• Sonuç bulunamadı

Tanilli:Aydın kişi, çağının anlamını bilen kişidir

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Tanilli:Aydın kişi, çağının anlamını bilen kişidir"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Tanilli:

«A vdın

■ • C

klS!'

çağının

anlamını

bilen

kişidir»

Server Tanilli’nin “Uygarlık Tari­ hi” adlı yapıtı, geçtiğimiz günlerde yeniden kitap olarak basıldı. Uzun­ ca süren bir tedaviden sonra, 1980 Ekiminde Türkiye’ye dönen ve ça­ lışmalarını burada sürdüren Tanil- ii’yle kitabı ve diğer konulardaki bir söyleşiyi aşağıda yayımlıyoruz

Zeynep Oral

Kimi zaman, okunan bir kitap, bir öykü, bir şiir, izlenen bir oyun, ya da bir film, kollarımızı ardına dek açıp, yeryüzündeki tüm güzel­ likleri kucaklamak istememize ye­ ter.... Zaman olur bir söz, hele yazılı, basılı bir söz öyle bir kamçılar ki umudu, yarma olan inancınızdan, yaşamak ne güzel diye haykırmamak için zor tutar­ sınız, belki de tutamazsınız ken­ dinizi... Bir kitap, bir öykü, bir şiir, | bir oyun, bir söz ya da bir insan: I Yüreğe düşen kıvılcım gibi. Pırıl ! pınl. Duru. Sımsıcak. Kıpır kıpır... i insan, dersiniz, bunları var eden

j

insan, ne güçlü, ne yürekli, ne ; müthiş, ne güzelim bir yaratık...

Bunları Server Tanilli’nin “Uy­ garlık Tarihi” kitabını okurken mi, | yoksa o tekerlekli sandalyesinde, ! ben tekerleksiz bir koltukta kar- j şılıklı oturmuş konuşurken mi daha çok duydum, düşündüm, bilmi­ yorum. O ve kitabı. Düşündükleri, söyledikleri, yazdıkları: öylesine bir bütün ki... O ve tekerlekli sandalyesi, tekerlekli sandalyesi ve kitabı... öylesine düşündürücü, ibret verici, öğretici...(Ve kahredici diyecektim ama, dilim varmıyor çünkü o tekerlekli sandalyeye de, sıkılan kurşunlara da öyle bir meydan okuyuşu var ki, o kur­ şunlan sıkanlar, sıktıranlar kahro­ lur ancak.)

“Uygarlık Tarihi - Çağdaş Dün­ yaya Giriş” (Say Yayınevi) geçti­ ğimiz günlerde yeniden basıldı. Yıllar boyu duyulan bir gereksini­ min ürünü.

“Taa asistanlık günlerimden böy­ le bir kitaba gereksinim duyardım.

Nedeni de şu: Dünyanın her

yerinde temel kültür çocuklara

lisede verilir. Üniversitelerde ise uzmanlık kültürü diyelim hukuk, tıp vb. verilir. Oysa bizde lise­ lerden gelen öğrencilerin durumla­ rını görüyorduk. Tarih, felsefe, sosyoloji, sanat ve edebiyat gibi kültürün temel konularında öğrenci­ lerin müthiş bir kültür açığı vardı. Gençlerimizin kafalarına, özellikle orta öğretimde, kültürün bu temel konularında, kültür diye derme çatma, abuk sabuk, ipe sapa gelmez birtakım şeyler tıkıştırılmak ta. Ne gerçekçi ve bilimsel bir yaklaşım ne de kültürü bir bütün olarak kucak­ layış. Gençlerin gözlerinin önüne bir duman perdesi çekilerek, çağ­ larına ve yaşadıkları topluma ya- bancılaştırılmaktalar... Temel çağ­ daş kültür birikimi olmayana, uzmanlık kültürü nasıl verilebilir ki...”

1972 yılında Şişli İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu (şimdi

fakülte) ilk sınıfına “Uygarlık

Tarihi” dersi koyma karan alınca

ve bu dersin öğretimini Server Tanilli’ye verince, bu konuya ilişkin

yığınla ders notunu derleme,

kâğıda dökme fırsatını buldu Server Tanilli. öyle bir kitap yazmalıydı ki, okuruna, “hem içinde yaşadığı çağı hem de içinde yaşadığı toplu­ mu bütünüyle versindi.” ... “Bütü­ nüyle” : Yani ekonomisinden müzi­ ğine, politikasından mimarisine, edebiyatına yani kaynağından et­ kilerine, etkinliklerine... Yani Batı dünyasının, sosyalist dünyanın ve Üçüncü Dünyamn tüm tarihsel ve kültürel gelişimi... Yani hiçbir şeyi birbirinden soyutlamadan...

KOVUŞTURMA

Böylelikle Server Tanilli, öğren­ cilerinin “kültür açığım” gidermek, bu boşluğu doldurmak için ders­ lerinde sözlü olarak anlattıklarım, ders notlarını teksir ettirir. “Uy­ garlık Tarihi” kitabı 1972 - 75 yıllan arasında yazılır (1974’den sonra Türkiye bölümünü ekledi). 1975’de kitap aleyhine bir ihbar... Kovuşturma, dava... 1978’de “ki­ tapta konulara baştan sona bilimsel açıdan yaklaşıldığı gerekçesiyle ve “bilimsel faaliyet anayasa güven­ cesinde olduğundan” beraat... Be­ raat kararından bir hafta sonra sıkılan kurşunlar ve felç...

“Uzunca bir tedaviden sonra...” Gözlerim tekerlekli sandalyeye ta ­ kılı onu dinliyorum. Ne kocaman tekerlekleri var şu sandalyenin. Ve iki elle asılmak gerekiyor teker­ leklere, ileri geri bir damlacık ilerleyebümek için. îki elle ve büyük bir dikkatle, büyük bir bilinçle, özenle...

“İki yılı aşkın bir süre İngiltere , Almanya, Sovyetler Birliği’nde çe­ şitli hastanelerde ve rehabilitasyon

merkezlerinde yorucu ve zaman

alıcı bir öğrenim dönemi geçirdim. -Bir felçlinin günlük yaşamım ge­ çirmesi, gerçekleşmesi için öyle çok şey öğrenmesi gerekiyor ki— 1980 Ekiminde Türkiye’ye döndüğümde “Uygarlık Tarihi”ni basmak iste­ diler. Yığınla eksiği olsa da razı

oldum. Yurt dışında hastane

koşullarında yapabildiklerime bir çekidüzen verdim. 12 Eylüle değin olan gelişmeleri de kapsayacak biçimde noktaladığım kitabı basıma verdim.”

Basıma verdim, çünkü yalnız bir ders kitabı değildi “Uygarlık Tari­ hi” . İçinde yaşadığı çağı, içinde yaşadığı toplumu tanımak isteyen her insanın yararlanacağı, ve çağ­ daş kültürün sentezine varabileceği bir kitaptı.

“Çağdaş Kültür” derken ne anlıyordu Server Tanilli. Nedir böyle bir kültürün nitelikleri? 16

(2)

“Çağdaş kültür derken, başta demokratik, laik, akılcı, giderek diyalektik nitelikler taşıyan bir kültür anlarım. Çağımız onca mü- caddelerden sonra böyle bir kültür anlayışına varmıştır. Bizim gibi ge­ ri kalmış ülkelerde, kültürün ‘çağ­ daş’ sayılabilmesi için, bu belirtti­ ğim niteliklerinin yanı sıra, aynı za­ manda anti emperyalist ve devrimci de olması gerekir.”

BATI KÜLTÜRÜ VE BİZ

Türkiye’yi düşünüyorum. Ülkü­ müzde, ‘kültür” sözcüğünün karşı­ sında öteden beri ne çeşitli tavırlar

alınmış. Bir kısmımız “kültür”

deyince, batı kültüründen başka bir şey görmek, duymak , bilmek iste­ memiş batıyı, batı kültürünü tek değer ölçüsü kılmış; bir kısmımız ise batı kültürünü tümden yok sayıp, kendi içimize kapanmayı yeğlemiş, kulaklarımızın gözlerimi­ zi, beynimizi batıya kapayarak kendi kültürümüzü koruyabileceği­ mize inanmışız...

“Çağdaş Türkiye’de özellikle ba­ tıya yöneldikten sonra, ‘Batıcılar’ dediğimiz, kendilerini kendi kültür­ lerinden soyutlayıp, batı kültürünü yegâne kültür olarak görenler oldu. Bir de bunlara karşı olanlar var. Batı kültürüne sırt çevirenler, varsa yoksa kendi kültürüne gömülenler. Oysa toplumda kültür gelişmesi her türlü dış kültür etkisinden soyut­ lanarak gerçekleşmez. Kendi kültü­ rel gelişmemizi dahi tanımak, bil­ mek için, batı kültürünü bilmemiz, etkilerini izlememiz gerekir. Kültür deyince batıdan alacağımızı bil- memiz gerekir... İsterseniz baştan başlayahm:

Batı kültür tarihinde çeşitli aşa­ malar görüyoruz: önce burjuvazi­

nin taa ortaçağın sonlarından

başlayarak, soylulara karşı verdiği mücadelede yarattığı bir kültür var: İnsancı, akılcı, ilerici, giderek dev­ rimci. Burjuva devrimlerinin ide­ olojisi bu kültürle beslenmiştir. İnsanlığın büyük kültür mirasına dahildir bu kültür. Aynı batıda sanayi devriminden sonra ortaya çıkan sosyal tabloda yeniden bir yöntem kavgası başlar. Doğa, insan ve toplum yeniden yorum­ lanmak istenir ve yeni bir yorum getirilir. Bu yeni yorum nihayet Marksizmde bir bütünlüğe kavuşur. Gene batıda özellikle emperya­ lizmle birlikte karanlıkçı akımların palazlandığına tanık oluruz. Bir zamanların akılcı burjuvazisi akla karşı çıkmaktadır. Kendi ‘çıkmaz­ larına’ böylece çözüm getirmek iste­ mektedir. İleride faşizm bu mal­ zemeden devşirecektir malzemesi­ ni...”

Peki bütün bu oluşumlar karşı­ sında tavrımız ne olacaktır?

“Sağımızın ‘dinci’ kanadının

yaptığı gibi toptan batı reddiyesine gidemeyiz. ‘Batılaşmacı’ çevrelerin yaptığı gibi çöpü samanı birbi­ rinden ayırmadan toptan batıcı da olmayız. Batıda insancı, akılcı, ilerici, bütün oluşumlara biz de sahip çıkacağız. Hele hele kendi gerçeklerimizi kavramak, insanları­ mızın insanca yaşayacakları bir toplum düzeni yaratmak, sonuçta bir ‘yöntem sorunu’ olduğuna göre, batıda 19. yüzyılın ortalarında başlayıp halen süren yöntem kav­ gasının dışında kalamayız.”

ULUSAL KÜLTÜR SENTEZİNE VARMANIN YOLU

Server Tanilli’yi dinledikçe, o anlattıkça, tekerlekli sandalyenin o kocaman tekerlekleri küçülüyor küçülüyor. Artık ne elindeki çay fincanını düşürürse diye endişele­ niyorum, ne de sigarasının külünü silkmek için her öne doğru eğilişin­ de telaşlanıyorum. Yok canım! Öyle güzel biliyor ki her şeyi... Yani şu tekerlekli sandalyeyi falan kullan­ mayı! Anlatıyor: Tekerlekli sandal­ yenin tekerlekleri ha yok oldu ha yok olacak. Evrensel kültürün

ortak malı olmuş şeylerden, bunları tanıma, bilme gerekliliğinden ko­ nuşuyoruz.

Bırakın doğu ya da batı kültü- rünür, çeşitli uygarlıkların ve kül­ türlerin oluştuğu bu canım toprak­ lar üzerinde kurulmuş Türkiye- miz’de, evrensel kültürün ortak mallarının ne kadar bilincindeyiz?

“Anadolu topraklarında yaşayan bizlerin kültürde kompartmanlar yaratmaya hakkımız yok” diyor Tanilli ve sürdürüyor: “Aslında, bu da bir yöntem sorunudur, önce şunu iyi bilelim, bizim tarihimiz, Orta Asya’dan başlamadığı gibi, 1071’le de başlamaz. Çok eskilere, ama bu topraklar üzerinde çok eskilere gider, tarihimiz. Biz bu topraklar üzerindeki bir büyük oluşumun çocuklarıyız. Kültür ku­ maşımız, çeşitli uygarlıkların ve kültürlerin lifleriyle örülmüştür, öyle olunca, geçmişteki kültür­ lerden yalnız birini esas alarak, oradan kendimize ve çağımıza bakamayız. Yanlışlara götürür bizi bu. örneğin Osmanlılık tezi böyle bir yanlışın içine düşmüştür.”

Peki, böyle bir ortamda, ulusal bir kültür sentezine varmanın yolu nedir?

(3)

“Ulusal bir kültür sentezine varmak için, bu topraklar üzerin­ deki geçmiş bütün kültürlerle olan köklü ve derin ilişkilerimizi aydın­ lığa çıkarmamız gerekiyor. Yoru­ mumuzu ise, yaşadığımız çağın ve toplumumuzun gerçekliğini ve ka­ rakteristiklerini gözönünde tuta­ rak, dünden bugüne değil, bugün­ den düne gitmek suretiyle yapaca­ ğız.”

