.
Gülsen Çalık Can
sergisini
hazırlarken her
türlü malzemeyi
her türlü
boyayı kullanmış
ve aylar süren
uğraştan sonra
masa üzerindeki
ilginç
sergi
ortaya çıkmış,
"L" şeklindeki
masanın üzeri
yiyeceklerle dolu.
Yemekler, yenilenler,
yiyecekler, yiyenler...
Masadaki sergide
«yem ek o/a
Masadaki serginin yaratıcısı Gülsen Çalık Can 1966 yılında İzmir
Amerikan Kız Koleji'ni bitirdi. 1966— 70'de Amerika'da Beaver College
resim bölümünden mezun oldu. 1968’de Philadelphia Uluslararası
Sergisinde birinci mansiyonu, 1970’de “Mavi Orkide" ödülünü aldı.
1973’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisini bitirdi. 1972’de A.
Andiçen ödülünü, aynı yıl
S.
Urallı I. ödülünü, 1975’te de Arkeolo/i
Müzesi Başarı ödülünü kazandı.
(Özdemir GÜRSOY)
• DİPLOMALARININ İLKİNİ ABD'DEN,
İKİNCİSİNİ DGSA'NDEN ALAN RESSAM
GÜLŞEN ÇALIKCAN.KURTULUŞ'TASON
YILLARIN ENTARTIŞILANSERGISINİ AÇTI
ıorama •
Hülya Kcçyiğit
Bir grev ı
ve ötesi
D
eğişiklik olmazsa mart ayında “ T V ’de Yerli Sinema” programların da “ Küçük Hanımefendi” yi, iki hafta sonra da “ Son Tren” i izleyeceğiz. Bu filmlerin ikisi de Acar Film yapım ı...M art ayında programda bu filmler var. şubat ayında da Acar Film Stüdyosu'nda grev var...Bu konuda, Film-Sen’in Genel Sekreteri Muzaffer Hiç- durmaz, “ Politika” muhabiri nin sorularına şöyle cevap veriyor:
— “ Bu, Türk sinemasında sendikal konuda ikinci başarı -dır...”
1962’de kurulan Sine-tş Sendikası, A r Film Stüdyo- su’nda greve gitmiş, grev iki buçuk ay sürmüş, sonunda işveren de lokavta gitmiş, stüdyo kapanmış.
— “ Bu kez, ne olmuş?" Stüdyoda çalışan 36 kişiden 30’u, Marmara Oleyis Sendika sın a üye olmuşlar... Toplu Sözleşme çağrısı yapılmış, iş veren vekili “ işyeri bir bütün dür" demiş, böylece oylamaya yazıhaı.ede çalışanlar da katıl mış, 57 kişi grev için oy vermiş...
— "Sonuç?”
— “ 25 hayıra karşılık 32 evet ve grev...
Grevle ilgili olarak söylene bilecekler şimdilik bu kadar...
Am a bu grev nedeniyle sinemada çalışanların sosyal hakları ve güvenceleri yine güncel hale geldiğine göre, şu “emeklilik" sorunu üstünde durmakta da yarar yok mudur, dersiniz1’
— ” Bağ-Kur kapsamındalar ya...
— “ Çoğu değil... Çoğunun ücretinden Sosyal Sigortalara prim kesiüvor”
—"trene iyı...U halde Sigor tadan emekli olurlar...”
— “ Olamazlar... B ir film di yelim 20 günde çevriliyor. Bir “ Yevm iyeci” , bir teknisyen, bir “ set elemanı” yılda çalışsa çalışsa 90-100 gün çalışır. Si gortadan emekli olmak için de 5000 iş günü prim ödemek şart... Buna göre, emekli olma sı için 50 yıl çalışması gerek...”
Şu soruna da gerçekçi olarak eğilip, sinemada çalışanların geleceklerini de güvence altına almak gerek...
I
i
Ç
ZEYNEP ORAL ^
G
E Ç T İĞ İM İZ haftalar da Kurtuluş’daki Baraz Galerisi'nde bir sergi a- çıldı. Am a bu öyle bildiğiniz, gördüğünüz, duyduğunuz ser gilerden değil... Neden mi? İn san herhangi bir sergi izlemek üzere bir galeriden içeri girdi mi, genellikle tablolar, resim ler, ya da seramik çalışmaları, ya da heykeller, hadi bilemedi niz elişleri, şu ya da bunu gö-f rür. Oysa, geçen hafta Galeri Baraz'ın eşiğinden adımını a- tan şaşıp kalıyor, içeri girer girmez, upuzun bir sofray la karşılaşıyorsunuz. Hani şu davetlerdeki ziyafetlerdeki sof ralar gibi. Üstelik L şeklinde. Masanın üzeri binbir yiyecekle donatılmış. Ama gelişigüzel değil. Masanın en sonunda bir pirinç ya da bir fasulye tanesin den tutun bir damla salça gibi şeyler. Masanın ortasına doğru porsiyonlar giderek büyüyor, büyüyor, büyüyor... Baş köşe de ise kocaman kat kat, rengı'ı- ' ‘ 'ffink yiyecekler. Hani genellikle anlamakta güçlük çektiğimiz “ fontirifön” ya da “ şonşiri- şon” gibi isimler taşıyan yiye cekler. Ve masanın baş köşesi ne kurulmuş göbekli bir adam yiyeceklere dokunmadan öylece bakıyor, işte sergi bu. Genç ressamlarımızdan Gülşen Çalık Can, her türlü malzemeyi, her türlü boyayı kullanmış, aylar süren bir çalışmadan sonra bu sergiyi oluşturmuştur:Sergiyi gezenlerin tepkileri çeşit çeşitti: “ Rezalet.” “ K i minle alay ediyor?...” “ Çılgın lık” (Kötü anlamda...) Y a da “ H a r ik a !” , “ N e c e s a re ti” , “ Müthiş” , “ Çılgınlık” (iy i an lamda...) “ Bu kadar duygusal lık, pes doğrusu...” “ Bu kadar mantıksallık, pes doğrusu...” Bir de ukalalıklar: “ Efendim ben Amerikadayken böyle şey ler...” “ Biliyorsunuz, pop - art denilen...” “ Avandgard’ ın, strüktualizme...” Kim i de yal nızca, "K im bu sanatçı?” diye merak etti. Meraklarını gider mek için belirtelim: Gülşen Çalık Can, 1966'da İzmir A m e rikan K ız K oleji’ni bitirdi. 1966-70’de Amerika’da Beaver College Resim Bölümü’nden mezun oldu. 1968’ de Phila delphia Uluslararası Gençler Sergisi’nde birinci mansiyonu nu; 1970’ de “ M avi Orkide" ö- diilünü aldı. 1973’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akade- misi’ni bitirdi. 1972’de A . A n diçen I. Ödülünü, aynı yıl, S. Urallı I. ödülünü, 1975’de A r keoloji Müzesi Başarı ödülünü kazandı.
BİR DE SANATÇIYA
KULAK VERELİM
Peki, sanatçı bu son sergi siyle ilgili olarak ne diyor? Bir de ona kulak verelim:
“ Bir damla, iki, üç, dört damla; bir lokma, iki, üç, beş lokma; bir dilim, yedi, on bir, yirmi üç dilim; bir çay kaşığının ucu, bir tatlı kaşığı dolusu, bir çorba kaşığı, bir kepçe. Y e mekler, yenilenler, yiyecekler, yiyenler, yiyorlar. Müthiş bir tüketim, az ya da çok pek çok. Yemek olayını büyüteç altına almak istedim bu sergide. Bili yorsunuz tabii, ne olağanüstü sofralar kuruluyor bu gezegen de, ve ne yalınkat, suya tirit sofralar. İşte böyle bir olayın vurgulanmasıydı bu sergi. Bir tür panoramik yemek listesi. Fazla didaktik olmaktan ka çınmak gerek... Tepkiler çeşit liydi. Daha çok kızılmasını, da ha çok gülünmesini, daha çok “ ü f f î ! ” “ h r r m r h r r ü " “ tsspfftsss” gibi seslerin çık masını isterdim. Am a İstan bullular, sabah uykusundan yeni kalkmış gibi mahmurdu lar sergiyi gezerken. Yine de "sen ne hergeleymiş in” diyen oldu, "Burada ziyafet mi var, resimler nerde?” diye sorunlar ve kapıdan dönenler. Filan. İçimden "H a y Allah, çok mat rak" diyecek oldum. Masanın başındaki durumu kavramış tı.”
SİI9
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi