifade bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan devrim niteliğindeki gelişmeleri açıklamak için de söylenir, her şey bir “fare” ile başlamıştır. Batıda 70'lerde yaşanan ekonomik kriz, 80'lerin başında neo-liberal iktisat politikalarının devreye girmesi ve bu dönemde oluşan stagflasyon olgusuna çözüm arayışları içinde, yeni bir yatırım alanı olarak bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı yeni sanayileşme politikaları üzerinde durulması sonucu ortaya çıkan gelişmeler, “Yeni Ekonomi” denilen kavramın ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Küreselleşmenin gelişiminde itici bir güç oluşturduğu yeni ekonomi, bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı yeniliklerin temelini oluşturduğu bir süreç olarak, ekonomideki tüm birimleri önemli ölçüde etkisi altına almıştır. Bugünün küresel yeni ekonomisinde kurallar, devrim niteliğinde gerçekleşen teknolojik yenilikler, bunların sonucu oluşan artan dolaşım yeteneği ve küresel networkler tarafından belirlenir hale gelmiştir.
Yeniliklerin ana üstlenicisi ve üreticisi olarak firma, sistem potansiyellerini yenilik başarısına dönüştüren temel fonksiyonundan ötürü sistemin merkezinde yer alan ve yenilikçilik sürecinin odağında bulunan yegâne unsurdur. Piyasa içerisinde ekonomik büyümenin kaynağı olarak rol alan firma, küresel piyasalarda rekabet edebilmek için yeni teknolojiler geliştirmek zorunda kalmakta, yani yenilik yapmak firma için hayati bir boyut kazanmaktadır. Bunun sonucu olarak firmaların gerçekleştirdiği yenilikler yoluyla uyarılan teknolojik değişim, genel ekonomide teknolojik “çarpan etkisi” ortaya çıkarmakta ve başlangıçta ilgili endüstri dalında ve daha sonra tüm ekonomide uyarıcı etki yapacak çeşitli yeni ürün ve üretim süreçlerinin geliştirilmesinde rol almaktadır.
Schumpeter’in üzerinde yaptığı vurgunun ilham kaynağı olduğu çeşitli çalışmalarda yeniliklere, uzun dönemli ekonomik büyümenin ve rekabet gücünü sürekli kılabilmenin ardındaki temel güç olarak işaret edilirken, olumlu dışsallıklarıyla koruyucu ve destekleyici bir ortam sağlaması yönüyle network (ağ) yapılanmalarının yenilikler üzerindeki etkileri de son dönemde gerçekleştirilen çalışmalarda dikkatle ele
alınmaktadır. Yapılan uygulamalı çalışmalarda, paydaşlarını kamu ve özel sektörden çeşitli kuruluşların oluşturduğu tamamlayıcı parçalardan oluşmuş bir bütün olarak networklerin, yenilikler için kolaylaştırıcı ve yayılmayı hızlandırıcı bir çatı işlevi sunduğu özenle vurgulanmaktadır.
Küresel rekabet koşullarının tüm şiddetiyle yaşandığı günümüzde, özellikle 1990’larda ABD’nin bilgi ve iletişim teknolojilerindeki yeniliklere bağlı olarak gerçekleştirdiği yüksek büyüme oranlarının ardından, yeniliklerin ekonomiler için olmazsa olmaz bir faktör olduğu anlaşılmıştır. Bu amaçla yenilikler, ülkeler bazında rekabet gücü kazanmak amacıyla bir network anlayışı içerisinde ele alınmaya başlanmıştır. Bu bakımdan Türkiye’de, KOSGEB, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve TÜBİTAK bünyesinde TEYDEB, TİDEB, TTGV gibi birimler tarafından, teknolojinin toplumsal faydaya dönüşme sürecinin hızlandırılması, sanayi kuruluşlarının araştırma-teknoloji geliştirme ve yenilik faaliyetlerinin desteklenmesi, kuruluşların yenilikçilik kültürünün ve rekabet gücünün arttırılması amacı ile destek programları tasarlanmakta ve yürütülmektedir.
Konya’da network tabanlı gerçekleştirilen yenilik çalışmalarının bir anket uygulaması ile durum değerlendirilmesinin yapıldığı çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, ‘yenilik’ ve yeniliklerin içerisinde ortaya çıkması, çoğalması ve yayılması için uygun bir zemin hazırlama işlevi gören ‘yeni ekonomi’, kavramsal çerçevesiyle ele alınacaktır. İkinci bölümde yazında, yeniliğe etkisi konusu tartışmasız kabul gören ‘network’lerin kavramsal çerçevesi ele alınacak ve yenilikle bağlantısı ortaya konulmaya çalışacaktır. Çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümde ise network tabanlı yenilikler için, Konya’da TÜBİTAK destekli Ar-Ge projesi gerçekleştirmiş firmalar üzerinde uygulanan alan araştırmasında ortaya çıkan sonuçlar incelenecektir. Araştırma, yenilik ve networkleşmeye ilişkin yapılan uygulamanın sonuç ve değerlendirilmesi kısmıyla tamamlanmaktadır.
BİRİNCİ BÖLÜM
YENİLİK İÇİN KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Yenilik ve yeni ekonomi birbirinden ayrı düşünülmemesi gereken iki temel kavramdır. Uzun dönemli sıçramaların oluşmasına neden olan yenilikler, yeni iş sahaları açan öncü sektörleri ortaya çıkarmakta ve öncü sektörlerin oluşturduğu dönüştürücü gücün etkisiyle de yeni ekonomiler ortaya çıkmaktadır. Tarihte her birkaç yüzyılda yaşandığını gördüğümüz bu dönüşümlerin toplumların yaşamının her alanında köklü değişimler meydana getirdiğini görmekteyiz.
Schumpeter’in de vurguladığı gibi ekonomik yapılar ve gelişmeler geçmişten bugüne klasik ve neo-klasiklerin söylediğinin aksine “denge” durumunda değil, yapılarda ortaya çıkan sürekli değişikliklerle evrimleşerek devam etmektedir. Geçmişin birikimleri, tecrübeleri ile yaratıcı yıkımları ve sıçramalarıyla gelişimini sürdürür. Schumpeter’e göre, “İktisadi hayatın değişmeyen gerçeği –bütün hayatta olduğu gibi- değişimdir”. Schumpeter bu yaklaşımıyla mevcut dünyadaki gelişme ve yeniliklere işaret ederken katılıktan çok uygunluk, durağan optimaliteden çok yeniliklerle ekonominin genelinde ortaya çıkan hareket üzerinde vurguda bulunur (Ö. Demir, 2000: 165).
Bu doğrultuda yeniliklerin kavramsal çerçevesini açıklamaya geçmeden önce yeniliklerin içerisinde ortaya çıkması, çoğalması ve yayılması için uygun bir zemin hazırlama işlevi gören “Yeni Ekonomi” kavramı ele alınacaktır. Yeni ekonomiyi açıklarken başvurulan temel kuram Schumpeter ve onu takip edenlerin savunduğu “Evrimci Kuram”dır. Bu kurama göre en iyi uyum sağlayan yaşar, büyür, çoğalır, gelişir yani varlığını devam ettirebilir. Son dönem ekonomi anlayışı olarak yeni ekonomi bu evrimleşmenin günümüze uzanan son halkasını oluşturmaktadır (Özgüler, 2002: 2).
Çalışmanın birinci bölümünde ilk kısımda “Yeni Ekonomi” kavramı, sonrasında bölümün esas konusu “Yenilik”, kavramsal ve kuramsal çerçevesi, son kısımda da yeniliğe etki eden faktörler ele alınacaktır.
1.1. YENİ EKONOMİ
Öncelikle belirtmek gerekir ki “Yeni Ekonomi” kavramı ortaya atıldığı günden bu yana üzerinde uzlaşılmış bir tanımı bulunmayan bir kavramdır. Son 200 yıllık dönüşümün son halkası olarak ortaya çıkan “Yeni” ekonominin adlandırılması konusunda bile ortak bir çizgi oluşturulduğu söylenemez. Gelişmeleri anlatmak için “Network Ekonomisi”, “Sürtüşmesiz Ekonomi”, “Yeni Ekonomi”, “Dijital Ekonomi”, “Ağırlıksız Ekonomi” ve daha birçok isimlendirme yapılmaktadır. Ancak, günümüzdeki gelişmeleri daha kapsamlı ifade etmesi açısından çalışmada Yeni Ekonomi kavramı kullanılacaktır.
Batıda, 70'lerde yaşanan ekonomik kriz, 80'lerin başında neo-liberal iktisat politikalarının devreye girmesi ve bu dönemde oluşan stagflasyon olgusuna çözüm arayışları içinde, yeni bir yatırım alanı olarak bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı yeni sanayileşme politikaları üzerinde durulması sonucu ortaya çıkan gelişmeler, “Yeni Ekonomi” denilen kavramın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Daha özelde ise yeni ekonomi kavramının ortaya çıkışında etkili olan temel gelişme, özellikle ABD’de 90’lı yıllarda ortaya çıkan normalin üzerindeki ekonomik büyümenin kaynakları üzerindeki tartışmalar olmuştur. Bu dönemde ABD ekonomisinde, 1973’de yaşanan petrol krizinin olumsuz etkilerinin tamamen ortadan kalktığı ve ekonominin normalin üzerinde iyi performansa ulaştığı görülmüştür. 1973-90 arası reel GSMH artışı %2.9, ortalama işsizlik oranı %7 ve ortalama çekirdek enflasyon da %5.9 oranlarında iken, 1990-95 döneminde reel GSMH artışı ortalama %4.1, ortalama işsizlik oranı %4.6 ve ortalama çekirdek enflasyon da %1.7 olarak gerçekleşmiştir (Özgür, 2006: 12). Özellikle 1996-2000 yılları arasında da devam eden düşük enflasyon, azalan işsizlik ve tahminlerin üzerinde yakalanan büyüme oranları, bu gelişmede ABD’nin bilgi ve iletişim teknolojilerindeki yeniliklere yaptığı yatırımlarının etkisi olduğunu düşündürmüştür (Akın, 2005: 5).
Bilgi ve iletişim teknolojilerine (BİT) yapılan yatırımların artışına ise bu teknolojilerin fiyatlarındaki düşüşlerin neden olduğu ve fiyat düşüşlerinin aynı zamanda bilgisayar teknolojilerinin üretimindeki toplam faktör verimliliğini de yükselttiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla da BİT’lere yapılan yatırımlardaki artışın bu teknolojileri kullanan sanayilerde emek ve sermayenin verimliliğini yükselterek, bir bütün olarak ekonominin büyümesini sağladığı görülmüştür. BİT yatırımlarının etkisiyle ülke ekonomileri de büyüme yönünde bir eğilim sergilemeye başlamış, böylece ekonomide
bilgiye dayalı yeniliklerin temel sayıldığı yeni bir yapıya dönüş gerçekleşmiştir. Bu ekonomik yapıya da “Yeni Ekonomi” adı verilmiştir (Özgür, 2006: 13).
Yeni ekonomi olarak anılan ve daha uzun yıllar sürmesi beklenen bu durumun ortaya çıkmasında, BİT’lerdeki gelişmelerin yanısıra yine BİT’lerin gelişimi, sağladığı hız ve kolaylıkla gerçek anlamını bulan küreselleşmenin de etkili olduğunu görmekteyiz. Küreselleşme; BİT’lerin tüm dünyaya yayılmasında etkili olurken, internet gibi yeni iletişim kanallarının da, küreselleşmeyi körüklediğini ve ülke ekonomilerini sürdürülebilirlik için adeta küreselleşmeye ve küresel rekabete zorladığını görmekteyiz. Yani BİT’ler, ekonomik sınırların ortadan kalkmasıyla sonuçlanan küreselleşmeye ivme kazandırmış ve e-ticaret gibi yeni ve farklılaşan yöntemleriyle onu ayrı bir boyuta taşımıştır denebilir.
Bu açıdan “yeni ekonomi”, küreselleşme olarak nitelenen evrensel bütünleşme idealinin ekonomik ayağını oluşturan yeni bir düzendir. Böyle bir ekonomide bilgi, hem nitelik hem de nicelik olarak, klasik üretim faktörlerinden emek ve sermayenin önemini gölgede bırakarak yegâne üretim faktörü haline gelmiştir. Bilginin temel üretim faktörü olarak kabul edildiği yeni ekonomi, yeni bilgilerin üretilmesinin yanısıra ortaya çıkan yeniliklerin de kullanılması ve yayılmasına dayalı bir ekonomidir (Aktan, 2008: 5). Bu nedenle yeni ekonominin en önemli özelliklerinden biri bütün iktisadi faaliyetlere bilginin entegre edildiği, başka bir ifadeyle iktisadi faaliyetlerdeki yenilikçiliğin ve bilgi yoğunluğunun önemli oranda artmasıdır.
Yeni ekonomiyi ortaya çıkaran gelişmeleri toplumsal dönüşüm açısından ele aldığımızda yine bilgi faktörünün önemli olduğunu görüyoruz. II. Dünya Savaşı sonrası, bilginin, hızlı bir biçimde toplumdaki en küçük birimlere kadar ulaşması, sanayi toplumunun katı yapısını değişmesine neden olmuştur. Bilginin artan rolü ve buna bağlı olarak ekonomik yapıdaki bilgiye dayalı dönüşüm, ‘altın yakalı işçiler’ diye adlandırılan yükselen yeni sınıfların ortaya çıkması “Bilgi Toplumu”na geçilmiş olduğunun göstergesi olarak kabul edilmiştir. Bilginin sosyal örgütlerden toplumun bireylerine doğru akmaya başlaması sonucu, toplumsal ve bireysel bilinçlenme ile birlikte mal ve hizmet talepleri de değişmiş, üretim çeşitlenmiş, yeni ekonominin ortaya çıkışı da buna bağlı olarak gerçekleşmiştir. Bu açıdan günümüzde bilgi, daha önce benzeri görülmedik ölçüde teknik yenilenmeyi ve ekonomik büyümeyi sadece yönetmekle kalmıyor, kendisi de hızla ekonominin temel faaliyeti ve mesleki değişimin temel belirleyicisi haline geliyor diyebiliriz (Bayraç, 2003: 44).
1.1.1. Yeni Ekonominin Tarihi Dönüşümü
Tarihte her birkaç yüzyılda bir yenilikler sonucu ekonomilerde ortaya çıkan, uzun dönemli sıçramaların neden olduğu yeni ve lider sektörler, toplumların dünya görüşlerini çeşitli değer yargılarını, sosyal ve siyasal yapılarını dönüştürücü bir etkiye sahip olmuştur. Oluşan bu dönüştürücü gücün etkisiyle toplumda sanat, kültür, kurum ve kuruluşların yapıları ve işlevleri de kısa bir zaman zarfında yeniden tanımlanıp, kabul edilmiştir.
13. yüzyılda kırsal kesimden kent hayatına ve yerleşik düzene geçişle kendini gösteren ticaret devrimi, 15. yüzyılda Gutenberg’in buluşuyla ve 16. yüzyılın başlarında Luther’in öncülüğünde Rönesans tohumlarının çiçeklendiği dönem, iki yüz elli yıl kadar sonra Watt’ın buhar makinasını kusursuzlaştırdığı ve Adam Smith’in ekonominin temellerini attığı dönem -ki bu dönem bütün –izm’lerin doğuşuna tanıklık etmiştir- ve nihayetinde II. Dünya Savaşı’nın ardından teknolojik devrimle, hala sürecini tamamlamamış olan günümüzdeki dönüşüm süreci buna örnek olarak sıralanabilir. Bu dönemlerde bilim ve teknoloji paralelinde gelişim seyri izleyen sanayideki her yükseliş, yatırım ve ekonomide uzun süre bir genişlemeye neden olmuş, bu uzun süreli ekonomik patlamalar, zamanla teknolojilerin olgunlaşmasıyla yavaşlamış ve yatırımcılara azalan fırsatlar olarak geri dönmüştür. Belli bir zaman sonra çok yavaşlayan bu ekonomideki genişleme, yerini daralmaya bırakmış, ancak müteakip yenilik dalgasının beraberinde getirdiği yeni üretim yöntemleri ve ürünleri; eski dalganın etkinliğini kaybettirerek ekonominin hâkim unsuru olmaya başlamışlardır (DTM, 2008: 1).