AYDIN KİŞİ KİMDİR?

Dün, bugün, yann... Çağdaş tarih... Tarih bilinci... Server Ta- nilli’yle, “Uygarlık Tarihi” kitabı­ nın sayfalarını çeviriyoruz... “Ya­ şadığımız gerçekliğin nedenleri, bü­ tün açıklığı ile onda göründüğü için gerçek tarih, çağdaş tarihtir... Geçmiş, ama bize en yakın, içiçe olduğumuz bir geçmiş... Ne var ki, en az bildiğimiz konulardan biri de budur. Çağımızı tanımayız biz. Tarih deyince, uzak yüzyıllara çevrilir gözlerimiz. Ergenekon hâlâ heyecanlandırır bizi; ama sanayi devrimini yapamamış olmamızın

nedenleri ve sonuçlan dikkatle­

rimizi toplamaz pek. Söylence

meraklısı, masal düşkünüyüzdür. Buğulu ve belirsizden hoşlanırız” Kitabın arka kapağındanokuyorum: “Bu kitap, yaşadığımız çağı, bütün boyutları ve tüm gerçekliği ile sergileme çabasında. Konunun için­ de biz de varız. Yıllar yılı ‘Çağdaş Uygarlık Düzeyi’ne ulaşmanın kav­ gasını veren bir toplumun insanlan olarak çağımızı iyi tanımak, bilmek zorundayız. Yoksa, tarih acıma­ sızca öğretir. Unutmayalım, çağı­ mız, en insafsızıdır çağların”

Server Tanilli’ye göre “Aydın” kişi, “çağının anlamım bilen” kişi­ dir.

"Aydın deyince, çağının anlamım bilen, kendi toplumunun gerçek­ liğini kavramış, insancı, akılcı, demokrat ve giderek devrimci bir kişiyi anlarım ben.” Ancak yalnız bilmek ve kavramış olmak da yetmiyor. Çünkü aydın, seyirci değildir, seyirci olmakla yetinemez. “Daha güzel bir dünyayı ve toplu­ mu da yaratmak gerekiyor. İşte, aydın bu yaratışa katılan, omuz veren kimsedir.”

Server Tanilli’den “Daha güzel bir dünya”nm tanımını istiyorum. Kulağım onda, gözlerim tekerlekli sandalyenin tekerleklerinde dinli­ yorum: “Daha iyi, daha güzel daha insanca, yani insanın insanlığım bütün boyutlarıyla duyarak ve 18

tadarak yaşayacağı, sömürüsü, ya­ bancılaşması olmayan bir dünya. Bu tanımlamadan sonra yemden dönüyoruz “Aydın sorumluluğu” ve ülkemizdeki “aydın yetersizliği” konularına:

“Bizim toplumumuzun da öyle azdır ki bu belirttiğimiz aydın tipi. Yaşadığı toplumun dışında düşü­ nen ve hareket eden, öykünmeci tiplerdir genellikle gördüğümüz.”

Peki, nerden, nasıl doğdu bu “öykünmeci tip?”

“Batılaşma akımı, Osmanlı top­ lumunun eski ideolojik yapısının yerine konmak üzere, batıdan akta­ rılmış ve sadece günün gereksin­ melerine yamt verir yalınkat düşün­ celer ileri süren ya da dayanıksız fanteziler arkasındakoşan bir aydm tipi yarattı. Selahattin Hilav’ın deyimiyle ‘iki dünya arasında kal­ mış; eski dünyasını kaybetmiş ama, yeni dünyasına henüz ulaşmamış' bir aydın tipidir bu. Kendisini, içinde yaşadığın toplumu ve bu toplumun öteki toplumlarla olan ilintisini nesnel bir biçimde kav­ rayamamıştır. Yani ‘kendinin bi- linci'ne ulaşamamıştır. Yetersiz, acayip, yer yer de soytarı bir tip... Toplumumuz bu tipten çok çekmiş­ tir. Hâlen de çekmektedir...”

Server Tanüli, bir an durup dikkati derhal madalyonun öbür yüzüne de çekmek istiyor: “Bu

aydm tipine, toplumlunuzda yalnız batılaşm acı b u rjuva çevrelerde rastlanmaz. Onun bir başka çeşidi ‘sol’ çevrelerde de dolaşır. ‘Diya­ lektik m ateryalizm ’e inandığını söylediği halde, ‘metafizik’ yön­ temle düşünen ve eyleme kalkan; çok daha başka koşullarda başarıya ulaşmış şu ya da bu sosyalist devrimi kuru bir model olarak alıp, her türlü nesnel ve öznel koşullan göz ardı ederek, Türkiye’de de

tıpatıp gerçekleştirmek isteyen;

taklitçi, slogancı, şamatacı bir tip. ‘Türkiye solu’nun başbelalanndan biri de budur. Ve halk kitlelerine uzaklık bakımından bu tiple ‘ba-

tılaşmacı’ tip arasında pek büyük

bir fark da yoktur.”

GÜNDEMDEKİ KİTAPLAR

Server Tanilli’yle konuşurken, Server Tanilli’yi dinlerken dakika­ lar, saatler uçup gidiyor. Yeryü­ zünün çirkinlikleri, kötülükleri, ya­ lanlan, çirkefleri de... Ama unut­ mamak gerek... Anımsamak, bil­ mek gerek. Her ne kadar Server Tanilli konuşurken, tekerlekli san­ dalyenin tekerlekleri küçülüyor, ufalanıyor, paramparça oluyorsa da unutmamak gerek o kocaman teker­ lekleri...

Server Tanilli felce melce, te­ kerlekli sandalyeye meydan okuya­ rak Hukuk Fakültesindeki görevine de, çalışmalarına da devam ediyor. “Kurşunlar, yaşama programımı kesintiye uğrattı, bazı şeyleri ge­ ciktirdi ama hepsi bu. Programımın genel çizgisini bozamadı.” Yaşama programında yakında yayınlanacak olan “Devlet Demokrasisi: Ana­ yasa Hukukuna Giriş” adlı ve halen üzerinde çalıştığı Türkiye kültür tarihi ve sosyolojiyle ilgili kitapları var. Dostoyevski’yle ilgili yazacağı bir kitap da gündeminde.

“ömrüm vefa ederse ‘Uygarlık Tarihi’ni daha da genişletip yazmak istiyorum, ömrümün vefa edeceği­ ne de inanıyorum. Bu halimle bile

ölüm tarihimi çok uzakta görü­

yorum kendimden. Eskisi kadar cömert hesap tutamıyorsam da yaşayacağım yıllarla ilgili olarak, bu dünyayı kolay kolay bırak­

mayacağım. içinde yaşadığımız

toplumda yapmamız gereken çok şey var. Ben de karınca kararınca katkıda bulunmak isterim... Ayrıca

önemli olan, daha ne kadar

yaşayacağım değil, o yaşayacağım yıllan nasıl değerlendireceğim...”

Varsın Server Tanilli’nin ayaklan ve bacakları tutmasın! Ama beyni ve yüreği öyle bir tutuyor, öyle bir

tutuyor, öyle bir tutuyor ki! ■

Referanslar

Benzer Belgeler

Üstün sertlik ve tokluğu bir araya getiren Hardox ® aşınma plakası, en zorlu ortamlarda her türlü ekipman, parça ve yapının servis ömrünü uzatmak için tercih

Birand, Kamiran, Dilthey ve Rickert’de Manevi İlimlerin Temellendirilmesi, A.Ü.İ.F Yayınları, Ankara 1954.. Birand, Kamiran, Manevi İlimler Metodu Olarak

ETS’nin elde edilen ayrık zaman durum uzay model doğrulaması, ETS’nin sağ ve sol teker hızlarının bozucu etkiler altında bağımsız kontrölü için önerilen MÖK

512 bitlik sayılar kullanıldığında Hızlı Mod Alma algoritması kullanıldığında şifreleme süresinin Standart RSA algoritmasına göre yaklaşık olarak 2,4 kat daha

Yine Gülay Yavuz, Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Kapsamında Popüler Türk Mizah Kültürü’nde Cinsiyetler Arası Mizah Algılarının Farklılaşması konulu yüksek

Yürütücüsü/ Ortağı olduğumuz Avrupa Birliği destekli “Mediterranean Business Dialogue for SME Coaching and International Trade” projesi kapsamında 10 ay boyunca

PREMIUM Yüksek standartları ile sürüş konforu ve zevkinizi en üst seviyede yaşatacak olan Premium donanım, görsel destekli arka park sensörü, Suedia - Kumaş koltuk

1986 Kompakt floresan (Twin-2 floresan) lambalı aydınlatma armatürünün satışına başlanması.. Dünyanın ilk filament içermeyen, elektrotsuz