BEYAZLI
tabya Kemal'den babasına
k
artp
o
stallar
8°
m
S S Î < S S S
'Çek geldi, teşekkür
ederim sevgili babacığım.
Yahya Kemal’in 1903 yılında,
henüz on dokuz yaşındayken
okumak için Paris’e gittiği
günlerden başlamak üzere
1910 yılma kadar kaldığı
yıllar boyunca öğrenimini
tamamlamaya çalışırken
babası İbrahim Naci Bey’in
göndermiş olduğu
kartpostallar şairin Paris’teki
öğrencilik dönemini
aydınlığa kavuşturan önemli
belgeler.
FATMA ORAN • •
u
sküp’te İcra Memurluğu yapan Niş li İbrahim Naci Bey’den olma, Divan şairlerinden Leskofçalı Ga- lib ’in yeğeni Nakiye Hanım’dan doğma Agâh Kemal. Bildiğimiz adıyla Yahya Ke mal Beyatlı. Ana ve babasının soyu, III. Mustafa dönemi sancakbevlerinden Şeh- suvar Paşa’da birleşir. Beyatlı soyadı da şeh- suvar sözcüğünün Türkçeleştirilmesiyle oluşmuştur.Kırk yılı aşkın bir süre Türk edebiyatın da gerçek bir egemenlik kuran Yahya Ke mal, yirminci yüzyılda dikkate değer bir an lım gösteren Türk şürinin en usta şairlerin den biridir. Çağdaş Türk şiirinde çığır
aç-yenilenmesinde, yaşayan Türkçenin şüre girmesinde ilk önemli adımı atan şair odur. Türk şiirinin gerek içerik, gerekse biçim olarak kendi çağma kadarki gelişmesini Ba tılı bir şair gözüyle ve çağdaş bir beğeniyle değerlendirmiş, bu gelişmenin en olumlu öğelerini yeni bir bileşim içinde bütünleş
meye çalışmasıdır. Bu yüzden şiiri hiç yadır ganmadan benimsenmiş, çok geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Aynı zamanda başarılı bir nesir yazandır. Kendi edebiyat anlayışı nı Türk tarihi, sanatı, vatan kavramı, milli yetçilik konularındaki görüşlerini açıklayan makaleler, Osmanlı vakanüvisçilerinden derlediği malzemeyle saray çevrelerini, dev let adamlarını canlandıran öyküler, kendi
mn işgal altındaki İstanbul’unda Kurtuluş Savaşını destekleyen ateşli yazılar kaleme aldı. Fakat burada, bu yazıda ben Yahya Kemal’in bir şair, bir yazar olarak önemi ve değerinden söz edecek değilim: Edebiyat tarihçilerimiz ve eleştirmenlerimiz gereke ni ziyadesiyle yapmışlar ve yapıyorlar. Bu, onların işi. Ben burada, pek sevgili Enis Ba- tur’un ve pek değerli Şevket Radonun ya zılarının ışığında Yahya Kemal’in Paris’ten
yayımlayan YKY’nin eşsiz kitabım tanıt maya çalışıyorum, o kadar...
Yahya Kemal’in 1903 yılında, henüz on dokuz yaşındayken okumak için Paris’e git tiği günlerden başlamak üzere 1910 yılına kadar kaldığı yıllar boyunca öğrenimini ta mamlamaya çakşırken babası İbrahim Na ci Bey’in göndermiş olduğu kartpostallar şairin Paris’teki öğrencilik dönemini aydın lığa kavuşturan önemli belgelerdir, ki, bun lar ilk defa Yapı ve Kredi Bankası’nm kül tür hizmederini yürüttüğü sırada Şevket Rado’nun eline geçer. Yahya Kemal’in ya lan dostu Asım Sönmez tarafından Şevket
Rado’ya verilen belgeler, Yahya Kemal’in ölümünden sonra sandığından çıkmış olup doksan iki adet kartpostal ve iki mektuptan oluşmaktadır. Şevket Rado, bunları o za man banka adına satın alır ve 1971 yılında da Hayat Mecmuası’nda kısmen yayımlar. Yahya Kemal’in hayatının bir dönemini ay dınlığa kavuşturan bu belgeler şimdi Yapı ve Kredi Bankası’nın Kültür Arşivi’nde sak lanmaktadır. Nihat Sami Banarh’mn Şevket Rado’ya sö;
rın bir kısmı sü’ndedir.