Bu akış içerisinde son dönemdeki dönüşümü ifade eden yeni ekonomi, gelecek bilimci Roger Cass’a göre son 200 yılda ortaya çıkan değişik ekonomik ve toplumsal gelişmelerle oluşan dalgalardan biridir (Akın, 2005: 6). 1785 yılında başlayıp 60 yıl kadar süren ilk aşama Fransız Devrimi ile Sanayi devrimine karşılık gelmektedir. Bu aşamada, su gücü yaygın olarak kullanılmış, tekstil ve demir sektörleri sanayileşmede öncü bir rol üstlenmiştir. Değişimin ikinci dalgasında demir-çelik sektöründeki gelişmelerle demiryollarının yapımı ve ulaşım-nakliye maliyetlerinde önemli düşüşler yaşanmış, fakat hızla yükselen bu yeni serüven de, 24 yıl süren durgunluk sonrasında sona ermiştir. Bu dönemin sona erdiği 1900 yılında elektrik, telefon gibi gelişmelerin sebep olduğu yeni bir dalga ortaya çıkmıştır. İçten yanmalı motor ve elektrik gücüne
dayanan ve çeşitli kimyasalların imalat sürecinde kullanıldığı bir devre olan üçüncü dönem, günümüzün yeni ekonomisini andıran etkilerde bulunmuştur. 1921 ile 1947 arasında sorunlu bir gerilemeyle sona eren bu dönemi 1948 yılında II. Dünya Savaşı sonrası Bretton Woods anlaşması ve Marshall Planı gibi gelişmelerle yeni bir dönem izlemiştir. 1950’li yıllardan başlayan, bilgisayarın icadıyla şekillenen, havacılık sanayi, petro-kimyasallar ve elektroniğin başat rol üstlendiği bu dönem, 1973 yılındaki petrol şokuyla gerileme aşamasına geçmiş bu gerileme, 1993 yılındaki internet devrimine kadar devam etmiştir. 1994 yılında artık yaygın bir şekilde sözü edilen günümüzün “yeni ekonomi” dönemi başlamıştır. Bu dönemin öne çıkan temaları ise küreselleşme ve bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler olmuştur (Akın, 2005: 7). Sonuç olarak 1990’lı yıllarda olgunluk dönemine erişen ‘elektronik çağı’ yerini, yeni medya, dijital ağlar ve yeni bilişim teknolojilerinin ürün ve üretim süreçlerinde esaslı bir role sahip olduğu “yeni ekonomi” aşamasına bırakmıştır (Aktan ve Vural, 2004: 135).
Şekil 1: Schumpeter’e göre Endüstrideki Dalgalanmalar, Hızları, Süreleri ve Sektörler
Kaynak: İmamoğlu, 1999: 10.
İçinde bulunduğumuz 5.dalgada, BİT’in temel unsuru olarak geliştirilen fiber optikler, yarı iletkenler, bilgisayarlar, yeni medya, dijital ağlar, mikroelektronik ve nano teknolojik ürünler, genetik ve yazılım alanındaki yenilikler, ekonomiden sosyal hayata kadar tüm yaşamımızı değiştiren ayrıca verim artışı da sağlayan lider sektörler olarak
karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemin olumlu etkisinin 2020 yılına kadar devam edeceği öngörülmekte ve daha sonra yeni bir düzenleme döneminin geleceği düşünülmektedir (Akın, 2005: 6).
2020 yılına kadar süreceği varsayılan bu yeni ekonomik dönüşümü diğer evrimleşme dönemlerinden ayıran en önemli fark ise etkileşim sınırlarının ve hızının geçmiş dönemlere nazaran, bilişim teknolojilerinden dolayı daha hızlı olmasıdır. Bu dönüşümde kuşkusuz en büyük bileşen ve hatta çoğaltan etkisine sahip hızlandırıcı faktör bilgi ve iletişim teknolojileridir. Bu nedenle içinde yaşadığımız dönüşümün etkisi daha derin ve daha çarpıcı olmaktadır.
Yeni dalga teknolojilerinin ortaya çıkışını şansa bırakmayan ABD, Japonya, bazı Uzakdoğu ülkeleri şimdilerde Çin, Hindistan gibi sanayileşmiş ülkeler, bütün pazarı altüst edecek yeni teknolojiler peşinde koşan iyi yetiştirilmiş Ar-Ge orduları ile üretimde büyük hamle yaparak, dördüncü dalgayı karakterize eden sanayi dallarında üretim yapan ülkeleri çok gerilerde bırakmışlardır. 1980’lerin sonunda ABD’de başlayan beşinci endüstri dalgasının hızlı yükselişinin büyük kısmı tamamlanmıştır. 21. yüzyılda ortaya çıkması beklenen yeni bir teknoloji dalgası üretim sektöründe köklü değişimlere yol açacağından, bu dalganın zamanında yakalanması hayati bir önem taşımaktadır. Bu da yapısal yatırımlar yapılması ve radikal değişimlerle mümkündür (İmamoğlu, 1999: 10).
1.1.2. Yeni Ekonominin Temel Özellikleri
Yeni ekonomi küresel anlamda yenilik ve yaratıcılığın hâkim olduğu, ayrıca network yapılanmasının ve işbirliklerinin yoğun bir şekilde uygulandığı bir yapıyı gözler önüne sermektedir. Ayrıca günümüzün küresel dünyasında yeni ekonomi bilgi temelleri üzerine kurulan yeni bir ekonomidir. Firma ve endüstrilerin başarılı olabilmesi, yenilik ve icatta bulunmalarına, yeni ürünler geliştirmelerine, yeni hizmetler sunmalarına ve ürün ve hizmetlerinde bilgi yoğunluğunu olabildiğince arttırmalarına bağlıdır (Aktan ve Vural, 2004: 151).
Bu kapsamda yeni ekonomiyi “yeni” ekonomi yapan bir takım özellikleri vardır. Aşağıda bunlardan önemli görülen birkaçı üzerinde durulacaktır.
1.1.2.1. Bilgi
İlk olarak, daha önce de bahsettiğimiz gibi yeni ekonomi, bir bilgi ekonomisidir, yani bilgiye dayalı bir ekonomidir. Üretimin verimliliğini, üretim ve dağıtım sürecinin etkinliğini ve ürünlerin kalite ve miktarını artırmada en temel araç bilgidir. Bilgi ve iletişim teknolojileri de, bilgi temelli bu ekonomik yapının ortaya çıkmasına imkân sağlamaktadır. Bilginin üretilmesi ve kullanılması, refahın artırılması ve yaşam standardının yükseltilmesinde asıl rolü oynarken, BİT’ler de bilginin üretilmesi, depolanması ve tüm birimlere yayılması işlemini gerçekleştirir. Yeni ekonomide iktisadi faaliyetlerin odağında bilgi olduğu gibi rekabet çabalarını şekillendiren temel faktör de bilgidir (Kevük, 2006: 3).
1.1.2.2. Yenilik
İkinci olarak yeni ekonomi yenilik ve yaratıcılık temeline dayanmaktadır. Yapılan bir tanımlamaya göre yenilik; yeni düşüncelerin ekonomiye dönüştürülmesidir. Yenilikler uzun dönemli ekonomik büyümenin ve rekabet gücünü sürekli kılabilmenin ardındaki güçtür. Bu açıdan bakıldığında günümüz küresel rekabet ortamında firmaların dolaylı olarak ülkelerin başarılı olabilmelerinin temel yöntemi piyasaya yeni ürünler sunmalarıdır. Ayrıca bununla da yetinmeyerek “kendi ürününün modasını kendin geçir” prensibiyle yeniliklerin süreklilik arz etmesi, yaşanan yoğun rekabette ayakta kalmanın yegâne şartı haline gelmiştir. Bu çerçevede yeni ekonomi olgusunun temel ilkelerinden birisi ürünlerin, kişilerin, firmaların, sistem ve süreçlerin kısacası ekonomideki her alt birimin sürekli olarak yenilenmesini öngören ‘yenilikçilik’ ilkesidir. Bu başlık ilerleyen kısımlarda ayrıca ele alınacağından kısa tutulmuştur.
1.2.2.3. Network (ağ)
Küreselleşmeyle birlikte ekonomik sınırların ortadan kalması, firmaları dünyayla rekabete zorlamış, firmalarsa buna karşı, paydaşlarını kamu veya özel sektörden çeşitli kuruluşların oluşturduğu networkler1 (ağ) ve işbirliği platformları kurma yoluna gitmişlerdir. Bilgi ve iletişim ağlarıyla bütünleşen bir ekonomi olarak yeni ekonomi, bu tür networklerin oluşmasında kolaylaştırıcı etkide bulunmuştur. Bu
1 Network kelimesi bu çalışmada organizasyonlar arası bilgi akışının gerçekleştirildiği formel ya da
tür network yapılanmaları üretimde küçük ölçekli firmalara büyük ölçekli firmaların sahip olduğu ölçek ekonomileri, daha fazla bilgi kaynağına ulaşma, yenilik ve icat sürecinde ortaya çıkan risk ve maliyetleri yayma, yeni araştırma sonuçlarına erişme, yeni teknolojileri elde etme ve imalat, pazarlama ve dağıtım süreçlerinde etkinliklerin artırma gibi avantajlar sunmaktadır. Tüm ekonomide kurulan network bağlantıları sayesinde firmalar arasındaki duvarlar yok olmakta, tedarikçi – müşteri, rakipler ve diğer paydaş gruplar bir araya gelebilmektedir.
