T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
RADYO TELEVİZYON ANABİLİM DALI
RADYO TELEVİZYON BİLİM DALI
İLETİŞİM KAYGISI, YÜZ YÜZE İLETİŞİM VE
İNTERNET KULLANIM İLİŞKİSİ:
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ
Necmiye MENDERES
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Danışman
Prof.Dr.Birol Gülnar
ÖZET
Teknolojik gelişmeler ve küreselleşme sebebiyle günümüzde insanlar internet ortamında çok zaman geçirmektedir. Özellikle sosyal medya kullanımında bir artış görülmektedir. İnsanlar sosyal medya kullanarak, sosyal çevrelerini genişletme ve yeni arkadaşlıklar kurmaktadır. Yapılan çalışmalar, internet kullanımının iletişim kaygısından etkilendiğini göstermektedir. İletişim kaygısı, insanların iletişim esnasında duyduğu endişeyi ifade etmektedir. Bu tez çalışmasında iletişim kaygısının yüz yüze iletişim ve internet kullanımıyla ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda ilk olarak iletişim, kaygı, sosyal medya, internet ve yüz yüze iletişim kavramları ele alınmış, daha sonra bu konuda Selçuk Üniversitesi öğrencileri arasında alan araştırması yapılmıştır. Veri, 1220 öğrenciden, saha araştırması aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma, Selçuk Üniversitesi öğrencilerinin %52.02’sinin iletişim kaygısı yaşadığını ortaya koymuştur. Ayrıca araştırma, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri Anabilim Dalı’na bağlı bulunan öğrencilerin Sosyal Bilimler Anabilim Dalına bağlı eğitim gören öğrencilere göre daha fazla iletişim kaygısı yaşadıklarını da ortaya koymuştur. Ek olarak iletişim kaygısı ile yüz yüze iletişim kurulan gün sayısı arasında zayıf düzey anlamlı ilişki bulunmaktadır.
ABSTRACT
Due to technological developments and globalization, people are spending a lot of time on internet. There is an increase in the use of social media in particular. People are using social media to expand their social circles and make new friendships. Studies show that using social media is influenced by communication anxiety. Communication anxiety refers to the anxiety that people are hearing during communication. In this thesis, it is aimed to determine the relationship between communication anxiety and face to face communication and social media usage. In this direction, firstly the concepts of communication, anxiety, social media, internet and face to face communication have been discussed and then field research has been done among Selcuk University students. Data were collected from 1220 students through field research. The study revealed that 52.02% of Selçuk University students had communication anxiety. In addition, the research revealed that the students in the Department of Science and Health Sciences had more communication anxiety than the students in the Department of Social Sciences. In addition, there is a weakly significant relationship between communication anxiety and the number of days of face-to-face communication.
Anahtar Kelimeler: Communication, Communication Anxiety, Face-to-face Communication, Social Media
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo-1: Cronbach’s Alpha değeri……….64 Tablo-2:Ölçekler………...64 Tablo-3:Katılımcıların İletişim Kaygısı Düzeylerine İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri………...67 Tablo-4: İletişim Kaygısı Düzeyine İlişkin Frekans Analizi Sonuçları……….67 Tablo-5:Yüz Yüze İletişim Davranışları Düzeyine İlişkin Frekans Analizi Sonuçları………...…..70 8
Tablo-6: İnternet Kullanım Türü ve Süresine İlişkin Merkezi Eğilim İstatistikleri..70 Tablo-7: İnternet kullanım tür grupları ve süresine ilişkin betimleyici istatistikler...71 Tablo-8: Bağlı Bulunulan Enstitüye Göre İletişim Kaygılarının Karşılaştırılması…71 Tablo-9:İletişim kaygısı ile yüz yüze iletişim sıklıkları arasındaki ilişki sonuçları...72
İÇİNDEKİLER
ÖZET ... i
ABSTRACT ... ii
TABLOLAR LİSTESİ ... iii
1. GİRİŞ ... 6
2. PROBLEM ... 9
BİRİNCİ BÖLÜM-İLETİŞİM KAYGISI ... 14
1.1. Kaygı Kavramı ... 15
1.2. Kaygının Nedenleri ... 16
1.3. Kaygının Belirtileri ve Klinik Semptomları ... 19
2.1. İletişim Kaygısı ... 22
2.1.1. İletişim Kaygısının Sınıflandırılması ... 23
2.1.1.1.Sözlü İletişim Kaygısı ... 23
2.1.1.2. Yazılı İletişim Kaygısı ... 23
2.1.1.3. Alıcı İletişim Kaygısı ... 23
2.1.1.4. “Traitlike” İletişim Kaygısı ... 24
2.1.1.5. Genelleştirilmiş İçerikli İletişim Kaygısı ... 24
2.1.1.6. Kişi-Grup İletişim Kaygısı ... 24
2.1.1.7. Durumsal İletişim Kaygısı ... 24
2.1.1.8. Patolojik iletişim kaygısı ... 25
İKİNCİ BÖLÜM-SOSYAL MEDYA, İNTERNET VE YÜZ YÜZE İLETİŞİM ... 26
1.1. Sosyal Medya Kavramı ... 26
1.1.1. Medya, Kullanıcı ve Teknoloji Yönüyle Sosyal Medya ... 26
1.1.2. Medya Yönüyle Sosyal Medya ... 27
1.1.3. Kullanıcı Yönüyle Sosyal Medya ... 29
1.1.4. Teknoloji Yönüyle Sosyal Medya ... 31
1.2. Sosyal Medyanın Özellikleri ... 32
1.3. Sosyal Medya Araçları ve Paylaşım Ağları ... 33
1.4. Sosyal Medyanın Fayda ve Zararları ... 35
1.5. Sosyal Medya ve Kaygı ... 37
2.2.1. İnternet Kavramı ... 39
2.2.2. Dünyada İnternetin Tarihçesi ... 40
2.2.3. Türkiye’de İnternetin Tarihçesi ... 43
2.2.4. İnternetin Özellikleri ... 44
2.2.5. İnternetin Kullanım Alanları ... 46
2.2.6. İnternetin Avantajları ve Sınırlılıkları ... 47
YÜZ YÜZE İLETİŞİM ... 49
3.1. İletişim Kavramı ... 49 3.2. İletişimin Önemi ... 51 3.3. İletişimin Öğeleri ... 53 3.3.1. Kaynak ... 53 3.3.2. Alıcı ... 54 3.3.3. Mesaj (İleti) ... 55 3.4. İletişim Biçimleri ... 57
3.5. Yüz Yüze İletişim ... 59
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM-BULGULAR VE YORUM-İLETİŞİM KAYGISI, YÜZ YÜZE İLETİŞİM VE İNTERNET KULLANIM İLİŞKİSİ ÜZERİNE GERÇEKLEŞTİRİLEN ALAN ARAŞTIRMASI VE BULGULARI ... 62
SONUÇ VE ÖNERİLER ... 74
KAYNAKÇA ... 77
1. GİRİŞ
İletişim becerilerin, düşüncelerin, duyguların, bilginin iletilmesi ve bir anlam arama uğraşıdır (Tutar vd., 2005: 16). İletişim düşünce, duygu ve bilgilerin sözsüz ya da sözlü olarak gruptan gruba ya da bireyden bireye iletilmesi veya aktarılması sürecidir. Ayrıca iletişim, bireylerarası etkileşimde verilen mesajların karşılıklı şekilde aynı anda alınması, verilmesi ve yorumlanarak sonuca ulaştırılması sürecidir (Mısırlı, 2003: 1).
İletişim, insanlar arasında bilgi gönderme ve alma sürecidir. İnsanlar yalnızca yüz yüze değil, internet üstünden bilgi ile, ya da gazete ve kitap gibi basılı ürünler aracılığıyla da iletişim kurmaktadır. Birçok insan, iletişimin nefes almak kadar önemli olduğunu savunmaktadır. İletişim bilginin yayılmasını kolaylaştırması ve insanlar arasındaki ilişkileri sağlamlaştırması ile oldukça önemlidir.
En önemli ve en yaygın iletişim şekli yüz yüze iletişimdir. Etkili ve canlı olan bu iletişim şekli iş ortamlarında, arkadaş çevresinde ve aile içerisinde oldukça yaygın kullanılmaktadır. Yüz yüze iletişimin yanı sıra bireyler iş yerlerinde yazışma, toplantı ve görüşme gibi farklı iletişim şekillerini kullanabilmektedir. Ayrıca gazete, televizyon ve radyo gibi kitle iletişim araçları da kitle iletişimi, kurumsal iletişim, kişilerarası iletişimde kullanılmaktadır.
Teknolojik gelişmeler ile birlikte bireyler zamanının çoğunu internette geçirmeye başlamıştır. İnternet multi özellikli bir iletişim aracı olarak kullanılmaktadır. İnternet ortamında bireyler kitlesel, grup olarak ya da birebir iletişim kurabilmekte, eş zamanlı şekilde bilgiyi paylaşabilmektedir.
İnternet ve yeni bilgi/iletişim teknolojilerinin gündelik hayata girişi ile birlikte farklı bağlamlarda iletişimin dinamikleri de değişmiştir ve değişmeye devam etmektedir. Örneğin eğitsel ortamlarda, kurumlarda/işyerlerinde kişisel ilişkilerde insanların iletişim kurma biçimleri dramatik şekilde değişmiştir. İnternetin etkileşimli boyutları, teknoloji kullanıcılarına geleneksel yüz yüze iletişimden farklı bir alternatif sunmaktadır. Sahip olduğu etkileşimsel yetenekler ve çoklu ortam özellikleri ile
internet, geleneksel iletişim biçimlerinin dinamiklerini değiştirmiştir (Mitchell 1999’dan aktaran Şahin ve Gülnar, 2016).
