• Sonuç bulunamadı

Geçici koruma altındaki Suriye'lilerin Türkiye ekonomisine etkisi: Denizli örneği

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Geçici koruma altındaki Suriye'lilerin Türkiye ekonomisine etkisi: Denizli örneği"

Copied!
107
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Yüksek Lisans Tezi Maliye Anabilim Dalı

Maliye Programı

Emine ÇELİK

Doç. Dr. Özay ÖZPENÇE

Ağustos 2019 DENİZLİ

(2)
(3)
(4)

NSÖZ

Büyük bir insanlık dramına neden olan İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana meydana gelen en büyük mülteci krizini, Suriyeli mülteciler oluşturmaktadır. 2011’de ortaya çıkan Arap baharı birçok bölgeyi etkilemekle beraber en çok Suriye’de kargaşa ortamının doğmasına neden olmuştur. Aynı zamanda Suriye’nin yaşadığı bu çatışma ortamından büyük çoğunlukla etkilenen ülke Türkiye olmuştur. Türkiye’deki Suriyeli sayısının yıllara göre artış göstererek 2019 yılı nisan ayı itibariyle 3.605.615’e ulaşması, mültecilerin sadece toplumsal, hukuki, siyasi yönleriyle değil aynı zamanda ekonomik yönleriyle incelenerek ve halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıları ortaya koyarak çözümlenmesi gerektiğini ortaya çıkarmaktadır.

Bu çalışma Türkiye’de sayıları gittikçe artan Suriyelilerin Denizli’de de zamanla artış göstermesinin Denizli ekonomisine ne yönde bir etkide bulunduğunu araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, Suriyelilerin Denizli’de çalışma hayatına katılımları, kayıt dışılığa etkileri, işsizliğe etkileri, toplumun vergi algısını ne yönde etkiledikleri ve enflasyona etkileri incelenmiştir. Sosyal ve özellikle ekonomik hayatımıza her geçen gün daha da fazla katılmakta olan geçici koruma altındaki Suriyelilerin ekonomi üzerindeki olumlu veya olumsuz etkilerinin ortaya konulması, ilerde yaşanabilecek ekonomik sorunların önceden öngörülüp önlemler alınması ve uygulanan politikaların takip edilmesi gerektiği sorgulanmıştır. Bu çalışmayla göç üzerine yapılacak olan çalışmalara ve mültecilerin ekonomiye etkilerine yönelik diğer çalışmalara katkı sağlanması hedeflenmiştir.

Bu çalışma esnasında öncelikle desteğini benden hiç esirgemeyen, her konuda tecrübeleriyle ve bilgi birikimiyle yol gösterici olan değerli hocam Doç. Dr. Özay ÖZPENÇE’ye teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca çalışmamızın anket uygulamaları kısmında katkısı olan arkadaşım Muhammet Ali TÜRK’e, motivasyonumu ve gücümü kaybettiğim de her konuda, her zaman bana destek sağlayan ev arkadaşım Necla DOĞAN’a teşekkürlerimi sunarım. Son olarak bütün eğitim sürecimde yanımda olan, desteklerini hiçbir zaman benden esirgemeyen, her zaman beni motive edip yapabileceğime olan inancımı kaybettiğimde inancımı ve gücümü artırarak devam etmemi sağlayan annem Raziye ÇELİK’e, babam Halit ÇELİK’e ve canım anneannem Mümüne ŞEN’e teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım.

(5)

ÖZET

GEÇİCİ KORUMA ALTINDAKİ SURİYELİLERİN TÜRKİYE EKONOMİSİNE ETKİSİ: DENİZLİ ÖRNEĞİ

ÇELİK, Emine Yüksek Lisans Tezi Maliye Anabilim Dalı

Tez Danışmanı: Doç. Dr. Özay ÖZPENÇE Ağustos 2019, IX+94 Sayfa

Mart 2011’de Suriye’de meydana gelen savaş neticesinde ülkelerini terk edip komşu ülkelere sığınan Suriyelilerin en çok tercih ettiği ülkelerden biri de Türkiye’dir. Savaşın uzun süre devam etmesinin de etkisiyle ülkemizde hızla artan Suriyeli sayısı sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel olarak birçok açıdan ülkemizi etkilemiştir. Bu çalışmamızda tekstil şehri olarak bilinen Denizli iline sığınan geçici koruma altındaki Suriyelilerin Denizli’ye etkileri ekonomik yönden analiz edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda, Suriyelilerin olumsuz vergi algısına neden olduğu ortaya çıkmıştır. Bununla beraber kamu harcamalarını, kayıt dışılığı ve işsizliği artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca kadınların ve eğitim seviyesi yüksek olanların Suriyelilerin çalışma hayatına katılımlarını daha çok destekledikleri tespit edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler, Göç, Denizli, Ekonomik Etki, Suriye

(6)

ABSTRACT

UNDER TEMPORARY PROTECTION OF SYRIANS EFFECT TO TURKEY ECONOMY: DENİZLİ SAMPLE

ÇELİK, Emine Master Thesis Finance Department

Adviser of Thesis: Doç. Dr. Özay ÖZPENÇE August 2019, IX+94 Pages

Turkey is one of the most preferred countries for Syrian people who abandoned their country and moved into several neighbor countries, as a result of Syrian civil war which occurred in March 2011. With the impact of the war for a long time, the number of Syrians who have increased rapidly in Turkey has influenced Turkey in many ways as social, political, economic and cultural. In this research, the impacts of the Syrians under temporary protection in Denizli, known as textile city, were analyzed economically. As a result of research, it was revealed that Syrians caused negative tax perception. However, concluded that public expenditures informality and, unemployment increased. In addition, it was determined that women and those with a high level of education more supported the participation of Syrians in the working life.

Key Words: Under Temporary Protection of Syrians, Migration, Denizli, Economic Effect, Syria.

(7)

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ

...i

ÖZET

...ii

ABSTRACT

...iii

İÇİNDEKİLER

...iv

ŞEKİLLER DİZİNİ

...vii

TABLOLAR DİZİNİ

...viii

SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ

...x

GİRİŞ

...1

BİRİNCİ BÖLÜM

GÖÇ KAVRAMI VE TARİHİ

1.1. Göçün Tanımı...3 1.2. Göçün Tarihi...5 1.3. Göçün Etkileri...7 1.3.1.Göçün Sosyal Etkileri...7 1.3.2.Göçün Ekonomik Etkileri...8 1.4. Göçün Sebepleri...11 1.5. Mülteci Kavramı...12

1.5.1. 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Konvansiyonu. 13 1.5.2.Tamamlayıcı Nitelikteki 1967 Protokolü...13

1.6. Sığınmacı Kavramı...14

1.7. Mülteci ve Sığınmacı Arasındaki Farklar...14

1.8. Bazı Sorunlu Bölgelerde Gerçekleşen Göçler...15

1.8.1. İran’daki Afganlar...15

1.8.2. Irak Türkmenlerinin Göçü...16

1.8.3.Ürdün’e Suriyeli Göçü...17

1.9. Suriye’de Dış Göç...17

1.9.1. Suriye’de Gerçekleşen Olaylara Bakış...18

1.9.2. Suriye’de Dış Göç ve Savaşın Nedenleri...20

1.9.3.Suriye’deki Savaşın ve Dış Göçün Sonuçları...22

(8)

İKİNCİ BÖLÜM

TÜRKİYE VE DENİZLİ’DEKİ GEÇİCİ KORUMA ALTINDAKİ

SURİYELİLER VE EKONOMİK ETKİLERİ

2.1. Türkiye’deki Suriyelilerin Genel Durumu...25

2.2. Türkiye’deki Suriyelilerin Demografik Özellikleri...29

2.3. Türkiye’deki Suriyelilerin Yasal Statüsü...32

2.4. Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Türk Ekonomisi ve İstihdamına Etkileri 32 2.5. Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Enflasyona Etkisi...39

2.6. Türk Mevzuatında Uluslararası Koruma Çeşitleri...39

2.6.1. Mülteci...40

2.6.2. Şartlı Mülteci...40

2.6.3. İkincil Koruma...40

2.6.4.Geçici Koruma...40

2.7. Geçici Korumaların Yeniden Yerleştirilmesi...41

2.8. Geçici Koruma Altındakilere Yönelik Yardım Politikaları ve Projeler...42

2.8.1.Kızılaykart Uygulaması...43

2.8.2.Yabancılara Yönelik Sosyal Uyum Yardım (SUY) Programı...43

2.8.3. Şartlı Eğitim Yardımı (ŞEY)...44

2.8.4. Şartlı Sağlık Yardımı (ŞSY)...45

2.8.5.Şartlı Çocuk Sağlık Yardım Programı...46

2.8.6.UNOCHA Sınır Yardımları Projesi...46

2.9. Geçici Koruma Altındaki Yabancılar İçin Çalışma İzni...46

2.10. Denizli’deki Suriyelilerin Nüfusu...48

2.11. Denizli’deki Suriyelilerin Genel Durumu...49

2.12. Göçün Ekonomiye Etkisi Üzerine Yapılmış Benzer Çalışmalar...49

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

DENİZLİ’DE YAŞAYAN GEÇİCİ KORUMA ALTINDAKİ

SURİYELİLERİN DENİZLİ EKONOMİSİNE ETKİSİ ÜZERİNE

BİR ARAŞTIRMA

3.1.Araştırmanın Amacı...51

3.2.Araştırmanın Kapsamı ve Yöntemi...51

3.3.Anket Sonuçlarının Analizleri...53

3.4. Ölçülen Değişkenlerin Genel Ortalamaları...57

3.5. Araştırma Soruları...59

(9)

3.5.2. Suriyeliler ve kamu harcamaları artışı...59

3.5.3. Suriyelilerden kaynaklı kayıt dışılığın ve işsizliğin artışı...59

3.5.4. Suriyelilerden Kaynaklı Ev ve İş yeri Kiralarının Artışı...60

3.5.5. Suriyeliler ve Ekonomiyi Olumlu Yönde Etkileme Durumu...60

3.5.6. Suriyelilere Yapılan Yardımların Yeterliliği...61

3.5.7. Suriyeliler ve Enflasyonun Artmasına Neden Olma Durumu...61

3.5.8. Suriyeler ve Çalışma Hayatına Katılımları...62

3.6. Farklılık Analizleri...62

3.6.1. Cinsiyete Göre Farklılık Analizi...62

3.6.2.Medeni Duruma Göre Farklılık Analizi...64

3.6.3. Eğitim Düzeyine Göre Farklılık Analizi...66

3.6.4. Yaş Aralığına Göre Farklılık Analizi...67

3.6.5. Çalışıp Çalışmama Durumuna Göre Farklılık Analizi...69

3.6.6. Suriyelilerin Çalışma Hayatına Katılımlarına Yönelik Farklılık Analizi...71

3.6.7. Suriyelilerin Kalabalıklaşma Maliyetine (Nüfusun sayısı arttıkça sunulan hizmet kalitesinin düşmesi) Neden Olma Durumlarına Yönelik Farklılık Analizi..73

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

...76

KAYNAKLAR

...80

EKLER

...91

(10)

ŞEKİLLER DİZİNİ

Şekil 1: Dünya Sistem Teorisi...10 Şekil 2: Başlangıç ve Varış Yerindeki Faktörler ve Göçe Engeller...11 Şekil 3: Arap İsyanları...20

(11)

TABLOLAR DİZİNİ

Tablo 1:Göçün Sebepleri...12

Tablo 2: Türkmenlerin Maruz Kaldığı Bazı Önemli Saldırılar...16

Tablo 3: Suriye’deki Olayların Zaman Çizelgesi...18

Tablo 4 :UNHRC Verilerine Göre Suriyeli Mültecilerin Ülkelere Göre Dağılımı...20

Tablo 5 :En Büyük 10 İnsani Yardım Alıcısı 2016...27

Tablo 6 :Yıllara Göre Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Sayısı...30

Tablo 7:Türkiye’deki Suriyelilerin Yaş Dağılımı...30

Tablo 8: Türkiye’de Suriyeli Sayısının Yoğunlukta Olduğu İller ve Sayıları...31

Tablo 9: Geçici Barınma Merkezi İçinde ve Dışında Yaşayan Suriyeli Sayısı...31

Tablo 10: Türkiye’deki Bakanlık ve Diğer Kamu Kurumlarının Suriyelilere Yaptığı Harcamalar...34

Tablo 11: 2011-2015 Yılları Arasında Suriyelilere Yapılan Harcamaların Kaynakları..35

Tablo 12:Suriye Ortak Sermayeli Kurulan Şirket Sayısı (Şubat 2019)...37

Tablo 13:Yıllara Göre Türkiye’nin Suriye ile Olan İthalat İhracat Rakamları (Bin ABD $ 2005-2019)...38

Tablo 14:Suriyelilerin 2014-2019 Arası Yeniden Yerleştirilme Sayısı...41

Tablo 15: Yabancılara Yönelik Sosyal Uyum Yardım Programına Aktarılan Kaynak. .44 Tablo 16: Yabancılara Yönelik Şartlı Eğitim Yardımına Aktarılan Kaynak...45

Tablo 17: Çalışma İzni Verilen Suriyeli Sayısı ve Cinsiyet Dağılımı 2017...47

Tablo 18: Ege Bölgesi İllerindeki Suriyeli Sayısı...48

Tablo 19: Yapılmış Benzer Çalışmalar...50

Tablo 20: Anketi Oluşturan Boyutun Madde Sayısı, Cronbach’s Alpha Değeri...53

Tablo 21: Cinsiyet Dağılımı...53

Tablo 22: Eğitim Düzeyi...53

Tablo 23: Eğitim Seviyesi...54

Tablo 24: Yaş Aralığı...54

Tablo 25: Medeni Durum...54

Tablo 26: Meslek Dağılımı...55

Tablo 27: Çalışıp Çalışmama Durumu...55

Tablo 28: Suriyelilere Evini veya İşyerini Kiralayanlar...55

Tablo 29: Çevrelerinde, Suriyelilere Evini veya İşyerini Kiralayan Kişi Olup Olmadığı ...56

Tablo 30:Aynı Evi veya İşyerini Türklere Kiralama Fiyatının Derecesi...56

Tablo 31: Yanında veya Etrafında Suriyeli Çalıştıran Olup Olmaması Durumu...57

Tablo 32: Ölçülen Değişkenlerin Genel Ortalamaları...57

Tablo 33: Ortalamalar ve Düzeyleri...57

Tablo 34: Cinsiyete Göre Karşılaştırma Sonuçları...62

Tablo 35: Medeni Duruma Göre Karşılaştırma Sonuçları...64

Tablo 36: Eğitim Düzeyine Göre Karşılaştırma Sonuçları...66

Tablo 37: Yaş Aralığına Göre Karşılaştırma Sonuçları...67

Tablo 38: Çalışıp Çalışmama Durumuna Göre Karşılaştırma Sonuçları...69

Tablo 39: Cinsiyete Göre Karşılaştırma Sonuçları...71

Tablo 40: Eğitim Düzeyine Göre Karşılaştırma Sonuçları...71

Tablo 41: Yaş Aralığına Göre Karşılaştırma Sonuçları...72

Tablo 42: Medeni Duruma Göre Karşılaştırma Sonuçları...72

(12)

Tablo 44: Cinsiyete Göre Karşılaştırma Sonuçları...73

Tablo 45: Eğitim Düzeyine Göre Karşılaştırma Sonuçları...73

Tablo 46: Yaş Aralığına Göre Karşılaştırma Sonuçları...74

Tablo 47: Medeni Duruma Göre Karşılaştırma Sonuçları...74

(13)

SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ

AB Avrupa Birliği ABD Amerika Birleşik Devletleri

AFAD Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı BM Birleşmiş Milletler

BMMYK Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ÇSGB Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

e.t. Erişim Tarihi

ICRC International Committee of the Red Cross

IFRC International Federation of Red Cross and Red Crescent Societies IMF International Monetary Fund

IOM International Organization for Migration ISIS Iraq Sham Islamıc State

OECD Organisation for Economic Cooperation and Development OPCW Organisation for the Prohibition of Chemical Weapons ORSAM Ortadoğu Araştırmaları Merkezi

PTT Posta ve Telgraf Teşkilatı SGK Sosyal Güvenlik Kurumu

SNHR Syrian Network for Human Rıghts SPSS Statistical Package for Social Science SSCB Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği SUY Sosyal Uyum Yardım

ŞEY Şartlı Eğitim Yardımı ŞSY Şartlı Sağlık Yardımı T.C. Türkiye Cumhuriyeti

TEPAV Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı TOBB Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

TUİK Türkiye İstatistik Kurumu

UNHRC United Nations High Commissioner for Refugees

UNICEF United Nations İnternational Children’s Emergency Fund

UNOCHA United Nations Office for the Coordination of Humanitarian Affair UNPO Unrepresented Nations and Peoples Organization

USAK Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

UTESAV Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı vb. Ve Benzeri

vd. Ve Diğerleri

(14)

GİRİŞ

İnsanlık tarihinin en önemli unsurlarından biri olan ve aynı zamanda karmaşık bir yapıya sahip olmakla beraber çok eski dönemlere dayanan göç olgusu; kıtadan kıtaya, ülkeden ülkeye insanların yer değişikliğine neden olmaktadır. Bununla birlikte gidilen ülkeyi ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel açılardan olmak üzere birçok yönden değişime uğratıp etkilemektedir.

Mart 2010’da Tunus’ta bir gencin kendisini pazar yerinde yakmasıyla başlayan Arap Baharı birçok ülkeyi etkilemiştir. Bu ülkelerden biri olan Suriye, Arap Baharı’ndan en çok etkilenen ülkelerden biri olmuştur. Farklı birçok dini, mezhebi ve ırkı bünyesinde barındırdığından dolayı Suriye’de bu etki büyüyerek büyük ve sonu gelmeyen bir savaş ortamının oluşmasına neden olmuştur. Suriye’de oluşan bu kaos ortamı dünya genelini etkileyerek İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük mülteci krizi olarak adlandırılmıştır.

Savaşın giderek büyümesi sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeliler Türkiye ile komşu olması ve Türkiye’nin açık kapı politikası uygulamasından dolayı ülkemize yoğun bir şekilde göç etmişlerdir. Bunun sonucunda Türkiye 2014 yılından itibaren en çok mülteci kabul eden ülke konumuna gelmiştir.

Suriye’de yaşanan bu olaydan en çok etkilenen ülke olan Türkiye’de 2019 yılı itibariyle Suriyeli sayısı 3.646.889’a ulaşmıştır. Yıllar itibariyle artan bu sayının da etkisiyle Suriyelilere2014’te yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 91. Maddesinde Geçici Koruma Statüsü verilmiştir. Geçici Koruma Statüsü altındaki Suriyelilerin sayısının her geçen gün artması siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik birçok soruna yol açmıştır. Ülkemizi ise en çok ekonomik yönden etkilemişlerdir.

Bu çalışmanın amacı, Denizli iline sığınan geçici koruma altındaki Suriyelilerin Denizli’ye etkilerini ekonomik yönden saptamaktır. Suriyelilerle ilişkilendirilebilecek vergi algısı, kamu harcamaları artışı, kalabalıklaşma maliyeti, kayıt dışılık ve işsizlik, çalışma hayatına katılımları, yardımların yeterliliği ve enflasyona etkilerini gösterebilmek hedeflenmiştir. Ayrıca göç üzerine yapılacak olan çalışmalara ve

(15)

mültecilerin ekonomiye etkilerine yönelik diğer çalışmalara katkı sağlanması hedeflenmiştir.

Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde göçün tanımına, tarihine ve göçün sebeplerine yer verilmiş, daha sonra da mülteci ve sığınmacı kavramları açıklanmıştır. Bununla birlikte dünyada meydana gelen önemli göç olaylarına yer verilmiştir. Ardından Suriye’de meydana gelen olaylar anlatılarak savaşın nedenleri açıklanmıştır. İkinci bölümde, Türkiye ve Denizli’deki Suriyelilerin durumuna değinilerek ekonomiye etkilerinden, ülkemizdeki statülerinden ve yapılan yardım politikalarından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise, Denizli’de yaşayan Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Denizli ekonomisine etkisi analiz edilmiştir ve Suriyelilerin kayıt dışılığa, işsizliğe, vergi algısına, kamu harcamalarına etkisi ortaya konularak çalışma hayatına katılımlarının ne yönde olması gerektiğine yer verilmiştir. Son olarak araştırma sonuçlarına göre genel bir değerlendirme yapılmıştır.

(16)

BİRİNCİ BÖLÜM

GÖÇ KAVRAMI VE TARİHİ

1.1. Göçün Tanımı

Göç konusunda yapılan sayısız araştırma bulunmaktadır. Literatür taraması yapıldığında ise göç olgusu; evreni şekillendirmede büyük öneme sahip tarihsel bir güç olarak adlandırılırken diğer taraftan insan davranışının vazgeçilmez bir parçası olarak literatüre geçmiştir. Bununla birlikte göç hakkındaki iddialı cümlelerden biri de göç olgusunun tarih kadar eski bir olay olduğudur. Lakin bu ifadelere rağmen göçün net bir tanımı yapılıp nedenleri ve etkileri net bir şekilde ortaya konamamaktadır. Göçün ilk olarak hangi tarihte gerçekleştiğine dair kesin bir kanıt bulmak zordur. Fakat zamanla dünyanın her köşesinde gözlemlendiği bilinen bir gerçektir (IOM, 2017:7; İFRC,2017:3).

Göç; istila, fetih, silah zoruyla yerinden etme, doğal afetlerden kaçma, sömürge haline gelme, kölelik gibi çok farklı nedenlerden dolayı insanların bir yerden bir yere gitmesini tanımlamak için kullanılan bir olgudur. Diğer bir tanıma göre ise göç; çok eski dönemlerde organizma ve çevre arasındaki yakın ilişkinin mükemmel bir örneği olarak ifade edilmiştir. Ayrıca birçok biyolog göç kelimesini, tüm nüfusun uzun mesafeler boyunca “kahramanca” göstermiş olduğu hareket olarak ifade etmiştir. Aynı zamanda göç kavramını “ya uluslararası sınırlar arasında yada bir devletin sınırları içindeki hareket süreci” olarak tanımlayan araştırmalarda bulunmaktadır. Bu hareketin sebebi ne olursa olsun mültecilerin, yerinden edilmiş insanların ve ekonomik göçmenlerin davranışları, yer değiştirmeleri göç olgusu içinde yer almaktadır (Dıngle and Drake, 2007: 113; Cornelius vd., 2013:47; IOM, 2017:7; IFRC, 2017:2).

Bununla birlikte bir bireyin, doğduğu ülkeyi terk ederek başka bir yere sürekli olarak yerleşip orada hayatını idame ettirmesi olarak ifade edilen göç unsuru aynı zamanda sosyal bir hareketlilik durumunu da ifade etmektedir. Göçün gerçekleştiğinin kesin olarak kanıtlanması için belli bir vaktin aşılması gerekmekle beraber OECD ülkelerinde bu sınır bir yıllık bir süre şeklinde ayarlanmıştır (Kaypak ve Bimay, 2016: 88).

(17)

İnsanlık tarihi boyunca herhangi bir nedenden dolayı meydana gelen savaş, katliam, zulüm, kölelik, çatışma gibi insan hayatını derinden sarsan olayların varlığı neticesinde evlerini terk edip başka ülkelere göç eden insan davranışı her zaman var olmuş bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Göç etmeye mahkum bırakılmış insan toplulukları, özellikle batılı toplumlar tarafından insan gücü açığını kapatmak amacıyla ülkelerine kabul edilmiştir (Laszlo, 2018: 1-3).

Göçü derinlemesine araştırdığımızda ise önümüze geniş bir alandaki davranışlar çıkmaktadır. Doğası gereği bu olgu hiçbir zaman dar bir alanla sınırlı kalmamıştır, yasalar ve yönetmeliklerdeki tanımlardan da bu çıkarıma varılmaktadır. 21. yüzyılda göç olgusu; teknolojik gelişmelerle ve küreselliğin artmasıyla birlikte daha kolay bir şekle bürünmekle beraber bazı nedenlerden dolayı siyasi bir mesele haline gelmiştir (IOM,2017:7; Dünya Göç Raporu, 2018).

Göç üzerine yapılan çalışmalara bakıldığında; William Farr’ın, göçün herhangi bir kesin yasaya bağlı olmaksızın yürüdüğünü savunması üzerine Ravenstein’in (1885) de ilgisinin bu konu üzerine yoğunlaştığı görülmüştür. Bu yoğunlaşmanın sonucu olarak Ravenstein, William Farr’ın yaptığı çalışmanın aksini iddia etmiştir ve bu çalışma 1885’te yayınlanarak göçle ilgili olarak yapılan ilk çalışma özelliğine sahip olmuştur (Ravenstein,1885; Çağlayan, 2006: 69).

Göç üzerine çalışan araştırmacılardan biri olan Petersen ise, göçün tanımından ziyade göçlerin sınıflandırılması gerektiği konusuna değinerek 1958’de beş geniş göç sınıfını oluşturmuştur. Bunları da zoraki, yönlendirilen, ilkel, serbest ve kitlesel göç tipleri şeklinde adlandırmıştır (Kuhlman, 1991:6).

Göçün karmaşık bir yapıya sahip olmasının yanında çok eski dönemlere dayanan bir özelliği de mevcuttur. İnsanlığın doğuşundan bu yana hayatın ve insanlık tarihinin önemli bir unsuru olmuştur. Yukarıda ki tanımlarda da belirtildiği gibi bir ülke sınırları içine bağlı kalınmayıp kıtadan kıtaya, ülkeden ülkeye göç edilmiştir (IFRC, 2017:2).

Genel anlamda insan göçü, belli bir minimum süre içinde bir siyasi veya idari birimin sınırını aşmak olarak tanımlanmıştır. Daha spesifik bir biçimde açıklamamız gerekirse; uluslararası göç, bir ülkeyi diğer bir ülkeden ayıran sınırları aşmak iken, iç göç ise aynı ülke sınırları içindeki bir idari bölgeden (il, ilçe v.b.) diğer idari bölgeye geçiş yapmak olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda birçok araştırmacı iç ve dış göçün aynı sürecin bir parçası olduğunu öne sürerek bir bütün halinde incelenmesi gerektiğini savunmuşlardır. Küresel göç hareketleri sınırlar içindeki veya sınırları aşan diğer bölgelerdeki kitlesel göçlerle ya da kentleşme, sanayileşme ve sömürgecilik sürecinde

(18)

yer alan emeğin iç ve dış yerleşim akışıyla bağlantıları incelenmeden anlaşılamamaktadır (Lüthi, 2010:2-3).

Kapsamlı bir tanım yapıldığında göç, insanlığın doğuşu kadar köklü bir geçmişe sahip olan aynı zamanda ilk defa hangi tarihte gerçekleştiği bilenemeyen ve savaş, doğal afet, kölelik, çatışma v.b. nedenlerden dolayı bir yerden başka bir yere hareket etme süreci olarak ifade edilen bir olgudur.

1.2. Göçün Tarihi

Göç olgusunu inceleyen birçok bilim adamı aynı düşünce üzerinden gitmekte ve yapılan hiçbir göçün insan isteğiyle gerçekleşmediğini öne sürmektedir. En kitlesel ve tüm dünyayı etkileyen göçlerden biri de Kavimler Göçü olarak bilinmektedir. Hunların özellikle Çin baskısından kurtulmak istemeleri ve yeni yerler keşfedip barınacak alan bulma istekleri doğrultusunda göç etmeye başlamasıyla beraber birçok kavim harekete geçmiştir. Bu hareketlenmenin sonucunda Batıya göçün hızlı bir şekilde devam etmesiyle büyük etkiler yaratan Kavimler Göçü gerçek anlamda başlamıştır. Bugünkü Avrupa’nın oluşumunda da bu göçün büyük etkisi bulunmaktadır (Çapan ve Güvenç, 2017: 633-634).

Göçün tarihini inceleyen bilim insanları, bir diğer dönüm noktası olarak ise, 500 yıl önce Avrupa kaşiflerinin başlattığı ve daha sonra Amerika ve Asya’nın keşfedilmesine yol açan seferleri baz almaktadır. Tüm dünyayı etkileyen bu kitle göçü Bering Boğazı’ndaki köprü sayesinde Kuzey ve Güney Amerika’nın Asya’dan göç almasıyla gerçekleşmiştir (IOM, 2017:8-10).

Toplu olarak gerçekleşen en son gönüllü göç ise 1850-1914’te gerçekleşmiştir. “Uluslararası Göç ve Küresel Ekonomik Düzen” adlı raporu hazırlayan Dünya Bankası bu yıllar arasında dünya nüfusunun %10’unun bir yerden başka bir yere göç ettiğini ortaya koymuştur (The Levin Institue, 4).

Dünya geçmişine baktığımızda, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlanmasıyla birlikte Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yıkılmış ve birçok irili ufaklı devletin kurulması beraberinde Avrupa’da büyük çaplı bir göç silsilesi meydana getirmiştir. Diğer büyük çaplı göç dalgası ise İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte Hitler’in Almanya’da baskınlık kurmasıyla meydana gelmiştir (IFRC, 2017:3).

19. yüzyılın sonlarında ABD nüfusunun yaklaşık % 15’i yabancılardan oluşmuştur ve bu göçmenlerin büyük çoğunluğu İrlandalı, İtalyan, Rus, Doğu Avrupa Yahudisi, Çek, Slovak, Polonyalı ve Almanların yer aldığı Avrupalılardan meydana

(19)

gelmiştir. Aynı zamanda 19. yüzyılda birçok Çinli ve Japon göçmen, Amerika Birleşik Devletleri ve Hawai’nin Batı sahiline yığınlar halinde göç etmişlerdir. Bu göç dalgası 1924 yılında kota konarak engellenmiştir. Bu engellemeye destek verenlerin başında yerli halkı yabancılardan üstün tutan sistem olan nativism gelmektedir (The Levin Institue, 4).

19. yüzyılda Asya’da da göç yönünden hızlı bir artış yaşanmıştır. Bunun sonucu olarak Çin’den ve Hindistan’dan toplamda 50 milyona yakın insan akın akın göç etmiştir (www.thelancet.com, 2014:1569).

20. yüzyılın ilk yarısında Balkan Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları mülteci hareketlerinin devasa büyüklüklerde gerçekleşmesine neden olmuştur. Birinci Dünya Savaşı mülteci sayısında artışa neden olduğu için savaş sonunda ulus devletler “etnik temizlik” programlarını uygulamayı tercih etmişlerdir. Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle beraber Kuzey Atlantik Dünyası’ndaki birçok devlet ülkeye gelen endüstriyel işçilere ihtiyaç duymamaya başlamıştır ve işçi göçmenlerin yaygınlığını sona erdirmeyi tercih etmiştir (Lüthi, 2010:3).

İkinci Dünya Savaşı’nın yaklaştığı yıllara gelindiğinde ise Nazilerin Yahudilere yapmayı planladığı Holokost’un yaklaşmasına rağmen Yahudilerin diğer ülkelere göç etmeleri engellenmiştir (The Levin Institue, 4).

Günümüze yaklaşıldığında ise 1980-2010 yılları arasında Çin’de gerçekleşen kırsal ve kentsel göç insanlık tarihinin en büyük göçlerinden birini oluşturmuştur (Fu ve Hao, 2017:1061).

1850’li ve 1860’lı yıllarda ulusal topluluklara ait göç çalışmaları sınırlı sayıdayken 1920’li yıllardan sonra Avrupa’da bu konu üzerinde birçok çalışma yapılmaya başlanmıştır (IFRC, 2017:4).

Göçmen ve etnik geçmiş Kuzey Amerika ve Avustralya’daki erken göç tarihinin çoğunu oluşturmasına rağmen göç, 20. yüzyıl öncesinde araştırmacıların ve akademisyenlerin ilgi odağı olamamıştır. 20. yüzyıla gelindiğinde araştırmacılar odak noktalarını değiştirmişler ve cinsiyet, ırk, sınıf, yaş ve diğer kategorilere göre göç farklılıklarına değinmişlerdir. Son 10 yıldır ise göç konusu disiplinler arası bir yaklaşım haline gelmiştir (Lüthi, 2010: 6).

Göçün geçmişi ve göçmenlere yönelik yapılan uygulamalar incelendiğinde karşımıza Uluslararası Kızıl Haç ve Kızılay Komitesi çıkmaktadır. Uluslararası Kızıl Haç ve Kızılay Hareketi 1862’de din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin insan yaşamını korumaya yönelik oluşturulmuş uluslararası bir harekettir. Daha çok toplumlardaki

(20)

savunmasız ve yoksul insanlara yönelik yapılan bir uygulamadır. Bu komitenin en önemli amaçlarından biri de yerinden edilmiş göçmenlere hayatta kalma olanakları sağlamasıdır. Çünkü zaman ilerledikçe göç edenlerin sayısı artışa uğramış ve yardıma ihtiyaç duyan insan sayısı da doğru orantılı olarak yükselmiştir. Fakat bu komite bu insanları göçmen sıfatıyla değil de “mülteci”, “vatansız kişi”, “savaş mağduru” “yerinden olmuş kişiler” olarak adlandırmayı uygun görmüştür (IFRC,2017:4).

Bu hareket savaş bölgelerindeki mağdurlara ayrım gözetmeksizin yardım etmeyi aynı zamanda uluslararası bir düzeyde bütün insanlığın acılarını dindirmeyi amaçlamaktadır. Aynı zamanda insan yaşamını ve sağlığını koruyarak karşılıklı anlayış, saygı ve dostluğu desteklemektedir (ICRC, 1996:2).

1.3. Göçün Etkileri

Genel olarak bakıldığında bir yerden başka bir yere hareket etmek anlamına gelen göç kavramı varoluşundan bu yana toplulukların; sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel olmak üzere birçok açıdan etkilenip değişime uğramasına neden olmaktadır (Şahin ve Düzgün, 2015: 168). Bu etkiler göçün sosyal etkileri ve göçün ekonomik etkileri başlığı altında değerlendirilmiştir ve aşağıda bu etkiler incelenmiştir.

1.3.1.Göçün Sosyal Etkileri

Uluslararası göç anlaşılması ve çözümlenmesi oldukça zor, karmakarışık bir yapıya sahiptir. Bu nedenlerden dolayı ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye etkisi farklılık göstermektedir. Bu durum ise bizim göç konusunda genellemeye yönelmemize engel olmaktadır (Newland, 2013:2).

Bununla birlikte Dünya’nın şu anki şeklini almasında göçün önemi oldukça büyüktür. Bu yüzden göç medeniyetler için de vazgeçilmez bir olgudur. Geçmiş dönemlere bakıldığında göçün dine de etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Hatta birçok din göç sayesinde daha geniş alanlara yayılma fırsatı bulmuştur (IFRC, 2017:2).

Göç; sosyal, demografik ve ekonomik açıdan önemli bir değişim kaynağıdır. Göç, ekonomik ilişkilerin çapını genişleten, medeniyetler arasında bilgi ve kültür alışverişini kolaylaştıran, komşu ülkeleri veya birbirine uzak birçok ülkeyi birbirine bağlayan önemli bir unsurdur. Aynı zamanda göç, göçmen gönderen ve alan ülkelerin nüfus büyüklüğünü ve yaş yapısını etkileyerek değişime uğratır. Toplumların kültürel, dini ve dilsel yapısının farklılaşmasını sağlayarak ya zenginleşmesini sağlar ya da kendine özgülüğünü bozarak sosyal ve ekonomik yapısını zedeler. Bu durum da ülkelerin ulusal, kültürel ve kişisel kimliklerini etkilemektedir. Chambers’in yorumuna

(21)

göre ise mülteciler, toplumların kültürünü derinden sarsan suçlular olarak belirtilmiştir ve sınırların göz ardı edilmesinin yanında kültürlerin de göz ardı edilmesine neden oldukları vurgulanmıştır (Duvell, 2014: 36; İncili ve Akdemir, 2016: 130).

Her toplumun kendine özgü bir yapısının aynı zamanda da farklı kurallarının mevcut olmasından dolayı oluşan büyük çaplı göçlerle birlikte kültürel çatışmalar meydana gelmektedir. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere göç ve kültür sürekli olarak etkileşim halindedir. Göç ile birlikte göçmenler kendi kültürel yapılarını, dinlerini, dillerini göç ettikleri ülkelere taşımaktadırlar. Bu etkileşimin sorun olduğu toplumlarda asimilasyon meydana gelirken sorunsuz olduğu toplumlarda ise kültürleşmeden kaynaklı toplumsal değişiklikler meydana gelmektedir. Söz gelimi; zorunlu göçle yer değiştirmiş olan topluluklar bazı sosyo-ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bunun sonucu olarak da geldikleri yere alışamama durumundan dolayı sosyal ayrışmalar meydana gelmektedir (Tümtaş ve Ergun, 2016: 1352).

19. yüzyılda Amerika’da ani bir göç yığılması gerçekleşmiştir. Bu yığılma göçmenlere karşı sert tepkilerin doğmasına neden olmuştur. Çünkü ABD halkı göçmenlerin ülkeye girmesiyle beraber kuzeydoğu ve orta batıda ki kentlerde suç oranlarının, bulaşıcı hastalıkların ve yoksulluğun arttığını iddia etmişlerdir. Bu durumla birlikte bu bölgelerde yerli halkla göçmenler arasında ciddi derecelerde toplumsal çatışmalar meydana gelmiştir (Suny Levin Institue, 4).

1.3.2.Göçün Ekonomik Etkileri

Dünya tarihine bakıldığında 15. ve 17. Yüzyıllar arasında Avrupalıların okyanus ötesi göçler sayesinde Amerika, Afrika, Asya ve Okyanusya’yı keşfettikleri tarihte bilinen bir gerçektir. Okyanus ötesi göçler vasıtasıyla geçmişte yeni topraklar keşfedilmiştir ve bununla beraber ticari ilişkilerde de büyük atılımlar yapılmıştır. Okyanus ötesi göçü etkileyen en önemli faktör ise yine ticaret olarak karşımıza çıkmaktadır (IFRC, 2017:3).

Göç yerel iş gücü piyasasını da birçok yönden etkilemektedir. Bu yüzden bu konu üzerine de birçok ampirik çalışma yapılmıştır. Bunların çoğu göçün ABD iş gücü piyasasını nasıl etkilediğiyle alakalıdır. Bu çalışmaların sonucu olarak ise göçün ulusal ücretleri negatif yönde etkilediği ortaya konmuştur. Fakat nadirde olsa olumlu yönde olan etkileri de vardır. Farklı bir çalışmaya göre ise göçmenlerin iş gücü piyasasına dahil olmasıyla beraber ücretlerde değişikliklerin meydana gelebileceği aynı zamanda

(22)

da yerli halkın işsizliğinde bir artışın meydana gelebileceği sonucuna varılmıştır (Orefice, 2010: 27; Centre for Research& Analysis of Migration, 9).

1990’larda Nepal, Bangladeş ve Myanmar’dan gelen göçmen işçiler sayesinde Singapur ve Malezya’nın inşaat sektöründe gözle görülür bir canlanma meydana gelmiştir. Fakat bu göçmenler hava kirliliğinin, arazi çökmesinin ve bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu şehirlerin kenar kesimlerinde yaşam savaşı vermişlerdir (www.thelancet.com, 2014).

Emek piyasasına ilişkin yapılan çalışmaların sonuçlarına göre; yerli çalışanların ve mültecilerin kazançları karşılaştırıldığında iş tecrübesi olup olmadığı veya bu tecrübenin kaç yıl olduğu, eğitim seviyesi ve mültecilerin hangi ülkeden geldiklerine göre ücretlerinde değişiklerin meydana geldiği sonucuna varılmıştır. Elde edilen bir diğer sonuç ise; Doğu Avrupa ve Asya’dan gelen göçmenler ile Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa’dan gelen göçmenler karşılaştırıldığında aynı vasıflara sahip olsalar bile ABD ve Batı Avrupa’dan gelen göçmenlere yönelik yapılan ücretlendirmelerin daha fazla olduğu tespit edilmiştir (Erol vd., 2017: 23).

Diğer taraftan, göçmenlerin yerleştikleri ülkenin diline ne ölçüde hakim oldukları ile elde ettikleri ücret arasında paralellik olduğu sunucuna varılırken aynı zamanda kendi isteği üzerine yer değiştirenlerin zorunlu olarak yer değiştirenlere göre fazla getiri elde etme konusunda daha fazla şanslı oldukları sonucu elde edilmiştir (Erol vd., 2017: 25).

2009’da yayınlanan İnsani Gelişim Raporu uluslararası göçün etkilerine değinmiştir. Bu rapora göre insani gelişim endeksinin düşük olduğu ülkelerden insani gelişim endeksinin yüksek olduğu ülkelere yerleşen göçmenlerin gelirlerinin 15 kat arttığı, eğitime yönelme oranlarının 2 katına çıktığı ve bebeklerin ölüm oranlarında 16 kat azalma meydana geldiği ortaya konmuştur (Newland, 2013: 2).

Başka bir çalışmaya göre göçmenler sayesinde ülkeye farklı ekonomik fırsatların ve yeni bilgi ve becerilerin getirildiği savunulurken, birçok OECD ülkesinde göçmenlerin farklı bir iş sahası oluşturma konusunda yerli halka göre daha iyi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla uluslararası ticaret için çok önemli bir faktör olan göç, inovasyonu da beraberinde getirmektedir (Centre for Research& Analysis of Migration, 6).

Aynı zamanda düşük vasıflara sahip bir göçmenin iş gücü potansiyeli, düşük katma değer ve üretkenlik ile ilgili durumların gelişmesine neden olabilir. Bu durum ise ulusal verimliliği etkilemektedir. Fakat bazı durumlarda da göçmenler yerli vatandaşta

(23)

Çevre Yarı Çevre Çekirdek Mal Mal Kaynaklar Kaynaklar

olmayan önemli özelliklere sahip olup üretime ve teknolojiye olumlu katkılarda bulunabilmektedirler. Bu yenilikçilik durumu ise toplam faktör üretkenliğini etkilemektedir (Kangasniemi vd., 2-3).

Şekil 1: Dünya Sistem Teorisi

Kaynak: Laszlo, 2018: 15.

Şekil 1’deki Dünya sistem teorisine göre; zengin ülkeler gelişimlerini daha hızlı tamamlamak için diğer ülkelerin işgücünden mutlaka fayda sağlamalılardır. Immanuel Wallerstein dünyayı çekirdek ülkeler, yarı çevre ülkeler ve çevre ülkeler şeklinde bölümlere ayırmıştır. Çekirdek ülkeler sermaye birikimini, üst düzey teknolojiyi ve endüstrileşmeyi temsil ederken çevre ülkeler ise çekirdek ülkenin karşıt durumunu ifade etmektedir. Teoriye göre çevre ülkeler, az gelişmiş ve diğer toplulukların himayesinde olan toplulukları simgelemektedir. Yarı çevre ülkeler ise çekirdeğe işlenmiş ürün sağlayan ülkeler olarak ifade edilmektedir. Şekil 1’de de çevrenin ve yarı çevrenin çekirdeğe kaynak sağladığı ve onlar için mal ürettiği görülmektedir (Laszlo, 2018: 13-15). Buradan da anlaşılacağı üzere göçün zengin ülkelerin ekonomisine katkısının yadsınamaz bir gerçek olduğu sonucu çıkmaktadır.

İlk dönemlerde Dünya sistem teorisi iç göç ile alakalı iken 1970’lerin ortasına doğru uluslararası emek göçü ile daha paralel ilerlemeye başlamıştır. Bu tür teoriler insanların göç etme konusunda herhangi bir tercihinin olmadığını ve ekonomik engellerle baş etmeleri gerektiğini öne çıkarmaktadır. Göç, ucuz iş gücünün sermeye ile birleşiminin sağlanması, aynı zamanda da gelişmiş ülkeler ile az gelişmiş ülkeler arasındaki eşit olmayan gelişimi artırmaya neden olmaktadır (Laszlo, 2018: 13-15).

(24)

1.4. Göçün Sebepleri

Göçün sebepleri üzerine derin bir literatür taraması yapıldığında göçe neden olan en önemli sebebin ekonomik nedenler olduğu sonucuna varılmaktadır. Lakin kompleks bir yapıya sahip olan göçün ekonomik sebepler haricinde birçok sebebi bulunmaktadır (Arslan vd., 2016: 131).

İnsanlar göç etmek için pek çok nedene sahiptir. Fakat genellikle göçmen ülkelerinde gerçekleşen ekonomik ve siyasal sorunlar itici faktörler (push factors) olurken, göç ettikleri ülkelerdeki daha iyi fırsatlar çekici faktörler (pull factors) olarak değerlendirilmektedir (Wilson and Guskin, 2017: 27).

Göç üzerine yapılmış olan birçok çalışmada “push-pull” teorisi kullanılmıştır. Fakat bu teoriyi ilk kez Ravenstein “Law of migration” adlı çalışmasında kullanmıştır. Daha sonraki yıllarda bu teori geliştirilmiştir. Lee’nin “A Theory of Migration” adlı çalışmasında kullanılan push-pull teorisinde göç faktörleri ve göç süreci dört farklı başlık altında incelenmiştir. Şekil 2’de bu faktörler belirtilmiştir. Bu faktörler başlangıç yerindeki faktörler, varış yerindeki faktörler ve araya giren engellerdir. Şekil 2’deki + işaretleri insanları kendine çeken bir bölgenin çekme faktörlerini simgelerken, - işaretler ise insanları itme eğiliminde olan bir bölgedeki itme faktörlerini simgelemektedir.0 ise insanların kayıtsız olduğu durumları ifade etmektedir. Çekme faktörüne örnek olarak iş olanaklarının fazlalığı ve eğitim koşullarının daha iyi olması örnek olarak gösterilmektedir. İtme faktörüne örnek olarak ise savaş, açlık, iklim koşullarının elverişsizliği, iş olanaklarının düşüklüğü gösterilmektedir (Xiangjing, 2009:6; Amaral, 2018: 12).

Şekil 2: Başlangıç ve Varış Yerindeki Faktörler ve Göçe Engeller

Başlangıç Yeri Araya Giren Engeller Varış Yeri Kaynak: Xiangjing, 2009:7.

(25)

Göçe neden olan itici faktörler içinde zorla göçün en yaygın beş sebebinden biri kuraklıktır. Somali, Kenya, Malavi ve Etiyopya gibi birçok Afrika ülkesinde kuraklık gittikçe artmaktadır ve insanlar yaşadıkları yeri terk etme noktasına gelmektedir. Diğer bir neden ise, şiddetli kasırgalar ve sel baskınlarıdır. Buna benzer bir diğer sebep ise depremlerdir. 2010 yılında Haiti’de gerçekleşen depremde birçok insan evsiz kalmıştır. Deprem, sel gibi felaketlerin yol açtığı sorunların ardından bulaşıcı hastalık ve salgınlar insanları göç etmeye zorlar. Göçün en önemli diğer bir nedeni ise savaş ve çatışmalardır. Dünya çapında zorunlu göçe iten en yaygın faktör bu zamana kadar savaş ve çatışmalar olmuştur (https://www.concernusa.org e.t. 20.03.2019).

Aşağıda yer alan Tablo 1’de göçün sebepleri açıklanmıştır. Göçe neden olan ekonomik faktörler, kötü ekonomik şartlar ve nüfus artışı olarak nitelendirilebilir. Politik faktörlerden kaynaklanan göçler ise savaş, istila, köleleştirme, suçların cezaya dönüşümü ve siyasi anlaşmalar olabileceği gibi etnik, siyasi, dini veya başka nedenlerden dolayı gerçekleştirilen zulümden kaçmak için de gerçekleştirilmektedir. Sosyal faktörler ise bir din siyasi düşünce veya felsefe yaymak olabileceği gibi daha önce göç etmiş olan aile, akraba veya arkadaşlarla bir araya gelme isteği de göç etmeye neden olarak gösterilmektedir. Aynı zamanda daha fazla özgürlük arayışında olmakta diğer bir sosyal faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğal afetler (kasırgalar, depremler vb.), aşırı veya uzun süreli kuraklık ve iklim değişikliği de göçe sebep olan çevresel faktörlerdir (Arsenault Natalie vd., 2011:6-11).

Tablo 1:Göçün Sebepleri

İNSANLAR NİÇİN GÖÇ EDER?

1.EKONOMİK FAKTÖRLER: Kötü ekonomik koşullar, Aşırı nüfus

2.POLİTİK FAKTÖRLER: Savaş, istila, askeri devir alım. Etnik, siyasi, dini veya başka nedenlerden dolayı gerçekleştirilen zulümden kaçmak. Köleleştirme, suçların cezaya dönüşümü ve siyasi anlaşmalar

3.SOSYAL FAKTÖRLER: Bir din, siyasi düşünce veya felsefe yaymak. Daha önce göç etmiş olan aile, akraba veya arkadaşlarla bir araya gelme isteği, zulme karşı daha fazla özgürlük isteği.

4.ÇEVRESEL FAKTÖRLER: Doğal afetler: Kasırgalar, depremler vb. Aşırı veya uzun süreli kuraklık. İklim değişikliği.

Kaynak: Arsenault Natalie vd., 2011: 6-11. 1.5. Mülteci Kavramı

Mülteci kelimesinin geçmişini taradığımızda karşımıza M.Ö. 2000’li yıllar çıkmaktadır. Bu tarihlerde bile mülteci kelimesinin varlığının mevcut olduğu ve sıkça

(26)

kullanıldığı göç konusunun da önemini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Yakın tarihe gelindiğinde ise uluslararası çapta mültecileri ilgilendiren ilk organizasyon Milletler Cemiyeti döneminde yapılmıştır. Mülteci hareketliliğinin yoğun olduğu dönemler olarak karşımıza 30 Yıl Savaşları, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı çıkmaktadır. Ardından gerçekleşen zorunlu mülteci göçü ise İkinci Dünya Savaşı’nın etkisiyle zirveye ulaşmıştır (Bozbeyoğlu, 2015: 63; Ergüven ve Özturanlı, 2013:1010-1011).

20. yüzyıl itibariyle etkisi artan göç sorunuyla beraber mültecilere yönelik olumsuz düşüncelerin artmasının getirdiği etkiyle mülteciler, Batı ülkelerinde “Avrupa’nın saldırıya uğraması” kalıbı kullanılarak ifade edilmeye başlanmıştır (Deniz, 2014: 179). Bu başlık altında mülteci kavramı uluslararası düzenlemeler çerçevesinde açıklanacaktır.

1.5.1. 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Konvansiyonu 1951 Sözleşmesi, mültecilere ilişkin daha önceki uluslararası belgeleri pekiştirmekte ve mültecilerin uluslararası düzeyde haklarının en kapsamlı biçimde sınıflandırılmasını sağlamaktadır. Belirli mülteci gruplarına uygulanan daha önceki mülteci belgelerinin aksine 1951 Sözleşmesi’nin 1. Maddesinde “mülteci” teriminin tek bir tanımı onaylanmıştır. Bu tanımın vurguladığı nokta ise kişilerin siyasi zulümden ve diğer zulümlerden korunması gerektiğidir. Bu sözleşmeye göre “mülteci; ırk, din, uyrukluk, belirli bir toplumsal gruba üyelik veya siyasi nedenlerden dolayı zulme uğrama korkusu nedeniyle menşe ülkelerine geri dönmek istemeyen kişidir” şeklinde tanımlanmıştır (UNHCR,2010:3).

Bir kişi 1951 sözleşmesinin tanımında yer alan kriterleri yerine getiriyorsa mülteci olarak adlandırılır. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin mülteci tanımına dahil olan mültecilere, menşe ülke veya ikamet ettikleri ülkeler dışında olduklarında, ikamet ettikleri ülkede yaşamına ve fiziksel bütünlüğüne ciddi tehditler olması nedeniyle geri dönmek istemediğinde BMMYK uluslararası koruma sağlama yetkisine sahiptir (UNHCR,4).

1.5.2.Tamamlayıcı Nitelikteki 1967 Protokolü

1951 tarihli sözleşme, o tarihte meydana gelmiş olaylar veya daha öncesinde meydana gelen olaylar sonucunda mülteci olanları kapsamaktaydı. Zaman geçtikçe yeni mülteci durumlarının ortaya çıkmasıyla beraber yeni mültecilere 1951 Sözleşmesinin hükümlerinin uygulanabilir hale getirilmesi ihtiyacı doğdu. Sonuç olarak mültecilerin

(27)

statüsüyle ilgili bir protokol hazırlandı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda değerlendirildikten sonra 4 Ekim 1967’de yürürlüğe girdi (UNHCR, 1992:3).

1967 Protokolü’nün 1951 Cenevre Konvansiyonu ile arasındaki farklar göz önünde bulundurulduğunda, Mültecilerin Hukuk Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü’nün 1. maddesinde Ocak 1951 tarih kısıtlamasına bakılmaksızın mültecilerin eşit hukuki statüden yararlanmalarının sağlanacağı belirtilmiştir ve aynı zamanda bu protokolün hiçbir coğrafi sınırlama yapılmaksızın uygulanacağı ifade edilmiştir.

1.6. Sığınmacı Kavramı

AB Dublin II Yönetmeliğinin 2. maddesinde sığınmacı kavramı, sığınma için başvuruda bulunmuş olup başvurusu hakkında henüz kesin bir karar verilmemiş kişi olarak tanımlanmıştır.

Sığınmacı, mülteci olarak koruma arayışında olan ancak mülteci statüsü iddiası henüz değerlendirilmemiş bir kişidir. Buradan da anlaşılacağı üzere her mülteci ilk aşamada bir sığınmacı konumundadır (https://www.refugeecouncil.org.au).

1994 yılında Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmeliğin üçüncü maddesinde sığınmacı kavramı tanımlanmıştır. Bu tanıma göre sığınmacı; Irkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen yada uyruğu yoksa ve önceden ikamet etiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen yabancıyı ifade etmektedir (T.C. Resmi Gazete, 1994).

Dünya geneline bakıldığında, her yıl yüz binlerce insan Batı’nın güvenli ülkelerine siyasi sığınma talebinde bulunmaktadır. Bu sığınmacıların çoğu uluslararası çatışmaların yaşandığı fakir veya orta gelirli ülkelerden aynı zamanda da azınlıklara zulüm uygulayan ve insan hakları ihlallerinin fazla olduğu ülkelerden gelmektedir (Hatton, 2011:1).

1.7. Mülteci ve Sığınmacı Arasındaki Farklar

Sığınmacı ve mülteci kavramı arasındaki fark oldukça karışıktır ve genellikle bu terimler birbirinin yerine veya yanlış kullanılmaktadır. Sığınmacı, uluslararası korumayı isteyen fakat mülteci statüsünü henüz talep etmemiş kişidir. Diğer bir tanıma göre ise sığınmacı, bir mülteci olarak sığınma arayışı içinde olan ve hala başvurunun değerlendirilmesini bekleyen kişi olarak tanımlanmıştır. Bunun aksine mülteci ise,

(28)

mülteci statüsüne ilişkin 1951 Sözleşmesi uyarınca tanınan kişidir (Phillips, 2011:2; UNHCR, 2008: 4).

Mülteci olduğu tespit edilen sığınmacılar uluslararası koruma ve yardım alma hakkına sahiptirler. Mülteci olmamakla birlikte herhangi bir uluslararası korumaya ihtiyaç duymayanlar ise menşei ülkelerine geri gönderilirler (https://www.refugeecouncil.org.au).

1.8. Bazı Sorunlu Bölgelerde Gerçekleşen Göçler

Dünya geneline bakıldığında belli bölgelerde gerçekleşen göçler ve etkileri dikkat çekmektedir. Bu sorunlu bölgelerden bazıları İran, Irak ve Ürdün’dür. Yaşanan olaylardan dolayı gerçekleşen bu zorunlu göçlerin sosyal, kültürel, ekonomik etkilerinin yanı sıra stratejik etkileri de mevcuttur. Bu stratejik amacın en önemli nedeni olarak uluslararası ortamda belli bir konuma sahip olma isteği karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Afgan göçü ve Türkmen göçü bunun en iyi örneğini oluşturmaktadır (Nakanishi vd., 2008: 11).

1.8.1. İran’daki Afganlar

Kasım 2001’de gerçekleşen Afgan Savaşı sonrası çok sayıda Afgan İran’a sığınmıştır. Savaş sonrasında ise İran’dan Afganistan’a dönenler %10-15 ile sınırlı kalmıştır. Bu yüzden bu yıllarda İran, dünyada en fazla göçmen kabul eden ülke ünvanını almıştır. Ayrıca Afganların İran’a sığınması 1979’daki Sovyet işgaliyle başlamıştır ve artarak devam etmiştir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarında yapılan araştırmalar sonucunda İran’daki Afgan sayısında ciddi bir artış olduğu tespit edilmiştir (Nakanishi vd., 2008:12-13).

Afganistan’dan ayrılanların %80’i savaş durumunu, güvensiz ortamı, savaş ortamının getirdiği işsizliği ve enflasyonu öne sürmüştür. %12’si yoksulluktan Afganistan’dan ayrıldığını belirtirken %6.7’si hac ziyareti için gelmiştir ve daha sonra geri dönmemiştir. 1979’dan önce ise kuraklık ve hükümetin olumsuz politikaları nedeniyle ortaya çıkan yoksulluk ve borç nedeniyle ülkelerinden ayrılmışlardır (Abbasi-Shavazi vd., 2005:13).

Afgan çocuklarının eğitimi Amayesh kartı ile sağlanıyordu fakat bu onların gerçekten okula gittiği anlamına gelmemektedir. 2008’e kadar Amayesh kartı insanlara çalışma hakkı vermedi. 2008’den sonra kayıt oldukları zaman bu kart ile çalışma izni verilmiştir. Fakat geçerli bir çalışma iznine sahip olsalar bile Amayesh’e kayıtlı

(29)

Afganlar İran vatandaşları gibi sağlık sigortasından ve işsizlik yardımından faydalanamıyorlardı. 2001’den sonra ise kayıt dışı Afganlar yasa dışı çalışmaya bırakılmıştır. BMMYK ise işçilerin işçi hakkına sahip olmadığını ve işverenle yaşanacak bir sorun halinde örgütlü bir yardımın sağlanamayacağını belirtmiştir (Landinfo, 2011:8-11).

1.8.2. Irak Türkmenlerinin Göçü

Irak özellikle 1970’li yıllardan sonra etnik çatışmaların arttığı bir bölge haline gelmiştir. Bu bölgedeki sadece Türkmenler değil aynı zamanda Kürtler ve Hristiyanlar da Araplaştırma politikalarına maruz kaldıkları için komşu ülkelere zorunlu göçe maruz bırakılmışlardır. Araplaştırma politikalarından kaçmak zorunda kalan Türkmenlerin çoğunluğu Türkiye’ye ve diğer Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kalmışlardır (Sirkeci, 2008: 31).

Aşağıda yer alan tabloda 2005-2018 yılları arasında Türkmenlere yönelik gerçekleşen bazı önemli saldırılar yer almaktadır.

Tablo 2: Türkmenlerin Maruz Kaldığı Bazı Önemli Saldırılar 2005: 3 Haziran Albay Sabah Kara Altun Suikastı

2009: 22 Kasım Musul Uluslararası Ulaştırma Forumu temsilcisi Suikastı 2009: 20 Haziran’da Hurmatu’da meydana gelen devasa patlama

Uluslararası Ulaştırma Forumuofislerine belli aralıklarla saldırılar düzenlendi 2011: 11 Eylül Kerkük Eyalet Meclisi Başkanı Abdul Emir’in vurulması

2011: 8 Mart Musul Üniversitesi akademik personeli Dr. Amir Said Selbi suikastı

2011: Kerkük Üniversitesi öğretim üyesi Sami Aslan Reza ve Musa Mustafa Veyis’in kaçırılması

2012: 19 Eylül Dr. Reza Hamza Al Bayati suikastı

2013: 25 Haziran Irak Türkmen cephesi Tuzhurmatu temsilcisi Ali Haşim Muhtaroğlu’na suikast

2014: Kerkük İl Meclis Başkanı Munir Kafili suikastı

2016: Türkmen gazeteci Ahmed Necmettin Haceroğlu suikastı

2017: Irak Türkmen cephesi El-askeri bölge sorumlusu Alaattin Abdulmaksud suikastı 2018: Kerkük Üniversitesi akademisyenlerinden Ali Elmas’a düzenlenen suikast

Kaynak: (UNPO, 2013: 10 ; https://www.haberturk.com e.t. 8.07.2019 ;http://www.bizturkmeniz.com e.t. 23.07.2019).

2014 yılına gelindiğinde ISIS’in (Islamic State of Iraq Sham/Syria) Tikrit, El Anbar ve Musul’u ele geçirmesinin ardından bunun etkisi Irak sınırını aştı. Daha sonra ISIS’in ele geçirdiği toprakları kontrol altına almasıyla beraber bu bölgelerdeki denge tamamen ortadan kayboldu. Devlet mekanizmalarında, sosyal ve demografik yapılarla beraber siyasi yapılarda da kalıcı hasarlar meydana geldi. Bu hasar özellikle Türkmenler’in üzerinde önemli etkiler bırakarak zorunlu göçe mecbur bıraktı. Göç

(30)

ettikleri yerlerde azınlık konumunda olan Türkmenler’in kendi bölgeleri ise sosyal, ekonomik, politik vs. açılardan büyük değişime uğramıştır ve kendilerini mezhep çatışmalarının tam ortasında bulmuşlardır (Center for Middle Eastern Strategic Studies, 2016:5).

1.8.3.Ürdün’e Suriyeli Göçü

Arap Baharı’nın yaşandığı dönemde Ürdün Kral Abdullah tarafından yönetilmekteydi ve Ürdün bu süreçte Arap Baharı’ndan en az etkilenen ülkelerden biri olmuştur. Suriye’de yaşanan olaylar neticesinde ülkesini terk eden Suriyelilerin göç ettikleri ülkelerden biri de Ürdün’dür. Arap Baharı’ndan en çok etkilenen Suriyeliler ise savaşın patlak vermesiyle beraber Ürdün’e sığınmıştır ve bu sayı giderek artmıştır. 2012 yılında sayının giderek artmasıyla beraber Mafraq kasabası yakınlarına yaklaşık 113 bin kapasitesi olan Zaatari kampı kurularak Suriyelilere yardım sağlanmıştır. Fakat Ürdün’ün ekonomik yönden sıkıntılarının var olması ve yüzde 30’luk bir bütçe açığının tespit edilmesi tasarruf programını gündeme getirmiştir. Aynı zamanda Ürdün Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanı devletin ekonomik yükünün arttığını dile getirerek yıllık maliyetin yaklaşık olarak 1 milyar dolar olduğunu belirtmiştir (Schenker, 2013; Eker, 2014: 24).

Ürdün’de bulunan Suriyeli sayısı 1,3 milyon olarak hesaplanmıştır ve bu sayısının yarısı savaş başlamadan önce başka nedenlerle ülkesini bırakıp Ürdün’e gelen ve savaşın başlamasıyla da ülkesine dönemeyen Suriyelilerden oluşmaktadır. 1,3 milyonun diğer yarısını ise Suriyeli mülteciler oluşturmaktadır (https://www.aa.com.tr, 19.07.2019).

Başlangıçta birikimlerine ve Ürdün halkının yardımlarına güvenen Ürdün’deki Suriyeliler zaman geçtikçe daha çok yardıma muhtaç olmuşlardır. Böylece UNHCR liderliğinde 4,63 milyar ABD Doları destekli bir Bölgesel Mülteci ve Dayanıklılık Planı devreye sokularak Suriyelilerin bulunduğu ülkelere yardım olanağı sağlanmıştır (UNHCR, 2018).

1.9. Suriye’de Dış Göç

Orta Doğu’da Arap İsyanları neticesinde Suriye’de gerçekleşen çatışma sonucunda halk zorunlu olarak diğer ülkelere göçe maruz bırakılmıştır. Çatışmanın hala sonuçlanamamasıyla beraber diğer ülkelerde olan Suriyeli göçmen sayısının fazlalığı bu olayı bölgesellikten çıkararak küresellik kazanmasına neden olmuştur (Salihi, 2016: 161).

(31)

1.9.1. Suriye’de Gerçekleşen Olaylara Bakış

Suriye’nin 1946’da bağımsız olmasından bu yana, 1970 yılında Hafız Esad iktidara gelene kadar başa gelen hükümetlerin ömrü bir yıldan azdı. Esad’in iktidara gelmesiyle beraber Suriye’de siyasi istikrar sağlanmıştır. SSCB ve İran ile yakın ilişkiler kuran Esad halkla fazla bağlantı kurmamayı tercih etmiştir. 2000 yılında ise Hafız Esad’ın oğlu Beşar Esad başkan olmuştur (Haran, 2016:2).

Suriye’de gerçekleşen çatışma Mart 2011’de başlamıştır ve kısa sürede uluslararası aktörlerin yer aldığı bir iç savaşa dönüşmüştür. Çatışmadan etkilenenlerin büyük çoğunluğu (tüm mültecilerin %76’sı) Suriye’ye komşu ülke olan Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve az sayıda da olsa Mısır’a göç etmişlerdir. Ekim 2011’de Türkiye’deki yetkili makamlar Suriye’den gelen tüm Suriyeliler için geçici bir koruma rejiminin yürürlüğe gireceğini ilan etmişlerdir (De Bel-Air, 2016:1).

Bu kapsamda Suriye’de yaşanan olayları daha net bir şekilde inceleyebilmek için savaşın başladığı yıldan günümüze gelene kadar yaşanan olaylar zaman sırasına göre aşağıda yer alan Tablo 3’te açıklanmıştır.

Tablo 3: Suriye’deki Olayların Zaman Çizelgesi

Mart 2011: Şam ve Dera’da siyasi özgürlük ve yolsuzlukların sona ermesi için protestolar düzenlenmiş ve güvenlik güçleri protestocuları öldürerek huzursuz bir ortam meydana getirmişlerdir.

Ekim 2011: Rusya ve Çin Suriye’yi kınayan BM kararını veto etmiştir.

Kasım 2011: Arap Birliği şiddetin bitmesi için bazı öneriler sunmuştur ve Suriye Hükümeti’ de bunu kabul etmiştir.

Şubat 2012: Eski Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu Suriye’de gerçekleşen ölümlerin görmezden gelinemeyeceğini söylemiştir.

Aralık 2012: ABD meşru hükümet olarak Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nu tanımıştır.

Ocak 2013: İsrail jet uçakları Şam yakınlarındaki askeri üssü bombalamakla suçlanmıştır.

Ocak 2013: Suriye lideri Esad, Türkiye’ye Suriyeli isyancılara verdiği desteği kesmesi halinde savaşı sonlandırabileceği açıklamasını yapmıştır. Eylül 2014: ABD, Suriye’deki “İslam Devleti” militanlarına hava saldırıları

düzenlemiştir.

Eylül 2015: Savaşın başından itibaren perde arkasında askeri yardım sağlayan Rusya çatışmaya aktif olarak girmiştir.

Ağustos 2016: OPCW ve BM uzmanları Suriyeli askerlerin rakiplerine karşı klor gazı kullandığını tespit etmişlerdir.

Temmuz 2017: Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Güneydoğu Suriye’de savaşla beraber harap olan üç ilde sınırlı ateşkes konusunda anlaşmışlardır.

(32)

Temmuz 2017: Suriye savaş uçakları, düşmanlıkların kesilmesinin ilan edilmesinden sadece bir gün sonra Şam banliyölerini bombalamıştır.

6 yıl süren çatışmalar boyunca barış görüşmelerinin birçoğu BM tarafından desteklenirken bir kısmı da Rusya tarafından desteklenmiştir fakat hepsi başarısız olmuştur.

Aralık 2017: 330 sağlık kuruluşuna toplamda 492 kez saldırıda bulunulmuş ve bu saldırıların sonuncunda 847 kişi hayatını kaybetmiştir.

Şubat 2018: Suriye- Rusya ittifak güçleri tarafından Doğu Ghouta’nın güvenliğini sağlamak amacıyla büyük çaplı bombardımanlar gerçekleştirilmiştir. Nisan 2018: Duma’ya yapılan saldırıda kimyasal silahlar kullanılmış ve birçok sivil

hayatını kaybetmiştir.

Temmuz 2018: Süveyde bölgesine birçok kez saldırılar düzenleniştir.

Kasım 2018: İsrail rejimi; Şam, Kisve, Kuneytire çevresindeki Suriye rejiminin ve İranlı halkın askeri alanlarını hedef noktası haline getirmiştir.

Aralık 2018: Suriye Demokrat güçleri ISIS ile süren anlaşmazlıkların ardından Hajin’i ele geçirmiştir.

Aralık 2018: SNHR verilerine göre, 2018 yılında Suriye’deki çatışmada 6964 sivil hayatını kaybetmiştir.

Nisan 2019: Dünya Sağlık Örgütü İdlib’deki sağlık merkezlerine yapılan saldırıların arttığını ve 18 sağlık merkezinin büyük hasarlar gördüğünü bildirdi. Mayıs 2019: 13 Mayıs’ta İdlib’e yönelik gerçekleştirilen saldırıda bazı köyler rejimin

kontrolüne geçti.

Mayıs 2019: İsrail Golan Tepeleri’nin bulunduğu Kuneytra’ya saldırıda bulundu. Haziran 2019: Donald Trump; Suriye, Rusya ve İran’ın İdlib’e yaptıkları saldırılara son

vermelerini istedi. Ayrıca ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey askeri hareketlerin son bulmasını istediklerini ve Türkiye ile işbirliği içinde bulunarak anayasa komitesinin kurulması için ellerinden geleni yapacaklarını bildirdi.

Kaynak: (Mariwala, 2014; Konviser, 2017; SNHR, 2019: 4-25; ORSAM, https://www.orsam.org.tr e.t. 6.7.2019).

BM tarafından yapılan açıklamaya göre Haziran 2013’e kadar çatışmalarda 90 bin kişinin öldüğü tespit edilmiş ; Ağustos 2015’ e kadar ise bu sayı 250.000’e çıkmıştır. BM soruşturma komisyonu, çatışmaların tüm taraflarının cinayet, işkence ve tecavüz olaylarını içeren savaş suçları işlediğini kanıtlamıştır. Ayrıca savaş yöntemi olarak kuşatmalar yoluyla yiyecek, su ve sağlık hizmetlerine erişimi engellemek gibi metodların kullanıldığı tespit edilmiştir (Rodgers vd., 2016).

Çatışmanın patlak verdiği 2011 Mart’tan günümüze gelene kadar 400.000’i aşkın insan ölmüştür ve 1 milyonu aşkın Suriyeli yaralanmıştır.2018’de gerçekleşen bazı çatışmalardan dolayı binlerce Suriyeli yerinden edilmek zorunda bırakılmıştır. 2011 yılından bu yana Avrupa Birliği ve üye ülkeler bu duruma göz yummayarak 17

(33)

milyar Avro değerinde bir yardımda bulunmuşlardır. Suriye’de yaşanan olayların dokuzuncu yılına girilmiş olmasına rağmen hala 11,7 milyon Suriyelinin insani yardıma ihtiyacı vardır ve bunların 6 milyonu çocuklardan oluşmaktadır (https://ec.europa.eu, e.t. 17.04.2019).

Suriye’de dokuz yıldır devam eden bu olaylardan dolayı birçok Suriye vatandaşı ülkesini terk ederek çoğunlukla komşu ülkelere sığınmayı tercih etmişlerdir. Aşağıda yer alan Tablo 4’de UNHRC verilerine göre Suriyelilerin en çok göç ettikleri ülkeler ve bu ülkelerdeki mülteci sayıları sıralanmıştır.

Tablo 4 :UNHRC Verilerine Göre Suriyeli Mültecilerin Ülkelere Göre Dağılımı Ülkeler Suriyeli Mülteci Sayısı

Türkiye 3,621,330 Lübnan 944,613 Ürdün 660,393 Irak 253,672 Mısır 132,281 Kuzey Afrika 35,713 Toplam 5,648,002

Kaynak: UNHRC Data Portal, https://data2.unhcr.org, e.t. 18.04.2019.

Tablo 4’te görüldüğü üzere çözümlenemeyen Suriye krizinin etkisinden kaçan Suriyeli mülteciler UNHRC verilerine göre, başta Türkiye olmak üzere Lübnan, Ürdün, Irak, Mısır, Kuzey Afrika gibi yerlere akın etmiştir. 11 Nisan 2019 itibariyle Türkiye’deki Suriyeli nüfus sayısı 3 milyon 621 bin 330 olarak belirlenirken Lübnan’daki Suriyeli sayısı ise 944 bin 613 olmuştur (UNHRC Data Portal, https://data2.unhcr.org, e.t. 18.04.2019).

1.9.2. Suriye’de Dış Göç ve Savaşın Nedenleri

Suriye, jeopolitik konumundan dolayı birçok farklı gücün dikkatini çekerek yabancı güçlerin savaş alanı haline gelmiştir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sömürgeci devletlerin kullandığı en önemli politika önce parçala daha sonra da yönet anlayışına dayanmaktaydı. Özellikle Fransa, Suriye’nin mezhep ve etnik köken bakımından farklılıklarını kullanarak sürekli Suriye vatandaşlarını birbirine karşı kışkırtma yoluna gitmiştir (Nassar, 2013 ; Budak vd., 6).

2010 yılında Tunus’ta, 26 yaşındaki Muhammed Buazizi’nin kendisini Pazar yerinde yakması sonucunda Tunus halkının ayaklanmasıyla başlayan Arap Baharı’ndan etkilenen ülkelerin başında birçok farklı dini, ırkı, mezhebi bir arada barındıran Suriye gelmektedir. Arap halkının özgürlük arayışıyla başlayan olay birçok ülkeyi etkilemiştir.

(34)

Diğer ülkelerde yönetim değişikliğiyle son bulan bu olay Suriye’de sonu gelmeyen bir savaş ortamına dönüşmüştür (Karkın ve Yazıcı, 2015:202-203).

Savaş öncesi Suriye’nin ekonomik durumuna bakıldığında ve IMF’nin de düşüncesi göz önünde bulundurulduğunda karşımıza durağan bir ekonomi çıkmaktadır. Sıkıntılı bir bürokrasinin var olduğu ve tarımın önemli bir ekonomik kaynak olduğu Suriye’de kuraklığın da baş göstermesi iç savaşa götüren ekonomik sebeplerden biri olmuştur (Özdemir, 2016: 90-91).

2011 yılında Suriye’de yaşanan olaylar neticesinde vatanını bırakıp kaçan mültecilerin çoğunluğu ülkelerine olan konumlarının yakınlığından dolayı Türkiye, Lübnan, Irak ve Ürdün’e göç etme mecburiyetinde kalmışlardır. Orta Doğu’ya göç etmeye mecbur kalan Suriyelilerin sayısı Türkiye ve Lübnan’da yoğunlaşmaktadır (Özil, 2016:126).

Aşağıda ki Şekil 3’te belirtildiği gibi Richard Snyder’in çalışmalarına dayanarak Arap halkının isyanları teorik bir çerçevede gösterilmiştir. Şekilde de görüldüğü üzere, Snyder’e göre devrimsel nitelikli sonuçlar bir dizi değişkene bağlıdır. Bu değişkenler; güç için rakipler arasında kaynak dağılımı ve dayanışma ya da izolasyon olarak açıklanabilecek seçkinlerin yapısı, devrimsel sonuçlara neden olmaktadır. Şekil 3’te açıklanan devrimin ön koşullarının ve uluslararası baskıların oluşumu devrimci bir durumun ortaya çıkmasına sebep olurken bu devrimci durum ise devrimsel bir sonucu doğurmaktadır (Doha Samir, 2011: 46).

(35)

Devrimin Ön Koşulları -Kültürel yönelimler -Devlet yapısı ve hedefleri

-Elit yapı (özerklik, kaynaklar ve çatışmalar) -Silahlı kuvvetlerin özerkliği

Uluslararası Baskılar

-Ekonomik baskılar(kapitalizm) -Politik ve stratejik çıkarlar

Devrimci Durum

Güç için rakipler arasında kaynak dağılımı Seçkinlerin yapısı (dayanışma/izolasyon)

Devrimsel Sonuç Kaynak: Doha Samir, 2011: 47.

Savaşın diğer sebeplerinden biri, Suriye’nin sosyal ve ekonomik yönden gelişimi devam ederken, özgürlük arayışı içine giren halka rağmen siyasi yapılanmada hiçbir değişikliğin ve gelişimin yaşanmaması olarak niteleyebiliriz (Şen, 2013: 57).

BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 14. Maddesi’nde yer alan “Herkes zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkını haizdir” ifadesinin bulunmasının verdiği olanaklarla beraber bu göçler sadece Orta Doğuyla sınırlı kalmamış, Avrupa ve Amerika’yı hedef alan göçler de meydana gelmiştir. Almanya, İsviçre ve Avusturya Suriyeli mülteciler tarafından tercih edilen ülkeler arasında yer almaktadır (https://tr.sputniknews.com, e.t. 22.03.2019 ).

1.9.3.Suriye’deki Savaşın ve Dış Göçün Sonuçları

Tunus’ta başlayıp Orta Doğu ve Afrika’ya hızla yayılan Arap Baharı Suriye’de de rejime karşı yapılan ayaklanmalara neden olmuştur. Halkın ayaklanmasına Esad yönetiminin yoğun şiddet içerikli tepki vermesi üzerine ülke, içinden çıkılamayacak bir savaş ortamına dönüşmüştür. Ülkesinde kalıp rejimle savaşmak isteyenlerin dışındaki diğer Suriye halkı sınır bölgelerinden diğer ülkelere sığınma yolunu seçmiştir. Bu savaş

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu çalışmanın amacı; fakültemizde kullanılmakta olan kadavra temelli eğitim üzerine hem klinik öncesi dönem olan birinci, ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinin

Karaciğer biyopsi örneklerinin değerlendirilmesinde Anti-HDV pozitif hastalar ile Anti-HDV negatif hastalar arasında histolojik aktivite indeksi (HAİ) açısından

ve kalk›nma-turizm etkileflim sürecinden bahsedilmifl, turizm ve sürdürülebilir kalk›nma ba¤lant›s› de¤erlendirilmifl ve ekonomik anlamda göreceli olarak az

In order to increase the sustainability of the automobile industry on the environment, economy and also social activity there is required proper practice

Âdem ve Havva, yasak ağaçtan yiyip edep yerleri açılınca hemen cennet yapraklarıyla örtünmeye çalışmışlardır (bk. Örtünme duygusu ve ayıp hissini

Bu çerçevede, İstanbul Aydın Üniversitesi çatısı altında faaliyet gösteren 30’u aşkın araştırma merkezinden biri olan ve sosyal alanda çalışan İAÜ

I will discuss three areas where Müren queers Turkish masculinity: live performances in nightclubs, film roles, and music videos for television.. These deserve special attention

BİRİNCİ BÖLÜM: TÜRKİYE’NİN GÖÇ POLİTİKALARI VE POLİTİKA ANALİZİ TÜRÜ OLARAK SÜREÇ MODELİ ... Kamu Politikası Alt Alanı Olarak Göç ... Göç Politikalarına