ıe göre, bu kartpostalla- Yahya Kemal
Enstitü-mizde şairimizin dar gelirli bir i
sinden geldiğini görüyoruz. Babası Naci Bey Üskup’te icra Memurluğu yapıyordu. Osmanlı imparatorluğunun çöküş döne minde memleketin zor koşullan altında iyi okumak imkânım bulamamış bir kişi ola rak, Naci Bey de hiç değilse oğlunun çok iyi okumasını istiyordu. Bu iyi niyede, her fedakârlığa kadanarak oğulcuğunu okumak üzere Paris’e göndermeye karar verir. Ama bu karara varırken Yahya Kemal’in anne tarafından büyükannesi olan ve daha var lıklı bir kadın olduğu anlaşılan, Yahya Ke mal’in babasına gönderdiği kartpostallarda “Hanımanam” diye söz ettiği, torununun öğrenim giderlerinin yarışım vermeyi kabul eden Nuriye Hanım’ın yardımına güven miştir. Fakat eli oldukça sıkı ve huysuz bir tip olan Hammana masraflar kabardıkça su koyuvermekte, istenen parayı vermemenin voilanm bile aramaktadır. Bu yüzden İkide bir çaresiz kalan baba-oğul ne yapacakları nı şaşırmışlar, hatta bir ara tütün, kereste, kenevir ve ne akla hizmetse sülük ticareti bi le yapmayı denemişlerdir. Harçlıktan mah rum, okul taksiderini ödemekten, karda kış ta bir palto, bir potin almaktan aciz duru ma düşen genç şair, son derece saygılı hitap lar ve ifadeler kullanarak gönderdiği kart postallarda düştüğü zor durumları belirtir ken babasmı ve büyükannesini kendisine vardım etmeye çağırmakta, çektiği sıkıntı ları bazen edebî, bazen de sonderece sami mi cümlelerle anlatmaya çalışmaktadır. Şimdi burada Yahya Kemal’in bir mısraını hatırladım: Eski Paris’te bir ömür geçti.
Paris'te bir ömür
Paris: Her cinsten, her milletten insan ka labalığı, geceden sabaha dolup boşalan kah veler, dansingler, tiyatrolar, en unutulmuş semtlerden nehrin iki yakasına doğru akan ve orada sahafların kasalarında biriken ki taplar, resimler, reprodüksiyonlar, antikacı dükkânlarının, galerilerin, sergilerin bitmez tükenmez bolluğu, Pigalle’in, Monmar- te’m, Clichy’nin şehri hiç durmadan ve da ima bir Dury kompozisyonunun hafifliği ile renkli kadın çamaşırları gibi geceye fırlatan ışıkları, garların her nefeste önlerindeki meydanları, kahvelerin tenteleri ve apart manların çatılarıyla beraber yutan, son lâh zada korkunç bir sallantıda yerlerine iade eden dev ağızları, binlerce ağızda sakızlanan Fransızca, zenci âşık, şimalli sevgili, önü nüzde bir takunya gibi tıkır tıkır yürüyen J a pon kızı, yanıbaşınızda dikilen ve bir met re tepenizden size yolunu soran Iskoçyah rahip, adım başında beyazperde ciddiyetiy le öpüşen çifder ve kahvelerin mahremiye tine pek inanmadan onları taklit eden yaş lılar, sanat eserlerini lüzumsuz kılan vitrin ler, büyük bahçelerin gökyüzünü mavi bir kumaş gibi kesip biçen hendesesi, küçük meydanların esla gravür sükûnederi, fıski yelerin yalancı elmas çağlayanları, Louv- re’dan Etoile’e doğru Bonnard renkleriyle kabaran akşam ve birdenbire bulunduğu nuz caddeyi sarışın tebessümünün etrafın
da toplayan genç kadın ve onun insaniyet namına si zinle dosduğa hazırlanan at yapık köpeği... * Ahmet Hamdi Tanpınar.
V e... Paris’te bir genç şair:
Agâh Kemal. Bildiğimiz adıyla, Yahya Ke mal. imkânsız bir can sıkıntısı ve imkânsız bir parasızlıkla ihtiyaçlarını sırakyor, pek muhterem babasma yazdığı kartpostallar da...
Neden Kartpostal
Fakat neden mektup değil de kartpostal? diye merak edecek olursanız Şevket Rado, Yahya Kemal’in yüksek bir medeniyet âle mi olarak gördüğü Paris şehrini, onun meş hur semderini, binalarını, anıdannı, sanat, edebiyat, bilim ve siyaset adamlarını, bir taşra kasabasında doğup az okumuş, bu ne denle bilgisi sınırlı olan babasma tanıtmak, nasıl bir verde okumakta olduğunu ona re simle anlatmak istediği için kartpostalı ter cih ettiğini yazıyor denemesinde: Nitekim şair, babasma gönderdiği kartpostallarda ihtiyaçlarım belirtirken bir taraftan da o kartpostallarda görülen yerler ve insanlar etrafında kısa bilgiler vermeyi ihmal etme mektedir. Zaten bu kartpostalları biriktirip bir albümde toplamasını babasma o tavsi ye etmiştir. Oğlundan gelen bu fikri pek ye rinde bulan İbrahim Naci Bey bu kartpos talları kırmızı kaplı bir albümde toplamaya
ü ç sen e zarfında nûr-ı aynım(gözümün nu ru) oğlum Âgâh K em âl tarafından Paris v e Avrupa’nın bilâd-ı sâiresinden (öbür şehirle rinden) gön derdiği mektupların yalnız mu savver (resimli) olan kısmından müteşekkil v e yâd-ı mâziye bir hâtıra-ı kıymetdâr (geç m işi anmak için kıym etli bir hatıra) olarak açık m uhabere varakalarını m uh tevi albüm dür" ibaresini yazmışur. Bu dönemde Yah
ya Kemal babasın;} gönderdiği kartpostal ların altına adını “Agâh Kemâl”, bazen “A. Kemâl”, sona doğru sadece “Kemâl” diye yazmaktadır.
Yahya Kemal Beyadı’mn Paris’te yaşadı ğı günleri aydınlığa kavuşturan bu kartpos tallarda yazdıklarını kısaca gözden
geçire-lim :
Paris’ten Ali Şevket Bey adında bir yakı nma gönderdiği 20 Şubat 1904 tarihli mek tubunda “y ed i sekiz aydan beri Paris’te bu lunduğunu” yazdığına göre, Yahya Kemal
öğrenim için 1903 yılının haziran veya tem muz ayında Paris’e gitmiştir. Yine aynı mek tupta: “Paris civarında ley lî bir idadi mekte binde çalışıyorum. Bir buçuk sen e sonra, si ze Büyükdere’d e naklettiğim gibi, Sciences Politiques m ek tebine gideceğim ... “ diyor, ki
bu “Idâdi” dediği mektep, Paris civarında ki Meaux kasabasmda bulunan Collège de Meaux’dur. Şairimizin Fransızcasmı derle terek liseyi bitirdikten sonra Sciences Poli tiques’e girmeyi tasarladığı anlaşılmaktadır. Paris’e büyük emellerle güle oynaya git tikten birkaç ay sonra Yahya Kemal şiddet li bir para sıkıntısıyla karşılaşmıştır. Her ay kendisine gönderileceği vaatedden aylık ge cikmelere uğradığı için şairimiz parasız kal makta, bu yüzden sağa sola borçlanmakta dır. 1903 yılının 2,13, 17,24,26 Kasım ta rihlerinde, birbiri ardından gönderdiği kartpostallarda Yahya Kemal aylığının ça buk yollanması için babasma adeta yalvar maktadır. Havalar soğumaya başladığı için hasta da olmuştur. Bir elbiseye, bir paltoya, bir de ayakkabıya şiddede ihtiyacı vardır. Ama ne ç
dan bir haberi
Kasım arasmda kendi tabiriyle “Peder Ca nibine” dört kartpostal ve ayrıntılı mektup : çare ki günler geçmekte, babasın- haber gelmemektedir. 2 Kasım’la 13
, cevap alamamıştır,
olejine yatıh olarak yazdabilme- si için kendisinden ilk üç aylık taksit karşı- kğı iki yüz elk frank istenmek tedir. Arka arkaya gönder diği, Trokadero Müze- si’nin, Opera binasının, Ey- fel Kulesi’nin resimleri bu lunan kartpostallarda baba sma mütemadiyen: “Bir ka puta ve bir çift p otin e şiddet le ihtiyacım vardır. Her g ece bu müthiş soğukta m ektebe gitm eye m ecbur olduğum dan, Allah esirgesin tekrar hasta olmaktan korkuyorum. Malûm borcum yüzünden bü yük sıkıntı içindeyim . Taksi tin sonra verilm esi şartıyla m ek tebe kaydolmayı kabul ed eyim mi?..” diye sormakta,
paranın gönderilmesi için yalvar yakar ol maktadır.
Naci Bey Üsküp’ten oğluna istediği pa rayı göndermek için çırpınmaktadır ama o da zorluklar içinde kalmıştır. Yahya Ke mal’in öğrenim masrafının yarısını vermeyi üsdenmiş olan “Hanımanam” dediği Nu riye Hanım 250 frank taksit meselesi orta ya çıkınca direnişe geçmiştir. Nuriye Ha nındın işlerine baktığı anlaşdan Osman Efendi, Paris’te Yahya Kemal’e ters bir mektup göndermiştir ki bu mektubun şa irimizi çok üzdüğü anlaşılmaktadır. Baba sma yazdığı kartpostalda. “Paris’de, ailesine hasret çeken bir gence, h ele Ramazan-ı Şerif- de, iki satır Ramazan tebriki yazmadan böy le bir mektup gön derm en in” münasebetsiz -
kğine işaret ettikten sonra: “Hanım Hazret leri size h er ay maaşım için verm ek te olduğu paradan başka yardımda bulunmaya hâli el
verişli olmadığını bildirerek mektep taksiti m eselesin i reddetm ektedir" diye yazmakta
ve “Ah M uhterem Beybabaağım, Cenâb-ı Hak size verdiği şefkat bolluğu gib i servet de v er sey d i... bu hissiz kadının bu gib i halleri n e maruz kalmayacağımız şüphesizdi...” de
mektedir.
Bu sırada haftada dört defa “Tarih i Umumi” dersi almak üzere College de France’a devam ettiği anlaşılan Yahya Ke mal iki gün sonra tekrar babasma gönder diği kartpostalda, büyükannesinin her ay
taksitinin tamamım babasmm vemesini, ge ri kalan yansmı ise aylık yardımı yaparken Hanımana’smdan almaşım önermekte, böy- lece okula girememek tehlikesinin adatıla- bileceğini yazmaktadır. “Hanımanamın ay rıca cep harçlığı vereceği d e şüpheli olduğun dan siz şefkatli pederim in ihsan ed eceğ i ya-^ n m lira harçlıkla geçin m eye d e razıyım ...”
demektedir genç şair.
Ünlülerle tanışma ve arkadaşlık
7 Aralık 1903 tarihli ve üzerinde Jean d’Arc heykeli bulunan kartpostaldan şairi mizin nihayet sevinç içinde olduğunu öğre niyoruz. Babasma “Nur saçıcı p ed erim" di
ye hitap etmekte: “İçinde çek bulunan taah hütlü mektubunuz elim e geçti. Bugün mek teb e kabulüm kararlaşmış olduğundan bir saat sonra mektebin bulunduğu sayfiyeye git mek üzereyim...” diye yazmakta, büyükan
nenin de yumuşayıp parayı vermiş olduğu anlaşddığmdan, kızdığı zaman “Hanıma- nam” dediği büyükannesine bu sefer: “Bü yük Validem H anım efendiye şimdilik teşek kürlerimi v e hürm etlerim i bildiriniz ■ K en disine ayrtcayazacağım...” demektedir.
Artık Collège de France’a kaydolmuştur Yahya Kemal. Babasma okulun bulunduğu Meaux şehrinin resimlerini göndermekte, beğenip beğenmediğini sormaktadır. Bu sı-rada 1903 yılı bitmiş, 1904 yılı başlamıştır. 4 yılı, Jön Türklerle ilişki kurduğu, Ah- med Rıza, Abdullah Cevdet, Samipaşazade Sezai, Prens Sabaheddin gibi günün ünlü kişilerini tanıdığı, Şefik Hüsnü ve Abdülhak Şinasi Hisar ile arkadaşlık kurduğu yıldır Yahya Kemal’in. Dertleri de azalmasına azalmışur ama elindeki birkaç kuruş kısa za manda tükenince yine kartpostala kaleme sarılmış, babasmm göndereceğini söyleyip de bir türlü gönderemediği Napolyonlann yolunu gözlemeye başlamıştır. Ne çare ki peder beyden yine cevap gelmez olmuştur.
Kartpostal yağmuruna tuttuğu babasına merak ve endişe içinde olduğunu yazıp dur maktadır.
27 Mart 1904 tarihiyle üzerinde Eyfel Ku- lesi’nin resmi bulunan kartpostalda şairimi zin biraz ferahlamış olduğunu seziyoruz:
“Bu naçiz hasret satırlarım size gurubun san g ölgeleri içinde uyuyan Paris’in iki yüz m et re üstünden yazıyorum ...E yfelKulesi’ni, ta biidir ki, işittiniz. O, baştan başa hadiseler m ahşeri olan Paris, düz bir ip gib i uzayan bulvarlarıyla, operasıyla, Trokaderosu v e Şanzelizesiyle, k öprüleriyle... rengârenk bir tablo gib i ön ü m de duruyor. G üneş battı. M ektebe gitm ek için asansörle aşağıya iniyo rum. Bu kartpostalı yerden değil, m ed en iye tin semasından alıyorsunuz. Hasretle elleri nizden öperim sevgili babacağım.”
Şimdiye kadar babasma hep: "Peder-i â- li-kadrim efen dim hazretleri” veya “huzûr-ı şefkati Cenâb-ı p ed eriye”, “Peder-i âli Cena bım ...”, "Peder-ı müşfikim” veya "peder-ive linim etim efen dim hazretleri” diye hitap
ederken bu kartpostala ilk defa “sevgilib ey- ba bacığm ” diye sade bir hitapla başlamak
ta ve sonraları öyle sürdürmektedir. 27 Mayıs 1905 tarihli mektubunda, baba sma çok sıkı çalışmakta olduğunu ve Ecole Libre des Sciences Politiques’e girmeye ka rar verdiğini anladığımız Yahya Kemal, baş ka bir kartpostalda da fazla kir şey yazma dan Sorbonne’un resmini gönderir babası na ve imtihanlarla meşgul olduğu için ken disinden fazla mektup beklememelerini ya zar. Fakat babası sevgili oğlunun gitmek üzere olduğu imtihanları kazanıp kazana mayacağını çok merak etmekte “Kazanacak m ısın? G eçecek misin ?” diye sormaktadır. 9
Flaziran 1905 tarihli kartpostalından şairi mizin bu ısrardan sinirlendiğini fark ediyo ruz.
Londra günleri
Yahya Kemal üç ay için Londra’ya gide rek orada İngilizce öğrenmek istemektedir. Londra’da M eaux’a benzer bir pansiyon bulan şairimiz İngilizce dersinin yanı sıra, dmnastik ve müzik derslerine de yazılır. Ak şamları da toplu gezilere katılmaktadır.
Şairin bu dönemde ihtiyaçlarını karşıla- ilmek için babasıyla anlaşarak bazı
tica-bu mallar, kimi zaman kereste, kimi zaman kenevir, kimi zaman sülük ya da başka bir şeydir.
Bu sırada yıl 1906’yı bulmuştur. Şairimiz iş gezilerine çıkmaktadır. O yıllarda Paris’te bulunan Abdülhak Şinasi Hisardan öğren diğimize göre Yahya Kemal Londra’da, o zaman hayranlıkla bağlı olduğu Abdülhak Hâmid’i Piccadilly’deki küçük ikâmetgâ hında ziyaret etmekten kendini alamamış- Ur. Aynca Cambridge’e kadar uzanarak üni versiteyi gezmiştir. Sonra Belçika’ya geçmiş, Brüksel’i ve gördüğü bazı şehirleri çok be ğenmiş, bilhassa Spa şehrinin madem suyu nu içmeye doyamadığını babasma yazmış tır.
1906 yılını, babasının yükünü hafifletmek için para kazanma girişimleriyle geçiren Yahya Kemal’in bütün bu girişimlerinin na sıl bir sonuca vardığı kartpostallardaki ya zılardan pek anlaşılmamaktadır. Fakat 1906 yılının aralık ayında babasma ilk defa üç yüz frank gönderdiği bir kartpostalda yazılıdır.
Yahya Kemal giderek Paris hayatına alış tığında, yıl, 1907’dir. Babasına Paris’ten kartpostal göndermek alışkanlığını sürdür mekle beraber bu kartpostallarda şimdiye kadar gördüğümüz sızlanmaların zerresi yoktur. Yazılar kısalmış, hatta bazı kartpos tallar yalnızca selam sabahla gelmeye başla mıştır. Kartpostalların üzerlerindeki resim lerde de değişiklikler göze çarpmaktadır. Artık Yahya Kemal babasına, gezdiği gör düğü yerlere ait manzara ve bina resimleri yerine sevdiği şairlerin, yazarların, tiyatro artistlerinin, Fransız ihmalinin büyükleri nin resimlerini göndermekte, hayranlık duyduğu bu insanları babasma tanıtırken onlar hakkındaki düşüncelerini kısaca be lirtmeyi de ihmal etmemektedir. Bu kart postallarda Yahya Kemal’in hayran olduğu Paul Verlaine’in, Napolyon’un, Edmond Camille Desmoulins’in, Beethoven’in re simlerini görürüz.
Yahya Kemal bu ressamı övdükten
son-ra birkaç satırla imtihana on yedi gün kal dığını, büyük bir gayrede çalıştığını, yedi dersi, toplam iki bin beş yüz sayfayı beyni ne yerleştirdiğini, bu nedenle beyninin zonkladığını yazar babasma ve 14 Temmuz 1908 tarihli mektubundan, onun, ikinci de fa girdiği bu imtihanı da kazanamadığını öğreniriz: “Sevgili Beybabaağım, dört gü n den beri kim bilir n e kadar meraklarda kal dınız. Lâkin ben d e müthiş bir yeis v e ıstırap hayatı yaşadım. Ayın dördüne kadar, yazdı ğım gibi, diplomayı hâlâ alacağımı üm it edi yordum. M ektepte yin e sükut ettiğim i haber verdikleri zaman n eye uğradığımı şaşırdım ... teessürden bayılır derecelere düştüm ... ha ber verm ekteki bu gecik m eyi şimdiki acına cak m an evî vaziyetime bağışlayınız ..." de
dikten sonra; “Hiçbir babanın gösterem eye ce ğ i yüksek bir fedakârlıkla b en i şim diye ka dar Paris’te yaşattınız...” cümleleriyle mek
tubuna devam eden genç şair artık kendi sinden daha fazla bir fedakârlık isteyeme yeceğini, Mısır’da veya Pakistan’da kendi sine iş teklif edildiğini, imkân bulursa ede biyat fakültesini bitirmeyi deneyeceğini, ge rekirse memlekete de dönebileceğini belirt mekte ve mektubunu: “B ugüne kadar düçâr olduğum teessür biraz geçit. Lâkin teessü f ediyorum . O da Ulumu Siyasiye M ektebi
(Sciences Politiques) diploması yüzünden a ilece bu kadar teessürlere düşmek, bedbaht olmak! Mektubunuzu bekliyorum. Affınızı istirham ederim sevgili beybabacığım. Pa ris’ten hasretinizi çeken Kemal.”
YKY’deki koleksiyonun doksan dört
E
arçasını inceleyip 1971’de Hayat’ta bun- trm bir bölümünü yayımlayan Şevket Ra- do, Yahya Kemal’in 100. doğum yılı vesile siyle gerçekleştirilen bir seminere sunduğu bildiride genel çizgilerinde EnisBatur’un da katıldığı bir yorum getirir: “Yahya Kemal’in böyle bir neticeden kendi hesabma fazla esef duyduğunu zannet miyorum. Hayatı boyunca böy le şeylere itibar etmeyen şairi miz ders kitaplarındaki kuru bilgilere de, yaradılış icabı, bi gâne kalıyordu. Ama bir yük sek okul diploması için çok bü yük fedakârlıklara katlanmış olan babasma karşı duyduğu mahcubiyet onu gerçekten pe rişan etmiştir.”
*
Enis Batur, “Pek S evgili Bey- babacığım"m başında da yër
alan Yazının Ucuadlı kitabının
Yahya Kemal’in Bavuluadlı denemesinde,
tümü Yapı Kredi koleksiyonunda bulunan ve bir kısmı henüz günışığına çıkmamış 265 belgeden, bir de kitap halinde derlenmemiş mektup ve anılardan yola çıkarak bazı göz lemler yapıyor ve Yahya Kemal’in sahip çı kılmış, kollanmış bir şairimiz olduğunu be
lirtiyor. Yaşarken de; öldükten sonra da: “Şair-i âzam Abdülhak Hamid’in sözgelimi, değil efsanesi kendisi bile korunamamıştır. Yahya Kemal’in konumu ve durumu fark lı: Yapıdan, yanda kalmış olanlan da, yeni den basılıyor düzenli olarak; hem anılıyor, hem de üzerinde duruluyor.”
Yahya Kemal'in Bavulu
1902’deÜsküp’ten İstanbul’a, 1903’te İs tanbul’dan Paris’e, 1912’de de Paris’ten İs tanbul’a tek bavulla gidip gelen Yahya Ke mal, 1958’de son durağı olan Ayaspaşa’da- ki Park O tele üç bavulla inecektir.
Yahya Kemal evsiz ve esyasız yaşamayı seçmiştir. Aidiyet duygusu farklı biriydi şa ir: Yeni Türk şiirinin iki kurucusu, Ahmet Flâşim ve kendisi, İstanbul’da gurbeti yaşa dılar. Biri Bağdatlı, diğeri Üsküplü ydü. Tam tamına ait olmaması belki de kendisi ne ait şeylerin olmasını yadsımaya götür müştü onu. M ülkiyetsizıiğin şiirine etkisi
üzerinde durulmadı henüz.
Paris yılları: Agâh Kemâl’in 1903-1911 yılları arasında Usküp’e babasma gönder diği ve bugün elimizde bulunan 165 kart postalın ana konusu kronik geçim sıkıntısı dır. Okul masraflarını, kışlık giyecek konu sunu, gündelik çarkın zorlayıcılığını gün deme getirmeyen tek bir pusula yola çıkmaz Paris’ten. Zamanla şiirin ve tarihin, kültü rün ve gündelik hayatın koridorlarından koparak ticareti dener Yahya Kemal: Baba
sı aracılığı ile tütün, kenevir ve sülük pazar larım yoklar.