Bireylerin iletişim kurabilmek için kullandığı bir diğer araç ise sosyal medyadır. Sosyal medya, kullanıcıların birbirleriyle düşünce, duygu, ilgi alanları, görüş ve bilgilerini paylaşarak iletişim ve etkileşimde bulunmalarına imkân veren çevrimiçi (online) web ortamı ve iletişim araçlarıdır (Onat, 2010: 105). Web 2.0 olarak adlandırılan sosyal medyanın temeli veri paylaşımıdır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte iletişim de içerik ve şekil olarak değişiklik göstermiş, sonuç olarak iletişimi devam ettirme biçimleri de değişmiştir.
Teknoloji ve paralel olarak iletişimde yaşanan evrimler, bireylerin iletişim konusunda yeni kaygılarının oluşmasına zemin hazırlamıştır.
İletişim kaygısı ve internet kullanımına ilişkin yapılan önemli akademik çalışmalara bakıldığında, Şahin ve Gülnar (2016), internet kullanımının son yıllarda artışı ve yeni iletişim biçimleri ile bunların psikolojik ve sosyal etkilerine değinerek Türk Üniversite öğrencilerinin ruh sağlığını gösteren bir kavram olarak iletişim korkusu ve korku seviyelerinin bilgilenme, eğlence ve iletişim gibi internet kullanma tipleri ile ilişkini ortaya koymak için çalışma yapmışlardır. Yaptıkları çalışmada toplam 26 üniversitede 2806 öğrenciye alan araştırması uygulamış ve soru formu ile veri toplamışlardır. Yaptıkları çalışma sonucunda bu üniversite öğrencilerinin %64,3’ünün iletişim korkusu yaşadığını ve internetin eğlence ve iletişim amaçlı kullanımının bilgilenme amaçlı kullanımdan fazla olduğunu saptamışlardır. Ayrıca iletişim korkusu ile iletişim amaçlı internet kullanımı arasındaki ilişkinin olumlu ve anlamlı olduğunu belirlemişlerdir.
Çelebi (2015), sosyal iletişim endişesi ve sosyal ağları kullanma motivasyonun incelenmesi ve sosyal ağları kullanma ile iletişim endişesinin arasındaki ilişkinin belirlenmesi için 229 kişiye anket uygulamıştır. Türkiye’de bir vakıf üniversitesinde olasılıklı örnekleme yöntemi ile elde ettiği verileri analiz eden araştırmacı, sosyal olarak daha konuşkan bireylerin sosyal medyada daha çok zaman geçirdiğini saptamıştır. Ayrıca çalışmada bireylerin sosyal ağları daha uzun süreli ve sık
kullanmaları ile arkadaşlık etmek ve bir şeylerden kaçmak alışkanlığının etkili olduğu da belirlenmiştir.
Zheng ve Li (2016) ise, sosyal sermaye ve iletişim kaygısının bireylerin sosyal ağ siteleri kullanımını nasıl etkilediğini incelemek için çalışma yapmışlardır. Çin’de 568 üniversite öğrencisinin verilerini kullandıkları çalışmalarında sosyal medya kullanım yoğunluğunun iletişim kaygısı ile olumlu ve anlamlı bir ilişkisi olduğunu saptamışlardır. Sosyal sermayenin ise ılımlı bir etkisi olduğu, sosyal sermayeye sahip bireylerin sosyal medya kullanımı ne kadar yoğun olursa olsun iletişim kaygısı ile olan pozitif ilişkiyi zayıflattığını belirlemişlerdir. Yani sosyal sermayeye sahip olan ve insan ilişkileri güçlü olan bireylerde iletişim kaygısı ve sosyal medya kullanımı arasındaki pozitif ilişki zayıflamakta hatta oluşmamaktadır.
Konuya ilişkin daha önce yapılan araştırmaların ışığında, çalışma üç bölüm şeklinde planlanmıştır:
İlk bölümde kaygı kavramı tanımlanmış; kaygının nedenleri, belirtileri, klinik semptomları, iletişim kaygısı ve iletişim kaygısı çeşitleri kavramsal çerçeve içerisinde açıklanmıştır.
İkinci bölümde sosyal medya, internet ve yüz yüze iletişim kavramlarına yer verilmiş, sosyal medya araçları, paylaşım ağları, sosyal medyanın fayda ve zararları anlatılmış, sosyal medya ve kaygı ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. İnternet kavramı, dünya ve Türkiye’deki tarihçesi, özellikleri, kullanım alanları, avantaj ve sınırlılıklarına yer verilmiştir. Ayrıca yüz yüze iletişim kavramı açıklanmaya çalışılmıştır.
Üçüncü bölümde ise tezin yöntemine, bulgulara ve araştırmadan elde edilen sonuçlara yer verilmiştir. İletişim kaygısının yüz yüze iletişim ve internet kullanım sıklığı ve türüyle bir ilişkisi olup olmadığını belirlemek amacıyla alan araştırması yapılmıştır. Arştırma sahası olarak Selçuk Üniversitesi belirlenmiştir. Araştırma için McCroskey tarafından 1982’de geliştirilen ve daha önce Türkçe’ye uyarlanıp geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış olan “İletişim Kaygısı Ölçeği”
kullanılmıştır. Belirlenen alanda saha çalışması yapılarak bilgi envanteri aracılığıyla veriler toplanıp analiz edilmiştir.
2. PROBLEM
Sosyal paylaşım siteleri ve sosyal medyanın kullanımı her geçen gün daha popüler hale gelmektedir. Bireylerin çoğu sosyal ve kişisel ağlarını genişletmek için sosyal medyanın heyecan verici ve kalıcı bir fırsat sunduğunu iddia etmektedir. Bununla birlikte günümüzde her birey sosyal medya sitelerini kullanmakta, bu siteleri kullanmak için boş zaman olmaması, güvenlik endişesi ve kişisel mahremiyet ihlali şüpheleri olanlar dahi belli oranlarda bu sitelere giriş yapmaktadır. Kullanıcıların sosyal medya kullanımına neden olan birçok faktör bulunmaktadır (Watson, 2007: 4).
Kullanıcıların psikolojik özellikleri sosyal medyayı kullanmalarına yol açan önemli faktörlerden birisi olabilmektedir. Önemli psikolojik özellik olan iletişim kaygısı, insanların kamusal alanda konuşma, yabancılarla konuşma ya da kültürlerarası bağlamda iletişim kurma gibi çeşitli iletişim durumlarında yaşadıkları gerilim ve endişe duygularını ifade etmektedir. Bu kaygı hem biyolojik olarak doğuştan hem de sosyal olarak sonradan edinilen özelliklerden kaynaklanabilmektedir. İnsanlar iletişim kurmak için çok güçlü isteğe sahiptir ve iletişim insanın sosyal bir varlık olduğu göz önünde bulundurulursa, insan için hayati bir öneme sahiptir. İletişim kurmak için böylesine güçlü istekleri olan insanlar genellikle yüz yüze etkileşime karşı zihinsel bir blok inşa etmekte ve yüz yüze görüşmenin ötesinde diğer olası iletişim kanallarını aramaktadır. Psikoloji ve iletişim alanındaki uzmanlar İnterneti iletişim kaygısından kurtulmak için yararlı bir araç olarak görmektedir. Bilgisayar aracılı iletişimin metne dayalı doğası, iletişim kaygısının ve duyguların çok az değişimini sağladığı için özellikle sosyal becerileri zayıf ve içe dönük insanların iletişim kurmasını kolaylaştırmaktadır (Zheng ve Li, 2016: 76).
Yerli literatüre bakıldığında iletişim kaygısının sosyal medya kullanımı ile ilişkisi konusu ile ilgili doğrudan tek bir çalışma görülmektedir (Çakmak, 2014). Yabancı literatürde ise bu konuyla doğrudan ilgilenen çalışma sayısı oldukça azdır (Agahzadeh vd., 2014; Zheng ve Li, 2016).
Literatürde az sayıda çalışma olması, çalışmanın önemini de ortaya koymaktadır. Literatürde genel olarak sosyal kaygı, sosyal medya ve internet kullanımı ile ilgili çalışmalar bulunmaktadır. Doğrudan iletişim kaygısı ile ilgili bir çalışma olması literatüre katkıda bulunması açısından oldukça önemli görülmektedir. Ayrıca günümüzde artan internet kullanımı ve sosyal medya kullanımına bakıldığında, bunun sebepleri ile ilgili daha çok araştırma yapılması gerekliliği ön plana çıkmaktadır. İletişim kaygısı ile ilgili bilgilere bakıldığında insanlar için hayati önem taşıyan iletişim üstünde önemli etkisi olduğu, bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığına doğrudan etkisi olduğu görülmektedir.
İletişim kaygısı bireyleri doğrudan etkileyen ve iletişim kurmasına etki eden tek faktör değildir. Ancak oldukça önemli bir rol oynamaktadır. İletişim kaygısı teorisine göre yüksek iletişim kaygısı olan bireyler, düşük iletişim kaygısı olan bireylere göre iletişim kurmaya daha az eğilim göstermektedir (Scott ve Timmerman, 2005: 686; Donovan ve McIntyre, 2005: 420). Bunun yanı sıra iletişim kaygısı bir kişilik özelliği olarak ele alınırsa farklı iletişim tiplerinde nispeten tutarlı sonuç verecektir. Yani bir bireyin iletişim kurmasını belirlemede durumsal özelliklerin kısmen rol oynadığı düşünülürse, kişilik özelliği olan iletişim kaygısının etkisi yadsınamaz derecede olacaktır. Ancak iletişim kaygısı genellikle içe dönüklük, yabancılaşma, düşük benlik saygısı, kültürel ayrışma ve eksik iletişim becerilerine bağlı olarak görüldüğü için genellikle arka planda ele alınmaktadır (Donovan ve McIntyre, 2005: 421).
Bu çalışmanın problemini “İletişim kaygısı, yüz yüze iletişim ve internet kullanımı arasında bir ilişki var mıdır?” sorusu oluşturmaktadır.