1.2.2.4. Molekülleşme
Yeni ekonomide eski büyük ölçekli yapılar ayrışıp yerini ekonomik ve sosyal hayatın bütün yönlerinde molekülleşmiş küçük yapılara bırakmaktadır. Emir-komuta hiyerarşisi ortadan kalkmakta, ortak girişimlere dayalı moleküler yapı ekonomik hayatın tamamında yerleşmektedir (Uzgören ve Kara, (2002: 3). Söz konusu değişim eski yapının ortadan kalkması değil, yeniden yapılanmasıdır. Yani kitlesel yaklaşım yerini molekülleşen bir yaklaşıma bırakmaktadır (Tapscott, 1998: 47).
Fizikten ödünç alınarak yeni ekonomideki yapıyı anlatmak üzere kullanılan kavram, kümecikler halindeki esnek yapılı iş birimlerinin ekonomide serbestçe dolaşarak gerçekleştirdiği değişken iş faaliyetleri sonucu ortaya çıkan genel durumu anlatır.
Yeni ekonominin yukarıda açıkladığımız temel özelliklerinin yanı sıra daha birçok özelliği vardır. Bu özellikleriyle birlikte şöyle bir tanımlamaya varabiliriz; yeni ekonomi, kıyasıya rekabetin yaşandığı, çeşitli risk ve belirsizlikler içeren, esnek organizasyon yapılarını gerektiren, internetin başat rol üstlendiği, dijital sistemlere dayalı, sanallaşmanın önemli rol oynadığı, kıtlık olgusundan uzak, bilgi işçileri ve onların ürettiği bilgi mallarının öne çıktığı, hızlı, aracısız ve küresel bazda bir ekonomidir.
1.1.3. Eski ve Yeni Ekonomi Arasındaki Farklar
Bugün artık herkes tarafından kabul edilmektedir ki, gelişmiş dünya çeliğe, otomobillere ve yollara dayalı eski ekonomiden silikona, bilgisayarlara ve küresel networklere dayalı yeni ekonomiye dönüşmüştür. BİT’lerdeki gelişmeler ve küresel ölçekte üretim ve rekabet ilişkileriyle yeni ekonomi, tıpkı dominant bir gen misali eski ekonomiyi kuşatıp yavaş yavaş eritip yeni bir kıvam kazandırmıştır. İnsanların çoğu
ekonomik ilişkilerdeki bu değişimin, daha önceki tarımsal çağın endüstriyel çağa dönüşmesi kadar önemli olduğunun farkındadır (Özmen, 2003: 5).
Bir dönüşümler çağı olarak anılan bu ekonominin beklide en önemli özelliği Keynezyen olmayan bir ekonomik yapıya sahip olması ve eski ekonominin arz-talep eşitliği kuralına uymamasıdır. Eski ekonominin arz-talep eşitliğine dayalı statik denge ve tam bilgi gibi Newtoncu düşünce çizgisindeki varsayımlarının günümüz ekonomisinden ve rekabet sürecinin gerçekliğinden çok uzak olduğu görülmektedir. Eski ekonomide üreticiler, üretimlerini düzenlemeden önce talebin azalması ya da artmasını beklerlerdi. Talep düştüğünde fiyatlar da düşer, bu durum ise arzın da düşmesine yol açardı. Yeni ekonomide ise arz artarken fiyatlar düşmekte ve bu durum talebin artmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla yeni ekonomide arz-talep dengesi daha üst bir seviyelerde oluşmaktadır (M. Soyak, 2004: 3).
Benzer bir başka nokta maliyet yapısındaki değişimdir. Eski ekonomide üretim miktarı arttıkça birim başına maliyet belli bir orana kadar düşüp belirli bir üretim miktarından sonra ise ortalama maliyetler yeniden yükselmeye başlardı. Yeni ekonomide böyle bir engelleyici faktör bulunmamaktadır. Yeni ekonomide yenilikler ve yeni teknolojiler ile artan üretim, son birimin maliyetini sıfıra doğru yaklaştırırken etkinlikte yüksek oranda artış meydana getirir. Elektronik yolla dağıtılabilen yazılım veya CD biçimindeki müzik ürünleri buna örnek gösterilebilir. Ayrıca bu işleyiş içerisinde bilgi, üretim faktörü olarak kullanıldığından, azalan verimler kanunu yerine artan verimler kanunu geçerlidir. Yeni ekonomide bilgi ve iletişim teknolojileri ile eski üretim yapısı daha verimli kılınırken, sayısal mal ve hizmet üretimi gerçekleştirilerek üretim kavramının kapsamı da genişletilmiş olur (M. Soyak, 2004: 5).
Tablo 1: Eski ve Yeni Ekonomi Arasındaki Farklılıklar
DEĞİŞİM UNSURU ESKİ EKONOMİ YENİ EKONOMİ
Üretim ve Rekabet
Alanı Ulusal Global
Organizasyon Türü Hiyerarşik-Bürokratik Ağ Örgüsü, Network Üretim Organizasyonu Kitlesel Üretim Esnek Üretim
Büyümeyi Belirleyen
Faktör Sermaye, İşgücü Yenilik, İcatlar ve Bilgi Teknolojiyi Belirleyen
Faktör Makineleşme Dijitalleşme
Karşılaştırmalı Üstünlüğün Kaynağı Ölçek Ekonomileri, Düşük Maliyet Kapsam Ekonomileri, Yenilik ve Kalite Diğer Firmalarla
İlişkiler Tek Başına Hareket Etme
İşbirliği, Ortaklık, Sinerji, Birleşme
Yenilik ve Ar-Ge’ye
Verilen Önem Düşük, Orta Yüksek
Diğer Firmalarla
İlişkiler Tek Başına Hareket Etme
İşbirliği, Ortaklık, Sinerji, Birleşme
İşgücü Politikasının
Amacı Tam İstihdam Yüksek Reel Ücret İstihdamın Doğası İstikrarlı Risk ve Fırsatlarla Dolu
İşgücünün Yapısı Kalifiye Değil veya Belirli Bir Alanda Uzman
Bilgi, Tecrübe ve Çok Yönlü Beceri Sahibi,
Yenilikçi, Yaratıcı Sektörel Yapı Tarım ve Sanayi Sektörlü
Ağırlıklı Hizmet Sektörü Ağırlıklı Kaynak: Aktan ve Vural, 2004: 151 alıntılanarak yazar tarafından düzenlenmiştir.
Yeni ekonomiyi eski ekonomiden ayıran önemli bir diğer yanı, bilgiyi ön plana çıkarması ve tüketimde de temel faktör olarak yine bilginin kriter kabul edilmesidir. Gelişen iletişim ağları sayesinde bilgiye sahip olabilme kolaylığı sağlanmakta ve tüketimde tercihlerde buna göre şekillenmektedir. Bu anlamda yeni ekonominin tüketim alt yapısı da bilgi temelli, soyut, karmaşık ve daha çok hizmet içerimli mallara dayanmaktadır. Bundan dolayı yenilikler ve Ar-Ge’ye verilen önem yüksektir.
Zaman ve mekân sınırlamaları, bilgi piyasalarını mal piyasaları kadar kısıtlayamayacağından, network bağlantıları sonucunda yapılacak yüksek sabit maliyetli bilgi yatırımları çok daha düşük maliyetlerle piyasaya sunulabilecektir. Yeni ekonomide, ticarethaneler, mağazalar, büyük işyerleri açmaksızın, belli bir mekâna yerleşik olmadan sadece internet üzerinden mal ve hizmet pazarlayan ticaret ve hizmet
şirketlerinin ve bunlardan yaralanacak büyük bir talep kitlesini bulunması, dijitalleşmenin önemini vurgulamaktadır (Bayraç, 2003: 51).
Bilgiye verilen eşsiz değer sonucu beşeri sermaye önemli bir boyut kazanmakta ve işgücü yapısında da yalnız bilgisi ve yaratıcı gücü olan, çok yönlü beceri sahibi bireyler, iş sahibi olabilmektedir. “Altın yakalı işçiler “olarak anılan bu sınıf daha fazla reel ücret elde ederken buna bağlı olarak işgücü piyasalarında doğal işsizlik oranı yüksek olmaktadır.
Endüstriyel ekonomi de denilen eski ekonomide, ülkelerin gelişme ve zenginleşmek için yaptığı sanayileşme yarışı, yeni ekonomide yerini, şehir ve bölgelerin ekonomik gelişme için kendilerine küresel networklerde bir yer bulma mücadelesine bırakmıştır. Böylece yeni ekonomide, firmaların yanı sıra, şehir veya bölgeler de networkleşerek diğer şehir ve bölgelerle ortaklaşa rekabete girişmektedirler (Bayraç, 2003: 52). Firmalardan sonra şehirlerin, bölgelerin ve ülkelerinde katıldığı küresel rekabet piyasaları da bu networkleşmeler sonucu eski ekonomide yaşanandan büyük ölçüde farklılaşmaktadır. Bu noktadan hareketle diyebiliriz ki, yeni ekonominin en büyük katkılarından biri de, piyasaların küresel bir dünya içerisinde gittikçe daha geniş alanları kapsar hale gelmesidir.
1.2. KAVRAMSAL BOYUTUYLA YENİLİK
Türkçede ‘yenilik’, ‘yenileme’ gibi sözcüklerle ifade edilen kavramın aslı ‘inovasyon’ olup, “yeni ve değişik bir şey yapmak” anlamıyla Latinceden dilimize geçmiştir. Kavram toplumsal, kültürel ve idari ortamda yeni yöntemlerin kullanılmaya başlanması anlamındadır. Genel ifadesiyle, bilimsel araştırmadan icada, geliştirmeye ve ticarileştirmeye kadar yeni bir ürün veya üretim süreci oluşturulmasındaki tüm faaliyetleri kapsar (Yılmaz, 2003: 5). Yeniliklerin ekonomideki olumlu etkilerinin önemine ilk vurgu yapan iktisatçı olarak Schumpeter'e göre yenilik; "bir şeyi meydana getirme usulünde meydana gelen, tarihsel ve geri döndürülemez bir değişikliktir” (Ö. Demir, 2000: 162). OECD literatüründe ise yenilik; firma içi uygulamalarda, firma organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni veya önemli derecede iyileştirilmiş bir ürün
(mal veya hizmet), veya süreç, yeni bir pazarlama yöntemi ya da yeni bir organizasyonel yöntemin gerçekleştirilmesi olarak belirtilir (OECD, 2005: 50).
Bilgi kavramı ile yakından ilişkili olarak yenilikler, yeni ve ekonomik olarak kullanışlı bilginin kullanılması ve yayılması ile gerçekleşir (Fischer, 2001: 200). Yenilik hem teknolojide yeni gelişmeler hem de işleri daha iyi yapan yeni metotlar ya da yollar sağlamaktır ve ürün değişimleriyle, süreç değişimleriyle, pazarlamaya yeni yaklaşımlarla, yeni dağıtım şekilleriyle ve yeni kapsam kavramlarıyla açıklanabilir (Porter, 1995: 45).
Farklı bir yaklaşımla Regis Cabral’a göre yenilik, en az iki oyuncu, öğe ya da düğüm arasındaki hareketlerin maliyetlerini değiştiren bir networkü tanıtan yeni bir öğedir (Baykal, 2007: 24). Buradaki network üzerindeki vurgulama önemlidir. Bir başka açıdan yenilik çapraz talep esnekliği düşük olan yeni bir ürünün piyasaya tanıtılmasıdır (Eswaran ve Galini, 1996: 723). Akyos’a göre yenilik; düşünce geliştirme, teknoloji geliştirme, yeni (veya geliştirilmiş) ürün veya üretim yöntemi veya ekipmanı üretme ve pazarlama aktivitelerinin yönetimidir (Akyos, 2004: 4). Udwadia benzer olarak yeniliği yeni ürün, süreç ve hizmetlerin başarılı bir şekilde ortaya çıkarılması geliştirilmesi ve tanıtılması olarak tanımlamıştır (Topal ve Kurt, 2003: 6). Damanpour’a göre yenilik; yeni ürün ve hizmetler, yeni üretim metotları, yeni piyasalar oluşturulması, yeni tedarik kaynaklarından faydalanma ve yeni örgütsel formlar ortaya çıkarma ile sonuçlanan yaratıcı ve risk alan bir davranış biçimi olarak tanımlanmaktadır (Damanpour, 1996: 694). Bayraç’sa yeniliği, bilim ve teknolojinin ekonomik ve toplumsal fayda sağlayacak biçimde yenilenmesi anlamında tanımlamıştır (Bayraç, 2003: 45). Bu bağlamda teknolojinin gelişmekte olan ülkelere aktarılması da yenilik yapma olarak değerlendirilebilmektedir.
Yenilikte önemli olan nokta, ekonomik bir getirisi olmak koşuluyla, daha önce yapılmamış bir şeyler yapmak veya mevcut olanı farklılaştırmaktır. Bu durumda yeniliklerin keşfedilmemiş olanı icat etmekten çok, yeni değer yaratma yolları keşfetmeyi hedef edindiği söylenebilir. Her ne kadar yenilikler firmaya değer kazandıran unsurlar olarak nitelendirilse de, tüm yeniliklerin ticari anlamda başarılı olamayacağı da göz önünde bulundurulduğunda, yeniliklerin amacının en azından ticari değer sağlamaya yönelik olması beklenebilir (Köker, 2008: 9). Bu durum gerek süreç
gerekse sonuç açısından böyledir, yani ticarileştirme ve bunun yanında pazarlanabilirlik önemli ana unsurlardır. Ortaya çıkan yenilik birikimli de olabilir, köklü de; ama ortak özellik ticarileşmiş ve pazarlanabilir olmasıdır. Bu açıdan yenilik, pazarlardaki değişim ihtiyaçlarına ve beklentilerine uygun olarak, yeni ürünlerin ticari olarak pazarlanabilmesine ve ürün geliştirme süreçlerine dayanmaktadır.
Ayrıca yenilik kavramını yalnızca ekonomik ve teknik bir deyim olarak algılamaktan ziyade, sosyal bir kavram olarak da düşünmek gerekir. Çünkü yenilik bilginin toplumsal faydaya dönüştürülmesini içerir. Değişime olan istek, yeniliğe açıklık ve girişimcilik ruhuyla özdeşleşen bir kültürün ürünüdür yenilik (Devecioğlu, 2008: 4).
Yenilikle ilgili olarak ‘yenilikçilik’ olgusu, toplumun kaynaklarının ürün ve hizmete dönüştürülmesinde ve bu ürün ve hizmetlerin pazarlanıp satılmasında bir araç görevi görür ve bu sayede toplum, aynı kaynaktan daha büyük getiriler elde eder. Bu nedenle, yenilikçilik sadece bir ekonomik sistem olarak değil, teknolojiyi insanların yararına kullandıran, istihdam yaratan, çevre korumasına katkıda bulunan, teknik, ekonomik ve sosyal süreçler bütünüdür ve toplumsal bir sistem olarak görülmelidir (BTSO, 2007: 8)
1.3. İKTİSAT KURAMINDA YENİLİK YAKLAŞIMLARI
Yenilik ve teknolojik değişme, insanlık tarihini şekillendiren en önemli faktörlerden biri olagelmiştir. Medeniyetler, bilginin ürettiği yenilikler ve teknoloji sayesinde sivrilmişler, teknolojik ilerlemede başarısız olduklarında ise zayıflamışlar, geri kalmışlar veya yıkılmışlardır. Sanayi Devrimine kadar teknoloji hep askeri güç ve stratejiyle ilişkilendirilmiş, teknoloji ile ekonomi arasındaki etkileşim bir ölçüde göz ardı edilmiştir. Sanayi Devrimini müteakip ortaya çıkan teknolojik değişmeler, gerek müteşebbislerin başarısında, gerekse sermaye birikiminde en önemli rolü oynamıştır.(Aslan, 2007: 1)
Günümüzde ise küresel ekonomide yeni kuralları, devrim niteliğinde gerçekleşen teknolojik yenilikler, bunların sonucu oluşan artan dolaşım yeteneği ve küresel networkler belirliyor. Yaşanan baş döndürücü gelişmelerin ekonomik yankısı
ise çeşitli dalgalanmalara yol açabiliyor. İktisatçılar, teknolojik yeniliğin iktisadi gelişme için taşıdığı hayati önemin, en geniş anlamıyla her zaman farkında olmuşlardır, fakat bu etkinin boyutlarının analizi veya kavram ve değer olarak nerede yer alması gerektiğine teorilerinde uzun bir dönem hak ettiği önemi göstermemişlerdir. Başta Adam Smith ve sonrasındaki birçok iktisatçı yenilik ve teknolojik gelişmeyi, ekonomide dışsal bir unsur olarak görmüş ve analizlerinde bu şekilde yer vermişlerdir.
1.3.1. Klasikler ve Yenilik
Klasik bir iktisatçı olarak Adam Smith, “Ulusların Zenginliği” adlı ünlü eserinin daha ilk bölümünde ‘makinelerin iyileştirilmesi’ ve ‘işbölümünün’, nasıl buluş ve yeniliklere yol açtığını ele alır. Smith, makinelerdeki gelişmelerin bu makineleri kullananların icatları olmadığını söyler. Bunların makineleri geliştiren kişilerin yani makine yapımcılarının, hünerlerinin eseri olduğunu, onların bu işi kendilerine meslek edindiğini ifade eder. Smith, konuyu felsefe ile açıklar ve felsefe alanındaki işbölümünün, diğer bütün iş alanlarında olduğu gibi, beceriyi artırdığını ve zamandan tasarruf sağladığını söyler. Neticede ise herkesin kendi özel alanında uzmanlaşırken, bilimin niceliksel olarak artmasının sağlanmasına vurgu yapar (Freeman, 2003: 2).
Marks’ın kapitalist ekonomik modelinde ise, sermaye mallarındaki teknolojik yenilik çok önemli bir yere sahiptir. Marks’a göre burjuvazinin, üretim araçlarını sürekli olarak yenilemediği sürece hayatını devam ettirmesi mümkün değildir. Marks’a göre, “Mekanik ve kimyasal yasaların uygulanması ile birlikte, makinenin daha önce işçinin kendisi tarafından yapılan işi yapması bilimsel temeli olan bir analizdir. Bununla birlikte ağır sanayi ileri aşamaya ulaştıktan ve çeşitli bilimler sermayenin hizmetine sokulduktan sonra bu yolu izlemeye başlar… Bundan sonra, icat bir iş kolu haline gelir ve bilimin doğrudan üretim amaçlarına ulaşmak için kullanılması icatları teşvik eder, aynı zamanda bu amaca uygun icatları da belirler ve talep eder.” (Freeman, 2003: 1).
Alfred Marshall, ‘bilgi’yi ekonomideki gelişmenin temel lokomotifi olarak tanımlamıştır. Ancak üretimin doğa ve insan olmak üzere iki faktörünün olduğunu vurgulayarak sermaye araçlarının ve organizasyonların doğa tarafından desteklenen insan emeğinin ürünü olduğunu savunmuştur. Marshall’ın bu yaklaşımından, yaratılan değerin kaynakları konusunda ve ekonomik gelişmenin lokomotifi olarak gördüğü
‘bilgi’ sonucu ortaya çıkan yeniliklerin ekonomik gelişmeye etkileri konusunda herhangi bir teori arayışının olmadığını görmekteyiz (Aslan, 2007: 24).
Samuelson da yazdığı ders kitabı ‘Economics’de İkinci Dünya savaşı öncesindeki son 150 yılda ortaya çıkan iktisadi genişlemede esas olan sürükleyici gücün, tekniklerdeki gelişmeden kaynaklandığı sonucuna varmıştır. Diğer taraftan Keynesyen iktisadi görüş, ekonomik büyüme için daha çok tasarruf oranı, tam istihdam, yatırımlar ve kamu müdahalesi üzerinde dururken, yeniliğe analizlerde gerekli önem verilmemiştir (Freeman, 2003: 3).
Friedrich List ise, klasik iktisatçıları bilim ve teknolojinin önemini küçümsemekle ve işbölümüne gereğinden fazla vurgu yapmakla suçlamıştır. List’in yaşadığı dönemde Almanya, teknolojik ve ekonomik bakımdan İngiltere’nin gerisinde kalmıştı. Bu nedenle List, prematüre sanayinin korunması için tedbirler alınması, sanayileşme hamlesine hız verilerek ekonomik büyümenin sağlanmasını, bunu gerçekleştirmek için yeni teknolojilerin geliştirilerek sanayiye tatbik edilmesini önermiştir. Bu bağlamda List, ulusal yenilik sistemlerinin geliştirilmesine öncülük eden ilk iktisatçı olarak değerlendirilebilir (Aslan, 2007: 4).
1.3.2. Schumpeter ve Yenilik
Adam Smith, Karl Marx ve diğer Klasik iktisatçıların hemen hepsi teknolojik değişime ve ekonomi ilişkisine kısmen de olsa değinmiş olmalarına rağmen yenilik kavramının ekonomideki önemi konusunda yazında ilk öne çıkan isim Joseph Schumpeter’dir diyebiliriz. Schumpeter çalışmalarında yenilik, yenilikçi, yaratıcı yıkım gibi incelemeleriyle yenilik kavramının önemi üzerinde çokça vurgu yapmıştır.
Schumpeter, teorilerinde kilit kavramlardan biri olarak gördüğü yeniliğe oldukça değişik bir anlam ve işlev yüklemiştir. Bilindiği üzere üretim fonksiyonu, üretimde kullanılan faktör miktarının değişmesi durumunda ürün miktarında meydana gelecek değişmeyi ifade eder. Schumpeter'e göre, faktör miktarı değil de, fonksiyonun biçimi değiştirildiğinde, maliyette bir azalış elde edilirse ortada bir yenilik söz konusudur. Başka bir ifadeyle Schumpeter yeniliği, "yeni bir üretim fonksiyonu meydana getirmek" olarak tanımlanmaktadır. O’na göre yeni teknolojiler gökten
zembille inmez, sistem gereği olarak kaçınılmaz bir “içsel” gelişme sonucu olarak ortaya çıkmaktadır (Ö. Demir, 2000: 162).
Schumpeter’e göre arz yöntemlerindeki değişiklik, halen kullanılan malların üretiminde teknolojik değişiklik, yeni piyasaların açılması, yeni arz kaynaklarının oluşması, çalışmanın Taylorizasyonu, malzemelerin ambalajlanmasında ilerleme, yeni iş organizasyonlarının oluşturulması birer yenilik olarak görülmelidir. Ayrıca yeni mal ya da daha nitelikli yeni mal, daha önce denenmemiş yeni bir üretim metodu, yeni bir piyasanın oluşması, hammadde ya da yarı mamul malların yeni arz kaynaklarının kazanılması, monopol pozisyonlarının elde edilmesi gibi herhangi bir endüstride yeni bir örgütlenme şeklinin ortaya çıkması da birer yeniliktir. Kısacası Schumpeter’e göre ekonomik hayatın akışında bir şeyleri farklı yapma, yenilik terimiyle karşılanır (Dolanay, 2009: 175).
Schumpeter’in yaklaşımında iktisadi alandaki yenilik (innovation) ile icadın (invention) anlamı da birbirinden farklıdır. O’na göre üretilen bilgi (icatlar gibi), kullanılabilir veya pazarlanabilir ürün ve süreçlere kendiliğinden dönüşemeyeceğinden onu iktisadi anlamda yenilik olarak ortaya koyan birim yani yenilikçi, gerekli unsurdur. Çünkü yenilik haline gelmeyen icat kalkınmanın itici gücü olamaz. Schumpeter’in bu tespiti oldukça önemlidir, çünkü bu ayrımda ekonomide kalkınmanın lokomotif unsuru olarak mucitten (inventor) ziyade, yenilikçi (innovator) ileri götürücü faktör olarak ortaya konmaktadır (Ö. Demir, 2000: 163).
Söz konusu yenilikçiler, ekonomik yapıyı kendi içinde sürekli olarak devrime tabi tutar, sürekli olarak eski sistemleri değiştirir ve sürekli olarak bir yenisini oluşturur. Schumpeter ortaya çıkan bu evrimsel dönüşümde, sıçramalar şeklinde gerçekleşen devinimlerin sonuç olarak devrimleri de beraberinde getirerek uzun vadede eski dengeyi radikal bir şekilde yerinden oynatarak ekonomik sistemin çökmesine neden olacağı sonucuna varmıştır (Adaçay, 2008: 5).
Schumpeter kalkınmayla yenilik ilişkisini ele alırken, ekonomik büyümenin belli bir dönemde süreklilik arz etse dahi, her zaman kalkınmaya yol açmayabileceğini belirtir ve şöyle der; “istediğiniz kadar posta arabasını birbirine ekleyin demiryolu
seviyesine ulaşamazsınız”. Bu noktada yeniliğin kalkınma ve gelişmeyi de tetikleyen ilk dürtü olduğunu söyler. (Aslan, 2007: 6)
Schumpeter’in yenilikler ve teknolojik değişmenin ekonomik yapıya etkilerini ele alan analizleri, aynı dönemde yaşadığı Keynes’in ‘Genel Teori’sinin gölgesinde kalıp uzun bir süre (1950’li yıllara kadar) ekonomide hak ettiği yeri alamamıştır. 1950’li yıllardan itibarense başta J. Schmookler, M. Abromowitz, R. Solow, P. M. Romer, R. Nelson, S. Winter ve K. Arrow olmak üzere pek çok iktisatçı, ekonomide yeniliklerin etkisine dair çalışmalar ortaya koymuştur.
1.3.3. Neo-Klasikler ve Yenilik
Yenilik ve teknolojik değişimin iktisat yazınındaki yeri Neoklasik iktisatçılarca da, özellikle Solow’un 1957’de ABD’deki büyümenin yaklaşık % 80’lik kısmının emek ve sermaye malları artışından değil, teknolojik yeniliklerden kaynaklandığını tespiti ile birlikte uzun dönemde büyümenin temel sürükleyicisi olarak kabul edilmiştir. Ancak, teknolojik değişme bu ekolün modellerinde hep dışsal bir faktör olarak gösterilmiştir. Neoklasiklere göre üretim teknolojisi, üretim için gerekli girdiler olan emek ve sermayenin çıktılarla ilişkisini gösteren üretim fonksiyonu olarak tanımlanır ve dışsal bir kaynaktır. Böylece teknoloji, girdileri çıktılara dönüştüren fiziksel bir süreç olarak değerlendirilmekte ve üretim fonksiyonu ile temsil edilmektedir. Teknolojinin homojen bir üretim fonksiyonu ile açıklanması, ülke ve firma gibi karar birimleri arasında teknolojik gelişme farklılıklarının, Neoklasik kuramca ihmal edildiğinin göstergesidir (Terzioğlu, 2008: 3).
Yine aynı kurama göre, teknolojik yenilik faaliyetleri için gerekli olan kaynaklar da piyasa tarafından en etkin şekilde tahsis edilecektir. Ancak, özellikle Romer’in içsel büyüme analizleri, Evrimci Kuramı savunan Nelson ve Arrow’un da yenilik üzerine çalışmalarından sonra pek çok neoklasik iktisatçı, teknolojik yenilik ve teknolojik bilginin dışsal olma özelliğini taşımadığını; bu nedenle teknolojik yeniliklerin üretilmesinde kaynakların etkin tahsisinin sağlanamamasından dolayı piyasaların aksayabileceğini savunmuştur. Netice olarak, birçok neoklasik iktisatçı, devletin teknoloji ve yeniliklere ilişkin politikalarının, kaynak tahsis süreçlerini etkileyecek biçimde yapılandırılması gerektiğini savunmuştur. Yani devlet, aksamaların
olduğu durumlarda yenilik faaliyetlerine müdahale etmeli ve gerektiğinde finansal destek sağlamalıdır (Taymaz, 2001: 13).
1.3.4. Evrimci Yaklaşım ve Yenilik
Schumpeter’in ortaya koyduğu felsefi çerçeve ve bilimsel metodolojinin, büyüme teori ve modellemelerinde önemli yansımaları olmuştur. “Yeni”, “Endojen” veya “Neo-Schumpeteryen” büyüme teorileri olarak adlandırılan çalışmaların çoğu Schumpeter’den esinlenmiştir. Schumpeter’den etkilenen bu ekol (Evrimci Kuram), özellikle Nelson ve Winter’in (1982) yayımladıkları “Ekonomik Büyümenin Evrimci Teorisi” kitabından sonra yenilik iktisadında yaygınlık kazanan bir kuram olarak ortaya çıkmıştır (Terzioğlu, 2008: 5). Soyak’a göre, bu ekol Neoklasik kuramın yanıtsız bıraktığı firmalar arası teknolojik farklılıkları açıklamaya çalışmıştır. Örneğin teknoloji üretimde yalnızca fiziksel bir süreç olarak tanımlanmamış, sürece ek olarak teknolojik bilginin niteliği, organizasyonel ve işlemsel düzenlemeler de teknolojinin tanımına dâhil edilmiştir (A. Soyak, 1995: 96).
Evrimci yaklaşımın neoklasik yaklaşımdan en önemli farklılığı ise; ekonomik gelişme sürecinde teknolojik yenilik ve öğrenme süreçlerini ön plana çıkarmasıdır. Evrimci iktisat, teknolojik yenilik sürecinde belirsizlik ve tesadüfî etkenleri önemli bulduğu için “analiz birimi” olarak, farklı teknolojileri, farklı yetenekleri, farklı örgüt yapıları ile firmaları ve ekonomiye ilişkin diğer aktörlerin var olduğu bir sistemi dikkate almaktadır. Bu çeşitlilik, teknolojik gelişme sürecinin hem nedeni, hem de sonucudur. Firmalar arasındaki farklılıktan kaynaklanan bu çeşitlilik, teknolojik yenilik yoluyla rekabetçi üstünlük ve kâr elde edilmesini sağlarken, öte yandan, teknolojik yenilikler de bu çeşitliliği artırmaktadır. Schumpeter bu süreci “yaratıcı yıkım” olarak tanımlamaktadır (Taymaz, 2001: 12).
Bu süreç, teknolojik yeniliklere dayalı olduğu için yaratıcıdır. Fakat yine bu süreç, teknolojik yeniliklere ayak uyduramayan firmaları, eski teknolojileri ve hatta sektörleri de ayıkladığı için aynı zamanda yıkıcıdır. Görüldüğü gibi, bu yaklaşımda evrimci kuramlar yenilik-mutasyon, ayıklama-seleksiyon gibi kavramları ön plâna çıkarmaktadır. Evrimci yaklaşım, teknolojik gelişme sürecini, buluş, yenilik ve yayınma gibi basit doğrusal bir süreç olarak değil de, hepsinin iç içe geçtiği karmaşık bir süreç
olarak tarif etmektedir. Belirli bir teknolojinin geliştirilmesi, bir firmanın diğer firmalarla, AR-GE kuruluşlarıyla, tüketicilerle yoğun etkileşimi sonucu gerçekleşmektedir. Bu etkileşim ve bilgi aktarım sürecinde piyasa dışı mekanizmalar da yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle, evrimci iktisatçılar teknolojik yenilik süreçlerini teknolojik sistemler, sınaî sistemler ve ulusal yenilik sistemleri düzeyinde “Sistem Yaklaşımı”nı kullanarak tanımlamaktadırlar (Taymaz, 2001: 14).
Evrimci kuram firmalar arası farklılıkları da içine alan ve temelleri teknolojik gelişme sürecinin mikro ekonomik doğasına yönelik bulgulara dayanan, endojen nitelikli bir teknolojik gelişme yaklaşımı sunmaktadır. Bu yaklaşıma göre teknolojik yenilikler ve teknolojik bilgi, üniversiteler, devlet-özel araştırma kurum veya kuruluşları, firmalar gibi çeşitli kurumlar içerisinde ortaya çıkar ve oluşmasında ve yayılmasında firma faktörü kritik bir öneme sahiptir. Firmanın faaliyette bulunduğu ekonomik çevre ile beraber ekonomik yeterlilik, yeni teknolojilerin oluşumu ve yayılımını sağlayan bir teknolojik sistem oluşturur ve firmalar kendi yeteneklerine göre bu sistemin sunduğu fırsatlardan faydalanır. Bu yapı belirli bir kurumsal altyapı altında, ekonomik-endüstriyel alanda birbiriyle bağlantılı olan ajanlar networkü olarak tanımlanabilir (A. Soyak, 1995: 99).
Evrimci yaklaşımda girişimci, ortaya çıkardığı teknolojik yenilik sayesinde normalin üstünde bir kar marjı sağlar ve monopol durumuna gelir. Bu yeniliğin zamanla diğer firmalarca uygulanmasıyla beraber kâr, normal düzeye iner ve bu durum başka bir girişimci tarafından başka bir teknolojik yenilik yaratılana kadar devam eder. Dolayısıyla girişimcilerin olağanüstü gayretleri ile ortaya çıkan teknolojik yenilik, ekonominin içsel bir unsuru olarak, ekonomik gelişmenin dinamiğini sağlayan en önemli faktör konumuna yerleştirilmiştir (Terzioğlu, 2008: 5).
İçsel büyüme teorileri, büyümenin model dışı bırakılan ve kendiliğinden oluştuğu varsayılan teknolojik gelişmeler sonucu gerçekleştiğini varsaymak yerine teknolojik ilerlemelerin arkasındaki ekonomik güçleri anlamaya çalışmaktadır. Bu modelin önemli katkılarından biri kârını maksimize etmeye çalışan firmaların “daha iyi fare kapanları” yapmaya çalıştıkça teknolojik ilerlemelerin ortaya çıktığının farkına vardıklarını belirlemiş olmasıdır (Jones, 2001: 91).
Bu gelişmeler beraberinde dünya ekonomileri arasında; çığır açan yepyeni buluşlar ile teknoloji üretebilen ve kullanabilen ‘radikal teknolojiler’, yaparak öğrenme sürecinden hareketle var olan teknolojileri adım adım iyileştiren ‘adımsal teknolojiler’ olmak üzere bir ayrım yarattı. Bunun sonucunda teknolojiyi içselleştiren ve onu üretim süreçlerine uyarlayabilen ekonomilerle, teknolojiyi dışsal bir faktör olarak değerlendiren ekonomiler arasında giderek daha büyük uçurumlar oluşmaya başlamıştır. (Kök vd., 2007: 4)
1.4. YENİLİK TÜRLERİ
Schumpeter’in analizlerinde açıkça ele alındığı gibi yenilik fikri icattan çok daha geniş bir kavramı ifade eder. İcat, ya fiziksel bir ürünün ya da fiziksel bir sistemin fiziksel çıktısı anlamında kullanılır ve rutin yenilikler denilen geliştirmeleri hariç tutar. Oysa yenilik dendiğinde sadece ürün ve teknoloji yeniliği değil geniş anlamda firmanın kabul ettiği bir felsefe akla gelmelidir. Çünkü yenilik, yeni bir fikrin, ürünün veya sürecin kabulüdür. Bu felsefe benimsendiğinde firma içinde süreçler yenilenecek ve yeni ürünlerin ortaya çıkması kolaylaşacaktır.(Topal, Kurt, 2003: 3). Yeniliğin sınıflandırılmasında Oslo Manual klavuzuna göre temel olarak teknolojik yenilikler konusunda ürün yeniliği, süreç yeniliği, pazarlama yeniliği ve organizasyonel yenilik şeklinde sınıflandırmaya gidilmiştir, ancak bunların yanında çeşitli sınıflandırmalar da yapılmıştır.
1.4.1. Ürün Yeniliği
Bu ayrıma göre ürün yeniliği, tamamen yeni ürünlerin ilk ticari üretimi ve piyasaya sürülmesi olabileceği gibi mevcut ürünün bileşimine yeni özellikler ekleme, kalitesini artırma veya bileşim kompozisyonunu değiştirme yolları ile de gerçekleştirilebilir. Yeni hizmet üretimi de bu sınıflandırma içerisinde ele alınır. Bu yenilik türü ekonomik sistemin temel itici gücü olarak görülür.
1.4.2. Süreç Yeniliği
Yeni veya önemli derecede iyileştirilmiş bir üretim veya teslimat yönteminin gerçekleştirilmesidir. Bu yenilik türü teknikler, teçhizat veya yazılımlarda önemli
derecede değişiklikleri içermektedir. Süreç yenilikleri, birim üretim veya teslimat maliyetlerini azaltmak, kaliteyi artırmak veya yeni ya da önemli derecede iyileştirilmiş ürünler üretmek veya teslim etmek üzere öngörülebilir (OECD, 2005: 53)
1.4.3. Pazarlama Yenilikleri
Ürün tasarımı veya ambalajlaması, ürün konumlandırması, ürün tanıtımı (promosyonu) veya fiyatlandırmasında önemli değişiklikleri kapsayan yeni bir pazarlama yöntemidir. Tüketiciye ulaşmanın yeni kanalları veya ulaşılacak yeni tüketiciler için geliştirilen yöntemlerdir.
1.4.4. Organizasyonel Yenilikler
Firmanın ticari uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerinde yeni bir organizasyonel yöntem uygulanmasıdır (TÜBİTAK, 2007: 3).
Yapılan bu sınıflandırmanın yanı sıra meydana getirdiği etkiye göre yenilikler ayrıca radikal - köklü yenilikler ve kademeli - artımsal yenilikler şeklinde de türlendirilebilmektedir.
1.4.5. Radikal Yenilikler
Bu kavram, yeniliklerin etkisi üzerine odaklanmaktadır. Bu etki genellikle pazara ilk girişte ortaya çıkar ve bunun sonucunda yeni pazarlar ve yeni iş yapma modelleri ortaya çıkmasına yol açabilir ya da mevcut ürünleri eskimiş hale getirebilir. Bu tür yenilikler, eski ‘oyun kuralları’nı geçersiz kılarak, oyunun kurallarının yeniden yazılmasına yol açarlar (İraz, 2005: 100).
1.4.6. Kademeli Yenilikler
Kademeli yenilik ise; mevcut ürünlerin ya da süreçlerin geliştirilmesi ve onlara bir takım ilaveler yapılması ile oluşur (Güleş ve Bülbül, 2004: 42). Başka bir ifade ile önceden gerçekleştirilmiş önemli yeniliklerin üzerinde yapılan küçük değişikliklerle elde edilen yeniliklerdir.
Yukarda türleri hakkında bilgi verilen yeniliklerin, yeni olmalarına ilişkin üç kavram önemlidir. Bunlar: firma için yeni, pazar için yeni ve dünya için yeni olma
durumlarıdır. Bir yenilik için minimum pazara giriş düzeyi, firma için yeni olmasıdır. Bir ürün, süreç, pazarlama yöntemi veya organizasyonel yöntem zaten diğer firmalar tarafından gerçekleştirilmiş olabilir, fakat söz konusu yöntem firma için yeni ise, ya da ürün ve süreçler durumunda önemli derecede iyileştirilmiş ise, bu o firma için bir yeniliktir. Bir yeniliğin bir firma tarafından pazarda veya endüstride ilk defa gerçekleştiriliyor olması pazar için yeni, dünya genelinde ilk defa gerçekleştirilmesi, dünya için yeni kavramlarıyla ifade edilmektedir. Pazarı tüm dünya olan firmalarda bazen pazar için yeni olan dünya için de yeni anlamına gelir ancak, dünya için yeni kavramı pazar için yeni kavramından nitel olarak daha fazla yenilik derecesini ifade etmektedir. Yenilikleri ilk defa geliştiren bu firmalar, yenilik sürecinin itici güçleridir ve birçok yeni fikir ve bilgi bu firmalardan kaynaklanmaktadır. Yeniliklerin ekonomik etkisi ise diğer firmalar tarafından benimsenmesine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır (Türko, 2006: 62-3).
1.5. YENİLİĞİN ÖNEMİ
Küreselleşmeyle birlikte rekabetin küresel boyut kazanması bunun sonucu olarak dünya üzerindeki firmaların tamamının birbirinin rakibi haline gelmesi, firmaları artan rekabet ortamında ayakta kalabilmek ve hedeflerine ulaşabilmek için ürünlerini, hizmetlerini ve üretim yöntemlerini sürekli olarak değiştirmeye ve yenilemeye zorlamaktadır. Bu noktada rekabet gücünü arttıracak temel faktörlerden birisi, yeniliğin ana unsur kabul edildiği sürekli ve sürdürülebilir verimlilik artışıdır. Yenilikler uzun dönemli ekonomik büyümenin ve rekabet gücünü sürekli kılabilmenin ardındaki temel güç olarak kabul edilmektedir ve yenilikler yoluyla uyarılan teknolojik değişim genel ekonomide de teknolojik “çarpan etkisi” ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla, bir firmanın gerçekleştirdiği yenilik, başlangıçta ilgili endüstri dalında ve daha sonra tüm ekonomide uyarıcı etki yapacak çeşitli yeni ürün ve üretim süreçlerinin geliştirilmesinde rol oynamaktadır. Bu açıdan bakıldığında günümüz küresel rekabet ortamında firmaların dolaylı olarak ülkelerin başarılı olabilmelerinin temel yöntemi, piyasaya yeni ürünler sunmalarıdır (Savaşçı ve Kazançoğlu, 2004: 519).