tıkları (1968), Kötü Yol (1969), Üç Kâğıt çı (1969), Murtaza (Genişletilip roman niteliği kazandırılmış baskı 1969)dır.
Orhan Kemal, tüm yazdıklarında yaşa dıklarından ve gözlemlerinden yola çıka rak kurgular yapmış bir yazardır. Onun hem büyük hikâye ya da roman hem de oyun olarak ilgi çeken eseri 72. Koğuş’u bu bakımdan biyografik romanlar sırası na sokulabilir. Orhan Kemal, bu roma nında yoksul, itilip kakılan ve hapisane argosunda “ adembaba” diye anılan in sanların koğuşunu anlatmıştır. Bu koğu şun, bir rastlantıyla kavuştuğu rahat ve kardeşçe İlişkiler, romanda çıkar ilişkileri yüzünden bozulur. Oyunda ise, Orhan Kemal, sağlam kalan insanlık üzerinde durarak, oyunun akışında, romana göre, bir iki önemli değişiklik yapar.
Orhan Kemal’in anlatımında, öykü ya da romanı anlatanın (yazarın) dili ile öy kü ve roman kahramanlarının dili arasın daki ayrılığın kesinliği dikkat çeker. Yazar “en doğru, en ileri bir dille” yazıp, konu şur. Kişiler ise, sosyal durumlarına uygun biçimde, kimi zaman yanlışlarla, kimi za man şiveleriyle.
Orhan Kemal, öykü ve roman kişileri nin konuşmasına karışmayışını, “her tipin kendi iç âlemini belirtmeye yarayan ken dine mahsus ifade tarzını” korumakla, “her devrin insanının yaşadığı dönem ve şartların damgasını taşıdığını” belirtmek le açıklar. Onun anlatımının kuşkusuz, en önemli yanı, diyaloglarıdır.
Uzun ruh çözümlemelerinin, karakter çizmelerinin işlevini yüklenen bu diyalog lar, kimi zaman “tefrika romancılığının
Î
'ereği, sayfa sayısı arttırmanın kolay yo-u” olarak yorumlanıp, eleştirilmişse de, ustalığı gözardı edilememiş konuşma dü zenlemeleridir.
Orhan Kemal’in ekmek pa rasını kazanmada, geçtiği yol lardan biri ‘senaryo yazarlığı ve senaryolara diyalog yaz ma’ydı. Günümüzde “eski Ye- şilçam film lerini” izlerken, akıcı konuşmalarda, onun adı jeneriklere girmeyen bu “se naryo işçiliğini” anımsayın. Günümüz filmlerinin, yaşama- sız konuşmalarında da.
Asım Bezirci, Orhan K e mal’in kitaplarını şöyle sıralar (İlk baskı tarihlerine göre) Hi kâye: Ekmek Kavgası (1949), Sarhoşlar (1951), Çamaşırcı nın Kızı (1952), 72. Koğuş (1954), Grev (1954), Arka So kak (1956), K ard eş Payı (1957), Babil Kulesi (1957), Dünyada Harp Vardı (1963), Mahalle Kavgası (1963), İşsiz (1966), Önce Ekmek (1968), Küçükler ve Büyükler (1971), Yağmur Yüklü Bulutlar (Bü tün Hikâyeleri I, 1974), Kır mızı Küpeler (Bütün Hikâye leri II, 1974), Oyuncu Kadın (Bütün Hikâyeleri III, 1975), Aslan Tomson (1976, Serseri M i l y o n e r - I k i D am la G özyaşı (Bütün Hikâyele ri IV, 1976), In- ci’nin Maceraları (1979). Rom an: Baba Evi (1949), Avare Yıl lar (1950), Murtaza (1952, genişletilm iş baskı 1969), Cem ile (1952), Bereketli Topraklar Üzerinde (1954), Suçlu (1957), Serseri Milyo ner (1957), Devlet Kuşu (1958), Vukuat Var (1958), Gâvurun Kızı (1960), Hanı mın Çiftliği (1961), Eskici ve Oğulları (1962, Eskici Dük kânı adıyla 1970), Gurbet Kuşları (1962), Sokakların Çocuğu (1963), Kanlı Top raklar (1963), Bir Filiz Vardı (1965) , Müfettişler Müfettişi (1966) , Evlerden Biri (1966), Arkadaş Islıkları (1968), So kaklardan Bir Kız (1968), Üç K âğıtçı (1969), Kötü Yol (1969), Kaçak (1970). Oyun: ispinozlar (1965), 72. Koğuş (1972),.. Anı: Nâzım H ik metle Üç Buçuk Yıl (1965). İnceleme: Senaryo Tekni:
doğan genç okur için, filmini gördüğü Murtaza’nın ve adını duyduğu 72. Ko- uş’un yazarıdır. Biraz dikkatli bir okur, una senaryosunda adı anılan Yalancı Dünya ile Tersine Dünya’yı katar.