AMAÇ
Bireylerin hayatlarının her alanında farklı şekilde iletişim mevcuttur. Günümüzde bireyler farklı teknolojileri kullanarak çevresiyle ve yakınlarıyla iletişime geçmektedir. İletişim için en çok tercih edilen teknoloji ise yeni iletişim teknolojileri olarak adlandırılan sosyal medyadır. Genellikle kişisel bilgilerin sosyal medya üzerinde paylaşımı, sosyal medya kullanımını etkilemektedir.
1. İletişim kaygısının yüz yüze iletişim ve internet kullanımı ile ilişkisinin incelenmesi,
2. Üniversite öğrencilerinin iletişim kaygıları ve internet kullanımları arasında ilişki olup olmadığını tespit etmek,
3. Üniversite öğrencilerinin iletişim kaygıları ve yüz yüze iletişim şekilleri arasında ilişki bulunup bulunmadığını belirlemek,
4. İletişim, sosyal medya, yüz yüze iletişim, kaygı ve iletişim kaygısı kavramlarının geniş bir şekilde ele alınması,
5. Literatüre katkıda bulunmak.
Bu amaçlara bağlı olarak aşağıdaki araştırma sorularına cevap aranmaya çalışılacaktır:
Üniversite öğrencilerinin internet kullanım türü ve sıklığı ne düzeydedir? Öğrencilerin bağlı bulundukları anabilim dalı ile iletişim kaygıları
arasında bir fark var mıdır?
Öğrencilerin iletişim kaygısı düzeyi nedir?
Öğrencilerin yaşadıkları iletişim kaygısı ile yüz yüze iletişim sıklığı arasında bir ilişki var mıdır?
Öğrencilerin yaşadıkları iletişim kaygısı ile sosyal medya kullanma sıklıkları arasında bir ilişki var mıdır?
Öğrencilerin iletişim kaygıları ile internet kullanım türü ve süresi arasında bir ilişki var mıdır?
ARAŞTIRMANIN HİPOTEZLERİ
Yukarıdaki araştırma soruları ve konunun önemine dayanarak, çalışmada aşağıdaki hipotezler araştırılmak istenmektedir:
Yüksek iletişim kaygısı duyan üniversite öğrencileri, sosyal medya ortamında daha fazla vakit geçirmektedir.
İletişim kaygı düzeyi yüksek olan öğrenciler, yakın arkadaşlarıyla yüz yüze iletişimi daha az tercih etmektedir.
Yüksek iletişim kaygısına sahip öğrenciler, interneti eğlenme amaçlı kullanmaktadır.
ÖNEM Bu çalışma,
Üniversite öğrencilerinin yaşadığı iletişim kaygısı, yüz yüze iletişimleri, internet kullanım sıklıkları ve türü konusunda az sayıda çalışma bulunması dolayısıyla literatüre katkıda bulunması bakımından,
Özellikle yüz yüze iletişim ve sosyal medya kullanım ilişkisi ile ilgili akademik çalışma bulunmadığından, konuyla ilgili daha sonra yapılacak çalışmalara öncülük etmesi açısından,
İletişim kaygısının sosyal medya kullanımına etkisinin belirlenmesinin sağlıklı iletişim ve etkileşim açısından önemli olması bakımından, önemlidir.
SINIRLILIKLAR
Araştırma Selçuk Üniversitesi öğrencilerinin iletişim kaygıları, yüz yüze iletişimleri ve sosyal medya kullanım ilişkileri ile sınırlıdır. Çalışma için Türkiye’deki Selçuk Üniversitesi seçilmiştir. Örnekleme dahil edilecek öğrenciler, seçilen üniversitenin İletişim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Edebiyat Fakültesi, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Fen Fakültesi, Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi’nden; Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu ve Sağlık Bilimleri Meslek Yüksekokulu’ndan seçilmiştir.
YÖNTEM
Çalışmada, Selçuk Üniversitesi öğrencilerinin yaşadıkları iletişim kaygısı ile yüz yüze iletişimleri ve sosyal medya kullanımları arasında ilişki olup olmadığını tespit etmek amacıyla alan araştırması yapılmıştır. Araştırmaya 72.844 Selçuk Üniversitesi öğrencisinden 1220 tanesi katılım sağlamıştır.
EVREN VE ÖRNEKLEM
Araştırma evreni olarak Selçuk Üniversitesi seçilmiştir. Kotalı örneklem yöntemi ile belirlenen çalışma örneklemini ise sosyal bilimler alanı olarak İletişim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Edebiyat Fakültesi ve Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu; fen bilimleri alanı olarak Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Fen Fakültesi; sağlık bilimleri alanı olarak ise Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Meslek Yüksekokulu öğrencileri oluşturmaktadır.
Çalışma, Selçuk Üniversitesi öğrencilerini temsil etme amacı gütmektedir. Buna göre 01.05.2019 tarihli Selçuk Üniversitesi resmi sitesinde yer alan verilere göre, Selçuk Üniversitesi’nde eğitimi devam eden kayıtlı 72.844 üniversite öğrencisi bulunmaktadır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, %3 hata payı ile öğrenci nüfusunu temsilen en az 1118 öğrenciyle örneklem oluşturulması gerektiği bulunmuştur. Dengeli dağılım açısından, örneklemi oluşturan 1118 öğrencinin 382’si sosyal bilimler, 371’i fen bilimleri ve 365’i de sağlık bilimleri alanından seçilmiştir. Yaşanabilecek hatalar göz önünde bulundurularak, anket toplamda 1220 öğrenciye uygulanmıştır. Değerlendirilmeye alınamayacak şekilde hatalı veri girişi yapılmış anketler araştırmadan çıkarılıp, 991 katılımcının anket sonuçlarıyla analiz yapılmıştır.
VERİLERİN TOPLANMASI
Araştırmada güvenirlik çalışması yapılmış olan bilgi envanteri formu çoğaltılıp saha çalışmasında kullanılmıştır. Bilgi envanteri formu araştırmacı tarafından örneklem içerisinde belirlenen öğrencilere yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır.
Veri toplama işlemi 06.05.2019 – 06.06.2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM İLETİŞİM KAYGISI
Çalışmanın ilk bölümü; kaygı kavramı, kaygının nedenleri, belirtileri ve klinik semptomları, iletişim kaygısı ve iletişim kaygısının sınıflandırılması ana başlıklarından ve bu sınıflandırmaya ait olan sözlü iletişim kaygısı, yazılı iletişim kaygısı, alıcı iletişim kaygısı, traitlike iletişim kaygısı, genelleştirilmiş içerikli iletişim kaygısı, kişi-grup iletişim kaygısı, durumsal iletişim kaygısı ve patolojik iletişim kaygısı alt başlıklarından oluşmaktadır. Verilen başlıklar literatür taraması ile elde edilen bilgiler ışığında açıklanmaya çalışılmıştır.
1.1. Kaygı Kavramı
Kaygı, bireylerde huzursuzluk, telaş, korku, kuruntu, endişe gibi gerilim ve baskıya yol açan (Köknel, 1989: 69), stresli durumlar sonucunda oluşan gerginlik, üzüntü (Özgüven, 1994: 322-333), bir görevin başarılamayacağı düşünüldüğü için benlik saygısı, yeterlik ve kontrol gibi temel güdülerin tehlikede olduğunu düşündüren ve bireyin başına geleceğine düşündüğü tehlike duygusu sonucunda meydana gelen gözlenebilir ve duygusal tepkilerdir (Öktem, 1981: 3-4).
Kaygı diğer bir ifade ile tatmin edilemeyen güdülerden dolayı sıkıntı ve korku içinde olmak şeklinde tanımlanabilmekte ve tam nedeninin açık olmadığı düşünülmektedir. Sıkıntı ve korku gibi duygularla sıklıkla aynı anlamda kullanılan ancak onlardan farklı olan kaygının tanımlanması ve tam olarak anlaşılması oldukça zordur. Kaygı insanın var oluşundaki en temel duygulardan birisini oluşturmaktadır (Budak, 2003: 433; Yüksel, 1994: 136).
Kaygı, kişiliğin bilinçli şekilde parçalara ayrılması sırasında hissedilen ve meydana gelen tehlike sinyalidir. Bu tehlike, bireyin içinde dış ortama bağımlı ya bağımsız olarak ortaya çıkmakta ve tehdit olarak algılanmaktadır (Amerikan Psikiyatri Birliği, 1994). Genelleme ve öğrenme yoluyla oluşan belirsiz endişe, korku ya da kötü bir sonuç beklendiği için hissedilen iç sıkıntısı nöbeti, telaş, tasa, endişe ve üzüntü olarak da ifade edilebilmektedir (Alaylıoğlu ve Oğuzkan, 1976: 162).
Daha önce de belirtildiği üzere korku ve kaygı birbirlerine yerine kullanılabilmekte ve karıştırılmaktadır. Korku bir duygu, kaygı bir ruh halini ifade etmekte ve bu iki kavram birbirinden farklı özellikler taşımaktadır. Araştırmacılar tarafından yapılan tanımlamalara bakıldığında korku ve kaygı belirtilerinin birbirine çok benzediği görülmektedir. Ancak korkunun kaynağı ve nedeni olay ve nesne olarak belli ve güveni ve hayatı gerçek anlamda tehdit eden bir tehlike söz konusuyken, kaygıda tehlike genelde içten gelmekte ve kaynağı belli olmamaktadır. Ayrıca kaygı geleceğe yönelik bir duygu iken, korku bir olay olduğunda ya da korkulan nesneyle karşılaşıldığında hissedilmektedir (Hançerlioğlu, 1933: 224; Budak, 2003: 433).
Birbirlerine benzedikleri noktalar da bulunmaktadır. Örneğin korku da kaygı gibi insana endişe vermekte ve olumsuz duygulara neden olmaktadır. Kaygı yüksek fizyolojik uyarılmanın eşliğinde duyulan endişe, kuşku ya da korku hissidir. Korku kaygıdan daha şiddetli olarak yaşanmakta ancak daha kısa sürmektedir. Ayrıca korku sonucunda ortaya çıkan değişiklik ve fizyolojik cevaplara göre kaygının sonuçları daha yıkıcı olmaktadır (Arkonaç, 1986: 276-277; Hançerlioğlu, 1993: 245).
Cüceloğlu (2005: 277), kaygı ile korku arasındaki farklı şu üç başlık ile açıklamaktadır:
1. Zaman: Kaygı korkuya göre daha uzun sürmektedir. 2. Şiddet: Kaygı korkudan daha az şiddetlidir.
3. Kaynak: Kaygının kaynağı, korkunun aksine belirsizdir.
Yukarıda genel olarak kaygının nedenlerinin bilinmediği söylenmektedir. Genel olarak kaygının nedenleri şudur diye sayılamasa da kaygıya neden olan etkenler ve etmenler ele alınabilmekte ve bunlar kaygının nedenleri olarak aşağıda ele alınmaktadır.
1.2. Kaygının Nedenleri
Araştırmacılar kaygının başlıca nedenlerinin ben duygusunun sağlıklı olmayışı ve kendine güven eksikliği olduğunu öne sürmektedir. Özellikle gençlerde ben duygusunda sağlıksız bir durum daha çok olduğu ve kendine güvenleri oldukça düşük olduğu için, çocuklara göre daha çok kaygı gözlemlenmektedir (Başaran, 1991: 113). Kaygı, bir inşada genellikle çocukluktan oluşmakta ve gelişmektedir. Bu şu şekilde açıklanabilmektedir:
“Kaygının kökleri bireyin çocukluk yaşantısına dayanmaktadır ve kaygı bireyin çevresi ile olan ilişkilerinin bozulmasına, potansiyelini tam olarak gerçekleştirememesine neden olur. Çocuklukta aşırı reddedici, küçük düşürücü tutumlar; ceza verirken ebeveynlerin cezaya eşlik eden itici davranışları, ebeveynlerin birbirine zıt istekleri; ebeveynler arasında boşandıktan sonra bile devam eden
tartışmalar, ergenlik döneminde diğer yetişkinlerin alaylı tutumları, çocuğun ilk toplumsallaşma deneyiminde karşılaştığı itici ve küçük düşürücü davranışlar bireyde kaygının oluşmasına neden olabilir” (Sargın, 1990: 14).
Çocuklarda oluşan kaygı, genellikle çevresindeki kaygılı bireyler nedeniyle gelişmektedir. Kaygı bulaşıcı bir duygu olarak ele alınabilmektedir. Telaşlı ve kaygılı bir annenin genel havası, ses tonu ve bakışı çocuğa etki edebilmektedir. Anneden gelen bu kaygı ile çocuk zihninde oluşturduğu yeni bağlantılar ile çevresini şekillendirmekte, bazı durum ve bireyler karşısında kaygı duymaya başlamaktadır. Yetişkinlerde kaygının nedenleri olarak ise varlığı tehdit eden yaralanma ve tehlikeler ile sosyal ve süper ego arasındaki çatışmalar sayılabilmektedir. Belirsizlik de bireylerin gelecek de ne olacağı bilmemesi sonucunda kaygıya sebep olabilmektedir (Gençtan, 1988: 36). İnsanoğlu belirsizliği ortadan kaldırmak için teknoloji, bilim, kültür ve sosyal kurumları oluşturmakta ve böylece kaygıyı azaltmaya çalışmaktadır (Cüceloğlu, 2005: 278).
Toplumların hızla değişmesi ve her geçen gün gelişen teknolojiler, aynı toplumdaki bireyler arasında değerlerin varlığını devam ettirememesi ve kültürel farklılıkların oluşması ile sonuçlanmaktadır. Bu durum değişik kültürlerden etkilenme sonucunda günlük hayatı daha da karmaşık hale getirmektedir. İnsanlar her geçen gün daha zor engellerle karşılaşmakta ve buna bağlı olarak kaygı yaratan sebeplerin yoğunluk ve sayıları da her geçen gün artış göstermektedir. İnsanlarda kaygıya neden olan çevresel etmenler şu şekilde sıralanabilmektedir (Alisinanoğlu ve Ulutaş, 2000):
1. Ekonomik sıkıntılar 2. Nüfus artışı
3. Bilimsel buluşlar
4. Teknolojinin hızla gelişimi
İnsanlarda kaygıya neden olan yalnızca çevresel etmenler değildir. Bireyin kendisine yabancılaşması sonucunda da kaygı ve yalnızlık problemleri görülebilmektedir. Kaygı ve yalnızlığın hissedilmesi insanın kendi değeri konusunda
çelişki ve çatışmasından kaynaklanabilmekte ve dinamik uyum sağlama çabası olarak kaygı ile sonuçlanmaktadır (Aktaran Öktem, 1981: 23-25).
Modern toplumlarda kusursuzluk, üstünlük, başarı ve şöhrete verilen önem sonucunda, bireylerin kimlik kavramı da beklentileri karşılayamaması gibi düşüncelerle boğuşmasına neden olmaktadır. Bir nesil için geçerli ve yeterli olan değer ve beklentiler bir sonraki nesilde yetersiz kalmakta ve insanın özgürlüğü ve sorumlulukları ile ilgili problemler arttığı için kaygıda bir artış gözlemlenmektedir. İnsanlığın başlangıcından bu yana kaygı varlığını sürdürmektedir. İlk dönemlerde kaygı bireyleri çevreden gelen tehlikelere karşı korumak için hissedilirken, günümüzde değişime ayak uyduramama düşüncesi ve rekabet gücünden yoksun olma, toplum ve grup dışına atılma, benlik değerine tehdit hissedilmesi nedeniyle kaygı ortaya çıkmaktadır. Zaman içinde kaygının bu değişimi şu şekilde açıklanabilmektedir:
“İlkel insanda biyolojik özellik ön plandayken, günümüz insanında psikolojik ve sosyal özellikler ön plana çıkmaktadır. Kaygı ilkel insanlarda düşünme yeteneğinin gelişmesini ve kendini korumak için sembolleri ve araçları keşfedip kullanmayı sağlamıştır. Günümüzde ise kaygı; canlılığın, yasamla mücadele etmenin, yeni şeyler keşfetme ve yaratabilmenin, rekabet ortamında daha yararlı isler yapmanın ve kendini kabul ettirebilmenin bir gereği olarak yaşanmaktadır” (Üstündağ, 2001: 13).
Örgütlerde yöneticilerin baskısı, görev ve amaç belirsizliği, yarışma, sık yer değiştirme ve yönetsel erk kaynağı kaygıya neden olabilmektedir. Ancak çalışanları kaygıya yönelten tam nedeni bulmak neredeyse imkansızdır (Başaran, 1992: 237). Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, teknoloji ekonominin gelişmesi de yönetimde kararların ani alınmasını gerektirebilmektedir. Yarın beklenenlere göre alınması gereken bu kararlar için yöneticilerin birçoğu kaygı duyabilmekte, yani karar alma durumu kaygının en önemli nedenlerinden birisini oluşturmaktadır (Taymaz, 2003: 56).
Kaygının genellikle olumsuz etkilerinden bahsedilmektedir. Ancak kaygının etkilerinin olumlu ya da olumsuz olması kaygının derecesi ve ulaşılmak istenen
hedefin zorluğu ile değişebilmektedir. Örneğin oldukça kompleks işlemler gerektiren bir hedefe ulaşma sürecinde kaygının çok arttığı ve olumsuz etkileri olduğu gözlemlenirken, orta derecede ve basit işlemler gerektiren bir hedefe ulama sürecinde kaygının göreve olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Yüksek ve düşük kaygılı bireylerin kolay bir işi gerçekleştirme çabasında herhangi bir fark bulunmamakta, ancak zor bir işi yaparken kaygı performans azaltıcı ve zayıflatıcı etkileriyle zarar görmektedir. Yani kaygı bazen insanı motive eden bir araç görevi görebilmekte ve potansiyelin performansa yansımasında önem arz etmektedir (Cüceloğlu, 2005: 291). Genel tedavide, psikoterapide, başarı ve performansta ve yeni başarıların kazanılmasında kaygı bir dürtü rolü oynamakta ve olumlu etkileri görülmektedir. Basit davranışlar için koşullanmada kaygı etkili olmakta ve koşullanmayı kolaylaştırmaktadır. Kaygı seviyesi yüksek olanlar, düşük olanlara göre daha kolay koşullanmaktadır (Sargın, 1990: 13-14).
Kaygının başlıca sebepleri Cüceloğlu (2005: 277-278) tarafından; 1. Belirsizlik
2. İç Çelişki
3. Olumsuz sonuç beklentisi 4. Desteğin çekilmesi
Şeklinde sıralanmakta ve Cüceloğlu’na göre bireylerden desteğin çekilmesi ve alıştığı çevrenin değişmesi olumsuz sonuçları doğururken, iç çelişki davranışlar ve inançlar arasındaki farklılık, belirsizlik ise gelecekte ne olacağı bilmemekten kaygıya neden olmaktadır.
1.3. Kaygının Belirtileri ve Klinik Semptomları
Kaygının iki yönü bulunmaktadır. Bunlardan birisi otonom sinir sistemi işlevleri doğrultusunda kaygının bedende yaptığı değişiklikler, diğeri ise öznel duygu yönüdür. Kaygı üzerinde ilk çalışan araştırmacılar kaygının davranışsal, fizyolojik ve bilişsel
bileşenleri olduğunu öne sürerken, sonradan yapılan çalışmalar duygusal ve bilişsel süreçlerin bağımsız olduğunu göstermiş, kaygının davranışsal, fizyolojik, duygusal ve bilişsel bileşenlerden oluştuğu genel geçer hale gelmiştir (Köksal ve Power, 1990; Özodaışık, 1989: 45).
İnsan hayatında patolojik ve normal olmak üzere iki tip farklı görülebilmektedir. Normal olan kaygı, bireyin hastalık, yaşlılık ve ölüm gibi gerçeklerle karşı karşıya geldiğinde, yardıma gereksinim duyduğunda ve yalnızlık hissettiğinde ortaya çıkmaktadır. Birey denenmiş ve bilinen, bildiğinden değişik, bilinmeyen ve belirsiz olana doğru ilerlediğinde de kaygı yaşayabilmektedir. Bireylerde bazı durumlarda kaygı taşınamaz düzeye ulaşmakta, özdeşleşme, yüceltme, yansıtma, bastırma gibi savunma sistemleri sıkla kullanılmaya başlamaktadır. Bu durumda ise patolojik kaygı gelişmektedir (Doğan, 2000: 22-25).
Kaygının belirtileri ve klinik semptomları yapılan birçok çalışmada ele alınmıştır. Genel olarak bunlar şu şekildedir (Ayvaşık ve Sayıl, 2002: 540; Üstündağ, 2001: 17-20; Cüceloğlu, 1991: 293; Başaran, 1991: 113; Köknel, 1989: 81; Songar, 1976: 320):
1. Bedende ortaya çıkardığı davranışsal ve fizyolojik bileşenler a. Titreme
b. Terleme
c. Sürekli çatık kaş
d. Düzensiz nefes alıp verme, nefes darlığı e. Mide bulantısı ve ağrısı
f. Kendini sürekli hareketli/huzursuz hissetme g. Adrenalin ve kan şekerinin artması
i. Kabızlık ya da ishal
j. Göz bebeklerinin büyümesi k. Geleceğe dair kuruntular l. Çizgi kaslarda gerginlik m. Bel ağrısı
n. Başa çıkma mekanizmalarının azalması o. Sürekli baş ağrısı ve baş dönmesi p. Avuçların soğuk olması
2. Duygu yönü olan duyuşsal ve bilişsel bileşenler a. Üzüntü
b. Uyumsuzluk c. Uykusuzluk
d. Yargılanma ve sonucu bilememe e. Sıkıntı ve korku
f. Kolayca çöküntüye girme g. Kendini yetersiz bulma h. Kederlenme
i. Karar vermede zorluk
j. Düşünceleri toplamada ve odaklanmada zorluk k. Diğer bireylerle ilişkilerde aşırı duyarlılık
l. Çabuk sinirlenme m. Başarısızlık duygusu n. Acizlik
Kaygı bunların yanı sıra benlik için alarm kabul edilmekte ve bir tehlikenin olduğunu göstermektedir. Ego savunma mekanizmaları ile buna karşı gelmeye çalışmaktadır. Savunma başarılı olduğunda kaygı bastırılmakta ya da dağıtılmaktadır. Meydana gelen durumun kişiye zarar verme derecesi ve tehdit meydana getirme durumuyla paralel olarak kaygı da artmaktadır. Bu nedenle bireylerin kaygıyı anlaması ve kontrol etmeyi öğrenmesi çok önemlidir (Spielberger, 1972: 28-29).
2.1. İletişim Kaygısı
İletişim kaygısı ilk defa 1977 yılında James McCroskey tarafından tanımlanmıştır (Tom vd., 2013: 666). McCroskey’e göre, iletişim kaygısı, bir bireyin başka bir kişi ya da kişilerle gerçek ya da beklenen iletişim ile ilişkili korku ya da endişesine işaret eden geniş bir terimdir (McCroskey, 2001: 40).
İletişim kaygısı, bireyin bireyler ya da tek bir diğer bireyler iletişim kurarken hissettiği gergin olma, korku ve endişe halidir. Eğer birey iletişimden genellikle kaygı duyuyorsa, iletişim kurduğunda sıkıntı yaşamakta, süreçte gelen ve giden mesajlarda karmaşıklık yaşayabilmektedir. Diğer bir ifadeyle iletişim kaygısı, “günümüzde aşırı enformasyon yüküne maruz kalan izler kitlede, anladığı ile anlaması gerektiğini düşündüğü enformasyon arasında sürekli genişleyen uçurumun yarattığı kaygı, bireyin, bir başka kişi veya kişilerle ya gerçek ya da olası iletişimden kaynaklanan kaygı” şeklinde tanımlanmaktadır (Mutlu, 2012: 153-156 Akt Çakmak ve Aktan, 2016: 21).
İletişim kaygısının daha genel bir ifade olan sosyal kaygı ile yakından ilişkili olduğu bulunmuştur. Sosyal kaygı, gerçek ya da hayali ortamlarda kişisel değerlendirmenin geleceği ya da varlığından kaynaklanan kaygı olarak tanımlanmaktadır. İnsanların sosyal bir etkileşimde belirli bir izlenim yaratmaya odaklandıklarında ve başarılı olmaktan kaygı duyduklarında sosyal kaygı yaşadığı
düşünülmektedir. Her ne kadar psikoloji ve iletişim literatürü birbirlerinden ayrı gelişme gösterse de sosyal kaygısı olan bireylerin, diğer bireylerle iletişim halindeyken iletişim kaygılarının daha yüksek olması olası görülmektedir. Bu durum çoğu sosyal durum iletişim gerektirdiği için sosyal-iletişimsel kaygı olarak da ifade edilebilmektedir (Blume vd., 2013: 159).,
2.1.1. İletişim Kaygısının Sınıflandırılması
İletişim kaygısı sözlü, yazılı ve alıcı iletişim kaygısı gibi sınıflandırıldığı gibi, traitlike, genelleştirilmiş, kişi grup, durumsal ve patolojik şeklinde de ayrılabilmektedir.
2.1.1.1.Sözlü İletişim Kaygısı
Sözlü iletişimde yaşanan kaygıdır. Diğer bireylerle gerçek ya da beklenen sözlü iletişim ile ilgili endişe duymak olarak da tanımlanabilir. Sözlü iletişim kaygısı sözlü olarak kullanılabilecek stratejiler gerektirmekte, yüksek derece endişe duyanların normalden daha düşük konuşma performansı sergilediği saptanmıştır
(Scott ve
Wheeless, 2009: 247-249).
2.1.1.2. Yazılı İletişim Kaygısı
Yazılı iletişim kaygısında, bireyler yazılı mesajların kodlanması ile ilgili kaygı ve endişeler duymakta ve kaygılarını yazma etkinliğine aktarmaktadır. Yapılan çalışmalar yazılı iletişim kaygısı yaşayan bireylerin normal performanslarından düşük yazım yapabildiğini göstermektedir (Scott ve Wheeless, 2009: 247-249).
2.1.1.3. Alıcı İletişim Kaygısı
Alıcı iletişim kaygısı gerek yazılı gerekse sözlü iletişimde alıcıların algılamasıyla ilgilidir. Bireylerin yanlış yorumlama, yetersiz işlem yapma ya da mesajlara psikolojik olarak uyum sağlayamama endişesi ile ilgili olarak ortaya çıkmaktadır (Scott ve Wheeless, 2009: 247-249).
2.1.1.4. “Traitlike” İletişim Kaygısı
Traitlike İngilizce trait ve like kelimelerinden oluşmaktadır. Trait karakter anlamına like ise benzeri anlamına gelmektedir. Traitlike iletişim kaygısında iletişim kaygısını bir karakter özelliği olarak değerlendirme ile ayrım yapılmaktadır. Gerçek karakter bireyin göz rengi ya da uzunluğu gibi değişmeyen karakter olarak ele alındığında, değişken olarak ele alınan kişilik özellikleri karakter benzeri kategorisine girmekte ve değişebilmektedir. Traitlike iletişim kaygısı da önceleri böyle bir kaygı taşımazken, yetişkinlikte bazı nedenlerle kaygı taşımaya başlamayı ifade etmektedir. Kendi içerisinde sözlü, yazılı ve alıcı iletişim kaygısı şeklinde sınıflandırılan bu iletişim kaygısı türü, kısmen değişken kısmen kalıcı bir kişilik tipi olarak değerlendirilmektedir (McCroskey, 1984: 16-19).
2.1.1.5. Genelleştirilmiş İçerikli İletişim Kaygısı
Bu iletişim kaygısı özel bir karakter olmaktan uzak olmayı ifade etmektedir. Yani iletişim kaygısının bir kişilik özelliği olmadığını belirtmektedir. Bu iletişim kaygısı türünde, herkesin iletişim kurma konusunda kaygı duyabileceği öne sürülmekte, hiç iletişim kaygısı olmayan birey olmadığı savunulmaktadır (McCroskey, 1984: 16-19).
2.1.1.6. Kişi-Grup İletişim Kaygısı
Bu iletişim kaygısı bir bireyin belirli bir grupla iletişim kurarken yaşadığı kaygıyı ifade etmektedir. Yani bazı bireyler bazı gruplarla iletişime geçerken, ilettikleri mesajın ters tepki alacağını düşünmekte ve o grupla iletişimine özel bir iletişim kaygısı duymaktadır. Örneğin okul öğretmenleri müdürle görüşmek konusunda oldukça kaygılı olabilmekte, öğrencilerle iletişimde hiç kaygı duymamaktadır (McCroskey, 1984: 16-19).
2.1.1.7. Durumsal İletişim Kaygısı
Bu tür iletişim kaygısı, bir bireyin belli bir zamanda herhangi biri ya da grupla iletişim kurduğu esnadaki kaygısını ifade etmektedir. Yani bu kaygı duruma bağlı olarak ortaya çıkmaktadır (McCroskey, 1984: 16-19).
2.1.1.8. Patolojik iletişim kaygısı
Traitlike, genelleştirilmiş, kişi grup ve durumsal iletişim kaygısından her insan etkilenmektedir. Örneğin her insanın karakter yapısı kaygılı olabilmekte, bir durumda ya da biriyle görüştüğünde kaygı duyabilmekte ya da genel olarak iletişim kurarken olağan bir kaygı içine girebilmektedir. Ancak patolojik iletişim kaygısı bunlardan farklıdır. Patolojik iletişim kaygısı yaşayan bireyler oldukça nadirdir ve bu bireyler yalnızca en yakın arkadaşları ya da akrabaları ile iletişim kurarak, uzakta oldukça kişilerle hiç iletişime girmemeyi tercih etmektedir. En ufak endişe hissettiği bireyle bir daha görüşmemeyi seçen bireyler hasta kategorisinde değerlendirilebilmekte ve psikolojik tedavi görmesi gerekmektedir (McCroskey, 1984:16-19).