10 Éylül 1905 tarihli, üzerinde Boulevard Montmarte’dan bir görünüm taşıyan kart postalda okul-ticaret ilişkisi açıkur: "Tica ret işi hakkında tekrar teyid v e teşebbüsü nüzden gayet sevindim. Aivlama usulünü v e yüklenm esini mufassalan izah ettim. Bun dan fazla izahat kabil değildir. Bununla be raber bugün taciri görüp avlama usulü hak kında tekrar malumat alacağım. Yalnız ma lı oradan katiyen y ed i gü n e kadar şim endi fe r e teslim edemezsiniz. 300 frank mektep
bedelinin para olarak çabuk gönderilm esini pek istirham ed erim ”. Hemen ardından,
Enghien-Les Bains’den bir kartpostal,
“Mektubunuza derslerin ben i son d erece sı kıştırdığından acele cevap veremedim. K en e vir nüm unesini bekliyorum. K ereste m ese lesini bugünlerde yazarım” mesajım
ulaştı-rır.
Ekonomik kasvet
1905 yazmı Londra’da geçirmeyi hesap lar Yahya Kemal; ticaret işini orada da sav saklamaz: “tütün işinin Londra da kurulma sı kabil olacak gib i görünüyor” diye yazar ba
basma, 1906 yılı başında kenevirin teslim fi yatlarım bildirir; aynı yılın temmuz ayında resmiyet arayışı göze çarpar: “Cavıt B ey ve Ö m er E fendi ile kuracağımız komandit şir ket hakkında mütalâa beyan etm ek üzere gecik m eye lüzum gösteriyorsa da num une lerini kazanacakları itibara göre şirketi ku-rarız.
Öyle anlaşılmaktadır ki, ticaret işi uzun boylu bir sonuç vermemiş, şairin Paris yıl larının ekonomik kasveti dağılmamıştır. Ama Yahya Kemal’i asıl zorlayan, okulda ki başarısızlığı ve babası karşısında duydu
ğu utançtır, ilk günden başlayarak adım adım eğitim sorunlarını aktarırken, gerçe ğin uzağında durur genç şair. 1903’te bir mektubunu “M edeniyet âlem inin merkezi olan m ün evver v e âli Paris’te ilim tahsili için oturan hasretzede oğlunuz K em al” diye b i
tirirken çerçeve nettir: Siyasi bilimler oku yacak, sağlam bir meslekle yurda dönecek tir.
1 Aralık 1903; Sorbon: “D erslerime çalı şıyorum. H emen bir hafta oluyor ki, hem en hem en odamdan çıkmadım. ”
20 Şubat 1904, arkadaşı Ali Şevket’e: “Pa ris civarında ley lî bir idadi m ek tepte çalışı yorum . Bir buçuk sen e sonra -nasip olursa- zatı âlinize Büyükdere sahilinde naklettiğim gib i -Siyans Politik- m ek tebine gireceğim . Kardeşim, Paris’i sana nasıl anlatayım bil m em ! Üstünden d e üstlük m ükem m ellik mahşeri: Fakat burada bizim gib i n efesin i zorlayarak çalışan tem b el yaradılışlar değil, sizin gib i h er manasıyla çalışkan kahraman lar bulunmalı.”
Haziran 1904, babasma: “M ektebin bir kaç sınıfına birden devam edecek gayretim i yalnız lisan öğren m eye hasrettim. Tabii im tihanlara girm eyeceğim . ”
Yahva Kemal, 14 îm m u z 1908 tarihli mektubunda, beş yıl süren öğreniminin acı lı sonunu kendi cümleleriyle dile getirir:
“S evgili beybabaağım . On günden berikim bilir n e kadar meraklarda kaldınız? Lâkin ben d e m üthiş bir y eis v e ıstırap hayatı yaşa dım. Ayın dördüne kadar yazdığım gib i dip lom ayı hâlâ ümit ediyordum. M ektepte yin e sükut ettiğim i haber verdikleri zaman n eye uğradığımı şaşırdım. Bu on gün ö y le müthiş bir yeis v e teessü r için d e g eçti ki, tariften cid den âcizim. M üteaddit defalar kalemi aldım,
sükutumdan size haber verm eye kendim de cüret bulamadım. M üteaddit gazete haşiye leriniz, bilhassa mufassal v e taahhütlü mek tubunuzu aldığım gün ise büsbütün teessür den bayılır d erecelere düştüm.
Haber verm em dek i bu gecik m eyi şimdiki acınacak m an evî vaziyetim e bağışlayınız.