Ama, Gurbet Kuşları filminin, aynı adlı romandan yapılmadığını bilmez. 1958 ve 1969 Sait Faik, 1969 Türk Dil Kurumu Hikâye Armağanı almış olması, 1967 An kara Sanatseverler Derneği’nin Yılın En iyi Oyun Yazarı seçilmesi de, onun için biyografik bir nottur.
Orhan Kemal öykü ve romanının gün demde olduğu yılların yazarları için Ad nan Özyalçıner ın şu saptamasını göz ö- nünde tutmak gerekir: “Bilindiği gibi Or han Kemal, Sait Faki’in çağdaşı bir yaza rımızda
Burada Sait Faki’i bir doruk olarak ele aldığım sanılmasın. Çünkü Sait Faik’in yazdığı yıllarda Orhan Kemal’le birlikte YaşarKemal, Kemal Bilbaşar, Samim Ko- cagöz, daha sonra da Fakir Baykurt sivril miş gerçekçi Türk hikâyecileri ve roman cıları arasında yer alıyordu. Ama Orhan Kemal’in dışında andığım bütün yazarla rımız yöresel hikâye ve romanlar üstünde çalışıyorlar, Anadolu insanının yaşantısın dan kesitler veriyorlardı. Gerçekçi Türk
V K İ V
hikâye ve romanına bu kesimden önemli katkılarda bulunuyorlardı.
O sırada özellikle İstanbul’u yazan, bü yük kentte yaşayan insanların öykülerini anlatan Sait Faik’le Orhan Kemal’i görü yoruz.” (Bir Yazı işçisi Olarak Orhan Ke mal, Militan Dergisi, Haziran 1975) Öz- alçıner, yazısında, Sait Faik’le Orhan emal’in öyküleri arasındaki ayrımı da vurgular, Sait Faik bir görgü tanığıdır, Orhan Kemal öykü kişilerinden biri. Okurun günümüz metropolü ile yaklaşık 40-45 yıl öncesinin İstanbul’u arasındaki değişenle değişmeyeni saptaması, Orhan Kemal’i okuyarak olasıdır (elbet, aynı dö nemin öteki öykücülerini de). Bu sapta ma, Orhan Kemal romanı ve öyküsünün “çağının geçip geçmediği” konusunda da ona gerekli izlenimi verecektir. Tomris Uyar ın saptadığı “sevgi” havasını da so- lutacaktır.
Orhan Kemal’i toplumbilimsel olarak okumayı deneyen varsayımsal okur, kuş kusuz, değişen koşullara karşın değişme yen üİke gerçeklerini de görecektir: Ço cuk işçiler, satılık küçük kızlar, emek sö mürüsü, kolay para kazanma adına vazge çilen değerler... Yalnız bu gördükleri, ona küskünlük ve umutsuzluk değil, bir
di-ve Senaryoculuğumuzla ilgi Notlar (1963). Röportaj: İs tanbul’dan Ç izgiler(1971, aynı yıl Boyacı adıyla da ya yımlanmış). Bu hsteve, gaze telerde tefrika olarak kalmış Tersine Dünya’nın 1986’da kitap olarak yayımlanışını da ekleyebiüriz.
Bugünün Okuru İçin Orhan Kemal
Artık, günüm üz okuru için Orhan Kemal’in anlam ve önemi üzerinde durabili riz. Orhan Kemal, özellikle, öldüğü yıl ya da daha sonra
r renç aşılayacaktır. Çünkü Orhan Kemal, insana inanır. Ona “Ey insanoğlu, kendi ellerinle bozduğun toplum düzenini gene sen, kendi ellerinle düzeltip, bu çıkmaz dan kurtaracaksın” diye seslenir. Orhan Kemal’i toplumbilimsel olarak okuduğu nu varsaydığımız bugünün okuru, özel likle ilk romanlarda ve öykülerde, “siya sal sürgünlerin yakınlarının dünyasını” da bulacaktır. G ünüm üzde önem li bir sorundur bu. Bir de dinsel eğitime zor lanan çocukların çocuk dünyalarının nasıl zedelendiğini...
Bu yazıda Orhan Kemal’in yaşam öy küsü, onun yaşam ını nasıl güçlükle kazandığı yer almadı.
İsteyen, bulup okur, yazar sözlüklerin den, incelemelerden. Günümüzdeki gibi, bir yazarın pasaport almak, yurtdışındaki teliflerini getirtmek için neler yaşadığını da öğrenir.
Ben Ara G üler’in kaleminden aktar mak istiyorum onu: “ Fo to ğrafça düşününce Orhan Kemal benim için bir film kahramanıydı adeta. Kafasında hep Borsalino bir şapka, beyaz gömlekli, kravatlı, koyu renk elbiseli.
1935-40 modeli sinema artistlerine benzerdi tıpkı. (...) Rejisör olsam hangi filmde oynatırdım diye düşünebilirdim. Yıllar sonra bir gün birlikte resim çek meye karar verdik. (...) İlkin Şişhane ile K araköy arasındaki ara sokaklarda çalışan, romanlarındaki insanlara benzer insanlar arasına yerleştirmek istedim onu. Sonra Cibali’deki kahveye gittik.
Oradaki arkadaşlarıyla resimlerini çek tim.” (Bir Devir Böyle Geçti Kalanlara Selam Olsun). Ara Güler Orhan Kemal’i son gördüğü günü anlatırken onun bütün yaşa»ını da anımsar. Bir gün sabahtan çıkagelmiştir: “ Orhan bir sigara yaktı, Sofya’ya gidiyorum” dedi, “Gebermeden adamakıllı bir fotoğrafımı çek, elinde bulunsun.”
Dediğini yaptım. Ciddi, klasik denecek tarzda ışıklarla Orhan Kemal’in bir sürü resmini çektim. “Ha şöyle!” dedi. Fotoğ rafları çekerken, Adana’dan gelen Raşit Öğütçü’yü, Meserret kahvesinde oturup romanını yazmaya çalışan Orhan Kemal’i, Cağaloğlu’nun arka sokaklarındaki bir ka vede loş bir ışıkta eğilm iş prova düzelten Orhan Kemal’i, Kumkapı mey hanesine inen yokuşta sisli bir fonda bir yanında Recep Bilginer, bir yanında Agop Arad, ortadaki Orhan Kemal’i ayrı ayrı gördüm”..
Ben, Orhan K em al’in kitaplarına bakınca ya az para vermek için tarım makinesindeki acemi işçi çalıştıran iş vereni, ya bu yüzden iş kazasına uğrayıp, kanı yepyeni arabayı kirletir diye ortalık yerde bırakılan Pehlivan Ali’yi görürüm. Kimi zaman yıkılan bir gecekondu görün tüsü, kimi zaman çöplükte yiyecek bir şeyler arayan yoksul bir yaşlı gölgesi düşer önüme..
Küçücük bir tornacı, oyunu günah sayan bir küçük hafız kız.. Yanılsama ol malı. Bunlar yaşandı mı, yaşanıyor mu?.. Orhan Kemal’in kitapları yeni baskı yap madığına göre hepsi sona erdi. Bütün çelişkiler gi
Ne iistasyonlarda gecelemeye çalışan iş sizler var, ne siyasal sebeplerden işsiz bırakılanlar, siyasal göçmenler, ne de ek mek parası için kitaplığını satmaya çalışanlar.
Orhan Kemal'i anarken
1970 Haziranı’nın ilk günü (ölümü 2 Haziran 1970) Sofya’da yatmakta olduğu bir sayrıevinde Orhan Kemal artık konu şamıyor.
Doktordan kâğıt kalem ister. Kendisine verilem kalemle kâğıda şunları yazar: “Eşe dosta selam. İnandığım doğruların adamı olduğum, böyle yaşadığım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştığım, kursa ğımda hakkım olmayan bir tek kuruş da hi girmemiştir.”
Kırk dolayında yapıtın yazarı olan Or han Kemal’in ölüm yatağında yazdığı yu- kardaki iki tümceyi Nurer Uğurlu’nun “ Orhan Kemal’in tkbal Kahvesi” kita bından okuyunca derin bir acı duydum... Bu iki tümce Orhan Kemal’in yaşamını yansıtır...
Kitabı yeniden okuyup bitirirken rast ladığım büyük harflerle yazılmış bu iki tümce, kitabın da, Orhan Kemal’in de son tümceleridir.
Orhan Kemal’in bana imzaladığı kitap lara bakıyorum, ölümünden 25 yıl sonra. İlk imzaladığı kitap “ Kanlı Topraklar” . Değerli yayımcı Yaşar Nabi’nin tanıştır dığı gün, yayınevinden birlikte çıkıp, An kara Caddesi’nden aşağı doğru yürürken elindeki Kanlı Topraklar’ı göstererek, “Bu roman piyasaya bugün çıkıyor, bir arkadaşa götürüyordum, madem ki sen Ankara’ya dönüyorsun yarın, sana imza layayım” deyip, cebinden kalemi çıkarıp ayaküstü romanı imzalarken, “Samsun’da çalışmalarını duydum” dedi, yavaşça...
Şimdi, kırmızı tükenmez kalemle yazdı ğı sunusuna bakıyorum: “Behzat Ay’a sevgilerimle, 6.2.1964, Orhan Kemal.”
Ankara’ya dönüşümde romanı oku muş, bir yazı yazıp Varlık Dergisi’ne pos- takmıştım. Varlık koleksiyonunu araştır dım, Eylül 1964 sayısında yayımlanmış. Yazımı, aradan şunca zaman geçtikten sonra yeniden okudum.
Gülünç gelecek, insanın kendi yazısını beğenmesi ama, beğendim. Zaten, Orhan
Kemal de, aradan altı yıl, ama tam altı yıl geçtikten sonra, yazıyı beğendiğini söyle yip teşekkür etmişti. Şimdi Orhan K e mal’le ilgili yazı ve kitapları karıştırırken, Asım Bezirci ile Hikmet Altınkaynak’ın birlikte hazırladıkları “ Orhan Kemal” adlı kitapta yazımdan alıntı yaptıklarını gördüm.
İlk karşılaşmamızdan altı yıl sonra Nu rer Uğurlu’nun dağıtımevinde karşılaştım Orhan Kemal’le. Beni anımsamayacağını sanıyordum.
Yüzüme bakıp, çok içtenlikli olarak, “Behzat, Aziz Nesin’le Varlık'taki konuş manı (Şubat 1970 sayısında idi. B.A.) dün okudum. Çok beğendim. Güzel sorular sormuşsun. Aziz de güzel yanıtlamış” de di. Ben, Orhan Kemal’in belleğinin gücü nü (ikinci karşılaşmamız) düşünüyordum, şaşkınlıkla, “Sizinle de bir konuşma yap mak istiyorum” deyiverdim. “Ne zaman buluşabiliriz?” diye sorunca. “İşte buluş tuk ya!” dedim. Bunun üzerine. “Zama nın var mı? Soruların hazır mı?” diye sor du. Ben de, “Zamanım çok, sorularım yok; doğaçtan konuşuruz olur biter” diye yanıtladım. Gülümsedi ve dağıtımevin- den bir “Gurbet Kuşlan” alıp, işlek el ya zısıyla bana sunup imzaladıktan sonra “Haydi çıkalım!” dedi. Biz çıkarken, Nu rer Uğurlu, “Reis Merhaba ya mı?” diye takılarak sordu.
Orhan Kemal, oraya gitmeyeceğimizi söyleyerek beni bir çayevine götürdü. Kahvelerimizi içerken, o an ne usuma ge liyorsa soruyordum. Yanıtını da ivedi ive di yazıyordum. O bir ara yazıma eğilip baktı ve “Hızlı ama güzel yazıyorsun” di yordu ki, O ’nun konuşmasından yararla narak, “ Nâzım Hikmet’le 3.5 Yıl” adlı anı kitabınızda, Nâzım’a okuduğunuz Bir Beyrut Hikâyesi şiirinizdeki
“ Beyrutta-Yeni İstan b u l Lokanta- sı’nda, - Bulaşıkların başındayım. Saçla rım taralı ve parlak, - Aklımda Eleni.”
dizeleri anımsıyorum şimdi; Eleni’nin erçekten üzerinizde etkisi oldu m u?” edim.
Yüzüme şaşkınlıkla bakıp bir kahkaha
attıktan sonra, “Gerçekten doğaçtan soru sorabiliyorsun ve de daha iyi oluyor” de di...
Şimdi belgeliğime bakıyorum, 4 Şubat 1970’te yaptığım konuşma Gurbet Kuşla- rı’na günü yazmış, imzalarken) Varlık Dergisi’nin Mart 1970 sayısında yayım lanmış...
Daha sonraları, biri evinde olmak üze re, birkaç kez görüşebildim Orhan Ke mal’le. En sonra da Bulgaristan’a gitme den önce Sirkeci’de karşılaştım. Yanında, sanırım Talat Kılıç vardı. Ve çakırkeyfti- ler.
Bana, kırk yıllık arkadaşımmış gibi, çok içtenlikli, “Yarın Bulgaristan’a gidiyo rum, döneceğim, bir ay sonra beni ara, çiğköfteyle rakı içelim.” demişti. Kısa sü re sonra ölüm haberini, birkaç dostla bir yerlerde çay-may içerken duyduk. Ve o akşam, Orhan Kemal’in hücre çalışması yapıyor diye tutuklandığı, birlikte tutuk landığı Mustafa Kutlu’nun Unkapanı’n- daki içkievine gittik yanımdaki arkadaş larla.
Mustafa Kutlu oturmuş, içiyordu. “Bu yurun” dedi. “Orhan’ı Kapıkule’den ge tirdik, yoruldum” diye kesik kesik anlat maya başladı. Beklemekte olduğumuza şaşkınlıkla baktı ve “Orhan altınbaş içer di, siz de içersiniz” diyerek, içki ve meze lerimizi söyledi.
7 Haziran Pazar günü, Zincirlikuyu Gömütlüğü’ne ulaşmamızın ne denli güç olduğunu anımsıyorum. Bir kez yollar tı- kabasa dolu. Yaya yürüyoruz. Üstelik, be nim, iki yanımda, iki yaşlı bayan yazar var, birlikte kaldıkları evde konuk kalıyo rum. Biri Suat Derviş, gözleri az görüyor, kolumda yürüyor, taşıta binmemekte di reniyor; öbürü Neriman Hikmet; o da saygı gereği yaya yürümekte kararlı.
Ben de Orhan Kemal’le ilgili üç kitap var. İkisinin adını yukarda yazdım. Fikret Otyam’ın kitabını kitaplığımda bulama dım. Sanırım Orhan Kemal’le ilgili çalış ma yapacak olanlar, çok daha kesiıder, belgiler bulurlar.
Bu yazı bir anı, anma yazısıdır, o kadar. C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 9 7
fi
Taha Toros Arşivi A Y F A 6 '