Yazan: Samih Nafiz TANSU
Anlatan Galip VARDAR
Münferit sulh için çalınan kapılar
-— 9 6 —Prens Sabahattin ile Saffet Lûtfl Kafasına , münferit aulhü
koymuş olan Yakup Cemil Bey, Memduh .Şevket’le konuştuğu nu ertesi günü, küçük efendi lâkabiyle anılan ve Umumî merkezde buluşmak kararma varılmıştı.
Yakup Cemil Bey âdeta ko şarak çıktığı Babıâli yokuşla rını bitirip Kara Kemal’in o- dasma girdiği zaman hayli heyecanlı ve yorgundu. Kara Kemal bey onu gözlerinde nadiren görülen bir parıltı ile karşılamış, koltuğa oturtmuş, izaz ve ikram etmiş, sonra da dikkatle dinlemişti. Babıâli bas
k ı n ı n ı n bir numaralı siması an
¡atıyordu.
— Cephelerin hali feci, mem leketin maneviyatı sıfır, bu şartlar dahilinde harbe devam etmek cinnettir Kemal Bey«.
— Güzel ama, bizde durun dururken sulh yapamayız ya canım!... Bir teklif olur, bir te mas olur anlarım!.. O zaman Amenna!,..
— O da var yahu!., senin bir şeyden haberin yok!... Bizim Sapancalı Hakkı’ya Romanya- da hem Fransızlar, hem de İn gilizler, teklifin âlâsını yapmış lar!..
Ve Yakup Cemi! oturup, bu temasları ehemmiyetli göster mek üzere kendisine söylenen lerin hepsini anlatmıştı. Kara Kemal, kurnazdı. Taltâ’la baş- başa vererek, İttihad ve Terak ki içinde bir hizip halini alan ve ikide bir müracaatları, teh ditleriyle parti içinde bir kuv vet olduklarına kendilerinin de inandıkları bu bir avuç insanı, mükemmel bir suçla itham et mek ve haklarında en ağır ce zayi verdirmek sebeplerini ha zırlamak fikrinde idi. Bu cesur, bu mert fakat sat askeri mut laka söyletmeli lâzımdı. Sonra da söylediklerini bir takım şa hitlerle tesbit etmek gerkiyor du. Bunun için şöylece söze de vara etti.
— gayet dedi, böyle mühim temaslar varsa, işi bir de Har biye Nazırına anlatmak lâzır.ı dır. Yajmz bence doğrudan doğruya Enver Paşaya söyle me. Harbiye Nezareti müsteşa
r: Mahmut Kâmil Paşayı gör. bakalım, askerî makamlar^ ne düşünüyor. Yakup Cemi! Bey, şimdi ferahlamıştı, demek fi kir, konuşulabilir, sağa, sola danışılabilir bir mevzudu. Ora dan gayet samimî ayrılan Ya- kup Cemil, Harbiye Nezaretine gidere^ müsteşarın yanma çık tı. Eşkurum’da maiyetinde ça lışmış bir subayı karşısında gören Mahmut Kâmil Paşanın hatırına Yakup Cemil’in ma hut talepleri gelmişti. Fakat dostça karşısına oturan bu a- dam, ona hiç bir zaman tah min edemiyeceği şeyleri söyle miş,' harp yıllarında düşüncesi cahi suç olan bir takım mevzu lardan bahsetmişti. Mahmut Ks mil Paşanın şaşkınlığı geçince, bu atak insanı oyalamaktan başka çare olmadığım görmüş tü.
— Vallahi Yakup Cemil de di, güzel söylüyorsun ama, har be karar vermek, sulhp temayül eylemek, hep siyasî mesele lerdir. Ordu, bugün savaştan başka bir şey düşünmez. O, son neferine ve son damla sına kadar döğüşecektir. Bu itibarla sulh işini hükü
met erkânı ile görüşmelisin. Sadrazam paşa acaba ne di yor?...
Yakup Cemil, her gittiği yar de. her çaldığı kapıda, alâka ve muhabbet gördüğünü düşü nüyor, bu işin pekâlâ olacağı na inanıyordu: Doğru idi, as’! sadrazam ile konuşmalı idi. Harbiye Nezaretinden ümitli cı kan Yakup Cemil, soluğu Babı- âlide almış, mühim bir mesele arzedeceğini de ilâve edince sadrazam Prens Sait Halim Pa ganın huzuruna kabul edilmiş ti. Prens Sait Halim Paşa, bu bir numaralı komitacı ile W sayılı fırtına ile birkaç defa karşılaşmış, bir o kadar da gı yabmda maceralarım dinle mişti: bu adamdan korkulma sı lârım geldiğine de inanmış tı. Onun için çok mültefıt, çok nazik bir tavır alarak yer gös terip Yakup Cemile
— Buyurunz beyefendi dedi, sizi dinliyorum!...
Yakup Cemil, yine cepheler den, memleketin içinde yaşa dığı tahammül edilmez şartlar dan bahsetti. Bütün arkadaş ların bu fikirde olduğunu söy ledi ve Prens Sait Halim Paşa mn kendisinden korktuğunu da düşünerek:
— Hattâ Paşam dedi, arka daşlar o karara varmışladır ki, şayet hükümet bu doğru yola girmezse, biz elimizden gelen bütün kuvvetlerle bunu temine çalışacağız. Bunun so nunda kim^ ölür, kim kalır bi- Jinmez ama, arkadaşların cesa reti ve azmi, evvelce tecrübe edilmiştir, pekâlâ neticeyi şiro diden kestirebiliriz!... Prens Sait Halim Paşa, derine gi den gözleriyle Yakup Cemil Beye bakmıştı. Bu iri yarı a- dam, ya delirmişti, ya cezbe ye tutulmuş bir insandı. Bir kelime ile galiba bu bir hasta idi, zira, devrin sadrazamına böyle söz söylemek için insa nın kafasında akıldan bir zer re dahi bulunmamalı idi. Fakat gün görmüş sadrazam işi tat lıya bağladı.
— Yakup Cemil Bey dedi, {ıer fikre hürmet etmek cemi yetimizin icaplarıdır. Siz ve arkadaşlarınız, elbette ki. mem leketin selâmeti lehine düşü nüyorsunuz. Yalmz girişilmiş bir harpten çıkmak bir hükümet için de kolay kolay kabil de ğildir. Zira müttefiklerimiz bi ze mâni olacaklardır. Bu ince hesaplan düşünecek yegâne a- dam, îttihad ve Terakkinin ruhu sayılan gerek hükümet içinde, gerek parti dahilinde kuvvetli mevki sahibi bulunan Talât Beydir. Kabilse sız onun la da görüşseniz, belki o, bu muammanın içinden çıkmanın yolunu bulur. Zaten nasıl ol sa bu teşebbüsünüzden haber dar olmuştur, ts bu görüşme
ye kalıyor!...
Yakup Cemil Bey, Prens Sit Halim Paşanın bıi mekul sözlerine çok memnun ol 1 tş.
— Evet demişti. Talât Beyle mutlaka görüşmeliyim... İş e- ninde, sonunda onun önüne gelecektir. Erenköyündeki e- vine dönen ve Talât Beyle bir görüşme fırsatı arayan Yakup Cemil Bey bu mülakattan tam üç gün sonra bir sabah, Eren köy'ünde bir dostuna giderken yolda iki atlıya rast gelmiş ve bunlardan birini hemen tanı mıştı. Bu atlı sabah gezintile rine çıkan Talât Beyin bizzat kendisi idi. O da. onu görün
ce durmuş, gayet neşeli bir yüzle:
— Merhaba, Yakup Cemil de miş, nasılsın, n t var, ne yok Allahaşkma, neden bana hiç uğramıyorsun!.. Yakup Cemil hu iltifattan büyük bir gurur duyarak:
— Vallahi hakkın var, yal mz ben de sana fevkalâde mü him bir şey söylemek istiyor dum... Talât Bey atını sürmüş, arkadaşından biraz ayrılmış, biri atın üstünde, diğeri yer de yaya olarak görüşmüşlerdi. Münferit sulh fikrinden, Sapan cali Hakkı’ya vaki tekliflerden bahseden Yakup CeSıil’e Talâı bey:
—- Bunların hepsi güzel kar deşim, yalmz sen Enver’e lâf anlatacak adam tanıyor mu sun?... Bana onu şöyle!...
Yakup Cemil birdenbire durmuştu. Demek Talât da bu fikre evet diyebilecekti. Birden heyecanla:
— Enver Paşaya m ı?.. Ben, evet, şaşmayınız, ben mükem- • mel ona her şeyi anlatabili rim!
Talât Bey gülerek Yakup Ce mile yepyeni bir ufuk açmıştı.
— Bunu yaparsan, o zaman mesele kalmaz!.. O kabul eder se biz bir formülünü buluruz!.. Yakup Cemil’den selâmlaşarak ayrılan Talât Bey için, şimdi mükemmel bir vaziyet vardı. En ver Paşayı, onu destekleyen ar kadaşlanndan ayırmak, parti o- toritesine ikide birde karşı ge Ien bu gençler grıtpunu temiz lemek, yoksa harbin tam or tasında imparatorluğu, yolun dan çevirmek: değil bir kaç ki şinin, veya bir partinin fikrin ce, tarihin bile elinde olmayan bir işdi. Bu nasıl düşünülür, nasıl söylenirdi. Yakup Cemi! bü neticeyi de alınca büsbütün havalanmış, şimdi arkadaşla rıyla konuşarak bir heyet ha linde devrin Harbiye Nazın ve başkumandan vekili Enver Pa şayı ziyareti ve ona ricadan tehdide kadar dilinin döndüğü her şekilde hitap etmeyi karar lastırmıştı. Bakalım arkadaşlar bu tgmaslan beğenecekler mi idi
<D evs:m v « r) 7 ■. .m, ı in ııımııııııiiıiiıııuıiııııiıicımi'H mııiii Mi in mini: :■ :iiü ;iı’! 'i'.:!" i:n ::::: ■ ihmi:: - ■iíiiii,,:, i.¡.im i:ii>i:-u,mi • ...
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği T ah a Toros Arşivi