(
71
$
OJ-iımibıpJtdjP.
H a l i k a r n a §
^Bij w dlkœ nh.
B a l ı k ç ı s ı
V * v . * •«• « ‘Cevat Şakir Kabaağe-çlj P. E. N. Kalilp Muharrirler
Cemiyeti her ay yaptığı yemekli toplantılarından birini, yetmiş beş yaşını dolduran Halikarnas Balıkçısına, bundan dolayı da deniz ve edebiyat konusuna a- yırdı. D iğ erli yazar 15 martta şehrimizde Teutonia Ivu übün- deki toplantıya İzm ir’den da- vo i edi.di. İlkin, P.E.N. Kulüp başkanı P .o f. Şehri Esat Siya- vuşgil kısa bir konuşma ile top lantıyı açtı, ondan sonra genel sekreter F i ret A d il bir konuş ma yaptı. Toplantıya katılamı- yan Sabahattin Eyuboğlu'nun a- tasöz!erinden He'ikarnas Ba lıkçısı için uyguladığı bazı par çaları okunun. Sonunda da Ha likarnas Balıkçısı denize olan tut' usunun nedenlerini çok can lı bir şekilde anlaktı, üstada daha uznn yıllar dilerken bu konuşmaları sayfalarımıza ge çiriyoruz.
-fr
Sabri Esat
Siyavusgü:
D
Ü N Y A edebiyatına deniz m itoloji ile girm.'ştir. Nep tun, deniz tanrısıdır, Ve nüs dalgaların köpüğün den doğmuştur. Homere’in des tanlarından biri olan “ Odysee” uzun bir deniz seyahati, ayni zamanda insanla denizin bir likte yaşadığı bir maceradır.Dünya edebiyatları arasında denizin sokulmadığı kara ede biyattan da vardır. Meselâ bi zimki. uzun asıriar boyunca sa dece kara edebiyatı olmuştur. Divan edebiyatı devrinde bile şii- dilimizde deniz mânasına bahr. umman, rem, lücce. Ok yanus ilâh gibi bir sürü kelime bulunduğu halde, denizden he men hemen eser yok gibidir. Kasidelerinin nesib kısmını ta biat tasvirlerine hasreden D i van şairlerimiz her şevi anla tırlar da. denize hiç el sürmez ler. Deniz ancak, genişlik ve derin’ ik «•^mboh'i olarak, hünerli bir terkibin irinde bir görünür ve hemen kavbolur. E ğer Ceza y ir Dayılarından kalma bir iki koşmamız da olmasa, asırlarca kıyılarında yaşamamıza, engin
lerde dolaşmamıza rağmen, de
nizi bu kadar umursamayışımı- za hayret etmek lâzım gelir.
Edebiyatımızın denizle iliş kisi Tanzimattan sonra başlar, ama o da gayet ürkek, çekingen, âdeta dokunup da kaçar gibi Hâmid’in Finten’inde Davalaci- ro’nun dalgalara hitabı, deni zin şiiri değil, bir hitabet ııü- munesidir. O parça yosun, ba lık kokmaz, hattâ insanın de nize isyanı bile yoktur. Dava- îaciro, denizi azdıran rüzgâra çıkışır. Servet-i Fünun edebiya tında Tevfik Fikret, deniz önün de düşünmüş şairimizdir, tnsaıı İle deniz asıl onda birbirini, ha zan anlıyarak, bazan da boğ mak istercesine, kucaklayan iki varlık haline gelir.
Ahmet Haşim, göllerin, nehir lerin ve kıyıların şairidir. Deniz, bütün heybetiyle, coğrafî rea litesinin ötesine uzanan sonsuz ufuklariyle, içinden donanma ların, hayal gemilerin geçtiği o ses, renk ve sembol dolu âle miyle Yahya Kemal’in şiirinde görülür ve hissedilir. Deniz, Sa it Faik’te, çözülmesi imkânsız bir muamma olur. İnsan, martı ve balık, deniz de yaradılışın ve havalın mânasını birbirine f ı sıldar gibidir. Nihayet deniz, Halikarnas Balıkcısı’nda, kıyı larının toprağı, oralara yaratı lan tanrıları, efsane’ eri, balık lan, süngerleri, hayalet gemi leri ile E ce ve Akdeniz’dir.
Gönül İster kİ, içimizden, me selâ Fransız edebiyatını bilen ler, denizin o dünyadaki mace rasını anlatsınlar. İngiliz ede biyatına âşinâ olanlar o adanın denize, denizin de o adaya ge tirdiği şiirden bahsetsinler. A l man edebiyatının havasına g i renler. o âleme sinmiş iyot ko kusunu bize aktarsınlar... De niz ile insanın varlığı ve ma cerası birbiriyle kıyaslansın, bundan birkaç felsefe parıltısı çıkarılsın... N e yapalım, biz e- debiyatcıyız, üç direkli yelken lileri atom taşıyan zırhlılara tercih ederiz. Rimbaud’nun sar hoş gemisini, altmış hin tonluk tankerden fazla severiz. V aléry’ niu Deniz M ezarlığı’m Anvers limanından faz’ a beğenirl-n Üs telik, bizim tercih etmediğimiz eylere âşık olanlara da hie si tem etmeviz. Biz edehivatcıyız, hoş görürlük hasletimizdir. ama başkalarından da avni müsama hayı İsteriz.
Fibret Adil:
D
Ü N Y A M IZ A "yeryüzü” değil, "okyanus” gibi bir isim takmak daha doğ ru olurdu. Çünkü dün yanın onda yedisi denizdir.Ve biliyoruz ki "her şey su dan hayat buldu” . Modaya uya lım : vecealna külli şey’in minel mai hay...
Deniz en çok edebiyatçılar, şairler üzerinde tesir yapmış tır. Onlar âlimlerden önce, de niz karşısında hayret, huşû du yarak ana kaynağı sezmişler dir. Hiç bir kuvvetin karşısına çıkamıyacağım görüp “ kâinatı mızı saran deniz” demişlerdir. Bunu söyledikleri zaman he nüz dünyanın yuvarlak olduğu bilinmiyordu.
Deniz bizde asıl şairini, âşı- ğ-nı Halikarnas Balıkçısı’nda buldu. Cevat Şakir Kabaağaçlı denizin ortasında doğdu. Pasi- phae’den doğan M inotorgibi mi? Hayır. O 1891 de okyanusa göz lerini Girit’te açmıştı.
O gün bugün karalara vur muş gibi, karalarda rahatsız do’ aşır, deniz kıyılarına koşar. Koşar, dedim. Çünkü bugün yet miş beş yaşında olduğu halde kimse ona ayak uyduramaz. Za
ten de-likanlıhk çağma ge’diği zaman bile yürümezmiş, hep ko şarmış. Nihavet du-acağı yeri bulmuş: Halikarnas.
Medeniyet dünyasına birçok meşhur isim, en son da Neyzen (Sonu ondördiincüde)
Halikarnas
Balıkçısı
(Beglnci sayfadan)
T evfik ’i vermiş olan büyülü beldede. O Neyzen ki, çocuklu ğunda denizin davetine dayana- mıyarak bir kandil günü akşa mı annesinin limon almıya gön derdiği limandan bir tekneye at layıp yıllarca evinden ayrıl mış, ömrü boyunca da mest ol muş. N ey ile ve mey ile Bunu da şu kıtasında belirtm iş:
Bir ot idin kamış oldun ney oldun Feryadıma karşılık hey hey
oldun Su, kök, filiz, asma, mey
oldun Bir kat reni bana umman
edersin. Geliniz, yetmiş beş yaşındaki delikanlı şerefine hep birden bir ummana dalalım...