İKİNCİ BÖLÜM
SOSYAL MEDYA, İNTERNET VE YÜZ YÜZE İLETİŞİM 1.1. Sosyal Medya Kavramı
Bireylerin bir araya gelmesi ve karşılıklı iletişim kurması yani sosyalleşmek kavramı, iletişim ve bilişim teknolojilerindeki gelişmeler ile birlikte değişmiştir. İletişim kurmak ve sosyalleşmek internet ortamı ve kullanılan platformların artışı doğrultusunda sosyal medya kavramını ortaya çıkarmıştır. Sosyal medya kavramı en genel şekliyle, içeriği kullanıcılar tarafından belirlenen ve paylaşılan ve yayınlanan her şeyin çevrimiçi (online) olduğu platform olarak tanımlanmaktadır (Lerman, 2007: 18).
Sosyal medya, kullanıcıların birbirleriyle düşünce, duygu, ilgi alanları, görüş ve bilgilerini paylaşarak iletişim ve etkileşimde bulunmalarına imkân veren çevrimiçi (online) web ortamı ve iletişim araçlarıdır. Sosyal medya ortamları ise wikiler, e-posta zincirleri, podcastler, forumlar, sosyal imleme, sosyal ağ siteleri, RSS abonelikleri, online iletişim siteleri ve bloglar gibi dışarıdan katılıma açık ve kullanımı kolay olan sanal iletişim ortamlarından oluşmaktadır. Sosyal medya, yeni jenerasyon web teknolojilerinin sunduğu iletişim hızı ve kolay kullanımı ile eş zamanlı aktarım ve bilgi paylaşımının yapılabildiği teknolojik platformlar şeklinde de ifade edilebilmektedir. Web 2.0 olarak da adlandırılan sosyal medya kavramının temelini karşılıklı iletişim ve veri paylaşımı oluşturmaktadır. Sosyal medya, teknolojiyi, video, ses, resim, kelime ve verilerle bir araya getirmektedir (Onat, 2010: 105).
Sosyal medyanın web 2.0 olarak ele alınması, bu tabanda çalışması, iş birliği projelerini başarmaya, topluluk oluşumuna ve derin sosyal iletişime olanak tanımasından ötürüdür. Teknolojik boyutun vurgulandığı web 2.0 kavramı sosyal medyanın kullanımını ve sosyal boyutunu ön plana çıkarmaktadır (Akar, 2010: 17).
1.1.1. Medya, Kullanıcı ve Teknoloji Yönüyle Sosyal Medya
Yukarıda tanımlarda görüldüğü üzere sosyal medyanın tam ve tek bir tanımını yapmak kolay değildir ve kavram oldukça geniş kapsamlıdır. Çünkü sosyal medya kuralları kapsamında birçok ağ ortaya çıkmış ve sosyal medya ağı özelliği taşıyan
ancak bu kapsama girmeyecek siteler de açılmıştır. Sosyal medyanın tanımını yapabilmek ya da tam olarak sosyal medya kavramını anlamak için sosyal medyayı medya, kullanıcı ve teknoloji yönüyle ele almak faydalı olacaktır.
1.1.2. Medya Yönüyle Sosyal Medya
İşletmeler için medya kavramı oldukça önemlidir. Pazarlama iletişimi için önemli bir ortam olarak değerlendirilen medya, pazarlama yaklaşımının önem kazanmasıyla daha önemli hale gelmektedir. Bu doğrultuda bir anlatım aracı olarak ele alınan medya, bir mesajın bir kitleye ulaştırılmasında rol oynayan bilgi yayma aracı olarak da görülebilmektedir (Karabacak, 1999: 33).
Medya haberleşme ve iletişim süreçleriyle gelişen ve çeşitli araçlarla yapılan etkileşim ve iletişim faaliyetlerinin tümü için bir ortam olarak tanımlanmakta, güncellenen içerikler ile bilgi iletimi sağlayan tüm çevreler medya kapsamına girmektedir (Andersen, 2002: 130).
Geleneksel anlamda medya kavramı, medya ortamlarının çeşitlenmesi ile zaman içerisinde oluşmuştur. İlk dönemlerde yalnızca gazete ve dergi gibi basılı materyaller, daha sonra telefon, radyo ve televizyon gibi iletişim araçları medya aracı olarak kullanılmıştır. Geleneksel anlam iletişim araçları bu araçlardan oluşmaktadır. Geleneksel olmayan ve yeni olarak adlandırılan medyada ise eski mekan, yeni mekan, mevcut teknoloji ve yeni teknoloji ön plana çıkmaktadır. Geleneksel olmayan araçlar içerisinde bulunan mevcut teknolojiler ve yeni mekanlar seçeneği, günümüzde insanların kullanmakta olduğu teknolojilerin eğlence merkezleri ve alışveriş merkezine uyarlanmış halini ifade etmektedir. Medya teknoloji gelişimine paralel şekilde çeşitlenmiş ve hem kurumlar hem de bireyler için faydalı hale gelmiştir. Ayrıca günümüzde medya bağlamında yeni teknolojiler de kullanılmaktadır. Bilgisayar ve internet teknolojilerinin ortaya çıkması ve global alanda bilgi ağları oluşturulması hedef kitlelere istenen mesajın daha kısa sürelerde iletilmesine imkan sağlamaktadır. Bu yeni araçlar, ölçülebilme ve kolaylık imkanları ile kullanıcı hayatında oldukça önemli bir yer tutmaktadır (Sever, 2000: 229-232).
Teknolojinin hızla gelişmesi ile medya da gelişmiş ve geleneksel olmayan medya bu nedenle “yeni medya” adını almıştır. İlk olarak yeni medya ve geleneksel medya olarak birbirinden ayrılan bu alanlar, daha sonra kendi içinde de kollara ayrılmıştır. Geleneksel medya dışında yeni medya kapsamında günümüzde interaktif medya, sosyal medya, offline medya ve online medya gibi farklı medya biçimleri de görülmektedir (Fırlar, 2010: 48).
Geleneksel olmayan medyanın bu kendi içerisinde sınıflandırılması net ve kesin çizgilerle yapılmamaktadır. Sınıflandırılarak ayrılan her bir medya türü belli kısımlarda birleşmekte ve ortak özellikler taşımaktadır. Geleneksel medyadan yeni medyanın tam olarak ayrılması ise gerçek zamanlı değişime olanak sağlaması ve içeriğin dijitalleşmesidir. Geleneksel medyadan yeni medyanın ayrıldığı diğer bir husus ise, bireylere yalnızca birden çok kanaldan ulaşma olanağı sunmayıp, bilgiye ulaştıkları ortamda sosyal ağlar ile ulaşmalarını sağlamasıdır. Yani geleneksel medya da bir gazete, dergi ve televizyon ayrı medya araçları iken, yeni medya araçlarında gazete, televizyon ve dergi işlevleri hem bir arada sunulmakta hem de bu araçların takip edilmesine olanak sunulmaktadır. Yeni medya araçlarının bu birleşmiş ve takip etme olanağı sunan yapısı, sosyal bir boyut kazanmasına yol açmaktadır. Sosyal medya araçları ile internet kullanıcıya yalnızca takip etme ve içerik üretme olanağı sağlamamakta, bunun yanı sıra bilgi paylaşımı yapıp, diğer insanlarla sosyalleşebilecekleri ortamlar da sunmaktadır (Polat, 2009: 32).
Yeni medya ile birlikte bilginin yaratılması, yayılması ve kullanımında bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Buna göre yeni medya simülasyon ve sanal olma, ağ yapılı olma, hiper-metinsel ve interaktif içerik sunma gibi özellikler kazanmıştır. Özellikle dijital olması ile yeni medya birden fazla içeriği aynı anda yaratma ve sunma, bu içerikleri kolay ve hızlı ulaşma ve değiştirebilme gibi yararlar sunmaktadır (Lister vd., 2009: 13). Dijitale kendisinden oldukça yavaş ve niteliksiz olan analogdan geçilmesi, devrimsel özellikler sunmakta, çoğaltım ve iletinin niteliğini değiştirerek bilgiye ulaşma ve iletmede önemli gelişmeleri beraberinde getirmektedir (Akar, 2010: 4).
Yeni medyanın değerli olmasında en önemli özellik “interaktif” özelliğidir. Geleneksel medyada pasif bir etkileşim bulunurken, yeni medya da aktif olarak etkileşim sürdürebilmektedir. Birey bir içerik oluştururken ve yayınlarken katılımda bulunarak daha aktif bir rol oynayabilmektedir. Bu durum toplumun istek ve arzularına karşı meslek mensupları ve işletmelerin hizmet sunabilmesine olanak sağlamaktadır (Tosun, 2009: 37).
Yeni medyada ağ yapısı da oldukça önemlidir. Forumlar, bloglar, e-mail grupları ve sosyal ağ siteleri gibi yeni medyada sıklıkla kullanılan platformlar bir ağ yapısı ile birbirine bağlı çalışabilmektedir. Bu ağ ile bağlantı ve ilişkiler görülebilmekte ve içerikler sanal ortamda yaratılabilmektedir. Ayrıca simülasyon özelliği de sosyal medyanın medya yönünü ön plana çıkarmaktadır. Gerçek yaşamdaki mekan ve zamandan farklı şekilde yeni bir realite sunan siber ortam simülasyon özelliği sunmakta ve interaktif, bütünleşme ve dijital kod ile geleneksel medyanın önüne geçmektedir (Tosun, 2009: 11; Polat, 2009: 33-34).
1.1.3. Kullanıcı Yönüyle Sosyal Medya
Kullanıcı yönüyle sosyal medya, teknoloji kullanıcılarının yarattığı bütünleşik, sesli, görsel ya da yazılı çalışma ve medya formlarının tümünü kapsamaktadır (Vickery ve Wunsch-Vincent, 2007: 17). Tüketicinin ya da kullanıcının oluşturduğu medya ortamları kullanıcı için hazırlanmakta ve ilgi alanları ya da bireyler, hizmetler, markalar ve ürünler hakkında bilgi verme amacıyla hazırlanarak, üye olunan, bilginin dağılmasını sağlayan ve kullanılan online bilginin kaynağını oluşturmaktadır (Hüseyinoğlu, 2009: 84). En genel şekliyle kullanıcı yönüyle sosyal medya, tüketicinin ürettiği medya türlerini kapsamakta ve üç önemli özelliği bulunmaktadır. Bunlar şu şekildedir (Vickery ve Wunsch-Vincent, 2007: 17):
1. Uygulamalar ve profesyonel düzenden bağımsız olmak: Kullanıcı tarafından hazırlanan sosyal medya içerikleri genellikle uygulama ya da profesyonel düzene bağlı olmadan oluşturulmaktadır. Bu içerikte ticari ya da kurumsal bir öğe bulunmamakta, herhangi bir gelir ya da kar eldesi amaçlanmamaktadır. Genellikle kendini ifade etmek, itibar sahibi olmak
ve diğer kullanıcılarla iletişimde olarak popüler olmak için yapılmaktadır.
2. Yaratıcı çaba: Kullanıcının hazırladığı içeriğin yaratılmasında ya da mevcut içeriklerden yeni içerik üretilmesinde yaratıcı çaba kullanılması gerekmektedir. Yani içerik kullanıcıdan ve yaratandan bir değer taşımalıdır. Bu çaba bir kişi tarafından gösterilebileceği gibi takım çalışmasıyla ya da iş birliğiyle de gösterilebilmektedir.
3. Yayınlama Mecburiyeti: Kullanıcı tarafından hazırlanan içeriğin en temel özelliği, bu içeriklerin daha önce bir yerde yayınlanmamış olması gerekmektedir. Herkes tarafından görülen bir web sitesi ya da belirli bireylerin ulaşabildiği platformlar olması fark etmeksizin, anlık mesajlaşma ve e-posta da dahil olmak üzere daha önce yayınlanmamış olması önemlidir.
İnternet ortamında yaratılan içerikler ve sosyal medya, insanların tüketme, geliştirme, paylaşma, toplama, okuma, bulma ve bilgiyi arama davranışlarını yüksek derecede değiştirmiştir ve değiştirmeye de devam etmektedir. Çünkü, internet bireylerin kendi düşünce ve bilgilerini diğer bireylere aktarmasına olanak sağlamaktadır ve internet kullanan bireylerin toplumsal yaşamda ulaşabileceği çevreden fazla çevreye sahip olma olanağı olmaktadır. İnternet ve sosyal medyanın gelişimi bu bağlamda insanların daha üretken, aktif ve sosyal olmalarını sağlamaktadır (Dellarocas, 2003: 12).
Sosyal medyada insanlar kullanıcı temelli içeriği her ne kadar yaygın hale getirse de, kullanıcıların kendi bilgilerine dayanarak yarattıkları bu içeriklerin güvenilir olmayabileceği düşünülmektedir. Kullanıcılar tarafından üretilen içerikler genellikle bir ürün isteği ve hangi ürünün alınıp alınmayacağı hakkında bilgi sahibi olma arzusu sonucunda kullanılmaktadır. Bireyler hizmet ya da ürünü doğru ve eksiksiz tanıtan kullanıcıların içeriklerini izlemekte ve kararlarını buna bağlı olarak vermektedir (Smith vd., 2005: 21). Güvenilir olmadığı düşünülse de aslında sosyal medyayı
“sosyal” yapan içerik hazırlayanların bilgilerine ulaşım ve kararları bu doğrultuda vermesi yani insanların birbirini etkilemesidir.
Günümüzde topluluk kurma, bağlantılar, içerik paylaşımı ve içerik yaratımı ile kullanıcı tabanlı içerikler marka ve şirketler tarafından paylaşılanlardan daha güçlü bir hale gelmiştir (Gunelius, 2011: 202). İnsanlar başka yerde bulamayacakları bilgilere kullanıcı odaklı içerikler aracılığıyla ulaşabilmektedir. Bu içeriklerin dili daha güvenilir ve daha samimi gelmekte, profesyonel olan içeriklerin soğuk olduğu düşünülmektedir (Kushin ve Yamamoto, 2010: 625).
1.1.4. Teknoloji Yönüyle Sosyal Medya
Sosyal medyanın teknolojik boyutunda diğer bir ismi olan Web 2.0 ön plana çıkmaktadır. Web kelimesi İngilizceden köken almakta ve ağ anlamına gelmektedir. Web sistemleri ise bilgisayarlar arası iletişim ve etkileşimin internet üzerinden sağlanmasına olanak sağlayan bilgisayar programları olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir tanıma göre, web sistemi bağlantılar kurarak, hiper metinsel belgelere internet üstünden ulaşmayı sağlamaktadır. Bu sistemde multimedya, video, resim ve metin gibi içerikleri olan Web sayfaları tarayıcılar ile görüntülenmekte ve hiper linkler aracılığıyla siteler arasında gezilebilmektedir. 1989 yılında Tim Berners Lee tarafından bulunan Web kavramı ilk aşamada Web 1.0 olarak isimlendirilmiştir (Naik ve Shivalingajah, 2008: 499).
WWW (World Wide Web-Dünya Çapında Ağ), sistemi animasyon, film, ses, resim ve yazı gibi farklı özellikleri olan verilere etkileşimli şekilde ve aralıksız ulaşım imkanı sağlayan internet sistemlerini oluşturmaktadır. Bu sistemde kullanıcılar bir veriden diğerine ve bir sayfadan diğerine linkleri kullanarak ulaşmaktadır (Kırcova, 2002: 25).
Web 1.0 olarak da adlandırılan bu ilk aşama, oldukça az sayıda içerik oluşturulan ve içeriklerin bulunduğu sistemlere ulaşımın daha çok yapılabildiği bir dönemi oluşturmaktadır. Yani salt okunur ya da sadece okunan ancak içerik yaratılamayan ilk aşama web, Web 1.0 adını almaktadır (Naik ve Shivalingajah, 2008: 500).
Web 1.0’ın içerik yaratmaya olanak sağlamayan, çok az sayıdaki içeriğe ulaşıma imkan veren yapısı kullanıcıların istediği bilgiyi istediği şekilde almasına olanak sağlamıştır. Ancak bu durum kullanıcıların internette geçirdiği zamanın daha çok olmasına ve internetin sosyalleşmeye yönelmesine yol açmıştır. Sosyal web mantığı ile Web 2.0 yani sosyal medya ortaya koyulmuş, daha önceki hem içerik geliştirici hem kullanıcı kavramı yerini hem tüketen hem üreten kullanıcılara bırakmıştır. Web 2.0 kavramı ilk defa O’Reilly tarafından ortaya atılmış, etkileşim ve içerik katkısı geliştirilerek Web 1.0 evrilmiştir. Web 2.0 ile internet ortamı boyut değiştirmiştir. Böylece sürekli yeni bilgiye ulaşım sağlayan, podcast yayınları, video, ses, resim gibi paylaşımlar, okuyan, yorum yapan ve yazanlar için bloglar ortaya çıkmıştır (Akar, 2010: 17).
Semantik web olarak da adlandırılan web 3.0 ise 2015 yılında kullanıcıların hayatına girmiştir. Sezgisel olarak çalışan web 3.0, içerik kontrolünün insan elinden çıkarak yazılımların eline geçtiği bir dünyadır. Birbiri ile iletişim halinde olan veritabanı sayesinde neyi sevdiğimizi, neyi istediğimizi anlayan bir web sistemidir.
Web 4.0 ise tam anlamıyla sanal network teknolojisidir. Bir Saniyede 100 gigabit bağlantı ve bant aralığı olan her şeyin artık online networklar üzerinden kurulduğu ve bilim kurgu filmlerinde rastladığımız gibi yapay zekaya sahip işletim sistemi ve web teknoloji mimarisidir. Web 4.0 özellikle kodlanan yapay zeka ile sorunları tespit edebilir ve çözümler üretebilir(www.esmacalisir.com / 26.08.2019).
1.2. Sosyal Medyanın Özellikleri
Sosyal medyanın özellikleri şu şekilde sıralanabilir (Lerman, 2007: 18):
1. Kullanıcılar diğer kullanıcılar ile arkadaşlar gibi pek çok ortak alanı belirleyerek yeni sosyal ortamlar oluşturabilmektedir.
2. Kullanıcılar paylaşımlarını ve içeriklerini pasif kullanım ya da aktif oylama ile değerlendirebilmektedir.
4. Farklı medya türünde içerik oluşumuna imkan sağlayan sosyal medya, kullanıcıların içerikleri geliştirmesine olanak sağlamaktadır.
Sosyal medyanın özellikleri bağlantılı olma, topluluk, karşılıklı konuşma, açıklık ve katılım başlıkları altında da toplanabilmektedir (Mayfield, 2011: 5):
Bağlantılı olma: Diğer bireylere, kaynaklara ve sitelere link ile bağlantılıdır ve birbirlerine bağlı şekilde tüm sosyal medya ağlarına ulaşılabilmektedir.
Topluluk: Ortak ilgileri paylaşan bireylerin etkili iletişim kurmasına olanak sağlamakta, hızlı şekilde topluluk oluşumuna izin vermektedir. Karşılıklı konuşma: İki yönlü etkileşim ve iletişime olanak
sağlamaktadır.
Açıklık: Katılım ve geri bildirime sahip olan sosyal medya ağları bilgi paylaşımı, yorumlama ve oylamaya teşvik etmektedir. Şifre korunaklı olmayan içeriklere erişimi ile açıklık özelliği bu durumu kolaylaştırmaktadır.
Katılım: İsteyen herkes katkıda bulunabilmekte ve geri dönüş alabilmektedir. Takip eden ve içerik oluşturan ayrımının azalmasını sağlamakta ve kitle ile medya arasındaki çizgiyi kaldırmaktadır.
1.3. Sosyal Medya Araçları ve Paylaşım Ağları
Teknolojinin sunduğu bir imkan olarak fotoğraf gönderip almaya, veri paylaşmaya, çeşitli alanda paylaşım yapmaya olanak veren ve sanal ortamı biçimlendiren çok sayıda sosyal medya aracı ve paylaşım ağı bulunmaktadır. Snapchat, Instagram, Twitter, Facebook gibi sosyal paylaşım ağları ve medya araçlarının tamamı kendisine özgü bazı özellikler içermektedir. Bu platformların hedef kitleleri ve kullanılışları, farklı konum ve durumda amaca göre değişiklik göstermektedir. İnsanların aktif olarak katıldığı sosyal ağlar ve kullandığı sosyal medya araçları bireylerin meslek durumları, ailesel faktörleri ve arkadaşlık ilişkilerine
göre değişebilmektedir. Örneğin insanlar çevreden haberdar olma, sosyal çevrelerini genişletme ve anlık paylaşım yapma için Facebook ağına katılırken, eleman ya da iş aramak için Xing ve Linkedin gibi iş ağlarına katılmaktadır. Twitter gibi sosyal medya araçları ve ağları dünyada ne olduğunu anlık öğrenebilmeye olanak sağlarken, Pinterest ve İnstagram gibi ağlar video ve fotoğraf paylaşımı yapanlar için cazip görünmektedir. İnsanlar ücret olarak rehberindeki kişilerle internet üstünden Tango ve Whatsapp gibi ağlarla mesajlaşabilmektedir. Genel olarak bu sosyal paylaşım ağları kullanım türüne göre şu kategorilere ayrılmaktadır (Hazar, 2011: 155):
Mikroblogging paylaşım ağları o Twitter gibi
Bilgi paylaşım ağları
o İntelipedia ve Wikipedia gibi Fotoğraf paylaşım ağları
o Photodom, Photo, Fotocommunity, Photosig, Deviant, Flickr gibi Video paylaşım ağları
o Yahoo Video It’s On, Google Videos, Dailymotion, Youtube gibi Bloglar
o Kottke, Techcrunch, Boingboing, TheHuffington Post ve diğer şirket blogları gibi
Sosyal ağlar
o Xing, Formspringa, Friendfeed, Hi5, Friendster, Linkedin, MySpace ve Facebook gibi.
Bunların yanı sıra çok sayıda sosyal medya aracı ve paylaşım ağı bulunmaktadır. İnternet üstünde hizmet veren bir sitenin ya da aracın sosyal medya aracı ya da paylaşım ağı olarak nitelendirilebilmesi için bazı özellikler taşıması gerekmektedir. Bunlar şu şekildedir (Boyd ve Ellison, 2007: 215):
1. Sosyal paylaşım ağı kapsamında tüm bireylerin yarı açık kullanıcı profili açabileceği ve herkesin ulaşabileceği bir platform sunmalıdır.
3. Listede sunulan diğer kullanıcılara ya da platformlara erişim imkanı vermelidir.
1.4. Sosyal Medyanın Fayda ve Zararları
Sosyal medya hızla gelişimini sürdürmekte ve çok hızlı yayılmaktadır. Büyük sosyal medya ağları ise kendilerine devamlı farklı özellikler katarak kullanıcıların ilgisini çekmekte ve kullanımlarını arttırmaktadır.Gelişimini sürdürmekte olan sosyal medyanın bireyler üzerinde olumlu ve olumsuz birtakım etkileri de olmaktadır.
Sosyal medyanın fayda ve zararları şu şekilde sıralanabilmektedir (Eni, 2017: 17):
Faydaları
o Bilgiye ilk kaynaktan ulaşma imkanı sunmaktadır.
o Önemsiz ve önemli veriler içerisinden yararlı ve anlamlı bilgilere erişim vermektedir.
o Yalnızlık nedeniyle ortaya çıkan depresif düşüncelerden arınmaya yardımcı olmaktadır.
o Bireylerin düşüncelerine ve yaşam tarzlarına uygun gruplar ve sayfalar oluşturmasına imkan vermektedir.
o İletişimde mekan ve zaman engelini kaldırmaktadır. o Yeni arkadaşlar edinmeye yardım etmektedir. o Eski arkadaşlara ulaşmaya yardımcı olmaktadır. Zararları
o Kullanılan dil yozlaştırılabilmektedir.
o Narsisizme yol açabilmektedir.
o Bireyler sosyal medyayı çok kullandığında asosyalleşebilmektedir.
o İş hayatı, ailevi ve bireysel hayattaki mahrem bilgilerin ortaya dökülmesine yol açabilmektedir.
o Sanal ortamdan uzaklaşan bireylerde depresif ve saldırgan bir hal oluşabilmektedir.
1.5. Sosyal Medya ve Kaygı
İnternet ve sosyal medyanın etkisi özellikle çocuklar üstünde oldukça büyüktür. Günümüzde çocuklar internete ve sosyal medya ağlarına kütüphanelerden, okuldan, telefonlarından, internet kafelerden ve evlerden kolay bir şekilde erişebilmektedir. Genellikle e-posta göndermek, sohbet etmek ve oyun oynamak için sosyal medya ve interneti kullanan çocuklar ekranda açılan tacize yönelik, sömürücü, suça teşvik edici uygunsuz web sayfalarını görebilmekte ve bu durum sonucunda kaygı duyabilmektedir (Odabaşı vd., 2007: 77). Çocukların ve gençlerin internet ve sosyal medya kullanırken karşılacakları ve kaygı duyacakları tehdit ve tehlikeler şu şekilde sıralanabilmektedir (Canbek ve Sağıroğlu, 2007: 35).
1. Yasa dışı içerik, pornografik öğeler, düşmanlık, öfke ve şiddet içeren durumlar ile karşılaşma
2. Çevrimiçi kullanılan sitelerde kendisi ya da yakınlarıyla alakalı özel ve mahrem verileri üçüncü kişilere verebilme ve bu verilerin ulaşılabileceği internet ağları oluşturma
3. Aileye haber vermeden kredi kartı ile alışveriş yapma
4. Farkına varmadan kötü niyetli insanlar ve suç örgütlerle iletişime geçme ve etkilenme
Kişiliğin gelişiminde önemli rol oynayan gençlik ve ergenlik döneminde internet önemli bir tehdit potansiyeli taşımaktadır. İnternet ve sosyal medya denetimden uzak ve kontrol edilemeyen bir yapı içermektedir. Kanun koruyucular hızlı gelişime ayak uyduramadığı için interneti sürekli takip edememektedir. Sanal ortamdaki suçlar için cezalar bulunsa dahi, etkisi yetmemekte ya da cezalar uygulanamamaktadır. İnternet ortamının özgürlüğü ve herhangi bir sınıra sahip olmaması özellikle toplumların geleceği olan gençler için kaygı verici olmaktadır (Tanyol, 2002: 206).
Yetişkin bireylerde de internet ve sosyal medya kullanımı kaygıya neden olabilmektedir. Sosyal ağlarda takip edilen ve insanlarca kontrol edilen insanlarla
kendi kimliğinden farklı bir kimlik yaratarak sosyal ağlara giriş yapmakta ve kısıtlamalardan kaçmaya çalışmaktadır. Bu durum gerçek kimlikleriyle ilgili iç çatışmalara yol açmakta ve gerçek kimlik kaybedilme noktasına gelmektedir. Bu durumda internet ağlarının açık, özgür, güvenilir ve şeffaf olması işe yarar görünmekte, bu durumda bireylerin kaygıları azalmaktadır (Baban, 2012: 76).
Dil, mit, değer, gelenek, görenek ve kaygılarla medya araçları, tüketim isteklerini ön plana çıkarmakta, yeni teknolojiler alanı daraltarak dünyanın güvensiz bir yer olduğunu düşündürmektedir. Yer altı dünyası olarak adlandırılan radikal gruplar, terör grupları ve suç örgütleri toplumun güvenliğini ve sağlığını bozacak iletişim sistemleri ve organizasyonlar geliştirmektedir. Bu da insanların kaygılanmasına yol açmaktadır (Kır, 2008: 80).
Ayrıca sosyal medyanın hızı nedeniyle insanlar birçok iletiye aynı anda maruz kalmaktadır. İletilerin her birine zaman ayıramayan, anlamadan yeni iletişim sürecine başlayan bireyler, iletişimlerinde zamanla kelimelerin anlamlarını da yitirmektedir. Bu durum insanların algı yönetimini bozmakta ve kaygıyı beraberinde getirmektedir (Güngör, 2011: 173).
Bunların aksine çevrimiçi sosyal ağ siteleri ve özellikle Facebook, sosyal kaygılı bireyler için başkalarıyla etkileşim açısından büyük fırsatlar sunabilmektedir. Sosyal açıdan kaygılı bireylerin başkasıyla etkileşimde interneti neden kullandığıyla ilgili iki farklı hipotez bulunmaktadır. Önerilen ilk hipotez, bireylerin yüz yüze görüşmelerde sosyal beceri veya rahatsızlıklarla ilgili açıkları telafi etmek için çevrimiçi sosyal paylaşım sitelerini kullandıklarını öne süren sosyal telafi hipotezidir. Birincisine zıt olan ikinci teori ise, sosyal geliştirme hipotezi olarak adlandırılmaktadır. Bu hipoteze göre ise, sosyal beceri sahibi bireyler, başkalarıyla etkileşime geçmek için ek fırsatlar bulmak amacıyla çevrimiçi sosyal ağ sitelerini kullanmaktadır (Dobrean ve Paraselu, 2016: 133).