Bu diplomanın alınmasının sizi n e kadar m esut v e m üftehir bırakacağnı nazarı dikka te alarak, bütün gayretim i vererek son imti han devresini m üthiş bir ceh en n em çalışma sı içinde geçirdim. Yine muvaffak olamadım. M el’un bir kader var ki ailemizin nasibini h er yerd e takip ediyor. Bu senek i sükutum da az bir şeyden çıktı.
Hiçbir babanın g österem ey eceği yüksek bir fedakârlıkla b en i beş sen e Paris'te yaşat tınız. Bu son sükutumdan sonra bu fevkala defedakârlığın devam ını istirhamdan kat’iy- y en çekinirim. Ailemizin başına daha yük ol mayı istem em .
Lâkin düçar olduğum bu sükutun ayıbını daha m ük em m el bir diploma ile örtmek lâ zım. Bana şim diden d e Mısır’da bir m em u riyet bulunabilecek. Olmadığı takdirde Af ganistan 'a giderek istikbali tem in âdeta eld e gibidir. Zaten diploma almış olsaydım bile y i n e yapacağım bu idi. Lâkin baba şefkatiniz den son bir şey istirham ed eceğim . Bu da edebiyat darülfünunu (üniversitesi') yaparak bir kat daha parlak bir unvanla hâlim i tamir etm ek ümidi. Bunun için d e sizden beş para istemem. Sonyapacağınızyardım, bu sonba harda M ösyö Lia’dan aldığımız inhisar sipa rişini ihtimamla hazırlayıp üç, dört bin frank kazanmayı tem in buyurabilmektir. Bu para yı almak kabil olursa tahsilim e devam eder, belki on sekiz ay sonra bir edebiyat lisansı eld e ederim. Vereceğiniz em ri bekliyorum. Eğer bu sonfedakârlık kabil ise şim diden çalışmaya başlayacağım. Eğer kabil değilse y in e şim diden M ısır’a gitm eyi hazırlayacağım.
Mektubunuzu bekliyorum. Affı- nızı istirham ederim sevgili beyba- bacığım.
Paris’ten hasretinizi çek en K e mal.”
Evsiz ve maşız insan
Şüphe yok ki, Yahya Kemal aya rında bir şairin diplomalı olup ol madığı herhangi bir önem taşıya cak türden bir konu değildir. Bu na karşın Darülfünun profesörlü ğü yapmış olması ya da üzerine ya zanların gördüğü öğrenimin payı nı abartmaları da dikkate değer bir sorun oluşturmayabilir. Serüven den çıkaracağı iki hisseyi mülkiyet konusu nun yanıbaşma dikiyor, Enis Batur: Yahya Kemal, Cumhuriyet dönemine geniş ölçü de mühür vurmuş ‘autodidacte’lann (ken dinden öğrenimli) ilkidir; okulu bitireme- miştir - yaşam boyunca hiçbir şeyi bitirme miş, bitirememiştir aslında.
Evsiz ve esyasız insan. Diplomasız hoca. Kadınsız aşkların adamı. Kitapsız şair. Dört dörtlük bir muamma olarak Yahya Kemal portresi. Bir yandan da, tipik bir anti-bur- juva: Mülk edinmemiş, okul bitirmemiş, ev lenmemiş, ana uğraşım biçimlendirmeyi yadsımış.
*
Park Otel’den Cerrahpaşa’ya kaldırıldı ğında, Ayaspaşa’daki otelin 164 numaralı odasmda on dokuz yıl geçirmişti Yahya Ke mal. Otelde üç bavulu, beş çift ayakkabısı ve beş şapkası kaldı. 1 Kasım 1958 günü öl düğünde tutulan hastane raporunda, ya rımda bulunan eşyalar şunlardı: 3 adet boş çek, dört buçuk TL., bir adet Cyma marka kroma cep saati, bir çift altın ve bir çift gü müş kol düğmesi, gözlük kılıfı, tıraş fırçası ve takımı, çakmak, tırnak makaslan, iki not defteri, üç takım pijama, bir çanta, bir ba vul, bir baston, bir komple protez, bir çift terlik, üç çift iç çamaşın, iki gömlek, bir çift ayakkabı, iki kravat, bir robdöşambr, beş çift çorap, bir kemer, bir takım kostüm, bir pardösü, bir şapka, bir dolmakalem, iki anahtar, 3 paket Birinci sigarası ve bir tarih dergisi. Tahmin edilebileceği gibi bu liste deki eşyalar bu listedeki bavula sığabildi:»
Pek Sevgili Beybabacığım/ Yahya K e m al’den Babasına Kartpostallar/ Çeviriyazı: Nuri Akbayar/ Yapı K redi Yayınlan/ 301 s.
C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 5 8 7 S A Y F A 13
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi